Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 23 Haziran 2012 · 1:08:23
Allah gecenize hayır eylesin, inşallah, Cenab-ı Hak, gününüzünüzü hayır eylesin, ayınınızı, gününüzünüzü hayırlı eylesin, inşallah, Allah'a emanet olun. Birinci Dünya Savaşı'nı bizi zorla çektikleri gibi, şimdi de Suriye'yle bir savaş getirmek için uğraşıyorlar. Gazetelerin yüzde doksan bir şi, savaşa girmemiz için başlık artmış adına.
Uçağımızın oraya yönlendirilmesi, orada düşürülmesi, ya da düşmesi, acaba gün boyun olabiliyor misiyse. Muhakkak ki insanlar bu noktada bir oyun olarak görebiliyorlar. Muhakkak ki savaş çığırtkanları olacaktır. Ama savaşınması gerekiyorsa da savaşır. Savaşmaktan korkanlar, savaşmaktan çekinenler, ne memleketlerini koruyabilirler, ne ailelerini koruyabilirler, ne kendilerini koruyabilirler, ne de dinlerini koruyabilirler, ne de namuslarını koruyabilirler, ne de namuslarını koruyabilirler. Müslüman, Müslümana zulmetmez. Müminin mümine zulmü olamaz.
Ama bu noktada mümine, müminde zulmetmeye kalkarsa, mümin, mümine silah çekmeye kalkarsa, zulme uğrayanın, kendisine silah çekileni, bununla mukabilette bulunma hakkı doğar ki, ilk silah çeken iki katil olur. Bir ülkenin kendine ait muhakkak bir sınırları vardır. Bir sahası vardır. Bu uluslararası hukukla hukuklanmış. O hukuka herkesin riayet etmesi gerekir. Bu manada meselenin daha henüz hiçbiri açıklanmıyor. Eğer gerçekten bizim bu çağımız uluslararası yasağı verdiyse ve bir başkasının ülkesine bu noktada acil ettiyse, o zaman o ülkenin hakkı oluyor.
Ama yok öyle değiller. Ülkelerin arasında bir gözdağı vermek gibi, veyahut da korkutmak gibi, veyahut da ürkütmek gibi, veya içerideki iç politikadaki dengeleri karıştırmak gibi, veya başka ülkelerin herhangi bir, bunda bir parmağı, bir şeysi var ise, o zaman bunlar devletlerin bakacağı iş bunlar. Devletler bunlara bakarlar, bunları incelerler, bunlara göre hükmederler. Ben, o bölgede büyük bir savaşın olacağına inananlardanım. Ve o savaş, tabiri caizse ilahi takdir. Nasıl, Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinden sonra, Hz. Ali Efendimiz'le, diğer sahabelerin arasında çıkan tartışmada, bir tarafta Hz. Aişe Validemiz, bir tarafta Muaviye, bir tarafta Hz. Ali Efendimiz'in taraftarları, sırt indir toplanacakları zaman, Hz. Aişe Validemiz, Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri önceden, bir söz söyler, ya Aişe, filanca yerin köpekleri sana ulu, o zaman oradan geri dön.
Hz. Aişe Validemiz, o bölgeye gelir, o bölgeye geldiğinde, o bölgenin köpekleri, unumaya başlar. Unumaya başlayınca, azı şerif aklına gelir, oradan geri döner, Hz. Aişe Validemiz. Sırf gün vakasında da, yine Hz. Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerinin, bir işareti vardır. O işareti de şudur, beyaz bir deve gelecek, üzerinde beyaz elbiseri birisi olacak, yuları olmayacak.
Ve o deve kimin tarafına geçerse, galip de olacak, haklı da o olacak. Ve, o sırf bir muharebesinin olacağı yerde, bütün gruplar toplanır, Müslümanların iç çatışmasıyla olacak. Rivayet edilir ki, o beyaz devenin üzerinde, daha karan edilir. Böyle bir söz vardır. Ama o beyaz deve gelir, o beyaz deve, taraflara kafasını çevirerek, bakar, yavaş yavaş, Hz. Ali Efendimiz'in, zırhlarında, o an Hz. Efendimiz'in, sapına kırılır.
Ve bu hadiseyi, bilader geri çekilirler. Bir kısmı. Ama devlet hırsı, yönetme hırsı, makam hırsı, Müslümanlar için, en vazgeçilmez şeyler olduğunda, hem kendilerine, hem de etrafındaki insanlara, büyük zarar verirler. Şimdi, madem ki, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, bugüne kadar vaat ettiği, söylediği, ileri tarihlere yönelik, bütün her şey çıkmış ve tecelli etmiş, bugüne kadar, bundan sonrası için de söyledikleri çıkacaktır ve tecelli edecektir. Bunu, ilahi takdir olaraktır. Bunu ilahi bir, hesap, ilahi bir kitap, aklın üstünde, akıl ötesi bir takdire alıyor bunun.
Ve, Hamik Ovası'nın da içine aldığı, Suriye'nin, Dimeşk'i, Şam değil de varası, adı Dimeşk'tir, Şam bölgesi Anadolu'nun da bir kısmı vardır. Suriye'den, Irak'tan da, İran'dan da bir kısmını içine alan, bir bölgedir. Lübnan'ın da bir kısmını alır. O bölge Şam bölgesidir. Ki Arabi olarak eski mitolojikte. O yüzden, o Şam bölgesinde, Karadaşan'ın bitmesi, Şam bölgesinde, savaşın, Şam bölgesinde kanın bitmesi, mümkün değildir.
Ve, tarih boyunca, en selametli zaman dediğimiz, Osmanlı zamanıdır. Osmanlı'dadır, Osmanlı'da sonuçta orada, Yavuz Sultan Selim'le, arka bahçeyi düzeltmek manasında, komple aşağı doğru Mısır'a kadar gider, Yavuz Sultan Selim öylece rahat eder. Ama ondan öncesinde, Selçuklular zamanında da, Osmanlı'nın ilk kuruluş zamanında da, Selçuklulardan önceki, Abbasiler, Emeviler, oradaki bütün, bu noktadaki devlet kuran insanlar, hep ne hikmetse, aşırı derecede güce, aşırı derecede makama, aşırı derecede paraya pula sevdalı insanlar olur.
Orada, hak ve adalet yaratan, bir Hazreti Ömer Efendimiz, R.A. Hazretleri zamanında sefer olmuş, oraları fethedilmiş. Hazreti Ali Efendimiz'in zamanında, Hazreti Ömer Efendimiz'in zamanında, Hazreti Osman Efendimiz'in zamanında, oraları adalet görmüş, sonra uzun bir müddet sonra, Hasan ile Hüseyin Efendimiz'in başına gelen, hadiseyi bütün İslam dünyası biliyor, ondan sonra iki yakası bir araya gelmemiş, Ömer bin Abdülaziz'in zamanında, yeniden derlenmiş, toplanmış, Ömer bin Abdülaziz'den sonra, yeniden dağılmış orası.
Ta ki, Selahaddin Eyyubi'ye kadar, Selahaddin Eyyubi'nin zamanında, tekrar bir derlenip, bir toparlanma olmuş, ardından tekrar dağılmış. Nereye kadar? yukarıdan Selçuklulara kadar, ama sonuçta Moğollar gelmiş, Moğollar tekrar oraları, bir daha talan etmişler, dağılmışlar. Bu Osmanlı'ya kadar, bu hiç bitmemiş. En son Osmanlı oraya, düzene katmış, dizayn etmiş, ve Osmanlı düzenledi, ve dizayn ederken, adaletle, oralarda hükmetmeye çalışmış. ve oradaki insanlar, bu adaletle hükmedilmeyi anlamamışlar. Sonuçta Osmanlı'yı da orada, arkasından vurmuşlar. Komple oranın halkları, ve Osmanlı'yı da arkadan vurduktan sonra, yaklaşık 100 yıldan beri, oralarda asla bir daha düzene, sistem kurulmamış. Kurulmaz. Bu Mehta'la Resul çıkıncaya kadar da, kurulmayacak.
Orada savaşlar, orada tartışmalar, orada yıkıntılar, orada ölümler, orada katliller, katledilmeler. Yani bir kişi, bir kişiyi öldürmüyor. Bugün, akşam haberlerinde dinledim, tespit ettikleri. Bugün 55 kişi. Bitmez. Orada satılmalar, orada vefasızlıklar, orada yıkıntılar, orada ölçüsüzlükler, orada hainlikler, orada vahşilikler, orada insan dışılıklar bitmez. Bu, harabinden beri böyle, o bölge. o bölge sükunete ermiyor. Yani İbrahim Aleyhisselam'ın atışa atıldığı yer. Ama bütün peygamberler o bölge. Şeytan da o bölgeye otağını kurmuş. Nasıl peygamberler o bölgeye otağını kurduysa, şeytan da otağını oraya kurmuş.
Nasıl ilim oradan dünyaya dağılıyorsa, şeytan da oraya kurmuş. O yüzden, oranın insanları, oranın halkları, esen rüzgara göre değişken insanlar. Biz meseleye tabi, iman noktasında, İslam noktasında baktığımızda, o bölge insanları, cahil, ilim cahili, din cahili, cahil, cahil, ama özellikle cahil bırakılmış, ama cahiller.
Ve İslam dünyası zaten özellikle cahil bırakılmış bir dünya. İslam dünyası özellikle dininden uzaklaştırılmış, cahillikten kastım bu. İslam dünyası özellikle dininden uzaklaştırılmış bir dünya. Şu anda İslam dünyasında bu acı bir şey, böyle konuşmak istemem ama, yani vasıfsız, kalitesiz, derinliği olmayan, bilgisiz, timlik ve kişiliğe oturmamış, bir İslam haberinden bahsediyoruz. Yani insanların kimlik ve kişilikten oturmamış, insanların vasıfları, vasıfsız insanlar, yani eğitimsiz insanlar, bu özellikle bu hale getirilmiş. İnsanlar eşlerini, çocuklarını, kardeşlerini, gelecek nesillerini eğitememişler, eğitmemişler, eğitmemişler, eğitememişler. Bakın, hiçbir felsefede, hiçbir inançta böyle bir şey yoktur.
At meydanında, şeytan taşlamaya gidilen yolun üzerinde, bir kimse, çok özür dilerim, söyleyeceğim bunu, sidiğini, pet şişenin içine koyup, yapıp, o pet şişeyi yolda bırakamaz. şeytan taşlama yolunda, siz, yola bakacak çöp, çöplerin üzerinden gidiyorsunuz.
Bir şey içmiş, atmış, bir şey yemiş, atmış, bir şey kullanmış, atmış, atıyorlar da, Müslümanlar da ellerini açmışlar, ekmek alacağız diye. Pet şişe su atıyor, Müslümanlara birisi. Müslümanların elleri havada, bir pet şişe su almak için. Birbirlerini kırıyorlar, birbirlerini eziyorlar, birbirlerini döküyorlar, itiyorlar, pet şişe su için. Eğer senin bir pet şişe suya ihtiyacın var ise, sana hac par değil.
Gitme! Senin cebinde bir pet şişe su alacak paran yoksa, gitme! Gittiysen istemem! Elini kaldırıyorsan, neden? Sen İslam alemini, daha düşürmeye hakkın yok çünkü. İki bir yer. Bir pet şişe su, bir yerdir. Bir gazoz, bir yerdir. Yoksa cebinde gitme. Çıksan, aşır, elini kaldırmaz ki, bizim dünyamız. Bu bizim dünyamız. Hiç kimse elini oraya uzatmasa, hayır yapacak olan insan, herkesin elini verecek.
Müslüman vakar, oturur oraya. Bizim için makam, bizim için o böyle bir pet şişeyi bedava almak, sandviç ekmekleri gibi ekmek, işte onun yanına bir hurma koymuş, bir peynir koymuş, adam böyle bir paket yapmış, atıyor o paketi.
Hacca giden Müslümanlar, onları almak için birbirini kırıyor. Hiç kimse, o tarafa dönüp bakmamış olsa, o tırı getiren adam var ya, üç dört tane de amele tutacak yanında. Millete vermek için zorla. Daha da almasa, yalvaracak. Olsunuz alın diyecek. Daha da almasa, diyecek ki, benim malımda bir haram var ki, hacıların hiçbirisi de benim malıma dönüp bakmadı. Benim malımda haram var diyecek. İslam dünyası, sallallahu aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem vakarını, cimliğini, kişiliğini, onun duygularını, onun içselliğini, onun duygularını, onun içselliğini, onun algılayışını, onun anlayışını, terk ettiğinden dolayı bu, böyle zülp şekilde yaşıyor.
Zülp, biz bir yoluna ekmeğe satılacak bir dinin sahibi değiliz. Biz bir pet şişe suya elimizi uzatacak bir dinin sahibi değiliz. O basit. Şuraya kapının önüne birisi bir tır getirse, bedala ben burada su dağıtıyorum dese, burada beni dinleyen kalmaz, çok az insan kalır. Neden? Bedala su dağıtıyorlarmış derler, koşarlar herkes. Dünyamız bu. Bizim dini algılayışımız bu. Buluncada biz zulmetten kurtulamıyoruz. O bölge insanı da kurtulamıyor. Bize gelse şimdi bir yurt dışından bir şirket, bizim yerimize kaç para gelin?
Bir lira. İki lira verse anında satarız biz yerine. Biz kızlarımızı yurt dışına satmadık mı? Bizim kızlarımız orada rahat edecek deyip de göndermedik mi işçi olarak? Kızını Almanya'ya, Onlar orada çalışıyorlar, işçiler, geçimleri daha iyi olacak diye gözlerini kapataraktan Almanya'da, İzviçre'de, Hollanda'da, Esrakeş olmuş, Harpçı olmuş, Temmel olmuş, neydiği belirsiz bir ahlaka sahibi olmuş.
Almanya'da oturuyor, altında Mercedes'i var, altında arabası var diye. Kızlarımızı beş geç çekmedik mi? Çektik. Çektik mi kızlarımızı biz oraya? Burada bir başkasının evine temizliğe gitse, bizim gücümüze giderdi de, biz kendi kendimize üzülürdük de, gittiler, Hans'ın, Mike'ın evlerini temizlediler. Gücümüze mi gitti? İşçi sözleşmesini yapan hükümet, o gün için büyük bir sevinçle insanlarına anlatmadı mı? Üzengisini öpmek için sıraya giren Avrupa, bizi zebirliğimizi görünce sevinmedi mi?
Bizim bir tane dünya güzelimiz var, değil mi? Onu güzelce seçmedik. Ama yüzyıllardır adın üzengisini öpmek için sırada beklediğimiz Osmanlı'nın kızı, şimdi soyunup orasını, burasını göstererekten bize dedi, kendisini beğendirmeye çalışıyor.
Biz onun için onu seçtik dedi. Kimin icdanı sızladı? Kimin icdanı titredi? Kimin için vurkuldu ki? O zamanından sonra bu devleti, bu hükümeti, bu cumhuriyeti kuran Türkiye'deki sebateist ve dönmelerdi. Bu tespiti yapan neydi onladı? Veli Küçük mü oğlu? Kırmızı atkıyla çıkan? Yağçın Küçük. Yağçın Küçük. Yağçın Küçük bunu televizyon programında söylediğinde her bunu dedim, birisi teyin eder. Birisi onun öyle olmadığını söyler dedim ben. Çok açık bir şekilde söyledi. Demek ki Genelkurmay'ın o günkü arşivlerine girebiliyormuş. Şimdi anlıyoruz arşivlere girebildiğini.
Dedi ki, Sayın Genelkurmay Başkanı o zaman için hasret diyor o. O gün için. Karadaydın mıydı? Neydi? Bir şeydi böyle. İşte bilmem ne hasretleri dedi. İsterse Genelkurmay'ın dedi. Aşivin açısında baksın dedi. Saboteist ve dönmelerin kurduğunu dedi. Kim bir şey dedi ki. O yüzden bu topraklarda bu topraklarda bu topraklardaki cemaatler, bu topraklardaki tarikatlar, bu topraklardaki dini kurum ve kuruluşlar yönlendirmeye ve yönetilmeye müsaitdir.
Yönlendirilirsiniz, yönetilirsiniz. Bilemezsiniz yönlendirildiğinizi ve yönetildiğinizi. O yüzden yönlendirildiğinizi yönetildiğinden Bediüzzaman Said'in Hussar Devletleri geçmiş zamanını o eski Said olarak nitelendirir. Osmanlı'nın yıkılması için uğraşmış bir kimse. Yönlendirme ve yönetilime ne yazık ki bu topraklarda cirit eder. Bilseydi Filistinliler, Yemenliler, Suudlular, Bilseydi Iraklılar, Lübnanlılar Görebilselerdi Osmanlı'dan sonra ırzlarının, namuslarının, kadınlarının, çocuklarının, topraklarının, yeraltı zenginliklerin, yerüstü zenginliklerin, maneviyatının hiçe satılacağını Osmanlı'ya arkadan vurur muydu?
O gün için İstanbul entelgeti yerleri Bilseydi o Osmanlı'nın yıkılacağını görebilselerdi Kendilerinin yabancı diş mihraklara karşı Dış mihraklarının emrinde olup Mübarek Abdülhamid Han'a cefa açarlar mıydı? İnsanlar yönlendirildiklerini ve yönetildiklerini anlayamazlar. Ya da bile bile yönlendirmeyi ve yönetilmeyi kabul ederler.
Bile bile kabul etmelerinin iki yolu vardır. Üçüncüsü yoktur. Ya onun kucağına bir kadın oturtmuşlardır, Ya onun kucağına bir kese altın koymuşlardır. O ya bir kese altına satmıştır kendini ya da bir kadına satmıştır kendini. O kadına sattığı zaman o kadınla fotoğrafını çekmişlerdir, şahitlendirmişlerdir, kameraya almışlardır. Yönlendirme yapacaklarsa alırlar, o hoca, şey, üstad, mürşid adına ne dersen de onu. İster parti başkanında, ister cemaat liderinde, ona ne dersen de. Onu bülgül gibi, istediğin gibi konuşturtturur ve istediğin yönü yönlendirir. Ya da onun kucağına bir kese altın koyar, bir kese akçe koyar, o bir kese akçeyi de alır o.
Aldıktan sonra da yönlendirme ve yönetilir, o yürür gider. Arkasındaki cemaat de der ki bizim üstadımız gibi üstad yok, bizim şeyhimiz gibi şeyh yok, bizim cemaat liderimiz gibi liderimiz yok, bizim abimiz gibi abi yok der, yürür. Doğru olanın kıymetini bilmeyin. İçkirimli Atuf Hoca asılırken bu insanlar neredeydi? Asılırken bu insanlar neredeydi?
Bu dönemlerinde imamları, hocaları, şeyhleri alıp götürdüğünde müriter neredeydi? 28 Şubat'ta bizi zırt pırt alıp götürürlerken, arkadaşların bir kısmı bizi terk etti. Şeyhime söyledikleri laf şuydu, bizi de içeri alırlarsa bizim çeklerimizi kim ötecek? Efendim, Mustafa abimiz mi çeklerimizi ötecek demişlerdi.
Biz içeri girdiğimizde bizim dükkanımızı Mustafa abi mi açacak demişlerdi. Şeyh Efendi de beni yüzüme söyledi, böyle böyle söylüyorlar oğlum ben ne diyeyim bunlara dedi. Orasında fitne çıkmasın arkadaşlar, birbirleriyle vuruşup dövüşmesinler diye sustum. Ben de dedim ki oğlum ayırırım madem o zaman. Siz gitmeyin Mustafa abinizin peşinden dedim dedi. Onlar da toplansınlar kendilerine göre ders yapsınlar oğlum dedi. Siz nasıl evrederseniz efendim? Adam birisi yönlendirme alır. Uçakımıza bazıları haber alıyorlardı ki, Mustafa abinizi kelepçelerle televizyonda bir gün göreceksiniz diyorlar. Kelepçeyi vurdular ama televizyona çıkarmadılar işte.
Televizyona da çıksalardı, çıksaydı. Diyeceklerdi ha demedik mi işte televizyonunca çıktı eli kelepçeli diyecekler. Eli kelepçeli çıkacak olan kimsenin derdi değil. Hırsızlık değil, uyuşturucu değil, kafkaşçılık değil, kumar baskını değil, uyuş baskını değil. Üçkağıtçılık değil, beşkağıtçılık değil, sahtekarlık değil, dolandırıcılık değil, yüz kızartıcı suç değil. Eli kelepçeli televizyonda görmek istediğin adam zikrettiği için çıkacak oraya. İnsanlara sohbet ettiği için, insanları uyandırmaya çalıştığı için çıkacak. Kim sevinecek bundan, yanı başında aynı cemaattan aynı şeye intisap etmişiz dediğin kardeşin. Bu toprakların çilesidir bu. Seni adımlarını duyanların bir kısmı der ki, zaten çok sivri konuşuyordu canım, o da dilini biraz tutsun.
Benim adım o değil mi şimdi, dilini tutmayan deli. Beni tutarsan, yani hakikati konuşmazsan, bu bizim bunu böyle konuşurken, kendimi acındırmak veya bir yere koymaktan değil. Yaşadığımız topraklardaki insanları tanıyalım. Bu bölgenin insanını tanıyalım. Tanıyalım.
Birisi şuraya kabul bir bilgiyi dağıtsa benim aleyhime, buradaki herkes onu okurken, ya yakmıştır yerden çıkar yüzde elli sarkışı. Ne kadar evi bilmiyorum, ne kadar çocuğum olduğunu bilmiyorum, ne kadar param olduğunu bilmiyorum, ne kadar arabam olduğunu bilmiyorum. Benim bilmediğimi insanlar biliyorlar. Diyorum ya bir tanesini getirin.
Ben İstanbul'a sohbet diyorum, İstanbul'da benim katlarım varmış, apartmanlar varmış, blok halinde. 8 yıl oldu, o zaman 80 blok olmuştur artık. 8 yıl olduysa, her yıl 10 blok olsa, 8 yılda 80 blok olması lazım. Bir tanesini getirin diyorum, kimse getirmiyor.
Birisi ona şunu demez ki ya, ya merhamet sahibi oluyorlar. Bahçede insanlar aleyhime konuşuyor, ben burada konuşurken. Buraya bahçeye oturmuş, bahçede helal hoş olsun, yiyor, içiyor, sohbeti ne diyor, orada zannediyor ki, burada oturanın hiçbir şeyden haberi yok. Oturduğu yerde çok kıymeti ediyor orada. Diyorum, duymuyor beni. O zannediyor ki, bunlar var ya, konuşmuyor zaten. Buradakiler beni dinliyor, dışarıdaki kıymet ediyor. Ben dışarıdakine bağırıyorum, dilsin seyiz burada, konuşacağız. Cenab-ı Hakk'a git, selamünaleyküm, aleykümselam. Altınları bul, götür de alayım, yiyeyim ben de.
Bitmez benimle, boğuncu, boğuna dedi, dervişler yiyor, biz yiyoruz dedi. Bilmedi sendeki paraları dedi. Bitmez mi anne dedim ben. Neden dedi, Fırat Nehri gibi geliyor bana dedim ben. Bir doğru görüldü. Bitmez. Bu toprakların kaderi çivesi bu. Fıratların kaderi çivesi bu. Biz en seviyorum dediğimiz insanın böyle gözünün içine bakarken kalbine hançer vuruyor.
Biz buyuruz. O yüzden Suriye'de savaş, Türkiye'de, Türkiye'de bu savaş sıçlayacak. Bu savaş sadece Türkiye ile kalmayacak. Lübnan'a da sıçınacak, İran'a da sıçınacak, Irak'a da sıçınacak. Zaten Türkiye'yi savaştırıyorlar PKK ile. Bir terör örgütü değil. Bizi avlatıyorlar, kandırıyorlar. PKK bir terör örgütü değil. Kolumlanmış, koşullanmış, almış, düzenlenmiş, teşkilatlı uluslararası deccal örgütü. Terör örgütü değil PKK. Bildiğiniz askeri bir yapılanma.
Bir türlü silahı var. Türkiye şu anlık bir fiil savaş ediyor. Uluslararası bir teşkilatla, uluslararası askeri, siyasi yapılanlarla savaşıyor Türkiye. Siz orada kimin askerlik yaptığına bakmayın. Irak'a gitti, Irak'a işgal etti, orayı talan etti. Askerleriyle mi gitti zannediyorsunuz? İçinde paralı Müslüman askerler vardı. Müslüman adam. Annesi, babası Müslüman. Paralı asker. 30 bin dolar. Aylık 40 bin dolar. Geçici işçi gibi. Diyor ki gerçek için 10 yıl savaşacaksın, ayının 20 bin dolar. Yemen, içmen, bana ayın.
10 yıl sonra müslümanmış, hıristiyanmış önemli değil ki. Adam da o kadar suçlular ki gidiyor. Amerikan filmlerinde gördüğünüz suçluları cezaevinden çıkarıp savaştırmak. Adam onu sadece, aha hayal etti, bunu koydu. Öyle zannetmeyin. Adam gidiyor, bir yasa çıkarıyor. Eh buaya gidiyor. Ne yapma olmaz. İnşallah. Seri katilleri çıkarıyor.
Şu kadar yıl savaşacaksın diyor. Götürüyor, eğitiyor onu. Koyuyor Irak'ı bir yere. Adam zaten seri katil. Ne dini, ne imanı, ne Allah'ı, ne kitabı var. Önüne geleni öldürüyor. Öldürüyor. Tecavüz edecekse, tecavüz ediyor. Yırtacaksa, yırtıyor. Yıkacaksa, yıkıyor. Öldürmekte, öldürüyor. Koyveriyor yapmasını. Pekala da aynı. Onun bir farkı yok ki. O farklı bir şey değil ki. Bu toprakların kaderi bu. Ne zaman ki bu toprakların insanları kendilerini sımsıkı Kur'an ve sünnete bağladılar. Ne zaman ki bu toprakların insanları, cemaat, mezhep, meşrep, tarikat, harplarını gözlerinden kaldırıp, bu huvveti, kardeşliği tesis ettiler. Senin cemaatim, benim cemaatim, senin şeyhim, benim şeyhim, senin sadatım, benim sadatım, senin mezhebim, benim mezhebimi kaldırdılar. Ne zaman ki bu toprakların insanları, senin ırkın, benim ırkımı kaldırdılar, o zaman bu topraklara barış gelecek.
Bunu sağlayacak olan Mehdi Ala Resul. İnsanoğlu dini aklıyla algılamaya çalışıyor. Kalbiyle değil. Dini aklıyla algıladığından dolayı, aklı havre bir şeyde barini üretiyor. Havre bir şeyde şüphe üretiyor. Ne zaman ki dine kalbiyle baksa, yani iman etse, o zaman problemi kalkacak. Bu iman ediş, bu iman ediş, mucize, harikulade bir keramet görerekten olacak o kimse, böyle iman edecek. Ya da gerçekten o kimse öylesine bir iman edecek, böyle bir şey görmeden o kamillerden olacak. Ki mutat olarak insanların aklına hitap eden bir olgu olmuş olsaydı,
bütün herkes hemen dine iman etmedi. Ama bütün herkes hemen iman etmedi. Ya bir keramet görüp de inandı. Bir kısmı kerameti de görmeden, mucizeyi de görmeden ne yaptılar? İnandılar. Kim bu? Hz. Ebu Bekir Efendi. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem ayı ikiye Cenab-ı Hak böldürdü. Böyle bir mucize oldu. O kimse yine iman etti. Demek ki kimisine keramet de yetmiyor.
Kimisine mucizeler, harikulade haller de yetmiyor. Niçin o kimse aklıyla düşünüyor, aklıyla hareket ediyor. Ona aklı diyor ki, ateş İbrahim'i yakardı. Bunda bir yanlışlık var, eksiklik var. Ayet-i Kerime İbrahim'i ateşi yakmadığını söylüyor, ona iman etmek gerekiyor. Ama bizim o imanımız da sahip bir iman değil. Olunca bizim bu topraklarda birbirlerimize olan kardeşliğimiz, dostluğumuz, bizim bu topraklarda birbirlerimize olan güvenimiz, bizim bu topraklarda birbirimize olan ilişkilerimiz imanın üzerinden yürümüyor. İmanın üzerinden yürümediğinden dolayı çatlaklıktan çıkıyor. İşte insanlar bu bölük pörçüklük, bu dağılıklık, bu keşmekeşlik, bu katillikler, bu ölümler, bu depremler, bu böyle olağanüstü o hallerin altında ezilmeler, bu keşmekeşlikler daha artacak, devam edecek.
Ne zamana kadar insanlar perişan olur, yok mu bir kurtarıcımız deyinceye kadar, baskın yemiş, mensubu olan millet, bu gibi sekiz tane yakın evladını vermiş. Yakıcılar, türkücüler dolu, barlar dolu, meyhaneler dolu, siyiyor, içiyor, eğleniyor, meşk ediyor.
Adam bunu konuşuyor kendi kendine. Uçağımız düşürülmüş, pilotlar yok. Yerklendi ki. Dün gece bunu düşürülmüş. İşi seyze de ağladı, merak ediyorum. İşi dua etti. Gece yatıyorsa, bir hissetmiyorsa var. Neden?
İnsanlar işitince, işte barlara gitmeyebilir, Sazaca'da gitmeyebilir, eğlence merkezlerine gitmeyebilir, beş boynuz otellerine gitmeyebilir, deniz kenarlarına gitmeyebilir. Ticaret kurur, para durur. Bunlar giyip işmeleri lazım, harcamaları lazım, eğlenmeleri lazım. Yütursuz da para dağıtmaları lazım. Bize para lazım. Alışveriş merkezlerinin en fazla iş yaptığı günler, kapalı olduğunu, alışveriş merkezinin, o Mudayne yoluna açılmış ne diyorlar oraya?
Koru Park mı? Koru Park. Geçen gün kim söylüyordu, birisi dediydi bana dükkanda. Pazar günü arama park edecek yer yok dedi, Koru Park'ın anıdırıdı. Yerini biliyorum. Bir sefer zorunluluktan girdim. Bir sefer zorunluluktan, bir dostumun, bir kardeşimin gönlü kırılmasın, incinmesin diye, zorunluluktan girdim.
Bir dakika, yirmi dakika ne kadar durduysak orada bir mağazaya girdik çıktık. İkinci bir yere gözümü daha, gözümü daha çevirdim. İki yıldır Bursa'dayım. İnsanlar oyunda oynaşta.
Bugünkü manada Diyanet İşleri Başkanı vardır. Diyanet İşleri Başkanı müftü, günün işte nesi diyorsak, hiyerarşi olarak tebessüm. Bulunduğu yerde tebessümün güzelliklerini, tebessümün faziletini, tebessümün sünnetini, tebessümün ehemmiyetini anlatırmış.
Bir gün dayanamamış. Diyanet İşleri Başkanı Selahattin Eyüp'e demiş ki, efendim hakkınız helal edin. Ben hakkı ve hakikati konuşmakla mükellefim. Bulunduğumuz sohbetlerde baktım ki, demiş, hiç yüzümüz gülmüyor. Bunu ikar ve inşad etmekle kendimi memur kıldım, memur gördüm. Sünnettir efendim demiş.
Selavet-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ilk kıblesi, Muhammedilerin en önemli, en kutsal ikinci mescidi, Musa'nın ve İsa'nın mescidi, ve Miraç'ın Peygamberlerin, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin arkasından namazda, Mescid-i Aksa, Allah'ın, Submanen namaz kıldı Mescid-i Aksa.
İslam ve İslam dünyasının bu noktada, ve Müslümanların dirilişi, ancak böyle Eyüp'i gönüllülerle mükelle. Kimin umrunda gelir? Geri kalabilir. Biz şimdi iki rekat namaz kıldık mı, of! Kurtardık paçayı. Şurada bir semayı izleyelim, bir de sema yaptık mı? Bitti bizim işimiz. Hele böyle bir cemaata gidip, bir tarikata gidip, oturmayalım ya. Orada şimdi iş çok, gayret çok. Hele bize hiç gelmeyin. Bizden hiç ders almayın. Bize hiç yakın durmayın. Bizde öyle çok ki, öyle sıkıntı çok ki. Sizden kaçabildiniz kadar. insanlar, bur, topraklar, İslam olacak.
Heptik kendi kendimize. Özel işleri yapıyoruz. Ama gerçeği... Şimdi Müslümanlık kolay. Şimdi bahadırlık kolay. Şimdi mücahitlik kolay. otur Facebook'un başına, iki söz söyle, en mücahit sensin. Şimdi aşıklık kolay. Otur Facebook'un başına, seni seviyorum de, en güzel aşık sensin. Şimdi nakiblik, nükaplaklık, abilik, imanlık kolay. Otur Facebook'un başına, iki söz söyle, en güzeli sensin. İki mail gönder, en güzeli sensin. İki mesaj çek, en büyük sensin.
Şimdi kolay her şey. Şimdi Suriye için, sosyal medya dedikleri, insanlar ne ahkamlar kesiliyordur. Din adına ne ahkamlar kesiliyordur. Din adına, memleket adına, ne hükümetler kurulur, ne hükümetler yıkılıyordur. Fiiliyat, fiiliyat dostlar, fiiliyat. Ne yaptın? Fiiliyat. Ortada yazmayalım mı? Ortada yeriniz olsun. Ha, oturduğumuz yerden yerin olsun. Git bir sikrullah alakasına. Git sikrullah alakasına. Şirket adına açtıydım. İbrahim dediler ki olsun bizim, iyi hadi olsun dedim ben.
Bir baktım ki, Dermişlere suizan besleyeceğim nerede sen? Dedim çık, Mustafa Özbağur'da durmaz. Sana ben gayet değil burası. Oiii! Müslüman eylem insan. Müslüman oturmaz. Eylem başından mümkün nikâhını, gece derse gitti.
Bir hafta içerisinde kaç kişiye tebliğ etti? Bir hafta içerisinde kaç kişiye gel kardeş bir namaz kılalım dedi. Bir hafta içerisinde kaç evi ziyaret ettin? Bir hafta içerisinde kime bir kitap hediye ettin? Bir hafta içerisinde kime bir dua öğretti? Bir hafta içerisinde kime bir hafta içerisinde bir sayfa okudun mu? Şimdi iki sayfa kitabı var.
Benim şef adım ona tecelli etti. Vallahi bütün şeyhler, bütün cemaat eğilir.
Ezberinden sıralayamaz. Yandınımız bu bizim. Yandınımız bu. Derdimiz bu. Müslüman camide iftira ediyor. Müslüman caminin içerisinde dedikode ediyor. Müslüman caminin içerisinde mal alıyor. Müslüman caminin içerisinde araba alıp satıyor. Müslüman caminin içerisinde zil çelap oynuyor. Şimdi diyor ki onun. İmam memnun, cemaat memnun.
Burada kimse gördüğü yok ya. Yok ki cemaat. Ben böyle söyledim de tepkisi ne oldu diye. Memnun herkes. Herkes şey bilmiş caminde. Ona konuşuyor, birisi kırılmaya topuza. Dokunma kırılmaya. Kaç para verdik biliyor musun? Biter bitmez de bir tane çığırtkan kapının önünde. Nelerin sen elinden o gider seninden. İsimindeyiz zaten. Yakacak sonuna kadar.
Yemeyin camilerde. Yemeyin camilerde. Müslüman her şeyin en iyisine layık. Yemeyin en iyisine layıksınız. En iyisine layıksınız. Gidin haricini yukarı doğru muhabbetimizde. Hiç yemeğine su kattık.
Neden dedi? Kalmış da dedi. Çok güzel yemek gelirse ödüne. O yemeğin güzelliğini bozmak için su katarmış. Hiç tas kebabınızın içine lokansada su katarak da yediniz mi? Hiç güzelim köfteleri yerken içine su katıp da yediniz mi? Güzelim karnıyalıkları yerken içine su katıp yediniz mi? O çorbayı kaşıklarken hasret Ebu Bekir efendimizi düşündünüz mü?
Bir gün oruçtu. Allah alem akşamlarında bir şey yememişti. Allah alem bir gün önce de bir şey yememişti. Aşağı bu değil miydi? Sizler en iyisine layık.
Bizler en iyisine layık. İçelim en güzel. Allah bu nimetler neden verdi bize? Yiyelim içelim diye verdi. Allah bu güzelliği neden verdi bize? Teşhir ederim diye verdi. Soyalım kızlarımızı karılarımızı. Allah güzellik vermiş. Salalım meydana. Meydan kız karı görsün. Adamları salalım meydan. Meydanlar adam görsün. En güzeline layık. Hiçbiri bildirmeyin. Nöbetçileriniz olsun, nöbetçileriniz olsun, elektronik aletleriniz olsun. Bekçi sorsun, kim geldi? Filanca, kimini bırak. Filanca gelmiş içine haber versin.
Zaten fukaranın... Dağ olacağı dağ olacağı dağ askerlerimiz şehit olmuş. Bir uçağını o düşürmüş. Pilotlarımız kayıp kimin olma atsa, yine umurumuzla değil. Biz bakcaz. Diyasada yiyecek içecek var mı yok mu? Biz bakcaz. Ne o? Sabancı'nın ya işte... Neden Diyasayı dilime felsenek ettim biliyor musunuz? Adamlar buraya açtığında, açacak olduğunda bir arkadaş fotoğrafını çekmiş, getirmişti bana. İmam Hatip mezunları iş için müracaat etmesinler. Ben unutamıyorum. Ben sindiremiyorum.
Bunu unutamadığımdan, içime sindiremediğimden içim köprüyor benim. Korun Park'ta çalışanların içerisinde bir tane tesettürlü kız görüyor musunuz? Gidenler var mı? Yok değil mi? Yok değil mi? Hiçbir tane sakallı adam çalışıyor mu? Çalışmıyor değil mi? Tabii sakallılar çalışmak için giremiyor. Ama alışveriş için giriyor değil mi? Tabii. Bir tane öyle şüpheli şavarlı sarılık kimse yok değil mi? Çalışan. Çalışan yok.
Alışveriş eden var ama. Bak. Çok değil mi? Biz buyuruz. Onu çöz. Gümüşe altına bağlanacaksın demiş Hz. Mevla. Öldüysek, üzdüysek... Ola.
El-Fatiha'na selam.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.