Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 23 Kasım 2014 · 1:33:31
Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Allah işinizi gücünüzden getirsin inşallah. Bir kız evlendiğinde annesinin evinden getirdiği çeyizlerden eşine sormadan başkasına hediye edebilir mi? Edebilir. Cübbeli Ahmet Hoca'nın sohbetinde dinledi. Mustafa İslamoğlu kendi yazdığı Kur'an-ı Kerim tefsirinde peygamber efendimizin âmâ olan Ümmü Mektûb ile geçen olayında Resulullah Efendimiz'i kibirli adam diye itham etmiş.
İbn-i Mektûm ile ilgilenmedi diye cübbeli bütün cemaatlerden İslamoğlu'na karşı birlik olmaya davet etti. Buna karşı tepkimiz nasıl olmalı? İnsanlar iştahı tadası edebilir. Sonuçta İslamoğlu da bu noktada hata etmiş. Hata yapan bir kimseye tebliğ edilir doğrusu. Doğrusu tebliğ edildikten sonra o kimse hata hatadır. Tabi bu hata kibirli denmesi çok acı bir şey. Bu o zaman hatanın üstünde. Eğer gerçekten böyle dediyse. Yok. Kibirli adam oldu mu? Gönlünde zerreci, kibir bulunan asla cennete giremez. Bu tehlikeli bir nokta. Bereketi engelleyen sebepler nelerdir? Kur'an ve sünnetin dışındaki her şey bereketi engeller. Ya bu gerçekten sıkıntılı bir şey ya.
Kibirli adam meselesi. Allah muhafaza eylesin. Çevremizde çok uyuşturucu batağından kurtulmayan genç var. Allah rızası için dualarımızı eksik etmeyelim. İnşallah. Uyuşturucuyla alakalı bir şey görüyorsanız etrafta hemen, hemen, 155'e bu noktada hemen telefon açıp söyleyeceksiniz. Nerede varsa, tespit ettiğiniz anda satan, birisi satıyor, tespit ettiniz. Hemen 155'i arayıp söyleyeceksiniz. Hiç hiç. Zerrece kafanızda şek şüphe oluşmasın. Aman ha. İslam'da Kur'an ve sünnet ışığında iştihat kapısı açık mıdır? Evet.
İştihat edilmezse sıkıntı vardır zaten. Benim zaman zaman derslerde bahsettiğim şey o. Bana son 100 yılın Hanefi'den iştihat âlimi söyleyin. Örneğin Türkiye'de ses getiren, gerçekten ilim çevrelerince kabul edilen, Elmalı Hamdi yazırdan sonra bir tane tefsir getirin. Bir tane. Bir tane hadis âlimi getirin. İbrahim Canan'dan sonra, örneğin Buhari'yi şerh etmiş olsun. Bir tane. Yok. Bunlar acı şeyler.
Bunlar Türkiye'deki İslami entelektüellerin veyahut da işte Diyanet'in, bu noktada ilahiyatçıların bir şey üretmediklerini gösteriyor. Yani muhakkak geçmişte yazılmış olan eserleri biz tercüme edelim, bugünümüze aktaralım. Bunlar muhakkak önemli hizmetler. Ama bundan 300 yıl önceki hastalıkla, bugünkü hastalıklar aynı değil. Bundan 300 yıl önceki Kur'an'ın tecelliyatı ile, bugünün Kur'an'ın tecelliyatı aynı değil. bunlara iştahat edecek, iştahat getirecek hiç kimse yok. Bir mesele soruyorsunuz herhangi bir yere, işte ama Diyanet'e soruyorsunuz ama herhangi bir yere, işin içinden çıkabilecek hiç kimse yok. Evet bunda geçmiş dönemde medreselerin kapanması ilahi, bu noktada imam hatiplerin kapanması son dönem, geçmiş dönem tekke ve zaviyelerin kapanması, medreselerin kapanması, dini ilimlerle iştigal edecek insanların büyük bir çoğunluğunun,
Cumhuriyet'in malum yıllarında asılması, bunların büyük bir kısmının yurt dışına çıkmak zorunda kalması. Son Şeyhülislam Mehmet Sabri Efendi Şam'da vefat ediyor. Mehmet Sabri Efendi ki Mehmet Sabri Efendi. Türkiye'de Mehmet Sabri Efendi kadar kitap yazan ardından bir kimse çıkmıyor. Yetişmiyor çünkü. Yetişenlerin bir kısmı, kimisi hadisleri nasıl inkar edeceğiz diye uğraşıyor, uluslararası din bozguncularıyla ortak iş yapıyorlar. Kimisi böyle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine nasıl laf söylerim diye uğraşıyor. O da uluslararası şialarla kol kola. Kimisi şianın bu noktada etkisinde kalıp şialaşıyor Türkiye'dekilerin.
Kimisi Suud'un etkisinde kalıyor, Vahabi, Selefi takıntısına takılıyor. Bütün her şey küfür. Sünni cenahta bir Mısır'da vardı bir okul, işte büyük şey Eser, o da kalmadı. Eser'in imamı gitti, darbeci Sisi'yle yan yana fotoğraf çektirdi. Ne kadar ilmine güveneceksin ki? Oradaki Selefiler de gittiler, Sisi'yle yan yana fotoğraf çektirdiler. Nesine güveneceksin ki? Bu sefer İslam dünyası kendi içerisinde, kendi içerisinde, umuma yönelik, bütün İslam dünyasına yönelik, iştahat edecek bir kimsesi yok. Yani cemaatlerin içerisinden birileri çıkıyor, onlar da kendi cemaatlerine iştahat ediyorlar, cemaat gözlüğüyle bakıyorlar.
X cemaatin içerisinden bir hoca çıkıyor, sadece cemaatine yönelik, cemaat gözlüğü var. Umumi ümmet gözlüğü takmıyor. Oysa hanefiden iştahat edecek bir kimse, cemaatine bakmadan, bütün hanefilere yönelik, bu noktada umumi iştahat edebilmeli. Veya şafiden iştahat edecek olan bir kimse, bağlı bulunduğu cemaatin etkisinde kalmadan, umumi şafilere iştahat edebilmeli. Hoş onlar için o, İslam Alimleri Birliği Başkanı vardı. Neydi onun adı? Katar'da, Kardevi, Kardevi Şi, Kardevi Şafi, Kardevi iştahat ediyor Şafi'ye göre. Ama, Hanefilerin içerisinden böyle bir kimse çıkmadı. O yüzden, normalde iştahat kapısı açık, ama iştahat kapısında bu noktada, çalışma yapanlar, yetersiz, var olsa dahi.
yetersiz, buna cesaretli bir şekilde, ilmi noktada, cesaretle davranmalılar. Ama bunun, o iştahatın, harekete geçmesi için de, hukukun ona göre olması lazım gibi. Önceki yüzyıllarda yazılmış olan, ilmi kitap ve araştırmalar, günümüze ne kadarına cevap verebilir? Bununla alakalı, az bir şey konuştuk şimdi. İslam her an kendini yeniler denmesine rağmen, İslam toplumunun geride kalmasının sebepleri nelerdir? İslam kendisini yeniler de, Müslümanlar kendilerini yenilemiyorlar. İslam kendisi her daim yeni. Müslümanlar eski. Müslümanlar ne yazık ki çalışmıyorlar, takıntılılar, mücadele etmiyorlar, gayret etmiyorlar.
İlmi noktada zayıflar, dinlerini öğrenmede ve yaşamada zayıflar. Biz anında fitneye düşebiliyoruz, anında ayrılığa düşebiliyoruz, anında kendimizi geriye atabiliyoruz, anında. Allah muhafaza eylesin. Büyüme hormonlarının uyurken, salgılandığı söyleniyor. Bu durumda çok uyumada bir yanlışlık var mıdır? Kaç saat uyumamız gerekir? E büyüme hormonları çocuklarla alakalı. Çocuksa uyusun. Sorumluluğu yok ama normalde bir insan için, üç ile altı saat arasındaki uyku yeterli. Peygamberlerle ilgili çok dikkatli konuşmak konusu geçiyor. Bizim bu konuda dikkat edeceğimiz şeyler nelerdir?
Peygamberler ismet sıfatı ile sıfatlanmışlardır. Yani onlar az önceki İslam oğlunun dediği gibi kibirli değillerdir. İsmet sıfatı günahtan arınma, günah işlemeye muktedir olmama hatta. O günah işlemek istese dahi Cenab-ı Hak onu muhafaza eder, korur. Günah işletmez ona. O yüzden normalde peygamberler, bütün peygamberlerle alakalı konuşurken, biz onların Allah katında direkt Allah'ın ilhamıyla, Allah'ın direkt kendi zatının kudreti ve kuvvetiyle hareket ettiğini bilelim.
Ve onları bu noktada cahil insanlar gibi eleştirmeye, cahil insanlar gibi onda eksiklik, noksanlık aramaya çalışmayalım. Allah muhafaza eylesin. 10. sınıf fıkıh kitabında caferilik mezhep kavramı olarak geçiyor. Caferilik mezhep midir? Evet. İmam Cafer Hazretleri İmam-ı Azam'ın da hocasıdır. Onda okumuştur. Allah tarafından lütfedilen kullardan bahsetmiştiniz. Bu lütfa erişmelerinde üstadlarının, onlara olan sevgilerinin payı nedir? Muhakkak ki karşılıklı muhabbetin, karşılıklı sevginin payı vardır. O yüzden normalde lütfedilen kullar, Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever. Lütfedilen kullar, Allah'ın dostları onları sever, onlar da Allah'ın dostlarını sever.
Bu Cenab-ı Hakk'ın lütfi ikramıdır. Bu bir şekilde insanların kendi cüzi iradesinde görünmüş olsa dahi, bazı şeyler direkt külli iradenin altında tecelli etmiş olabilir. O yüzden lütfedilen kul bu manada. Kendisinin az bir şey yapmasıyla çok şeyler sunulan insanlardır. Bununla alakalı insanlar kendilerini her daim lütfedilen kul olarak görsünler.
Ama kendilerini de başkalarından özel görmesinler. Evet, sufiler bu manada lütfedilmiş kullardandır. Ben öyle inanırım. Bir kimse bir veliye, bir mürşid-i kamile intisap edebildiyse ve bu intisabını son nefesine kadar götürebildiyse o lütfa ermiş insan olarak görürüm ben onu. Önemli olan son nefese kadar onu götürebilmektir. Şeyhinin son nefesine kadar değil, bir kimse kendi son nefesine kadar sufiliğin içerisinde bir velinin, bir velinin eğitiminde ve öğretiminde devam etmesidir. Bunun altını çiziyorum. Bir veli vefat ederse, bir şeyh efendi vefat ederse, bir mürşid-i kamil vefat ederse, onun yerine geride kalanlar istihare yapıp, istişare yapıp bir mürşid-i kamile bağlanmak zorundadırlar.
Bazen bu size abes gelebilir bir kısım. Veliler, mürşid-i kamiller kıskançlık damarları kabarır. Sağken zaten kıskançtırlar. Ama bu dünyadan göçe koştururlarken, koşarlarken böyle bir erkeğin eşini öldükten sonra daha kıskanması gibi.
Hani bazı adamlar vardır, kendisi öldükten sonra eşinin evlenmesini daha sağlığında yasaklar. Der ki, benden sonra evlenmeyeceksin kimseyle. Böyle bir olgu vardır ya, bazı velilerin üzerinde bu tecelli edebilir. Bazı velilerin üzerinde. Onlar, dervişlerinin bir başkasına intisap etmesine gönülleri razı olmaz. Onların tarih içerisinde bunlar var. Onlar işte, bizden sonra bir yere gitmenize gerek yok gibi böyle şatahatvari, şatahatvari sözler tecelli edebilir. Ama sufiler, şatahatvari sözlerin, şatahatvari sözleri tespit edip, bunların içerisinden ölçü olarak kabul edilebilir ve kabul edilemez noktalarını kendilerinin veyahut da sufilerin kendi içlerine, büyüklerin bunları tespit etmesi gerekir.
Bunlar var çünkü. Mesela Hallâc-ı Mansûr'un Enel Hak demesi gibi, şatahatvari bir söz. Bu söz bütün sufilere delil olmaz. Buradan birisinin kalkıp şimdi Enel Hak diye bağırması delil değildir bu. Ya Hallacı söyledi, ya o Hallacı aitti. Bu geriden gelen sufilere ölçü değil. Geriden gelen sufilere bu manada delil olarak kabul edilip, bununla amel edilmez. Veyahut da beyaz tip esnafının var mı benden daha şanı yüce demesi gibi. Bunlar şatahatvari sözlerdir. Bir kısım velilerin ağzından bu tip sözler çıkabilir. Ama bu tip sözler çıktığında arkasından gelen büyük sufiler veya dergahın içerisindeki büyükler bu şatahatvari sözleri ayıklayıp, hangisiyle amel edilip, hangisiyle amel edilemeyeceğini tespit etmeleri gerekir.
Her velinin, her mürşidi kamilin etrafında bu tip insanların olması gerekir. Bunlar normalde o velinin, o mürşidi kamilin şatahatla söylediği bir sözü kabul etmekle beraber dervişlerin bunu kabul edip etmemesini, bununla amel edip etmemesini uygun bir sözle üstadlarına söylemeleri gerekir. Bunlar edepsizlik değildir. Bunlar dışarıda dedikodu maniyetinde konuşulmaz. Vay ya duydun mu ya ne söylemiş ya? Evet, bunu böyle söyledi. Bunun manası şudur, ölçüsü budur. Biz onu gittik, kendisinden bizatihi sorduk. Kendisinden bizatihi sorduktan sonra aldığımız cevap budur. Bu sözler, sizin amel etmeniz için uygun değildir. Siz bu sözü alın, kabul edin.
Üstadınızın sözü, ama siz bununla amel etmeye kalkmayın. Bu sizi aşar. Buna ölçü ne? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, benden gördüğünüz gibi ibadet edin. Benim gibi demiyor. Benden gördüğünüz gibi. Biz ondan gördüğümüz gibi ibadet ediyoruz. Onun haliyle hallenmek herkesin harcı değil. Onun haliyle hallenmek. O yüzden her velinin, her mürşidi kamilin kendince bir hali vardır. Dikkat ediyorsanız velileri ve mürşidi kamilleri ayırt ediyorum. Her veli mürşidi kamil değildir. Etrafında insanlar olmuş olsa dahi. Her mürşidi kamil velidir. Ama her veli mürşidi kamil değildir. Allah'ın köprü altında yaşayan velileri dahi vardır.
Hiç etrafında mürid olmayan velileri de vardır. Cenab-ı Hakk'ın velileri üçe ayrılır. Bir, kendisinden, kendisinin veli olduğundan haberi olmadığı gibi insanların da onun velilerinden haberleri yoktur. Bunu ricali gayb erenleri diye bunlara denir. Bunlar ne kendisi bilir veli olduğunu ne de insanlar bilir, halk bilir. Bunların veli olduğu sadece Allah bilir. Ve bunlar Allah'ta saklıdır. Bunları bilenler mürşidi kamillerdir. Pir seviyesinde olanlardır. O pir seviyesinde olanlar da bu sırrı açıklamazlar. Bu Allah'ın sırrıdır çünkü.
Ama o kimseyi Cenab-ı Hakk kendisine veli seçmiştir. Velidir o. Bir üst mertebedeki veliler. Bunlar da kendilerinin veli olduğunu bilirler. İnsanlardan büyük bir çoğunluğu bilmez. Onun veliliğinin kerametini görenler haberdar olur bundan. İşte denk gelir, o bir dua eder, uçar adam. Bunun gibi. Veyahut da bir işi asan olur. Etrafında onu tanıyan böyle 20, 50, 100, 200, 500 neyse o kadar insan vardır. Bunlar da nedir? Bunlar da Allah'ın velileridir. Bunlar normalde kendileri kendilerinin veli olduğunu bilir. Ama insanların büyük bir kısmı onun veliliğinden haberdar değildir. Zahiren onun bir kerametine denk gelen kerametine karşı tevafuk eden kimseler veyahut da o kimsenin böyle bir ilintisi, bağlantısı olan kimseler ancak bunları tanıyabilir.
Bunları tanıyanların da biraz böyle sufilik yalaması lazım. Biraz böyle bir dergahta bir diz çökmüştür, bir dirsek çürütmüştür. Onlar tanımlayabilirler. Üçüncü ve en önemlisi ve en kıymetlisi bu kimseler kendilerinin veli olduklarını bilirler. Halk da onların veli olduğunu bilir. Halk da bilir. Bunlar aynı zamanda da mürşidi kamildir. Hem kendilerinin veli oldularını kendileri bilirler. Hem de etrafındaki halk işte rüyasında görür, halinde görür. gece peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle görür. İşte sahabelerle görür. Geçmiş peygamberlerle görür. Veyahut da işte geçmiş üstadlarla görür. Ona işaret ederler. İşte o velidir, o evliyadır, işte o mürşittir.
Git ona intisap et, git ona bağlan. O bu karşılıklı, bakın bu bütün herkes bilir. O ayeti kerimede tecelleden o veliler mahzun da olmazlar, mahcup da olmazlar. Onlara dünyada da ahirette de müjdeler vardır dedikleri veliler bunlardır. Çünkü ayeti kerime tefsirinde soruyorlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Ya Resulallah ahiretteki müjdeyi üç aşağı beş yukarı tahmin ediyoruz. Yani cennetlik olacaklar. Ama diyor dünyadaki müjde nedir? Dünyadaki müjde de diyor onların görmüş olduğu rüyalarla onların görüldüğü rüyalardır. Bakın karşılıklı bir insanlar onların rüyalarında görecekler. Onların rüyalarında görünce gelip o veliye anlatacaklar.
Bu veliye müjde olmuş olacak. Veli de kendisi rüyasında görecek. Bu da veliye müjde olmuş olacak. Dünya üzerinde yaşarken müjde. bakın yaşarken müjde. O kimse cennetteki makamını görmesi, cennete girmesi, cennete adım atması, cennette hitaba erişmesi gibi. O kimsenin Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle görülmesi, o kimsenin Hz. Peygamber efendimizi görmesi ve bunu dervişlerin de veyahut da etraftaki insanların da görmesi.
Bunlar işte mürşidi kamillerdir. Bu mürşidi kamiller de kendi içlerinde kırk kişidirler. Bunların içerisinden yedi tanesi pir seviyesindedir. Yedi tanesi. Diğer otuz üç tanesi onlar da mürşidi kamildir. Ama yedi tanesi pirdir. O yedi tane pir seviyesinde olan o mürşidi kamiller artık diğer mürşidi kamillere de manen ders verirler. Cenab-ı Hak onların ruhaniyetlerini geri kalanların ruhaniyetlerinin üzerinde tecelli ettirir. O yedi tane mürşidi kamilin ruhaniyetini az önce saymış olduğum velilerin üzerinde ruhaniyetlerini tecelli ettirir. O yedi tane mürşidi kamilin ruhaniyeti o velilerin altında olan evliyalar da evliyalar sınıfı başlar.
Onlar da kademe kademedir. Onlar da altıncı makamda olan vardır. Beşinci makamda olan vardır. Dördüncü makamda olan vardır. Dördüncü makamdan sonra evliya makamıdır. Bir kimse dördüncü makama gelirse evliya makamına adım atmıştır. Onun üzerinden kerametler zuhur eder. Onun üzerinden kerametler zuhur ettiği için dervişler için en tehlikeli makam bu dördüncü makamdır. Dördüncü makamda dervişlerin üzerinden yetişen dervişlerin üzerinden keramet zuhur eder. O kimsenin kalbine ilham gelir. O kimsenin rüyası açılır. Hali açılır. Muhakkak manevi bir hal yaşar o. Onun üzerinden keramet zuhur eder. Dervişlerin yıkıldığı ayağının kaydığı yer genel olarak burasıdır. Tecrübeyle sabit bu. Oysa oraya açsa böyle bir yürüyverse seyri süluku başlayacak.
Orada patinaj çeker dervişlerin büyük bir kısmı. Orada büyük bir kısmı kalıyor. Orayı geçse yürüyecek. Veyahut orayı geçiyor tam geçmeli. Beşinci makama geçerken tekrar düşüyor. Sıkıntılı yerler bunlar. Ama bunların üzerinde hem kendi üstadlarının bu noktada tecelliyatı hem de o yedi tane büyük bir makamındaki kimselerin tecelliyatı da vardır. Yani bir kimse çalışırsa onu boşta bırakmazlar. O kimse çalışsın yeter ki. O kimse Allah yolunda koştursun. Allah ganidir, zengindir. Allah ganidir. Cenab-ı Hak bu noktada yolunda mücahede edenlerin yollarını açarız. Ayet-i kerimesini tecelli ettirir. Tecelli ettirir.
Öyle beşinci makama gelmiş, altıncı makama gelmiş, koşturacak olan bir kimsenin koşturması askıda kalmaz. Bir mürşide bağlanmış o kimse veya bir işte mürşidi kamile bağlanmış, o kimse beşinci altıncı makama kadar gelmiş örneğin, üstadı vefat etmiş. Onu orada bırakmaz maneviyat. Allah adildir, hakimdir. Allah kudret ve kuvvet sahibidir. Cenab-ı Hak onun üzerine eğer o kimse edebe, adaba, riayet ettiyse, o kimse yola ihanet etmediyse, yola ihanet etmediyse, o kimse Allah'a, Resulüne, kitabına ihanet etmediyse, o kimse yolu kendi menfaatlerine devşirmediyse, kendi menfaatine devşirmek ne demektir?
Dervişlerden para toplayan, dervişlerden para toplayan, dervişlerin malına, mülküne, osuna, busuna göz diken, beni seviyorlar diye şımaran, nasıl olsa ben burada bir noktadayım, etrafına ahkam kesen, rol kesen, bağıran, çağıran, hakaret eden, etrafıyla olan ilişkilerini hizmetten çıkarıp, onların üzerine tahakküm kurmaya çalışan, bunlar sufilik yolunda bir dervişin ayağını kaydıran hallerdir, bunlar bu yolda yürüyenlerin gözünü başını dağıttıkları yerlerdir, işte bu kimse kadınsa, erkekse kadınlar gelir, beni nikahla
der, buna kanmayandır o kimse, kimisi kutuyla para getirir, onu almayan kimsedir, kimisi evini vermeye kalkar, tapusunu vermeye kalkar, sever onu, ona kanıp da almayan kimsedir o, bunlar yolun vartalarıdır, bu fakir gördü bunların eski dervişlerde, bu fakir gördü, birisinin eşini hanımını boşatıp kendine nikahlamak gibi, Allah muhafaza eylesin, bunlar yolun içerisinde insanı bataklığa sürükleyen şeylerdir, o kimseden keramet zuhur eder, o keramet aslında üstadının himmetidir onun üzerinde, üstadının duasıdır, her üstad
yetişen derviş ister, her üstad nasıl bir maddi olarak bir fabrika sahibi, fabrikasını daha da büyütmeyi amaçlıyorsa, nasıl fabrikadaki kimse yetişmiş elemanını daha iyi yetiştirmeye çalışıyorsa, ve o elemanı orada sabitlemeyi düşünüyorsa, manevi alem de aynıdır, herkes kendi dervişini yetiştirmek için can gayret sarf eder, ağlar gece gündüz, yarabbi der, neden?
O yetişsin ister, bir velinin, bir mürşidi kamilliğin, mürşidi kamilin en büyük hayalidir bu, en büyük hayalidir, o muhakkak ki kendi dergahından, kendi dergahının üzerinden bir velinin olmasını ister, nasıl her kadın bir Muhammed doğurmak istediyse, sallallahu aleyhi ve sellem, nasıl her kadın bir Meryem olmak istediyse, nasıl her erkek İsa'nın babası olmak istediyse, nasıl her erkek bir Muhammed-i Mustafa'nın babası olmak istiyorsa, düşünün, bir peygamber gelecek deseler size, bir Muhammed gelecekmiş, tekrar yeryüzüne
deseler, sallallahu aleyhi ve sellem, ve sizin bundan haberiniz olsa, sizin bundan haberiniz olsa, gece gündüz ağlar, yalvarır, gözyaşı döker, o Muhammed-i Mustafa'nın babası olmak istemez mi? O Muhammed-i Mustafa'nın annesi olmak istemez mi? Bir erkek gece gündüz ağlayıp, o anneyle, onu doğuracak anneyle evlenmiş olmak istemez mi? Kim istemez burada kendi sulbünden, kendi dervişlerinden, kendi arkadaşlarından birisinin veli olmamasını? Bunu kimler istemez biliyor musunuz? Dervişlerden para toplayan, dervişleri sömüren, dervişlerin üzerinden geçiren, dervişleri bu noktada kendi nefsine bağlayıp, kendi nefsine bağlayıp, hiçbir yere göndermek istemeyen şeyhler vardır.
Onlar bunu istemez. Onlar aman dervişler başka bir yere gitmesin. Neden? Gelen giden minderin altına bir kuruş para sıkıştırıyor ya, gelen giden cebine koyuyor ya, oraya da bir tane otel yaptırmış, dervişler ziyarete de geliyor, otelde kalıyor, oraya bir tane lokanta yaptırmış, dervişler otelde kalıyor, parasını veriyor, lokantada da yemeğini yiyor, parasını veriyor. Her geldiğinde pamuk eller cebe dergaha yardım edelim, haydin pamuk eller cebe dergaha yardım edelim, boyuna da para toplanıyor ya, onlar babadan oğla geçirmek isterler. Bir, ikincisi, bir de benim az önce anlattığım vardır, o kimse kendinden, kendi sulbinden bir mürşidi kamil yetişmesini ister. Bu da o kimsenin gönlüne gelir.
Gelir. Ama asıl bir mürşidi kamil, dergahından bir mürşidi kamil, birkaç tane mürşidi kamil çıksın diye uğraşır. Uğraşır. Neden uğraşmasın? Yalvarır, dua eder. Bu kovandan böyle bir bey çıkması gibidir. Bir kovan daha olacak çünkü. Yedi değil, on yedi başak çıksın ister insan. Tohum atmışsın. Tohum atmışsın, sen dersin ki, ya Rabbi, bire yedi ver, bire yedi yüz ver, bire bin ver. İnsan ister bunu. İşte o mürşidi kamiller, yani o yedi tane pir seviyesindeki kimse cemaatçilik, mezhepçilik, meşrepçilik, ırkçılık yapmazlar. Onlar için meşrebin, mezhebin, ırkın anlamı yoktur.
Onlar ümmetçidir. O pir seviyesinde olanlar. Ama onlar dahi kendince, kendi cemaatinden, velilerin, mürşidi kamillerinin yetişmesini ister. Bu, hani hadis-i şerif var ya, bir kimsenin kendi kavmini sevmesi, kendi kavmini sevmesi, fıtrattandır. Bir kimsenin kendi cemaatini, kendi tarikatını sevmesi fıtridir. Kendi arkadaşlarını sevmesi fıtridir. Yol yürümüşler, çile çekmişler, itilmişler, kakılmışlar, basılmışlar, bu varlığı olmuş, yokluğu olmuş, lafı olmuş, dedikodus olmuş, küfü olmuş, her şey olmuş. O neden bir başkasını tercih etsin ki? Onun da hakkıdır o. O da der ki, Ya Resulallah, bizim de böyle bir kardeşimiz var. Himmet buyurun.
Denir bu. Bu denir. Bir şey verileceğinde gözü arar o topluluğun içerisinde. Bizim kardeşler nerede der? Arar. Fıtrat bu. Maneviyatta da bu fıtrat tecelli ediyor. Ediyor. Ediyor. gözünü alamıyorsun. Yani dağınıkları görüyorsun. Acaba bizimkiler nerede diyorsun? Dağınıklar mı acaba? Korku geliyor insanın içine. Fıtrat bu. O onca dağınıklığın içerisinden bir bakıyorsun, düzgün gidiyor. Harika. Kendi kendine mutlu oluyorsun. Hamd ediyorsun Allah'a. Ya Rabbi diyorsun, hamdü sena olsun. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretinin önünde utanmadık ya.
Bunun mutluluğunu hiç kimse bilemez. Bunun mutluluğunu hiç kimse bilemez. Hiç kimse. Onun yanında utanmanın da ızdırabını hiç kimse bilemez. Hiç kimse bilemez. Hiç kimse. Bu o kadar böyle mahrem bir noktadadır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o pir seviyesindeki zatlar bütün bu noktada ehli maneviyatın üzerinde ruhaniyetleri tecelli eder. Dervişler şöyle düşünürler. Kendilerince. Mesela işte diyelim ki bir şeyhe intisap ettiler. Böyle yapar kendikini. Acaba bizim şeyh Mürşid-i Kamil mi değil mi?
Bir iki kişi de gelir ona laf söyler. Hani meşhurdur ya kıssa. Hani derviş gitmiş bir köye bir şeyhe intisap etmiş. Gidiyormuş dönmüş geriye. Geriye dönüp giderken orada suyun başında durmuş. Bir abdest alayım şurada demiş. Bir namaz kılayım. Allah'a hamd edeyim. Bir atlı gelmiş. Ey yabancı demiş. Hayırdır ne işin var burada? Demiş böyle böyle ben geldim filanca şeyhefendiye intisap ettim demiş. Kime demiş? Filancaya mı? Evet. Demiş. Başka intisap edecek kimse bulamadın mı? Demiş ya. Yani ona mı intisap ettin demiş intisap edecek. Dervişin kalbine bir şek şüphe düşmüş. Bunu söylemeyin kimseye. Bir yol tutturmuş kimse. Bırak. Karışma.
Ölçüyü sorarlarsa sana sor ölçüyü. Yol bozucu olma. Yol bozucu olma. Derviş tabi abdest almış tam böyle namaza duracak. Bir yılan gelmiş tak ısırmış parmağından. Parmak elinde koşmuş köye. Demiş ya beni yılan ısırdı. Demişler hangi nerede? Suyun başında. Ha demişler ya o şey mi boz yılan mı? Evet. Ha demişler ya onun efsunu şeyhefendi de. Parmak elinde koşmuş şeyhine. Demiş efendim beni yılan ısırdı. Efsunu sizdeymiş. Hangi yılan ısırdı? Suyun başındaki boz yılan. Bizim yılan o demiş. Derviş durmuş. Evladım bizim dervişler ısırmaz o demiş. Ne oldu da senin kalbin bozuldu?
Demiş efendim bir atlı geldi. Nedir ki demiş böyle böyle başka intisap edecek yer bulamadın mı? Demiş. Benim kalbim bozuldu demiş. Evladım demiş şimdi demiş iki şık var. Ya parmağının ucundan keseceğiz ya da kan zehirleyecek seni öleceksin. Demiş kesmesek ölüm var. bir de demiş yarın öbür gün sen demiş aynı hatayı bir daha yaparsın. Nasıl yani efendim? Demiş evladım senin bir parmağını keselim sen bir daha aynı hataya düşme. Kesip parmağının önüne gelsin kalbin demiş bir daha şeke şüphe düşmesin. Uzat bakayım parmağını uzatmış. Küt! İndirmiş aşağı parmağını. Dervişler veyahut da cahil insanlar birbirlerini nereye bağlasın? İşte x kimseye. Ya Allah Allah açıktan günahı kebari işlediğini gördün mü?
Yok. Açıktan o kimsenin günahı desteklediğini gördün mü? Yok. Açıktan onun bir fuhşına mı bir fahşiyatına mı şahitsin? Hayır. Ama bırak ya ona mı bağlandın? Adamın da kalbi bozuldu gitti. Ya kime bağlanırsa bağlansın. Arabiye göre der ya Arabi ota bağlansan yol alırsın diye. Bu meşhur laftı bize. Biz şeyh efendiye Allah rahmet eylesin intisap ettiğimizde eski dervişler gelirdi bize. Mustafa efendiden kalmadı dervişler. Gelirler. İşte biz rüya anlatıyoruz. Hal anlatıyoruz. rüyamızda gördük diyoruz. Onlar böyle şey çok baba çok biliyorlar. Ota bağlansa yol alır insan. Sen ne almadın yol? Sen ne almadın? Sen ne görmedin rüyanda?
Sen ot niyetine dahi görmemişsin şeyhini demek. O kimse o kadar ihlaslı ota bağlanmış yol almış. Sen sen ne yaptın? Bazen öyle olunca soruyorum ben. Kimsenin şeyhin bana şeyhini söyler. ses yok. Hiç rüyanda görmedin o zaman. Ses yok. Hiç halinde de gördün. Ses yok. Kaç yıllık derviştin? 15 yıllık. 15 yıl. Gidiver ayvazım gidiver geliver tingozum yapmışsın. Tövbe et. Şeyhinin kıymetini bilmemişsin sen. Tövbe et. Sen yolunun kıymetini bilmemişsin. İlan ediyorum buradan. Sahte şeyh yoktur.
Sahte derviş vardır. Sahte şeyh yoktur. dervişin sahtesi vardır. Dervişin sahtesi vardır. Bundan 5 yıl önce 10 yıl önce bir kimsenin şeyhlik yapması akla ziyandı. Akla ziyandı. Akla ziyandı. Akla ziyan. Akla ziyan. Adamın malına mülküne her şeyini haciz ediyor. El koyuyor. Bir müzayede açık artırmadan satıyor. Kim şeyhlik yapacak?
Karakol karakol dolaşıyorsun. Kim şeyhlik yapacak? Akla ziyan akla ziyan. Hala da tam anlamıyla bir kimse şeyhlik yapacak. Akla ziyan. Akla ziyan. Adam parasından geçecek. Zamanından geçecek. Eşinden geçecek. Çolundan çocuğundan geçecek. İşinden aşından eşinden geçecek. Akla ziyan. ha kenarda oturur da herkes minderin altına beş kuruş koyuyorsa hala. Bizim Orhan Hoca anlatıyor. Bir tane urgan tutar da herkesi tutturursan organla oturursan bir köşede hala. Hala. Hala hala.
Ben o zaman diyordum ki hadi bir tane gelsin şeyh efendiyle beraber dolaşacak bir kişi lazım. Önceden bir kişi. Şeyh efendiye hizmet edecek bir kişi lazım. Şeyhler toplanırdık biz. Derdim ki bir taneniz şeyh efendiyle beraber seyahat etsin. Bakıyorlardı bana. Bir muhabbet oldu. Ben dedim ki rabuta edelim. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kimi işaret ederse onu dedim imam seçelim. Hepsi bağırdı bana. Tebessüm ettim. Dört beş kişi kaldı böyle. Dedim efendim şurada dedim toplananların birisine rica ediyorum dedim. şeyh efendi hazretleriyle dedim.
Üç ay dolaşsınlar. Üç ay doksan gün baktı böyle vazgeçtim dedim. Kırk gün dolaşsınlar şeyh efendiyle beraber. Kırk gün bıraksın işini gücünü kırk gün onunla beraber dolaşsın. Böyle baktı bu işini. Dedim kemale erer insan. Dedim kırk gün dolaşsa kemale erer dedim. Nevşehir'den çıkıyoruz dedim. Kayseri'ye. Kayseri'de gündüz kadınlara gece erkeklere bazen yatıyoruz orada bazen yatmıyoruz. Yatarsak sabah namazını kılıyoruz saat dokuz buçuk onda yola çıkıyoruz. Nereye? Sivas'a. Sivas'ta gündüz kadınlara gece erkeklere ertesi gün yine gündüz kadınlara yine gece erkeklere bir daha ertesi gün üç gün duruyor Sivas'ta.
Gündüz kadınlara gece erkeklere dördüncü gün tokada geçiyoruz. Tokat da gündüz kadınlara gece erkeklere tokat bir günlük bazen olursa iki gün kalıyoruz. Yakın orada birkaç ilçe var iki gün orada kalıyoruz. Bir gün Kayseri üç gün Sivas dört etti. İki gün tokat duruyoruz etti altı oradan Ankara'ya geliyoruz. Ankara'da bir gün duruyoruz etti yedi oradan Bursa'ya geliyoruz. Bursa'da üç gün duruyoruz etti on Bursa'dan İzmir'e gidiyoruz. Ödemişte bir gün kalıyor on bir Bayındır'da bir gün kalıyor on iki bir gün normalde Tire'de kalmıyor yine Bayındır'da kalıyor Tire'de gündüz gece oluyor on üç İzmir'de iki gün kalıyor on beş oradan alıyorum ben onu Konya'ya götürüyorum. Konya'da en az üç gün kalıyor on sekiz bana diyor ki Mustafa Efendi Konya'ya gidince sen buradan dön evladım efendim ben sizi götürüm yeter Mustafa Efendi tamam ben buradan beni götürür Konyalılar veyahut da oğlanlara telefon açarım
gelirler beni alırlar buradan oğlanlara telefon açıyor üç gün orada kalınca oğlanlar gelip Konya'dan onu alıp Nevşehir'e götürüyor etti on sekiz gün bu yaklaşık her ay tecelli eden veya kırk günde tecelli eden seyahati ben on sekiz yılın yaklaşık on beş yılını böyle geçirdik biz onunla on sekiz yılın on beş yılını böyle geçirdik on iki yıl kontrgaranti on iki yıl on iki yıla iki iflas sığdırdım ben bir tane bir şeyh çıksın bakın bunu dolaşsın yapsın sahte diyelim biz ona şeyh efendiye de sahte diyorlardı icazeti yok
diyorlardı beni anladınız mı şimdi bakın ben de diyordum ki biriniz çıksın ya bir kişi çıksın bunu işecek olan bir kişi çıksın işte sahte şeyh yok muhakkak var bu sözüm kinaye ama ve lakin gerçekten şeyhlik yapıyorsa sahte bir adam onu kaldıramaz ona dayanamaz ona güç yetiremez yetiremez onu götüremez mümkün değil mümkün değil nefsi patlar bir yerde dayanamaz ben normal dervişler dayanamıyordu böyle işte efendi biz götürelim iyi götürün arkasından biz toparlıyorduk adam gitmiş ödemişe
efendiyi gezdiriyor ödemişlere demiş ki arabamın benzinini doldurun doldurmuşlar oradan gitmiş İzmir'e İzmir'de biraz arabanın arkasına eşya atmış Bursa'ya geldi adam efendi'yi gezdiriyor dört lastik arabasına taktık gitti efendi'yi gezdiriyor adam bir daha getirme bize dedim bir daha sen getirme bize ben gider alır gelirim kardeşim dedim sonradan bir araştırma ne yaptı bu adam benden dört lastik aldıysa dedim geçtiği yerlerden kim bilir neler aldı sonra ödemişte tuttum yakasını söyle dedim kimlerden ne aldın bir seyahatta
bir seyahatte bakın efendi'yi gezdiriyor adam kimin canı dayanacak ona dayanmaz dayanmaz kim harcayacak kim sağlığından geçecek kim çocuğundan geçecek kim malından geçecek kim eşinden geçecek var mı iki ayda bir kırk gün yirmi gün seyahate çıkacak olan çok basit bakın seyrisülük oturduğun yerden olmuyor köşede otur seyrisülük olmuyor öyle öyle yok Allah yolunda yola düşeceksin yola düşeceksin yola
evet işte o mürşidi kamiller bütün veliyullah'a evliyullah'a ruhan ne yaparlar tecelli ederler işte bir sufinin yetişmesi soru oradandı öyle değil mi oradan geldik lütfedilmesi bu noktada karşılıklıdır o sufi hizmet eder koşuşturur durur orada bekler sabırlıdır onu üstad görür o bekleyene o sabredene o mücadele edene bazen öyle sufi vardır ki kılını kımıldatmıyordur duruyordur orada o dahi büyük bir iştir hani fitne zamanında kargaşa zamanında bir yerde durmak büyük iştir ya bunun gibidir o yüzden bu muhakkak ki karşılıklı muhabbet
karşılıklı sevgiyle alakalıdır ama şunu unutmayın seven sevilir seven sevilir eğer bir kimse gerçekten maşukluk kokusu varsa o kimsede sevenini sever bu kaçınılmazdır hani birisi gelir bu çok önemli Hz. Ali Efendimiz de ya emir el müminim ben seni çok seviyorum der bakar o zat mübarek der ki yalan söylüyorsun neden sana karşı içimde hiç muhabbet yok çünkü der demek ki gerçekten sevilen gerçekten sevilir bu da büyük bir lütuftur Allah inşallah o lütfa cümlemizi mazhar eylesin Fıkıh tersinde şöyle bir soruyla karşılaştık
namaz esnasında okuduğumuz zam-ı surelerin sonradan okunan surenin öncesinde okunandan Kur'an-ı Kerim'de öne alınması uygun olmadığı ve bunu yapmanın sevgisi gerektiği söylendi bu noktada nasıl amel etmeliyiz evet doğru bu namazın içerisinde mekruhlardandır bir kimse Kur'an'ın okunuş sırasına göre ayeti kerimeleri okur birinci rekatta nası okuduysa ikinci işte birinci rekatta felakı okudu ikinci rekatta ihlası okumaz birinci rekatta ihlas ikinci rekatta nası okucak anladınız değil mi sıralaması bu bir son birinci işte
birinci rekatta rekatta nası okudu hemen bakaranın başından başlayacak ikinci rekatta Kur'an'ın sırasına tabi olacak bu noktada namazın içindeki mekruhlardan yalnızlık ve teklik arasındaki fark nedir yalnızlık hoş bir şey ama bu noktada bunun da bir ölçüsü var bunun da bir noktası var yalnızlık deyip de eşini çolunu çocuğunu arkadaşlarını terk etmek değil bu kimileri yalnızlığı böyle anlamışlar bu böyle değil biz bu noktada yalnızlıktan fazla garipliktir bu hani garip olmak insan yalnız değildir eşi var çoluğu var
çocuğu var annesi var babası var arkadaşları var hiç mi etrafında dost yok hiç mi sevdiği bir kimse yok hiç mi onu seven bir kimse yok eğer hiç sevdiği yoksa eyvah onun kalbi kararmış kalbi katılaşmış onu hiç seven yoksa o da kötü ahlaklı demek ki kötü ahlaklı ben doğru söylüyorum da o yüzden hiç kimse bana işte yakın durmuyor ne alakası var ya sende sen kötü ahlaklının tekisin doğruyu doğru bir dille anlatırsan hiç kimse senden uzaklaşmaz hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri doğru söylüyordu etrafında
hiç kimse yok muydu hazreti ebubekir efendimiz yanlış mı söylüyordu hazreti ömer osman ali aşere-i mübeşşere yanlış mı söylüyordu abdülkadir geylan ahmed rufay yanlış mı söylüyordu hazreti mevlana yanlış mı söylüyordu benim üstadım yanlış mı söylüyordu çorumlu hacı mustah efendi yanlış mı söylüyordu hacı ale efendi yanlış mı söylüyordu hacı bekir baba yanlış mı söylüyordu doğru söylemenin doğru yöntemleri var siz doğru yöntemler kullanırsanız sizin doğrunuzu kabul ederler siz doğru yöntemler kullanmıyorsanız sizin doğru
söylemenizin bir anlamı kalmayacaktır doğru şeyler doğru yöntemlerle insanların kalplerinde akıllarında yer bırakır doğru şeyler doğru yöntemlerle konuşulmaz söylenmezse o doğrular hiçbir yerde yer bulmaz hiçbir gönül onu kabul etmez ancak onu bir veli bir mürşidi kamil kabul eder herkes veli mürşidi kamil değil ki ee o doğru sözün doğru kullanma doğru strateji doğru tecelliyatı lazım eğer doğru strateji kullanmıyorsa kullanılmıyorsa senin söylediğin doğru boşa gitti yerini bulmadı yerini bulmadı öyle doğru söylenir
dokuz köyden kovarlarmış hayır doğru söylenir dokuz köyde baş tacı ederler doğruluk büyük bir hazinedir çünkü doğruluk insani bir noktadır insanın olması gereken bir şeydir doğruluk doğruluk bu noktada bir insanlık erdemliliğidir insanlar ne zaman doğruluklarını kaybederler dinlerini de kaybederler imanlarını da kaybederler ahlaklarını da kaybederler hayatlarını da kaybederler öyle doğru söyleyeni dokuz köyden kovmazlar sen doğruyu doğru şekilde anlatırsan dokuz köyde seni baş tacı eder başında dolaştırır erdemli bir kimse
hikmet ehli bir kimse bize doğruları anlatan bir kimse gelmiş deyip baş tacı ederler öyle bir şey yok ancak kötü ahlaklıların etrafında dost ve arkadaşları yoktur öyle bir kimse edebe mugayir hareketler edecek ondan sonra benim etrafımda hiç kimse kalmadı diyecek sen önce kendi edepsizliğine bak büyüğüne büyük gibi davran saygılı davran büyüğün hatalı olsa dahi büyüğün hatalı olsa dahi sen saygıda kusur etme ne dedi ad-i şerifte sallallahu aleyhi ve sellem büyüklerine saygılı küçüklerine sevgili davranmaktır dedi bizim yolumuz
neymiş bizim yolumuz büyüklerine saygılı davranmak senin büyüğün mü evet dergahta büyük bir gün önce ders alan dergahta bir gün önce büyüktür dergah abili denir buna o büyüktür eksiği vardır vardır noksanı vardır vardır yanlışı vardır vardır bizim büyüğümüzdür kardeşim bize haram bir şey söylerse yerine getirmeyiz ona saygısızlık yapmayız büyüğümüz bizim küçüklerine de sevgili davranmak sen de küçüklerine merhametli ve şefkatli davran o öğrenecek o yetişecek o yavaş yavaş büyüyecek onun eksiği olacak onun noksanı olacak
çocuk gibi evde çocuk kırıyor mu kırıyor döküyor mu döküyor yavaş yavaş böyle bu işler o zaman büyükler de ona ne yapacak sevgiyle şefkatle merhametle onu eğitmeye çalışacaklar bu ölçüde giderse hiç kimse yalnız kalmaz yalnız kalan kendine bakacak hani birisinin kadın gider bir adam ayrılır ben derim ki kendilerine baksınlar ya adam çok iyi olmuş olsa hangi kadın çok iyi adamı terk eder kadın çok iyi olmuş olsa hangi adam terk eder onu çok iyi bir kadın var bu tarih boyunca görülmemiş de örnek olarak söylüyorum evet
hangi adam terk eder onu çok iyi bir adam var peygamberler veliler mürşidi kamiller hariç tarih boyunca görülmüş mü en iyi adam Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ee o da dama çıkmış bunu unutmayın eşleri dünya ile alakalı böyle hariç şeyler söyleyince istekler olunca hiçbir şey dememiş mübarek dama çıkmış damda yaşamaya başlamış birinci gün ikinci gün Hz. Ömer Efendimiz gelmiş canhıraş Hz. Esma annemizi dövecek demiş dur karışma sen onlara Hz. Ebubekir Efendimiz gelmiş medine çalkalanıyor e kolay değil
Hz. Peygamber danda bunu da unutmayın erkekler böyle dövmek sövmek böyle yumruklamak yok hakaret etmek yok en fazla dama çıkarsınız damanız da yok saçınızı başınızı yollarsınız en fazla sakın balkona taşınayım demeyin havalar soğuk sakın ama sonuçta bu bu hayatın realitesi e öyle değilse madem çok iyi bir kadın neden adam terk etsin çok iyi bir erkek neden kadın terk etsin ya çok iyisin sen neden arkadaşların seni terk etsin iyisin de neden terk etti herkes seni neden terk etsin aa nefsine
bakacağım o bütün dervişler yanlışta o doğrudan o gitmiş Allah Allah yani orada beş bin kişi var kafası çalışmıyor onun kafası çalışıyor on bin kişi var rüyasında görüyor halinde görüyor koşturuyor yok o on bin kişinin içerisinde o doğru bu on bin kişi gör Allah Allah birine öyle demiştim ben ya dedim Şeyh Efendi'nin kaç dervişi vardır on bin vardır dedi ya ben aşağı indireyim dedim hadi yedi bin kişi olsun var mıdır yedi bin kişi dedim ben başladım sıralama Bursa'da şu kadar İstanbul'da bu kadar Sivas'ta bu kadar
Konya Kayseri Tokat ben dolaşıyorum ya her tarafı her tarafı biliyorum sıraladım ben yedi bin kişi var mıdır vardır yedi bin kişi dedim görmüyor sen mi görüyorsun yedi bin kişi ikişer gözden on dört bin göz on dört bin gözün görmediğini sen mi görüyorsun yedi bin aklının yedi bin akıllının ermiyor senin eriyor kaldı içinde o zaman içinde profesörü var doçenti var öğretim üyesi var müftüsü var hocası var alimi var imam hatip öğretmeni var öğretmenler var tüccarı var her şeyi var her kesimden var doktoru var her kesimden var
zırca elinden tut gerçekten öyle cahil hiçbir şey bilmeyenden tut evet onları da gördüm ben en eğitimlisine kadar var en böyle yeni başlamış dergah dervişinden tut baba dervişine kadar var hepsi var hal göreni var keramet gösteri keramet üzerinden tecelli edeni var hazreti peygamber efendimiz de konuşanı var dergahın içinde kabrin başına gidip konuşan var görüşen var var dergahın içerisinde Allah rahmet eylesin var Mustafa Efendi sen şu hal görenleri topla olun bu odaya geçin bakayım bu hallerinizi Mustafa Efendi'ye
anlatın bitti gittiğimiz yerden Mustafa Efendi oğlum sen şu hal görenlerin hallerini tevil et al buraya yan tarafa biz alıyoruz onları yan tarafa konuşuyoruz anlatın hallerinizi anlatıyorlar Mustafa Efendi oğlum esması değişecek olanların esmalarını değiştir emredersiniz efendim tamam bitti var anlatıyorlar bana ee bu yedi bin kişinin kafası çalışmıyor ama bu arkadaşın kafası çalışıyor bu yedi bin kişi bu sıraladıklarım kör aa bu ala Allah muhafaza eylesin yalnızlık diye bir şey yok kıymetli dostlar garipliği kabul ederim
buradaki yalnızlıktan kasıt gariplikse evet dini yaşayan insan garip olur gariptir o neden gariptir o çünkü buralı değildir Allah'a aşık olan insan gariptir neden gariptir o çünkü dünyalı değildir o ötelerden gelip ötelere gidendir aşıktır garip olan aşık o ulu dağın tepesinde açmış bir nergis çiçeği kadar nazlıdır gariptir o çölün ortasında açmış tomurcuk gül kadar gariptir gariptir gariptir o bataklığın içerisinde öten bülbül gibi gariptir gariptir o onun garipliğini ortadan kaldıracak hiçbir şeyde yoktur hiçbir şey
o beş bin kişinin içerisinde de dursa gariptir o yirmi bin kişinin içerisinde dursa da gariptir din garip geldi garip yaşanacak garip bitecek din değildir bu ya dindarlardır gerçek aşık olanlardır Allah'a aşık olanlar garip gelirler bu dünyaya garip yaşarlar garip ölürler garipliğin iki tarafı vardır bir gariplik demek insanların onu anlamaktan uzak olması demek bir de gariplik vardır garip odur hayrettedir o hani garip bir hal oluştu orada derler ya o hayrettir garipliğin bir de o tarafı vardır o garip olanlar aynı zamanda da
hayrettedirler buna aklım erer ama yalnızlığa aklım ermez teklik farklı bir şeydir teklik manevidir teklik manevi olmakla beraber o kimse kendisini teklik makamına atmaz bir kimse sadece ve sadece Allah'ı sever bunun yolu bellidir kul farzları yerine getirmekle Allah'a en sevimli gelen işi yapar nafilelerle Allah'a yaklaşır ve Allah'ı sever tekniğe giden yolun başlangıcı budur kul farzları yerine getirmekle Allah'a en sevgili işi yapar farzları yerine getirmek kardeşler
beş vakit namaz kılıp oruç tutup örtünmek değildir sadece günah keballerden kaçmak da farzdır günahlardan arınmak da farzdır bile bile günah işlememek da farzdır insan olmak farzdır insan olmak yani insan olmak derken kastım ahlaken ahlaken bizi hayvanlar aleminden ayıran şey bizim ahlakımızdır bizi çok affedersiniz Hz. Mevlana'nın deyimiyle eşeklikten ayıran şey ahlakımızdır kul farzları yerine getirmekle Allah'a en sevgili işi yapar nafilelerle Allah'a yaklaşır nafilelerle Allah'a yaklaşmanın
temeli hiçbir şeye zarar vermemektir ne insana ne hayvana ne ota ne böceğe ne çöpe ne taşa ne toprağa ne eşine ne çocuklara ne eşyaya ne elektronik eşyaya telefonun dahil ayakkabın dahil hiçbir şeye zarar vermemek sufiler hiçbir şeye zarar vermezler taşa tekme atamazsın sen sen o yeşil dalı kıramazsın bir bilgin var mı yok elleme gelsin bahçıvan budasın bahçıvanın budadığı haktır bahçıvan gelir budar sen bilmediğinden bakarsın ya bu adam yeşili kesiyor dersin o daha iyisi olsun diye keser onu bu haktır sana hak değil kardeş
sen var mı bahçıvanın senin yok dokunma sen kırma gelir ehli onun kesilecek yerini keser aralanacak yerini aralar gübre dökülecek döker sana ne bakışına sen ben şimdi hocamı görüyorum orada kırıkçı çıkıkçı işte komple ne diyorlar ortopedik uzmanı meşhur hocamı meşhur etmeyelim şimdi de gidip mahalle arasında birisinin kırıkçıkık bakmasına benziyor bu ya sana ne bu işin uzmanı var bırak kıracaksa o kıracak o sağlam kaynamayan kolu bir daha kırıyorlar o kırıyor bak bir başkası onu kırsa suç bir başkası onu kırsa adamın kafasını
kırarlar ehli kırınca şifa oluyor ehli aralarsa keserse şifa olur ehli gübre atarsa şifa olur ehli çapalarsa şifa olur şifa olur sen kendi kendine karışma kendi kendine sen bahçıvanlığı soyunma herkes bahçıvan bizde herkes doktor ne hapı kullanıyorsun şunu kullanayım o hapı bırak sen Allah Allah ne yapayım sana ben ottan çöpten bir şey karıştırayım vereyim bir de bu var yeni çıktı ya şimdi o otçular çöpçüler bir tane de sakallı adam oturtuyorlarmış oraya İstanbul'da bizim Hacı Ahmet'in babası Hacı İhsan anlattı dedi ki
hocam sen tam o otçular çöpçülere uygunsun dedim nasıl dediler ki o otçuların çöpçülerin başına bir tane de beyaz sakallı birisi oturuyor kafasında takke İstanbul'da öyleymiş işte birisi geldi boğazlarımı arıyor ona dönüyormuş biraz ballı zencefili karıştırmamız lazım değil mi uygundur diyormuş o hemen bal zencefil karıştırıyorlar ver yüz lira dedim İhsan abi dedim benim sakal işe yarayacak yani dedim ben günlük bayağı dedim oradan dedim çorbamız olacak sen dedi tam onluksun hocam dedi Allah razı olsun senden dedim
eksik olmayasın inşallah bunun gibi bak bahçıvan keserse şifa olur doktor kırarsa şifa olur şifa olur sen kırma sen kesme budama kimseye zarar verme sen kimseye zarar verme sakın bu nafilenin en alası kimseye zarar verme müslümanlar senin dilinden elinden gözünden emin olsunlar mümin elinden dilinden gözünden emin olunan kimse diğer müslümanlar senin dilinden emin olsun nafileyle yaklaşır çalışmak herkese faydalı olmaya çalışmak Allah yolunda koşmak Allah yolunda fisebilillah hizmet etmek kim Allah yolunda bir deve
sağımı kadar yani on dakika Allah yolunda hizmet ederse bir deve sağımı kadar kenarda diyor evinde oturup yetmiş yıl nafile ibadet etmekten evladır müslümanlar kardeşler sufiler dikkat edin hadisi şerif kim Allah yolunda bir deve sağımı kadar hizmet ederse yetmiş yıl evinde nafile ibadet işlemekten evladır sufilik evlere kapınıp sufiler sufilik medreseye mescide tekkeye kapanıp zikretmek değildir bizim tasavvuf ve sufi anlayışımız bu değildir Allah yolunda hizmet edin birisine tebliğ edin birisinin karnını doyurun
birisinin sırtına bir gönlek alın Allah yolunda Allah için birisine doğruyu tebliğ edin Allah için doğru bir şekilde birisi bir hizmet yapıyor destek olun Allah için Allah yolunda hizmet etmek öyle sadece işin gösteriş boyalı tarafıyla değil bu iş onu mezardan dedemi kaldırsam otur burada sabaha kadar zikret desem eder o zaten yok sabaha kadar yol git bir yol yürü ardından ne Allah'ı sevmek Allah'ı sev Allah'ı sevmek ölçüsü belli ey Habibim de ki müthiş ayeti kerime ola ben Allah'ı seviyorum deyip tecartınmak yok tecelliyatı
belli ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun Allah'ı sevmenin tecelliyatı Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin getirdiklerine tabi olmak ona uymak harfiyen Şeyh Efendi onun sözünü sana naklederse uyacaksın tabiyet Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve selleme Allah'ı sevmenin ölçüsü bu tecelliyatı bu kendi kafandan din üretme kendi kafandan yol üretme kendi kafandan sufilik üretme kendi kafandan böyle kendine pembe hayaller kurup kendine bir böyle egzotik bir dünya kurup
öyle sufilik yok öyle sufilik yok yok öyle bir şey kardeş bize anlatacak olduğun şey Muhammed Mustafa'nın dilinden olsun bize onu anlat bize anlatacak olduğun Kur'an ve sünnete uygun olsun bize onu anlat o zaman Allah'ı sevmenin tecelliyatı Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine uymak onun açtığı yoldan yürümek devam ediyor Allah da onu sever işte tekliğe giden yol Allah onun gören gözü duyan kulağı tutan eli yüreğin ayağıdır onunla görür işte teklik bu onunla söyler işte teklik bu
onunla duyar işte teklik bu onunla tutar işte teklik bu onunla yürür işte teklik bu o zaman ayeti kerime tecelli eder sen atmadın ben attım o zaman ayeti kerime tecelli eder sen öldürmedin ben öldürdüm o zaman hakikat tecelli eder gerçekte doktor kırmamıştır artık o kırmıştır gerçekte bu dayan bahçıvan değildir odur artık bahçıvan bahçıvanın üzerinden tecelli etmiştir doktorun üzerinden tecelli etmiştir üstadın üzerinden tecelli etmiştir Hz. Muhammed Mustafa'nın üzerinden tecelli etmiştir işte tekliğe o zaman ulaşılır
bu hal tekliktir ve bir önceki soruya atıfta bulunayım bu hal aynı zamanda lütuftur bu hal lütfü ermektir bu hal o inam edilen ihsan edilen o peygamberler o veliler var ya evet bizi onlardan eyle halidir bu da ancak onun lütfüyle mümkündür Allah'tan lütuf ikram isteyenlerden olalım o halde duralım inşallah kaçıncı beyt yolda haset gelir çatar gırtlağına yapışırsa bil ki bu hasette
şeytanın azgınlığı var haset şu bunu geçen derste az bir şey anlatmıştık ama böyle hatırlama babından biraz arkadan alayım dedim haset şu bunda olur bende neden olmaz haset şu ben varken neden o oldu ki haset şu hani Ebu Cehil öyle diyordu ya ben burada hikmetin babasıyken peygamberlik neden bana gelmez diye yetime gider haset bu haset şu vay ya bu adam da böyle işte zengin olmuş bende neden yok ki batsın bu adam ya böyle paralı pullu kendisinden başka bir şeyin olmasını istemez haset ehli haset her şey kendisinde
toplansın başkasında olmasını istemiyor işte diyor böyle haset sana gelir çatarsa bu şeytanın azgınlığı senin üzerinde tecelli etti hani ilk haset eden şeytandır Cenab-ı Hak Adem'den razı olacağım ona secde edin deyince şeytan haset etti dedi ki ben ondan daha kıymetliyim kendini daha bir başkasından kıymetli görüyorsan haset ehlisin kendini alimlerle velilerle mürşitlerle peygamberlerle eş değerde tutmak hasetliktir bu adam mı şeyhlik yapacak ya sen yap öyle dedi birisi bana şeyh efendiyi görmüş bu mu senin şeyhin dedi
evet dedim ben ya bu mu şeyhlik yapacak bana dedi iyi abi sen yap dedim ben nasıl yani bas be sen şeyhim ol dedim sen yap ben sana tabi olayım Allah ne var bunda nasıl yani bas be abi dedim ya Allah Allah sen şeyhlik yap sana tabi olayım şimdi ben şeyh değilim ki e nereden biliyorsun onun şeyh olmadığını o zaman dedim şimdi hocama bir tane ortopedistim diye gelse bir kimse sahte diplomasıyla çok basit hocam diyecek ki geç bakayım şu kırığı yap ee eli ayağı dolaştı adamın kırığını düzeltemedi hocam sırtına vuracak sepeti koluna
herkes yoluna sen ortopedistis değilsin diyecek ya yürü git bak işine çok basit çok basit hasis haset ehli olan böyle yapar birisinin olduğunu istemez birisinin olmasını istemez haset o hiçbir şey olmamalı onda ya her şey onda olmalı sen de ona muhtaç olmalısın Allah muhafaza eylesin çünkü o haset yüzünden Ahmet'i ayıplı kusurlu görüp utanır haset yüzünden kutlulukla savaşa girişir o haset yüzünden Hz. Peygamber de ayıp görür İslam oğlunun gördüğü gibi haset Allah muhafaza eylesin bir başkasını ayıplı kusurlu görmek
hasetliğinden dolayı Allah muhafaza eylesin yolda bundan daha sarp bir geçit yoktur ne mutlu o kişiye ki yoldaşı haset değildir gerçekten sufilerin içerisinde hasetlik kadar zor bir şey yoktur şimdi işte başa açık bir bayan hal anlatır peygamber efendimizi gördüğümden herkes döner o nasıl görür Allah Allah senin elinde mi kardeşim Allah göstermiş Allah sen sen kapat görüntüsünü görmesin Hz. Peygamber efendimizi herkes görsün isteriz o göremez o göremez aaa neden onun gözünde o ayıplı kusurlu çünkü veya birisi bir rüya anlatır
o göremez bunu Allah Allah neden o çünkü onun gözünde ayıplı kusurlu onun gözünde öyle o bu yolda büyük bir fitnedir bir kimsenin kalbi için fırtına koparır adamın kalbinde çürütür adamın kalbini tarumar eder ortalığı bu sufilikten sufinin bataklığı olur sana ne kardeş sen haset etme Allah vermiş Allah verdiğinden sorumlu değil sana ne istediğini gösterir yok ya o yalan söylüyor o öyle hal görmemiştir sana ne kardeş o hal görürken gördün mü sen onun halini rabıta ettin bu ilim verildi mi sana rabıta ettiğinde sen de
onun gördüğü hali görüyorsan rabıta ettiğinde sana peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri söylüyorsa veyahut da şey efendi pir efendi söylüyorsa eyvallah eyvallah sen sadece rabıta edersin hatta o böyle bir hali görmüş mü görmemiş mi görmediğini görürsen herhalde ben göremedim dersin haset yok görmüştür gördüm de inan ne var bunda veya inanma ne konuşuyorsun yok veya birisi orada ders yaptırıyor bu mu ders yaptırıyor cahil adam ya sana ne bırak şey efendi onu oraya atamış tabi ol sana hasistlik ben bir ders
yaptırsam orada nasıl ders yaptırırım bunları duyduk hep biz hasisten mi kardeş kimi tayin ettilerse o dersi yaptıracak otur dersini yap bu yolda o kimsenin kendisini bataklığa atmasıdır hasistlik yok haset etmek yok Allah kanidir herkese versin Cenab-ı Hak dua edin bütün kardeşlerinize bakın sizi hiç sevmeyene dair dua etmedikçe kemal eremezsiniz birisi sizi hiç sevmiyor biliyorsunuz ona dua etsin ya Rabbi onun cennetine koy onun cemalullahını göster onu sen kendi dostun yap yap o zaten Allah'a dost olursa sana düşmanlığı
kalmaz o hakikate ererse sana düşmanlığı kalmaz o doğruyu görürse sana düşmanlığı kalmaz sen dua et Cenab-ı Hak ona feraset versin basiret versin kalp gözünü açsın Cenab-ı Hak 'nın rüyasında ilham etsin Cenab-ı Hak düşmanlarımıza dahi bizi sevmeyenlerin kalplerine ilham etsin onların rüyalarında irşad etsin onlara hal noktasında kalplerine hal akıtsın Cenab-ı Hak lütfundan ikram etsin onlara ihsan etsin onlar yücelerde dursunlar bizler de onlara hizmetçi etsin bitti onlar yüce olsun onlar kutlu olsun onlar mürşidi
kamil olsun onlar çok iyi derviş olsunlar çok iyi veli olsunlar biz de gidelim onlara bir yürüt olalım gidelim hizmet edelim yollarına koşturalım onlar bize emretsinler biz yerine getirelim vallahi de billahi de tillahi de yemin ediyorum yemin el ile yeminle söylüyorum koşalım biz hizmet edelim bize desinler ki şuraya gidin anlatın biz gidelim anlatalım desinler ki şöyle yapın yapalım var gücümüzde yapalım var gücümüzde yapalım Cenab-ı Hakk hepsini de birer mürşidi kamil haline getirsin yeminle söylüyorum bunu biz onların
hizmetçisi olalım hasetlik yok olsun zarar etmez şu memleket mürşidi kamillerle de olsun şu memleket velilerle de olsun evliyalarla da olsun Kur'an ve sünneti sımsıkı yaşayan insanlarla da olsun mutluluk duyarız derdimiz bu derdim bu 28 yıldır derdim bu 28 yıldır benim yaşadığım o uçuk hayatı hiç kimse yaşamasın herkes Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışsın herkes Kur'an ve sünnette dursun yaşasın koşsun Allah yolunda Allah için fisebillah hizmet etsin Allah yoluna biz onların hizmetçisi olalım hizmet gidelim kapıların önlerini
biz süpürelim kapıların önlerini biz süpürelim diyelim ki ya ne büyük kapıymış biz süpürelim kapıların önlerini Allah cümleyi iyi etsin inşallah şu beden bil ki haset evidir ev halkı soysop haset yüzünden kirlenir pis bir hale gelir bu beden neymiş haset evimiş ev sahibi ne yaparmış soysop yüzünden kirlenirmiş sen soyunla sopundan övünme sen sülalenle gerinme sen filancaların oğluyum ben deme bana olması lazım ben filancaların soyundan gelmeyeyim deme ben seyit sülalesindenim bana şeyhlik gelmesi lazım deme soy sop yüzünden
kendini perişan etme benim dedemin dedemin dedesi şeyh ama deme sana bir faydası yok sen nesin biz şeyh sülalesiyiz asıl bizim şeyh olmamız lazım deme ya benim babam şeyhti asıl benim şeyh olmam lazım deme soy sop yüzünden kirletme kendini hasede düşme ya biz bursanın en zenginiydik bunlar nereden çıktı böyle bunlar nereden geldi böyle bunlar mı zengin olması lazımdı ben kabul etmiyorum bunları deme bırak Allah vermiş ya Allah Allah demek sen profesör oldun ha o oldu haydinin simüklisi profesör oldu demek ha olur sen olacaktın
ya neden o filanca sülalenin çocuğu benim yanımda oldu da bu o yüzden örnekleme demek sen profesör oldun ha o da tevazı ehli ha işte olduk filan böyle genç tamam vay vay böyle açıkça bu kadar edepsizlik olur mu dünün sömüklüsü ha Allah ben utandım yerin dibine girdim benim utandığımı anladı böyle yaptı hocam üzme kendini dedi neden dedim ben onlar dedi bizim mahallede oldu mu olası çekmezler çekemezler dedi neden dedim onlar böyle halleri vakitleri yerinde dedi biz fukara garibanız dedi biz de hepimiz Cenab-ı Hak nasip etti
okuduk dedi benim bir abim filan yerde fişmanca benim bir kardeşim filan yerde fişmanca benim kız kardeşim filan yerde fişmanca e biz de burada işte Cenab-ı Hak hanım da olsun profesörüz dedi yani böyledir Allah muhafaza öylesi yok hayır Allah yaptıklarından sorunlu değildir Allah ganidir istediğine istediği noktada zenginliğini bahşeder çalışmak bunun sebebidir veren Allah'tır çalışmak neymiş sebebi biz o sebebe tevessüle biz sımsıkı sarılalım çalışalım verip vermeyeceğim ona ait Allah bizi yesin inşallah beden haset evidir
ama Allah o bedeni iyice arıtmıştır Allah onu arıtır neyle Kur'an sünnetle neyle imanla neyle takvayla neyle Allah'a tabi olmakla Allah bizi onlardan eylesin inşallah buradan devam edeceğiz inşallah önümüzdeki hafta hakkınızı helal edin bizden yana da helal olsun yarın inşallah Çanakkale programı pardon Gelibolu Gelibolu'da Trakya kulak burun boğaz dernekleri komple bir bilgilendirme toplantısı yapacaklar orada kulak burun boğazla bu konuda uzmanlaşmış olan profesörler orada tekke de saat dörtte inşallah böyle bir
hem sempozyum gibi hem böyle ondan sonra milletin sorularına cevap verme dertlerine derman olma gibi bir etkinlik olacak işi müsait olanlar bay bayan olarak mesela işte vardır ya pazar günleri insanlar şimdi görüyorum ne o kahvaltılara gidiyorlar yemeklere gidiyorlar hani pazarlara öyle bir şeylik yapıyorlar ne o etkinlik düzenliyorlar ailecek bu etkinliğinizi Gelibolu'ya taşıyabilirsiniz Allah'a emanet olun El Fatiha Selam Allah'a emanet olun
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.