Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 24 Mayıs 2015 · 2:05:41
Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Geçen haftadan yarım kalan sorular vardı ya. Geldi mi geçen haftadan yarım kalan sorular? Gelmedi mi sorular? İyi. Mehmet Ali'yi gördü gözüm. Mehmet Ali hoş geldin. Allah mübarek etsin inşallah. Allah tekrar tekrar nasip eylesin.
Komple hacca gidenleri, ömreye gidenleri, Cenab-ı Hak kendi yolunda istihdam eylesin inşallah. Bu yolda insanın arada bir ayağının sürçmesi normal midir? Bundan önceki yaşamımda namaz kılmazdım, Allah'ı hiç zikretmezdim. Şimdi bunları yapmaya çalışıyorum. Allah sizden razı olsun. Ama şu an bir an nefsime uysam kendimi kafir gibi görüyorum.
İçime hemen vesvese geliyor. Üstadınla arandaki bağ koptu diye bu vesvese doğru mu? Bu bana çok büyük sıkıntı veriyor. Bazen haramlardan çok uzun bir süre ve çok güzel uzak duruyorum. Namazımı aksatmıyorum. Ama bir gün uyuveriyorum nefsime. Sonra çok üzülüyorum. Ama iş işten geçmiş oluyor. Arkadan hemen tövbe ediyorum. Böyle nefsimize her uyduğumuzda üstadımızdan helallık almak gerekir mi? Aramızdaki manevi bağ kopar mı? Her nefsimize uyduğumuzda. İnsanların ayakları sürçer. Dilleri sürçer. An gelir gaflete düşer. Hepsi de bu insanlar için. Bir kimse günahsız hiç kimse yoktur. Hatasız, kusursuz hiç kimse yoktur. Hata, kusur herkes için makul bir şeydir. Makul derken yani olağan bir şeydir.
Çünkü şöyle olağan bir şeydir. Yani sanki koşa koşa günah işlemek gibi değil bu. Öyle de algılamayın meseleyi. İnsanız, insan fıtratı için olağan bir şey. Bu ancak Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde olağan değildi. Peygamberliğinin ölçüsü de buydu zaten. Hani Cenab-ı Hak hadisi kudüsü de der ya, hiç kimse günah işlememiş olsa, hadis-i şerif, ayet-i kerime de var bu noktada. Ben öyle bir topluluk yaratırım ki onlar günah işlerler, tövbe ederler.
Ben de onları affederim. Burada Cenab-ı Hakk'ın afüv ism-i şerîfi ve tevvab ismi şerifinin tecelli etmesi lazım. O tecelli edecek diye biz mecbur günah işleyenlerden değiliz. Cebri değil bu. Ama Cenab-ı Hakk'ın o sıfatının tecelli etmesi lazım. Bu noktada insanlar günah işlemeye meyyallidir. Hata işlemeye meyyallidir. Heva ve hevese dönmeye, heva ve hevese uymaya meyyallidir. Buradaki ölçü şu. Bir günah-i kebair işlerken, eğer kalbinizde zerrece bir titreme olmadıysa, zerrece bir titreme olmuyorsa, kalbinizde bu noktada bir hüzün, kalbinizde bu noktada bir sıkıntı olmuyorsa, sufiler için, sufiler için yine aynı şeyi söyleyeceğim.
İki tecelliyet var. Bir, o kimsede hiç sufilik bulaşmamış. İki, o kimsenin şeyhi mürşidi kamil değil. Eğer bir sufinin şeyhi mürşidi kamil ise, onun dervişlerinde günah-i kebair işlerken, kalbinde bir sıkıntı olur. Kalbinde bir titreme olur. Kalbinde bir bunalma olur. Kalbinde bir depresyon olur. Eğer olmuyorsa, o zaman ya o üstad denilen kimse mürşidi kamil değildir, ya da o derviş denilen kimse de sufilik onda oturmamıştır, yerleşmemiştir. O kimse zahiren mümin ama içsel olarak münafıktır.
O kimse kendine çekidüzen verecek, kendine bakacak o zaman. Ha böyle olduğu zaman, eğer ki bir kimse kalbinde bir titreme, bir sıkıntı olmuyorsa, günah-i kebair işlerken, o zaman o kimse eğer bir mürşidi kamile bağlıysa ve onun üzerinde bir şey şüphe yoksa gidip onunla helallaşacak, onunla biatlaşacak. Diyecek ki ya benim kalbim bu noktada nasırlaşmış. Benim kalbimde bir titreme yok. Ben çok rahat bir şekilde günah-i kebair işliyorum. Kalbime hiç bu haramdı, bu yanlıştı diye bir duygu, düşünce gelmiyor. O zaman sıkıntı var, Allah muhafaza eylesin. Bir yerde kısas ve had cezaları uygulanmaz ise orası zelil olur. Hadis demiş buraya. Buraya soru yazarken, bu hadis hangi hadis kitabında geçiyor?
Hangi hadis kitabında geçiyor? Bunları da not olarak altına yazın. İnsanlar araştırabilirler onu çünkü. Hadis dediği zaman yaklaşık muteber hadis kitabı olarak 16-17 tane hadis kitabı var. Hangi birisinden araştırsın bir kimse? Bu tabi hadis-i şerif meselenin özüne uygun bir söz. Yani buraya her ne kadar nereden alıntı yapıldığı yazılmamışsa da buna benzer bu manada hadis-i şerifler okudum çünkü.
Kısas ve had cezalarını kim uygular? Birbirimize kısas uygulayabilir miyiz? Alemlerin Rabbine nasip eden, ihsan eden ve ikram edecek olan Allah ha hamdü senalar olsun. Amin. Kısas Darül İslam'dadır. Darül Harp'te eğer bir harp imamı seçildi ise harp imamı uygulayabilir. Darül Harp'te bütün Müslümanların bir harp imamı seçme zorunluluğu vardır.
Bizim topraklarımızda, ülkemizde ve İslam ülkelerinde Osmanlı'nın geri çekildiği, Osmanlı geri çekilmiştir. O topraklar bir başkası tarafından fethedilmemiştir. Bir başkası tarafından savaşaraktan alınmamıştır. Osmanlı yerel halka bırakmıştır. Geri çekildiği yerlere. Bazı yerel halklar İngilizlerle ortak olup Osmanlı'yla mücadele etmişlerdir.
Yemen'de, Suud Arabistan'da olduğu gibi. Onlar İngilizlerle ortaklık yaptılar. Bugünkü Suud ailesi, onların dedeleri. Birisini Suud'un başına, birisini Ürdün'ün başına, birisini de Irak'ın başına geçirdiler. Üç tane kardeşi. Irak'ın başına geleni de Saddam ihtilalle devirdi. Ondan sonra o da devrildi. Yemen'in başındaki, Ürdün'ün başındaki o kral, Hasan mı şimdi? Onun babası Kral Hüseyin, onun babası var. Onun babasıyla Suud'un eski dedeleri kardeş onların. Hasan'ın dedesiyle, şimdikinin dedesi kardeş. Onlar aile olarak komple İngilizlerle beraber ortaklaşa, Osmanlı İmparatorluğu'nun oralardan çekilmesine sebep oldular.
Tarihi bilmediğimizden biz bu noktada neyin ne olduğunu bilmiyoruz. Ve ondan sonra da İngilizler şeyde, o Abdurrahman Vahabi var ya, Abdurrahman Vahabi, o zaman için onun da sapık fikirleri vardı. O sapık fikirleri olduğu için gitti bu Suud ailesinin yanına. Çölde yaşıyorlar bunlar, bedevi, cahil insanlar. Onların yanına gitti, sığındı, İngilizler onların hepsini de kullandı. Şimdi Suud'un resmi dini Vahabilik oldu, mezhep olarak. Bu tarihi bunlar. Evet, şimdi bir yerde had cezası yoksa, yani had cezaları Darül İslam'da uygulanır. Darül Harp'te uygulanmaz. Dünya üzerinde şu anda Darül İslam olan bir yer, bir belde yok. Sakın o İŞİD-i Darül İslam olarak görmeyin.
O bir aldatmaca, dünya üzerinde ne kadar cihat şuuruyla yaşayan Müslümanlar, öyle düşünenler varsa, hepsini topluyorlar şimdi Orta Doğu'ya. Orta Doğu'da hepsi de toplanacak orada, Irak'ta. Ondan sonra komplesini yok edecekler, helak edecekler. O büyük bir oyun. O büyük bir oyun bu. Bunu bu mesele başladığından beri bu fakir haykırıyor. Bu büyük bir tezgah bu. Bu tezgahın içerisinde, bu tezgahın içerisinde İsrail var, ABD var, İngiltere var, Almanya var, Fransa var. Bu tezgahın içinde bunlar. Şimdi Avrupa'da, Amerika'da, Rusya'da ne kadar cihat şuurunda Müslüman varsa, çekiyorlar oraya şimdi. Serbest.
Bakmayın onların kızdığına, bak Fransa'dan ha bire geliyor, İngiltere'den ha bire geliyor, Almanya'dan, Fransa'dan. Fransa'dan, İsviçre'den, Danimarka, Hollanda'da ha bire toplanıyorlar oraya. Amerika'dan ha bire toplanıyorlar, geliyorlar oraya. Rusya'dan toplanıyorlar oraya, geliyorlar. Hepsi de geliyor. Afganistan'daki örnek gibi bu. Nasıl Afganistan'da da bir cihat var dediler, toparladılar. Amerika destekledi. Kime karşı? Ruslara karşı. Ruslara karşı cihatçıları destekledi Amerika. Silah verdi, para verdi. Rusların ekonomisini orada batırdı. Bütün herkes de ne yaptı? Aman cihat ediyoruz dedi. Çeçenistan'daki cihatın başındaki komutan İngilizlerden sığınma aldı İngiltere'de şimdi.
Çeçen komutan. İngilizler bir tane saray, maaş, pasaport, kimlik İngiltere'de şimdi. Araki bulasın. Irak'ta Sistani nereden geldi? İngiltere'den geldi. Neden? Oradaki Sadr'ın militanları İngilizlerle savaşmaya bir tutuştular. İngilizler 3-5 tane kayıp verince Sistani apar topar geldi Irak'a, oturdu, yerleşti.
Çünkü Sadr'ın üstünde o hiyerarşik olarak. Sadr'ı oturtturdu oraya. Bitti. Irak'ta hiçbir tane İngiliz ölmedi. İngilizler hiçbir yerde ölmezler. İngilizler İstanbul'u da işgal ettiler. Bir tane İngiliz'in burnu kanamadı. Soğuk algınlıktan ölseydi çekeceğimiz ceremenin adli hesabı yoktu. Bir tane İngiliz ölmedi.
İstanbul'u, paytağıtı, başkenti işgal ettirirler. Oturdular, çıkmadılar. Ne zamana kadar? Ankara hükümeti kurulunca kadar. Ankara hükümeti kuruldu. Onların istedikleri bütün her şeyleri imzalara attılar. Şer'i hukuku kaldırdılar. Din-i İslam ibaresini kaldırdılar. Her şey layık, demokratik, hukuk devleti olarak devleti kurdurdular. Ondan sonra çektiler, gittiler oradan. Böyle. Bir tane İngiliz'in burnu kanamadı. Ondan sonra da Yunanlılara bize de silahı verdiler. Biz de Yunanlıları, 3-5 tane Yunanlıyı denize döktük. Kurtuluş Savaşı dedik, bayrağı diktik. Bu farklı bir şey. Şimdi, kısas, darül İslam'da. Darül Harp'te ise, harp imamı için geçerli.
Darül Harp'te kısas uygulanmaz. Uygulanamaz çünkü. Darül Harp'te İslam hukuku da uygulanamaz. Uygulanamaz, uygulanmaz çünkü. Şimdi, Müslümanlar kendi aralarında bir hata yapıyorlar. Hata şu. Nikahta, zekatta, ondan sonra hukukta, bu noktada genel olarak ceza hukukunda, mirasta, İslam hukukunu uygulayacağız diye uğraşıyorlar.
Kardeş, uygulayamazsınız kendi aranızda. Mümkün değil bu. Bu ibare açıktır Hanefilerde. Hadis-i Şerif'te vardır. Der ki, darül Harp'te hukuk yoktur. İslam hukuku da yoktur. O yüzden siz, darül Harp'te zekat memuru yoktur.
Zekat memuru yoktur. Zekatı devlet toplar darül İslam'da. Bize şimdi zekat verin diyoruz ya, anlatıyoruz ya biz zekat verin diye. Bu, zekat verin iyi kardeş. İslam hukuku mu var? Yok, ben vermeyin demiyorum bakın. O zaman o kimse kendince, el yordamıyla, göz yordamıyla, bildiği, tanıdığı bir yere gidecek, zekatını verecek.
Zekatın bir beldeden bir beldeye gitmesi de caiz değil. Yok İslam hukuku, yok. Bir yerde İslam hukuku yok ise, bütün Müslümanların orada İslam hukukunun icra edilmesi için mücadele etmeleri farzayındır. Hanefi'ye göre, Şafi'ye göre, bütün Müslümanlar orada şehit oluncaya kadar savaşmaları farzayındır. Şafi'ye göre.
İmam-ı Şafi der ki, bir yerde İslam hukuku daha önce var ise, orada İslam hukuku kaldırılmış olsa dahi, orası darül İslam'dır. Ama bütün Müslüman, son Müslüman şehit oluncaya kadar, İslam hukukunu yeniden icra ettirmek için Müslümanların cihad etmeleri farzayındır der. O yüzden bir kimse, ben Şafi'yim dediğinde çok basit. O kimsenin bu noktada, son Müslüman ölünceye kadar cihad etmesi farzayın olur. Buradaki cihatta kıtal var. Ölme, öldürme var. Şafi'ye göre. Bunları normal İlmihal kitaplarından bulmanız mümkün değil. Türkiye'de bunları İlmihal kitaplarına yazamazlar. Türkiye'de bunları İlmihal kitaplarına yazarlarsa, o İlmihal hocasını derdest edip içeri atarlar.
Layık, demokratik, hukuk devletini neye? İslam'a değil. Ne? Değil. Neye döndürmek? Teokratik düzene döndürmek. Adına teokratik derler, İslam demezler. Ben neye diye size o yüzden söylüyorum. Ne? Teokratik düzen. Benim köylü amcam teokratik düzeni bilmez. Benim derviş kardeşim teokratik düzeni bilmez. Ona ver tesbih eline. La la ilallah, la la ilallah çeksin. Şeyhini uçursun bol bol. Mübareğe gördün mü bu gece bulutların üstündeydi. Harika. Bizi mübareğe gördün mü ne oldu?
Benzini doldurdu. Ulan dedim bizi mübarek hiç benzini doldurmuyor. Ha bile sizi mübarek dolduruyor. Onların mübarekleri uçuyorlar boyuna. Öyle dedi birisi bana. Dedim valla bizim mübarek dedim. Öyle değil hiç. Ne oldu dedi. Biz 28 Şubat'ta dedim karakol karakol dolaştık. Sizin mübareklere dedim. Hep tayin çıktı. Manevi tayin. Ne oldu? Şeyh Efendi'ye manevi görev verdiler. Medine'de duruyor. Sizin Şeyh Efendi Mekke'ye gitti geri dönmedi. 28 Şubat'ta. Sizin Şeyh Efendi manevi görev çıktı. Kanada'ya. Sizin Hoca Efendi manevi görev çıktı. Amerika'ya. Filancanın şeyhi manevi görev çıktı.
Nereye? Avustralya'ya. Filancanın şeyhi manevi görev çıktı. Nereye? Kanada'ya. Burada 28 Şubat var. Bizi tuttuklarını tutan öpüyor bizi. Bu mübareklerin hepsi de ne kadar mübarek pır pır pır … uçtular. Kimi Kanada'da, kimi Norveç'te, kimi Amerika'da. Ahkam kesiyorlar oradan. Şimdi 28 Şubat bitti. Bunlar ahkamlarına devam ediyorlar. Soysuz bunlar. Soysuz. Bunlar bir düdükle çektiler gittiler buradan. Bir düdükle. Bir düdükle tekkelerin anahtarlarını gittiler. Okulların anahtarlarını, partilerinin anahtarlarını gittiler. Dergahların anahtarlarını 28 Şubatçıların eline verdiler.
Verdiler. Aynı şeyi kendi dergahımın içerisindeki bazı şimdi uçan nakibim, nükabayım diyenler de yaptı. Efendi baba bizi basıyorlar. Ne yapalım dersleri iptal edelim mi? Edin. Ettiler. Şimdi kahraman hepsi de. Hepsine bir böyle mübarek bir şeyden ne o gökten bir tane mektup geldi. Tayin çıktı. Nereye? Kanada. Hıra gittiler Kanada'ya. Sizin Kanada'ya gitmeniz lazım. Ha olur. Bunlar gene bir düdük çalsa gene gider hepsi de. Kimi çevik bire mektup yazdı. Kimisi gitti. Öptü. Nereleri öpeceklerse. Elini öpseler iyi. Nerelerini öptüler bilmiyorum. İyi öptüler ki dokunan olmadı onları.
Ne derler? Teokratik. Bilmez kimse. Bilmez kimse. Yargılanırken de neden yargılandığını bilmezsin. Savcı senin hakkında iddianameyi yazar. Layık demokratik hukuk devletini teokratik düzene çevirmekten. Soruyorum. Savcı bey teokratik düzen ne demek? Bunu anlamadım diyorum. Bu Türkçe mi? Bu Türkçe değil sayın savcım diyorum. Anlayamadım. Türk dil kurumuna mı soracağız? Bu teokratik düzen ne demek? Demokratik düzen. Türkçe değil. Teokratik düzen. Türkçe değil. Savcıya soruyorum.
Sayın savcım bu teokratik düzen ne demek? Bakıyor. Bilmiyor musun diyor. Hayır. Neyle yargılanacağım bilmiyorum ben. Diyemiyorum. Dini bir düzen. Dini bir sistem. Ne dini? Ama İslam dini derse Bütün herkes diyecek ne ya? Sen İslam'la mı savaşıyorsun? Hristiyan dese diyemez zaten. Türkiye'deki Hristiyanlar Böyle bir esen yelden alınırlarsa Vatikan, Avrupa dahil Tepemize çökerler. Teokratik dizenden Musevilik diyemezsiniz. Derseniz zaten İhtilal sebebi. Kıyamet kopar.
Ne kaldı geriye? İslam garip Din garip geldi. Garipler yaşadı. Garip gidecek. İslam hemen kocaman bir böyle Hepimizin kafasında bir Karanlık işaret. Ne? Şeriatçı. Şeriatçı. Siz Mevlevi değilsiniz diyor bana. Neyiz diyor ben. Siz şeriatçısınız diyor. Elhamdülillah diyor ben şimdi. Bakıyor. Ha Mevleviler Kur'an ve Sünnet'te değil sanki. Biz diyorum Kur'an ve Sünnet'te tabiyiz. Mevlevi'yiz. Kur'an Sünnet dairesinde Mevlevi'yiz. Ona da inanmıyor. Evet.
Kısas ve had cezalarını Kim uygular? Devlet. Hangi devlet? İslam devleti. O devlet kendi hukuk sistemini Kur'an ve Sünnet'e dayandırır. O zaman uygular. Birbirimize karşı Kısas uygulayabilir miyiz? Hayır. Hiçbir yerde Ne Darül Hab'de Ne Darül İslam'da Hiç kimse Birbirine Kendi kafasından Kıyas uygulayamaz. Kısas uygulayamaz. Allah bizi affetsin inşallah. Aa güzel soru. Atatürk Mason Ya da dinsiz miydi? Benim var ya Bir sohbetim. Değil mi? Onu bölüm bölüm İnternete atıyorlar. Değil mi? Bir bölümünü. Bizim derviş kardeşlerin İmtihanı o sohbet. Savunmak için uğraşıyorlar ya. Hiç uğraşmayın.
Sohbetin bütününü Salim sohbetin bütününü Bir ara bana at İnternetten duyuyordur şimdi o beni. Sohbetin bütününü izleyecekler. Atatürk dinsiz miydi? Birisi onun dinsizliğine hükmediyorsa Hükmüm kendisine ait. Birisi onun dinliliğine hükmediyorsa O yine hükmüm kendisine ait. Hükmeden ait. Biz sufiler Hiç kimsenin dinli veya dinsizliğine hükmedemeyiz. Hüküm Allah'a aittir. Bir kimsenin son nefesinde iman ehli mi olduğunu Yoksa imansız mı gittiğini Ancak Allah hükmeder. Yatıyor ölüyor son nefesinde verdi son nefesini. Sen nereden biliyorsun onun dinli mi dinsiz mi olduğunu?
Buna hükmedecek sufiler içerisinde Hanefi fıkhına göre birisinin buna hükmetmesi mümkün değil. Ey iman edenler Sizin birine olan kininiz, düşmanlığınız Adaleti, hukuku şaşırtmasın. Sen birine kinlenebilirsin. Senin adaletini şaşırtmasın bu. Ama Türkiye'de İslami cenahta durduğunu söyleyenler Atatürk'ün dinsizliğine hükmederekten Para kazanıyorlar. Kendilerine hiyerarşi kazanıyorlar. Kendilerince bir zemin kazanıyorlar. Dinsizliğine hükmedenler.
Dindarlığına, dinliliğine hükmedenler de Atatürkçüler diyorlar ki o Müslümandı. Hani böyle Müslümanlara yakın duran. Bir kısmı da diyor ki O hayır, o İslam değildi. Müslümanda değildi. Herkesin bir Atatürk'ü var Türkiye'de. Her kliğin bir Atatürk'ü var. Atatürk, yani şöyle söyleyeyim. Layık, kemalist sağcılar Layık, kemalist sağcılar Atatürk'ü dindar göstermek için uğraşırlar. Layık, kemalist solcular Atatürk'ü dinsiz göstermeye çalışırlar. Kardeş, bir de İslami noktada duran Bir kısım cenah Atatürk'ü dinsiz gösterir.
Der ki kafir Bir kısmı Melamet, Melami meşrepli olanlar Atatürk evliyadır derler. Zamanın velisi ve kutbudur derler. Ben Melami'lerden bunu da dinledim. Ben ne diyorum? Ben dinli ve dinsiz olduğuna hükmetme noktasında değilim. İyilik yaptıysa ayet-i kerime Zerrece iyilik yapanın iyiliği karşılıksız kalmaz.
Zerrece kötülük yapanın kötülüğü cezasız kalmaz. Atatürkçü müsün? Hayır. Necisin? Ben Kur'an ve sünnete inandım. Benim için siyasetim, Kur'an, sünnet, vatan, millet. Benim duruşum, görünüşüm, içim, dışım bu. Perşembe günü sordular bir parti oyla alakalı. Hiçbir kardeşe diyorum bugüne kadar şu partiye oy atın demedim.
Demeyeceğim. Ben Kur'an ve sünnet öğretmeye çalışıyorum. Bildiğim kadarıyla, yapabildiğim kadarıyla. Arkadaşlar bunu benden ne kadar öğrendilerse, ben ne kadar öğretebildiysem öğrendi. Herkes oy açacaksa nereye açacağını çok iyi bilir. Atmayacaksa atmaz. Atmamanın sorumluluğunu kendi üzerine alır. Öyle ya, atmadı diyelim ki, Türkiye karıştı. Bir de bu var. Türkiye'yi çok büyük sıkıntılar bekliyor. Çok büyük sıkıntılar bekliyor. Çok büyük sıkıntılar. Bugüne kadar yaşamadığı büyük sıkıntılar bekliyor Türkiye'yi. Tekrar söylüyorum, altını çiziyorum.
Türkiye'yi bugüne kadar yaşamadığı büyük sıkıntılar bekliyor. Güneydoğuda ve doğuda. Bu yangının altında Kürt'ü de, Türk'ü de, Laz'ı da, Çerkez'i de bu yangının altında inim inim inler. Bu yangından İstanbul'dan, Edirne'den tut Kars'a, Rize'ye, oradan Antalya'ya kadar, oradan Kuşadası'na, İzmir'e kadar bu yangından etkilenmeyecek bir ananın oğlu, kızı kalmaz.
Eğer korktuğum, bu noktada memleketim adına üzüldüğüm, hiç beklemediğim şeyler gerçekleşirse, gerçekten memleketimi ve memleketimin insanlarını çok büyük bir sıkıntı bekliyor. Çok büyük bir sıkıntı. Şimdiden Allah için, bütün herkese söylediğim söz bu. Allah için söylediğim söz. Kimse sıkıntının farkında değil. Herkes ucuz siyaset peşinde. Ucuz siyaset. Memleketini seven, memleketini düşünen çok az. Çok az.
Bir değnek almalı, bütün siyasetçileri değnekten geçirmeli. Millet farkında değil. Zannetmeyin ki Türkiye'deki sıkıntı Ümmet-i Muhammed'i etkilemeyecek. Ümmet-i Muhammed'in tamamını etkileyecek. Ümmet-i Muhammed'in tamamını etkileyecek. Problem çok büyük. Sıkıntı çok büyük. Çok büyük. Konuşursam siyaset yapıyormuş gibi algılanacak. Parti tutuyormuş gibi algılanacak. Ben memleketimi düşünüyorum. Ben siyaset yapacak olsaydım şimdi milletvekiliydim.
Ben siyaset yapacak olsaydım gittiydim. Bir yerde genel başkan yardımcısıydım. Genel başkanlığına adaydım. Benim böyle bir derdim yok. Olmadı, olmayacak da. Dergaha girdiğimden beri. Olmadı, olmayacak da. Bir gün sizin karşınıza milletvekili olarak gelmeyeceğim. Bunu bilmiş olun. Hayır. Asla hem. Böyle bir şey yok. Ama Türkiye'yi sıkıntılı günler bekliyor. Evet. O yüzden normalde Atatürk bu manada toplumun kendi içerisinde. Ama değeri olmuş ama değer kabul edilmiş. Kullanıyor herkes.
Herkes kullanıyor. Hazreti Mevlana'yı istismar ettikleri gibi, Hacı Bektaş Veli Hazretleri'nin istismar ettikleri gibi, Yunus'u, Sufileri, Şeyhleri istismar ettikleri gibi. Atatürk'ü de istismar ediyor herkes. Birileri Atatürk'ü dinsiz gösterecekler. Birileri Atatürk'ü zamanın kutbu gösterme telaşında, birileri de Atatürk'ü dindar gösterme telaşında. Bırakın kardeşim adamı. Hesabını verecek olan o. İyilik yaptıysa Allah mükafatlandıracak. Kötülük yaptıysa Allah cezalandıracak. İmanla gittiyse sonuçta cennete gidecek. İmansız gittiyse cehenneme gidecek. Bir tane. Birinin cehenneme gitmesinden biz mi sevineceğiz? Kim olursa olsun cehenneme gitmesi bizi sevindirecek mi?
Kim niye? Biz isteriz ki La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen herkes cennete gitsin. Allah muhafaza eylesin. Mason muydu diyor, mason olmuş olsa mason localarını kapatmazdı. Aslında bir Atatürk'ü asla mason olamaz. Ama gidin masonların hepsi de Atatürk'üyüz diyor. Mason localarını kapattı ey Atatürkçüler. Bütün mason localarını kapatın. Atatürk'ün izinden gidenler. O sohbette bunu demek istemiştim. Atatürkçüler.
Atatürk'ün zamanında yazılmış olan tefsir var. Hepiniz evlerinizi alıp okuyun. Atatürkçüler. Atatürk'ün zamanında yazılmış olan tefsiri bütün okullarda ders kitabı olarak koyun. Atatürkçüler o tefsiri alın, bütün diyanetin camilerine koyun, bütün diyanetin camilerinin imamlarına söyleyin, emredin. Cemaate o tefsirden okusunlar.
Yok. Atatürkçüler nasıl camilerde Kur'an kursunu 28 Şubat'ta Atatürkçülük adına kapattınız? Eğer gerçekten Atatürk dindar ise sizden hesap soracak o zaman. Diyecek ki Atatürk dindar diyen Kemalistler, Atatürk Müslüman diyen Kemalistler. O zaman Atatürk sizden mahşerde hesap soracak.
Neden? Neden benim yolumdan, izimden gitmediniz, dinle savaştınız? Atatürk dinsiz diyenler var. İyi kardeş, sen de dinsiz diyorsun, sen hükmediyorsun. Allah bizi affetsin. İşte yaptığı konuşmalar var, işte o konuşmaların neticesinde dinsiz diyor. Çafir. Tövbe kafasını kapatmış adama. Süleyman Demirel sağ mı? Sağ. Adam televizyonda söyledi. Biz dedi demokratik hukuk, ona anayasayı böyle değiş dedik. Bizde dedi İslam hukuku yok, Türkiye'de darül harptir dedi.
Ve biz dedi asla bu hukukla dedi, hukuklanmazdı dedi. Bu noktada duruyorsa o kimse hala da, diyeceğiz ki ya bu nokta küfür noktası. Ya durmadıysa? Adamın yaşı geldi bilmem kaça, bir gözü de iyice serdi, kör oldu. Ulan Deccal'ın da bir gözü kör olacak. Ulan acaba ben Deccal'ın vazife mi yaptım? Yoksa Deccal'ın askeri miyim? Bir gözüm de böyle oldu deyip, ulan tövbe edeyim ya. Ya Allah varsa dedi, tövbe ettiyse ne yapacağız? Allah tövbeyi kabul etmez diye kim hükmetecek? Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden birinin hakkında dinli veya dinsiz, imanlı diye veya imansız diye kim olursa olsun, hükmetmeyin. Bu bizim işimiz değil. Adam eşine üç defa boş ol demiş, şimdi ne yapacağız soruyor.
Ulu Cami'nin ortasındaki o şadırvana gidecek. Her şadırvandan üç yudumda yedisi her sefer dönerekten su içecek. Dubleks evleri var, adam üst katta yaşıyor, kadın altta. Bunlar ne yapsın? İyi, işin yolunu bulmuşlar bak işte. Bu böyle olmaz. Bunlar diyanete giderlerse, diyanetteki imamlar şöyle diyorlar, oradaki fetvacılar. Sizin resmi nikahınız duruyor mu? Duruyor. Siz boşanmadınız diyor, devam edin. Öyle fetva istiyorlarsa diyanete gidecekler. Buna böyle fetva verilmez tabi. Bu tarafların ikisiyle de karşılıklı konuşulacak. Boş ol sözü, kaç sefer nasıl söylendi, nasıl gidildi, nasıl bu noktaya gelindi?
Bunlar anlatılacak. Ondan sonra bunun cevabı verilecek. Başka türlü onun cevabı verilmez. Maşallah. Buradan rüya tevil etmiyoruz. Hakkınızı helal edin. Gazali'nin Kalplerin Keşfi kitabını okurken bir rivayeti anlamakta güçlük çektik. Bizi aydınlatır mısınız? Rivayete göre şeytan bir gün İmam-ı Şafi'ye sorar. Ey İmam! Beni dilediği gibi yaratan ve dilediği yolda kullanan sonra da dilerse cennete koyacak, dilerse cehenneme gönderecek olan Allah hakkında ne düşünüyorsun? O bu tutumda adil midir yoksa zalim mi? İmam-ı Şafi onun bu sözünü düşünüp düşünür ve şöyle cevap verir. Ve hey gafil!
Eğer seni senin arzuna uyarak yarattıysa sana zulmetmiştir. Yok eğer seni kendi isteğine binen yarattıysa o bu yaptığından mesul değildir. Şeytan aldığı cevap karşısında neredeyse yerin dibine geçecek şekilde perişan olur. Fakat çok geçmeden kendini toparlayarak ey İmam ben bu soruyla 70 bin abidin beynini bulandıraraktan kulluk divandan çıkardım der. Küçüklüğümüzden beri bir yanlış yapsak Allah taş eder, yakar, cezalandırır diye korkuttular. Bize Allah-u Teala'nın merhametinden bahseder misiniz? İyi ki korktuğumuz halde böyleyiz. Hani bu çok meşhurdur ya, hep bizi dinle korkuttular hocam. Dinle korkuttular diye ne bakıyorum? Sarhoş adam.
Diyorum hiç korkmuş halin yok. Korksaydın içmezdin. İçiyor musun? E içiyor. Lan nereye korkmuş senin? İyi ki korkmuşsun içiyorsun. Korkmasan demek ki Allah ne verdiyse yapacak adam. Bu da onun gibi bir şey. Bunu söyleyenler, genel olarak, hiç kimse üzerine alınmasın, genel. Bunu söyleyenler, Kur'an ve sünnet dairesinde yaşayanlar değil. Kur'an ve sünnetin dışında olanlar, hayatlarını biraz böyle avarece geçirenler. Herkes şunu diyor, bizi hep korkuyla büyüttüler. Biz dinden, Allah'tan hep korktuk. Allah'tan korkan insan haram işlemez, Allah'tan korkan farzları yerine getirir. Allah'tan korkan günah kebalileri işlemez. Allah'tan korkan Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışır.
Ve sımsıkı yapışaraktan hayatını yaşar. Korku galip ya onda. Hiç gördünüz mü böyle bir kimse? Ben dahil. Yok. Ne korkması kardeşim ya? Ne korkması ya? Şu toplum Allah'tan korksa dimdik olur ya. Gıybet boğazımıza kadar, dedikodu boğazımıza kadar, iftira boğazımıza kadar, içki boğazımıza kadar, kumar boğazımıza kadar, eşcinsellik boğazımıza kadar.
Eşcinsel milletvekili adayımız bile var. Ne korkması? Yakında Avrupa Birliği'ne giriyoruz diye eşcinsel evliliklere de müsaade edecekler. Ne korkması? Ortalık haramdan yıkılıyor. Nerede bu korkanlar? Yıkılıyor ortalık haramdan. Korkanları bulsak da gitsem ben mürid olsam ona.
Korkanı bulsan da mürid olsam ona mürid. Gitsem ona desem ki ya bir tane korkan buldum elhamdülillah. Ben size mürid olmaya geldim diyeceğim. Valla diyeceğim billah diyeceğim. Ne korkanı ya? Şeyhler gidiyor 5 yıldızlı otellerde ömre yapıyor. Hocalar gidiyor 5 yıldızlı otellerde iftar yapıyor. Ne korkması? Bilmem müritler gidiyor deniz kenarlarında İslamiymiş. Kimse de görmüyormuş. Yüzüyor. Tatil yapıyor. Kim korkuyor? En korkanımız Jetsiki'ye biniyor. Şeyh Efendi ile ömredeydik.
Maşallah Allah mübarek etsin ya. Ne güzel bir ömür olmuştur sizin. Elhamdülillah. Nerede kaldınız demeye kalmıyor. Elhamdülillah. Ne o? Şimdi zemzem tavırdan önce. Şimdi duyduğumu söyleyeyim. Şeyde Hilton'da. Hilton'da kaldık mübarekle. Maşallah ya. Ya Mustafa Efendi. O camekandan Beytullah'a doğru bir namaza duruyorsun ya. Camekandan Beytullah'a doğru namaza duruyorlar. Ha Beytullah'a tepeden bakıyorsunuz diyorum ben. Kalıyor. Sufiler. Beytullah'ı rüyanızda gördüğünüzde asla tepeden bakamazsınız. Beytullah Arşallah'a kadar manen yükselir. Nerede olursanız olun hangi halde hangi rüyada olursanız olun.
Kaçıncı kat semaya çıkarsanız çıkın. emmare levvame mülhüme mutmayna radiye mardiye safiye makamına çıksanız dahi manen tavaf ederken Beytullah sizin katınıza kadar yükselir. Edebi olanlar, sufilikten, dervişlikten, İslam'dan nasibi olmayanlar, edebi haddi bilmeyenler, Kur'an ve sünnetin ahlakıyla, edebiyle yaşamayanlar, öğrenmeyenler, Beytullah'a tepeden namaza duracağım diye bakarlar.
Bununla da övünürler. Allah'tan en çok korkan bunlar. Allah'tan en çok korkan bunlar beğenmedikleri Osmanlı var ya, Beytullah'tan yüksek bir bina yapmaya izin vermedi orada. Beytullah'a edepsizlik olur diye. Ya Hira dağına çıktı ama Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri.
Gerizekalı. Sen kendi Hazreti Peygamber Efendimizle eş mi tutuyorsun? Hazreti Mevlana diyor ki, Ey ahmak, sen onlarla kendini eş tutma. Onlar da benim gibi insan deme. Onlar da benim gibi yiyor, içiyor deme. Ahmak, ahmak. Sen Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerini yerine mi koydun kendini? Onun yerine koyuyor kendini. Hira'dan tepeden bakmış diyor. Ahmak, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri senin gibi kör değildi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin yanında Beytullah'ın esamesi mi olur zaten? O Muhammed-i Mustafa'nın yanında. O Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin yanında varlıktan, yaratılmıştan hiçbir şeyin esamesi olmaz.
Hiçbir şeyin. Ama Allah'tan en çok korkanlar, beş yıldızlı oteldeler. Şimdi Ramazan geliyor. Allah'tan en çok korkanlar, beş yıldızlı otellerde iftar edecekler gene. Allah muhafaza eylesin. Evet. Şimdi, evet. Allah'ı sevdirmemiz lazım. Eyvallah. Sevdireceğiz derken, cezalarını atacağız mı kenara? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hutbeye çıkarken bir adım attı, amin dedi. İkinciye attı, amin dedi. Üçüncüye attı, amin dedi. Sahabe sordu, Ya Resulallah bunun hikmeti nedir? Cebrail kardeşim geldi. Dedi ki, ey Muhammed, Ramazan ayı gelir de bir kimse af bulmazsa Allah ona lanet etsin.
Amin dedim diyor. Annesi babası yanında ihtiyarladığı halde cenneti kazanmazsa Allah ona lanet etsin. Amin. Ey Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. Senin adın bir toplulukta anılır da, oradakiler salatu selam getirmezse onlara Allah lanet etsin. Amin dedim diyor. Bak lanet de var. Sevdireceğiz ama İslam'ın hukuku da var. Evet. Sevdirelim ama İslam'ın hukukunu da görelim. Allah bizi affetsin inşallah. 76 yaşında annem hastalığı nedeniyle oruç tutamıyor iki yıldır. Eşi oruç kefaretini ödemiyor. Evin geçiminde eksik diyor. Evin geçimini de eksik ediyor. Annem birikmiş paradan babamın parasından alıp gizli oruç kefaretini ödese caiz midir?
Hayır. Annemin maaşı, geliri yoktur. Maaşı, geliri yoksa ödeyecek hiçbir şey yok. Allah onu affedecek. Cezası da yok zaten. Bir kadının bir geliri yoksa, oruç da tutamıyorsa adam onun kefaretini ödemek zorunda değil. Parası olana oruç kefareti. Olmayana değil. Burada herkes dinin hukukunu bilmediğinden yanlış davranıyor. Bir kadının kendine ait parası varsa, oruç tutamıyorsa ondan kefaret ödeyecek. Parası yoksa ödemeyecek. E oruç tutamıyor. Onun kefaretini bu kocası ödeyecek diye bir hukuk yok. Bizde bir de öyle ya. Bilezikler kimin? Altınlar kadının. Zekat kime ait? Adama ait. Bilezikler kimin? Altınlar kimin?
Kadının. Kadın ödeyecek. Ciğerinden yangın çıkacak. Bileziğin ucundan kestirecek. Aman yarabbi. Aman yarabbi. Kimin altınlar? E kadının. E git. Kuyumcu da ölçtür. Kaç gram? 80 gram. 80 kaç? 80'den fazlaydı değil mi? Kaç gramdı? 85 gram mı? 85 gramdan fazla oldum. 85 gram oldu mu? Zekata girdi. Kırtta bir. 80 gramda iki gram. Ya para. Ah kestir ucundan. Götür. Kuyumcaya da ki çıkar bileziği. Bundan iki gram kesti.
Tınk tınk. İki gram kessin. Abdülhatif. Kesiyorsunuz mu bilezikten öyle iki gram? Parası ne diyorlar? Gelip tarttırıyorlar sizde öyle mi? Ciğerleri yanıyor mu kadınların? Malın sahibi normalde bu noktada bizim toplumumuzda genelde Anadolu'da altın kadına takılıyor. Kadına takıldığı anda genel manada o kadına aittir.
Erkeğin onda bir hükmü yoktur. O yüzden o altını da erkek kadından borç isteyebilir isterse. Söküp alamaz. Çünkü evlenirken bizdeki gelenek, bizdeki adet altın komple kadının. Öyle olunca zekatı da kadın verecek. Erkekler diyecekler ki bunun zekatı sana ait. Git ucundan bozdur öde. Adam vermek zorunda değil. Ama adam ödeyecekse zekatı hanımına bağışlaması lazım parayı. Hanımına bağışladığında o para bir dahaki seneye kadar durursa o para da zekatın içerisine girecek. Çünkü 80 gramı hesaplamıyoruz kimisinde. 3 kilo var kadında. Takıları makıları 4 kilo var. Vardır. Var olan vardır. Eee 3 kilo olunca?
Ne hanım para? Kaç para şimdi kilosu? 100 lira. 3 kilosu 300 milyon mu yapıyor? Vay 4 kilosu 400 milyon. 40'ta biri ne yapıyor 400 milyonun? 10 milyon yapıyor. Aman yarabbim ben. Adamın bir yıllık askeri ücreti ya. Para. 2 yıllık evliyim çocuğum olmuyor tedavi görmek veya tüp bebek yapmanın dini açıdan yeri nedir sakıncası var mı? Yok. Tüp bebekte sadece bu noktada erkekten sipermi alırlarsa bir sıkıntı yok. Ve aynı kadının yumurtasından alıyorlarsa bir sıkıntı yok. Ama burada bir karışıklık yaparlarsa problem var. Burada bir problem oluyor o zaman. Allah zamandır demekle Allah'a şirk koşuyorsunuz.
Eğer zamanı anlarsak Allah'a ulaşırız demelisiniz. Allah sonsuz varlıktır. Sonsuz olanın yarattığı yokluktur zaman. Zaten var olan bir şey yaratılamaz. Zaman yokluktur. Allah yokluğu arttıran ve azaltandır. Kainat bu şekilde işler. Siz Allah zamandır derseniz Allah'ın dinine ters bir şey söylemiş olursunuz. Bana Allah'tan başka bir şey gösterin. Sizden ders alayım. Gösteremezseniz siz bana gelin. Gördüğünüz ile görüneni karıştırırsanız yine şirk koşarsınız. İnşallah zaman sizi bana getirir doktor. Neredesin doktor hemen ders alalım senden. Kim bu arkadaş? Bu soruyu yazan kim? Gel ders alayım senden.
Beni müritliğe kabul edeceksin mi? Öyle demişim buraya. Ders alacağım senden. Hiç hadisi kudsi kitap okudun mu doktor? Okumadım. Okumadan nereden bu hükme vardın? İkinci cümlede söylüyordum ya. Allah'a şirk koştuğumuzu nereden söyledin ki? Böyle demek Allah'a şirk koştu. Nereden biliyorsun dedim. Hadisi kudsi okudun mu? Okumadım. Okumadın da nereden biliyorsun? Çünkü başka cevabı yok. Neden cevabı yok? Sende yok. Sence olmayınca cevap olmuyor mu? Başka cevap yok. Siz zamana küfretmeyiniz. Hadisi kudsi. Çünkü zaman Allah'tır.
Okumadan bilinmez. Görmeden öğrenilmez. Doktor. Hadisi kudsi söylüyorum sana. Siz zamana küfretmeyiniz. Çünkü zaman Allah'tır. Sen nasıl zaman Allah zamandır demekle Allah'a şirk koşuyorsunuz diyorsun? Zaman Allah'tır. Hadisi kudsi bu. İkinci cümlem. İkinci cümlem. Eğer zamanı anlarsak Allah'a ulaşırız demelisiniz diyor. Zamanı anlarsak Allah'a ulaşırız diye bir kaide yok. Allah'a tek kapıdan ulaşılmaz. Devam edin okuyun. Allah sonsuz varlıktır. Sonsuz olanın yarattığı yokluktur zaman. Zaman yokluk mudur? Sence.
Zaman varlıktır. Delilin. Söyle. Varsa gösterin. Söyle diyorum. Varsa gösterin. Söyle diyorum ben sana. Zaman varsa gösterin. Zaman Allah'tır diyor. Yani zamanı ne yaptı Cenab-ı Hak? Kendi sıfatı olarak belirledi. Zamanı görebiliyor muyuz? Zaman Allah'tır sıfatı. Zamanı görebiliyor muyuz? Sıfatı Allah'ın. O zaman zaman Allah değildir. Sıfatı. Zaman Allah'tır. Sıfatı ondan gayrı mıdır? Doktor. Bir şeyin sıfatı sadece o mu dedi? Sıfatı Allah'tan gayrı değildir. Tamam ama kendisi de değildir. Allah'tan gayrı değildir. Tamam kendisi de değildir.
Kendisi de değildir dediğimiz şey Cenab-ı Hakk'ın bir sıfatı Allah'ın zat-ı uluhiyetini içine almaz. O manadadır. Ben hatta diyorum zaten. İkinci cümle. Cancağızım. Cancağızım bizi şirk ehli yaptın. Yapmadım. Onu öyle anlattın. Şirk koşuyorsunuz dedin. Tamam. Burada yazdın. Evet. Şirk ehli miyiz biz şimdi? Ne anladınız? Bana onu anlatın. Benim anladığımı sana anlatmak zorunda değilim. Sen nasıl şirk ehli yaptın beni? Çünkü zaman Allah'tır dediniz. Hadisi kutsi diyorum sana. Tamam. Doktor psikoloğa git sevgit. Neden? Zaman Allah'tır demek. Hadisi kutsi.
Sizin anladığınız zaman Allah'ın sıfatıdır diyorsun. Hadisi kutsi. Anladığım anlamadım önemli değil. Bir kimse geldi dedi ki ey iman edenler zamana sövmeniz zaman Allah'tır. Hadisi kutsi. Hadisi kutsiyi söyledi. Bu adam şimdi şirke mi girdi? Hadisi değil bir sorun. Senin kafanda değil sorun. Böyle gidiyor bütün herkes. Böyle gitmiyor mu? Hayır. Anlayalım diye geldim ben. Doktor anlayalım demek gelmek ayrı, hükmetmek ayrı. Hükmediyorsun. Mübarek çocuk. Bir kimse hükmettiği zaman elinde kesin delil var demektir. Şimdi delili sunun.
Sunun. Zamanı görebiliyor muyuz? Evet. Nerede? Sen göremiyorsun. Nerede? Sen göremiyorsun. Sadece siz görüyorsanız sizde bir şey var. Tamam. Sen görebiliyor. Herkes görmesi lazım. Şart mı? Şart. Herkes mi peygamber olacak? Ne alak? Eee? Zamanı sadece peygamberler mi görecek? Hayır. Kim görür? Cenab-ı Hakk'ın gösterdiği herkes görür. Öyle bir şey. Kale mi var? Evet. O zaman zaman size de ayrı bir şey. Evet. Bana da ayrı değil. Hayır. Zaman bana ayrı bir şey. Sana da ayrı bir şey. Ben öyle anladım. Ayrı olarak anladım. Tamam. Ayrı olsun o zaman. Evet. O zaman ben de görebilirim. Siz de görebilirsiniz. Görebilirsin. Sen görmemişsin. Siz gördünüz. Evet.
Zamanı duyabilir misiniz? Evet. İşitebilir misiniz? Evet. O zaman zaman var sizin için. Var. Ve Allah. Allah'ın bir sıfatı. Allah diyorsun. Allah'ın bir sıfatı. Öyle diyeyim. Tamam öyle değilim. Faiz edelim ki zaman Allah. Evet. İki ayrı şey var. İki tane sonsuz olabilir misiniz? Neden iki tane olsun? Olamaz. Çünkü bir tane sonsuz olur. Neden? İki tane sonsuz olabilir mi? Olur. Nasıl olur? Tersten bakarsan olur. Nasıl olur? Sonsuza tersten bakabilir mi? Bakarsın. Gösterim. Normalde şimdi sonsuz dediğimiz şey evvel var mı? Yok. Evvel sonsuz değil mi? Evvel var mı?
Evvel var mı? Evvel evvel. Evvel var mı? Yok. Var. Allah evveldir. Ezeliydi de aynı zamanda. Onu da söyleyeceğim. Allah ahirdir. Ve aynı zamanda da Allah nedir? Ezeldir. Ezelidir. Allah evveli midir? Sana sormayayım. Sen hadisi kudüsü okumuyorsun. Hadis de okumuyorsun. Allah evvel midir? Evet. Allah ahir midir? Evet. İki tane tanım çıktı mı? Buna normalden buradan bakarsan iki tane sonsuzluk oldu mu? Buradan da bakarsanız iki tane sonsuzluk oldu mu? Doktor.
Bunu anlayamıyorsan hiçbir şey anlayamazsın. Sonsuzluğun iki ucu çıktı mı şimdi? Ucu varsa nasıl sonsuz olur ya? Buradan tersten bakılmaz dedin de ben de tersten baktırdım sana. Evvel. Evvel. Evvelin başı yok. Evvel diyerek var ettiniz. Evvelin başı yok. Başı yoksa nasıl ucu oluyor? Ucu olur. Nasıl? Başı olur. Bu normal. Doktor. Geometri okudun mu? Okudum. Sonsuz noktaya ne denir? Sonsuz nokta mı? He. Nokta buluşuzdur. Sonsuz noktaya ne denir? Geometri okuyanlar.
Fizik okuyanlar. Sonsuz noktaya ne denir? Doğru denir. Sen hep sonradan kabul ediyorsun yalnız. Hayır ben senin ne anladığımı anlamaya çalışıyorum. Yoksa benim dediğim gibi yanlış yok. Ha tamam. Sen benim anladığımı anlamaya çalışıyorsun. Baya zaman var o zaman ya. Benim anladığımı anlaman için. Şunu baktın mı bu şekle? Orada bir şey demiyorsunuz ki. Evvel ve ezel. Evveli ve ezeli. Tamam. Evveli sonsuz. Ezeli sonsuz. Sonsuz. Bak iki elinden gösterdin.
Tamam. Ama ikisi de bir. Öyle mi? Evet. Neden öyle gösterdin o zaman? Sonsuz tektir. Siz evvel diyerek sonsuzun bir uca gittiğini söylüyorsunuz. Ezel diyerek başka bir uca. Ama yukarı da gidebilir, aşağı da gidebilir. Gidebilir. Yukarıdan da evvel olabilir. Aşağıdan da evvel olabilir. Yukarı. Dünya için o. Yani burası da ezel olabilir. Burası da evvel olabilir. Olabilir. Evet. Neden iki yönünü gösterdin yine? Sonsuz yönü var. O zaman bütün yönler de sonsuz. Evet. Ama iki isim var. Ne gibi? Evvel ve ezel. O sizin için öyle. Sen hangi dine mensupsin? İslam herhangi dine mensup. Hocam, Allah hem evvel hem ezel değil midir? Evet. Kur'an-ı Kerim. Hem evvel hem ezel.
İkisi ayrı ayrı değil. Efendim? Hem evvel hem ezel. İkisi ayrı ayrı değil. Eyvallah. Eyvallah. Beni mürid olarak kabul etmedin mi gene? Anlamam lazım. Böyle yazmışsın. Bana geleni demişsin. Şimdi sonsuzluğu ben anlatayım. Sen anlat. Anladığınızı anlattınız. Sen anlat. Sonsuzluğu değil. Bana evveli ve ezeli anlat. Ezel ve ebed. Zamanın ne olduğunu bilmeniz lazım. Zamanın ne olduğunu bilmeniz lazım. Zaman ne? Doktor. Yokluk. Efendim? Yokluk. Zaman yokluk. Evet. Senin için değil mi? Kainat için.
Kainat için değil. Tamam. İyi. Tamam. Ben seninkine itiraz etmedim bak. Benim için zaman varlık. Demek ki zaman sizin için sonsuzluğu. Evet. Burada hemfikiriz. Allah da sonsuz. Sonsuz. İki tane sonsuz nerede olabilir? Birisi bir şey sonsuz olunca onun sıfatları da sonsuz olmaz mı? Şöyle sorayım. Sonsuzun olmadığı bir yer olabilir mi? Sonsuzsa. Sonsuzun olmadığı bir yer olabilir mi? Sonsuzsa. Allah'ın Zatı. Allah'ın Zatı. Allah'ın Zatı her yer. Öyle mi? Evet. Göster bana. Gördüğünüz her yer. Allah'ın Zatı mı? Allah'ın Zatı mı görüyorsunuz? Siz zamanı gösterin bana.
Doktor ne okuyorsun? Dinin kitapı olarak. Hiçbir şey. Hiçbir şey. Duydun sana. Çok güzel. İki tane sonsuz olabilir mi? Doktor. Buyurun. Kaçın sınıf öğrencisin? Senin gözünden ameliyat edeyim ben bir. Neden? Gözlerine rahatsızlık var baksana. Neden? Çünkü doktorsanız eğer gözlerinden ameliyat edersiniz. Benim doktor olmadı mı nereden iddia ediyorsun? Doktor musunuz diye soruyorum. Sen dini bir kitap okumadan din hakkında nasıl hükmediyorsun? Çünkü din gerçek olur. Ben gerçek olanı söylüyorum.
Din gerçek olansa Cenab-ı Hak bir kitap göndermiş. Evet o da gerçek. Okumadığını söylüyorsun. Ama tek gerçek o değil ki. Her şey değil. Okumadığını söylüyorsun. Evet. Okumadan mı bulacaksın? Çok iyi. Ben senin bilgilerini doğru olarak kabul etme zorunluluğum yok. Çünkü Kur'an'a tabi. Ben Kur'an ve Sünnet'e tabi. Ne anlıyorsunuz Kur'an deyince? Ben anladığımı arkadaşlara aktarıyorum. İki tane sonsuz olabilir yani sizinle. Ben iki tane sonsuz olabilir demedim. Dediniz. Zaman ve Allah. İkisi de sonsuz. Tamam doktor. Nerede? Yalnız mı konuşalım? İşaret etme adama.
Sen cemaatın istediğin içinde istediğin gibi konuşuyorsun. Sana işaret eden oluyor mu? Edeb'e mu gayri hareket etmek yok. Kim olursa olsun. Öyle bir şey yok. Sadece anlam için. Anlamak için. Bak. Başka akniyetim falan yok. Ben seni tanıyorum doktor. Ben o yüzden rahat konuşuyorum seninle de zaten. Cancağızım doktorcağızım. Bir insanı insan eden nasıl sıfatsal özellikleri var ise insanı insan eden. Mesela insanın görme özelliği var mı? Var. Koku alma özelliği var mı? Var. Var. Beş duyu olarak tanımladığımız duyular var mı? Var. Biz insanı insan olarak tanımlarken bu duyuları da içinde var olarak kabul ediyoruz. Öyle değil mi? Genel olarak.
Bu yaradılan için. Yaradılan bir şey için. Allah'ı Allah olarak kabul ettiğimizde ve Allah'ı Kur'an ve sünnet öğretisinde bir tanımladığımızda Allah'ın sıfatları var. Sonsuz. Adet noktasında. Hem de tecelliyat noktasında sonsuz. Bunların içerisinde sıfatlarından birisi zaman. Bu zamanla alakalı iki unsur söz konusu. Bir, yaratılmış bir şeyin yaratılış derecesindeki ve yaratılış makamındaki zamanı. İki, yaratanın kendi uhdesindeki, kendine ait olan zamanı. Biz Cenab-ı Hak'ın kendi uhdesinde, kendi sıfatında olan zamanı algılamaktan uzakız. Tam manasıyla.
Ama varlığın içerisindeki zamanı, varlığın içerisinde, varlığa düşen zamanı, yaratılan eşyanın, cisimlerin veya varlıkların yaratılışına ve yaratılış zeminine göre zaman kavramında değişiklikler vardır. Bu, yaratılmış zamanı, yaratılmışların zamanıdır. Yaratılmışların zamanı. Yaratılmışların zamanı. Bir de yaratanın zamanı vardır. Yaratanın zamanının ne olduğunu, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının üzerinde şudur deme lüksü. Hiç kimseye ait değil. Yaratılışın zamanının olduğunu nereden çıkarttığımız? Yaratılışın zamanının olduğunu çıkarttığımız nokta hadisi kutsi. Tamam. Yaratılışın zamanı.
Yaratılışın zamanı değil, yaradanın zamanı. Yaradanın zamanı. Yani Allah'ın zaman sıfatını ancak Allah bilir tam anlamıyla. Cenab-ı Hak da diyor ki, zamana sakın küfretmeyin, dehre küfretmeyin. Çünkü dehir, yani zaman Allah'tır der. Bu nedir? Mesela bir kimsenin, senin görmen farklı bir şeydir. Allah'ın görmesi farklı bir şeydir. Allah'ın görmesine küfrederse bir kimse, Allah'ın görmesi Allah'tır çünkü. Onun sıfatıdır. Senin görmene küfreden sana küfretmiştir. Senin görmene küfrederken aslında sana küfretmiştir. Senin sıfatına küfrediyorsa sana küfretmiştir. O yüzden zaman Allah'ın kendine ait, zat-ı uluhiyetine ait sıfatıdır. Zat-ı uluhiyetine ait sıfatına bir kimse küfrederse Allah'a küfretmiş olur.
Bir de Allah'ın varlığa çıkardığı, yarattığı şeylerin, şey, yarattığı şeylerin kendi dairesinde, kendine göre zaman birimleri vardır. Bu ama yaratılmışların zamanıdır. Yaratılmışların zamanına bakaraktan Allah'ın zaman sıfatının tecelliyatını anlamaya çalışır insan. Anlayabildiği yere kadar. Bu şudur. Bir dakika. Burada şimdi sadece sen yoksun doktorum, civanım benim. Yok, biz her şeyi meydanda konuşuyoruz. Bizim gizli ajandamız yok öyle. Biz şimdi biz milletin önünde başka konuşup arkada başka konuşanlardan değiliz. Her şeyi burada konuşuyoruz biz.
Şimdi, burayı iyi dinle. İnsana ait bu. İnsanın sıfatı. Beş duyu mu insanı sıfatı? Yok, o değil. Sizler öyle diyorsunuz. Tıpçılar öyle diyor ya. Tamam, beş duyu insanın sıfatı olsun. Tıpçılar öyle diyor. Ben onu değil mi? Ben insanın üzerinde Allah'ın sonsuz sıfatlarının tecelli ettiğini, insanın konumuna, durumuna göre. O zaman insan da Allah'ın bir sıfatıdır. Evet. Değil mi? Evet. Allah'ın bir sıfatı değil, sonsuz sıfatıdır. Tamam. Evet. Sen insanı nereye koyuyorsun? İnsansa, Allah'ın sonsuz sıfatıysa... İnsandan göre, insana göre değişiyor. İnsan var, görüntüde insan hayvan. İnsan var, görüntüde insan şeytan. İnsan var, görüntüde insan melekler esas duruşta duruyor.
İnsan var, görünüşte insan varlığa komple tecelli ediyor. Sıfat yani, beş duyuyla gelen. Beş duyu, o normal herkesin, insanların algıladığı şey. Mesela ensesinden gören bir kimse, kafasını arkasından gören kimse tanıyor musun sen? Yok. Ha ben tanıyorum. Tamam. Arkasını da görüyor adam. Tamam. Hiç bakmadan sağını da görüyor, solunu da görüyor. Peki, bu beş duyu, biz o beş duyu mu? Ha değiliz. Ha. Bak, din anlatırken, sen tıp öğreniyorsun. Senin hocan derse ki, insan beş duyudur. Bunu soruyor mu sınavda soruyor örneğin. Sen hocanın sınavda sorduğunun dışına bir şey çıkabiliyor musun? Yani ben dediğin şey, beş duyunun dışında bir şey. Ben dediğin şey mi?
Ya beş duyu dediğin ne ki ya sende? Boş ver, köpekte de var ondan. Beş için zamanı anlatacağız. Ben dediğin şey, sendeki ben ne? Bendeki ben'e göre değişiyor. Siz nasıl? Ben, ben olursan anlarsın bendeki beni. Ee, nereden bileceksin ki bendeki beni? Var mı yok. Ne, bendeki ben mi? Duruma göre. Tabii. Var yok. Hayır, duruma göre dedim. Var ya da yok demedim. Duruma göre. Neye göre? Var. Bendeki ben mi? Hem var hem yok. Sen neye göre dedin ona hem var hem yok diye. Bana uydun yani. Benzi anlamaya çalışın. Benim dediklerimi anlaman için ben gibi olman lazım diyorum. Bendeki ben neye göre var, neye göre yok biliyor musun?
Ben dedim şey, Allah ve Resulüne karşı yok, halka karşı var. Doktoruncu Hanım. Varlığın başlangıcı bir şey. Evet. İlk başlangıç nokta da elimiz buna. Bunun yaratılış yeri, amanın altı. Bir şey. Bunun, burada herkes bunu öğrenecek. Bunun, ilk yaratılan bir şeyin, ilk yaratılan bir şeyin, zaman, makam, derece olarak en zirvede. Peki bu şey zamansa?
En zirvede. Bu, yaratılmışlığın başlangıç noktası. Yaratılanların zamanı da, yaratılanların zamanı bu noktada tecelli etti. Bu noktadan önce, Yaradan'ın kendine ait sıfatsal zamanı vardı. Sıfatsal, kendine ait. Bilmiyorduk. Bilmiyoruz ya. Cenab-ı Hakk'ın kendine ait, kendine ait zaman sıfatı var. Biz bu zaman sıfatını, hiçbir şey yaratılmadığından dolayı bilmiyorduk. Allah bir şey yarattı. Dur. Peki nasıl bildin? Nasıl bildin? Neyi? Bir tane naid zamanı oldu. Kardeş, onu anlatacağız işte. Hiçbir şey bilinmiyordu.
Cenab-ı Hak hadisi kudüsüde ne dedi? Bilinmez idim. Ardından ne dedi? Bilinmekliyi istedim. Bir şey yarattı, bilinmekliyi sevdim dedi. Bir şey yaratınca. Ve yarattığı şey de, yarattığı şey de, Cenab-ı Hakk'ın sonsuz sıfatlarına mahzar olacak bir şey yarattı. O şey, Muhammed Mustafa'nın ruhaniyet ve nuraniyetin. O şey, Muhammed Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti. İki vedçesi var. Ruhaniyet, nuraniyet. Bunların gerçek olarak sıfatsal tecelliyatını bilmiyoruz. İsim olarak hadisi kudüsüde diyor ki, ruhaniyetinden ve nuraniyetimden yarattım. Hadisi kudüsü bu.
Bunun üzerinde müteşabih, herkes bir şey söyler mi? Söyler. O mudur? Değildir. Şeker var ya. Bu yarattığı bir şeyin, yaratılmışların zaman başlangıcı bu. Yaratılmışların zaman başlangıcı. Bakın, ruhaniyet ve nuraniyet. Ama yaratılmışların da zaman başlangıcı. Bakın, zamanı konuşuyoruz ya şimdi. Zamanı konuştuğumuz için, yaratılmışın zaman başlangıcı. Buradan aşağı doğru, şimdi çok kafanızı bulandırmayacağım. İndi dünya. Dünyadaki zaman birimi.
Dünyadaki zaman birimi ile, dünyanın dışındaki bir gezegenin zaman birimi aynı değil. Çünkü dünyanın zaman birimi, güneşe ve dünyanın hareketlerine bağlı. Biz burada zamanı tanımlamak için, dünyanın kendi ekseni etrafında bir sefer dönmesine bir gün diyoruz. Zaman birimi olarak.
Güneşin etrafındaki döndüğüne de bir yıl diyoruz. Bu, güneş sisteminin zaman birimi. Bakın, güneş sisteminin. O zaman bizim şu anda varlık olarak kullanmış olduğumuz zaman birimi, birim olarak, güneş sistemi ile alakalı. O zaman biz buradaki zamanı konuşurken şimdi, güneş sisteminin zaman birimini konuşuyoruz. Ayet-i kerime.
Sizin bir yılınız, Allah katında bir gününüzdür. Sizin burada bin yılınız, özür dilerim bin. Sizin bin yılınız, Allah katında bir gününüzdür diyor. Bir gününüz. Dünyanın bin yılı, bin yılı, dünya hesabına göre yaptığımızda, amanın bir günü. Amanın bir günü. O zaman, zaman yaratılmışların içerisinde, yukarıdan aşağı doğru inerken, uzadı. Uzayınca, zaman birimi değişti.
Yaratılmışlarla alakalı. Dünya olarak bin yıl, piramidin zirvesinde bir gün. Peki, birinci kat semavat, ikinci kat semavat, üçüncü kat semavat, dördüncü kat semavat, beşinci kat, altıncı kat, yedinci kat, bir de burada sekizinci kat bilmezler kimse. Buradaki zaman birimleri, yaratılmış bak bunların hepsi de, zaman birimleri, birinci kat semavattaki zaman birimleriyle aynı mı?
Değil. Burayı anladınız mı? Buraya bir de anlatmama gerek var mı? Biz varlığın zamanını konuştuk şimdi. Yaratıcının zamanını bilmiyoruz. Bu varoluşun zamanını alakalı. Varsa niye yaratılıyor? Allah yarattığı için yarattı, var oldu. Bir şey varsa niye yaratılıyor? Allah var etti, Allah yarattı. Varlığın zamanını konuştuk diyoruz ya. Ben varlığın zamanını konuştuk. Varsa nasıl yarattı? Yoktu, var etti. Yoktu, var olanların zamanı yoktu. Ha öyle dedim ki zaten. Varlığın zamanı yoktu.
Varlığın dediğim varoluşun. Yani Cenab-ı Hakk'ın var etti. Yaratmış olduklarının zamanı. Benim anladığım bu yaratılmışların zamanından. Anladın mı? Hem fikir miyiz? Bununla alakalı? O yaratılamaz değil mi? Efendim? Yaratılan şey nedir? Yaratılan şey sensin. Ben varmıyım? Varsın. Ben dediğim şey. Varolup olmadığını nereden biliyorsun? Karşımdasın ya. Ben gördüğünüz şey mi? Efendim? Gördüğünüz şey mi? Gördüğüm kadar evet gördüğüm şeysin. Değil. Değil. Sen bilirsin. Biliyorum zaten. Tamam. Okuyayım.
Devamını okuyayım. Okuyayım. Yaratılanlar sınırlı ve zamanda bunların, yaratılanlar sınırlı ve zamanda bunların sınırı bu yüzden zamanda sınırlıdır. Sınırlı bir şey sonsuz olamaz. Allah yaradılan değildir. Zaman yaradılanların sınırı ise Allah bundan boğımsızdır. Bu yüzden zaman Allah değildir. Allah niçin zamanı ihtiyaç duysun? Allah bir şeye ihtiyaç duymaz ki. Duymaz. Değil mi? Evet. Allah katında zaman bunun bilgisine nasıl ulaşıyor? Onun bilgisi normalde sır. Bu normalde Allah katında zaman Allah'ın sıfatı dedim. Peki şunu sorayım. Allah katında dediğiniz şeyde Allah sadece o katta mı? Değil. Her katta. O zaman zamanı da her katta. Allah sıfatlarıyla bütün varlığın üzerinde tecelli eder.
İşte bu noktada Allah'ın katındaysa Allah. Allah katı diyorsunuz ya. Ve sıfatı da orada diyorsunuz. Zaman sıfatı. E Allah sadece oradaysa orada mı? Sadece orada mı? Allah katında mı? Öyle olsun. Burada Allah yok. Size göre olsun. Efendim? Burada Allah yok size göre. O zaman Allah sonsuz değil. Ya. Size göre. Nereden çıkardın? Allah, Allah katından başka bir yerde yok dediniz. Öyle demedim. Öyle olsun. Senin dediğin gibi olsun dedim. Yok sizin dediğiniz gibi olsun. Benim dediğim gibi olacaksa farklı bir şey o zaman. Nasıl? Benim dediğim gibi söyleyeceksen benim söylediğim şey Kur'an ve sünnet dairesinde.
Tamam nasıl? Kur'an ve sünnet dairesinde Allah mekandan münezzehtir. Evet. Cenab-ı Hak kendi katından dediğinde bunun neyi kastettiğini ancak Allah bilir. Allah'ın bir katı var mıdır? Allah'ın kendi beyanına göre vardır. Ama yaratılmışlar bu kattan gerçek manada ne olduğunu tam olarak anlayamazlar. Zaman olduğuna dair bir bilgiyle. Bu kattaki zaman olduğuna dair bilgiyi Allah kendisi söylüyor. Nerede söylüyor? Zaman Allah'tır diyerekten. Kur'an'da mı söylüyor? Hadis-i Kudsi. Anladığın şey öyle değişiyor. Sende değişiyor. Bende değişmiyor. Senin anladığın doğru olduğuna dair bizim elimizde bir delil yok. Hayır bana şunu cevabını. Benim anlattığıma dair benim...
Basit bir şey soruyorum size. Zaman sonsuz diyorsun. Sonsuz. Allah da sonsuz. Bak zaman Allah'ın bütün sıfatları sonsuz. Allah'ın görmesi sonsuz. Allah'ın duyması sonsuz. Allah'ın rahmaniyeti sonsuz. Rahimiyeti sonsuz. Semisi sonsuz. Kudreti sonsuz. Kuvveti sonsuz. Allah'ın bilinen bilinmeyen bütün sıfatları sonsuz. Sadece zaman değil. Bütün sıfatları sonsuz. Bütün sıfatları hem ezeli hem ebedi. Sadece zamanla bağlantılı değil bu. Zaman sıfatıyla bağlantılı değil. O zaman şurada yanlış anlıyor. Allah'ın sonsuz sıfatları var. Bu sonsuz sıfatları yani sonsuz özellikleri öyle diyeyim. Anlayacağın tabiriyle. Sonsuz özellikleri var. Bu sonsuz özellikleri hem ezeli hem ebedi.
Yani başlangıcı yok. Başlangıcı olmadığı gibi sonu da yok. Zaman da bunun içinde. Zaman da bir sıfat. Onun da sonu yok. Kelam ism-i şerîfi var. Kelam konuşmak manasında. Kelam ism-i şerîfi sonsuz. Hem evveli hem ahiri. Allah'ın sonsuz. Allah'ın sonsu. Evet. Yaratılanların değil. Zamanı sınırlı. Yaratılanların zamanı sınırlı. Duruma konuma göre değişiyor. E tamam. Biz de bunu söylüyoruz. Biz yaradanların zamanından mı şerifi? Yaradan, yaradılanların her şeyin, yaradılan her şeyin kendine göre bir zamanı ve mekanı var. Kendine göre. Biz o yaradılanların kendine göre olan zamanından ve mekanından Allah'ın zaman sıfatının tecelliyatını tanımaya çalışıyoruz.
Nasıl insanın görmesinden Allah'ın görmesini tanımlamaya çalışıyorsak, insanın görmesinden Allah'ın görmesini tanımlamaya çalışıyoruz. İnsanın görmesi Allah'ın görmesi gibi midir? Hayır. Ama insanın görmesi bu noktada bir örnek teşkil eder mi? Evet. Bunun gibi yaradılmış olanların zaman birimleri Allah'ın zaman sıfatının tanımlaması açısındandır. Yaratılmış olan her şeyin kendine ait bir zaman birimi vardır. Kendi makamına ve derecesine göre bir zaman birimi vardır. Onların zamanları, yaradılmışın zamanı. Bu kitap yaradılmıştır. Bunun bir zaman birimi vardır. Bunun yaşadığı hayat çerçevesinde kendi bir derecesi vardır. Bunun da kendine ait bir zaman birimi vardır.
O zaman Allah'ın zamanı Allah'tır. Demek daha doğru. Cancağızım o hadisi kutsi. Neden inat ediyorsun? Mübarek çocuk. Zaman, bak siz zamana küfretmeyiniz. Çünkü zaman Allah'tır der. Buradaki küfredilen şey, sonuçta bu varlığın içerisinde tecelli eden zaman sıfatının tecelliyatına dahi küfredemezsiniz siz. Şimdi Allah'ın görmesi var, bir de görmek var.
Evet. Allah'ın görmesi. Şimdi bir kimse... Allah'ın zamanı var, bir de normal zamanı var. Bir kimse görmeye küfrederse, gerçek gören Allah'tır. Ve bu manada görmeyi de yaratan Allah'tır. Bir kimsenin veya bir şeyin görmesine küfredildiğinde, Allah'ın görme sıfatına küfredilmiş sayılır. O yüzden varlığın üzerinde tecelli eden bütün fiiliyatlar ve sıfatlar gerçek manada Allah'a aittir.
Öyle olunca burada tecelli eden tüm sıfatların sahibi Allah'tır. Siz varlığın üzerinde tecelli eden bir sıfata küfrederseniz, Allah'a küfretmiş olursunuz. Din küfretmeyi yasakla. Okudum bitti. Okudum orayı da göster, okudum. Bana Allah'tan başka bir şey gösterin, sizden ders alayım. Okudum orayı. Neyi? Allah'tan başka bir şey. Burası insanı küfre götürür. Çoğu insanlar... Çoğu insanı götürebilir, evet. Haklısınız. Orada ince bir ayrıntı var. Onu yakalayabilir misin? Onunla var. Hoş geldin. Burada normalde vahdedi vücut noktasında duran sufiler, varlığı tamamiyetle Allah'ın gölge vücudu olarak görür.
Bu varlık Arabi'ye göre gölgeden ibarettir. Varlık tamamiyetle Arabi'ye göre gölgeden ibarettir. Arabi'ye göre. Hz. Mevlana'ya göre bu varlık tamamiyetle bir hayal üzerinde yürür. Sen varlığı ne olarak görüyorsun? Varlığı. Varlığı. Dünyayı. Dünya zamanın içinde. Dünyayı sonsuz mu görüyorsun? Örnek. Dünyayı sonsuz görmüyorum yani. Varlığı diyorum. Güneşi? Güneş de sonsuz. Tamam. Neyi sonsuz görüyorsun? Allah'ın. Tamam. Bunda bir sıkıntı yok. Ama Allah'ın yarattığı şey zaman. Zaman. Dur bir dakika.
Allah'ın yarattığı şey ne? Zaman. Zaman. Zamanı yaratıyor. Zamanı yaratıyor yani değil mi? Evet. Allah'ın yarattığı bir şey yani zaman. Evet. Bu yüzden Allah'tan başka bir şey yok. Allah sonsuz diyoruz ya. Bak orada şey derseniz. Allah'ın zamanı Allah'tır derseniz oraya katılırım. Ama zaman Allah'tır derseniz oraya katılamayız. Çünkü Allah'ın yarattığı bir şey nasıl Allah'ın? Allah'ın yarattığı hiçbir şey Allah olmaz. Evet. Zaman gibi. İki sonsuz olmaz çünkü. Allah'ın yarattığı hiçbir şey? İki sonsuz olabilir mi? Allah'ın yarattığı hiçbir şey Allah olmaz değil mi? Allah'ın yarattığı hiçbir şey Allah olmaz. Evet.
Harika. Tamam. Sıkıntı yok. Orada işte o şey daha sıkıntı var. Sıkıntı yok. Allah'ın yarattığı hiçbir şey Allah olmaz. Burada hemfikiriz. Hemfikiriz. Ben bir şey demiyorum. Tamam. Orada hemfikir değiliz. Orada da hemfikiriz cancağızım. Sen oradan tutuyorsun. Ben buradan tutuyorum. Orası burası yok. Zaman. Buradaki bak tekrar söylüyorum. Yaratılmışların zamanı sonsuz değil. Tamam. O zaman Allah'ın zamanı... Kardeş burada zaten kast edilen o ya Allah'ın sıfatı diyorum ben sana. Siz zamana küfretmeyiniz. Allah'ın sıfatı olan zamana. Anladın? Ben Allah'ın sıfatı mı? Allah'ın sıfatlarının tecelli ettiği şeysin. Evet.
Sana küfredemem o yüzden. O yüzden hakaret edemem sana. Orada şey dedim ya. Allah'tan başka bir şey gösterin. Size sizden ders alayım dedim ya. Gösterebilir misin? Kardeş. Varlık tamamıyla onun sıfatıdır. Varlık tamamıyla onun sıfatlarının tecelli ettiği bir alanda. Varlık tamamıyla onun sıfatı mıdır? Varlık tamamıyla onun sıfatlarının tecelli ettiği yerdir. Tecelliyatıdır. Varlık tamamıyla onun sıfatıdır. O zaman başka varlık var mı? Kardeş. Yarattı ya. Yarattı. Neyi yarattı? Kendisi mi? Neyi yarattı diyorsun? Ruhundan ve nurundan bir şey yarattı. Seni yarattı. Varı mı yarattı? Evet. Var olan bir şey yok ki. Ben ne varım ne yokum. Doktoru tanımıyor büyük çoğunlukta arkadaşlar.
Doktorla biz yaklaşık 3 yıldan beri tanışıyoruz. Buraya gelir aşağı perşembe derslerine gelir. Perşembe derslerinde böyle sessiz sakin durur. Öyle şey yapmayın yani. Doktor böyledir. Allah razı olsun kendisine. Yani enteresan fikirleri vardır. Ben arada tanıtayım böyle. Anlat. Şimdi bu tahta sonsuz olsun olmaz ya. Olsun diyelim. Olsun diyelim. Evet. Bir mikrofon verin doktora. Şu mikrofon yok mu telsiz mikrofon? Tamam doktorum anlayalım seni. Erzurumlu canın çok dar senin.
Bayburt'la Erzurumlu. Ooo o daha oradan işaret ediyor. Erzurumlu değil diyor. Bayburt'la Erzurumlu arasında ne kadar yol var? 120 kilometre mi? Öyle mi? Şimdi dışarıdakiler senin sesini alamazlarsa ne konuştuğumuzu bilemezler biliyor musun? O yüzden. Hem seni meşhur edeyim biraz. Anlaşamadığımız noktayı sen söyle. Ben anlaşamadığımız bir nokta olarak görmüyorum bir şey. İfadelerimizde bir tezatlık gibi var. Algımızda değil. Sen merak etme ben senden ders alacağım ya.
Ama bir daha bir başkasını şirkle itham etme. Ben şimdi bir şey daha söyleyeceğim de bu kafayı kıracak gidecek buradan diye şey yapıyorum. Öyle değil. Sonsuz var. Bir tane daha. He he. Ben sonsuzum. Siz. He he. Ya ben kendimin sonsuz olduğuna inanıyorum ya. Gösteyeceğim. Gerçekten mi? Evet. Benim sonsuz olmadığımı mı ispat edeceksin? Evet. İnşallah. Hadi bakalım. Şimdi efendim. Bu tahta sonsuz oldu.
Çalışıyor çalışıyor. Bu tahta sonsuz kabul edelim. Bundan başka son. Hatta sonsuza nasıl vardık onu anlatalım. Bir şey sonluysa. Şöyle bir şey. Sonlu diyelim buna. Ve dışında yokluk var. Bu sonlu şeyin öncesinde ne vardı diye bir soru herkesin aklına takılır. Bu şeyin öncesinde ne vardı? Onun öncesinde ne vardı? Onun öncesinde ne vardı? Eğer yokluktan çıktıysa bu sonlu şey. Yokluktan hiçbir şey çıkamayacağını herkes bilir. Çünkü yok. Eğer yok olan şey sonsuz. Sonsuz olan şey yoksa bu yokluktan hiçbir şey türemez. Bunu herkes bilir. Şimdi bu tahta varsayalım ki var olan sonsuz. Var olan sonsuzumuz olsun. Şimdi bu sonsuz yok olan zamanı yaratıyor.
Var olan sonsuz yani Allah-u Teala yok olan zamanı yaratıyor. Ve bu zaman sınır koyuyor. Yoksa nasıl var? Bize göre var. Yoksa nasıl ismi var? Yoksa nasıl mı ismi var? Bize göre var. Bize göre var. Evet. Zamanın içinde olanlara göre var. Allah'a göre zaman. Yok mu? Yok. Allah'a göre zaman yok. Evet. Var mı? Senin inanışına göre. Hayır var mı? Benim inanışıma göre var. Allah'a göre zaman. Hı hı. Bence yok. Evet. Şimdi sınırlı bir zaman çizdik. Bu zaman yokluğu temsil etsin. Şimdi Allah zamanı arttırıcı ve azaltıcı. Zaman sınırlı bir zaman. Zaman nasıl arttırılı ve arttırıcı? Onu Allah bilir. Ben hiç öyle demedim ama.
Ne? Zamanı arttırıp ya da azaltamaz mı Allah? Zamanı mı? Evet. Arttırıp azaltabilir. Tamam o zaman bir sıkıntı yok. O zaman zaman var. Allah'a göre yok diyorum. Bize göre var. Ben ne dedim de bütten beri? Ne dediniz? Dedim ki zaman Allah'ın sıfatıdır. Ne olduğunu bilmiyoruz dedim. Tamam. Ama dedim varlığın üzerinde tecelli edince varlığın zamanı çıkar orta yere dedim. Tamam. Ne demek bu? Kaktın buraya kalktın şimdi. Ne demek bu şimdi? Aynı şeyi söyledik. Ben zamanın sınırlı olduğunu söylüyorum. Neyin zamanı? Varlığın zamanı. Tamam aynı şey. Öyle demedim mi ben de? Zamanın yok olduğunu söylüyorum. Efendim? Zamanın yokluk olduğunu söylüyorum. Bu yokluk genişledikçe biz sınırlı varlıklar oturuyor.
Yokluk nasıl genişleyecek? Sınırlı çünkü. Yokluk nasıl genişleyecek? Yokluk genişler mi? Genişletecek Allah. Yokluk nasıl genişleyecek? Yok. Yok genişler mi? Yokluk. Uzay genişliyor mu size göre? Yokluk değil ki o. Ne? Var. Ne var? Varlık. Uzay var. Var. Nerede var? Yokluk nereden genişliyor? Doktor nereden çıkardın bunu? Yok yoktur. Yokun genişlemesi var mı? Evet. Şimdi genişliyor bakın yoktur. Genişliyor. Anladınız mı şimdi? Hoş geldin ya. Bakın yokluk dar. Şimdi genişliyor. Bu arada yokluk değil burası. Ne? Dolu burası. Ne ile dolu? Hidrojen, oksijen, bir sürü atom dolu. Onların arası? Hepsi de dolu.
Ne ile dolu? Doktor. Varlıkla dolu. Var. Tamam ben yok demiyorum ki. Ben yoka yok diyorum. Sakın tıba gideyim demeyin ha. Birazdan anlayacaksın. Yokluk genişliyor. Tamam mı? Doktor. Hı. Müdahale yok. Hı. Doktor. Yokluğu nasıl var ettin de genişlettin? Allah var etti. Ben var etmedim. Yokluğu mu Allah var etti? Evet. Allah bir yokluk alemi var etti. Öyle mi? Evet. Buna da zaman diyoruz biz. Buna zaman diyorsun sen? Biz. Fizikçiler daha doğrusu. Ne diyor fizikçiler? Zaman diyor buna.
Yokluğa zaman diyor. Evet. Kabul ettik ya. Kabul edin. Ya da etmeyin. Yok ya kabul edelim. Gönlün olsun ya. Tamam. Şimdi yokluk genişledikçe arada varlıklar. Yokluk neyin üstünde genişliyor doktor? Üstünde mi? İçinde diyelim daha doğru olur. Yokluk neyin içinde genişliyor? Sonsuzun. Sonsuzun içinde? Sonsuz varlığın içinde. Sonsuz varlığın içerisinde yokluk genişliyor. Evet bu da Allah. Ha bu yokluk mu Allah? Varlık sonsuz varlık. Sonsuz varlık Allah. Sonsuz varlığın Allah'ın içerisinde yokluk mu genişliyor? Evet. Bunu Allah genişletiyor. Bunu Allah genişletiyor yokluğu. Evet. Ve bu yokluk da zaman diyorsun. Evet. Aynen bu şekilde. Değil mi?
Yokluk zaman. Evet. Anlamaya çalışın biraz. İşte ben de anlamaya çalışıyorum. Allah razı olsun. Mürşidimsin ya. Tamam. Yokluk zaman değil mi senin için? Evet. Benim için öyle. Yokluk zaman. Benim için öyle. Tamam. Peki bu zamana küfür etmeyiniz. Zaman Allah'tır dediğimizde yokluk da Allah olmuyor mu? Bana göre olmuyor işte. Haa. Anladınız mı şimdi? Gel. Ver kalemi. Şimdi bak tekrar söylüyorum. Burası yokluk değil mi? Şu çizdiğiniz daire. Evet. Bu yokluk. Bu yokluk. sınırlıysa, genişlerse varlık ortaya çıkıyor. Dur cancı ağzım. Bu yokluk Allah'ın içinde değil mi? Evet.
Bak bu Allah'ın içerisinde yokluk. Evet. Bu yokluğa da sen bir ismin de zaman diyorsun. Öyle değil mi? Evet. Peki Allah'ın içindeki zaman neye ait oldu? Kime ait bu? Allah tabii ki. Efendim? Allah. Bir daha söyler misin? Allah. Buna söven kimse, kime sövmüş oldu? Allah. Hoş geldin. Benim dediğim yere geldin gene. Tamam da. Zaman şimdi sınırlı. Allah sonsuz. Nasıl Allah'a zaman bir oluyor? Canım kardeşim. Sen söyledin ya şimdi. Ne? Allah'ın içerisinde yokluk değil mi? Evet. Yokluk aynı zamanda zaman değil mi fizikçilere göre? Evet. Bu zaman Allah'ın vücudunun içerisinde öyle değil mi?
Allah'ın bütünlüğünün içerisinde. Allah'ın bütünlüğünün içerisinde değil mi zaman? Evet. Allah'ın yokluğunu bize gösteren şey. Peki. Dur. Allah'ın içinde olan bir şey Allah'a ait olmaz mı? İçindeyse evet Allah'a ait. O zaman Allah'ın bir sıfatı olmaz mı? Bir özelliği olmaz mı? Bize göre olur. Allah'a göre olmaz mı? Allah için o şey yok zaten. Var içinde. Tamam. Yokluk diyorum yokluk. Yokluğu var olarak kabul ettin ya az önce. Sordum yokluk var mı dedim. Var dedin. Yokluk var ama. Yokluk var değil mi? Yokluk var. Yokluk var. Tamam. Tamam. Yokluğun bir ismi de zaman değil mi? Evet. Allah'ın içinde mi?
Evet. O zaman Allah'ın içinde olan bir şey Allah'tan ayrı mı? Değil. O zaman o Allah'tan ayrı değilse Allah'ın bir sıfatı özelliği olmuyor mu? Bize göre oluyor işte. Allah'a göre olmuyor mu? Allah'ın içindekilere göre oluyor işte. Sen cazım kardeş cazım bunu sen kendine göre anlatıyorsun zaten. Tamam size. Ben senin kendine göre anlattığın yoldan gidiyorum. Tamam. Ben benim anlattığım bir şey değil bu. Tamam. Senin anlattığım bir şey. Evet. Senin kalbin var mı içeride? Var. Kime ait bu? Bana ait. Kalbine söversem kime sövmüş oldum? Kalbime söversen kalbime sövmüş oldum. Bana mı sövmüş oldum? Sana değil mi? Benim kalbime sövmüş oldum. Senin kalbine sövdüğümde sana sövmüş olmadın mı?
Senin bir özelliğine söverekten. Benim kalbime sövmekle bana niye sövüyorsunuz? Ben kalbimden ibaret miyim? Değil mi? Öyle olmuyor mu? Olmuyor. Hımm. Devam edin. Tamam yok ben senin gittin yoldan gittim. Tamam gidin. Sen senin... Nereye çıktığını göreceksiniz. Mükemmelsin ya. Birazdan harika üst olacaksın. Tamam buyurun. Yokluk Allah'ın senin tabirine. Şimdi yokluk sınırlıysa ve genişliyorsa varlıklar ortaya çıkmak zorunda. İyi. Bunlar yaratılan. Kardeşim yokluk, yokluk dediğiniz şey. Allah'ın zatının içinde öyle değil mi? Evet. Allah'ın zatının içindeyse yokluk. Allah'ın içinde bak değil mi? Evet. O zaman yokluk Allah'a ait değil mi?
Evet. Bu yerdeyiz. Yokluk Allah'a ait. Bu yokluğun bir isminde zaman koydun değil mi sen? Evet. Bu da Allah'a ait olmuyor mu o zaman? Oluyor. Tamam. Senin üstüne daha fazla gitmeyeyim ben. Yokluk Allah'a ait. Çünkü Allah yarattığı için. Tamam. Yokluk Allah'a ait, zaman da Allah'a ait. Ama Allah'ın bir parçası değil. Ha ben de o konuda kabul ediyorum. Allah'ın parçası değil. Parçası değil. Yani benim parçam kalp. Ama Allah'ın parçası yokluk değil. Allah'ın parçası yokluk değil. Evet. Zaman da Allah'ın parçası değil değil mi? Evet. Parça olarak görürseniz değil. Değil. Tamam. Hem fikiriz. Hem fikiriz. Hı hı. Buyurun otur. İstanbul. Devam edeyim mi? Ha var mı da anlatacağım.
Buyur. Şimdi zaman genişleyince sınırlı bir yapıdaysa zaman otomatikman varlıklar ortaya çıkacak. Varlıklar nerede ortaya çıkıyor? Sonsuzun içinde. Evet. Yokluklar azaldıkça yani belirsizlik azaldıkça yokluk belirsizlik, düzensizlik, rastgelelilik bunları niteleyebilirsiniz. Özgürlük. Yokluğu. Evet. Veyahut da kendi içerisinde sistematik bir şey olarak da nitelendirebiliriz. Sistematik olamaz. Çünkü yoklukta kural yok. Yoklukta bir sistem yok mudur? Yok. Sence yok. Yok. Sence yok değil mi? Bence yok. Evet. Ben var olduğunu inanıyorum. Tamam yoklukta bir sistem yok. Var. Neden? Öyle değil.
Sen yoklukta bir zamanın, yoklukta sistemin olmadığını düşünüyorsun. Evet düşünüyorum. Ben de yoklukta bir sistemin olduğunu düşünüyorum. O sistem Allah mı diyorsun? Bu bir şeyi Allah yaratıyorsa onu sistemsiz, kuralsız yaratmaz. Onun yarattığı her şeyde sistem ve kural vardır. Tamam ben bir şey demiyorum. Ha tamam. Ama yoklukta sistem yok. Yokluk azaldıkça sistem ortaya çıkıyor. Yokluğun da kendi içerisinde aklı ve sistemi vardır. Yoktur. İyi. Şimdi bu kuralsızlık azaldıkça. Kuralsızlık değildir o. Sen kuralsızlık olarak görüyorsun. Yokluk. Yokluğu nasıl bir sistem haline sokabilirsiniz? Yokluğa vermiş olduğun manayla alakalı bu.
Yoklukun kendisiyle alakalı. İyi. Yokluk aynı zamanda varlıktır. Değildir. Adı varsa varlıktır. Adı bize göre var. Adını koyan Allah'tır. Evet. Öyle mi diyorsunuz? Öyle. Tamam. Yokluk genişliyor. Bütün her şeyin sonunda tamam diyecek o. Yokluk genişliyor. Varlıklar ortaya çıkıyor. Tamam. Buraya kadar hemfikiriz. Hemfikiriz. Yokluk genişledikçe varlıklar ortaya çıkıyorsa, yokluğun kendince bir aklı, kendince bir hukuku var demek ki. Bunu genişleten Allah. Evet. Allah onu genişletirken işte, kendince bir hukuku var. Kendince bu noktada aritmatiği var. Allah'a göre var. Evet.
Allah kendince diyorum. Allah var etme. O zaman kaos yok orada. Ama yokluğun özelliği kaos. Kaosu azalttıkça, yokluğu azalttıkça. İnsanlar onu kaos olarak görüyor. Yaradılanlar, evet. Yokluk azaldıkça. Allah çünkü onu kaos olarak görmüyor. Evet, haklısınız. Yokluk azaldıkça kaos azalıyor. Ve varlıklar ortaya çıkıyor. Yokluk çoğaldıkça varlıklar meydana çıkıyor. Azaldıkça değil. Hayır, yokluk çoğaldıkça. Sınırlıysa ve genişledikçe. Genişlemekle çoğalmak aynı şey değil. Yokluk genişledikçe varlıklar meydana çıkıyor. Öyle değil mi? Evet. Aynen bu şekilde. Evet, o zaman yokluğun aklı var demek ki. Allah genişletiyor diyoruz. Allah genişletiyor, yokluğun aklı var çünkü.
Varlıklar ortaya çıkıyor ve bu varlıklar... Varlıkların da kendilerine göre aklı var o zaman. Allah veriyor demek ki onlara da bir akıl kendilerine göre. O da dengeye göre işte. Yani bir sonuçta atomun kendi içerisindeki çekirdeğinin bir aklı var sonuçta. Şimdi varlıklar, oluşan varlıkların belli bir kısmı yokluk, belli kısmı varlık, görünen kısmı varlık, görünmeyen kısmı yokluk. Eyvallah. Şimdi gördüğünüz her şey Allah'tır demekle... Görünmeyen kısmı da var tabii değil mi? O yokluk... Biz göremediğimizden dolayı görülmeyen kısmı... Havuz orada ortaya çıkıyor işte. Hı hı tamam. Şimdi gördüğümüz her şey Allah'tır demekle aslında yokluğun en aza indiği durumlar ortaya çıkıyor. Bunları gözlemliyoruz.
Her şey görünür bize göre. Görünmesinin sebebi değişmeyen şeyleri görüyoruz aslında. Aslında burada değişmeyen, yani Allah'ın sonsuzluğunun değişmeyeceği gibi ve zamanın münezzeh olduğu gibi, zamanı Allah'ın yarattığı gibi bu şekilde Allah'ı tanıyoruz. Sıkıntı yok. Tamam. Yani zamanı Allah yarattı. Evet. Ve Allah zaman değildir. Harun kaç yıldan beri yanımdasın? Hep gelinen ben olmuyor mu sonunda? Biraz şataat yapayım ya. Al bakalım. Neye göre konuştu?
Zaman sınırlı değil mi? Allah hiç tersi genişletiyor. Varlığın zamanı söz konusu olan. Değil mi? Varlığın zamanı sınırlı. Öyle değil mi? Aynen. Tamam. Allah'ın zamanı. Allah'ın zamanı sınırsız. Ben katılmıyorum ona. Ha yok katılmam. Allah razı olsun. Hepinize teşekkür ederim. Allah razı olsun. Şu erdemliliğe bütün kardeşlerin ulaşmasını istiyorum. Burası ilim yeri. Burada adabıyla, erkanıyla herkes fikrini söyleyebilmeli.
Herkes sorusunu sorabilmeli. Bu noktada hiç kimseye müdahale edilmemeli. Sufilik terbiyesinde bir yerde sohbet eden kimse, bir kimseye söz hakkı verdiyse, geri kalan hiç kimse müdahale etmez. Bunun hiçbir zaman haklı tarafı yoktur. Sufilik edeptir.
Biz edeble hareket edeceğiz. Buraya bir inanmayan da gelebilir. Bize her türlü şeyi söyleyebilir. Hakaret de edebilir. Biz ona sufice davranacağız. Sufice. O yüzden herkes edeble davranacak. Bir daha görmeyeyim. Hiç kimseden. Aman fazaylesin. Ben kendimi hiçbir zaman şeyh, üstad, mürşid, veli olarak görmedim. Ben bunu üstadım olarak gördüm. Şeyh, veli, üstad olarak. Biz şeyhimizin yanında hiç böyle davranamazdık. Lafa girelim.
Ha ha ha ha yapalım. Biz böyle bir şey... Ahmet hiç yaşadın mı böyle bir şey sen? Hacı Erkan hiç yaşadınız mı böyle bir şey? Eskiler yenilere anlatacaklar. Neyin nerede, nasıl yaşanması ve dinlenilmesi gerektiğini anlatacaklar. Nasıl oturulması gerektiğini, nasıl davranılması gerektiğini, nasıl konuşulması gerektiğini eskiler yenilere anlatacak.
Yeniler de eskileri dinleyecekler. Ben onu tanımam. Sufilik öyle değildir. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden asla nerede olursanız olun, edeb-i mugahir bir şey yapmayın. Allah muhafaza eylesin. Amin. El-Fatiha. Ma sebeb.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.