Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 23 Mart 2014 · 1:44:14
Allah bismillah, destur. Selamun aleyküm. Allah gecenize hayır etsin inşallah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı hayırlı eylesin inşallah. Necmettin-i Kübra Tasavvufi Hayat, Mustafa Kara Tasavvuf ve Tarikatlar kitaplarını biz bu yola yeni çıkmışlar için önerir misiniz yolumuzu? İstikametimizi terimsel ve bilgisayar olarak daha iyi anlayabileceğimiz ne tür kitapları tavsiye edersiniz?
Yola yeni başlayacak olan kardeşlere tavsiye edeceğim, yani normalde eğer bir kimse bu noktada sufilik yoluna girecekse, o kardeşlere tavsiye edeceğimiz en önemli kitaplardan birisi İhyâ-i İl-Umit Din. İhyâ'yı okuyabilirsiniz. Dört çiftlik İhyâ'yı alıp onu okuyabilirsiniz. Bu noktada eğer bir yol olarak bir kitap arıyorsanız, kılmadığımız farz namazlarımızı nasıl ödeyebilirsiniz? İstediğiniz gibi ödeyebilirsiniz. Bir yere borcunuz olsa, borcunuzu normalde ödemek için gitseniz o kimsenin önüne, ben deseniz ki günden güne borcumu ödeyeceğim, hayır der mi? Demez. O yüzden Cenab-ı Hakk'a da bu noktada bir kimsenin borcudur. Namazı kazaya bıraktıysa, o kimse gücünün el verdiğince, yapabildiğince, namazlarını kaza edecek.
Biz namazın kazasına inananlardanız. Bazı profesörler çıkıyorlar, namazın kazası yok diyorlar, biz onlardan değiliz. Çünkü kaza namazı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretir gün içerisinde olsa da, Uhud'da ve Hendek'te namazı kılamadı, öğleyi, ikindiği, akşamı hepsini bir gecede kaza etti, kıldı. Bu noktada sahabenin içerisinde de namazı kılamayanlar veya kılmayanlar kaza ediyorlardı.
Kaza namazı bu noktada bütün imamların iştihatları mucibince var. Eşyanın önü, arkası, sağı, solu, altı, üstü gibi cihetlerine vakıf olmaktan neyi anlamamız lazım? Ve buna boş ulaşmamızın yolu nereden geçer? Bu salı sohbeti biraz etkili olmuş herhalde. Salı sohbetiyle alakalı her tarafta sorular geliyor. Evet, normalde eşyanın yönü vardır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de dua ederken, hani meşhurdur ya Hazreti Mevlana'da o duayı kendisine dua edinmiştir. Yarabbi önümü nureyle, arkamı nureyle, sağımı solumu nureyle, altımı üstümü nureyle diye kendisinin altı cihetini koyar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de böyle dua eder.
Altı cihettir bu. Büyükler eşyanın hakikatine ulaşma noktasında bu altı cihetten de tanımayı isterler. Bu eşyanın hakikati derken, varlığı, varlığı, varlık söz konusu olduğunda varlığın içerisindeki hüviyete bürünmüş bütün her şey için geçerlidir. Bunun hakikatine ulaşmak için o kimsenin kalbinin mutumayine noktasına gelmesi lazım.
Mutumayine noktasına gelen bir kimse eşyanın hakikatini tanımlamaya başlar. Mutumayine gelmeyen bir kimse eşyanın hakikatini tanımlamaya başlayamaz. O yüzden bu noktada ey nefis Rabbine mutumayin olarak dön ayeti kerimesini kendisince bir kimse bunu farz olarak nitelendirip bunun yükümlülüğünü kendi üzerinde ne yapacak? Taşıyacak. Bunun yolu iman edip haramlardan uzak durup iyi ameller işleyip Allah'ı sevmektir. Tasavvuf da budur. İman edip haramlardan uzak durup salih iyi ameller işleyip Allah'ı sevmektir yol. O zaman eşyanın hakikatine insanlar ulaşmaya çalışır. O zaman mesela namazın hakikatine ulaşır.
O zaman orucun hakikatine ulaşır. Oradan pencer açır. Ulaşır dediğimden kasıt o. Ona namazın hakikatinden pencer açılır. Orucun hakikatinden pencer açılır. Zikrullahın hakikatinden pencer açılır. Cömertliğin hakikatinden pencer açılır. Yumuşak huyluluğun hakikatinden pencer açılır. İyi amellerden salih amellerden o kimseye pencer açılır. O zaman baktığı zaman ağacın hakikatinden pencer açılır. Çiçeğin hakikatinden pencer açılır. Kuşun hakikatinden pencer açılır. Bir hayvanın hakikatinden pencer açılır. Bir eşyanın hakikatinden pencer açılır. O zaman o kimse neyin ne olduğunu öğrenmeye çalışır. Allah bizi onlardan eylesin. Bunun için Ümmet-i Muhammed, Ümmet-i Muhammed biz hepsini de iman etmiş olarak kabul ediyoruz.
Haramlardan uzak duracak. İman haramlardan uzak durmaya götürür insanı. Birinci derecede haramlardan uzak durmaktır. İmanın o insandaki tecelliyatı. İman etmiş kimse haramla iştigal edemez. Namazı kasten terk etmek haram. Orucu kasten terk etmek haram. Farz ibadetleri kasten terk etmek haram. Biz haram olunca hemen böyle içki içmek, kumar oynamak, gıybet etmek bunlar giriyor. Bir kimse namazı kılmamış en büyük haramı işliyor. O da işte gıybeti koyuyor orta yere. Sendeki haram daha büyük ne? Namazı terk etmişsin kasten. Gıybet eden bir kimsenin imanında söz konusu olmaz eğer gıybet etmenin haram olduğunu inkar etmediği müddetçe.
Ama namazı kasten terk eden ne alakalı? Hadis-i şerif var. Her ne kadar hanefiler o hadis-i şerifi kendilerini ölçü alıp namazı kasten terk eden bir kimsenin küfrüne fetva vermedilerse şafiler fetva vermiş. Bir kimse iman üzerine namazı terk edemez. Bir kimse iman üzerine hırsızlık edemez. Bir kimse iman üzerine zina edemez. İman üzerine bir kimse orucu kasten terk edemez. Bunlar büyük günah kebair. O yüzden kalbin harekete geçmesi, kalbin mutmainne olmasının yolu iman edip haramlardan uzak durmak. Haramlardan uzak durmak. Salih ameller işlemek. Ve Allah'ı sevmek.
Ve Allah'ı sevmek. Bizim memleketimize şunu yerleştirmeye çalışıyorlar. İslam dünyasını. İslam dünyasını pavlosvari bir dinle karşılaştırmak istiyorlar. Pavlosvari din şu. İbadet yok. Amel yok. İman edip sevdin mi mesele bitti. Bu pavlosvari bir hıristiyanlıktır. Ve pavlosvari bir hıristiyanlıktan sonra pavlosvari bir İslam oluşturmaya çalışıyorlar.
Pavlosvari bir İslam bu. Bunun temellerini atmaya çalışıyorlar. Bunun normalde yolunu yapıyorlar insanların arasında. Pavlosvari bir yol bu. Hayır. Kalbin harekete geçmesi için iman edip, haramlardan uzak durup, salih ameller işlemesi gerekir. Eğer bunlar yoksa üzerinde, eğer bunlar yoksa, o zaman biz o kimsenin üzerinde, kalbinin harekete geçeceğine dair bir elimizde emare olmaz.
Böyle bir şey yok. İnsanlar şimdi kendi kendilerine din oluşturmaya çalışıyorlar. Birileri Avrupa standlı, dünya finans çevresinden standlı din oluşturmaya çalışıyor. Cihadı kaldıracaklar orta yerden. Haramları orta yerden kaldıracaklar. İslam'ın hukukunu orta yerden kaldıracaklar. Böyle bir din oluşturmaya çalışıyorlar. Oturmuşlar, bununla alakalı habere çalışma yapıyorlar. Yahu! Oturmuşlar, bunun mücadelesini veriyorlar. Nasıl Pavlos, Hristiyanlığı bozduysa, tarih boyunca İslam dünyasının içerisinde de Pavlos'un vazifesini yapacak insanlar çıkmış.
Hukuk olmayacak, amel olmayacak, haram olmayacak. Haram olmayacak. Hiçbir şey haram değil. Hristiyan dünyasında haram var mı? Yok. İbadet var mı? Yok. Aynı şeyi İslam dünyasına yerleştirmeye çalışıyorlar. Aynı şey. Başka bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Bunu neden söylüyorum? Bunlar bu şekilde oluşturan kimseler, ne kadar çok böyle hal ehliler, onların kalplerini her şeyden haber alıyor. Vay vay vay … Allah'ı ondan başka seven yok. Namaz yok, abdest yok, oruç yok, haramlardan uzak durmak yok.
Ama Allah'ı çok seviyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Cenab-ı Hak diyor ki ayeti kerimede, ey Habibim de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. yani onun gittiği yoldan gidecek herkes. Allah'ı sevenler, Hazreti Muhammed Mustafa'nın izini takip etmek zorunda. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izini takip etmek zorunda. Muhammed'i bir iman, Kur'an'i bir iman sahibi olanlar, Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izini takip etmek zorunda. Onun yolunu takip etmek zorunda. Ondan geçmeyen bir yol, onun izine uğramayan bir iz, sapıklıktır, başka bir şey değil. O yüzden birileri işte kalplerinin çalıştığını söylüyorlar, ooo onlar böyle dolaşıyorlar, astral seyahat ediyorlar, yok onlar ne haller görüyorlar, onlar ne rüyalar görüyorlar, yok kardeş, yok.
Hani zatın birisine demişler ya, böyle böyle işte zat var, işte her yer astral seyahat ediyor filan, demiş ki o da şeytanda dolaşıyor, aynı şekilde. Şeytanda dolaşıyor. Amel, amel, salih amel. Haramlardan uzak durma, haramla irtibatını kes, haramla irtibatını kesmediğin müddetçe, kalbine gelen ilhamat şeytandan.
Namazın yoksa, kalbine gelen senin ilham zannettin şey, şeytanın üflemesi. Sen Allahu Ekber dedin de, kalbine ilhama bakma, Allahu Ekber dedin de, Beytullah'ı görüyorsan, o zaman gel bana. Allahu Ekber deyip, namaza durduğunda, namaza durduğunda, Beytullah'ı görüyorsan, işte o zaman, namazın namazı olmaya başlamış. seninki namazın hakikatine doğru bir kapı açılmış sende. sen imama tabi oldum dedin de, camide Allahu Ekber dedin de, önde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretini görüyorsan, namazda, namazın hakikatine ulaşıyorsun. Namazın namazı olmaya başladı. şimdi kızacak gene bana, herkes, bir kısım, diyecekler ki ya, öbür türlü kılanların namazı, namaz değil mi?
namazın hakikatine diyorum. hiç kimsenin namazının namazı olmadığını söylemiyorum. kalbi mutmainliğe gelişecek ya, kalbi mutmainliğe erişmenin emareleri bunlar. kalbin mutmainliğe ermenin emareleri. Allahu Ekber dediğinde, Beytullah gözünün önünde, Allahu Ekber dediğinde, önde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri.
O zaman namazın hakikatine doğru kapı aralandı. O zaman o kimsenin kalbi, mutmainliğe olma noktasına doğru yürüyor. Yoksa, benim gibi o da. Bende de bunun edebiyatı var belki de, Allah bizi affetsin. Ama büyüklerin söyledikleri bu. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi öyle derdi ömreye gittiğimizde. Hey ömreciler, ev sahibi sizi karşıladı mı? Size hoş geldiniz dedi mi? Sizinle misafah etti mi? Ev sahibi size hoş geldiniz demezse, bu nasıl misafirliktir? Öyle derdi.
Allah rahmet eylesin. Mekke'ye gittiğimizde, ey ömreciler, hacılar, Beytullah sizi yolda karşıladı mı? 34 GG 11 85, araç herhalde trafiği kapatmış. derdi ki, ey ömreciler, Beytullah sizi yolda karşıladı mı? Hoş geldiniz dedi mi? Giderken Beytullah seni uğurladı mı? Medine-i Münevvere'den yürürken, giderken, ama memleketine, ama Mekke'ye, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri seni uğurladı mı? Senden memnun kaldı mı? Allah rahmet eylesin. Şeyhimiz öyle derdi. Bunlar kalbin mutmainne olma noktası. Aldanmayın.
Birisi bunun mütefekkirliğini yapabilir. Birisi bunun kitabını yazabilir. Birisi bunu benim gibi, lak lak lak … anlatabilir. Önemli olan yaşamak. Önemli olan bu hal ile hallenmek. Kabristanlık burada. Burada boş boş konuşacağına, insanlar zikir yapsa, tevhid çekse, kabristandakilerle irtibata girecek.
Filancaya bak, örtüsü nasıl olmuş, akşama hangi katmeri pişirdin, böyle pişirdin? Sen ne yapıyorsun, iyi misin, ticaret nasıl? Yok ya, sorma ya. Şöyle alacağımız var, böyle alacağımız var. Tekkede bari bırak dünyayı dışarıda. Tekkeyi çay bahçesi gibi yaparsan, hiçbir şeyden bir esinti gelmez sana. Dört yüz elli yıllık tekke, tekkeye girmişsin, edepli ol, adapli ol, konuşma.
Tekke desin. Dört yüz elli yıl burada Allah denmiş. Dört yüz elli yıl burada zikrullah yapılmış. Dört yüz elli yıl, nereye girdiğini bir gör. Nerede oturduğunu bir anla. Oturduğun yerlerde nice şeyh efendiler dolaşmış, nice aşıklar dolaşmış, nice dostlar dolaşmış.
Bulunduğun yerde nice dostlar geçmiş. Edepli ol. Allah'ı zikret. Allah'ı zikret. Bırak yanındakini. Yok. Hani diyor ya Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, hazretlerine hanzala geliyor. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'e diyor ki, hanzala münafık oldu. Ne oldu ki diyor. Ben diyor Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzurundaki halimi dışarı çıkınca muhafaza edemiyorum diyor. Münafık oldum ben. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz diyor ki, aynı şey bende de var. Dikkat edin. Sahabenin büyüğü. En faziletlisi. En faziletlisi. Aynı hal bende de var diyor.
Demiyor ben sahabenin en faziletlisiyim. Müslümanların ilkiyim. Hazreti Muhammed Mustafa'nın aynı zamanda kayınpederiyim. Aynı zamanda arkadaşıyım. Ya bizde öyle şey olur mu? Yok. Şimdi iki rekat namaz kılayan kibir dünyasında. Bir dergaha derviş olup şu telefonlardan da bir kurtulsak. Evet.
Telefonlar başımızın derdi. Telefonlar sohbetten de kıymetli. Eşten de kıymetli. Çocuktan da kıymetli. Arkadaştan da kıymetli. Her şeyden kıymetli. Her şeyden kıymetli. Camiden, namazdan, niyazdan her şeyden kıymetli. Her şeyden. Sohbette mesaj atacak. Sohbette tweetine bakacak. Sohbette fesine bakacak. Nerede? Sohbette. Zikrullah'ta arada bir çıkaracak bakacak. Kim aramış, kim sormuş. Nerede? Zikrullah'ta. Camide bakacak. Nerede? Camide. Adamın eşi orada, adam telefonda.
Eşi orada, adam telefonda bakıyor. Adamın normalde işte adam orada, kadın telefonda. Telefondan yat diyecek. Selamun Aleyküm gidiyorum. Edebi yok. Edebi yok. Edebi. Adam da telefonda, kadın da telefonda. 15 gün sonra ruh anlaşamadı. Ruh ikimizimiz değilmiş. Elektrik alamadık, boşandık. Sizin telefonla bakmaktan birbirinize bakmaya zamanınız kalmadı ki. Telefonla uğraşmaktan birbirinize tebessüm edemediniz ki. Aklı telefonda, zikrullah veremedi ki. Nerede kalbi harekete geçmesi için uğraşacak?
Ben konuşamdır hem burada. Telefon ilahı milletin şimdi. İlahı telefon herkesin. Bir ilah arıyorsanız telefon. İlah. Örnek olsun diye söylüyorum. Diyorum ki ben sohbete girerken yanıma telefonu almıyorum. Telefon arabada kalıyor. O esnada bana ulaşamazsınız. Anla. Sohbete geliyorsun, telefonu kapat. Sohbete geliyorsun, telefonu götür, at arabanın içine. Yok. Bir de fotoğraf çekecek ya. Herkes foto montajcı oldu. Geçen gün heykelde Eyyub'in orada oturuyorum.
Motorsikletli birisi vurdu kadına. Kadın yerde bağırıyor, millet fotoğraf çekiyor. Pes. Telefon. İş adamı adam. Gece maillerine bakacak, alışverişlere bakacak, nice teklifler sundu, tekliflerine bakacak. Çok önemli. Alın hepiniz ikişer milyarlık telefon. Hepiniz de iş adamısınız. Sohbete gelirken de herkesin içinde göstermeniz lazım. Allah bizi affetsin inşallah. Ben en iyisi fabrika ayarlarıma geri döneyim. Ben şeyhimin yanında telefona bakamazdım.
Ramla alakalı bir şey olurdu. Hatta ben şeyhimin yanındayım. Ben telefonu açmadığımdan şeyh efendiye ararlardı. Efendim hakkınızı helal edin. Mustafa abi arıyoruz cevap vermiyor. İşte lazım. Mustafa efendi oğlum aç telefonunu. Peki efendim. Onun yanında telefona dahi cevap vermezdim ondan müsaadesiz. Bana bir de müsaadeleyim ben. Bana dedik oğlum sen organize ediyorsun. Sohbetleri her şey. Sen telefonlara bak. Öyle olmasına rağmen telefon sessizde.
Titreşimi alırdım ben. Açarsa birisi bakardım. Örneğin işte İzmir'e gidiyorum. İzmir'deki sohbetle alakalı bir şeyse açardım telefonu. Efendim müsaade ederseniz İzmir'den arıyorlar. Cevap vermemiz lazım. Öyle sohbette mohbette değil. Yolda giderken arabada götürüyorum ben onu. Örneğin İzmir'e götürüyorum buradan. Tamam bak oğlum Mustafa efendi. Tık tık tık. Üç kelime. Beş kelime. Bir şeyhin yanında telefon açılıp konuşulmaz. Muhabbet edilmez. Lay lay lom yapılmaz. Yapılmaz. Yanındakinden konuşulmaz. Yanındakinden sohbet edilmez.
Hiç istifini bozmazsın. Mürid odur. Birisi bir yere gittiniz bir toplantıya. Bir toplantıda bir konuşmacı var. Nereye giderseniz gidin. Bu konuşmacının, sohbetin adabıdır. Dinliyorsan dinle. Dinlemiyorsan yavaşça çık dışarı. Dışarıda ne yapıyorsan yap. Sohbet adabıdır bu. Konferans adabıdır. Camiye girdin. Camide kapat telefonunu. İlişkini kes. Camide birisi selamun aleyküm. Aleyküm selam. Konuşma. Otur. Ya iki rekat namaz kıl. Tahiyyat-ı Mescid namazı. Ya Allah'ı zikret. Konuşma kimseyle. Konuşma.
Caminin adabı. Camiye giriyorum. Konuşuyor. Koskoca adamlar emekli olmuşlar. Örnek olacaklarına. Kötü örnek oluyorlar. O onunla konuşuyor. Caminin içinde o onunla şakalaşıyor. O ona laf söylüyor. Örnek olun. Örnek olacaklar. İbade ethanede mümkün mü? Bizim arkadaşlar o Hakan var. Hakan'ın kardeşi gitmiş. Amerika'da New York'ta bir tane kilise varmış. O anlatmış. Diyor ki kapıda bir tane nöbetçi. İçeri telefon koymak yok. İçeride herhangi bir kamera yok. İçeride herhangi bir şey yok. Diyormuş ki bunların hepsi de yasak. İçeride konuşmak da yasak.
Ne kadar program? İki saat. Diyormuş ki iki saat sonra çıkacaksınız. İki saat öncesinden de çıkmak yok. Son natte ne biliyor musunuz? Türkler giremez. Demiş ki ya her şey tamam. Adam demiş Türk sen giremezsin. Neden? Siz demişler bu kaidelere tamam deseniz de uymuyorsunuz. Uymadığınız gibi problem çıkarıyorsunuz demişler. Girmek yok size. Neden uymuyorsunuz? Kaidelere uymayan bir milletiz. Kaide bize gelmiyor. Gelmiyor.
Biz camiye gideceğiz. İstediğimiz gibi konuşacağız. Tekkeye gideceğiz. İstediğimiz gibi konuşacağız. Nereye gidersek gidelim. Mahkemeye gideceğiz. Mahkemenin önünde de konuşacağız. Yüksek sesle. Telefon bağıra bağıra konuşa konuşa gideceğiz yolda. Geçen gün minibüse bindim. Minibüste hiç kimse yok sanki. Adam boyuna telefondan bağıra bağıra konuşuyor. Bütün minibüs onu dinliyor. Ben de en arkaya köşeye oturdum. Seyrediyorum adamı. Allah'ım dedim. Kurban olduğum adamı. Bu telefonu dedim icat eden adam. Bu adamı görmüş olsaydı icattan vazgeçerdi dedim. İcattan vazgeçerdi. Minibüs onu dinliyor.
Arada bir Kürtçe'ye geçiyor. Konuşuyor Türkçe. Türkçe meramını anlatamıyor. Bir başlıyor Kürtçe konuşmaya. Ondan sonra bütün minibüs onu dinliyor yalnız. Şeye kadar o aşağıda Ankara yolunda alt geçide kadar ben onu dinledim onu seyrettim. Bakın telefrikten bindim. Ta onu oraya kadar. Adamın hiç telefonu bitmedi. Zaten bitiyor. Yenisi birisini arıyor. Bitiyor yeni birisini arıyor. Çok rahat. Öyle yani etrafına bakıp ya milleti rahatsız ediyor mu öyle bir şey değil. Arada küfür edeceği zaman Kürtçe'ye geçiyor. O küfür ettiğini içerideki Kürtçe bilenler anlıyor. Böyle dönüp ona bakıyorlar. Ondan sonra ona baktıklarını hiç umurunda değil o. Bitiriyor Kürtçe küfürü.
Başlıyor normal. Yine paralelden geçiyor. Türkçe konuşmaya başlıyor. Bozacağı zaman tak atlıyor öbür tarafa öbür kanala. İyi ki kanalda yanında adamın. Kendi kendime dedim ki eğer ki dedim bu cep telefonunu icat eden kimse bu estantaneyi görseydi vazgeçerdi dedim cep telefonu icat etmekten. Allah bizi affetsin. Bu yok ya. Zikrullah'ta, namazda, camide, tekkede, evde doymuyor millet. Doymuyor. Bir sohbetinizde zaman var mı ki dediniz zaman Allah değil mi? Siz zamana küfür etmeyiniz zaman Allah'tır. Acaba zamandan kastınız ne o manada sordum.
Başı ve sonu olmayanın zamanla merhum olur mu? Evvel ve ahir olanın zamanı olur mu? Başlangıcının ve sonu bulunmayanın zamanı olur mu? Başlangıcı yok düşündüğünüz zaman kafeyi kırar insan.
Sonu yok düşündüğünüz zaman kafeyi kırar insan. Biraz düşünün. Başlangıcı olmayan bir Allah. Başlangıcı olmayan bir Allah. Çıkamaz akılla bu işin içinden. Başlangıcı yok. Dünya başlangıcı var. Samanyolu başlangıcı var. Samanyolu'nun içinde bulunduğu bu alem. Başlangıcı var. Ayet-i kerime her şeyin bir eceli vardır. E o zaman başlangıcı olanın da sonu olacak o zaman. Her şeyin bir eceli var.
Sonu var. Dünya. Dünya içerisindeki zamanı düşünüyorsanız var mı ki o zaman? Dünyanın kendi içinde zamanı var. Dünyanın kendi içinde zamanı var. Başı ve sonu belli olsa varsa başı ve sonu belliyse ortasındaki var olsan olacak var olmasan olacak. Bu dünyada senin belli mi?
Başın ve sonun belli. Senin bir ecelin var mı? Var. Bu dünyada bir müddet sonra yok olacaksın sen öyle değil mi? Var oldu mu ki o zaman? Bu manada dedim ben. Kinaya yaptım biraz. Allah'ın kendi zatında zaman var mı o zaman?
Sabır sevmektir demiştiniz. Sabır imanın yarısı ise imanın yarısı sevmek midir? İman sevmektir. İman sevmektir. Sabır sevmektir. Namaz sevmektir. Oruç sevmektir. Zikir sevmektir. Salih amel sevmektir. Nefes alıp vermek dahi sevmektir. O yüzden sabır da sevmektir. Severse bir kimse bu manada sabreder. Sevmeyen sabreder mi? Fethullah Gülen neden yurt dışına gitmiştir? Kendisine sormak lazım. Bir başkası için ben neden gitti nereden bileyim?
Haksız mıyım? Okulda örtülü olmak yasak. Erkek öğretmenler başımızı görüyor. Bizim günahımızda örtüyü yasaklayanlar mı alıyor? Örtüyü yasaklamak haram. Ama ve lakin bir kızın bali olan bir kızın örtüsünü açması da haram. Açmayacak. Şimdi bu tip örnekler verince absürt örnek deniliyor. Ya böyle örnek mi olur diye. Başını açtın okula girmek için. Yarın öbür gün okula girmek için zina edeceksin derlerse ne yapacaksın? Ya böyle örnek mi olur?
Böyle şey isteyebilirler mi? Kıymetli dostlar bundan yüzyıl önce bir kadının başını açılmasını isteyeceğini kimi hayal ederdi? Maraş'ta Fransız askeri bir kadının başörtüsüne elini uzattı diye Maraş ayağa kalktı. Antep'te aynı şey oldu.
Millet ayağa kalktı. Bizim örtümüze nasıl dokunur bir Fransız askeri diye. Doğru mu? Doğru. Yüzyıl sonra üniversite kapılarında kızların başörtüsünü çektiklerinde bu millet niçin ayağa kalkmadı? Başörtülüler okula giremezler dendiğinde bu millet niçin ayağa kalkmadı? Bundan yüzyıl önce ben çok uzağa gitmiyorum.
Yüzyıl önce deyince 1910. Birinci Dünya Savaşı. Bundan yüzyıl önce insanlar dinin üzerinden herhangi bir şeyi noksanlaştırabilmek için bunun cesaretini üzerinde bulundurabilirler miydi? Bundan yüzyıl önce kim diyebilirdi ki Türkiye Cumhuriyeti şu anda Anadolu topraklarında İslam hukuku kaldırılacak diye?
Kim diyebilirdi? Bundan yüzyıl önce kim diyebilirdi ki büyük şehirlerde çok çok çok özür dilerim. Kadınların toplandığı evler olacak. Kadınlar orada satılacak. Onları da satan devlet olacak. Devlet onlara vesika verecek. O vesikayla devlet çalıştıracak oraları. Oradan da vergi alacak. Onun başına bir tane de devlet kendisi polis dikecek. Bundan yüzyıl önce bunu düşünebilir miydi insanlar? Düşünemezlerdi. İslam bir bütündür. İslam bütündür. İslam'ı bütün olarak iman eder.
Bütün olarak yaşamaya çalışırız. Bütün olarak iman ettiğimiz dini bütün olarak yaşamakla mükellefiz. Biz İslam'ı bütüncülük noktasından bakmadığımızdan bunlar yaşanıyor. Biz bir işimiz olsun orada haram var ama ama işimiz olsun ya. O işimizin olması lazım. Burası haram ya olsun. Bizim kızımızın okuması lazım. Başını açması haram ama ama okuması lazım ama. Yok kardeş milletçe Müslümanız biz. Okucaksa başörtüsüyle okucak. Hep beraber ayağa kalktık. Başörtüsünden okucak. Bunu yapamadığımızdan dolayı, bölüp parçalandığımızdan dolayı, cemaatin, tarikatın düşüncesi öne çıktığından dolayı, filanca X Şeyh Efendi'nin düşüncesi ortaya çıktığından dolayı İslam bütüncül bir şekilde yaşanmıyor.
İslam bir, Kur'an sünnet belli, haram helal belli. Kardeş bu haram mı? Haram. Kati haram mı bu haram? Üzerinde şüphe edilmiş, üzerinde farklı farklı mülahazalar olan bir şey değil ki. Haram mı bu haram? Kardeş bu haramı işletemezsin bize. Bu haramın olmasını istemiyoruz. Bu haramı bu mahallede istemiyoruz. Bu okulda istemiyoruz. Bu caddede istemiyoruz. Burada istemiyoruz. Bir haram için, bir haram için. Bu memlekete yola çıkan bir kimse gördünüz mü? Bir haramı protoste eden bu memlekette bir tane Müslüman gördünüz mü? Ben demokrat değilim.
Demokrasiyi de savunmuyorum. Benim demokratlıkla, demokrasiyle hiç işim yok. Herkes bilir. Ben Müslümanım. Benim için ölçü Kur'an ve sünnet, demokratik mülahazalar, evrensel hukuk dedikleri uydurma şeyler benim için başvuracağım şeyler değil. Bunun altını çizeyim. Ama şu demokrasi dedikleri şeylerden Müslümanların bir harama karşı çıkışı olarak bir şey var mı? Yok. Siz hiçbir mahallede bir yerde içki satılmaya karşı çıkanları gördünüz mü? Hiçbir mahallede meyhane açılmasın diye karşı çıkanları gördünüz mü? Siz bir köyde, bir kasabada birisi haram bir yer açıyor. Bu haram yere karşı duruyoruz biz deyip de orada yürüyüş yapan, slogan atanları gördünüz mü? Yok.
Başörtüsü yasaklandı. Herkesin buna karşı çıkması lazımdı. Şimdi bir yere laf attı, bir yere laf söyledi. Bizim hocamıza mı laf söyledi denecek? Cephe yarıldı. Birisi dedi ki ya olmasa da olur. Birisi dedi ki birinci derecede değil. Birisi dedi ki devlete itaat gerek. Parçalandı Müslümanlar. Başörtüsünden dolayı kimisi gitti açtı. Ne o? Aç kapa. Okulun önünde açtı, açtı, okula girdi. Çıkarken kapattı, çıktı. Kimisi dedi aç kapa yap. Kimisi dedi ki peruk tak. Kimisi dedi şunu yap. Kimisi dedi bunu yap. Hiç kimse direnelim demedi. Demedi. Ben direnin deyince savcılıkta aldım soluğu.
Evet. Ben sohbetlerde bangır bangır bağırıyorum. Direnin açmayın. Çocuklarınızı göndermeyin. Çocuklarınızı okula göndermeyin den. Savcı tuttu beni. Hani askerliğe soğutmak var ya onun gibi. Dedi ki böyle diyemezsin. Buradan seni mahkemeye veririm dedi. Ver dedim ben de. Ben dedim dinimin emrini yaymakla mükellef görüyorum. Her Müslümanın dedim bu Müslümana farz. Biz İslam'ı bütün olarak görmüyoruz. İslam'ı bütün olarak görsek sıkıntı olmayacak. E okulda tabi örtüyü çıkarttıracaklar. Veli gidip onun direncini vermiyor ki. Veli onun direncini vermiyor ki.
Benim kızım akıl bali oldu. Örtülmesi lazım. Örtülemez. Alma okula. Almadı. Ertesi gün getir yine almıyor. Getir bir noter tespit et. Üçüncü gün bir daha getir. Dördüncü gün bir daha getir. O almıyor. Yetti. Biz hidayede, el hidayede biz hanifelere göre kulakları başın suyuyla mest etmek sünnettir şeklinde geçiyor. Suyu müstamel olmasından dolayı biz bunu böyle yapmıyoruz. Ders esnasında kafamıza takıldı. Niye göre amel etmeliyiz? Hakkınızı helal edin. O normalde başı komple iki eliyle mest edenler için geçerli.
Bir de başın iki elle beraber mest edilmesi var. Ellerini koyar, o kimse ellerini böyle birleştirir, başını böyle komple mest eder. Başını böyle komple mest ettikten sonra, mest ettikten sonra normalde bu parmak araları var ya şuraları. Buraları mest olur, buraları müstamel olmuş olur. Bu üç tane parmak ve avucunun içi bu noktada müstamel değil. Buraları müstamel olduğundan dolayı normalde bunun bu tarafı da şey değil. Böyle mest ettikten sonra enseyi arkasıyla mest etti. Kulaklarının arkasını neyle mest ediyorsunuz? Ellerinizin arkasıyla. Bu sünnet başını mest etti, avucunun içi ardından da ne yaptı? Enseyi ne yaptı? Mest etti. Anlaşıldı.
Kulaklarının içi neyle alakalı? O gusül abdest alıyor. Gusül abdest alırken de, normal abdest alırken de parmaklarıyla ne yaptı? Mest etti. Ama başı mest ederken, bütünü mest edince bu iki tarafı kullanılmış oldu. Yarın üniversite sınavına gireceğiz, dualarınızı bekliyoruz. Ya bunları yazmayın bana. Diyeceğim ki pirinç okutmadınız mı gene? Veya sizin bir hocanız yok mu rüyasında, üniversite sınav sonuçlarını size rüyasında görüp aktarsın? Soruları. 26 Mart 2014 Çarşamba saat 9.35'te Bursa Adliyesi'nde mahkemem var.
Mustafa Özbağ hocam, duanıza ihtiyacım var. Duanızı benden eksik etmeyin. Çünkü karşı taraf büyü ve benzeri şeyler yapıyorlarmış. Duruşma salonunu bile büyülemişler diyorlar. Arkadaşlar her zaman korkmam, korktuğum için sizden size de danışayım diye yazdım. Cevabınız için şimdiden teşekkürler. Allah yerdekinlerin ve göktekinlerin fitnesinden bütün ümmeti Muhammed'i muhafaza eylesin inşallah.
Diyanet işleri başkanlığı cuma hutbelerinde ya da vaazlarda içki, kumar, faiz, zina gibi haram olan şeyleri işleyenlerin cehenneme gideceğini anlatıyor. Yani devlet Allah'ın bizi bu tür ayetlerle tehdit ettiğini söylüyor. Peki devlet insanını bu tehditlerden niye koruyamıyor? Güzel bir tespit. Aslında devletin vazifesi kendi tebaasının aklını, namusunu korumasıdır. Parasını korumasıdır. Ama devlete bu noktada siz şikayette bulunmuyorsunuz ki, bizim aklımızı bu içki yok ediyor, bütün içki üretiminin komple yasaklanmasını istiyoruz diye. Gezi olaylarından sonra darbe ile ilgili bir sohbet yapmayı düşündüğünüzü söylemiştiniz.
Bu sohbeti ne zaman yapmayı düşünüyorsunuz? İnşallah fırsat kalmıyor ki, Türkiye'de gündem o kadar hızlı ki, yine bir darbe bekleniliyor Türkiye'de. Ben bekliyorum daha doğrusu. Paranoyak oldum. Ben Türkiye'de darbe bekliyorum yine.
Bu pazartesiden itibaren seçimlere kadar ve seçimlerden çıkacak sonuca göre, Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar darbe bekliyorum ben. Kısa dönem içerisinde, bu bir hafta içerisinde çok tehlikeli bir süreçten geçecek Türkiye.
Çok tehlikeli. Çok tehlikeli bir süreçten geçecek. Pazartesiyle önümüzdeki pazara kadar. Ben hükümetin yerine olmuş olsam, hükümet bende olmuş olsa şu anda, devlet benim elimde olmuş olsa, ben bütün devlet organlarını ayağa kaldırırım. Bütün devlet organlarını, bütün devlet organlarını, bunu sizi gözünüzü korkutmak için söylemiyorum. Bu karşınızdaki fakir iki tane darbe getirmiş insan.
Bizatihi darbeye maruz kalmış bir kimse. Türkiye'yi bu bir hafta içerisinde çok büyük bir tehlikele karşı karşıya bekliyor. Çok büyük bir tehlike bekliyor. Dua ediyorum gece gündüz Cenab-ı Hak bu tehlikeyi bertaraf etsin diye. Dua edin. Bu bir hafta içerisinde bunu sohbetin sonuna sakladıydım bunu. Belki de perşembe günkü işte duamdan anlamışsınızdır. Bununla alakalı içimde çok büyük bir sıkıntı var. Kendimde de değilim yani bu 10-15 günden beri kendimde de değilim. Ve memleketim adına üzülüyorum.
İnsanlarımız adına üzülüyorum. Üzüntüm bu. Üzüntüm parti değil. Üzüntüm parti değil. Üzüntüm memleketim. Üzüntüm memleketimin canları kıyılacak. Hercümerç olacak ortalık. Üzüntüm bu. Benim okulum yok, dershanem yok, yurdum yok. Bu tekke benim değil. Benim böyle bir derdim yok. Böyle bir derdim yok benim. Yani bir şeyin telaşını yaşayayım. Benim derdim memleketim. Çok büyük bir tehlike var önümüzdeki hafta. Dua edin.
Cenab-ı Hak sağ selamet şu memleketi seçimlere götürsün. Dua edin. Ha seçimlerde bitecek mi? Hayır. Fitne ateşini yaktı bir kere. Seçimlerde de bitmeyecek. Yani sağ salim seçimler olsa seçimlerden sonra da ülkeyi yönetilemez hale getirmeye çalışacaklar darbeciler. Yönetilemez hale getirmek. Yönetilemez hale getirmek. Ukrayna gibi yapmak. Yönetilemez hale getirmek. Mısır gibi, Tunus gibi, Fas gibi yapmak. Yönetilemez hale getirmek. Yani örneğin işte seçimlerden herhangi bir parti. Şimdi isim söyleyeceğim. Bu AK Partili diyecekler benden için. Yani şu anda birinci parti görünüyor. AK Parti diyelim ki eski oyları kaç?
Yüzde kaç? Otuz yedi mi almış? Otuz sekiz almış. Yüzde kırk alsa AK Parti kendi kendine edecek. Ben yüzde kırk aldım ya. Doymayacak ülkeyi karıştıracak olanlar. DHKB'si hazır. Geziciler hazır. Bütün her şey hazır. Her şeyi bir anda kaosa götürmek için uğraşacaklar. Buna benim derdim. Bununla alakalı alt zeminler oluşturuyorlar. Buna destek arıyorlar. Bunlara destek aramak için bizim gibi küçük cemaatlere gidiyorlar. Önceden kale almadıkları, onlar ufak dedikleri veyahut da onları dinden bile saymadıkları, asıl kendilerini dinden sayanlar, asıl kendilerini cemaat, büyük tarikat sayanlar, asıl kendilerini sivil toplum örgütü görenler, bu noktada bizim gibi yepildeklere dair düşüp, ortak noktada buluşalım diyorlarsa, büyük tehlike var demektir.
Ben her şeyimi kardeşleriyle paylaşan bir insanım. Ben her şeyi paylaşırım. Benim saklım gizlim yoktur. Tehdit ediyorlar. Tekkeyi sizin elinizden alacağız. Alın diyorum ben istediğiniz zaman. Tekke elinizden gidecek. Bugün devredelim diyorum ben. Bugün tehditler seni içeri alacaklar. Bugün alın. Benim de kasetim varmış. Yayınlayın. Bunlar memleketim adına üzüldüğüm şeyler. Birisi geçen gün telefondan dinletiyor bana. Ben demişim ki bir yerde şeriatın hakim olması lazım. Şimdi de bağırırım dedim ben.
Evet bu ülkede şeriatın hakim olması lazım. Yoksa ülke felaha kavuşmaz. İslam hukukunun olmadığı yerde felah olmaz. Kurtuluş olmaz. Olmaz. Başımıza ne geliyorsa bundan geliyor. O yüzden dua edin. Dua edin, dua edin, dua edin. Dizi seyredeceğiz, film seyredeceğiz. Telefondan tweete bakacağız, face bakacağız. Yok işte şunu yapacağız, bunu yapacağız da uğraşmayın. Ya Rabbi deyin, Ya Rabbi. Memleketimize yardım eyle, memleketimize selamet ver. Kötülük düşünenlerin kötülüklerini kendi başlarına makus eyle. Memleketimize zarar vermek isteyenlerin zararlarını kendi başlarına makus eyle.
Bizim bedduayla işimiz yok. Bizim en kuvvetli bedduamız bu. Nerede kötülük düşünen varsa onların başına makus eylesin. Kendi benim şahsi veyahut da cemaatin veyahut tarikatın faydası zararı değil, memleket söz konusu. Bir yerde senin memleketin yoksa dinini yaşayamazsın. Dinini yaşayamazsın. Allah muhafaza eylesin. O yüzden uyanık olun, diri olun, olaylara karışmayın, provokasyonlara gelmeyin, olur olmaz şeye inanmayın, olur olmaz şeye inanmayın. Dikkatli olun, bu memleket bizim, Fethullah Gülen hocacısı da bizim, tarikatçısı da bizim, particisi de bizim, siyasetçisi de bizim, hepsi de bizim, risalecisi de bizim, nurcusu da bizim, MHP'lisi de bizim, CHP'lisi de bizim, AK Partili de bizim.
Hangi tarikattan, hangi cemaattan olursa olsun bu memleketin insanları hepsi de, hepsi de bizim kardeşlerimiz, hepsi de bunlardan birbirisi göremeyebilir, yanlış iştahat edebilir, eksik iştahat edebilir, bir provokasyona alet olabilir, orada bilerek bilmeyerek bir iş yapabilir. Allah muhafaza eylesin, beklenilen şey bu çatışma, sakın, mümin müminle çatışmaz, mümin Müslüman odur ki, Müslümanın elinden ve dilinden emindir, mümin odur ki, diğer insanlar canlarından emindir ondan, sakın ha, elinize bir tane böyle cildi dahi almayacaksınız atmak için,
cihat edeceğiz, bunlarla savaşta sakın ha, oyuna tezgaha gelmeyin, sakın, bunlara, oyuna tezgaha gelen bu tezgah kurucuların, oyununa gelmiş olur. Bu dinlemeleri, bunları yapabilecek olan Türkiye'de bir cemaat, bir tarikat yok. Dünya üzerinde bu dinlemeleri yapacak tek merkez var, Amerika'da, İngilizlerle ortak, Nevada çölünde, Merkel'i bile dinlediler.
Almanya başbakanını dinleyen, senin başbakanını Arda Haydi dinler. Almanya başbakanını dinleyen, bizi Haydi Haydi dinler. Cemaatin üzerinden hükümetin kasetlerini yayınlıyorlar, hükümetin eline de veriyorlar cemaatla alakalı kasetleri. Al sen de bunları yayınla diyorlar. Çatıştırıyorlar. Tezgaha düşmek yok, oyuna gelmek yok. O yüzden darbe Allah muhafaza eylesin. Memleketi helak eder. Uyanık olalım inşallah. Bir sünneti seniyeyi sürekli yapmak için örneğin evvabin namazını sürekli kılmak mı gerekir yoksa ara sıra terk etmek mi uygundur? Siz beş vakit namazı vaktinde kılmak sünnet, beş vakit namazı takip edin, hiç onu terk etmeyin.
O beş vakit farz namazı takip etmek, hiç kaçırmamak da sünnet. Siz onda sağlam durun inşallah. Bir sohbetinizde aşık olunmaz doğulur demiştiniz. Sarhoşmuşum demek. Hazreti Mevlana da aşktan nasibi olmayanın eşekten farkı yoktur demiş. O da sarhoş zaten. Biz bu işin içinden çıkamadık, aydınlatır mısınız? Size bir sarhoş lazım. Erkeklerin pantolon giymesi yasak mıdır? Büyük alimlere baktığım cübbeli ve bol elbiseler giyiyor. Büyük alimler öyle giyiyorlar demek. Herkes büyük alim olacak değil ya. Büyük alimler cübbeli giysin, dolaşsınlar, bol pantolonla dolaşsınlar, onlara yakışan o.
Bir konuda istihareye ilk yatışımda yeşil gördüm, hala yatmam gerekir mi? Yeşil hayra işarettir, karan serin. Ben imam hatibe gidiyorum arkadaşlarım niye gidiyorum? Boş dersler var. Niye gideyim? Boş dersler var. Ben Kur'an-ı Kerim'i biliyorum diyorlar. Bunun bir mahsuru var mı? Gönlüm arzu eder ki bütün insanlar çocuklarını temel dini eğitimleri alması için imam hatiplere göndersinler.
Ama imam hatipler bu temel dini değerleri vermekte ne kadar, nereye kadar dolu? Burası da ayrı bir tartışma konusu. İmam hatiplerle alakalı o kadar çok değişik şikayetler geliyor, öyle sıkıntılar var ki, hadi bu sene yeni başladılar diye biraz böyle şey davranıyoruz. Ne? Müsamahakar davranıyoruz ama çok sıkıntılı. Geçenlerde kız çocukları böyle bu konuda derste biraz sıkıntılarını dile getirdiler bana. Gerçekten sıkıntılı bir durum. Bu konuda veliler daha da gayretli olmaları gerekecek herhalde. Zaman nedir? Zaman Allah'tır. E böyle oturdu artık bugün.
Birisi diyecek şimdi zaman var mıdır diye. Halbuki ben birisi zamanla alakalı bir şey sordu. Ben de dedim ki zaman var mı ki? Zaman var mı ki? Var mı zaman? Söyle. Var. Var mı zaman? Var. Var. Sence? Var. Sana göre? Var. Var mı zaman yok diyen? Efendim? Zaman yok. Sana yetmiyor. O zaman sen günlük zamanı kastediyoruz. Yani sen zaman var diyorsun yani. Zaman yetmiyor. Evet.
Zaman yok diyen var mı başka? Doğulmuş. Zaman var mı? Zaman yok. Başka zaman yok diyen? Yok. Başka yok diyen? Yok. Başka. Ne kadar tezat değil mi? Bu tezatlık değil mi şimdi?
Başlangıcı ve sonu olmayanın zaman merfumu olsan olacak olmasan olacak. Yani zaman yok. Ama bir tarafta diyor ki, siz zamana sövmeyiniz. Zaman Allah'tır. Aslında benim zaman yoktur dediğim tenzihti. Onun için zaman söz konusu değil. Onun için zaman söz konusu olmadığından zaman tenzihti. Buradaki siz zamana sövmeyiniz. Zaman Allah'tır. Teşbih'ti. O hiçbir şeye benzemez. Tenzihti. Ama görür ve işitir. Teşbih'ti. Görüp işitmesi teşbih. O hiçbir şeye benzemez. Tenzih. Zaman yok. Zaman bir lafız.
Zaman bir kelime. Zaman bir varlık. Niçin? Varlığın içerisinde bir varlık. Varlık. Bu noktada varlığın olmadığı yerde zaman yok. Varlığın kendi içerisinde zamanı var. Varlığın kendi içerisindeki zamanı, varlığın kendi içerisindeki vara göre. Ama varlığı var edene göre zaman var mı? Yok. Biz bu kainatın hiçbir şey yok iken, hangi zamanda var edildiğini söyleyebilecek bir kimse var mı? Yok. Çünkü orada zaman dilimi yok, zaman merfümü yok.
Hiçbir şey yok, bir şey var edildi. Var edilen şeyin zamanı başladı. Çünkü var edilen şey bir gün yok edilecek. Eceli var. Onun için zaman başladı. Bu onun zamanı. Bu Allah'ın zamanı değil. Anlaşıldı değil mi burası? Var mı anlaşılmayan bir yer? İşiniz gücünüz rast kalsın. Nerede kaldık? Üç yüz elliden devam. Padişah inancımı duydu. Hani vezir anladı, padişahla anlaştı ya. Padişah ona ceza verecek.
Ve ondan sonra cezadan birisi gelecek, onu kurtaracak. Böylece o Hristiyanların içine girecek. Hristiyanmış gibi davranacak. Padişah inancımı duydu. Taasubundan canıma kastetti. Padişah'tan dinimi gizlemek istedim. Onun dininden görüneyim dedim. Padişah sırlarından bir koku duydu. Ona söylediğim sözlerle töhmet altına aldı beni. Dedi ki, Senin sözlerin içinde iğne olan ekmeğe benziyor. Gönlümden gönlüne bir pencere var. O pencereden halini gördüm. Halini gördüm ya, artık sözlerine kanmam senin. İsa'nın himmeti bir çare bulmasaydı bana, O çıfıt da paramparça ettirirdi beni. İsa'ya canımı feda ederim, başımı veririm. Hem de bunu yüz binlerce minnet bilirim canıma.
İsa'dan canımı esirgemem, Yalnız onun dinini iyiden iyiyebilirim. O tartemiz dinin bilgisizlerin elinde yok olup gitmesine acıklanmaktayım. Allah'tan İsa'ya da şükürler olsun ki, Ohok dine kılavuz olmuşum ben. İşte, Vezir, Padişah'la anlaştıktan sonra, Bunları söyledi etrafındaki insanlara. Aldatmak için. Aslında o bir Yahudi'ydi. Aslında o bir Yahudi veziriydi. Ama Hristiyanların dinini ifsad etmek, Hristiyanların dinini bozmak için, Padişah'la bir oyun oynayacaklardı. Padişah'la ahitleşmişlerdi. Ben bu hikayeyi okuduğumda, Hemen, Hristiyanlıktan dönme, Yahudilikten dönme, Pavlos aklıma gelmişti.
Ve, Yıllar sonra, Hz. Mevlana'nın Mesnevi'ye, Bu hikayeyi niçin aldığını tefekkür etmeye başladım. Ve şunu, Şu kanaata erdim. Nasıl, Hristiyan dinini bozmak için, Yahudiler, Kendi içlerinden ajanlar sokaraktan, Hristiyan dinini ifsad edip bozdularsa, Aynı Yahudiler, Lanetlenmiş olan o Yahudiler, Veyahut da, O Cenab-ı Hakk'ın, İlahi dinini ifsad etmek isteyenler, Müslümanların içerisine, Böyle Pavlosvari insanlar katıp, İnsanların dinlerini, Dinlerini ifsada uğratmak isteyebilirler.
O yüzden, Hz. Mevlana, Bu tehlikeyi görüp, Bu hikayeyi yazmış olarak, Kendimce tanımladım. Ve, Bütün dindarların içerisinde, Pavlosvari alimler, Şeyhler, Pavlosvari düşüncede olan insanlar, O ilahi dini ifsad etmek için, Bozmak için, Özel çabalar sarf etmişler. İşte, Yahudi padişahla anlaşan, Yahudi vezir, Kendisini sanki padişahın azabından, Gazabından kurtarmış gibi göstermekte. Ve belimize zünnar kuşanalı, Yahudiden de kurtulduk, Yahudilikten de, Dedi. Ey insanlar, Çağ, İsa'nın çağı, Onun dininin sırlarını, Canla başla duyun.
Padişah, Vezir ne dediyse yaptı ona. Halk, O gizli düzene şaştı kaldı. Onu, Hristiyanların bulunduğu bir yere sürdü. O da bundan sonra onları, Davete koyuldu. Demek ki, Padişahla, Vezir bunu anlaştılar, Ve böylece, Vezir, Padişahın düşmanıymış gibi göründü. Ve halkın içerisine girdi. Kıymetli dostlar, Hz. Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretenin, Ahir zamanla alakalı, Hadis-i şerifleri vardır. Bunlar bir kısmı, Bab-ül Fiten'de geçer, Buhari'de. Bu hadis-i şeriflerde, Enteresan, Pro tipler vardır. Ahir zamanda, Öyle bir zaman gelir ki, Sizin içinizden, Sizin dilinizi konuşan, Sizdenmiş gibi görünen, Ama sizi dinden uzaklaştıran alimler olur.
Sizin dilinizden konuşur, Sizin dilinizden sizi anlatır. Böyle siyasetçiler olur, Bu manada. Ve onlar sizin dilinizden konuşurlar hep. Ve sizdenmiş gibi görünürler hep. Ve hep sizden yanaylarmış gibi görünürler. Ama onların amaçları, Dünyayı, Dünyayı elde etmek. Dini ifsad etmektir. Hadis-i şeriflerde mana budur. Bu hadis-i şerifleri muhakkak, Hazreti Mevlana'da okudu. Ve muhakkak, Hazreti Mevlana, Bu geçmişteki ümmetlerin başına gelenleri de gördü. Ve bu Yahudi, Hristiyan ile, Vezir hikayesini mesnevisine koydu. Enteresan bir şey. Bu mesnevinin başlangıcında da bunlar.
350. Beyt'te. Ve enteresan bir şey. Ve bu ardı ardına, Cariye hikayesi, Ve aynı zamanda, Dudukuşu hikayesi, Üçüncüsünde, Üçüncü hikayede, Bu padişah, Vezir hikayesi. Bu hikayeleri böyle ardı ardına baktığınızda, Bir ilahi keramet var. Bir insanın dini anlayışını ve düzenini, Tasavvuf anlayışını ve düzenini koruyor. Cariye hikayesiyle asıl sevilmesi gereken yolun ne olduğunu anlatıyor. İlk girişse, İlk giriş, 18 Beyt ve ondan sonra cariye hikayesine kadar, Ana hatları çiziyor. Ve şimdi de, Bir dini ifsad edenlerin, Nasıl olabileceğini söylüyor bize. Ve diyor ki, Başınızdaki şeyhlere dikkat edin. Başınızdaki hocalara dikkat edin. Başınızdaki imanlara dikkat edin.
Başınızdaki siyasetçilere dikkat edin. Sizin oyunuzu almak isteyen, Sizi peşinine takmak isteyen, Gelin etrafıma diyenlere dikkat edin. Bunların içerisinde, Hüsnü niyetli olmayan insanlar olabilir. Bu padişah vezir hikayesindeki gibi, Birisi bizim içimize girip, Bizim dinimizi ifsad etmek isteyebilir. Bizden görünebilir. Bizim gibi namaz kılabilir. Bizim gibi oruç tutabilir. Bizim gibi konuşabilir. Bizim gibi davranabilir. Dikkatli olun. Uyanık olun. Ve eğer ki bir konuşmacı, Bir sohbetçi, Bir hoca efendi, Bir hacı efendi, Bir şeyh efendi, Bir kim olursa olsun, Söylediği şey, Yaptığı iş, Söylem ve fiilyat, Kur'an ve sünnete uymuyorsa, İtaat edilmez.
Uzak durun. İtaat edilmez. Uzak durun. Hristiyanlar azar azar, Onun çevresinde toplanmaya başladı. Topluluk yüz binlere vardı. Sufilikte bir ibare vardır. O kimse şeyhini söyleyecek. O kimsenin şeyhi yoksa, O kimseden uzak durun. Senin şeyhin kim? Kimsenin şeyhin? Yok. Uzak dur. Rüyamda bana görev verdi. Sağlığında neredeydin? Sağlığında neredeydin? Sağlığında yanında mıydın?
Hiç görmedik seni. Ölmezden önce de bize demedi. Ben öldükten sonra hiç görmediniz, Hiç bilmediniz, Bir şeyhe intisap edeceksiniz demedi. Bana dedi ki, Mustafa efendi sakın ha, Oldum deme. Bütün dergaha ilan et, Herkes istihar yapsın, Rüyasında gördüğü kimseye tabi olsun. Tamam. Harika. Bir şeyhefendi çıkmış. Müritleri bana soruyor. Şeyhi kimmiş dedim. Şeyhi yokmuş efendim dediler. Nereden terbiye almış? Neredense il-i sülük bitirmiş? Kimse il-i sülüğünü başlatmış? Laf yok. Dedim ajandır o. Ajan. Kimsin?
Neredesin? Nesin sen? Ses yok. Allah muhafaza eylesin. Gidilmez peşinden. Bir hoca. Vaaz ediyor. Harika. Kimden almış eğitimi? Sorun. Vaaz eğitimini kimden almış? Filanca hocadan. Harika. Başka kimden? Filanca hocadan. Harika. Neymiş? İşte il-i hayattan mezun. Tamam. Harika. Akademik adam. Çıkacak vaaz edecek. Akademik. Akademik adam. Şeyhliğe kalkmış. Şeyhi kim? Yok. İki tane tasavvuf kitabı yazmış. Şeyhlik yapacak. İki tane tasavvuf kitabı kendisi de yazdığı değil. Ya çevirmiş. Kimden? İks kimsenin bir tasavvuf eserini çevirmiş. Şeyhlik yapacak.
Kardeş şeyhi kim? Yok. Hey filanca yerde ilahiyette profesör. Kardeş akademiliğine devam etsin. O yazılmış kitapları devşirsin. Türkçe'ye çevirsin. Onun işi o. Neden? Kendi yazdığı bir şey var mı? Yok. İks kimsenin kitabını devşirmiş. E tamam. İks kimse kitabını devşirdi diye para ödedi mi? Hayır. Hırsız. O kitabı sattı mı? Sattı. O kitaptan para kazandı mı? Kazandı. Onun fikri kendine mi ait? Hayır. Onun hali kendine mi ait? Hayır. Ne yaptı?
Başkasının dervişliğinin üzerinden para kazandı. Neresi şeyh bunun dedim? Aaa. Enteresan bir şey. Evet. E sen şimdi dedi bizim hocamıza şeyh değil mi diyorsun? Kardeş. Ben kimsenin şeyhliğini alıp veremedim bir kimse yok. Ben soruyorum. Senin dediğin bu profesörün şeyhi kim? Şeyhi kim bunun? Seyir-i sülukunu kimin elinde bitirdi? Seyir-i süluka girdi mi? Kaldı. E üniversitede var nasıl olsa talebeler. Üç beş tane de sınıf geçmek için talebe etrafını topla. Zaten birkaç tane sınıfın dersine de giriyordur.
Yirmişerden beş tane sınıfı girse yüz kişi. Herkes sınıfı geçmek için şeyh desen olacak ona. Değişen bir şey yok. E bir de ilim ehli. İlim ehli. Rüyalar için bırakın bu rüyaları. Neden? Hadis var. Rüya peygamberliğin 46. yüzünden bir cüz. Nereye koyacağız? Aa yok. Onda rüya tevili yok ya. Rüya gören de yok. Rüya görenler sapık hep. Allah bizi affetsin. Hepsi de mümkün. Fıkıh halimi. Kimden okudun kardeş? Sen fıkıhçısın. Kim okuttu seni? Kimsenin üstadın? Fıkıh üstadın kimsenin? Hadisçi.
Hadis üstadın kimsenin? Ben ilahi hayattan bitirdim. Orada hadis kürsüsünde okudum. Tamam. Akademilik senin işin. Kütüb-i siddiyi ezberledin mi? Yok. Bir hadis doçantin'e sormuştum bunu. Hocam dedim. Kütüb-i siddiyi hıfzınızdadır. Ben gayri ihtiyarı. Yok hayır dedi. E dedim. Hadisçiler de genelde dedim. Kütüb-i siddiyi hıfzettirirler dedim. Usul böyledir. Öyle değil mi dedim ben? Evet dedi. Klasik hadisçiler öyle dedi. Kaldım. Siz modern hadisçisiniz. Hıfzetmenize gerek yok yani. Modern hadisçilerin hadisleri hıfzetmesine gerek yok. Hadis alimi dediniz mi bir kimseye? O kütüb-i siddiyi hıfzında bilmesi lazım.
Ravileriyle beraber. Hadislerin geliş noktasını, gidiş noktasını, hadislerin derecatını, geliş gidişine göre, hukuk hadislerini, muamelat hadislerini, sosyal hadisleri, aile hadisleri, nikahla alakalı, çocukla alakalı, anne babayla alakalı, ticaretle alakalı, zekatla, namazla, oruçla, haçla alakalı. Bölüm bölüm hadis alimi dediğiniz kimsenin bu hadisleri hıfzetmesi lazım.
Hadis alimi bu. Kim? Fıkıh alimi. Harika. Hangi fıkıhtan? İşte Hanefi'den. El-Hidaye'yi en azından hıfzetmesi lazım. Üniversitede fıkıh hocası El-Hidaye'den haberi yok. El-Hidaye'yi hıfzetmesi lazım onun. Hıfzında olacak El-Hidaye. En azı bu. En azı. En azı. Ya? O İbni Abidin'i hıfzetmesi lazım fıkıh halimi dediğiniz. El-Hidaye'yi hıfzetecek. Fıkıh halimi dediniz. Bu müştehit filan değil ha. Biz Hanefi'den bir fıkıh halimi dediğimizde El-Hidaye'yi hıfzetecek.
Üstüne İbni Abidin'i hıfzetecek. Hıfzetecek. Koca İbni Abidin'i. E fıkıh halimi. Nerede? İşte ilahiyatta fıkıh profesörü. Harika. El-Hidaye'den haberi yok. İbni Abidin'den haberi yok. Nereden haberi olmadığını öğrendim? Orhan hocadan. İzmir'deki. O Konya'ya gitmiş orada bir konferansı varmış. Anne karnındaki ceninle alakalı. Bana telefon açtı. Dedi ya böyle böyle anne karnındaki ceninle alakalı böyle bir sıkıntı var. Dedim hocam yüzde kaç dedim sen geri dönüşün. Binde sıfır dedi. Bin tane deney yapmış sıfır. Hocam dedim ailenin dedim bu noktada görüşü alınaraktan veya devlet dedim bu noktada kendisi iştahat edebilir.
Dört aileye kadar çocuklar alınabilir. Dedim İbni Abidin'de bunun fetvası var. Hanefiler'de. Var mı dedi var dedim ben. Ya biz burada konferanstayız dedi. Birbirimize gireceğiz dedi. Yok hocam dedim. Sen benim telefonumu verebilirsin. İbni Abidin'de bu fetva var dedim. Hemen hoca gitti oradaki doçente. Hanında oluyor bu ha. Konferansta. Telefona çık soruyor. Diyor ki hocam böyle böyle bak diyor. Bursa'dan ben diyor Karabaşı Veli Tekkesi'nin dedesi var. Onu aradım. O diyor ki diyor. Hocam bu meseleler eski fıkıhı kitabında bile var. İbni Abidin'den açıp bakabilirler. Ama onlar İbni Abidin ben öyle dedim. Onlar İbni Abidin'i okumamıştır ki hocam dedim.
Anında söyledi okumadık dedi. Dedim el hidaye okumuşlar mı sorun? Okumamışlar. Fıkıh okuyor bunlar. Fıkıh okuyor. Yarın onlar televizyona çıkacaklar. Ders verecekler bize. Ondan sonra çıkıyor bayraktar bayraktar gibi bir kimse. Kaza namazı yoktur diyor. Evet bunların arkaları boş. Parayla doçentlik, parayla profesörlük yapıyorlar.
Yetiştirmiyorlar kendilerini. Yetiştirmiyorlar. Ondan kaynaklanıyor. Şeyhler de aynı. Adam sabahleyin kalkıyor şeyh oluyor. Yanına da 3-5 kişi şeyh olmuş adam. Oğlum bu adamı dergâhta görmedik hiç biz. Ev olmuş. Nasıl olmuş? Paraşüt de inmiş. Bu paraşüt nedense ona inmiş. Şeyh efendi bunun hakkında böyle bir şey demedi. Sana dedim yok, ona dedim yok, ona dedim yok. Nereden oldu? E olmuş. Olmuş. Sonu yok. Bir başka. Vefat etmiş adam. Demiş ki. Torunum asıl şeyh. Ne? Torunu. Dedim kaç yaşında torun? 5 yaşında dediler.
E ne olacak dedim ben. Torun büyüyünceye kadar halifesine demiş ki. Torun büyüyünceye kadar sen götüreceksin demiş. Ama asıl vazife torunun. Herkes torunu 5 yaşında böyle duruyor. Dedim yok. Tasavvufta yok böyle bir şey. Tasavvufta yok. Ama yok, var. Halimiz bu. Pavlos'u o yüzden iyi dinleyin. Yani Hristiyanı. Gerçekte Yahudi ama Hristiyan. Ne yapıyor? İnsanların dinini ifsad ediyor. Din, Kur'an, Sünnet. Dikkat edin. İşte böyle sahtekarların etrafına insanlar azar azar azar toplanıyor. Geçmişini bilmiyorlar. Şeyhini sormuyor.
Senin şeyhinin şeyhi kim? Onun şeyhi kim? Böyle bir şey yok. Bir arkasında bir tane filanca şeyh efendi vardı. Neredeydi? X yerde. Yok. Ben yeni derviş olduğumda Bayındır'da yukarıda bir Lütuflar Köyü var. Yukarıda. Hacı Mehmet yukarıdaki o Lütuflar Köyü'nde bir tane üfürükçü bir hoca varmış. Duydun mu sen onu hiç? Evet. İzmir'den bir tane müridi var bunun. Adam bizim o tarafta üfürükçü bir hoca. Millet muskacı. Adam onu şeyh olarak tanımış. Ben diyor Lütuflar Köyü'nde filanca mübarek bağlayayım. Ya orada şeyh yok diyorum ben. Ya var diyor. Ya kim bunun adı? Filanca sordum soruşturdum üfürükçünün teki. Adamın eli cebinde bayanın boyuna Allah'ı zikrediyor.
Boyuna dersi var onun. Mübarek diyor gitme korkuyorum şimdi yanına diyor. Neden diyorum ben? Gene ders verecek bana diyor Mustafa Efendi. Dua et de diyor bana ders vermesin. Dedim bana ders verdiği son rüyanı anlatırsın. Anlatsana dedim ben. Gençlik var ya biz de böyle merak ediyoruz. Adam kuş uçarken görmüş. Bir kuş uçuyordu mübarek dedi. Onu anlattım dedi. Mübarek dedi. Kuş mübarek yani. E dedim ben. Beş bin daha dedi ilave etti dedi. Kaç çekiyorsun dedim ben. Şu anda kırk bin çekiyorum dedi. Gideceğim dedi. Şimdi dedi mübarek tekrar bir rüya gördüm dedi. Sakın anlatma dedim. Sana anlatabilir miyim dedi. Bana anlatırsan dersini alırım ben senin dedim.
Böyle baktı şimdi bu. Ama dedim senin dersini alırsam dedim. Şeyhin dedim yolundan çıkmış olursun yalnız dedim. Bu durdu şimdi. Sizin Şeyh Efendi dedi nasıl veriyor dersleri dedi. Şeyh Efendi dedim rüya anlatırlar dedim. İşte bir virk tarif eder ona sayısız çek bunu der dedim. Genelde de dedim. Ya ben o zaman bayındırdayım. Şeyh Efendi hiç karışmıyor. Oğlum sen istediğini istediğin gibi yap diyor bana. Dedim genelde dedim. Ben dedim değiştiriyorum burada dedim. Sen Şeyh'sin o zaman dedi. Hayır dedim ben. Şeyh Nevşehir'de dedim. Ben rüyamı anlatacağım sana da. Anlattı bu şimdi rüyasını. Allah biliyor içimdekini. Senin bütün derslerini yüze indirdim dedim.
Nasıl dedi. Basbayağı dedim. Sen bugün nerede kalacaksın dedim ben. Kız kardeşim var dedi filanca yerde. İyi sen dedim oraya git. Tabi ben de daha yirmi altı yaşındayım o zaman. Dedim inanıyorum değil mi? İnanıyorum dedi. İyi git dedim. Yüzer tane çek dedim bütün derslerini. Bütün derslerini yüze indirdim ben senin dedim. Bu yüzü bitirememiş evde. İşte besmele yüz tane çekecek. Bismillahirrahmanirrahim. Horluyormuş. Kız kardeşi diyormuş ki abi horluyon. O kendine geliyormuş. Besmeleyi bitiremedin dedi. Sabahleyin koşa koşa geldi yanıma. Dedi ben besmeleyi bitiremedim. Demek ki daha sen besmeleye geçememişsin gerçekten. Nasıl?
Basbayağı dedim. Gençlik var ya o zaman böyle takır takır böyle biraz da kinayesin oluyormuş gibi oluyor ama bildiğimi söylüyorum. Sen dedim daha besmeleyi geçememişsin. Senin daha dedim çok alınacak yolun var. Ben ne yapayım şimdi dedi. Git mübareğe söyle senin dedim mübareğe. De ki dedim ben bayındır da bir Mustafa Özbağ'la görüştüm. Mübarek benim derslerimi yüze indirdi. Ben o yüz besmelinin yüzünü de çekemedim. Hikmet ne dedim ben. Gitmiş. Demiş seni bir üflerim bağlarım her tarafını bak demiş. Bir daha sakın bir yere gitmeyeceksin. Seni demiş deli divane çıkarırım demiş. Aklını bozarım senin demiş. Bir muska yaparım sana demiş.
Evini barkını dağıtırım demiş. Adam her dönüşte bana uğrardı. Gelmedi adam. Bir ay bir buçuk ay geçti geldi. Mustafa Efendi dedi ya ne oldu biliyor musun? Ne oldu dedi ben korkumdan gelemedim sana. Böyle böyle ol dedi. Dedim daha hala da inanmıyorum muskacının büyücünün teki dedim ya. Sen hala daha dedim ona şeyh diye gidiyorsun dedim. Çok böyle. Allah bizi affetsin. Bu tip insanların etrafında da insanlar toplanıyorlar. Bir edepli duruyorlar etrafında bir edepli duruyorlar. Bir terbiyeliler laf dahi söylemiyorlar. Birisi ona laf söylesin cartak yırtıyorlar o laf söyleyeni. Şeytan onları kıymetlendiriyor. Şeytan kendine dost olanı kıymetlendirir. Şeytan Allah'a dost olanı da kıymetsizleştirmeye öyle göstermeye çalışır.
Bu işin çilesi de bu. Görünüşte hükümleri söylüyordu, öğüt veriyordu fakat iç yüzünde ıslık çalmadaydı. Tuzak kurmadaydı. Demek ki bu dini ifsat edecek olanlar ne yaparlar? Görünüşte size din anlatırlar. Görünüşte size hakikati söylüyormuş gibi söylerler. Derler ki biz Allah yolunda çalışıyoruz. Sohbet ederler. Zekatlarınızı bize getirin. Biz Allah yolunda çalışıyoruz, koşturuyoruz. Paralarınızı bize getirin. Biz Allah yolundayız. Derilerinizi bize getirin. Biz Allah yolundayız. Etlerinizi bize getirin. Biz Allah yolundayız. Bize aman ha her şeyinizi bize taşıyın. İçleri ıslık çalar. İfsat ederler. Birisi gelir ben işte başı açık da namaz kılabilir miyim?
Allah senin namazına bakar, başının açıklığına bakmaz. Kılabilirsin der. Bana gelir sorar, başı açık namaz kılınmaz, olmaz, caiz değil. Namazda örtünmek farzdır derim ben. Hocam biz sizi çağdaş bir hoca biliyorduk ama hiç de siz gerici biymişsiniz. E filancaya gittik. E orada başı açık da namaz kılabilir dediler bize. Ya diyemezler. Yok dediler. Ya olmaz. Mümkün değil. Yok dediler hocam. E kaç paranı aldılar dedim en sonda. Nasıl yani? Bas be ne kadar yardım ettin oraya? E anlattık görüştük. Allah yolunda gidiyorlar. Yardım etmemizden ne anlamı var? Kaç para verdin? Kaç para verdin?
Susuyor şimdi. Kaç para verdin? Hocam üzerimde benim yeteri kadar yoktu. Ben üzerimdeki bir buçuk iki miller bıraktım. Ondan sonra beyimi çağırdım. Beyim ne kadar verdi içeride bilmiyorum. Bursa'da Bursa'da yabancı yerde değil. Münbüt toprak burası. Şuraya bir tane gişe koysam sohbete giriş on lira desem daha kıymetli olurum ben.
On lira verince ip gibi dinler herkes. İp ip sıraya dizilir tesbih tanesi gibi herkes dinler. On lira verdi mi valla yanındakini konuşturmaz bile para verdi ya. Kıymetli olur. Parasız olunca kıymetsiz oluyor. Parasız olunca kıymetli. Çanakkale valisi söylemişti. İstanbul'dan bir semazen ekibi getirmişler. 37 milyar vermişler. Yeme içme yatma barınma hariç. Bir de tavırları tafraları da çekmişler. Diyor ki hocam baya tavır tafra çektik. İçimden dedim ki ya biz bedava geliyoruz o yüzden kıymetimiz yok. Sonra tabi lafı dolaştırdım. Biz dedim fisebillah geliyor ya kıymetimiz yok sayın valim.
Ama yine işte gitmezden önce oraya bir ekip daha getirdi. Bir de kendisi yine itiraf ediyor. Gemiye bindik. Diyor ki iyi oldu ama getirdiğimiz. Tabi vali bey dedim. İyi oldu dedim. Aranızdaki fark anlaşıldı dedi. Evet dedim Allah razı olsun. Fark anlaşıldı bana çünkü bir madalya taktılar. Allah bizi affetsin. Görünüşte hükümleri söylüyordu. Öğüt veriyordu. Fakat üç yüzünden ıslık çalmaktaydı. Tuzak kurmaktaydı. İşte bunun için kimi sahabe peygamberden gülyabaniye benzeyen, adamın yolunu şaşırtan azgın nefsin düzenlerini öğrenmek isterdi. Diyelim buradan devam edelim önümüzdeki haftaya. Haklarınızı helal edin.
Sürçülisan ettiysek bizlere affedin. Cenab-ı Hak gününüzü gecenizi hayırlı eylesin. Günahlarınızı af-ı mağfiret eylesin inşallah. Yarın saat sekizde Barış Mança Kültür Merkezi'nde Mesnevi'den İnciler programı vardır. Bütün yer ve gör halkı davetlidir. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.