Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 25 Aralık 2011 · 17:36
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi eylesin inşâAllah, Cenab-ı Hak gündüzümüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah, umurluklarınızdan nail eylesin, korktuklarınızdan muhafaza eylesin inşâAllah. Gölgesi Allah'ın kulağı, ölmüştür. Gönleler çabucak onun eteğine sarıl da, ahir zaman fitnelerinden kurtuldu.
Allah gölgeyi nasıl uzattı, demişti ya, ayet-i kerimende. Bu, erenlerin varlıklarına işarettir. Çünkü eren, Allah güneşinin ışığının kılavuzudur. Allah güneşinin ışığına kılavuzdur. Bu kılavuz olmadıkça bu ovada yola düşmem. Halil gibi, ben de vatanları sevmem de. Allah'ın yeryüzünde gölgeleri vardır. Oysa Allah, zat itibariyle cisimden münezzehtir. Ama Cenab-ı Hak kendi varlığını, kendi birliğini, kendisinin var olduğunu, insanlara öğretmek için peygamberler göndermiştir.
Peygamberlerin hepsi de Allah'ın varlığını, birliğini, teknini, sıfatlarını, hükümlerini insanlara anlatmışlardır. Ama sonuçta peygamberlerin ilki ve sonuncusu olan Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bu dünyadan zahire göç edince, Cenab-ı Hak peygamberlerin yerine Allah dostlarını, Allah erlerini göndermiştir.
Bu tabi peygamberlerin zamanında da veliler var idi. Veliler peygamberlerin zamanında yoktu diye böyle bir şey konuşmamız mümkün değil. Ama peygamberlerden sonra da bu veliler devam etti. İşte Hz. Mevlana, Celaletin Ruma Hazretleri diyor ki, Onlar bu dünyada ölmüşlerdir. Bu dünyada ölmüşlerden kastı, onların dünyaya karşı olan sevgi ve meyilleri yoktur. Onlar dünyaya meyletmezler. Dünya için ahiretlerini terk etmezler. Hani Hz. Ebubekir Efendimiz için yaşayan ölüdür dedi ya, bununla alakalı. Onlar dünyaya karşı muhabbet beslemez. Onlar dünyayı sevmezler.
Dünyadakiler farklı bir şeydir. Dünyayı sevmek farklı bir şeydir. Dünyayı sevmek, dünyada makam peşine koşmaktır. Dünyayı sevmek, dünyada mevki peşine koşmaktır. Dünyayı sevmek, dünyada mal biriktirmek, mülk biriktirmek, para biriktirmek için haram, helal tanımamaktır. Dünyayı sevmek, o kadın senin mi, değil mi, nikahın mı, değil mi bakmadan bütün önüne gelen kadına veya önüne gelen erkeğe sarkıntılık etmektir.
Dünya sevgisi, bu manada sevgilerin en aşağısıdır. En aşağısı. Dünya sevgisi, bir kimseni helamdan, haramdan, o duygudan uzaklaştırır. Dünya sevgisi, insanların Allah'ın çizgisini açtırır. İşte bir kimse, eğer ki Allah'la dost olacaksa, bu sevgilerden geçmesi gerekir. Bu putları kırması gerekir. Eğer bu putları kırmazsa, o kimse Allah'a dost olamaz. Bunların hepsi de insanın içerisinde gizli puttur. Belli olmaz. Bunlar böyle zahiren görünmez. O kimsenin makam peşinde koştuğunun maddi manevi. Bilemeyebilirsin, göremeyebilirsin. O kimse bunu içinde saklayabilir, gizleyebilir. İşte bir gün çavuş olurum, üstad olurum, şeyh olurum, alif olurum diye namaz kılar.
Allah muhafaza eylesey. Bir gün müdür olurum, amir olurum, bir gün genel müdür olurum diye helal haram tanımaz. Orada ben yükseleceğim diye her türlü alevereyi, talevereyi çeviririz. Veyahut da bir kimse, bir kadına sahip çıkmak için her türlü alevereyi, talevereyi çeviririz. Kadın onu yıkar. Kadın evlidir, çoluğun çocuğu vardır. Kadını boşatır kocasından, kendini nikahlayacağım diye uğraşır. Veyahut da kadını nikahlamadan kendisine eş etmeye çalışır. Bunlar, bu yolun tehlikeleridir. Sufi yolunda gidecek olanlar, bu noktada kendilerine çok dikkat etmeleri gerekir. Dünya diye, dünya olarak nitelendiren enteresan bir şeydir. Mesela, tenakuz gibi gelir.
Zıntınaymış gibi. Dünya, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, mal sevgisi, mevki sevgisi ve kadın sevgisi der. Bu üç şey, ümmetimi helak edecekler. Başka bir adiş şerifte de, dünyanızdan bana üç şey sevdirildi. İyi kadın, güzel koku, gözümün nuru da namazdır der. Bir tarafta, kadın sevgisini aşağılarken, bir tarafta da kadın sevgisini yüceltir. Aşağılattığı şey, bir kimsenin zina etmesidir. Aşağılattığı kadınla alakalı şey, o insanın çok affedersiniz. Kovarda bir zihniyet de, kadından kadına koşmasıdır. Elin namuslu kadınına, elin namuslu insanına dil uzatmak, onu bu noktada ifsad etmeye çalışanlardır. Allah muhafaza eylesin.
Oysa öbür tarafta, dünyanızdan bana kadın sevdirildi derken, onda iyi kadın derken, helal kadın. Helal kadın. O zaman, demek ki o Allah'ın gölgesi hükmünde olan veliler, bu üç sevgiden geçmiş olacaktır. Sufiler, bu üç sevgiden geçecek. Dünyayı sevip, taba edip, helal haram dinlemeden yutmayı, makamı geçmek için uğraşmayı ve kadınların peşinde koşmayı terk edecekler.
Eğer bunları terk edemezlerse, onlara velilik tacı giydirilmez. Onlar bu sevgilerden geçmezlerse, onlara velilik cübbesi giydirilmez. Onların avandan bir farkı kalmaz. Onların normal bir insandan farkları kalmaz. Allah muhafaza eylesin inşallah. İşte bir kimse böyle bir noktaya geldiyse ve ondan velilik nuru saçılıyorsa, ondan velilik kokusu alınıyorsa, insanlar onu rüyalarında görüyorsa, hallerinde görüyorsa ve insanlar onu manen bir eğitici, manen bir tebliğci, manen bu noktada kalbi ilimleri tedrici tedrici verici olarak görüyorlarsa rüyalarında, hallerinde,
Hz. Mevlana diyor ki, onun eteğine hemen yapış ve o ahir zaman fitnelerinden kurtul, onunla. Ahir zaman fitnelerinden kurtul, enteresan bir şey. Bakın Hz. Mevlana Celaletin Ruman defteri, vefat edeli 738 yıl geçmiş. Mesnevi'yi ömrünün son dövründe yazdırdığı kitaptır, Mesnevi. 735 diyelim, 735 yıl önce yazılmış.
Bunu öyle bir zat bul, ahir zaman fitnesinden kurtuluyor. Bundan 700 yıl önce yaşamış, bundan 38-40 yıl önce yaşamış, 38-40 yıl önce yaşamış, 50 yıl önce yaşamış. Ve mektubatını yazmış olan Bediüzzaman Said Nursa Hazretleri, mektubatın yirmi dokuzuncu mektup, dokuzuncu kısım, sekizinci terviyinde, diyor ki, bir kimse muhakkik alim zat olsa, nasibi olmadıysa, bir tarikat ehli olmadıysa, bir üstada bağlanmadıysa, veyahut da kalbi harekete geçmemiş ise, bugünkü deccaliyetin karşısında kendisini muhafaza etmesi müşkülleşmiştir der.
735 yıl önce, Bediüzzaman'ın özünü söyler Hazreti Mevlana. Der ki, sen bir mürşide, bir veliye bağlan ki, ahir zamanın fitnesinden kurtul. Mevlana Celalettin Rum Hazretlerinden yedi yüz yıl sonra gelen Bediüzzaman Said Nursa Hazretleri de aynı sözü söyler. Ve der ki, sen bir üstada bağlan.
Eğer bir üstada bağlanmazsa, kalbinle harekete geçmemişse, bugünkü zındıkanın karşısında imanı muhafaza etmen müşkülleşmiştir. Yedi yüz yıl önce, Hazreti Mevlana Celalettin Rum Hazretlerinin söylediği sözün, üç aşağı beş yukarı aynısını, yedi yüz yıl sonra Bediüzzaman Said Nursa Hazretleri de söyler. Kıymetli dostlar, bir kimse velinin ete yapışmadıysa, eğer bir kimse bu manada, yolu bir velinin yoluna uğramadıysa, onunla bir yolda paralel noktada kalmadıysa, bugünkü zındıkanın karşısında kendisini muhafaza edemez.
O fitnelerinden kendisini muhafaza edemez. Mürşidi kabil olmalı, o kimse. Veli, mürşidi kabil olmalı. Aynı zamanda da o kimse, o derviş dinlemeli. Nefsinden hareket etmemeli. Nevasından davranmamalı. Nevasından davranıyorsa, nefsinden davranıyorsa, onun bağlılığı bağlılık değildir.
Allah muhafaza eylesin. Bak gölgeyi nasıl uzattı demiş ya, Kur'an-ı Kerim'de. Bu erenlerin varlıklarını işarettir. Çünkü eren, Allah güneşinin ışığına kılavuzdur. Bu kılavuz olmadıkça, bu ovada yola düşme. Bir veliye intisap etmeden, bir mürşidi kabil'e intisap etmeden, ben tarikat hayatı yaşayacağım deme. Bir mürşidi kabil'e bağlanmadan, ben bu yolda giderim deme. Benim üstadım öldü, vefat etti. Onun kılıcı işinin eskisinden daha keskin deyip de, kendini aldatma. Başkalarını da aldatma. Hayır bizim üstadımız son mürşidi kabil'di. Son veliydi. Ondan sonra veli gelmeyecek deyip de, küfre de düşme. Neden küfre düşme diyorum?
İsm-i şerifinin tecelliyetle de manasına gelir. Allah müminlerin velisidir. Ama Allah, ayeti keriminde de yeryüzünde o veliler mahcup da olmayacaklar, mahzun da olmayacaklar demiş. Kim bunlar? Bu ayeti kerimenin tecelliyatı mı bitti o zaman? Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu yolda gidecek olanlar, bir tarikat, bir tasavvuf yolunda yürümek isteyenler. Ben bu yolda giderekten Allah'ı seveceğim. Bu yolda giderekten nefsimi teski edeceğim, terbiye edeceğim. Bu yolda giderekten ben nefis meratiplerini geçeceğim. Bu yoldan giderekten ben ruhumu seyr-i sülûk ettireceğim. Bu yoldan giderekten o kalbi mutmainne olanların haliyle halleneceğim diyenler, muhakkak ve muhakkak bir veliye, bir mürşid-i kamile bağlanmaları gerek.
Yoksa onlar yollarını şaşırırlar. Yoksa onlar yollarını sapıtırlar. Yoksa onların yolları, Allah muhafaza eylesin, çıkmaz sokaklara döner. Cenab-ı Hak bütün ümmet-i Muhammed'i bu halden korusun inşallah. Delilsiz hiçbir yol gidilmez. Cenab-ı Hak kendi yolunu peygamberlerle delillendirdi. Kitaplarla peygamberlerini delillendirdi. Cenab-ı Hak peygamber gönderdi. Her peygamberi de kitapla delillendirdi. Bir emirle, bir suhufla, bir sayfayla onları delillendirdi. Delillendirmediği hiçbir peygamber yoktur. Nasıl o peygamberleri delillendirdiyse, tarikat yolunu da, tasavvuf yolunu da delili, o veliler, o mürşid-i kamillerdir.
Allah muhafaza eylesin. Halil gibi ben de batanları sevmem de. Halil gibi ben de batanları sevmem de. O zaman senin o yolun apaydınlık yolu olsun. Sen sahte putların peşine takılma. Gönlündeki sahte putlara bakma. Kalbindeki o heva ve hevese bakma. Kendi aklının sana emrettiklerine bakma. O yüzden onların hepsi de gelip geçici, hepsi de batıcı şeyler. Tabi olacak olduğun şey, hiç batmayan velilik nurudur. Tabi olacak olduğun şey, yeryüzünde din olarak Kur'an ve sünneti, kendine dini yol olarak seçmen, din olarak İslam'ı, yol olarak Kur'an ve sünneti, tasavvufi, delil olarak da, bir velinin peşine gitmeyi, gitmeyi kendine hüccet say, delil say.
Allah bizleri onlardan eylesin inşallah. Gölgeden çık, gölge yüzünden bir güneş bul. Padişah, Tebriz-i Şems'tir. Onun eteğine sarıl demiş. Vesselam. El Fatiha. Selamat. Selamat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.