Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 24 Şubat 2013 · 1:36:03
Kahveyi getirsinler. Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Umduklarınızı nail eylesin. Kortuklarınızdan hıfzı muhafaza eylesin inşallah. Maşallah. Sorular artık hep kocaman sayfalarla geliyor. İnternetten bana mail ile soru soranlar vardı. O mail ile soru soranlara da mail ile ben birkaç tanesini cumartesi günü takip edin. Oradan inşallah sorularınıza cevap vermeye gayret edelim dedik. İnşallah öyle yapalım. Süleyman kardeşin sorusu.
Adem'e secde etmekten imtina eden şeytan kafirlerden oldu. Ayet-i kerimesine istinaden bu kafirlik Rabbi inkar olmamasına rağmen nasıl oluşmuştur? Ve devamen kafirlerden denilerek çoğul kullanılması neyi ifade ediyor? Bilgi alabilirsem memnun olurum. Rabbim kolaylıklar versin demiş. Selam ve dua ile. Allah razı olsun inşallah. Kafirlik sadece Allah'ı inkar etmekle oluşmaz. İslam dünyasında yeniden bir şeyleri yapılandırmaya çalışıyorlar. Bu yapılandırma esnasında Muhammed-i Mustafa'nın peygamberliğini veya Allah'ın ayetlerinden bir ayeti inkar edenleri kafir noktasında göstermek istemiyorlar.
Bu yapılanmanın neticesinde bir kimse Allah'ın varlığını kabul ediyorsa Allah'ın emirlerini kabul edip etmemesi önemli değil. Onlar için, onlar onu kafir hükmünde görmek istemiyorlar. Oysa bizim inancımız, Müslümanların, Muhammedilerin inancı şudur. Allah da bizi o tarafa doğru meylettirir. Öyle iman ettirir bize. Bir kimse Allah'ın varlığını, birliğini kabul edebilir. Ama o kimse Allah'ın hükmünü kabul etmezse, o yine kafirlerden olur. Ayet-i kerime meşhurdur. Kim Allah'ın hükmüyle hükmetmezse, o kafirin ta kendisidir.
O zalimin ta kendisidir. O fasın ta kendisidir diye ayet-i kerime vardır. Eğer bir kimsenin elinde Allah'ın hükmüyle hükmü mevcut ise ve Allah'ın hükmüyle hükmetmiyorsa, hükmedebilirliği noktasında, o kafirdir. Bu kimi ilgilendirir? Bu hükmetme yetkisinde olan insanları ilgilendirir. Birinci derecede devlet, devletin hukuk organlarıdır. O yüzden ben bunları böyle açık açık konuşurum, korkacağımı düşünmeyin yani. Bu noktada Allah'ın hükmüyle hükmetme etkisi, yetkisi ve hakkı olmayanlar, ama kendi elinin altında bir şeye Allah'ın hükmüyle hükmetmiyorsa, o da zalimin ta kendisidir. Sehven insanın kendi birey dairesinde, kendi üzerinde yapmış olduğu eksiklikler, yanlışlıklar vardır.
Bir kimsenin günahı kebair işlemesi gibi. O da fasın kendisidir. Allah'ın hükmü nedir? Örnek, içki içmek haramdır. Bu Allah'ın hükmüdür. Bu Allah'ın hükmünü, bu içkiyi yasaklamak, içenleri cezalandırmak devletin işidir. Eğer devlet veya hükümran olan veya hükmeden buna böyle hükmetmezse kafir olur.
Kimdir burada fasık olan, gidip içki içen mümin ise fasık olur. Allah'ın hükmüyle kendisini hükümlendiremedi. Bunun gibi, eğer bir kimse, bir kimse Allah'ın herhangi bir ayet-i kerimesini, iki dizinizin üzerine kalkın yaklaşın biraz daha bana doğru. Bu bağlamda bir kimse, Allah'ın bir emrini yerine getirmezse, kasten bazı imamlar noktasında kasıtlı bir şekilde emri yerine getirmediğinden, küfür noktasında algılayanlar olmuş.
Kasten yerine getirmiyor, reddediyor. Şeytan, bu manada Allah'ın Adem'e secde et emrini yerine getirmediği için kafirlerden oldu. Allah emretti, Adem'e secde edin diye. Bütün cinlilere, bütün meleklere, bütün o güne kadar yaratılmış olan her şeye Adem'e secde emri verdi.
Bu Adem'e secde emrinde yaratılmış olan her şey vardı. Adem'e secde etmeyen bir tek şeytan oldu. Şeytan, Allah'ın emrine muhalefet ettiği için kafirlerden oldu. O zaman bir kimse Allah'ın emrine muhalefet ederse, o da kafirlerden olur. Çoğul, şeytan da çoğul. Neden? Şeytan isim olarak bir kişiyi, bir nesneyi, bir nefsi andırırken, arkasında bir sürü çoğulluk var. Adem de bir kişi ama hepimiz Adem'in çocuklarıyız. Adem'iz. Çoğul, Ademler. Bir sürü, insanlar. Bir sürü. Bu da onun gibi. O kafirlerden denilerekten çoğul kullanılması da bunu ifade ediyor. O yüzden toparlıyoruz meseleyi.
Eğer Allah'ın herhangi bir emrine bir kimse direkt muhalefet ederse, yok hükmünde görürse, inkar ederse, o da kafirlerden olur. Allah bizi affetsin inşallah. Bu da Fransa'dan sorulmuş. Bankada parası olup bu parayı çalıştıran kişi faiz işlemiş olur mu? Yani örneğin bankada iki milyarı var.
Banka o paraya karşılık aylık o kişiye yüz lira veriyor. Bunun kar payı olduğu söyleniyor. Faize girmediği söyleniyor. Sizden bilgi almam gerek demiş. Şimdi bu kardeşimiz Fransa'da yaşıyor. Ama Türkiye'de de yaşaması bir şey değiştirmeyecekti. İster Türkiye'de yaşasın, ister Fransa'da yaşasın. Yaşam yeri neresi olursa olsun. Bu konu internette birkaç kişi daha böyle mail yoluyla bana soru sormuştu. Hepsine de cevap olsun. Bu meseleyi geniş olarak defaatle değişik sohbetlerde anlattım. Rica ediyorum. Biraz geçmiş sohbetleri dinleyebilirler. Bunları buralardan bulabilir arkadaşlar.
Gönül arzu eder ki bu sohbetleri dinleyen insanlar bu defalarca sorulan soruları ayıklayabilsek keşke. Ayıklayıp sayfaya koyup yayınlayabilsek ve insanlar tekrar tekrar bu soruları sormasalar. Konuşmaktan, imtina ettiğimden, bıktığımdan dolayı değil bilinmeyen konulara biraz daha zaman ayırabiliriz diye zamanı israf etmeme açısından. Sakın kardeşler üzerlerine alınmasınlar sorularından bıktığım veya usandığım anlamına gelmesin. İslam fıkahası, İslam fıkıhçıları, İslam alimleri dünyayı toprak olarak ikiye ayırmışlar. Bir, İslam'ın hukukuyla hukuklanan topraklar, arz, devlet, buna coğrafik alan veya hukuki alan buna ne derseniz deyin. İkincisi, İslam hukukuyla hukuklanmayan yerler.
Benim nezdimde, dünya üzerinde net bir şekilde İslam hukuku ile hukuklanan bir devlet sistemi şu anda yok hükmünde. Yanılabilirim, yani gidip bizatihi yaşamadığım, bilmediğim yerler var, olabilir. Yanıldıysam, bilmediysem Allah beni affetsin. İslam hukukuyla hukuklanmayan yerlerde Hanefiler, Hanefiler diyorum, altını çiziyorum. O bölgede, o beldede müminle kafirin arasında faiz hukukunun olmayacağını beyan etmişler. Buna delil olarak da, Hz. Abbas Efendimizin Müslüman olduğu halde, Mekke'de yaşamaya devam ederken, Mekke'de Hz. Abbas faizle iştigal ediyordu.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Mekke fethedilinceye kadar onun bu iştigalini yasaklamadı. İmam-ı Azam ve Hanifiler, İbni Mekhul hadisini kendilerine ölçe almışlar. İslam hukukunun olmadığı bir yerde, müminle kafirin arasında faiz olmaz demişler.
Kafir, bir şahıstır, iki sistemdir. Bugünkü dünya üzerinde, bir insanın şahıslarla olan ilişkisi vardır. İki, şahısların, insanların kurduğu sistemlerle ilişkisi vardır. İslam hukukunun yaşanmadığı yere, İslam alimleri Darül Harp demiş.
İslam hukukunun yaşandığı yerlere, Darül İslam denmiş. Dar yer demek burada. Dar yer, coğrafik alan, toprak, bir memleket, bir belde. Bu toprakların adına Anadolu demişiz. Bu Dar'ın, bu yerin ismi Anadolu. Bir yerin Darül İslam olabilmesi için, İmam Muhammed'e göre orada, o yerde, o beldede, o bölgede, İslam hukukunun tecelli etmesi gerekir. Bir yer, Darül Harp olması için de, İmam Muhammed'e göre, orada İslam hukuku yok ise, orası Darül Harptir demiş. Hocası İmam-ı Azam ve diğer hocası İmam Yusuf, demişler ki, iki şart daha gereklidir.
Bir şart, Darül Harp'e bitişik olmasıdır. İkinci şart da, orada daha önce eman verilenlerin, emanlarının kaldırılması demiş. demişler, bunu El-Hidaye'ye bakabilirsiniz, Dürer-Gürer'e bakabilirsiniz, Fetevay-i Hindiye'ye bakabilirsiniz, İbn-i Abidin'e bakabilirsiniz. Bunun Cuma bahislerinde de bulabilirsiniz. Emanet ve ehniyet, ikil ciddik ona bakabilirsiniz. Hanefi fıkıhının temel kitaplarıdır. Buralardan açıp bakabilirsiniz, aynı şeyleri oradan da okuyabilirsiniz. Bu benim fikrim değil yani. Bu benim düşüncem değil, bu bencesi değil yani. İslam hukukçular koymuş bunu. Bunları koyarken de, Hadis-i Şerif'i kendilerine bu noktada ölçü almışlar. Buradan hareket ederekten, Karşımızdaki kurum, Eğer faizi kendisine real bir alışveriş olarak gördüyse, Karşımızdaki kurum, Faizle iştigal etmeyi haram görmüyorsa, O kurum, İslam hukuku yoktur orada.
Bir, O beldede İslam hukukunun olmaması lazım. Türkiye'de İslam hukuku yok. Soruyu soran Fransa'da, Fransa'da da İslam hukuku yok. İslam hukuku olmuş olsa, Türkiye'de, Faiz zaten öyle orta yerde dolaşmaz. İnsanların hukuku, Dini hukuka göre tecelli eder. Böyle bir şey yok. Böyle bir şey olmayınca da, Türkiye için hiç kimse, İslam Cumhuriyeti diyemez. Hiç kimse, İslam hukukunun yaşandığı bir yer diye de diyemez. Derse adamı içeri atarlar zaten. Otomatikman, Layık devlete karşı çıkmaktan içeride adam. Türkiye Cumhuriyeti'nin hukukunu da, Başka bir hukuka çevirmeyi istemek de yasaktır.
Yani siz derseniz ki, Türkiye'de ben İslam hukukunu istiyorum, İçeride alırsınız solu. Sakın ha! Ben İslam'ın hukukunu istiyorum, Ben İslam hukukuyla hukuklanmak istiyorum derseniz, Ve bunu bir cemaate anlatırsanız, Kendinize taraftar toplamaya çalışırsanız, Sizi paldır küldür içeri alırlar. Memleketin, devletin, Layık, demokratik, hukuk sistemini Değiştirmekten, İlticai faaliyetlerden, Küldür tek savcılığın karşısındasınız. Namazınızı kılabilirsiniz, Orucunuzu tutabilirsiniz, İbadetlerinizi edebilirsiniz. Ve size şunu söylerler, Namaz kılmak mı yasak bu memlekette, Oruç tutmak mı yasak?
Değil. Bana soruyorlar, ben değil diyorum. Zekat vermek mi yasak? Değil diyorum. Değil. Siz bütün sabaha kadar namaz kılabilirsiniz. Size bir şey yapmazlar. Sabaha kadar zikredebilirsiniz. Size bir şey yapmazlar. Sabaha kadar hafızlık yapın. Hiçbir şey yapmazlar size. Her sokak başına, Okullar kurun. Her sokak başına, Kur'an kursları kurun. Her sokağın başına, Tekkeler yapın. Oturun, sabahtan akşama kadar orada zikretsinler. Hiçbir sıkıntı yok. Hiçbir problem yok.
Derseniz, Ben Türkiye'de İslam hukukunun yaşanmasını, İslam hukukunun uygulanmasını, İslam hukukluyla hukuklanmasını istiyorum. Dediğiniz an, Bu hataya düşmeyin diye, Bunun altını çizerekten söylüyorum. Savcılığın önünde, İlk önce elleriniz kelepçelenmez de, Nasıl söyleyeyim? Yani polis, Sizi karakoldan savcılığa götürünceye kadar, Sizi tehlikeli görürse, Kelepçeyi vurur. Hırsıza vurmazlar. Dolandırıcıya vurmazlar. Adam bana sahte çeki vermiş, gitmiş. Adam yok bile, Mahkemeye gelip ifade bile vermiyor.
Ona kelepçe vurmuyorlar. Onu tutuklamıyorlar bile. Bir çek yasası çıkarıyorlar. Ne kadar dolandırıcı, üç kağıtçı, beş kağıtçı varsa hepsi de çıkıyor dışarı. Adam bir sürü can yakmış, millete doğramış, pırasa doğrar gibi çekleri. Milletin malını almış, gitmiş, ütümüş milleti. O dışarıda dolaşıyor. O tehlikeli değil. Hırsız. On beş sefer, on altı sefer yakalanıyor. On yedincisinde çıkıyor. Soyama da evi, inat eder gibi bir daha soyuyor. Gene o dolaşıyor ortalıkta. Uyuşturucu kullanıyor, uyuşturucu satıyor. Önemli değil. Hele iki tane türkü söylüyorsa, bir baldır bacak açıyorsa, iki göğüs dekoltesi veriyorsa, üç gün sonra TRT'de görüyorsunuz onu siz.
Uyuşturucudan yakalanmış, uyuşturucuyla hemhal olmuş sanatçı denmiyor. Filanca büyük ses sanatçısı, filanca sinema sanatçısı, filanca tiyatro sanatçısı. Siz bir de alkışlıyorsunuz onu. Kim? Uyuşturucu müptelası. Eroin satıcısı, esrar satıcısı, çocuklarımızı zehirleyen. Adı sanatçı ya. Adı sanatçı olunca onlar tutuklanmıyorlar. Onlar bir şekilde çıkıyorlar gene. Bizim televizyonların önünde boy gösteriyorlar. Onların yüzleri kızarmıyor. Ya ben uyuşturucudan tutuklandım veya uyuşturucudan gittim, sorgulandım. Yani benim işte, affedersiniz, necasetimde uyuşturucu bulundu. Kanımda uyuşturucu bulundu. Gidiyor ben içeceğim, kullanıcıyım diyor.
Bırakacağım ama tövbe edeceğim diyor. Tövbekar oluyorlar orada. Onları da bırakıyorlar. Neye tecavüzcü? Altı sene cezası. Gidiyor. Bir af maf, o bir de özel hal indirimden faydalanıyor. Tecavüzcü özel halinden indirim yapıyor. İyi halinden dolayı. Ya adam tecavüzcü ne iyi hali. Onlar çıkarken takım elbise bir kravat takıyor. Tecavüzcü adam. Orada tecavüzcü değil. Pişmanım. Sarhoştum. Bilemedim hakim bey. Bir daha yapmayacağım tövbeler tövbesi. Çık dışarı. Cezaevleri dolu zaten. Birilerine boş. Kime? İslam hukukunu isteyene.
Bu parantez için dedi. Kapattım. Sizi uyarıyorum. Hata yapmayın diye. Tecrübe var çünkü. Mesela size bir örnek. 28 Şubat'tan. Nurettin Şirin. Hatırlıyor musunuz? Gazeteci. Adam öldürmedi. Kimseye bir çakı bir çak çekmedi. Kimseye hakaret etmedi. Kimseyle kavga etmedi. Kimseyle dövüşmedi. O kalktı. Filistin var dedi. Filistin'de Müslümanlar var dedi. Bu İsrail'le bu Filistin'den bu böyle olmaz dedi. Kütüçerde adam. İsrail'le Türkiye'nin terörist anlaşması var.
Aslında başbakan, başbakanlığını kaybettiği anda İsrail ona dava açıp Türkiye'de onu tutuklatabilir. İsrail'e terör devleti teröristsin dedi ya. İsrail devletine terörist demek, onu terörist devlet görmek Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre, anlaşmaya göre yasak. Ya sen de geldik biz burada ne güzel mesnevi dinleyecektik.
Nereden bunları muhabbete çıkardın şimdi? Biz nereden beri mesnevi dinlemeye geldiydik? Eyvallah. Mesnevi'den de okuyacağız. Şimdi bir yer bu noktada İslam hukuku yoksa orası ne olmuş oldu? Darül harp oldu. Darül harpte müminle kafirin arasında faiz kalmadı. Devlet layık, demokratik bir devlet olduğundan İslam değil. İslam olmuş olsaydı, biz elektrik parasını geciktirdiğimizden dolayı ama olmazsa kasıtlı geciktirdin değil mi?
Veya kasıtsız geciktirdin. O aslında geciktirdin, adam gelecek, tak kesecek senin elektriğini. Faiz çalıştırmayacak. O kesmiyor. Faiz çalıştırıyor ya oradan. Faiz aldı senden değil mi? Kim faizle iştigal ederse, alırsa verirse, bu hadis-i şerifi kabul etmek istemiyorlar. Hazreti Peygamber böyle laf söylemez diyorlar. Canlar acıyor. Bu yüzden insanları televizyonlara çıkarmıyorlar. Sohbet yerlerine çıkarmak istemiyorlar. Ağır konuşuyor böyle konuşanlar diyorlar. Ne biliyor musunuz hadis-i şerif? Kim faizle iştigal ederse, annesiyle Kabe duvarının dibinde nikah işlemiş gibi olur.
Herkes ayağa kakıyor. Bu hadis-i şerifi yok kabul ediyorlar. Evet. Diyanet, mümin, müminden faiz alır verirse, annesiyle Kabe duvarının dibinde cima etmiş gibi günaha girer. Vergi dairesi, bir gün geciktiriyor mu faiz bindiriyor. Faiz bindirmeyen hiçbir yer yok. Diyanet vakfının parası bile faizle yatıyor. Eğer karşıdaki sistem, sistemin başındaki insanlar, banka kurdu, x banka, sahibi kim? Mümin. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah dediyse mümin. O kimse faiz aldı. Sen de ona verdin veya ondan aldın.
Yandı. Keten elbâh. E, karşındaki banka, gayrimüslim. Veya, dinsiz. Gayrimüslim de yok. Dinsiz. O zaman onunla alışverişinde faiz olmuyor. Anladınız mı? Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sınırlarının içerisinde İslami kurum ve kuruluş yok. İslam hukukuna uygun çalışan hiçbir kurum da yok.
Buna Diyanet dahil. Benim dilim sivridir. Sivri biraz. Diyanet de dini bir kuruluş değildir. Maaşını devletten alır. Vergi dairesinin memuru, polis memuru neyse, Diyanetin memuru da aynıdır. Sakın onu da dini bir kuruluş olarak görmeyin. O devletin din hizmetlerini görür. Öbürkü devletin maliye hizmetlerini görür. Öbürkü devletin asayiş hizmetlerini görür. Öbürkü devletin, örneğin işte iktisat işlerini görür, neyse. Sağlık işlerini görür, eğitim işlerini görür. Değişen bir şey yok. Bu meseleyi aydınlatmak bu kadar yeter herhalde. Çok zaman filan ayırdım buna.
Evet. Bir soru daha. Bu da Almanya'dan. Almanya'dan Kadir kardeşimiz sormuş. Nefis kavramı şehvet arzusu ile özdeşleştiriliyor. Çoğu zaman halk arasında, bu özdeşleşme halk arasında. Sufi için nefis tanımı nedir? Sufizme göre nefis terbiyesi nedir? Nefis terbiyesinin türleri ya da boyutları var mıdır? Oruç tutmak nefis terbiyesinde ne derecede önemlidir? Kur'an-ı Kerim'e baktığımızda, nefis bir, bir şeyin varlık anlamında kullanılmış. İki, anlamında kullanmış.
Kötü istekler olarak algılanmış. Değişik yerlerde, değişik manalarda kullanılmış. Bu çok teferruatlı ve ayrıntılı bir mesele. Bunu, bir kısmını önümüzdeki hafta anlatmayı planlıyorum. Ama bir gizirgah yapacağım buradan. Ben bir bütün olarak bir nefisim. Benim zatım komple bir nefis. Bu noktada, bir kimseyi birey noktada algıladığımızda, o bireyin zatını bir nefis olarak nitelendirebiliriz. Burada hani halk arasında konuşulur ya, nefsi müdafaa diye.
Nefsi müdafaa nedir? Bir kimsenin kendisini müdafaa etmesidir. O zaman nefsin bir manası nedir? O kimsenin kendisidir. Kur'an-ı Kerim'in içerisinde bazı ayet-i kerimelerde nefis olarak ruhtan bahseder. Bir de nefis olarak bir kimsenin kötülükleri istemesi şehvet olarak algılanır. Cenab-ı Hak insanı en mükemmel şekilde yarattı.
En mükemmel şekilde ahsen-i takvim üzerine yaratılan insan, işte o kötü duyguların esiri olursa, kötü arzuların esiri olursa, hayvandan daha aşağı bir mahluk haline gelir. Bu hayvandan daha aşağı mahluk hale gelen bu kimse, nefis terbiyesiyle bu halden çıkıp, insanı kamil olur. İnsan için esfer-i safilin ile nefis meratiplerinin sonu olan safiyyenin arasında yaşayan gelgitler vardır. Esfer-i safilin emmareden daha aşağıdır. Ve bu nefis meratibleri Kur'an'da karşılığı vardır.
Emmara levvame, mülhüme, mutmainne, radiyye, mardiyye, safiye olarak. Emmarenin aşağısı esfer-i safilindir. Hayvandan daha aşağıdır. Bizim sufilerin kullandığı, sufilerin konuştuğu alan bu nefistir. Sufiler bu nefsi terbiye etmek için uğraşırlar.
Ve bu nefsi terbiye ederler ise, Bir müddet sonra, nefsini bilen Rabbini bilir, hükmüne doğru yürürler. Nefsini bilen Rabbini bilir noktasına geldikten sonra, O kimsenin yürümesi devam eder daha. Bir kısım ehli tasavvuf, nefsini bilen Rabbini bildiği noktasına geldiğinde, yolunun bittiğini zanneder.
Oysa nefsini bilen Rabbini bildiği noktasına ulaşan kimsenin daha gidecek çok yolu vardır. İşte sufiler, hem nefisle olan mücadelelerinde, emmare levvâme mülhüme mutmâine râdiye mârdiye safi olarak yürürken, Bizim yolumuzda olanlar, hem de seyr-i sülûk noktasında kalp ayağıyla da ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktasına ulaşırlar.
Biz bunu tasavvuf dili olarak, şeriat, tarikat, hakikat, marifet olarak konuşuruz ya, Biz buradan şeriat noktasını normal herkesin yolu olarak kabul eder, bunu saymayız, tarikat, hakikat, marifet olarak görürüz. Veyahut da bazıları, hakikat ve marifeti tek noktada birleştirir, şeriat, tarikat, hakikat der geçer.
Bunu kimileri dörtler, şeriat, tarikat, hakikat, marifet der, kimileri üçler, şeriat saymaz, tarikat, hakikat, marifet der, kimisi dörtler. İşim burasında değilim. O seyr-i sülûk noktası zaten, ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktasıdır. O şeyhinde fani olma, Resulullah'ta fani olma, Allah'ta fani olma noktasıdır. Ve o işin kalbi ayağıdır. Öbür tarafta işin nefsi ayağı vardır ki dördüncü makama kadar. Emmare levvame müllüme mutmainneye geldiğinde o kimsenin seyr-i sülûku başlar. Mutmainne'ye geldiğinde o kimse ilmel yakindir. Mutmainne'den râdiyeye geçer, hakkel yakin olur. Mardiye'ye geçer, ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin olur.
Safiye'de artık ehadiyet makamıdır. Ve hakkel yakinin ondan sonrası sonsuz devam eder. Bu teknik konuşaraktan kafanızı bulandırmak istemiyorum. Sufiler sadece sohbetlerinde nefis meratiplerini konuşurlar. Kalbi meratipler ehline malumdur derler. Kalbi meratib edecek olanlar, Üstatları tarafından seyr-i sülükte yetiştirilirler. Ama o yetiştirilme emmare levvame mülhümeyi geçip mutmainne makamına gelenlerde olur. O kimse mutmainne makamına geldiğinde, O kimse seyr-i sülükada adımını atmış olur. Kitaplarda böyle okursunuz. Bu fakir bunu böyle algılamaz. Bir kimse bir üstada bir mürşid-i kamile bağlandı ise, Onun seyr-i sülükü başlar.
Bu fakirin algısı da böyledir. O kimse bir üstada bir mürşid-i kamile bir pire elbende olduysa, Bir mürşid-i kamile tam sıkı bir şekilde bağlandı ise, Bağlılığında şekli ve şüphesi yok, Yoluna devam etme gayreti, Yoluna devam etme azameti ve azimi, Yoluna devam etme sıdgıiyeti üzerinde var ise, O kimsenin seyr-i sülükü başlar.
O kimsenin nefisle mücadelesi ve nefis meratiplerini geçmesi de başlar. Bir kimsenin üstada bir mürşid-i kamile bağlanması, Onu otomatikman emmareden, levvameden çıkarır. Çünkü bir kimse hem bir mürşid-i kamile bağlı olacak, Hem de göz göre göre haramlara, günah keballere devam etmesi olmaz. Mümkün değildir. O yüzden o kimse emmare ve levvameden çıkar. Onun seyr-i sülükü, Onun nefisle mücadelesi başlamıştır. Bu noktada nefisle mücadelede, Birinci derecede insanlar, Günah keballeri terk etmekle başlarlar. Bu birinci derecede nefis meratibi, İnsanlar farz ibadetlerini yerine getirmekle başlar. Allah'ın farz kıldığı ibadetleri yerine getirmeyenler, Allah'ın haram kıldığı, Allah'ın hududunu açıkça çiğneyenler, Asla nefis meratiplerinde yürümeyi hayal etmesinler.
Hani Yunus demiş ya, Ele geleni yersin, dile geleni dersin, Böyle dervişlik dursun, Sen derviş olamazsın demiş ya, Ele geleni yemek, Haramı, helalı dinlememek. Ele geleni yemek, Sünneti, farzı dinlememek. Ele geleni yemek, Hedef ve adabın dışında yürümek. Önüne geleni yiyorsan, Domuzdan farkın yok.
Ucuz kurnazlıklar yapıyorsan, Tilkiden farkın yok. Ona buna sataşıyorsan, Herkese salyanı akıtıyorsan, Köpekten farkın yok. Arkandan geleni tekmeliyorsan, Eşekten farkın yok. Bu halinle, Sen insan bile değilsin. Nefis meratibi, Haramlardan uzak durmakla başlar.
İbadetleri bir tamam işlemekle devam eder. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Sünnetiyle yürünür. Onun ayak izleri takip edilir. Bu sözlerim ağır gelebilir nefislerimize. Ama işin hakikatini konuşmakla, Sorumlu hissediyorum kendimi. Bunu böyle keskin çizgilerle belirliyorum ki, Bir kısım insanlar, Kur'an ve sünnete tabi olmadan, Kur'an ve sünnetin içerisinde durmadan, Nefislerini terbiye edeceklerini söyledikleri, Değişik ticari kurum ve kuruluşlar var.
Oralardan da bize teklif geliyor. Öğretilerinizi bize öğretir misiniz? Biz otellerde toplanıyoruz. İşte otellerde seminerler veriyoruz. Nefisle terbiye nasıl olmalı? Tabi onlar benim konuşmamı isterlerken, Bana dökümanlar göndereceklermiş. Ben onların dökümanlarının üzerinden konuşacağım. Onlar da kendi tabirlerine diyecekler ki, Büyük Mevlevi Üstadı Mustafa Özva, Nefis terbiyesiyle alakalı, Size sohbet edecek.
Günlük bin dolar, Gelin bakalım filanca beş boynuzlu otele, O beş boynuzlu otelde, Hepiniz yatırın paraları, Biz de orada panel yapacağız ya, Gideceğiz, Bize de üç beş kuruş verecekler, Biz de döneceğiz. Onların ellerindeki, Onların tabiri caizse, Donelerini kullanaraktan yapacağız. Dedim o kardeşleri, O arkadaşları hepsini de dedim, Karabaşı veli tekkesine getirin, Orada bedava dinlesinler dedim ben. Para da lazım değil. Biz burada para almıyoruz kimseden. Yok orada istiyorlar. Bu tip kurum ve kuruluşlara gidenler için söylüyorum. Altını çizerekten. Eğer nefis terbiyesi, Muhammedi olacaksa, Nefis terbiyesi, İslam olacaksa, Bunun adı Kur'an ve Sünnet, Bunun adı Budistlik değil, Bunun adı Hinduluk değil, Bunun adı egzotik değil, Bunun adı süslenmiş bir at değil, Bunun adı önüne İngilizce, Ardına İngilizce, Eklentiler kullanılıp, yapılıp, Önüne arkasına değişik isimler takılıp, Böyle isimlerle süslendirilip, İnsanların önüne konulan bir şey değil.
Nefis terbiyesi, Direkt Kur'an ve Sünnet'e dayalı bir sistemdir. Bunun başlangıcı, Haram'ı terk etmektir. Haramlar Mekke'ye göre, Büyük günah kebaylar 24'tür. Dilin haramları, Gözün haramları, Elin haramları, Ayağın haramları, Cinsel uzuvların haramları, Kalbin haramları diye, Mekke bunu, 24'e çıkarmış.
Günah-ı kebayl noktasında, Hazreti Peygamber, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri'nin, Hazreti Ömer Efendimizin oğlu, Abdullah'tan nakledilen, Adı Şerife göre 7'dir. Söyleyecek sözümüz yok, Ama alimler, Ulemalar, Kur'an ve Sünnet'e dayanaraktan, Oradan aldıkları feyizle, Oradan aldıkları ilham ile, Oradan aldıkları hukuk ile, Günah-ı kebayları beyan etmişler. Dilin afatları meydandadır. Nefisle mücadele edecek olanlar, Birinci derecede, Dillerini koruyacaklar. Yalan söylemek, Yemin etmek, Gıybet etmek, Dedikod etmek, İftira etmek, Laf taşımak, Kovuculuk yapmak, Küfretmek, Hakaret etmek, Kötü söz kullanmak, Ağzından o kimsenin, Kötü bir söz çıkmayacak hiç.
Haramlardan dil temizlenecek. Birçit sonrası, Ya hayır söyle, Ya sus. O kimse hayır söylemediği noktalarda, Sussak, Birçit noktası, Hakkı ve sabrı tavsiye edecek. Demek ki, O eğitim sürecinde, İlk önce haramları terk edecek. O dil, Haramları konuşmayacak hiç. Haramları konuşmadıktan sonra, Terbiye olan dil, Aynel yakin noktasında, Ya hayır konuşacak, Ya susacak. Onun nefis meratibi, Belirli bir noktaya geldiğinde, Sufi noktasında, O hakkı ve sabrı, Tavsiye edenlerden olacak. Biz, Kardeşleri bu noktaya kadar, Bekleyin demiyoruz.
O yüzden diyoruz ki, Sizin, Nefisle olan mücadelediniz, Üstad'a bağlandığınız, Andan itibaren, Başlar. Siz bir, Üç hali birden yaşarsınız. Haramları terk edersiniz. Hayır konuşacağınız zaman, Hayrı konuşursunuz. Hakkı ve sabrı tavsiye edersiniz. Beklemek yok. Zamanımız yok çünkü. Bizim beklemeye tahammülümüz yok. Yangın yatağı ortalık. Biz aman kardeşler, Siz eğitiminizi bitirin, Ondan sonra hakkı ve sabrı tavsiye edersiniz. Öyle değil bizim. Ben o yüzden dedim, Bizim kardeşlerin, Seyri sülükleri, Üstadlarından ders aldıkları itibaren başlar. Onların mücadeleleri de başlar.
Öyle kolay değildir ders almak bizden. Adamın eşi, aşı, işi, çoluğu, çocuğu, akrabaları, kardeşleri, komşuları, arkadaşları. Herkeste imtihan yaşar. O da onun doğru yolda olduğunu gösterir. Örnekliyorum. Nefis meratim, nefisle mücadele. Dildeki mücadele. Elin haramları. Harama elini uzatma. Haramı tutma. Harama dokanma. Hırsızlık yapma. Kimseye vurma. Kimseyi dövme. Kimseyi öldürmeye kalkma. Elinden senin, Asla haram çıkmasın. Bu el, Senden davacı olur. Bu dil senden davacı olur. Sen elinle hayır işle.
Bir el, Evinin iaşesini sağlamak için çalışıyorsa, O el kıymetlidir. Hayır hasanetle işliyorsa, Kıymetlidir. O el, O kol abdest alıyorsa kıymetlidir. Abdest almayan kolun kıymeti yok. Abdest almayan ağzın kıymeti yok. Abdestiz ağzın kıymeti yok sufilikte. O yüzden sufi abdestsiz yere basmaz. Abdesti bozuldu hemen gider abdest alır. Abdest onun zırhıdır manevi olarak. Nefisle mücadele abdest onun zırhıdır. Yatarken abdestini alır da yatar. Yatarken abdestini alır da yatar. O dil abdestidir.
O ağız abdestidir. Abdestli ağızdan küfür çıkar mı? Abdestli ağızdan yalan çıkar mı? Abdestli ağızdan eşine hakaret çıkar mı? Abdestli ağızdan eşine hakir görmek çıkar mı? Abdestli ağızdan dedikodu, gıybet, fitne çıkar mı? Abdestli ağızdan Kur'an ve sünnet aykırı bir şey çıkar mı? Sufi böyle nefisle mücadele eder.
O sufinin elinden yanlışlık çıkmaz. Hatuna vuruvereyim. Yok öyle şey. Hatunu çimdireyim. Yok öyle şey. Vurmuyormuş da çimdiriyormuş. Bizim dervişler çok akıllı zannediyorlar kendilerini. Biz vurmayı yasaklıyoruz ya. Vurmuyormuş da kadının kolunu çürütüyormuş. Şeytanın aklı o. O dervişin aklı değil. Şeytan dedi. Onun yaratılışı ayrı, benim yaratılışım ayrı. Kadın gitme dediğin yere gidiyorsa senden habersiz tembih et. Söyle, anlat. Yine gidiyorsa o zaman hadi diyeyim ki evliliğini kurtarmak için bir fiske vurdun.
Efendim beni sinirlendiriyor. Oh ne kadar güzel. Ben de sinirlendim dedim. Ne yapayım şimdi seni dedim. Bakıyor gözümün içine. Ben de şimdi sinirlendim. Kaldı. Elden bir şey çıkmayacak. ayaktan bir şey çıkmayacak. Ayak harama yürümeyecek. Ayak harama basmayacak. Ayak seni harama götürmeyecek. Birinci derecede. İkinci derecede harama gitmiyor, duruyor. Hayır işliyor bak. Durmak da ayı hayırdır. Harama gitmediği müddetçe. Sen Hakk'a doğru koş. Sen Hakk'a doğru koş. Ayağın işi o.
Allah sana ayak verdi. Hakk'a koşman için. Meyhaneye, bara, pavyona değil. Allah sana ayak verdi. Maça, caza, saza koşman için değil. Allah sana ayak verdi. Hayra koş diye. Allah sana ayak verdi. Camiye git diye. Allah sana ayak verdi. Çoluğunun, çocuğunun rızkını temin et diye. Allah sana ayak verdi. İlim yolunda koştur diye. Nefisle mücadele. Gözün harama dönmeyecek. Şu kadının eteğine bakayım. Bu adamın orasına burasına bakayım. Bu kadının şusuna busuna bakayım. Gözün harama gitmeyecek. Yukarıda benim eşim var ama nerede ya? Veya oturup böyle sota bir yere yukarı kesmeyecek.
Tekka burası. Dışarı gideyim de ya. Ben oradan birisine bakarım şimdi. Gidi böyle bir köşeye bakıp da bir adama bakmayacak. Veya bir kadına bakmayacak. Hatta ona bakıyorlarsa o kafasına yiyecek. Bakmayacak. Şehvetle bakmak yok. Gözün haramı. Şehvetle bakış yok. Daha ağır konuşayım. Azgın hayvanlar gibi bakmak yok. Yoldan geçen her kadın senin karın değil. Yoldan geçen her kadının sahibi sen değilsin. Senin de hanımın yürüyor. Senin de kızın yollarda yürüyor. Senin de ablan yürüyor. Senin de kız kardeşin yürüyor.
Benim hanımım öyle yürümüyor. Kınama. Yarın öbür gün senin kızın öyle yürür de utancından kafanı kaldıramazsın. sen bakmayacaksın. Gözün haramı. Nefisle mücadele edecek olan insanlar uzuvlarının haramlarından uzak duracaklar. Nefsin senin doğru yaptığını söyler. Hani bir ilahiyatçı geçinen bir profesör de beş boynuzlu otelde erotik kanallar izlendiği meydana çıkınca insanlar ne izliyorlar onu öğrenmek için izledim dedi. Utanmaz adam. Öyle bari deme. De ki Allah beni affetsin. Nefsime uydum ben de. Dünyadan haberdar olacakmış. 28 Şubat'ın ilahiyatçıları bunlar. Bunları 28 Şubat bizim karşımızda evliya, alim, profesör ahkam kesici olarak din adamı olarak bunları getirdi bizim önümüze.
Kurtulamadık daha bunlardan biz. Televizyoncuların da işine geliyor. Onları çıkarıyorlar. Adam ondan sonra çıkıyor. Ayakkabıdan kurban olur diyor. Çıkıyor işin içinden. Onları dinliyoruz biz. Onlar. Revaşta nefisle mücadele edecek olanlar gözlerini haramdan uzak tutacaklar. El, ayak, dil, göz, kulak haramdan uzak duracak. Duydun mu ya? Ne oldu? Ya şu Karabaşi Veli'de hani bir Mustafa Hoca var ya hee kilolarca altını varmış.
Ben tahmin ettiydim ya. O herkesten para topluyormuş zaten. Safın birisi de gelmiş. Hocam dedi. Sende kilolarca altın varmış dedi. Deme lan dedim. Böyle baktı. Hadi dedim kalk ya. Nereye dedi. Bulalım oğlum şunları dedi. Böyle baktı. Vallahi de billaha da dedim. Yemin ediyorum. Allah seni inandırsın. Ne büyük müjdeymiş bu dedim ya. Demek ki gözüm görmemiş benim dedim. Kör olmuş. Haberim yok benim dedim ben. Yürü. Duruyor mu şimdi? Lan oğlum dedim. İşte bak buradaki kasanın anahtarı dükkanda. Bir kasa var dedim. Orada bir arkadaşın deposunda duruyor.
Onun anahtarını da vereyim. Dedim evi de açayım sana. Neredesin bulun aslanım şunları. Çok ihtiyaç var dedim. Böyle baktı. Oğlum dedim ihtiyaç var. Bak dedim bir araba vardı. İyi bir şeydi. Sattık dedim. İhtiyaç oldu. İhtiyaç oldu dedim. İkinciyi de sattık dedim. Öyle bakıyor şimdi. Dedim oğlum kel kör bir arabaya biniyorsun. Her tarafından ses geliyor dedim. Rüzgar alıyor dedim. Her tarafından. Terli terli biniyorsun dedim. Tutuluyor her tarafım. Şu altınlar neredeyse dedim. Bulalım da dedim. Gideyim kendime düzgün bir araba alayım dedim ya. Kaldı. Sana bunu kim söyledi dedim ben. Sustu. Vay dedim ya. Ama dedim kilo benim dedim. Kilolarla değil.
Küplerle değil dedim. Harman yeri gibi altınım var dedim. Doğru söylemişler sana dedim. Nereden dedi. Her gıybet eden dedim. Şırık şırık atıyor benim kasaya dedim. Her iftira atan dedim. Şırık şırık atıyor benim kasaya dedim. Her dedikodu yapan dedim ben. Yazılıyor cari hesaba dedim. Şimdi bak sen gel söyledin ya dedim. Seninki de yazıldı şimdi dedim. Uhud dağından fazladır bendeki şimdi dedim. Ben kaç tane eşim olduğunu bilmiyorum. Kaç tane çocuğum olduğunu bilmiyorum. Kaç tane arabam olduğunu bilmiyorum. Salak safım ya ben. Saymasını bilmiyorum ya ben. Örnek. Dil. Kulak da bunu duyuyor mu? Duyuyor.
Dinledin mi bunu? Dinledin. Sen de onu söylemiş gibi günaha girdin. Sen de onu söylemiş gibi günaha girdin. Demek ki nefisle meratipte ne olacakmış? Kulak. Haramlardan uzak duracak. Haram dinletme onu. Dille kulağa sahip olursan gerisine sahip olursun. Dille kulağa sahip olamazsan nefis meratibinde habire yerinde sayarsın. Sana başındaki üstadın diyor ki uygun adım marş ileri sana bire yerinde sayıyorsun. Tak tak tak … Ulan oğlum yürü. Yok.
Ya kızım yürü. Yok. Yerinde sayıyor. Yerinde sayması ne biliyor musunuz? İbadetler. Onu öpüp başımıza koyuyoruz gene. O yerinde sayıyor. Kimisi yerinde de saymıyor. Bırakıyor tası tarağa gidiyor. Tası tarağa bırakıp giden var. Askerden kaçana ne diyorlar? Firarcı. Ne oluyor? Askerden kaçan ne oluyor? Vatan haini oluyor. Savaştan kaçan ne olur? Vatan haini olur. Hain. Dur konuşun.
Kardeşim. Büyük günah-i keballilerden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki. Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah naklediyor. Günah-i keballilerden birisi savaştan geri dönüp kaçmak. Savaştan geri dönüp kaçan günah-i kebari işlemiş olur. Ayak geriye götürmeyecek seni.
Akıl geriye götürmeyecek seni. Geldik en önemli noktaya. Sufi bu uzuvların haramlarından kurtulduktan sonra kalbinden haramın sevgisini çıkarır. Artık kalp haramı sevmez olur. Ya gideyim deniz kenarına bir rakı balık yapayım. Yok. Onu sevmez artık. Ondan nefret eder. Hiç kalbinden geçirmez. Ya şu x kimseyi gördüğümde bir kavga edeyim onunla. Böyle düşünmez. Sufi kalbin nefis meratibinde kalpten asla haram bir şeyi istek arzu geçirmez. Ya helala doğru koşar. Ve böylece helala doğru koşan, helalı seven kalp mutmain olmuş olur.
Kalbi mutmain odur. O artık farzları yerine getiren, haramlardan uzak duran, Allah'ı sevmeye, Allah'a doğru koşmaya çalışan bir kimsedir ki, Ey nefis Rabbine mutmain olarak dön. O göz harama bakmazsa, Allah ona Kabe'yi gösterir. O göz harama doğru meyletmezse, Allah onu melekleri gösterir.
O göz harama doğru dönmezse, Allah onu semayı, semavatı gösterir. O el harama, o harama uzanmazsa, o el Muhammed-i Mustafa ile musaffalaşır. Sahabelerle musaffalaşır. O el, pir efendilerle musaffalaşır. O ayak harama doğru yürümezse, Allah onu Medine-i Münevvere'de, Muhammed-i Mustafa'nın kabri şerifinin başında götürüverir.
Bir adımda bakar ki orada o, zikrullahtadır o esnada aslında, zikrullahta ona zakiri, üstadı, esmayı vermiştir. Allah, Allah, Allah bir bakmış ki, Muhammed-i Mustafa'nın kabri şerifinin başında. Dili Allah derken, kalbi ona selam veriyor. Esselamu aleyke ya Resulallah. Selam alınıyor. Ve aleyküm selam. Bitti. Hazreti Peygamber'in selatu selamını duydu. Harama tıkalı çünkü. Göz, mele-i azamı gördü. Gözleri harama tıkalı çünkü.
El, mele-i azamla tokalaştı. El, harama örtülü çünkü. Kalp, Allah'ın tecelligahı oldu. Çünkü kirlerden arındı. Kalpte Allah, Allah, Allah esması var. O kimse dil suskun ama gönül haykırışta. Dil suskun, gönül yalvarışta. Dil suskun, gönül münacatta. Dil suskun ama iç alem sohbette. Bu ancak kalbin haramlardan arınmasıyla mümkün. Kalpte dünya sevgisinden, mal mülk sevdasından arınmakla mümkün. Allah, bir gönül yarattı.
Bir gönüle iki sevgi koymuyor. Bir gönüle bir sevda koyuyor. İki sevda koymuyor. O zaman kalp, işte seyr-i sülük noktasında yürüyor. Nefisle meratiplerin bu noktadaki yolu budur. İbadetler edilirken de, o ibadetler Kur'an ve sünnet dairesinde ne yapılır? İbadet edilir. Bununla alakalı inşallah unutmazsam, Cenab-ı Hak Mevla izin verirse, geri kalan kısmını da inşallah önümüzdeki hafta anlatmaya gayret edelim inşallah. Burada, bugün Ahmet benim ama dünkü Ahmet değil, bugün Anka benim ama yemle beslenen kuşcağız değil derken, kastedildiği ve makamı nedir demiş Hazreti Mevlana ile alakalı.
Bunlar mesnevi dersi yapıyoruz inşallah. Bu da o an gelir. İnşallah. Niyazi Mısır Divanı'nda Hızır, insan-ı kamil ruh mertebesi sahibi, yani Hızır'a, insan-ı kamile yoldaş olmayan makamı ruha erişemez demiş. Bununla alakalı önümüzdeki hafta sohbet edeceğim. Bu noktada zaten o nefisle meratipler yol yürürken, o insan-ı kamile de gelecek inşallah yol. O yüzden önümüzdeki hafta Allah izin verirse ona doğru yol yürüyeceğiz. Bu hafta sadece nefisle meratiplerinin başlangıcını anlatmak istedim. O yüzden önümüzdeki hafta emmarenin hali, levvame, mülhüme, mutmainne, radiye, mardiye, safiye, kalbin halleri, bunları böyle bir kısa kısa sıraya koyabilirsem inşallah, hem bizden sonrakilere de öyle bir ölçü olsun, ders olsun inşallah.
Gayrimüslimlerin Kabe'ye girmelerini için yasaklanmış, Allah'ı yasaklamış. Gayrimüslimler dini noktada necis hükmündedir? Bunu böyle açık açık söylemezler. Kızacaklar şimdi gene bana. İkide birde kızıyorlar bana. Bu da çok bir taraftan hoşuma gidiyor. Sohbetleri izliyorlar, takip ediyorlar. En ince ayrıntısına, noktasına kadar enteresan buluyorlar. Kimisi de itiraf ediyor, harbi harbi. Sizin gibi cesaretli sohbet eden yok. Bunun için sohbet etmiyorlar, ben doğruyu, hakikati söylemeye çalışıyorum. Dini noktada gayrimüslim necis hükmündedir.
Necis hükmünde olduğu için Beytullah'a ve Medine-i Münevvere'ye giremezler. Buraya girer. Gayrimesele. Günümüzde Kabe'nin çevresinde gayrimüslimlere ait oteller görüyoruz. Konuyla ilgili ayetleri nasıl anlamalıyız? O otelleri o yüzden reddediyorum ya. O yüzden gidip kalmıyorum ya. O yüzden hepsinin yıkılması lazım diyorum ya. O yüzden Mekke'nin etrafını dağlarla çevriliyor. O dağların ortasında, o bölgede bir tane otelin olmaması lazım. Bir tane alışveriş merkezi olmayacak, alışveriş yeri olmaması lazım orada. Mekke'de Beytullah'tan yüksek bir tane yapı olmayacak orada o bölgede. Benim İtopya'm bu. Oradaki oteller, evler hepsi de yıkılacak, temizlenecek.
Oraları insanların böyle ibadet alanları olacak, dinlenme alanları olacak. Gidecekler, abdestlerini alacaklar. Küçük küçük böyle basit yerler olacak hemen karın doyurmaklık için. Temiz, her ülkenin kendisine ait böyle temiz yerleri olacak. Her ülkenin. Benim kültürüm farklı, bir başkasının kültürü farklı. Adam olanca sarımsağı yiyor, yemeklerin olanca sarımsağı kullanıyor. Kaldığımız otelin bir seferi, kaldığımız otelin altında bir tane, ne o, Hindistanlıların kaldığı bir yemek yediği bir yer vardı. Allah'ım ya Rabbi ya Resulullah, yüz yıl yemek yemesen arabayacaksın. O kokudan bunaldık. Kaldığın otelde daha önce bir başkası kalmış. Adamın kültürü, halının üzerinde yemek yapmış, yiymiş, yatmış orada, kalkmış, kirletmiş.
Devletler ellerini çeksinler haç ömre işinden. Çeksinler. Hem devletler layık, demokratik, hukuk devletiyiz diyorlar. Hem de benim haccımı, ömremi karıştırıyorlar. Sana ne kardeşim? Sen layık, demokratik devlet değil misin? Benim ibadetime ne karışıyorsun sen? Biz gideceğiz, çadırda kalacağız. Sana ne? Biz gideceğiz, yatmayacağız çadırda bile. Sana ne ya? Sen bir şey mi yapmak istiyorsun? Diyanet işleri, o hacca götürüyor ya. Vakıf adına götürüyor. Diyanet vakfı götürüyor insanları hacca. Diyanetin kendisi götürmüyor.
Diyanet vakfı kazandığı paralardan gitsin oraya, ucuz oteller yapsın. Yapsın. Hacca gitmek 3 bin euro. Normal hacca gitmek kaç bin? Var mı en yakın hacca giden? Elini kaldırsın. Kaç? 2 bin 300 euro mu? Diyanetin götürdüğü. En ucuzu. 2 bin 300 euro. 2 bin 400 euro. Hacca gitmek. Dünyanın en pahalı turizm seyahati haç ve ömre. Dünyanın en pahalı seyahati. İbadet ediyoruz diye gidiyor herkes.
İbadet edecek adam. Hacca gitmek istiyor. Bir de sıra var. 10 yıl. Şimdi yazılırsan 10 yıl sonra gideceksin gene muhtemel değil. Belli değil yani. Yıkılacak bütün oteller oradakınlar. Alışveriş merkezleri yıkılacak hepsi de. Gidecekler çölün ortasına basit evler yapacaklar. Basit oteller yapacaklar. Basit yerleşim alanları yapacaklar. Basit lokantalar yapacaklar. Koysunlar tramvayı oraya da hızlı. Ring yapsın boynu dolaşsın tramvay. Nereden para kazanacaklar? Nereden sömürecekler? Nereden ütecekler? 500 euro. Mekke'ye gidiş geliş uçak parası.
Amerika onun katı. Kaç dolar? Burası 4 bin kilometre. 4 bin kilometre. Kuştan, kuş uçuşu belki de 2500 kilometre. Kaç saatte gidiyor oraya? 3,5 saat gidiyor. Bitti. Orada var. Bir de şu var. Gözümle gördüm. Allah kabul etsin. Ömre'ye gittik şeyhimizle. Hacca gittik. 2005'te kendimiz, kendi arabamızla hacca gittik. Ben o paraya kızdığımdan, biz işçi vizesiyle 2005'te hacca gittik. Cenab-ı Hak nasip etti. Kendimiz ev tuttuk orada, kendimiz evde kaldık.
Ubucuz'a gittik geldik. Ubucuz'a. Orada, o ne oteli o hemen yanı başında? Hilton. Hilton. Hilton'un bir böyle camdan bir katı var. Ay Müslümanlar oradan camdan kattan namaza duruyorlar. Yok, o ben Hilton'dakınları gördüm. Otelden. Kabe ayaklarının altında. Kabe neredeymiş? Kim bunlar? Şeyh efendiler. Müftüler. Hoca efendiler. Zengin Müslüman iş adamları.
Nerede kaldın? Hilton'daydık. Kulağına eğildim. Hilton'un kapısında Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri seni karşılamıştır artık dedim. Kaldı. Hangi sahabe seni karşıladı acaba dedim. Hangi evliya karşıladı seni orada? Hangi pir efendi karşıladı seni orada? Hangi Allah dostu seni orada karşıladı? Müslümanlar, tatil yapacaksanız nereye ananızın gözüne gidiyorsanız gidin. Mekke'ye gidiyorsanız, Medine'ye gidiyorsanız fukara gibi yaşayın orada. Utanmayacaksınız mı? Hiç doymamış olan bir peygamberin huzuruna çıkarken, karın tokla çıkmaya.
Anlayacak mısınız? Mekke'yi fetheden Muhammed-i Mustafa, devesinin üzerine bitkin vaziyette. Kafası deve, semerinin, devenin semerinin ucuna vuruyordu. Kaldırabiyordu kafasını tevazusundan. Açlıktan bitkin, yokluktan bitkin, yorgunluktan bitkin, kendi şehri, kendi vatanı, orayı kahraman gibi değil, tevazuyla, bir hizmetçi edasıyla, kafasını dahi kaldırmadan, devesinin üzerinde tavaf ediyordu.
Hiç utanmadınız mı? Hilton'dan namaza durmaya. Hiç yataklarınız batmadı mı size? Hilton'da yatmaya. Hiç mi içiniz sızlamadı? O sahabeleri hiç mi aklınıza getirmediniz? O fukara sahabeleri hiç mi aklınıza getirmediniz? Günlerce karınlarına bir hurma girmezdi. Lüks sofralar beklediniz. Lüks sofralarda yiyorsunuz. Hiç olmazsa Mekke'de yapmayın. Hiç olmazsa Medine'de yapmayın. Hiç olmazsa o Muhammed-i Mustafa'nın huzurunda yapmayın. Hiç mi içiniz burkulmayacak? Hiç aklınıza gelmeyecek mi? Hiç doymamış olan bir peygamberin ümmeti olarak ne kadar çok doyduğunuzu düşünmeyeceksiniz mi?
Ertesi güne evinde bir dinar, bir buğday tanesi, bir birinç tanesi, bir et tanesi, bir ekmek kırıntısı, bir çörek kırıntısı, bir karpuz çekirdeği, bir kavun çekirdeği, bir fıstık, bir fındık, bir dirhem yağ, bir dirhem tuz, tuz, tuz. Bir dirhem sirke, evinde ertesi güne bir dirhem yiyecek, içecek hiçbir şeyi bırakmayan bir peygamberin ümmeti olarak. Yollanıyorum ey ümmeti Muhammed! Hiç mi aklınıza gelmeyecek sizin? Ashab-ı Suffa'yı hiç orada rabıta etmeyecek misiniz? Hiç Ashab-ı Suffa'yı görmeyecek misiniz orada? Hala da Muhammed-i Mustafa onların başında? Onların başını okşar dururken görmeyecek misiniz hiç? Onlar hala da karınları aç.
Hala da iki büklüm. Hala da Muhammed-i Mustafa'nın ağzının içine bakıyorlar. Ey Müslümanlar! Nasıl ömredir, nasıl haçtır, nasıl yer içersiniz orada, nasıl içmediklerinizi yerlere atarsınız, nasıl ekmeklere atarsınız, nasıl hurmalara atarsınız, nasıl ekmek ve hurma kırıntıların üzerinden girirsiniz, şeytan taşlamaya doğru. Asıl taşlanacak olan siz dersiniz, şeytan sizi habire taşlayıp durur orada. Ne şeytan taşlaması? Şeytan diye sizi taşlayacaklar neredeyse. Lüks ve safahat içinde yaşayan Müslümanlar, lüks ve safahatlarını Mekke ve Medine'ye götürenler, devre mülk almaya çalışanlar, Mekke ayaklarının altında namaza duran gaflet mehbatlar, Osmanlı, sevmediğiniz Osmanlı, nefret ettiğiniz Osmanlı, istemediğiniz Osmanlı, hakir gördüğünüz Osmanlı, oraya hizmet ederken, Beytullah'tan yüksek bir ev yaptırmadı oraya.
Sevmediğiniz Osmanlı'nın, mimarı mimar-i Sinan, Medine-i Münevvere'yi yaparken, o gördüğünüz revakları, o gördüğünüz mermerleri Medine'nin dışında kurdu, Medine'nin dışında komple. Medine'nin dışında kurdu, eksini gediğine baktı, tamam dedi. Tekrar onları söktürdü. Getirdi Medine'yi Münevvere'ye, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin ruhaniyeti rahatsız olmasın diye, çekişlerinin uçlarına yaşmak bağladılar, yaşmak, keçe bağladılar, ses çıkmasın diye.
Ses çıkmasın diye. Keçe, çekicinin ucunda keçe var. Aa, 92'de hacca gittim. O çalışanlar ne gürültüler ediyorlar orada. Oturdum ağladım kendi kendime. Ey dedim, mimar-i Sinan, sen bunları görmüş olsan, bunların hepsinde sepittir atardın şimdi. Abdestsiz basma Medine'yi Münevvere'den. Basma. Düşün, her adım attığın yerde Muhammed-i Mustafa dolaştı. Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali dolaştı. Hazreti Hasan, Hazreti Hüseyin dolaştı. Hazreti Ali, Hazreti Fatıma, Hazreti Ayşe dolaştı. Adım attığın yerde sahabeler dolaştı. Hepsi de canlarını, mallarını vermişlerdi. Hayatlarını vakfetmişlerdi.
Sen nasıl orada adım attığın yerde kahkahalarla gülersin? Nasıl orada gevşek gevşek çarşı baca dolaşırsın? Nasıl orada şurada hurma ucuz, burada hurma bağlı? Oradan şunu alacaktım, buradan bunu alacaktım. Hiç utanmaz mısınız? Hep beş boynuzlu otel var etraflarında. Biz hacca ömre giderken otelimizle övüneceğiz ya.
Bize ilk sordukları şu olurdu. Öyle değil mi? Öyle sorarlar. Nerede kaldınız? Biz filanca yerde kalmıştık. Bizim otelimiz çok yakındı. Hemen yürüveriyorduk biz. Çok iyiydi kaldığımız otel. Hiç sormuyor o kimse. Kardeş, sen hacca gittin ne kadar güzel. Gözlerinden öpeyim seni. Seni muhakkak Beytullah uçaktan inerken karşılamıştır. O sen Beytullah tasını taradı, toplayıp sen ne güzel hacısın demiştir. Sen muhakkak da henüz daha İstanbul'dan uçağa binerken Beytullah'ı görmüşsündür. Uçağın kapısında Beytullah Nazlı gelin gibi sözlenmiştir. Hoş geldin demiştir sana. Muhakkak ki sen uçaktan yürürken hep önünde Beytullah'ı görmüşsündür. Ve sen hep terbiye getire getire gitmişsindir.
Sahabe hep gördü ya onu. Hep gördüğü için terbiye getirdi. Beytullah'ı görünce terbiye getirilir ya değil mi? Selam verilir. Beytullah'ı görünce. Beytullah'ı gördüğünde ne yapacaksın? Selam vereceksin. Bismillahirrahmanirrahim. Hadi de gördüğünde de millet seni deli diye alıp götürsün. Ömreye gideriz biz. Haçlara gideriz biz. Otelimiz en yükselerden olsun deriz. Müslüman en iyisine layık canım. Boş verin. Mekke ve Medine ayaklarınızın altında namaz kılın ey Müslümanlar. Ve bunun adına da siz Muhammed'lik koyun. Ve bunun adına da siz İslam koyun. Siz bunun adına da varın.
Biz hac yaptık ömrü yaptık deyin. Eyvallah. Aman ayağınızı incinmesin. Aman kolunuz incinmesin. Aman ayağınıza basmasınlar. Ayağınıza bassanın vurun tokadı. Öyle bir dirsek vurun ki adamın bağrı çürüsün. Siz bunun adını haç ömrü deyin. Gidin aman şeyhleriniz sizin çok kıymetli. Ne kadar kıymetli şeyhleriniz var. Ne kadar siz şeyhlerinizi seviyorsunuz. Gidin siz Hilton yetmez. Hilton'un saray dairesini tutun onlara. Onlar halkın içerisine çıkıp ezilmesinler. Mübarekler incinmesinler. Öyle ya. Onlara oraları yakışır. Millet şeyhine uçakta uçuruyor. Siz götürün Sirius'e götürün. Gidin beş yıldızlı yetmez altı yıldızlı. O da yetmez yedi yıldızlı.
O da yetmez on yıldızlı. On yıldızlı otellerde yatırın şeyhlerinizi. Oradan yerler tutun. Efendi'ye siz muhakkak hizmet etseniz o kadar çok seviyorsunuz ki şeyhlerinizi. Feda olsun paranız sizin. Gidin Hilton'u kökünden alın siz. Müslüman her şeyin en iyisine layık ya. Gidin şimdi Ramazan gelir gene. Gene kızarsınız bana. Bu adam deli baş gene konuştu dersiniz. Ramazan geldiğinde beş boyunuzda otellerde iftarlara gidin. Müslümanlara iftar verin siz o otellerde. 11 ay boyunca her türlü pisliği, her türlü necaseti, her türlü kötülüğü kol gezdiren o otellerde siz Ramazan boyunca İslam edin onları. Bir de birisi demiş bana hocam oraların da İslam olması lazım.
Aa ne kadar güzel oldu. Sen gittin orada bir tane zeytini 50 lirayı yedin. Onlar da böyle yapıyorlardır. Zannediyorlar ki ben bunları konuşuyorum. O hayatı yaşamadığımı zannediyorlar. Ahmatlar. Siz daha kısa dondan dolaşmıyordunuz. Bu adam İslam İzmir'in altını üstünü getiriyordu. Siz daha kısa dondan dolaşmıyordunuz siz daha. Siz daha kısa donunuz da yoktu sizin. Onu bir şey zannediyorsunuz siz. İslam, Müslüman. Bilseydim ben 26 yıl sonra Müslümanım diyenlerin benim terk ettiğim, benim haram diye çıktığım yerlerde iftar edeceğini derdim ki ya böyle İslam olmaz olsun ya. Bazen derim ben iyi ki Müslümanları tanımamışım Müslüman olurken.
İyi ki tanısaydım olamazmışım. Beni davet etmiyorlar ben böyle ağır eleştirdiğim için. Zaten davette beklediğim yok da yapmayın. Benim okuduğum Hazreti Peygamber'in hayatı böyle değil. Benim okuduğum sahabelerin hayatı böyle değil. Gönlüm arzu ediyor ki çok mistik bulabilirsiniz beni. Medine'de de Mekke'de de o mübarek mekanlarda küçük mistik evler olsun. Küçük küçük ihtiyaç görmek için. Ne için işte o kimse ola ki hastalığı vardır, rahatsızlığı vardır. Küçük eczaneler, küçük sağlık evleri, küçük yemek yeme yerleri, küçük dinlenme yerleri böyle. Addest alma yerleri. Küçük küçük böyle çay içme, sohbet etme yerleri.
Basit böyle. Temiz basit. Temiz basit. Rahat insanların gidip gelebileceği mesela işte trenler, otaraylar gibi. Taksi yok, minibüs yok, dolmuş yok, otobüs yok. Yayan yürüme yerleri alanları. Toprak, toprak. İsterim ki toprak böyle yayan yürüme yerleri olsun. İnsanlar toprağa bassınlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini düşünsünler. Fesinler ki ya burada topraklara basa basa yürüdüler. Kızgın kum çöllerinin üzerinde. Hey yarabbi. Onlar burada kızgın kum çöllerinin üzerinde yürümüşler. Beninki de böyle bir mistik, otantik, romantik bir şey olsun. Ben de o toprağın üzerinde yürümek istiyorum. Onların ayaklarına ne battıysa benim de ayağıma batmasını istiyorum.
Onlar nasıl susuzluk çektiyse ben de çekmek istiyorum. Dudaklarım çatlasın benim de. Her adım attığım yerde su olmayı versin. Her adım attığım yerde. Hem Hazreti Hüseyin Efendimiz'i çok seveceğiz ya. Şehit olurken üç gün üst üste oruç tutmuştu. Ve üç gün üst üste bir yudum su içmemişti. Ve öyle şehit olmuştu. Canını öyle teslim etmişti. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de hastalığı döneminde bir şey yememişti hiç. Hiç canım bir şey istememişti dünyada. Ona bir şey ye dediklerinde hastayı Allah yedirir içirir dedi. Israr etmeyin dedi. Düşündüm bu hadis okuduğuma kendi kendime ya dedim. Bu hadis nasıl bir hadis.
Hastayı Allah yedirir içirir. Israr etmeyin. Sonradan öyle Cenab-ı Hak bahşetti ki. Hastalığı döneminde bir şey yip içmemişti. Bu dünyadan göçüp giderken bu dünyaya ait üzerinde hiçbir şey yoktu. Ne yemek ne su ne içmek ne bir şey zerrece midesinde hiçbir şey olmadan göçtü. Torunu Hazreti Hüseyin Efendimiz de öyle göçtü. Midesinde hiçbir şey olmadan. Şimdi tokluktan ölüyor insanlar. Öyle bir Mekke hayal ediyorum ya ben işte. İnsanlar böyle o toprağın, çölün, kızgın çölün üzerinde yürüsünler. Tempeleri olmasın, şemşehleri olmasın. Yansınlar. Yana yana gitsinler. Zor olsun, zor olsun. Sıkıntılı olsun, sıkıntılı olsun.
Ne oteli? En çok da üzüldüğüm şey şu. Etrafındaki koca koca otellere ve otellerde yattıkları zaman insanlar Yattığında Beytullah'ı göreceksin demiyorlar mı ya? İçim sızlıyor benim. Ya hiç olmaz ki dağın öbür yakasında kal ya. Yattığında görme bari. Orada yatacaksın ya yatmandan dahi üzül. Yatmandan zul duy. Ben geldim buralara nasıl yatarım de, nasıl uyurum de. Ölmeyecek kadar uyuyayım da. Namazda sallan. Uykusuzluktan. Yanındakına yaslan. Uykusuzluktan o yanındakına yaslan. Biz ömreye giderdik. O hizmet eden kardeşler uykusuzluktan sallanırlardı. Biz hep beraber bir safta durmaya gayret ederdik.
Ben derdim ki hepiniz bir safta durmaya gayret edin. Şeyhimiz vardı ya. Biz hizmet edeceğiz diye uykusuz kalırdık. Hizmet edenler hepsi de. Bakardım ben onların gözlerinin içine. Derdim ki yan yana durun işaret ederdim. Yaslansınlar birbirlerine. Uyuyacaklar çünkü teravide. Gece namazında uyuyacaklar biliyorum ben. Yaslanırlardı. Kimisi böyle irkilirdi. Ayakta uyurdu herkes. Ben de uyurdum ayakta. O ayakta uyumak dahi tatlıydı. Beytullah'a bakarken böyle kendinden geçersin. O sana bakarsan ona bakarsın. Uyursun ayakta. Uyumak dahi tatlı gelir insana. O bir anlık geçmek var. Bir anlık geçtiğinde dahi Beytullah gözünün öndedir senin. Sen uyuduğunu fark etmezsin ama bir anda dinleniverirsin.
İmam Allahu Ekber der kendine gelirsin. O dahi tat verir insana. Yorulun Müslümanlar. Yorulmaktan bir şey çıkmaz. Uyumayıverin. Hayalimdi ya işte. Boş verin benim hayalimi. İleri geri konuşuyorum bağıra gelin. Hakkınızı helal edin. El Fatiha. Selamın selamat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.