Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 23 Mart 2019 · 1:18:38
Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Genellikle mağazalar sezon sonunda geçmiş sezonun ürünlerini indirimle satmaya çalışıyorlar.
Müşteri de bir yıl sonra Allah ömür verirse giyip giymeyeceği kıyafeti alıyor. Bu usül konusunda bir açıklama yaparsanız sevinirim, dinen caiz mi, ahirette, ahilik de böyle miydi? Bir firma, firmalar sezonun başında indirimli satış başlatsa ne güzel olur. Ticaret bu, ticaretin kendi içerisinde, kendi kendilerine oluşan kurallar var. Bir kimse sonuçta bir malı, ürünü üretip dilediği fiyatta satabilir, dilediği zaman indirim yapabilir. Ona İslam hukuku karışmaz hiç. Bu yolda derviş, derviş kardeşini, abisini, zakirini, üstadını sevmesinin ölçüsü nedir? Dervişleri özlemek, göremediğinde üzülmek normal midir? Sürçülisan ettiysek affola.
Sevmenin ucundan başlasa insan, sevsin de, isterse yanlış sevsin, düzelir o. Soru sahibi, hoş geldin. Başta Mustafa Kemal ve Çanakkale Zefari'nin 104. yılında şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.
Bektaşi Haşim Baba'nın şehit oğluna yazdığı nefes. Gazilik haberini beklerken yavrum, şehitlik müjdesi geldi, eyvallah. Mektubun yolunu gözlerken yavrum, geldi, yüreğimi deldi, eyvallah. 19 yaşında taze bir fidan, bu nasıl savaştır? Dönmüyor giden, her sabah, her sabah selamın eden, gonca gül bahrımı deldi, eyvallah. Gözyaşım sel gibi içime aktı, vah yavrum, oldu da dışarı çıktı. Anan inanmadı, yoluna baktı, rüyada haberin aldı, eyvallah. Ben bir koç yiğidi, cenklere saldım, nice hülyalara, düşlere daldım. Sen Çanakkale'de, ben burada kaldım, eyvallah.
Yıkılsın gelibolu, yıkılsın düşmanın canına odlar tıkılsın. Benim yavrum varsın, kurban edilsin. Haşim baba, dara girdi, eyvallah. Çanakkale, gönül yaramız bizim. Muhakkak Çanakkale'de bir zafer var.
Savaşmanın temel amacı yenilmemektir. Savaşın temel amacı yenmek değildir. Savaş felsefesi, yenilmemenin üzerine kurulur. Biz Çanakkale'de yenilmedik. Bu benim kendi tırnak içerisindeki kendi inanışım, kendi düşüncem. Ama bir, hem İslam dünyası olarak, iki, hem de Türk dünyası olarak biz Çanakkale'de yenilmesek de biz hürriyetimizi kaybettik.
Hürriyete verilen anlam, özgürlüğe verilen anlam, herkes için farklı farklıdır. O yüzden biz özgürlüğümüzü kaybettiğimize inanıyorum. İnşallah. Bunu sakın emperyalist bir düşünce olarak görmeyin. Yani ben Suriye'nin, İran'ın, işte Suudi Arabistan, Mısır, Fas, Tunus, Cezayir, Balkanlar, Türkiye'ye bağlansın, yeniden böyle bir imparatorluk kurulsun. Böyle bir derdim yok benim. Ama Osmanlı'nın bıraktığı, geri çekildiği bütün topraklarda Müslümanlar hür değil. Benim kendimce düşüncem bu, Türkiye'de dahil buna.
Türk illeri de hür değil. Tacikistan, Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Özbekistan, malum Çin'de Doğu Türkistan, normalde Afganistan'a normalde bizler böyle Türk görmeyiz. Bir kısmı Türk türlerinin hür değil, özgür değil hiçbir yer. İçlerinde özgürlüğe en yakın olan Türkiye var. Benim nazarımda Türkiye'de özgür değil. Evet, bu belki de daha farklı bir platformda, daha farklı bir şey, bir noktada konuşulması gereken bir şey. Camel Oleyk, Sıfın Savaşı derken İbni Haldun, halifelik hükümdarlığa dönüşür ve bu dönüşüm assabiyetin doğal sonucudur.
Amaç başlangıçta din iken sonradan bunun yerini assabiyet alır demiş. Peki nedir bu halifelik? Biraz araştırdık. Maturidi, Ali Abdurrazzak, Seyit Bey, Ziyagikab derken çok güzel bir makale yakaladık. Sonu hayırlı olur temennesiyle. İnşallah. Tabii başlangıçta halifelik var. Yani normalde Hz. Ebu Bekir Ömer Osman Ali radıyallahu anh hazretlerinde halifelik var. Aslında orada bir kısa dönem daha var. Hz. Hasan Efendimiz'in altı aylık bir halifeliği var. Bunu normalde es geçiyorlar ve hatta fazla üzerinde durmuyorlar. Hz. Hasan Efendimiz'in altı aylık bir halifeliği var. Hz. Hasan Efendimiz büyük bir savaşın çıkacağını gördüğünde Müslümanlar arasında kan dökülmesini önlemek için halifelikten Muaviye adına feragat eder.
Der ki Muaviye adına feragat ediyorum der. Böylece Muaviye'nin halifeliği başlar. Muaviye ile beraber İslam dünyasında tabiri caizse assabiyet dedi. Yani babadan oğula geçme veya bir sülaleden olma halifelik başlar. Bu aslında İslam'ın öngörüsü değildir. Bu dinin öngörüsü bir şey değildir. Din bu noktada böyle bir şeyin oluşmasına karşıdır hatta. Hz. Hüseyin Efendimiz'in karşı gelmesinin ve uğruna şehit olmasının sebebi de budur. Çünkü Muaviye ölmezden önce Yezid'in halifeliğini ilan ettirir. Oğlu Yezid'in halifeliğini. Hz. Hüseyin Efendimiz de buna karşı çıkar. Bu İslam'da yok böyle bir halife seçimi der. Buna karşı çıkar. Zaten o normalde assabiyete karşı çıkar.
Öyle söyleyeyim. Assabiyete karşı çıktığı için de zaten bunun bedelini öder. Ama Ümmet-i Muhammed Hz. Hüseyin Efendimiz'in peşinden gitmez. Hadis-i Şerif, ben size iki şey bıraktım. Kim sımsıkı yapışırsa kurtuluşa erer. Bunun birisi Kur'an, ikincisi Ehl-i Beytim der bir Hadis-i Şerif'te. Yani birisincisi Kur'an, ikincisi Ehl-i Beytim der. Yani normalde Müslümanların Ehl-i Beyt'in yolunu takip etmelerini söyler. Bunu bir tek Sufiler, Sufilerin de bir kısmı, bunu önemsemişlerdir. Hani bazen beni sorgularlar ya, böyle işte size de sorarlar, bana da geliyorlar, söylüyorlar. İşte siz Alevi misiniz?
İşte siz Ehl-i Beyt misiniz? Yani normalde hani benim biraz böyle kullandığım simgeler Ehl-i Beyt'in simgeleridir. Ben Ehl-i Beyt'in simgelerini kullandığımdan dolayı mesela işte Alevi'lik, Alevi misiniz? Ben de Alevi'yiz der, çıkarım işin içinden. Yani onun yaftasından mı korkacağım? Biz Hazreti Ali Efendimiz'i severiz. Biz Ehl-i Beyt'i severiz. Kendi nefsim adına söyleyeyim. Ben ona buna uyacağımı Ehl-i Beyt'e uyarım. Ben onu bunu dinleyeceğimi Ehl-i Beyt'i dinlerim. Benim için yoldur. Ve o yüzden mesela bizim aslında daha da geriye doğru gideyim. Bizim benim ilk dervişliğimin ilk dönemlerinde benim çok hoşuma giden bir şeydi bu. Ben zaten o yüzden dervişliğe de sıcak baktım.
Bizim ders kağıtlarında ilk bağışlama var ya, Hz. Peygamber geçmiş peygamberler, Hz. Ebu Bekir Ömer Osman Ali, ondan sonra şu vardı. Şehidi Kerbala, 72 şühedanın diye. Çok eski dervişler bağışlamalarda bunu bağışladığımızı bilirler. Şeyh Efendi'nin zamanında Allah rahmet eylesin, siz Şiasınız, siz Alevisiniz diye bizi eleştirirlerdi bundan dolayı. Sonra Şeyh Efendi, Allah rahmet eylesin, oğlum çok laf söylüyorlar bundan dolayı deyip, oradan ders kağıtlarından bunu kaldırdıydı. Ama bizim bir önceki, Çorum Nacı Mustafa Efendi'nin, işte ondan önce Hacı Bekir Baba'nın, ders kağıtlarının hepsinde de ehl-i beyt ve 72 şüheda vardı. Şimdi bizim eski zakir kardeşler ders yaptırırken yine bağışlamalarda onları yaparlar, sıkıntı yok.
Şimdi hadis-i şerifte size iki şey bırakıyorum. Kim buna sımsıkı yapışırsa kurtuluşa erer. Birisi Allah'ın kitabı Kur'an, diğeri de ehl-i beytimdir der. Biz, İslam dünyası olarak, bilhassa İslam dünyasının içerisinde kendilerini sünni olarak atfettiren Müslümanlar, ehl-i beyti diline dolamayı, ehl-i beyti sevmeyi, ehl-i beyti uymayı, sanki Şia'ymiş gibi algılanacak veyahut da Alevi'miş gibi algılanacak veya Kızılbaş'mış gibi algılanacak korkusuyla konuşmuyorlar.
Sıkıntı bu. Problem bu. Yani biz yılda bir Bektaşi günü yapıyoruz, o ortalığı ayağa kaldırıyorlar. Yani bunlar zaten belliydi, canım böyle oldu. Evet kardeşim, Hacı Bektaşi Veli Hazretleri bizim perimiz. İster kabul edin, ister kabul etmeyin. Biz Hacı Bektaşi Veli Hazretlerini severiz. Biz Yunus'u severiz. Biz Hazreti Mevlana'yı severiz. Severiz bunları. Aristo'yu seveceksin, Hazreti Mevlana'yı sevmeyeceksin. Sokrat'ı seveceksin, örneğin, örnekliyorum bunu. Hacı Bektaşi Veli'yi sevmeyeceksin. Veyahut da gideceksin, neydi belirsiz bir kimseyi seveceksin, ama kendi bağrından, kendi topraklarından neşvine va etmiş ve koskocaman bir, koskocaman bir sevgi imparatorluğu kurmuş, üç büyük veliyi sevmeyeceğim.
Böyle bir anlayış yok. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde Hazreti Hüseyin Efendimiz'in vermiş olduğu savaş buydu. Hazreti Hüseyin Efendimiz, halifenin yine, Hazreti Ebu Bekir'in, Ömer'in, Osman'ın, Ali'nin ve Hasan'ın seçildiği gibi, seçimle olmasını istiyordu. Babadan oğula değil. Türklerde bir gelenek vardır, ta Orta Asya'dan itibaren, Türklerdeki gelenek, babadan oğuladır. Hakan oğlu, Hakan olması gerekir. Bir kimsenin Hakanlık yapabilmesi için. Bu, Türklerin genel kaidesidir. Bir kimsenin sülalesinde Hakanlık yok ise, o kimse Hakan olamaz. Bu, Orta Asya'dan itibaren, Türklerin genel geleneğidir. Ne olur? Hakan ölür, ölün, daha İslam'la tanışmış değil.
Kaç oğlan var? Üç. Ordu ve topraklar üçe bölünür. Birbirleriyle savaşırlar, genelde. Sonra galip gelen, onun topraklarını ve askerlerini alır. Tekrar savaşa savaşa büyük bir imparatorluk kurar. Sonra o ölür. Yine oğulların arasında pay edilir imparatorluk. Yine savaşırlar. Yine oğlanlar sonra ölür. Kral Hakan. Ardından yine pay edilir. Fatih bunu bildiğinden, şimdi kardeş katlinin cevazının nereden geldiğini görün diye buna en baştan öyle geldim. Aynı şey Osmanlı'da da devam etmeye başladı. Padişah ölüyor. Oğulların hepsi de Sultan olmak istiyor. Hakan olmak istiyor. Bu sefer ne çıkıyor? Arada savaş çıkıyor. Birisi gidiyor, dış güçlerin birisine sığınıyor.
Oradan Hakanlık mücadelesi vermeye çalışıyor. Filan fişman. Devleti zayıflatıyorlar. O gün içinde Fatih kardeş katlinin fetvasını alıyor. Bundan sonra diyor, kımıldanan kardeşi katlederim diyor devlet adına. Kımıldananını katlediyorlar. Osmanlı'da padişahlığın babadan oğula geçmesi İslami bir distur değildir. Bu Türklerin Orta Asya'dan itibaren gelen bir geleneğidir. Devlet geleneğidir. Bu Türklerle alakalıdır. Türkler ta Orta Asya'dan itibaren devlet geleneği olarak devam etmişler. Osmanlı Devleti bir Abbasi veya Ememi Devleti statüsünde değildir. Onlar kılıçla devlet kuramazlar.
Türkler devletlerini kılıçla kurarlar. Kılıçla muhafaza ederler. Ve Türklerin devleti yeniden kılıçla yıkılır. Orta Asya'dan itibaren gelen distur budur. Normalde zaten Türklerin tavır ve davranış biçimiyle bunu ırkçılık olarak algılamayın. Arap Müslümanların tavır ve davranışları aynı değildir. Bu davranış biçimleri farklıdır. Sahabelerin içerisinde farklı davrananlar vardır. Onlar Türktür. Selman'ın Farisi gibi. Sahabelerin içerisinde kılıç ustaları var. Hepsi de Türktür. Sahabenin içerisinde çok iyi savaşanlar var.
Çok iyi savaşanların hepsi de Türktür. Hz. Osman Efendimiz'in kılıcı dahi bir Türk kılıcıdır. Şimdi diyeceksiniz ki bu adam eski ülkücü zaten bütün hepsini Türk yapacak diyeceksiniz ama Hz. İbrahim Aleyhisselam'ın babası da Türktür. Azer Türktür. İbrahim'in babası Türktür. Öyle olunca hadisiniz soy olarak da Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin soyu da İbrahim Aleyhisselam'a dayanır. O yüzden Hz. Muhammed Mustafa'nın bir tarafı da Türktür. Bu ırkçılık açısından söylemiyorum bunu. Türkler tarih boyunca dünyaya nizam vermişler, düzen vermişler ama karıştırmışlar, ama batırmışlar, ama çıkarmışlar, ama şey yapmışlar.
Türkler batının bunun altını çizerekten söylüyorum. batının kapitalist, yağmacı, emperyalist tarih boyunca şımarık, yobaz, her türlü, her türlü insanlık dışının, dışı, şeylerin içinde barındıran bir hegemenist yapıya karşı hep savaşmışlar. Bakın, hep savaşmışlar. Bu manada Doğu temel olarak dinlerin, sevginin, felsefenin bu noktada güzelliğin, sanatın zirveye koştuğu yerler olmuş. Batı da bunları talan etmek için hep Haçlı seferleri, normalde başka seferlerle hep gelmişler, işte yağmalamışlar, talan etmişler, dönerlerken de oranın o edebini, kültürünü alıp götürmüşler, böylece biraz insaniyete kavuşmuşlar.
Meseleyi toparlayayım. Şimdi, İslam dünyasında bu hadise yıllar boyunca tartışılmış. Tartışılan şey şu, babadan oğlu olan bir halifelik. Halifelik, babadan oğlu geçen bir şey değil. Eğer öyle olmuş olsaydı, ilk halife Hz. Ebu Bekir Efendimiz'di, oğlu Abdullah, bakın, oğlu Abdullah, dört Abdullah'tan birisiydi. Sahabenin içerisinde, her şeyiyle en önde olan dört Abdullah vardır. İkincisi, Hz. Ömer'ün oğlu Abdullah'tır. Eğer babadan oğlu geçmiş olsaydı, Hz. Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah olurdu. Bunlar olurdu. Babadan oğlu, halifelik yok. Evet. Bunu böyle baştan yerli yerine koyalım, ondan sonra arkasından ne gelecek okumaya devam edelim.
özür dilerim. Din-siyaset ilişkisi, doğuda ve batıda tarih boyunca sorun olmaya devam etmiş. Ve siyasi hakimiyetin kime ait olduğu sürekli tartışılmıştır. İslam'da ruhbanlık olmadığı için, Hristiyanlıkta olduğu gibi ruhbanlarla devlet arasında hakimiyet veya iktidar mücadelesi yaşanmamıştır. Bu yazarın fikri birkaç örnek verebiliriz. Ama ayrıcalıklar kuralı bozmaz diyelim. Genelde din alimleri siyasetin yanında çoğu kerede emründe olmuşlardır. Normalde evet, genel olarak Hristiyan aleminde bu görülür. Hristiyan aleminde genel olarak oradaki ruhban sınıfın hayatta kalması siyasetin onları desteklemesiyle alakalıdır.
Ruhban sınıfı batıda siyasette çok iç iç olmuş ve siyasetçilerin emrinde olmuşlardır. Batı tarih boyunca böyle olmuştur. İslam dünyasında da zaman zaman siyasetçilerin emrine giren alim ve ulema takımı olmuştur. Ama bu genel itibariyle Abbasilerde Emevilerde çok görülmüş, Selçuklularda zaman zaman görülmüş ama Osmanlı'da da zaman zaman görülmüş. Fakat bu noktada siyasilere bayrak açan, siyasilere kafa kaldıran muhteşem ben onu malum çok sever ve met ederim. Muhteşem insan İmam-ı Azam'dır. İmam-ı Azam o gün için zamanın müftülüğünü, zamanın Diyanet İşleri Başkanlığı'nı elinin tersiyle itmiş, elinin tersiyle ittiği için şehit olmuştur.
Enteresan bir şey, o şehit olduktan sonra talebeler olan İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf'tan enteresan bir şey. Kimden? İmam-ı Yusuf'tan. İmam-ı Yusuf, hocasının elin tersiyle ittiği Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kabul etmiştir. Bunu da İmam-ı Muhammed eleştirmiştir. Enteresan bir şeydir. İkisi de onlar normalde aralarında yaş farkı vardır. Sağlı sollu yanaşın. İmam-ı Muhammed İmam-ı Yusuf'tan daha küçüktür. Ama İmam-ı Muhammed tabiri caizse İmam-ı Azam'ın yolunda gidip daha böyle bugünkü dilde Şahin Vari deriz ya biz Şahin deriz. İmam-ı Muhammed daha Şahin'dir. İmam-ı Muhammed normalde İmam-ı Yusuf'tan da daha keskindir.
O yüzden İmam-ı Azam da keskindir bu noktada. Hani siyasetle olan bağ noktasında İmam-ı Azam da keskindir. İmam-ı Azam asla siyasetle bağı yoktur. İmam-ı Azam'ın geçimi medreseden değildir. İmam-ı Azam'ın geçimi devletten maaş değildir. Mesela biz severiz ben de severim biz ümmet ederiz öyle değil mi? İmam-ı Gazali devletten maaş alan bir insandır. Örnek. Ama Gazali'yi o gün için medresenin başına getiren hükümdar der ki yani bu Kur'an sünnet tarihisinde belli akımlara mücadele edecek belli akımlara fikri planda bir şeyler yazacak olan bir kimseye ihtiyaç vardır. Gazali'yi koyar.
Gazali gerçekten o dönem için muhteşem işler yapar. Ve o muhteşem işleri yapmak için demek ki onu devletten akça alır. Bunu eleştirel babında söylemiyorum. Ama İmam-ı Azam'ın durduğu noktayı ben burada tespit etmek için söylüyorum. İmam-ı Azam ise ticaretine devam eder. Tüccardır kendisi. Asla ne fetva yazmaktan ne de talebe okutmaktan zerrece kendisine bir pay almaz. Bu önemli bir şeydir. Bakın bu önemli bir şeydir. Bu iyi bir fıkıhçının nasıl olması gerektiğini gösterir. Ne siyasetçilerle siyasetçilerin önünde el pençedir ne de talebelerin önünde iaşe noktasından el pençedir. bu fakirin de tezidir.
Bir kimse üstadlık yapacaksa kimseye şeyenillah dememesi gerekir. Diyen bir kimse üstadlık yapamaz. Dervişlerinden para toplayan, dervişlerinden yardım toplayan, dervişlerine ders kağıdını satan bir kimse üstadlık yapamaz. Yapamaz. Dervişlerin arabasıyla gitmesinden götürmesinden bakan, dervişler ne yedirecek, ne içirecek, nerede yatıracak diye bakan bir kimse şeyhlik yapamaz. Dost doğru yapamaz. Yapamaz. Bunu kim söylerse söylesin. Bir zakir yapamaz. Etrafındaki insanların bazı şeylerine ihtiyacı varsa o kimse zakirlik yapamaz. Allah muhafaza eylesin. o yüzden imamlık da yapamaz. Normalde ehlibeyt öğretisinde ve sufi öğretisi sufi öğretisi ehlibeyt öğretisidir.
Sufi öğretisinde dinin karşılığında ücret yoktur. Bitti. Ücret yoktur. Bir şeyde ücret varsa siz o ücrete kölelik yapıyorsunuz. Bir adam bir yerde çalışır. Sekiz saat orada çalışır. Sekiz saatin karşılığında ücretini alır. Hakkı mıdır? Evet. Din bu değildir. Bu kardeş bu soruları hazırlamış bunun karşılığında bir ücreti alırsa isterse bir ücret beklerse bu kardeşten buradan bir sevap gelmez. Bu bir çalışma göz nuru kim kim kaç kitap indirdi bak etti o öyle titiz çalışıyor.
Şimdi ben buna ehemmiyet veririm. Önem veririm. Neden? Bu kes kopyala yapıştır değil bakın. Halbuki kes kopyala yapıştır yapabilir mi? Evet. Bütün teşkilatı var mı? Onun bu noktada var olduğunu biliyorum. Var. Emek harcıyor. o soru hazırlayacağı zaman en azı 8-10 tane kitabı yığar onları okur inceler notlar alır. Ondan sonra buraya çeker. Görüyor musunuz? İnşallah yakında bunun sorduğu sorulara verilen cevapları normalde işte yazıya çeviriyoruz. Cemaatin haberi yok bundan.
Onun kendisinin haberi var. Yakında kitabı bastıracağım inşallah. Ücretsiz dağıtacağız. Değil mi? İnşallah. Anlaştık onunla. Dedim soruları sen hazırlıyorsun. Dedim biz de orada sohbetini yapıyoruz. Dedim müsaade edersen onun da rızalığını aldım. Dedim böyle bir kitap bastırmak istiyorum. Dedim benim adım geçmesin dedi. Yok geçecek senin adın dedim. Senin adın da geçecek orada. Bir eser yani arkasından okuyan Allah razı olsun ya adam oturmuş ne güzel sorular hazırlamış dese dair öldükten sonra devam eder. O yüzden evet görüyor musunuz? Buna neden ehemmiyet veriyorum biliyor musunuz? Bu bir emek. Kes kopyala yapıştır değil. Biz kes kopyala yapıştıra alıştık şimdi.
Gençler bilhassa siz bakın. Okur yazar olmaya çalışanlar üniversite bitirenler görüyorsunuz değil mi? Evet. İşte bu kültür. Bir şey daha söyleyeyim soruyla alakalı. pavyonda şarkıcıya bile peçeteye istek yazılmaz. Pavyondaki şarkıcıdan peçeteyle istek isteyemezsiniz. Pavyondaki şarkıcıdan. Gideceksin pavyona veya bir müzikale gideceksin. Gideceksin müzikli bir yere peçeteyle istek isterseniz o kimse hakarettir o. Ama Müslümanlar müminler ne enteresan peçeteyle buraya soru gönderirler.
Geldiğimiz kültür erozyonu da bu. Geldiğimiz kültür erozyonu. Allah bizi affetsin. Evet. Böyle bir tırnak içerisinde. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuşma yapan ve milli hakimiyet tezini işleyen Türk hukukçu Seyyid Bey'in görüşlerinde her ne kadar doğrudan maturidinin kendi eserlerine referans yoksa da Hanefi maturidiliğin hukuki ve kelami metinlerini referans aldığı ve sık sık atıflarda bulunduğu açıkça görülmektedir.
Zaten normalde Osmanlı'nın içerisine sonradan değişik klikler girmiştir. Bakın Osmanlı'da son dönem değişik klikler girmiştir. Bu klikler Osmanlı'da son dönem giren bu klikler enteresan bir şekilde ben bunların sokulduğuna inanıyorum. Ve bu hala da Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırlarının içerisinde bu klikler işlerine devam ediyorlar daha.
Bakın bu normalde bizim içimizde bu klikler işlerine devam ediyor. Zaman zaman hani böyle tabirim ağır geliyor bazılarına hani İngiliz bozması İsrail yosması filan söylüyorum ya bu işin içerisinde İngilizler vardır. İngilizler Osmanlı Devleti'ni parçalayan devlettir. İngilizler İslam dünyasını parın parın parçalayan bir devlettir. İngilizler ve İngilizler hala da Anadolu'da Anadolu'da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üzerinde etkisini yetkisini devam ettirmeye çalışan ve büyük bir kısmıyla devam ettiren bir devlettir. Görüntüde siz Yunan'ı ABD'yi ondan sonra İsrail'i görebilirsiniz perdenin önünde onun arkasında muhakkak İngiliz vardır.
İngilizlerin bu topraklarda tekkeleri medreseleri din alimleri ulemaları şeyhleri sufileri devam etmektedir. Bunlar Kurtuluş Savaşı'nda da vardı Kurtuluş Savaşı'ndan önce de vardı. Nasıl siyasilerden İngiliz mandasını kabul edelim diyenler var ise Osmanlı'nın son döneminde aynı şekilde din alimi hükmünde olan kimseler de İngiliz mandası olsun diyenler de vardı. ve İngiliz mandası olsun diyen dergahlar tarikatlar de vardı. Şeyh Said isyanının arkasında da İngilizlerin parmağı vardır. Bunu da bilmiş olun. Yani bir kısım sufi cenah böyle tarih bilmediğinden dolayı işte Şeyh Said isyanını böyle farklı algılayabilir. Bunlara dikkat edin.
Mesela Doğu ve Güneydoğu'daki Kürtlerin etnik kalkışmasında İngilizlerin parmağı vardır. Ve Kürtleri üçe dörde bölen de İngilizlerdir. Bakın Kürtleri dörde bölen bir kısmı İran'da bir kısmı Türkiye'de bir kısmı Irak'ta bir kısmı Suriye'dedir. Ve bunları dörde bölen ve dörde böldükten sonra kendi yaşadıkları devlet sınırlarının içerisinde etnik kalkışmaya sevk eden de İngilizlerdir.
Bunlar böyle uzun uzun konuşulması gereken şeylerdir. Uzun meselelerdir. Ama biz şimdi meselenin bu noktasına bakalım. Osmanlı'nın içerisinde Osmanlı'nın içerisinde son dönem Osmanlı'nın içerisinde Orta Asya'dan gelen köklerle İslam'ı özdeştiren harmanlayan bir anlayış da hakimdir. Ve son Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşunun özünde çekirdeğinde bu vardır. Kabuğu ve Orta Kabuğu ayrıdır. Bakın özünde bu vardır. Kabuk nedir biliyor musunuz? Kabuğu dönmeler sebateistler vardır kabuğunda. Yani görüntüde Dışişleri Bakanı yok odur budur bunlar sebateistir hepsi de. Ama öz olarak o zaman için asker devlet asker millettir.
Askerin içi dediğim gibidir. Ama dış hükümet ve ne bileyim işte değişik organlar farklı yapılanmalardadır. Şimdi bunlar normalde tarihi şeyler bir başkası buna başka türlü cevap verebilir. Tarihi okumak veyahut da yani o kimsenin görüşüyle alakalıdır. O yüzden ben devletin öz olarak çekirdek kısmıyla benim alıp veremediğim yoktur benim devletim derim o yüzden derim. Benim alıp veremediğim şey hükümetlerin devletin o bakanlıklarında belediye başkanlıklarında bürokratların yaptığı ettiği şeylerle alakalı. Kur'an'da konuyla ilgili ayetler incelendiğinde din siyaset ilişkisi açısından şu tespitler yapılabilir. Kur'an inanç ibadet ve ahlak konularını doğrudan ve ayrıntılarıyla yer verirken siyasi konulara evrensel nitelik taşıyan genel ilkelerin dışında herhangi bir belirlemede bulunmuş değildir.
Eyvallah. Gerçekten Kur'an-ı Kerim'i siyasal olarak siyasi olarak incelediğinizde Kur'an size bir devlet modeli dayatmaz. Sizin devletiniz şöyle bir modelde olacak böyle bir modelde çalışacak diye bir şey dayatmaz. ama biz Kur'an'ın yine kendi içerisinden siz işlerinizi istişareyle yürütünüz. Hz. Muhammed-i Mustafa'ya atfen sen bir konuda istişare ettin mi o istişarede dur oradan geri dönme. Ha demek ki biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yönetim biçimine baktığımızda istişare öndedir. Akıl öndedir. Bilgi öndedir. Cesaret öndedir. Allah'a güvenme dayanma öndedir. Mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri biz vahye bakarken de farklı bakıyoruz. Bizde mesela Maturidi'nin vahye bakışıyla eşari'nin vahye bakışı aynı noktada değildir.
Bu arada tırnak içerisinde onu da söyleyeyim İmam Maturidi Türk'tür. Geçenlerde birisi demiş ya neden illaki Arap İslamına biz tabiyiz diye. Ben de ona burada mı cevap ver dedim. Burada cevap ver dedim. Dedim İmam Maturidi Türk İmam-ı Azam Türk Selman-ı Farisi Türk bizim iştihat imamımız İmam-ı Azam Türk Akayette imamız İmam Maturidi Türk İmam Buhari Türk neden Atatürk İmam Buhari'yi Türkçe'ye çevirip şerh ettirir?
Bunu tabi böyle lafta Kemalistler bilmez bunu. Neden bir başka hadis kitabını değil de İmam Buhari Türktür çünkü. İmam-ı Nevevi Türktür. Bunlar müthiş hadisçi. E nerede biz Arap'ın dinine mensubu Arap anlayışındaymıştık. Ne alakası var? Bilmiyorlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde tabi bu böyle İmam Maturidi'nin meselelere bakış açısı muhteşemdir. Ama Maturidi'yi okumayız biz. E şimdi bir de bu tarafı var. Biz okusak Maturidi Maturidi'nin bu noktadaki vahiy ile alakalı farklı bir bakış açısını da göreceğiz.
Mesela farklı bakış açılarından birisi mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin istişare etmesi ve istişarenin sonucundaki aldığı kararı da İmam Maturidi vahiy olarak nitelendirir. Bu enteresan bir şeydir. Kahve işine devam ediyor musun? Eğitim veriyorsun. Eğitim verirken normalde şimdi bir kahvenin yüzüne bakınca üç aşağı beş yukarı kahvenin nelerden teşekkül ettiğini anlar mısın? Efendim kahvenin böyle pişmeden yüzüne baksan kahvenin yüzüne baktığında üç aşağı beş yukarı nelerden olduğunu tahmin edersin öyle değil mi? Bakın bu da vahiy ilham yani vahiyin en alt tarafı ilham bu da marifet biz şimdi ilhamı farklı yere koyarız öyle değil mi?
bu da o kimsenin marifetidir ilhamdır bu o kimsenin o tecrübesi artık bir bakışıyla müminin felasetinden sakın bunun içine girer şimdi bir kimse baksa bir kimse böyle bu ne yapar ne eder ne edemez karakteri nedir diye tarayabilir mi?
tarayabilir ve onun üzerine hükmedebilir mi? kendince hükmeder o konuda ehilse o da ilhamdır o da marifettir imam-ı aturidin böyle enteresan duruş noktaları vardır din-siyaset ilişkisinde en çok gündeme getirilen halife ve imam kavramları iddia edildiği gibi Kur'an'da siyasi otoriteyi elinde tutan kimse anlamında kullanılmaktadır kullanılmamaktadır birincisi özgür iradeli ve kendi adına güzel işler yapmaya namzet Allah'ın her bir kulu anlamına gelmektedir ikincisi ise insanlara örneklik ve önderlik yapan kişi anlamında
peygamberlik makamı için kullanılmıştır bakara 124 örnek alınmış bakmıyorum artık ayeti kerimelere normalde senin bazı aldığın ayeti kerimelerin şeyleri çok şey değil bakayım ama meseleyi bakara 124 bakalım ayrıca peygamberin seçildiği kabileye peygamber kendilerinden çıktı diye ölümünden sonra siyasi ve siyasi olmayan makamları ellerinde tutma imtiyazı da verilmiş değildir dolayısıyla hilafet ve hakimiyet meselesi dini olmaktan ziyade dünyevi ve siyasi bir meseledir ve doğrudan doğruya milletin işidir ak bulut ahmet
kur'an açısından egemenlik meselesi bu kur'an açısından kur'an kur'an ve sünnet açısından egemenlik meselesi ve kur'an ve sünnet dairesinde halifelik nedir nasıl olması gerekir nerede o durması gerekir ile alakalı eskilerde yenilerde bu konuda çok şey yapmışlar kafa yormuşlar kafa yormakta haklılar çünkü bu meseleler çok tartışılmış mesela Hz. Ebu Ömer Osman Ali'nin yolundan gittiğini söyleyen kimseler tebayı tam temamiyetle hakimiyetleri altına almaya çalışmışlar kendi yanlışlıklarını eksikliklerini de o hakimiyetin içerisinde eritmeye çalışmışlar bu tip problemler çıkmış bu tip problemler çıkınca da İslam dünyasında bilhassa kelamcılar İmam Maturidi kelamcıdır bu noktada kelamcılar oturmuşlar bu meseleyle alakalı kafa yormaya başlamışlar din kime ne hak verdi kime ne hak vermedi bununla alakalı uzun uzun tartışmalar var tabi bu sadece ehli sünnetin içerisinde
ve sadece hanefilerde değil bu bu şafilerde tartışılmış malikilerde tartışılmış hanbelilerde tartışılmış bu ehli sünnet kısmı bu mütezili de tartışılmış bu kaderiyecilerde tartışılmış cebriyecilerde tartışılmış ondan sonra haricilerde tartışılmış bu o kadar çok şeyler tartışılmışlar tartışmışlar ki bu konuyu normalde bunun içerisinden mezhepsel meşrepsel ayrılıklar çıkmış 124 bir zaman Rabbi İbrahim'i bir takım emirlerle imtihan etmiş o da bunları yerine getirmiştir Allah ona ben seni insanlara imam yapacağım dedi
o da neslimden de imam yap dedi Allah da zalimler vadime erişemez dedi ya buradaki bu ayeti kerime hani İbrahim Aleyhisselam'ın insanlara imam olması İbrahim Aleyhisselam insanlara imam Cenab-ı Hak bunu imam olarak tayin etmiş ama buradaki imamiyet peygamberlikle alakalı İbrahim Aleyhisselam bir devlet kurmadı çünkü İbrahim Aleyhisselam'ın bir devleti yoktu İbrahim'ilerin hiçbirisinde devlet başkanlığı yoktur bir tek Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin üzerinde vardır son peygamber olarak son peygamber
devlet başkanlığı statüsünde örnekler verir her şeye örnek verir o yüzden onu ben böyle direkt bir sadece bir devlet başkanı olarak nitelendiremeyiz Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine devlet başkanlarının ölçüleri de ondan bulabilir miyiz evet o zaman zalimler vadime erişemezler son ayeti kerime o zaman zalim bir kimse var ise bu zalim bir kimsenin dini imameti olması mümkün değildir şimdi alimler peygamberlerin varisi hükmündedir alimler peygamberlerin işlerini yaparlar ama hangi alim zalim
olmayan hangi alim zalim olmayan Allah muhafaza elesin inşallah Hazreti Peygamber öldüğünde kendinden sonra imam ve halife olacak kişiyi gizli ve açık olarak belirtmemiştir yine bir parantez açayım gadir hum hutbesi normalde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu noktada işaretleri var kesin yazılı bir hüküm yok bu gadir hum meselesinin normalde şia bu meseleyi gündeme getiriyor ondan sonra yazılı hüküm yazacaktı yani işin en enteresan noktası bu zaten burada duruyorum ben Hazreti Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Hazreti Ali Efendimizin halifeliğini yazacaktı kağıt kalem istedi ama ona kağıt ve kalem getirmedi kimse arkadaşlar Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri peygamberliği boyunca eline hiç kalem almamıştır peygamberliği boyunca eline hiç kalem almamıştır hiç dememiştir bana kağıt kalem getirin şunu yazacağım diye kendisine indirilen Kur'an-ı Kerim'i ezberlemek için tekrar edince dahi ikaz edilmiştir sen bunu tekrar etme onu gönlüne koyacak olan
biziz şimdi bu böyle buna gerek yok bunu böyle söyleyeceklerine bunu normalde kopya vereyim hemen bakın bunu böyle söyleyeceklerine şunu söylesinler Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Kureyş'i ayeti kerime mucibince ayet var ya sen akrabalarını topla onlara tebliğ et büyük bir yemek verir bütün Kureyş'in ileri gelen ondan sonra zengin fakir bütün adamları erkekleri topla onlara bir konuşma yapar konuşmadan sonra onlara peygamberliğini ilan eder der ki buradaki söz şu kim benim halifem olmak ister
Ebu Cehil der ki sen bunun için mi bize topladın şu iki lokma yemeği ekmeği bunun için mi bize yedirdin bu muydu senin derdin deyip konuşmanın arasına girer o esnada Hazreti Ali Efendimiz kalkar ben ey Muhammed der senin ben halifen olmak isterim ona bakar Hazreti Peygamber Efendimiz döner bir daha konuşur kim halifem olmak istiyor yine Hazreti Ali Efendimiz der ki ben ey Muhammed der bu arada Ebu Cehil yine girer devreye işte der bu öyle çoluk çocuklar sana inanıyor der üçüncüsünde tekrar konuşur yine ben ya Muhammed
der yine Ebu Cehil lafa girer döner Hazreti Ali Efendimiz'e kabul ettim der sen benim halifemsin der bak sen benim halifemsin der bunu ister manevi kabul edin ister zahiri kabul edin bakın ister bunu manevi kabul edin ister bunu zahiri kabul edin ilk halifesidir Hazreti Ali Radülillah Hazreti bunu Kadir Hum meselesine gitmesine gerek yok ki bir kimse kağıt kalem istemiş de kağıt kalemi getirmemişler ona getirmeyince de o yazmamış bu sefer Hazreti Muhammed Mustafa için böyle bir şey düşünülebilir mi peygamberlik müessesesine
laf söylüyorlar böyle demekle bu yanlış burada direkt onun peygamberliğine laf söylüyor o kimse peygamber o kimse peygamber peygambere itaat edin bir sürü ayeti kerime var bunca ayeti kerime peygambere itaat edilmesini emrederken kağıt kalemi isteyecek de yani ona getirmeyecekler veya bunu şeyhler için de söylerler aslında onun icazetini yazacaktı o kağıt kalemi istedi ama getirmediler bir şeyh efendi öyle bir dönemde ona kağıt kalemi isteyecek ona getirmeyecekler o kimsenin dersini alır atar dışarı aciz mi acizse yapamaz
aciz adamdan da şeyh olmaz birine bağlantılıdır bunlar peygamber aciz mi sallallahu aleyhi ve sellem kağıt kalemi isteyecek de kabul etmeyecekler veyahut da sahabenin birisine diyecek ki sen halifesin benden sonra kabul etmeyecekler veya hazreti aleyhi efendimize diyecek ki sen salifesin kabul etmeyecekler öyle bir şey yok arkadaş ya bu zaten peygamberlik müessesesine leke getirir böyle bir şey olmaz bir iş yerinin patronu benim yıkın buraya diyeceğim e yıkmayacak git bırak işi yıkmayacaksan benim dediğimi yapmayacaksın
niye çalışıyorsun burada sen ha bana bir öneri sunabilirsin bir istişare edebilirsin bir şey yapabilirsin bu iş yerinin patronu ben miyim benim yık yıkacaksın bu iş yerine dahi böyleyken bir peygamberlik müesseses için böyle bir şey düşünülebilir mi hayır ama hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin sözleri var var ben ilmi şehri malik de kapısıdır eyvallah benden sonra bir peygamber gelecek olsaydı o ebu bekir olurdu benden sonra bir peygamber gelecek olsaydı o ömer olurdu eyvallah eyvallah ama işte işarettir bunlar
kendilerince islam dünyası işaret çıkarır doğru işaretlerdir son namazı kimin arkasında kıldı hazreti ebu bekir efendimiz örnek bütün sahabi orada morada kime imam ete geçirdi hazreti ebu bekir efendimiz işarettir bunlar bunlar işarettir kesin bu noktada bir kimse bunu ben bunu delil olarak aldım bu böyledir dese onun hakkıdır bütün herkesi bağlar mı bağlamaz evet kaldığımız yeri okuyalım siyasi konularda evrensel nitelik taşıyan orayı okuduk evet yine bir parantez açayım gadir hum hutbesi evet hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
hazretler bu noktada kendisine kesin net bir işaret olarak benden sonra halife filanca olacak diye bir hüküm koymamış bu net bu çünkü hazreti ömer efendimizin sözünden de bunu anlıyoruz hazreti ömer radıyallahu anh hazretleri vefat etmezden önce ona geliyorlar ya emrel müminin kimi tavsiye edersiniz bizi söyleyin bize söyleyin o da diyor ki eğer size diyor birisini tavsiye edersem bu can yoldaşım kardeşim arkadaşım hazreti ebu bekir efendimizin sünneti olurdu eğer diyor size herhangi bir kimseyi tavsiye etmezsem bu da diyor
benim canım sevgilim bir tanecik arkadaşım dostum peygamberim hazreti muhammed mustafa'nın sünnetiydi ben onun sünnetini size benden sonra gelecek olan halifeyi size tavsiye etmeyeceğim bu da enteresan bir nokta bakın güzel bir iştahat benim çok hoşuma gider bu yani diyor ki tayin etsem çünkü hazreti ebu bekir efendimiz tavsiye etti dedi ki benden sonra ömer'i seçseniz iyi olur dedi bu tavsiye niteliğinde sonra da insanlar ömer'i seçti zaten hazreti muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem'in siyasi ve devlet başkanlığı
konusundaki bilinen tavrına ve uygulamalarına rağmen hazreti ebu bekir'in halife olarak seçimi sırasında imamlar kureyştendir şeklinde bir rivayet nakledilmiştir bu sözde hadis hadis konusuna yine gireceğiz galiba evet bu sözde bir hadis değil bu imamlar kureyştendir hadis-i şerifi manevi işari bir meseledir bu siyasi değildir buradaki imamlar kureyştendir meselesi zamanın kutbu ile alakalıdır bu zamanın kutbu ile alakalı bir meseledir bütün zamanın kutupları hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin
soyundandır ehli beyttir yani bu ta mehtale resule kadar devam edecek olan bir şeydir imamlar kureyştendir hadis-i şerifini bu fakir böyle yorumluyor sözde bir hadis değil bu ama bu hadis-i şerifin siyasetle bağlantısı yok bakın bunun siyasetle bağlantısı yok bunun bunu destekleyen söz ve hareket hazreti hasan efendimizden hazreti hasan efendimiz halifelikten feragat ederken söylediği söz şu dini meselelerde aslında ilk din ve devlet işlerinin ayrıldığı yer bu hutbededir hutbededir imam-ı azamın imam-ı imam-ı hasanın
radıyallahu an hazretlerinin hutbesindedir bu ayrılık der ki dini meselelerde imamınız biziz bu muhteşem bir şeydir bakın bu muhteşem bir şeydir zaten dini imam-ı yet ile devlet başkanlığının ayrıldığı yer olarak ben hazreti hasan efendimizin devlet başkanlığından feragat ettiği o hutbeyi görürüm o zamana kadar devlet başkanlığı ve dini imamet bir merkezdedir tek kişidedir ama dini imametin ayrıldığı hani şiada imamiyetlik vardır ya ayrıldığı yer burasıdır şia bunu istisbar etmiştir etmemiştir doğru kullanmıştır kullanmamıştır
bu ayrı bir tartışma konusu ama onlar bunu devam ettiriyorlar mı kendilerince evet devam ettirdikleri bir nokta var burada şianın onlar diyorlar ki biz hazreti hasan efendimiz ayırdı oraya ehli beyt hazreti hüseyin efendimiz devam etti ondan sonra onun çocukları imamiyet devam etti ve zamanın kutbu bunun altını çizin zamanın kutbu ehli beyt aslında bütün kutuplar ehli beyt yedi tane kutubun yedisi de ehli beyt ama zamanın kutbu muhakkak ehli beyt hem anne tarafından hem baba tarafından Allah bu hadisi şerifi bu noktadan
bakmak gerekir bu hadisi şerif siyasi noktadan değildir böyle de bakılınca zaten ortalık sulha erer yoksa şimdi devlet başkanı seçeceksiniz Kureyş'ten seçeceksiniz nereden bulacaksınız yani şu anda her yerde bir kendisini İslami devlet olarak nitelendiren veya kendisini muhafazakar dindar bir devlet olarak nitelendiren bir devlet çıksa imamlar Kureyş'tendir desek oraya devlet başkanını Kureyş'ten bul getir hadi işin içinden çıkamazsınız ama bu hadisi şerifi manevi bakarsanız meseleye işari noktadan bakarsanız işin içinden
çıkarsanız tabi bizde şia çekintisi var ya bize şia mı diyecekler filan desinler kardeşim sen ilmi konuş sen işin hakikatini konuş evet hadis konusuna gene gireceğiz girdik çıktık şimdi mesele halloldu ama değil mi evet müslümanların siyasi hayatlarını belirlemede son derece etkili olmuş ve çok erken dönemlerden itibaren Kureyş'in iki büyük kabilesi arasında iktidar mücadelesine sebep olmuştur ayrıca haricilerin ortaya çıkışını hazırlamışlardır evet yani Kureyş'in iki büyük kabilesi yani Beni Ümeyye Muaviye'nin kabilesidir
bunlar tabi meseleyi çok aşırı derecede asabiyet yani ırkçılık noktasında almışlar meseleyi hariciler dünyevi ve siyasi hakimiyetle hiç alakası olmadığı ve tamamen mutlak gücünün ona ait olduğunun bildirdiği halde hüküm yalnız Allah'ındır ayetine dayanarak hakimiyet Allah'ındır demişlerdir evet haricilerin böyle bir duruş noktası var şimdi de o haricilerin duruş noktasını neo selefi denilen kimseler üzerine aldılar haricilik bitmedi yani şimdi beni neo selefi denilen İngiliz Amerikan İsrail standlı büyütülen bu neo selefiler
mesela bu aynı zamanda da tabi şeyin ne o Suud kraliyetinin de işine geliyor ona mesela Suudlılarının Ümeyye sülalesinden olduğunu bilir misiniz var mı bilen elini kaldırsın yok Suudlular Ümeyye sülalesindendir yani Muaviye'nin devamıdır Yezid'in devamıdır özellikle seçilmişlerdir İngilizler tarafından o yüzden adam küstahça Beytullah'ın tepesinden Beytullah'ın çatısına çıkar oradan hacılara tepeden bakar Beni Ümeyye'dir o özel seçilmişlerdir onlar Ürdün kralı da aynıdır onların
bir kardeşleri de Irak'tadır onlar 6-7 kardeşti İran onları bütün Osmanlı'yı parçaladıktan sonra hepsini ayrı ayrı devletçiklerin başına onları kral haline getirdi evet Suud'u neden yıkamadığınızı yıkılmadığını şimdi daha iyi anladınız öyle değil mi evet İngilizler getirdi onları ve şimdi haricilerin hepsi de onların emrindedir onlar Selefi Vahabil'i taşıyorlar kime karşı Şia'ya karşı sözde Şia'ya karşı kurulan bir şey ama kime yapıyorlar en fazla yaptıklarını Sünnilere yapıyorlar Şia'ya bir şey yapabiliyorlar mı hayır
hepsi de çok korkaktır çünkü öylesine korkaklardır ki titrerler titrerler Allah'tan korkmazlar İranlılardan Şia'dan korktukları kadar hatta ben bazen diyorum ki bu zulmedenlerin başına Allah bir kılıç tayin etmiş diyorum öylesine korkarlar onlardan bakın öylesine korkarlar havaalanına gidin oradan bir İranlı grup gelsin bir de Türkiye grup gelsin Türkiye grubunu bekletir İranlı'ya alır hemen hızla içeri alır bütün reyanlar kapalı olsa İranlı grup ben gözümle gördüm ilk hacca gidiyoruz bekliyoruz neyi beklediğimizi
bilmiyoruz kotara gibi böyle siz yeni güzel geliyorsunuz önceden öyle değil böyle bir orada bir tane şey yetkili polis onun önünde böyle dörde bölünmüş bütün grubu oraya koyun katar gibi kotara katar gibi katıyorsun orada bekliyorsun ne kadar bekleyeceğim belli değil kaç saat bekleyeceğim belli değil biz beş saat altı saat bekliyoruz yani geliyor adam açıyor bilgisayara çatlat çatlat çatlat bir şey yapıyor kızıyor alıyor çekiyor gidiyor bekliyorsun sen neyi beklediğini bilmiyorsun öyleydi İranlı bir grup geldi onlar da
kotara'ya girdiler ben seyrediyorum şimdi başlarında bir tane beyaz sarıklı siyah cübbeli belli onların imamları ondan sonra geldiler yerleştiler böyle on dakika fila durmadılar o kimse gitti o polis şeyine ne o pasaport şeyine başladı vurma güm güm güm güm güm vuruyor masaya vallaha böyle nasıl canhıraş koşa koşa geldiler onlara bir bağırdı siz ne bizi burada bekletiyorsunuz ondan sonra işinizi yapmıyorsunuz diye Allah sizi inandırsın iki tane birden memur oturdu başladılar mühürleme çat çat çat geçti bizim başımızda
da biz o zaman bir de emir turla gittik zengin durmuş nereden bilelim bizim başımızdaki yetkiliye dedim dedim hacı abi adam dedim masaya iki tane yumruk vurdu iki tane birden polis geldi dedim sen de vur dedim şurada yumruğu da dedim ben beş saat oldu bekliyoruz burada dedim aman hacı efendi ne olursun sen şuraya otur dedi bana hacı abi yapma biz beş saatten beri bekliyoruz zulmediyoruz hac işi sabır işi hac işi sabır işi size derler ya hac işi sabır işi lan para vermişim ben paramın karşılığını istiyorum hac işi sabır işi
ver bin dolar veriyorsun otel üç yüz metre diyor üç bin metre o bir sıfır yanlış yazmış sonra hac işi sabır işi Allah Allah ver parayı sen sabret hadi geriye yok değil mi Sait hac mesaket haç mesaket en kötü arabaları getir hac mesaket ulan ne yapma en kötü arabayı tuttun yok araba yolda zaten gidinceye kadar beş sefer arıza yapıyor en sonunda biz arabayı yıktırıyoruz sonra laf şu hac mesaket hac işi sabır işi o İranlılardan öyle korkuyorlar öylesine korkuyorlar Şia'dan korkuyorlar burada bir tane Şia verdi sen bütün
F-16'ları kaldırırlar o kadar korkuyorlar Allah da onlara oradan bir korku veriyor kurban oldum Allah Allah'ın hakimiyetini Müslüman topluluklar vasıtasıyla gerçekleştireceğine inanan ve kendilerini toplum yerine koyan hariciler bu siyasi egemenliğini kullanma hakkına sahip vekiller olarak gördükleri için toplumsal otorite adına hareket etmişlerdir ve Emeviler ile Abbasiler döneminde İslam toplumlarını tehdit eden pek çok şiddet eylemlerine başvurmuşlardır evet yapmışlardır çok zulmettiler çok böyle insanları haksız yere
canlarını aldılar çok İmam-ı Hanbel Hazretleri'ni asmak için askerler götürüyordu kral krallıktan düştü de kurtuldu öyle Emevilerden Abbasilerden insanların çekmediği kalmadı Müslümanların çekmediği kalmadı din alimlerinin çekmediği kalmadı Ehlibeyt'in bunlardan çekmediği kalmadı bunların savunulacak anlattı bunların böyle savunulacak bir tarafları yok bunlar din anlayışını da lekelediler dini yaşantıyı da lekelediler kendi siyasi ihtirasları yüzünden kendi siyasi ihtirasları yüzünden dindarları da din anlayışını da
lekelediler Allah muhafaza eylesin Şia ise çoğunlukla hakimiyeti peygamberin Fatma'dan olan soyundan gelen 12 kişi şiayet olduğunu ile sürmektedir evet Şia'da da böyle bir şey vardır yani imamiyete geçecek olan Hazreti Fatıma annemizin yani Hasan ile Hüseyin efendimizin torunlarından olması gerekir imamiyet onların dışında bir kimseden zahire de imamiyetin başka bir yerde olmasını kabul etmezler onların içerisinde de buna itiraz edenler var onların içerisinde de farklı kilikler var bu noktada bunlarda da böyle değil
şöyle olması gerekenler var onlarda da Batiniler var Fatimiciler var Caferiler var ayrı ayrı imamet bir inanç esasıdır diyelim buradan devam edelim saat çünkü 22.44 11'e çeyrek var bunun normalde hatası bana ait ben geç kaldım şuraya devam yazdım geç kaldığım için özür dilerim hakkınızı helal edin bizden yana da helal olsun bitti şunlar kısa kısa geçivereyim bir kavmin yanına konaklar onlar da size misafir yapılması gereken ikramları yaparlarsa kabul ediniz eğer bunu yapmazlarsa onların vermesi gereken misafir hakkını
onlardan alınız burada bahsedilen misafir hakkı onlardan alınız derken ne demek istenmiştir misafir hakkı misafirin hakkı yemesi içmesi yatırılmasıdır Allah yardımcınız olsun inşallah okuyayım buraya gelenleri okuyorum birini seviyorum ancak onunla evlenmem mümkün değil onu unutamıyorum başka isteyenlerin var onları da ısınamıyorum başkasını sevdiğim için ne yapacağımı şaşırdım yardım edin bana Allah yardımcın olsun canım kardeşim gerçekten seviyorsan imkansızlık yoktur ama sevmeyi neden evlenmeye bağlar bir insan
elimde olmayan nedenlerle istemeyerek bugün öğlen sohbetinize katılamadım akşam namazından sonra içime doğru gelen bir sohbetinize bilerek katılamayacağım bütün sohbetlerinize katılamamış mı oluyorum hiç alakası yok bugün Üftade Hazretleri'nin türbesinde tanımadığım birisi bana Üftade Hazretleri'nin şefkat tokadından bahsetti şefkat tokadı nedir velilerin öyle tokatla mokatla işleri olmaz neden veliler şefkat tokadı vursunlar ki
veliler merhamet ederler şefkat tokadı velilerin işi değildir kimse kimse tokat vuramaz zaten tokat vuran Allah'tır kim öyle bir şey söylüyorsa Allah muhafaza eylesin o zaman normalde veliler şefkat tokadı vurur dersek biz velileri Rableştirmiş oluruz velilerin tokadı yoktur canım kardeşlerim tokat Allah'a aittir Allah'ın şefkat tokadı vardır Allah'ın şefkat tokadı nedir biliyor musunuz başınıza gelen bela musibet sıkıntı hastalık dert gam kasvet bunlar Allah'ın şefkat tokadı bunlar insanları Allah'a hatırlatır çünkü
Allah'ı hatırlatır o yüzden başınıza bir sıkıntı geliyorsa bir dert gam kasvet varsa bir problem varsa Allah'a tövbe edin ve böyle bir şey başınıza geldiği için Allah'a da hamd edin bakın böyle bir şey de başınıza geldiği için Allah'a hamd edin Allah'ın üzerine suizan yapmayın selamun hüküm
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.