Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 24 Kasım 2013 · 1:24:04
Allah gecenizi hayır etsin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Geçen hafta az bir şey bahsettim ama bu hafta da söyleyeyim, şeyde aşure günü kantarın topuzunu kaçırmışım biraz, o yüzden yeniden bütün dinleyenlerden özür diliyorum, kantarın topuzunun kaçtığı noktalarla alakalı. Sürçülisan oluyor, Allah bizi affetsin. Hayret ile heyecan arasında fark var mıdır? Vardır. Heyecan nefisten midir? Hayır. Ya da ruhtan mıdır? Her ikisi de olabilir. Değilse neydendir? Heyecan insanın bir şeyde böyle yüksek sevinçten veyahut da bir anlık böyle bir fiziki meselelerden kaynaklanan bir şey. Heyecan biraz daha böyle hem fizikle hem de insanın nefsiyle hem de ruhuyla alakalı ama hayret öyle değil.
Nefsin hafızası var mıdır? Vardır. Hafızaya bakınca normalde her şeyin hafızası vardır bir şekilde. Aslında İzmir'de ona biraz girdik ama tam oluşmadı. Bir dahaki sohbete sakladım onu. Normalde varlığın hafızası ayrıdır. Ruhun hafızası ayrıdır. Varlığın hafızası dedim, mesela işte bu çay bardağının hafızası vardır. Ne bileyim bu direğin hafızası vardır. Bu varlığın hafızasıdır. Parmağın hafızası vardır. Varlık noktasındadır. Ama bir kimsenin kendi ruhi olarak, kendi ruhu bu farklıdır bunun hafızası. Ruh ile beden arasındaki bağlantı nasıl gerçekleşir? Cenab-ı Hak ruhu anne karnında dört aylık olunca üfler.
İnancımız budur bizim. Bir kimse anne karnında dört aylık olunca, Cenab-ı Hak ona ruh üfler. Bu ruh da Allah'ın katındandır, kendisindendir. Cenab-ı Hak ruhumdan üfledim der. Veya katımdan üfledim der. Bu Cenab-ı Hak'ın kendisiyle alakalıdır. Ve buranın, bu ruhun gerçek mahiyeti bu noktada tam olarak bilinmez. Bu bir inançsal meseledir. İnançtır bu. Öbür türlü metafizik noktasında insanlar, mesela ruhu kabul etmezler. Darwinistler mesela ruhu kabul etmez, ruhe inanmazlar. Her şeyi madde planında görürler. Ruh bu noktada madde planında görünmediği için, Darwinistler ruhun varlığıyla alakalı kabullenmezler. O yüzden ruh ile beden arasındaki bağlantı bu.
Yani ruhun bütün vücudun, bedenin bütün her şeyine tecelli ettiğine inanırız. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerimiz ve Rabbimizi sevmek için ne yapmalıyız? Bu noktada hadisi kudüsü bellidir. Kul farzları yerine getirir. Nafilelerle Allah'a yaklaşır ve Allah'ı sever. Ey Habibim de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. O zaman Allah'ı sevme noktası, bir kimsenin farzları yerine getirip, nafileleri, farzları yerine getirip, nafilelerle Allah'a yaklaşmasıdır. Ancak Allah sevgisinin yolu budur.
Veyahut da ayet-i kerime mucibince, Ey Habibim de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. O zaman bir kimse Allah'ı sevmek istiyorsa, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine uyacak. Allah zenginliği çok çalışana mı verir, yoksa dilediğine mi verir? Allah zenginlikle alakalı da, ilimle de alakalı çalışana verir. Allah zenginliği dilediğine verir, ama ve lakin çalışmayıp da bu noktada dünyevi olarak zengin olan çok nadirdir. Eğer dilediğine verir dersek, bizim o zaman gayret etme yolumuz kapanır. Cenab-ı Hak neyi kime dilediyse kendisi dilemiştir. Ama ve lakin Allah bir şeyi dilerken, sebepleri de göz ardı etmez. Muhakkak ki Cenab-ı Hak isterse, bir adamı bir duvarın arkasından define çıkarttırır.
Allah fütursuz bir şekilde verir, buna mani olacak, buna engel olacak hiç kimse yok. Ama Cenab-ı Hakk'ın bu noktadaki sünnetullahı, adetullahı, sebepler neticesinde vermektir. Eğer ben bu noktada sebeplere yapışmayı öngörürüm, Allah burayı isterse her zaman doldurur, doldurur. Sebepler olarak burada hizmet eden insanlar, iyi ahlaklı, güzel ahlaklı olacak. Sebepler neticesinde burada sohbet eden bir kimse, Kur'an ve sünnet dairesinde duracak. Burada ben insanlara hakaret edersem, geçen hafta değil önceki haftaki gibi gaflarda bulunursam, insanlar incinirler. O zaman benim de burada, benim de burada Kur'an ve sünnet dairesinde makul dairede konuşmam lazım. Hizmet edenler de burada makul dairede durup, makul dairede hizmet edecek.
Allah sebepsiz bir şeyi vermez. Biz doğru olalım, Cenab-ı Hak doğrunun yanındadır. Biz çalışkan olalım, Allah çalışanı görür. Ayet-i Kerime'de der ki, siz çalışın. Çalışın, çalışanı gökte melekler, Allah ve peygamberler görür der. Bir kimse gayret edecek, mücadele edecek, koşacak. Bu bizim vazifemiz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dini yayarken kenarda yatmadı.
Kabilelere gitti, köylere gitti, şehirlere gitti, mektup gönderdi. İnsanlara anlattı. Bu Allah'ın dini Allah istediği gibi yayar deyip de gayret göstermemezlik etmedi. Allah isteseydi, onun yattığı yerde her şeyi verirdi. Ama gayret gösterdi. Çalışmak, gayret etmek bizim vazifemiz. O yüzden normalde Allah çok çalışana mı verir? Allah istediğine verir ama çok çalışmak, verilmeye müstahak olmaktır. Allah ilmi de isteyene verir. İyi, o ilim ehli insan da koşturacak, çalışacak, mücadele edecek. Gayret gösterecek. Allah da ona ilim kapısını açacak. Yolumuzda mücahede edenlere yollarımızı açarız. Mücahede etmeyen bir kimseye yol açılmaz.
Hani sufiler öyle derler ya, İşte bir kimse Allah aramakla mı bulunur? Cevap vermiş öbür küde. Bugüne kadar aramayanın bulduğunu görmedim demiş. Biz çalışıp mücadele etmekten mütellefiz. Evinde oturduğumuz deden bu evde Kur'an ve sünnetin dediği olmaz, benim dediğim olur. Bu evde oturmak caiz olur mu? Sıkıntılı. Yani bir kimse bu evde Kur'an ve sünnetin dediği değil, benim dediğim olur derse, O kimseye tecid, iman, tecid, nikah gerekli. Kur'an ve sünnete göre nişan ve düğün nasıl olmalıdır? Erkek nikah yüzüğü olarak altın kullanabilir mi? Ya bunları artık Kur'an ve sünnete göre nişan, düğün belli.
Üç sefer görüşecek, görüştüğümün üç sefer hakkı var. Bir sefer de görüşebilir. Görüştü mü, görüştü. Geri kalan o kimsenin iki kişinin arasında kalan bir şey. Sünnette o da var. Görüşmüş, hatta görüşmeden evlenmiş gitmiş. Sünnette o da var. Kim uyacak ki sünnete? Bunu soran kimse kendisi mi uyacak? Bunu soran kimse annesi babası mı uyacak? Bunu soranın dedesi nenesi mi uyacak? Hangi kız annesi babası, hangi erkek annesi babası uyacak ki buna? Herkes nefsine göre Kur'an sünnet arıyor. Adet, gelenek, görenek, din yerine geçmiş bu toplumun içinde. Var mı gece yarısı kızını evlendirebilecek olan bir kimse?
Var mı gece yarısı evlenmiş olduğu kızı alıp götürecek olan bir kimse? Hangi anne baba bunu kabul edecek? Kız dedi ki görüştük baba tamam biz bununla evlenmeye karar verdik. Beni bu gece verir misin?
Hangi oğlanın annesi babası diyecek ki Aa evladım evlenmişsin Allah mübarek etsin. Al dairenin anahtarı hadi biz gidiyoruz. Bunların hepsi de nefislerimize ağır gelen şeyler. Biz de gelecekler, gidecekler, gelecekler, gidecekler, gelecekler, gelecekler, gelecekler. Gel Allah, git Allah, gel Allah, git Allah. Çarşıya çıkacaklar, dolaşacaklar, alacaklar, beğenmeyecekler, kavga çıkaracaklar, tartışacaklar, nefislerine vuracaklar, salonlar isteyecekler, hanlar, hamamlar isteyecekler. Biz o nefsimizin istediklerini örtecek Kur'an ve sünnet arıyoruz.
Bunu defalarca bana soruyorlar. Ben de defalarca anlatıyorum. Değişen bir şey olmuyor. Bizler bunu bugün gündüz söylemiştim bayanlara. Bugün de burada herkese söyleyeyim. Dünya faşistliğin altında inim inim inliyor.
Devletler faşist. İlim adamları faşist. Devletin, devletlerin içindeki çarklar faşist. Birer faşist, birer faşist birey yetiştiriyor bu çark. Faşist. Anneler, babalar, dedeler, nineler faşist hepsi de. Herkes tahakküm altına almak istiyor her şeyi. O faşizmin altında büyüyen insanlık, aynı faşizmi şikayet ettiği faşizmi, kendinden aşağıdakinlere uyguluyor. Biz o faşizmi yaşıyoruz, farkında değiliz. Hz. Mevlana'nın hür ol, oğul sözü bizim için boşta kalıyor, hepimiz için boşta kalıyor. Din alimleri faşist.
Benim dediğim doğru deyip dikte ediyorlar bize. Partiler, devletler bu sadece Türkiye'ye ait bir şey değil. Dünya üzerinde baskı rejimi olmayan hiçbir rejim yok. Baskı rejimi olan hiçbir devlet yok. Yetişen nesil, yetişen toplum sadece Müslümanlarla alakalı değil. Dünya insanlığı bu baskıcı, bu jakoben, bu kimliksiz, kişiliksiz, kemikleşmiş, kireçleşmiş, bu köhneleşmiş sistemin altında hepimiz de aynı hale getiriyor.
O yüzden normalde Kur'an sünnet deyince büyük özgürlük, özgürlük, hürriyet, büyük özgürlüğü, bu hürriyeti tattırmazlar size. Annen ne der, baban ne der, deden ne der, mahalleli ne der, etraf ne der? Başlarsınız. İki tane genç pırıl pırıl evlenmeye karar vermiş olsa, sünnete uygun üç sefer görüşmüş olsalar, biz bu gece evleneceğiz deseler herkes ayağa kalkar.
Evlenemezsiniz, böyle şey görülmüş mü derler? Başlar kızın annesi, ben anneme ne diyeceğim, kardeşlerime ne diyeceğim, babama ne diyeceğim, akrabalarıma ne diyeceğim, başlar kızın babası, bu nereden çıktı, nasıl oldu, olmaz böyle bir şey. Oğlanın tarafı da aynı olur. Zaten böyle evlenenlerin, aileleri bir de kıymet bilmez. Burnu sürtülecek herkesin bir, gelecek, gidecek, gelecek, gidecek, nefisleri, egoları tatmin olacak herkesin. Öylesine o zulmün ardından evlenecek insanlar. Allah muhafaza eylesin. Evlilik yüzü altın kullanamaz erkek. Sünnete aykırı. Şimdi soru soruyorlar, bunu içinizden okuyun diyorlar, tamam mı?
Bunu içimden okuyunca ne anlayacağım ki ben bundan? Nasıl cevap vereceğim ki buna? İçimden okuyorum ben de. Hacamat sünnettir, bir tedavi sistemidir. O yüzden inşallah şifa olur. Bugünlerde samimiyetim ve ihlasımla ilgili sıkıntılar yaşıyorum. Bu konuda nefsim o kadar çok konuşuyor ki, içimde dayanılmaz bir acı oluyor ve ben o sesi sustaramıyorum. Bunu nasıl engelleyebilirim? Bu ara ben de öleyim, demek ki benden bulaştı. Çocuklar çığlık ataraktan uyanırlar, bunda sıkıntı yok.
Bu da güzel. Zikire geldiğimiz akşam fazla soru sormasalar daha iyi olmaz mı? Herkes kendince istiyor bak. Ve insanlar gerçekten hüsrandadır. Vel asri, ayet 1. O gün bunlar cehennem ateşine kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırları bunlarla dağlanacak. İşte bu kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Tövbe 35. Ne kadar güçlü ve zengin olduğunuz görünsün diye dağa, taşa binalar yaparak gönül mü eğlendiriyorsunuz? İçinde ebedi kalacakmış gibi villalar dikiyorsunuz. Önünüze gelene merhametsiz zorbalar gibi saldırıyorsunuz. Allah'tan şakının, sakının. Şu ara 128-132. Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki ihtiyaçtan artanın tamamını.
Bakara 219. Kur'an bu gibi ayetlerle dolu. Keseye koyulup ağzı bağlanan her altın tanesi, sahibini mahşerde yakalayacak bir yılana dönüşecektir. Ebu Zer, Aişe anlatıyor, Resulullah vefat ettiğinde karnı boştu. İbni Hacer el-Askalani, Ebu Ali'ye, evinin damına ihtiyaçtan fazla bir oda yaptı. Resulullah ona o odayı yık dedi. Onu satıp parasını sadaka vereyim mi? Resulullah 3 defa onu yık dedi. Şimdi herkes önce kendini sonra etrafındakileri bir düşünsün. Bitmedi. Müstevrit İbni Şeddat Resulullah buyurdu ki, Kim bize memur olursa kendine bir zevce edinsin. Yardımcısı yoksa bir yardımcı edinsin. Meskeni yoksa bir mesken edinsin. Devlet olanaklarıyla.
Kim bunun dışında bir şey edinirse bu kimse haindir, hırsızdır. Ebu Davud. Şimdi bir de bunca sene bizi yönetenlere bir bakın soru. Zekatı verildikten sonra her tuğlası altın olan bir sarayda oturmak caiz midir? Hüda size, hurma bize ne demektir? İslamiyet, İtopya mıdır? Evet. Ben sondan başlayayım. İslam'ın bir veçesi vardır ki, İtopya'dır. Ama bu İtopya, boş bir İtopya değildir.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadişe de der ki, benden önce İslam'ın yüzde ellisi yaşandı. Ben ve Raşid halifelerimin döneminde de yüzde yirmi beş yaşanacak. Geri kalan yüzde yirmi beşi de ahir zamanın son diliminde. Mehdi ala Resul'e işaret edilir. O zaman yaşanacak denir. Bu bir İtopya'dır. Din, İslam dini, yeryüzüne hakim olacak. Gerçek manada yeryüzüne hakim olunca, insanlar, İslam dininin gerçeğinin ve hakikatini yaşayacaklar. Bütün dünya İslam olacak. Bütün dünya İslam olunca, İslam gerçek manada yüzde yirmi beşi, kalan yüzde yirmi beşi gerçek manada yaşanacak.
Ve gerçek manada yaşanınca, din yaşantı açısından tamam olacak. Din, hükümsel açıdan, hukuksal açıdan, müteşabih ayetleriyle, muhkem ayetleriyle, din tamam oldu. Algı ve yaşantı olarak tamam olmadı. Algı ve yaşantı olarak tamam olmadı. Algı ve yaşantının tamam olmasıyla zaten, dünya İslam olunca, dünya İslam olunca, kıyamet kopacak. Ondan sonra tekrar bir bozulma yaşayacak. Ondan sonra tekrar bir bozulma yaşandıktan sonra, kıyamet kopacak. Hadis-i şeriflerden derlenen bilgiyi söylüyorum. Şimdi, yöneticilerin, alimlerin, benim, herhangi bir dini yaşayanın eksikliği, dinden kaynaklanmaz.
O kimsenin kendi heva ve hevesinden, bu işin suizan kısmı, hüsnizan kısmı, kendi din algısından olur. Bir kimse gerçekten de dini öyle algılayabilir. Eksiktir, noksandır. Yanlıştır. Ama algı olarak, öyle bir algıyla almış olabilir. Meselenin başından itibaren başlarsak, vel asri'nin sonunda da der ki, vel asri'den devam edersek, iman edenler, salih amel işleyenler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler, müstesna der.
Cenab-ı Hak vel asri'de bütün insanlar hüsrandadır der. Ama hemen ayeti kerimenin arkasından, hüsrandan kurtuluş yolunu koyar. Hüsrandan kurtuluş yolu nedir? İman edip, salih ameller işleyen. Aminu, ve aminu salihatı, ve tevasav bis sabr. O zaman, o hüsrandan kurtuluşun, hemen, hemen anında cevabı, iman etmektir. İman etmek nedir? İman etmek nedir? İman etmek, birinci derecede inanmaktır. Bir şeye inanmak, bir şeye iman etmek. Burada, Muhammedi bir İslam'da, bir şeye inanmak deyince, Allah ve Resulüne inanmaktır. İman nedir? Allah'a, peygamberlerine, Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, din gününe, yani hesaba çekileceğine, hayrın ve şerrın Allah'tan olduğuna, cennetin, cehennemin var olduğuna, kabrin, mahşerin, sıratın, hesabın, kitabın var olduğuna iman etmektir.
Şimdi, o kimse, hüsranda, Cenab-ı Hak öylesine koyar ki, bu ayeti kerimeyi. Bu ayeti kerime, bir insan için, ne olması gerektiğini anlatır. Vel asrı'dan, bütün Kur'an'ı ve sünneti, geçirebilirsiniz siz. Vel asrı ayeti, öylesine, suresi öylesine, bir muhteşem suredir ki, o sureden siz, bütün Kur'an'ı ve sünneti, geçirirsiniz. Kur'an ve sünnetin, ne anlatmak istediğini, vel asrı'dan anlayabilirsiniz. Bütün insanlar, hüsrandadır. Kim değildir, devam eder. İman edenler, ey, ümmeti Muhammed, iman edin. Neye iman edeceğiz? Allah'a, varlığına. Neye iman edeceğiz? Meleklerine. Neye iman edeceğiz? Peygamberlerine.
Neye iman edeceğiz? O peygamberin getirdiği kitaplara. O zaman bizim için kitap ne? Kur'an. Kur'an ne buyuruyor bakalım. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, ne buyuruyor bakalım. Devam edelim. Ardından diyor ki, salih amel işleyenler. Salih amel, yani iyi amel, güzel amel. Bunu ibadetlerden tutun, haramlardan uzak durmaya kadar. Bir kimsenin, örneğin, kumar oynamaması da salih ameldir. Oynamaması bakın. Bir kimsenin haramlardan kendini uzak tutması da salih ameldir. Ve bu devam ediyor. Salih ameller, infak etmek de salih ameldir. İnfak etmek, cömert olmak.
Bugünkü buradan konu anlaşılıyor ki, o kimsenin cömert olması, infak etmesi. Cömertlik, infakla alakalı. Ha bir kimse, bunu Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hadislerinden örnekler vardır. Mesela hadisten bir örnek vardır. Hz. Ebu Bekir Efendimiz malının tamamını getirir. Hz. Ömer radıyallahu anh, Hz. malının yarısını getirir. Başka bir sahabe ölümüne yakın, malının tamamını tasadduk etmek ister. Fazla der Hz. Peygamber. Der ki üçte ikisini ben infak edeyim. Bu da fazla der. Der ki yarısını infak edeyim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler ona der ki, arkandan çocuklarının sana dua etmesini istemez misin? Onlara hayırlı bir mal bırakıp da sana dua etmelerini istemez misin?
İsterim ya Resulallah. O zaman sen malının dörtte birini bırak der. Malının dörtte birinin onun infakını kabul eder. Bu o kimsenin Allah ve Resulüne bağlılığıyla alakalıdır. Din bu noktada insanları zekatını vermekle memur etmiştir. Bu az önce zekatı verildikten sonra her tuğlası altın olan bir sarayda oturmak caizdir sözü Hz. Osman radıyallahu anh hazretlerinin zamanında devlette görev almış bazı zatların sözleridir.
Bunlar o sahabenin terbiyesini terk edip kendilerince zekatı verildikten sonra istersek evimizi altın tuğlalarla yaparız diyen böyle dilimi böyle kullanmak istemem ama hadzizin sözüdür. Ama bu İslam dünyasında yer yurt edinmemiştir bu söz, bu görüş. İslam dünyası şatahatı şatafatı sevmez. Gerçek İslam bu manada insanların zaruri ihtiyaçlarını görüp zaruretinin dışının Kur'an ve sünnetin anlaşılması anlaşılması ve anlatılması yolunda harcanmasını ister. ama şunu unutmayın İslam yeryüzünde eğer ki hakim olacaksa hakim olacaksa bunun bir de maddi planı vardır. Hiçbir savaş, hiçbir mücadele, hiçbir anlatım, hiçbir anlatım maddesiz olmaz.
Birilerinin infak etmesi gerekir. Birileri infak edecekse infak edecek olan yol bellidir. bir, ya Müslümanlar cihat ederler, cihatla ganimet mallarıyla infak ederler ya da Müslümanlar çok çalışırlar, üretirler, ürettikleriyle cihat ederler. Bir kimse dinini anlatacaksa, dinini tavsiye edecekse, dinini öğretecekse, dinini öğretecekse, onun okula ihtiyacı var, onun eğitime ihtiyacı var, onun araç gerece ihtiyacı var.
Bunlar için de paraya ihtiyaç var. Nereden sağlayacağız bunu? Bunu nereden sağlayacağız? Bunu sağlanacak kapı, bunu sağlanacak yol. Ve bu yolda helal olmalı. Bu yol helal olmalı. Şimdi, bazen ben söylerim yeni iştihatlar gerek diye. Düşünebiliyor musunuz? Bugün siz şimdi Avrupa'yı tankla, tüfekle, uçakla, fethedip İslam'ı anlatabileceğinize inanıyor musunuz? Bugün herhangi bir milleti tankla, tüfekle, uçakla, o insanları katlederekten dini anlatabileceğinize inanıyor musunuz? Bugün gidin Japon milletine, o Japon milleti, o Hiroshima'nın, o atom bombalarının kinini unuttuklarını düşünüyor musunuz?
Bugün Korelilerin, o savaşlarda akıtılan kanları unuttuklarını düşünüyor musunuz? Bosna'da yapılan katliamların unutulabileceğini düşünüyor musunuz? Irak'ta, Suriye'de akıtılan kanların, yapılan vahşetin unutulabileceğini düşünüyor musunuz? Irak halkının Amerika Birleşik Devletleri ve yandaşlarının çiçeklerle karşılayacağını düşünebiliyor musunuz?
Libya halkının iyi veya kötü Fransızlar tarafından bombalanarak hercümerç edildiğini unutabileceklerini hesap edebiliyor musunuz? Hadi gelin şimdi bir İslam düşünün. Bu İslam elinde kılıçla, elinde tüfekle, o elinde tankla, topla bir yere İslam etmeye gidecek. Bunu hayal edebiliyor musunuz? Ben hayal edemiyorum. Ben böyle bir tebliğin yerini bulacağına inanmıyorum. Ben sivil bir insanı katleden bir kimsenin İslam'ı tebliğ edebileceğine inanmıyorum. Üzerine bombalar doldurup veya bir arabaya bomba patlayıcılar doldurup Allah adına sivil insanların, çocukların, kadınların, okuldan çıkanların, okula gidenlerin veya çarşıda bacada orada burada bunun patlatılıp, Allahu Ekber deyip patlatılıp, bunun dini bir ibadet olduğunu veya o patlatanın şehit olacağına inanmıyorum.
Yol ya, benim nazarımda bu yol kapandı. Ama biz, madem ki din bize bütün dünyanın İslam olmasını emretti, madem ki İslam en son din, en iyi din, en mükemmel din, bütün insanlara anlatılması lazım. En hürriyetçi, en özgür. En hürriyetçi, en özgür. Emperyalizmin karşısında duracak yegane, yegane inanç sistemi. Bunu nasıl anlatacağız kardeşler? Bunu anlatmanın yolu ne? Çok güzel, burası tekke, bahçesi dolu, burası dolu. Harika, öyle değil mi? Ne kadar güzel. Sohbetten, semadan, çaydan, çorbadan, hiç ücret alınmıyor. Harika.
Sakın yanlış anlamayın, sizden para istediğimizi düşünmeyin. Ama buranın bir gideri var. Sakın ha, böyle bir şey aklınızın ucundan getirmeyin. Ama buranın gideri var. Nasıl sağlayacağız? Herkesin evinin gideri var. Nasıl sağlayacağız? Gazcılarda ders yaptığımız yer var. Gideri var. Aklınızın ucundan geçirmeyin, hiç kimseden para istemiyoruz. Dışarı derslere gidiliyor. Gideri var.
Biz ücret almıyoruz hiç kimseden. Bir otobüs gidiyor, 50 kişi, 50 kişi yemek yiyor. En az bir oyun. Bugün bir kimsenin en az yemek masrafı 8 lira, 10 lira. 50 kişi gitti, 500 lira. En az haftada 2 gün dışarı çıkıyor. Beşer yüzden 1 milyar lira. Aylık 4 milyar lira, 5 milyar. Sadece yemek gideri, dışarı gidenlerin. Basit hesap yapıyorum.
Ortalama 5 milyar buranın masrafı var, 10 milyar lira. 5 milyar da aşağının masrafı var, ortalama 15 milyar lira. İstemek yasak. Bu benim din algım. Yasak. Bir kimsenin ticaret yapabilmesi için bir sermaye ihtiyacı var mı? Var. O sermaye biriktirmesi gerekiyor mu? Gerektiriyor. Şimdi gözümün önüne mesela İsmail geldi şimdi. Kapalı çarşıda küçük bir dükkanı var.
İşte bebek işi yapıyor, sünnet işi yapıyor, çocuk işi yapıyor. Ben kendi kafamdan diyorum şimdi. En kötü ihtimalle en azından 150 milyar sermaye ihtiyacı var. 150 milyar biriktirmesi lazım. 150 milyar biriktirip o işi yapacağı zaman, evet, şimdi dinliyorum. Buradan ayet-i kerime okuyacağım şimdi ona. Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki ihtiyaçtan artanın tamamını.
Bir kimsenin ihtiyacını belirleyen ölçü nedir? Asgari ücretle çalışan bir kimse elini kaldırsın. Sen asgari ücretle çalışıyorsun. İhtiyacını görüyor mu o para? Görüyor. Kendince geçiniyorsun sen.
Senin yaşam standartına uygun mu, yetiyor mu? Biraz daha olsa iyi olur. Değil mi? Mesela ne kadar maaş olsa yeter sana? 1500 lira. 2000 lira olsun. 2000 lira yeter mi sana? Yeter değil mi? Bana yetmez. Bu kardeşin yaşam standartına göre 2000 lira para ona yetiyor. Bana yetmiyor. Yetmez bana. Aylık 3000 lira kazanan birisi elini kaldırsın.
Kaldırsın. Örneğin. Kaldırın korkmayın para istemeyeceğim. 3000 lira kazanıyor. Yetiyor mu sana? Yetiyor değil mi? Yetmez bana 3000 lira. Yaşam standartı. Aylık 5000 lira kazanan birisi elini kaldırsın. Ama korkuyor milleta. Var mı içinizde aylık 5 lira para kazanan? Bu toplulukta aylık standart 5 lira para kazanan yok. Bak kazanıp da kazanmıyoruz derseniz Allah alır elinizden. Bakın ne olursanız olun Allah'ın verdiği nimeti saklayıp gizlemeyin. Allah vermiş bir nimet. Saklama. Gizleme.
Örneğin birisinin aylık 5 lira geliri var. Değil mi? Ona yetiyor mu? Yetiyor diyecek o. Ben yine aynı şeyi söyleyeceğim de o yüzden. Yetmez bana diyeceğim. Birisi dese ki aylık 10 lira gelirim var benim. Bana yetiyor diyecek. Ben yetmez diyeceğim. Bana yetmez diyeceğim yine. Birisi diyecek ki bana burada birisi 15 liralık gelirim var benim aylık.
Yetiyor diyecek. Ben diyeceğim ki bana yetmez 15 lira. Birisi dese ki burada 20 lira aylık gelirim var. Cenab-ı Hak'a hamdolsun yetiyor diyecek. Mustafa Özbağ olarak diyeceğim ki yetmez bana. Benim oturduğum evi herkes biliyor. Cenab-ı Hak hamdolsun ihtiyacımı görüyor. Villada oturduğum yok. Ben o felsefeye karşıyım zaten.
Benim öyle bir felsefem yok zaten. Ben gideyim bir tarafa villa dikeyim oraya. Orada yaşayayım. Öyle bir derdim yok benim. Öyle bir derdim yok. Ama bakın buradaki ihtiyaç. Yani bir kimse sana infak edeceklerini sorarlar. Ne? İhtiyaçtan fazlasını. Bakın buradaki ihtiyacın miktarı belli değil. Bir kimse neyi infak edecek? Ölçüsü ne bunun şimdi? Burada onu anlatmaya çalışıyorum. İhtiyaçtan fazlası. Bizim İsmail şimdi elinde 45 lira 100 lira ne kadar sermayesi varsa bunu infak mı edeyim diyecek? Birisinin elinde 300 lira 400 lira iş yapıyor, ticaret yapıyor o kimse. Bunu infak mı edecek? Bu infakın ölçüsü ne? Bir kimse bu ayeti kerime aldı. Bakara 219 sana neyi infak edeceklerini soruyorlar.
De ki ihtiyacınızdan fazlası. Bu ayeti kerimenin ihtiyaçtan fazlasını tecelli edecek, takdir edecek makam, kurum, kuruluş ne? Bunu ihsan eli açık çıkıyor televizyonlarda bangır bangır bağırıyor bunu. Ve Müslümanların üzerine böyle bir tabiri caizse laf atıyor. Laf atıyor. Evet Müslümanların sefahate düştüğünü ben de görüyorum.
Müslümanların lüks bir hayat içerisine düşüp kokuştuklarını ben de görüyorum. Müslümanlar gerçekten kendi zekatlarını tam olarak vermiş olsalar bu memlekette aç ve açığın kalmayacağını ben de biliyorum. Bunları bilmemiz ölçüyü karıştırmamıza gerektirmez. Ölçüyü karıştırıyorlar. Ölçü ne? Zekatın miktarı sünneti Resulullah'la belli.
İslami bir sistem, bir düzen düşünün. İhtiyaçtan fazlasını tasadduk etmen gerekir. Geldi sen ihtiyaçtan fazlasını tasadduk edeceğini ne kadar bilmiyorsun. Ve cimri bir kimsesin dinin hukukunu kendin uygulamıyorsun. O zaman İslami bir sistemde dinin hukukunu devlet uygulayacak. Senden zekat alacağı zaman ne kadar alacak? O zaman hepimize birer kase pirinç, birer kase bulgur dağıtılacak. Geri kalan ihtiyaçtan fazlası deyip bütün malımıza mülkümüze el konulacak. Din o değil. Bir şeylere karşı çıkarken ölçüyü bozamayız.
İslam'ın hukuku belli. Nedir? Bir kimse ticaret mallarının kırkta birini zekat olarak dağıtmak mecburiyetindedir. Gerçek müminler zevkü sefahat içerisinde yaşamazlar. Bu işin takvasıdır. Takva ehli olan insanlar çoluğunun çocuğunun etraftan dilenmesine, istemesine, muhtaç olmasına, mahcup olmasını gerektirmeyecek kadar çoluğuna, çocuğuna bırakırlar.
Geri kalanı Allah yolunda infak eder, harcarlar. Bu takva sahiplerinin işidir. Nedir takva sahibinin işi? O yaşadığı konuma, duruma, coğrafyaya, ile, ilçeye, duruma göre kendi hayat standardını oluşturur. Mütevazı bir hayat standardı oluşturur. O mütevazı hayat standardında o kimse kendi ihtiyaçlarını tespit eder. Kendi ihtiyaçlarını tespit ettikten sonra o ihtiyaçtan geri kalanını ne yapar? Allah yolunda infak eder. İslam bu meseleye bu gözle bakmıştır. Bir kimse örneğin işte bir kimsenin eşi çocukluğundan itibaren işte kaloriferli bir dairede yaşamıştır. Yüz elli metrekare bir dairede yaşamıştır.
O kız büyümüştür, evlenirken denklik arar, hayat standardı arar, aynı şekilde bir kimseyle evlenir. Aynı şekilde bir kimseyle evlenirse onun hayat standardı yüz elli metrekarelik daire oldu. Yüz elli metrekarelik daire bugün yüz elli milyar lira. O dairenin ısınması, elektriği suyu bir milyon lira da onu koy. Her ay bir milyon lira o kimsenin sadece dairenin gideri var. Bu hayat standardı. Din bu hayat standardını reddetmez. O kimse bu hayat standardını yükseltmeye çalışmasın. Bu tamam. Bu hayat standardını korumakla mükelleftir erkek. Bu mükellefiyetini yerine getirmesi ibadettir. Eşinin ve çocuklarının hayat standardını korumakla ve kollamakla yükümlüdür.
Erkek o yükümlülüğünü yerine getirir. Bunun fazlasını, bunun fazlasını ne yapar? O standart oturmuş, yerleşmiş. Bunun haricinde artan var mı? Evet. Artanını tasadduk edebilir. Onun takva noktasında veyahut da yatırım yapar o kimse. Fabrika kurar. Ama hala da aynı evde oturuyordur. Fabrika kurar. Hala da aynı böyle vasat bir arabaya biniyordur. Fabrikasında yüz kişi çalışıyordur. Fabrikasındaki çalışan elemanlarına harcıyordur o kimse. Veyahut da fabrikasını büyütüyordur. Ülkeye yatırım yapıyor. Biz ona nasıl diyeceğiz şimdi sen biriktiriyorsun cehennemde azap göreceksin diye. Evet.
İslam bize paylaşmayı emreder. İslam bize cömertliği emreder. İslam bize bölüşmeyi emreder. İslam bize komşusu açken tok yatmamayı emreder. İslam bize yetimi, fakiri, kimsesizi, dulu, bakıp gözetmeyi emreder. İslam bize toplumun içerisinde sosyal olarak herkesin birbirlerine yardımcı olmasını emreder. Ama İslam bize bütün malını, varlığını, her şeyini feda edeceksin demez.
Feda edenler çıkar mı? Evet. Ama o feda edenlerin kendi bireysel bakış açıları ve algılayışlarıdır. Şimdi biz bir arkadaşa diyebilir miyiz herhangi birisine? Arkadaş sen aylık her ay iki milyar lira Allah yolunda harcayacaksın diye? Diyemeyiz. İçinizde harcayanlar var mıdır? El cevap vardır. İçinizde Allah yolunda üç milyar harcayanlar var mıdır? Vardır. Beş milyar harcayanlar var mıdır? Vardır. On milyar harcayanlar var mıdır? Vardır. Ona da niçin harcıyorsun diye birisini sormaya hakkı var mıdır? Hayır. O zaman sana neyi infak edeceğini sorarlar, de ki ihtiyacınızdan fazlasını. Bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sünnete bağlamış.
Bir kimse zekatını verdiği müddetçe onu bir şeyden mükellef tutmamız mümkün değildir. Zekatını verdi mi? Bitti. Biz onu başka bir şeyden mükellef tutamayız. Ha o kimse kendiliğinden infak ediyor. Allah, melekler, peygamberler, müminler ona dua eder. Tabiri caizse alkışlar onu. Çünkü tasadduk etmek büyük bir erdemliliktir. Çünkü Allah yolunda harcamak büyük bir erdemliliktir. Bu herkesin yapabileceği bir erdemlilik değildir. O yüzden cömertler alimlerden önce cennete girerler. O yüzden cömertler Kur'an'da çok methedilmiştir. Ama ve lakin bu dağıtımayla alakalı din başıboşluk bırakmaz.
Hani namaz kılınız der, namazın nasıl kılınacağını Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bize tarif eder. Biz namazı onun dediği gibi kılınır. Namaz kılınız bir sürü ayet vardır. Zekat veriniz bir sürü ayet vardır. Malın kaçta kaçı zekattır? Onu biz Hz. Peygamber'den öğreniriz sallallahu aleyhi ve sellemden. Namaz kılınma şeklini Hz. Peygamber'den öğreniriz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden. O zaman sana neyi harcayacaklarını söylüyorlar. İhtiyaçtan fazlasını bunun da ölçüsünü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri verir. O yüzden o ölçü de bellidir. Allah bizi o ölçüye uyanlardan eylesin inşallah. Ticaret yaparken yüzde kaç kar payı eklemeliyiz?
Bir sınır var mıdır? Sınır yoktur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu noktada hadis-i şeriflerinde sınır yoktur. Hatta nar koymayı düşünürler sahabeler. Gelirler Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine derler ki, nar koyalım. Hz. Peygamber der ki, eksilten çoğaltan da Allah'tır der. Çünkü İslam'da serbest ticaret kuralları geçerlidir. Aldatmak yasaktır. Aldatmak yasaktır. Siz bu çay örneğin içinde, işte öyle tabir edilir ya, kaçak çay yoksa içinde, siz bu çay kaçak çay diye satarsanız, bu haram olur. İkinci kalite çayı, birinci kalite çay olarak satarsanız, haram olur.
Bu kağıt, birinci hamur kağıt, bunu, işte bunu normalde üçüncü hamur kağıdı, siz birinci hamur diye satarsanız, bu haram olur. Ama kağıdı satıyorsunuz, 20 lira benim kağıdım, ister al ister alma. Ya pahalı, alma kardeş. Mecburum, git üret o zaman. Git üret o zaman. Git üret. İlk cep telefonları çıktı, iki bin dolardı. Alma. Almak zorunda mısın? Buzdolabı, alma kardeş. Git en ucuzunu ara bul. Git ikinci elini al. Gücün yeter, yedi yere kadar al.
Dağ dolmuyor, otur imalat et. Toplan 10 kişi, buzdolabı imalat et. Toplan 20 kişi, araba imalat et. Açık orada. Hocam, nişan ve düğünle ilgili olan sorumuzu yanlış anladınız.
Düğün yapmayı planlıyoruz. Ne şekilde olması daha doğru olur? Bunun da ucu açık. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin döneminde, kadınlar bir tarafta kendilerince kına yapmışlar, def vurmuşlar. Erkekler de bir tarafta düğünle alakalı kendi aralarında eğlenti yapmışlar. Düğün noktasında insanların böyle eğlenti yapmaları Kur'an ve sünneti uygun mu? Uygun. Velime-i yemeği yapabilirler mi? Yapabilirler mi? Kimse bu noktada kendimce ben hiç düğün yapmayacağım dese de hakkı mıdır? Hakkıdır. Doğru. Buradaki Şura suresinde insanları, onu söyledim, lüks hayattan, gösterişten, şatafattan ve şahtaattan din uzaklaştırır insanları.
Ama şöyle düşünün, bunu normalde o yüzden ele alaraktan geldim. Hani bir kız çocuğundan örnek verdim. Dedim ki 150 metrekare bir evde doğmuştur, büyümüştür. Siz onu götürüp 80 metrekarenin, 50 metrekarenin içerisine götüremezsiniz. Hayat standardı bu değil. Bunu din olarak siz ona zorunlu kılamazsınız. O kimse bu tercihi kendisi yapabilir. O tercihi kendisi yapabilir ama biz ona din olarak bunu zorunlu kılamayız. Sahabeden birisi gelir, Ya Resulallah ben iyi giyinmeyi seviyorum der.
Hani bu yanlış mı, bu aykırı mı? O baptan sorar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki, Allah verdiği nimeti kulunun üzerinde görmek ister. Şimdi bir kimsenin, bir müslümanın, bir müminin, şatavata ve şataata düşmesi uygun değildir. O kimse Karun'a, Firavun'a, Nemrut'a böyle bir inanç düşmanlarının gittiği yoldan gidemez.
Yani o kimse Karun'laşmaya çalışmaz. O kimse Firavun'laşmaya çalışmaz. O kimse makul dairede hayatına devam eder. Makulünü orta yolu takip eder. Ama o kimse, bakın şunu unutmayın. İslam bu noktada o kimsenin birisinin makulu, birisinin makulu, birisinin normalde kendince orta seviyedeki hayatı bizim için çok lüks olabilir.
Bunun standartını koruyacak ve kollayacak olan, ihtiyaç standartını koruyacak ve kollayacak olan bir merci yok. Az önce arkadaş diyor ki, bir buçuk lira aylık bana yeter. Üç lira alana desem ki, bir buçuk lira sana aylık yeter mi, o yetmeyecek diyecek. Veya beş liralık yaşayan bir kimse diyecek ki, bir buçuk lira bana yetmez. Hayat standardı onun o değil. Ama o kimse kendi hayat standardına bakaraktan, kendi kendisine hamd edecek. Ama birisinin bizim için lüks hayat standardı, o kimse kendisi için, o kimse için gayet makul gelebilir. Diyebilir ki, ben orta ölçekli yaşıyorum. Kime göre? Kendisinden üstün yaşayanlara göre. Örnekleyecek olursak, işte yeni açılan beş evlerde, nülüferde oturan daire sahipleri, orada yaşayan insanlar diyecekler ki, biz orta ölçekli yaşıyoruz.
Ama bu bölgede yaşayan insanlar diyecekler ki, orası zengin mahalle. Ben orayı zengin mahalle olarak nitelendiriyorum. Niçin? Diyorum ki, orada daireler, evler, şunlar, bunlar daha pahalı. Burada bir daire 100 lira, orada 150 lira. Duyuyoruz, 200 lira, 250 lira. Şimdi, 250 liralık dairede oturan bir kimse, kendince orta ölçekliyim ben diyor. Neden? Öbür tarafta 500 liraya oturanlar var. Bir dairesi 500 lira. Ama buradaki, bu bölgede oturan insanların en fazla daire olsa 150 lira, 120 lira. 100 lira. 100 lira. Soruyu soran kimsenin oturmuş olduğu daire 100 liradır. Doğru mu? Onun için çok makul bir şey. Eyvallah, benim için de makul.
Ama 200 lira, bir dairede oturan bir kimse, onun ayar standardı yüksek. Ama onun da kime göre yüksek? 100 liraya göre yüksek. Bunun standartını koruyacak olan İslam, bunun standartını korumamış. Koymamış. Buna bir tek standart koymuş. O kimsenin ticaret mallarının kırkta bir zekatını vermesini koymuş. Ve demiş ki, siz takvayı seçin, gösterişten uzak durun. Takvayı seçin, şatahattan uzak durun. Takvayı seçin, ihtiyacınızı belirleyin, ihtiyacınızın üzerindekileri infak etmeye gayret edin demiş. Ama bu noktada asla ve asla bir ölçü bildirmemiş. Bildirdiği ölçü zekat ölçüsü. Benim bildiğim bu kadar. Bunun ucu açık çünkü.
Bunun ucu açık. Gönlüm arzu eder ki İslam dünyası bu kapitalist hastalıklara bulaşmamış olsun. Gönlüm arzu eder ki herkes vasat bir hayat standartında yaşasın. Ne kadar yatırımı olursa olsun, ne kadar ticareti büyük olursa olsun hayat standartını kaybetmesini isterim. Hatta dinleyenler bilirler.
Ben derim ki, nerelisin? Nerede oturuyorsun? Şu mahallede. Hali vaktin değişti, güzelleşti. O mahallede kal gene. O mahallede kal. Evini güzelleştir, o mahallede güzelleştir. Herkes seni o mahallede tanısın, bilsin. Senin durumun iyileşti. O mahallede durumun iyileşsin senin. O mahallede kal. O köyde kal. O şehirde kal. O kazada kal. Mahalleni değiştirme. Git oradan bir tane ev al. Daha büyük ev al. Al. Orada yaşamaya devam et. Orada yaşamaya devam et. Ve orada herkes varsa sen sabahleyin yine sokağa çık. Bir lira maaş alanı da gör.
Aylık elli lira maaş alanı da aynı yerde görsün. Aynı yerde yaşasın. Evini orada büyütsün. Orada güzelleştirsin. Mahallede birisinin düğünü var. Nişanı var. Mahallede birisinin kınası var. Büyük ev sende var. Senin evde olsun. Senin evinde olsun. Biz böyleydik önceden. Mahallede kimin büyük evi var? Filancanın. O filancanın evinde kına olurdu. O filancanın evinde yemek olurdu. Hiç kimse gocunmazdı. O filancanın evinde toplanılırdı. İnsanlar gocunmazlardı. Biz bunu kaybettik. Biz yeni mahalleler kuruldu.
Yeni mahalleler kurulurken Kapitalizmin o ayrışmacı, o öteleyici, o iteleyici kültürünle kuruldu. Bir tarafa 300 metrekarelik daireler yaparlarken yanına 70 metrekarelik daireler yapmadılar. Bir tarafa villaları yaparlarken villaların yanına birer tane de küçük daireler kondurmadılar. Çünkü sabahleyin villasından çıkmak isteyen kimse fakir bir kimseyle karşılaşmak istemedi.
Bu esnada bütün dünya tabiri caizse ayrıştı. Tokileri getirdiler. Aynı Avrupa'daki ve Amerika'daki gibi. Tokiyi 70 metrekarelik daireler yaptı. 70 metrekarelik daireler askeri ücrette çalışanların daireleri. Herkes gitti 300 lira taksitle daireler aldı. Herkes aynı kategoride. Herkesin maaşı 1,5 lira. Herkes 70 metrekare dairelerde oturuyor. Şehrin başka bir yakasına gitti. Tokiyi 300 metrekarelik daireler yaptı. Orada da oturanlar bu noktada işte hayat standartı daha yüksek olanlar. Ve birbirlerini görmüyorlar. Birbirlerini tanımıyorlar. Birbirlerinin dertlerini, neşesini, kederini, acısını, sevincini tatmıyorlar.
Bu kapitalizmin bizim içimize koyduğu sonu gelmeyen bir bomba. Biz bu değildik. Biz bu değildik. İslam zenginliğe karşı değildir. Ayrışmaya karşıdır. Ayrışıyor. Ayrışıyor. Kazan kardeşim istediğin kadar sen. Allah sana daha fazla versin. Bu mahallede ye. Aynı mahallede otur. Aynı mahallede yaşa. Sabahleyin o mahalleden sen Mercedes'inle git yine. Ama birisinin düğünü olacağı zaman da o Mercedes'in anahtarını ver gelin arabası yapsın. Sünnet arabası yapsın. Bir yere giderken de doldur, bindir arabanı. O mahalleden git yine nereye gideceksen.
Buradaki ayrışmaya canım sıkılıyor. Ama biz ayrışmayı konuşmaz da insanların sanki zenginlikleriyle alakalı bir sıkıntımız varmış gibi olursak bu sıkıntılı. İslam bu ayrışmayı öngörmez. Bu ayrışmayı öngörmez. İsmail Demirtaş'ta yaşıyor. İşi daha da güzelleşti, daha da iyileşti, daha da hoş oldu. İsmail oradan Bademli'ye göçtü mü ayrışıyor. İsmail Demirtaş'a gidecek. El 100 metrekare dairede oturuyor. 200 metrekare yapacak. Ama Demirtaş'ta yapacak. O Demirtaş'ta yaşamaya devam edecek. Neyse. Ha yok başka etkenler oldu. Bunlar ayrı mesele, bunlar farklı meseleler. Ama ve lakin ayrışma burada söz konusu.
Hiç İslam'ın büyük evle alakalı bir derdi yok. Hadis-i Şerif. Salih bir kadın, salih bir binek, salih bir evi olana Dünyalık bu üç şey yeter. Salih bir ev içinde misafirlerin rahat edebileceği bir ev. Salih bir kadın, salih bir kadın Erkeğin gönlünü hoş tutan, eve gelen misafirleri hoş karşılayan kadın. Salih bir binek. Menziline en hızlı ve en güvenli götürecek olan bir binek. Salih bir binek. Bu üç şeyi varsa bir kimseye, dünyalık bu yeter. Aaa o zaman bakın, bir standart geldi. En alt seviyede bu. Salih bir ev. İçinde misafirin kalabiliyor mu? Misafirin rahat edebiliyor mu? Misafirin rahat edebilmesi için ayrı banyos olacak, ayrı odası olacak.
Salih bir ev. Bakın salih bir ev. Hadis-i şerif bu. Demirtaşlı İsmail'in evine giden bir misafir, rahat yatabilmeli evinde. İsmail de rahat yatmalı, eşiyle beraber, çocuklarıyla beraber. Gelen misafir de rahat yatmalı, eşiyle ve çocuklarıyla. Bakın din bizi nereye sevk etti şimdi? Kimin evinde misafir kalıyor? Bize şimdi kaç metrekarelik evler yapıyorlar? 70, 80, 100, 100 metrekarelik bir evde kaç tane misafir kalabilir? Kalmaz. Evinde iki tane, bir kız, bir oğlan çocuğu varsa bir kimsenin, kız da oğlanın bir kardeşi dinen bir odada yatırmaları uygun değil. İki tane oda lazım ona.
Bir kız, bir erkek, evladı olan kimseye iki oda lazım. Bir yatak odası da anne babaya lazım, üç oda lazım. Kaldı salon. Eve bir misafir daha gelecekse, bir odaya daha ihtiyacın var senin. Ya sen çok misafir geliyorsa sana ne olacak? Akrabaların var dışarıda, hiç eksik olmuyor. Geliyorlar millet.
O zaman ne olacak? Sen beş oda bir salon lazım sana. Beş oda bir salon kaç metrekare? Daha da çok misafir geliyor bir kimsenin. Hacı Erken kaç damatsınız? Beş damadın beşi de kayınpederine evinde gidip yatabilir misiniz?
Yatamazsınız. Kaç metrekare kayınpederin evi? Ama yine yatamazsınız beş damat değil mi? Mümkün değil. Ben kayınpederini çok iyi tanıyorum muhterem bir kimse. Beş damat değil on damat gelse ağırlamak ister. Bak ağırlamak ister. Aslında şimdi normal bakın din bizi nereye götürüyor? Aslında kayınpederinin normal standartlarda beş damadı da evde misafir edebilecek noktada eve ihtiyacı var. Şimdi beş damadın normalde evde misafir olabilecekse beş oda lazım en az. Her odada da banyo tuvalet lazım.
Ve yemek yiyecekleri zaman erkekler bir tarafta bayanlar bir tarafta yiyecekse şayet mesela öyle öyle çocuklar mucuklar ıvırlar zıvırlar bir sürü dolu ya da kocaman bir salona hepsi beraber oturacaklar yemek yiyecekler. Adamın mutfağını düşünebiliyor musunuz? Hiç böyle bir dini hayat düşündünüz mü? Adamın kaç oğlu var? Beş oğlu var. Bayramda beş oğlu da birinci gün geldi hepsi de onda yatacak. Beş oğlu da onda kalıyorsa adama beş o da lazım mı? Lazım. Bu o kimsenin ihtiyacı bakın. Beş tane komşu olursa harika. Ama şunu unutmayın.
Din bir başkasının üzerine zorunluluk yüklemez. Birinci derecede zorunluluk bireyin kendi üzerinedir. Bireyin kendi üzerinedir. Biz karşımızdaki kimsenin o anlayışta olmasını beklemek bizim için uygun değildir. Biz kendimiz onu yapmak zorundayızdır. Biz yapamıyorsak onu, beceremiyorsak evet komşularımız devreye girer. Ama birinci derecede o kimse kendi hayat standartını korumakla mükelleftir. Olmayabilir birisinden. Bu ayrı mesele. Olmuyordur ayrı mesele. Şimdi herkesi kara kara bir düşünce aldı. Kaç tane çocuk var? Üç tane. Üç tane o da lazım mı? Doğru. Bütün anne babalar isterler ki çocukları kendilerine gelsinler. İnsanların hayat standartları farklı şimdi.
O gelecek olanın hayat standartını korumakla mükellef insanlar. Allah bizi affetsin inşallah. Kaçıncı beytte kalmışız? Dudu kuşuna mı başlayacaktık? Bir bakkal vardı, bir de dudusu vardı. Güzel sesli, yemyeşil, söz söyler bir duduydu. Dükkanda dükkanı beklerdi. Bütün alışveriş edenlere güzel sözler söyler. Onlarla şakalaşırdı. Dudu kuşu papağan. Demek ki bir bakkal ve bakkalın içinde de bir bakkalın da bir de nesi varmış? Papağanı varmış, dudu kuşu varmış. O dudu kuşu da dükkanda gelenlere gidenlere ne yapar? Şakalaşır, konuşur. Onlar da gönül eğlendirilmiş. İnsanlarla insan gibi konuşurdu. Dudu gibi ötmede de mahareti vardı.
Ne yaparmış? İnsanlarla konuşurmuş, bir de güzel de ötermiş. Malum o dudu kuşları eğitilince konuşurlar. Hayvanlar bile eğitilirler. Hayvanlar eğitilince de konuşurlar. Köpekleri eğitirsiniz, kurtları eğitirsiniz, aslanı eğitirsiniz. Kuşları eğitirsiniz, güvercinleri eğitirsiniz. Atmacayı eğitirsiniz. Hep bunlar eğitilir. İnsan da eğitilir. Hayvanlar eğitilir, insanlar da eğitilir. Atı eğitirsiniz, eşeği eğitirsiniz. Hangi hayvan olursa olsun insan oğlu bütün hayvanları eğitir. Hayvanların hepsinde de insana benzeme istidadı vardır zaten. Benzemek isterler. İnsana benzemek isterler. O insanlara benzeme fıtratı hayvanlarda olduğundan hayvanlar hep insanları ne yaparlar?
Taklit ederler. Onlar da Cenab-ı Hak öyle bir istidat vermiş. Dükkanın bir yanından insanlarla insan gibi koşuşturdu. Dudu gibi ötmede de mahareti vardı. Dükkanın bir yanından sıçradı, öte yana kaçtı. Gül yağış şişelerini devirdi, yağları döktü. Sahibi evden geldi, hiçbir şeyle ilişki olmaksızın tacircesine dükkana kuruldu. Bir de gördü ki dükkan yağ içinde elbisesi de bulaşmış. Kızıp Dudu'nun başına vurdu. Dudu da bu vuruş yüzünden kel oldu. Birkaç günce sesini kesti, bakkal yaptığına pişman oldu. Ah etmeye koyuldu. Sakalını yoluyor yazıklar olsun diyordu. Nimet güneşin bulut altına girdi.
İnsanlar nimet ellerindeyken kıymetlerini bilmezler. Nimet elinden uçunca kıymetlenir. O zaman anlar ki insan bu nimetmiş. O yüzden nimetin içinde yüzerken nimetlere hamd edin. Şükredin ki Allah nimetlerini arttırsın size. Ayet-i kerimede der ki Cenab-ı Hak Hamd edenlere nimetlerimizi arttırırız. Hamd edin ki Allah nimetini arttırsın, elinizden almasın. Nankörlük Allah muhafaza eylesin. Nimetin elden çıkmasına sebep olur. Keşke elim kırılsaydı da o güzel dillinin başına vurmasaydım. Kuşu dile gelsin, konuşsun diye dervişlere armağanlar veriyordu. Malum bir bela, bir sıkıntı, bir musibet gelirse tasadduk etmek, tövbe etmek. O bela, musibet, sıkıntının kendisinden gitmesi için hediyeler vermek sünnettir.
Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Hasan ile Hüseyin Efendimiz çok hasta olunca Hz. Ali Efendimiz'e dedi ki tasadduk et, cömertlik et, git insanlara bir şeyler dağıt. Demek ki bir hastalık, bir kusur, üzerinizde bir eksiklik, noksanlık olursa Tövbe edip tasadduk etmek gerekir. Hani eskiler derler ya hiç olmazsa bir ekmek ver, bir dula, bir yetime derler. Başınıza bir bela, bir musibet, bir sıkıntı geliyorsa tasadduk edin. Cömertlik yapın, tövbe edin, oruç tutun, Allah'a yalvarın. Aradan üç gün, üç gece geçti ümitsiz bir halde dükkanında oturuyordu. Olur ya belki dile gelir, konuşur diye okuşa karşı çeşit çeşit şakalar yapıyor, maskaralıklarda bulunuyordu. Derken sokaktan başı tasın leğenin altı gibi saçsız, caz çavlak başa çık bir cevlakiye geçiyordu.
Dudu hemen dile geldi de akıllı adamlar gibi dervişe bağırdı. Dedi ki, akkel ne diye kellere katıldın yoksa sen de gül yağı şişesini mi döktün? Buradan devam edeceğiz. Cevlakiye, onlar başlarını, kaşlarını, bıyıklarını, saçlarını, her şeyini tıraş ederler. Caz çavlak olur. O yüzden Cevlakiye dervişleri genelde kendilerini caz çavlak ederler. Bir rivayet vardır, onlar kalenderiyeden ayrılmıştır diye ama şeyi çok önemlidir. Onu ilk başlatan kimse de Cevlakiye'nin kalenderiyeden ayrılma, o gün o kalenderi pirinin bir kadın ona çok arkadaşlık, çok musallat olur onun peşine düşer. Bir gün saçını, sakalını, kirpiğini, kaşlarını varıncaya kadar tıraş eder.
Kadın onu ertesi gün görür, ben bu adamı mı sevdim der, vazgeçer. O yüzden Cevlakiye dervişleri kendilerinin ilk dervişliğe girdiklerinde, sufiliğe girdiklerinde böyle tıraş ederlermiş. Tabii bizim dergahımızda da elhamdülillah Cevlakiye'ler var. İlk Cevlakiye'ye adım atan da Nuri, Oktay, Harun Hoca ile bizim Mehmet Kuşçu. Onlara böyle bir Cevlakiye'lik anlattıydım. Ben Cevlakiye'liği anlatınca onlar Bursa'nın dik kaldırıma gidiyorlar, dik kaldırımda bir berbere girmişler. Saçlarını, sakallarını, bıyıklarını, her şeylerini kestirdiler, geldiler tekrar buraya. O yüzden bizim dergahımızın ilk Cevlakiye'leri onlar. Ondan sonra da hiç kimse kestirmedi.
Bir tek Cevlakiye'lik onlarda kaldı. Dergahta dört tane Cevlakiye'miz var elhamdülillah. Diyeyim, sohbeti bitireyim el-Fatiha'ma selamat. Amin. Destur ya Allah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.