Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 21 Ocak 2012

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 22 Ocak 2012 · 51:19

İnşallah. Gün dört yüz, üç gün dört yüz elli. Halkın savaşı da çocukların savaşına müezzet. Tamamıyla özsüzdür, temelsizdir. Hepsi de tahta kılıçla savaşır. Hepsinin de gayreti faydasız şehridir.
Halktan kastı burada avam, avamın hayatını sürtüyor. Hepsi de bu bizim bırakımızdır. Düldül yürüştü tayımız diye bir kamışa binmiştir. Herkes kendi kendisini, kendini bir şey zarf eder. Bu bırakımızdır der, bir kamışın üzerine biner. Kamış ne biliyor musunuz? Bizim İzmir Bayındır'da böyle tarla kenarlarında, sulak yerlerde, saz gibi yaparlar bunu böyle veya biz onu kargı da deriz.
Ona bazı yerlerde kamış diyorlar. Onun üzerine biner, o kimse kendi kendisine bu benim düldülüm der, tayım der. Oysa kargının üzerine binmiştir. Sırtlarında yük var. Bilgisizliklerinden kendilerini yüksek görmedeler de ata binmişiz, yol alıyoruz sanmalar. O kadar cahiller ki, cehaletlerinden dolayı bilgisizliklerini de bilmiyorlar.
Ve diyorlar ki, kendi kendilerine, biz ata bindik, yol alıyoruz. Dur helal. Allah adlıları bir gün ak sürerek dokuz kat göğü de arşınlar da gör. Demek ki gerçek Allah dostları bir günde dokuz katlı göğü arşınlıyorlar. Ruh da ona yücelir, melek de. Ruhun yücelmesinden gökyüzü titrer. Ruh da yücelir, melek de ayeti kerime. Ruh da melek de nereyi yüceliyormuş? Ona.
Ruhun yücelmesinden gökyüzü titrer. Öbürleri ise çocuklar gibi eteklerine binerler. Hepsi de ata binmiş gibi eteklerini çembelerler. İşin hakikatine varmayan insanlar, hakikatten uzak insanlar, boş gaflete, delalete dalmış insanlar, kendi kendilerine tasavvufta yürüyoruz zannederler. Allah'ı tanımaktan uzak insanlar, kendi kendilerine yol gittiklerini zannederler.
Ama onlar ne yazık ki yol gidemezler. Onlar kendi kendilerine gafletlerinden, kendi kendilerine bir şey yaptıklarını zannederler. Başka Hz. Mevlana yine mesnevisinde der ki, bu biraz ağır tabir ama, sinek saman çöpünün üzerine binmiş, saman çöpü de sidiğin üzerinde, o sinek diyor kendini ummanla zanneder.
Sen de bunlara benzersin diyor. Sen bir saman çöpünün üzerine çıkar, sidiğin üzerinde yüzerken, kendini ummanla zannedersin. Allah muhafaza etmesin. Burada tarikattan, hakikatten, şeriattan, peygamberden, Allah'tan, kitaptan haberi olmayan insanları anlatıyor. Allah'tan gerçekten de zam gerçeğe karşı faydasızdır. Ayeti gelmiştir de, zan bineği göklere nereden ağacak? Hani siz suizanın fazlasından kaçındınız dedi ya, ayeti kerime. Bu ayeti kerime geldi de diyor, zan kötülendi. Zan kötülenmemiş olsaydı, zana bir değer verilmiş olsaydı, o diyor göklere çıkardı. Ama zan kötülenince, o göğe nereye çıkacak diyor. O zaman bir kimse zanla hareket etmeyecek, gafletle davranmayacak.
Zanla ve gafletle olan davranışlarını hakikat zannetmeyecek. Hakikat ayrı bir alan, hakikat ayrı bir perde. O zaman zanla kapılırsa, o zan seni helaka götürebilir. Sen kendi kendine Allah'la konuşuyorum zannedersin. Sen kendi kendini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle konuşuyor, zannedersin. Sen kendi kendini meleklerle konuştuğunu zannedersin.
Sen kendi kendini Allah'ın hitabı geldi bana zannedersin. Sen kendi kendini Mehdi zannedersin. Sen kendi kendini Nebi zannedersin. Sen kendi kendini Resul zannedersin. Sen kendi kendini Mürşid-i Kamil zannedersin. Sen kendi kendini oldun bir derviş zannedersin. Sen kendi kendini Evliya'dan zannedersin. Sen kendi kendini kıymetli zannedersin. Bunların hepsi de kuru bir zan. Ya sen kulluğuna bak. Sen bir hakiki Allah dostu burada, git onun eline yapış. Sen şeriat-ı Ahmediye'ye uymaya bak. Sen şatahat ve şatafata düşme. Kendi kendine ben Nebiyim, ben Resulüm, ben Nehdiyim, ben Alimim, ben Kamilim. Benden daha büyüğü yok deme.
Bu zandan başka bir şey değil. Bu seni helaka götürecek. Allah muhafaza eylesin. İki zan olunca hangisi üstünse ona uydur. Fakat güneş doğunca güneşin varlığında inada kalkışılmaz ya. Olur ki kalbinde senin iki tane zan olabilir. Olur ki senin kalbinde iki zan oluşmuş olabilir. Bu iki zannın kuvvetlisine yapış. Ama ikisi de zan, gerçek değil. İkisi de zansa gerçek değilse sen gerçeği bul. Gerçek ne? Hakikat güneşi. Hakikat güneşi bir kimsenin kalbine doğarsa o yanılmaz. Hakikat güneşi bir kimsenin gönlüne tecelli ederse o yanılmaz. Hakikat güneşi bir kimsenin diline tecelli ederse o dil yanılmaz.
Hakikat güneşi bir kimsenin gözüne tecelli ederse o göz yanılmaz. Hakikat güneşi bir kimsenin eline tecelli ederse o el yanılmaz. Hakikat güneşi bir kimsenin ayağına tecelli ederse o ayak yanılmaz. Çünkü Cenab-ı Hak dedi ki ben kulumun gören gözüyüm. Cenab-ı Hak dedi ki ben o kulumun tutan eli, yürüyen ayağım, söyleyen diliyim. Kim? Kim farzları yerine getirirse Allah'a en sevimli işi yapar. Nafilelerle Allah'a yaklaşır. Allah'ı sever, Allah da onu sever. Allah onu severse onun söyleyen dili, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olur. Hadisi kutsu devam ediyor. O benimle görür, benimle söyler, benimle tutar, benimle yürür.
O zaman hakikat güneşi kalbine doğuncaya kadar koş. Hakikat güneşi kalbine doğuncaya kadar zandasın, inanma. Hakikat güneşi gözünde parlayıncaya kadar yürü. Yolun daha çok var. Hakikat güneşi eline tecelli edinceye kadar yürü. Yolun daha çok var. Ne yaptı Rabiat-ı Ladevi Hazretleri? Bir hırsız geldi içeri. Hırsız gelince parmağını uzattı, parmağından ışık saçıldı, nur saçıldı. Dedi ki, aradığın şuradadır. Almak istediğini oradan al. Hırsız'a. Biz hırsızın kafasını, kellesini koparmaya çalışırız. Ne kadar teslim Allah'a. Ne kadar teslim olmuş. Aradığın şurada diyor, yiyeceğin ekmek var orada.
Hırsız, utancından, haşletinden, tiril tiril titriyor. Tövbe ediyor. Tövbe edip, o yoldan geri dönüyor. Hırsızın en şanslısı. Bundan daha şanslı bir hırsız yok. Hırsız, hırsız diye gitmemiş. Ya, hidayete doğru koşmuş. Hidayete koşmuş. Bazen şerre diye koşarsın da, hayırı bulursun. Bazen hayır diye koşarsın da, şerri bulursun. Allah'a mahafaza eylesin. Niyet, niyetin güzel olsun. İçin temiz olsun. Kalbin sağlam olsun. Bak, Rabiyat-ı Ladeviye Hazretleri'nin, elinde hakikat güneşi olmuş. Hırsıza ekmeğin yerini gösterirken, hırsıza tasın tarağın yerini gösterirken, Rabiyat-ı Ladeviye'de zannetmeyin, sizin bizim evleriniz gibi.
Ben sizi karıştırmayayım da, kendi nefsimi koyayım. Bizim evler gibi değil, Rabiyat-ı Ladeviye'nin evi. Bizim evler saray yavrusu şimdi. Saray yavrusu. Bugünün Müslümanları, evlerindeki eşyaların hesabını vermekten uzak. Üzerimizdeki kıyafetlerin hesabını vermekten uzakız. Eğer evlerinizde fakir fukara gelip yemek yemiyorsa, evlerinizde anneniz, babanız, amcalarınız, dayılarınız gelip yemek yiyemiyorsa, kalamıyorsa, evlerinizde kayınvalideniz, kayınbederleriniz kalamıyorsa, evlerinizde Allah'ı zikredenler gelip oturamıyorsa,
evlerinizde Allah diyenler gelip oturmuyorsa, yemin ediyorum hem Allah'a da hem Allah'a da Allah'a onun hesabını vereceksiniz. Allah'a onun hesabını vereceksiniz. Arabalarınız Allah yolunda çalışmıyorsa, evleriniz Allah yolunda çalışmıyorsa, kazandığınız paradan Allah yoluna bir şey harcamıyorsanız, bedenleriniz Allah yolunda Allah'a koşmuyorsa, nefesleriniz Allah'a koşmuyorsa, yeminle söylüyorum Allah'a onun hesabını vereceksiniz.
Hesabını vereceksiniz onun. O koltuğun hesabından kurtulmak istiyorsan, büyüklerin gelsin o koltukta belensinler tabiri caizse. Annen, baban, kayınvaliden, kayınbederin, amcaların, dayıların, misafirlerin, yoksul olanlar, yolcular, dervişler, sufiler, Allah diyenler, kimsesinler, garipler, gurebalar, o evlerinizde otursun. Eğer onlar evlerinizde oturmazsa, evleriniz birer filavun evi, nemrut evi. Başka bir şey değil. Allah size malı kendi yolunda hizmet etsin diye verdi. Allah size arabayı, katı, yatı, Allah yolunda hizmet etsin diye verdi. Eğer onu kendi nefsinize kullanıyorsanız, Allah muhafaza eylesin.
Şeytanın yolundasınız. İslam, zenginliğe karşı bir din değil. İslam, mala mülke karşı bir din değil. Onu Allah yolunda kullanacak o kimse. Onu Allah yolunda kullanacak. Şimdi koltuklarımız var, evinde üstüne misafir oturmayan. Alınmış, orada duruyor. Hatala, kazayla birisi oturursa yandı, ha yandı. Ama kıssaları iyi dinliyor. Ne kıssa, hani İbrahim Ethem'in bir hizmetçisi varmış ya, İbrahim Ethem'in hizmetçisi, İpek'ten yorganları, yatakları düzeltirken, ya şurada bir yatayım ya demiş. Yatınca hemen gelmiş İbrahim Ethem. Bu ne küstahlık demiş.
Kırbaç değil şunu. Hemen tutmuşlar, dönmüş İbrahim Ethem'e hizmetçi. Demiş sultanım, ben iki dakika, bir dakika bir yattım demiş. Uzandım üzerinden. Şimdi on kırbaç yiyor. Üzüldüm demiş senin adına. Sen kaç kırbaç yiyeceksin ki demiş. Sen kaç kırbaç yiyeceksin ki. Bizim kaç kırbaç yiyeceğimiz belli değil. Evliya menkıbelerinden anlatırlar. Evliya menkıbelerinden. İnanmayın yine. Bir kısmı inanmıyor ya. Evliya menkıbesi diyor. Menkıbe. Bu tip menkıbeler genelde avarif-i muhariften geçer. Dört cilttir.
Evliyaların hayatını anlatır. Yaşadıklarını anlatır. Başlarından geçen önemli olayları anlatır. Hani ayeti kerimede der ya. Sen geçmiş ümmetin, ümmetlerin hikayelerini anlat. Bu sufilerin içerisinde adab, edep olmuştur. Sufiler geçmiş üstadlarının başlarından geçenleri anlatırlar. Sufi adab edebilir. Geçmiş dermişlerin başlarından geçenleri anlatırlar. Ölçü olsun diye. Ölçü bir adama demişler ki, kadın çok korkuyormuş kabir azamından, kabir sorgusundan. Bu kara adama demişler ki, ya senin oraya demiş yan tarafına bir kabir de sana açalım. Korkuyordu bu kimse, senin paranı da veririm.
Sen de demiş ya, geç oradan hani ona bir yoldaş ol. Demiş, olur ya, bu var ya işin içinde. Kadını görmüşler, yan tarafı da adamı almışlar. Kabirin yanı başına bir kabir daha açmışlar. Adam yolda giderken, birinin şeyinden böyle terek derler ya, kaydırma derler. Değil mi Hacı Mehmet Bey'in orada? Oradan bir tane çubuk çekmiş, bir başkasının. Çubuklar oynuyor, ne gitmiş kabristana? Kabristana tam yan tarafa yatırmışlar. Evliya menkıbesi. İnanmayan inanmaz. Tabi kadını da gömmüşler, o da yan tarafa da geçmiş, oturmuş, yatmış o da. Aa, hesabı kitaba çekilmeyecek yazılır. Kadını çekecekler.
Melakeler gelmişler hesabı kitaba. Gelince demişler ki, ya tamam bu kadın zaten elimizde demişler. Ya bunu sorgularız. Şu yan tarafa da bir adamın birisi gelmiş, bu kim demişler ya, bir de onu sorgulayalım. Daha Rabbike Nebike demeden, bu elindeki ne demişler? E demiş bu, dur bir çabuk. E nereden aldın sen bunu? E ben bunu geçerken filancanın şeyinden aldım. Ne oldu? Terelden aldım. Kaydırmasından aldım. Senin miydi? Yok. Parasını verdin mi? Hayır. Helallaştın mı? Yok. Vur gözü kafasına. Güğün kafasına vuruyorlarmış. Bir daha soruyorlarmış. Şunu mu aldın? Yok. Güğün kafasına bir gözler. Bunu nereden aldın? Güğün pata, güğün pata, güğün pata. Feryat filan. Mezardan fırlamış gitmiş.
Hayır. Diyor mu? Bağırıyormuş. Ey aharet! Vallahi diyormuş şu, kuru çöpün hesabını veremedim. Halinizi siz düşünün. Kuru çöpün hesabını veremedim. Halinizi siz düşünün. Hakikata erişmeyince, bütün her şey zandan ibarettir. Ancak hakikata erişenler zandan kurtulurlar. Allah muhafaza eylesin. İşte hakikata erişen, rafiyat fil aderyenin parmağının dahi dili var. Hakikata erişmiştik. Hakikata erişmediği müddetçe, işin çok zor. Allah muhafaza eylesin. İşte o vakit bineklerinizi görürsünüz.
Anlarsınız ki ayaklarınızı binek edinmişsiniz. Hakikata eriştiğinde bakarsın ki, o zaman bineğini görürsün. Bineklerin ne olmuş? Ayağın olmuş. Vehminizi, düşüncenizi, duygunuzu, anlayışınızı çocukların bineği gibi bir kamış bilin. Vehminizi, düşüncenizi, duygunuzu, anlayışınızı çocukların bineği gibi bir kamış bilin.
Gönül ehlinin bilgileri kendilerini taşır. Beden ehlinin bilgileri ise kendilerine yük olmuştur. O zaman gönül ehli ol da bilgileri taşır. Allah bizi onlardan eylesin. Gönüle vuran bilgi, yani kalbe gelen ilham, kalbe gelen ses, doğru ses, doğru bilgi, adama yardım eder, dost olur. Fakat bedene vuran bilgi bir yük kesilir.
Eskiler buna kalbi veledi der. Kalbi veledi, kalpteki çocuk denir buna. Bunun oluşması güzel ehlep, Allah'ı sevme ve çokça zikirlidir. O kimse Allah'ı çok zikreder. O kimse Allah'ı çok zikredince, onun kalbinde zikrullah'tan bir nur oluşur. O nur çocuğa benzer. Sen başlarsın zikrullah'a, o da bir zikrullah'a başlar. Bir müddet sonra artık senin dilinden zikretmene hacet kalmaz. O kalpte devamlı Allah'ı zikretmeye başlar. Ve sana lazım olan bilgiyi o çocuk sana aktarır, üfler, fısıldar. Bu yemeği yeme, buradan gitme, burada böyle konuşma, edepli ol, terbiyeli ol, ahlapli ol, sözüne dikkat et. Bunun doğrusu budur, doğru budur, hakikat budur.
Senin kalbine habire ne yapar? İlham eder. Doğru bilgi, hakikat bilgisi odur. Ama bu böyle, şimdi bunu böyle aktarıyorum. İlk önce bu ses, üstadının sesiyle gelir. Kalbinden konuşan üstadındır. Üstadın olduğu için sen o sese güvenirsin. Sen o sese inanırsın. Çünkü o sesin şeklinde, şemalinde şeytan girmez. Daha yolun sakın abi tarafına vardığını zannetmez. Daha yolun başındasın. Ondan sonra o ses, Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellemin sesi olacak. Daha yolun var. Yolda kalma. Yürü. Devam et. Koş Allah'a. Koş Allah'a. Daha işin çok. Ne zaman? Ne zamanki Cenab-ı Hak kalbine ilham etti, sesin rengi bir daha değişti. Sakın ha, orada da yolun bitti zannetme.
Koş, daha çok yolun var. Sonra aldanıp hep Allah'ın ilhamını arama. Bu edepsizlik olur. Artık kalbinden senin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri konuşur. Edep çok ağır bastığı zamanlar üstadın konuşur. Edeb çok ağır bastığı zaman sen ne kadar çok edebin artarsa o kadar çok utanman artar, haşyetin artar. O kadar çok kalbinde senin hüzün, kalbinde neşe, kalbinde keder, kalbinde aşk, kalbinde sevda.
Hepsi de kalbinin içerisinde beslenir olur. Ve senin edebin arttıkça Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzurunda utanır olursun. Utanır o hale geldiğinden dolayı artık üstadınla hemhal olursun. Geri dönersin. Halbik o yoldan yürümüştün sen. Ama sende o utanma, sende o ağır, sende o edep galip gelince kalbinde senin üstadın konuşmaya başlar. Artık sen üstadınla haşır neşir olursun. Yeniden. Üstadınla konuşur hale gelirsin. Yeniden. Ne zaman üstadın vefat etti? Ölüye bağlanılmasın. Yeni bir üstada bağlanılsın diye yeni üstadınla konuşmaya başlarsın. Eğer sen o hitaba eriştin, o seçilmişlerden olduysan senin kalbinden ondan sonra artık Allah konuşur. Sen ne kadar haşşet yaparsan yap, ne kadar utanırsan utanır, ne kadar edeplenirsen edepler, senin kalbine artık Allah ihame eder.
Ona üstadın seni ikaz eder. Üstadın sana söyler kalbinden. Der ki evladım ondan sonra sen bu sesi dinleyeceksin. Bu ses Hazreti Allah'ın sesi de der. Tanıtır sana. Sen o sesi bilirsin artık. O sesten başka bir sese inanmazsın. O ses, o hatta o ses aynen üstadının sesine benzer. O ses aynen Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sesine benzer. Hazreti Allah'ın sesiyle, Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sesiyle, üstadının sesinin arasında fazla bir fark kalmaz. Bu demek değildir ki üstad Allah oldu. Bu demek değildir ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Allah oldu. Bunu ilim olsun diye söylüyorum, konuşuyorum. Bunlar konuşulmaz.
Bunlar anlatılmaz. Bunlar aslında o hale gelmeyen dervişlere söylenilmez. Ama ve lakin dervişler şimdi hepsi de üstadların etrafında toplanamıyorlar. Herkes aynı sıratı müstakimde gidemiyor. Bu sohbetin sadece bizim cemaatin içine değil, bütün dinleyen, sohbeti dinleyenlere, dilden dile götürenlere, üstadı mürşidi kamir değilse, o kimse aldanır, helaka uğrar, Allah muhafaza eylesin. O sese inanılır artık. O kimse o sese göre davranır. Sesin dediklerini yerine getirir. Nefsine uymaz. Heva hevesine uymaz. Günah-ı keberlere gitmez. Allah muhafaza eylesin. Bunun oluşumunun yolu, o kimsenin güzel ahlakından, o kimsenin Allah'a feda olmasından, o kimsenin Allah'a koşmasından kaynaklanır.
O kimsenin zikrinden kaynaklanır. Tembel tembel yatmakla, eline gelene göp göp yiyip yutmakla, herkese dilini 18 metre uzatmakla, o ses olmaz. Olmaz. Ayaklarını gel, uyu, yat yat, uyu uyu, kalk. eline gelene ye, dile gelene de, ondan sonra o sesi bekler. O ses olmaz. O ses edep ister. O ses adab ister. O ses erkan ister. O ses gönül ister. O ses zikir ister. O ses namaz ister. O ses oruç ister. O ses ahlak ister.
O ses elini, ayağını, gözünü, dilini muhafaza etmek ister. Sufilik budur. Müminlik, gerçek müminlik budur. Dervişlik budur. Dervişlik budur. İşte o zaman o kimsenin gönlüne hakikat güneşi doğar. O zaman o kimsenin dili Allah'ın dili olur. O kimsenin olur. O kimsenin eli Allah'ın eli olur. O kimsenin ayağı Allah'ın ayağı olur. Ve o kimse ölmeden önce önünü sırrına vakıf olmuş olur. O kimse olur. Çünkü onun artık kendi ihtiyarı kalmaz. Faslaca kalmaz. Allah muhafaza eylesin. Cümlemizi onlardan eylesin. Ondan olmayan, yani Allah'tan olmayan, vasıtasız olarak ondan gelmeyen bilgi, gelin bezeyen kadının sürdüğü renk gibi durmaz.
Uçar gider. O bilgi, o hikmet, o söz, o kelam, o bakış, o tutuş, o gülüş, o yürüyüş, o hizme, o koşuşturmaca, Allah'tan değil ise, o bir insanın üzerine sonradan sürülmüş boya güldür. Biraz sıcak sonalı suya bakar. Hani kadınlar boyanırlar ya, hoş şimdi adamlar da boyanıyor da, onlara adam da demeyin de, boyanıyor şimdi herkes. Sadece kadınlar boyanıyor deyip de, boyanmayı kadınların üzerinde bırakmayalım artık. Erkekler de boyanıyorlar. Onlar da kremleniyorlar. Onlar da alıyorlar ağdayla, oralarının, buralarının tüylerini.
Onlar da kadınlara benzemeye başladılar. Onlar da bakım yaptırıyorlar, kremleniyorlar. Neydi, ne erkekti o? Efendim, metroseksüel erkekmiş. Ondan sonra da bana mesaj çekiyorlar, metroseksüeller. Adamın dudakları çatlak olur biraz, yüzü yanık olur biraz. Adamın. Adamın elleri çatlak patlak olur biraz. Pütürlü olur. Adamın eli, hatun eli gibi yumuşacık olmaz. Adamın yüzü, hatun yüzü gibi olmaz. Yumuşacık olmaz. Kadınlar gerçek manada karşılarında sert adamlardan hoşlanırlar. Bu birkaç gündür bu sohbeti yapıyorum.
Bu sohbet böyle bu vurgulayışların boşuna değil. Erkekleri kadınlaştırıyorlar mı? Hızla. Büyük bir hastalık var önümüzde. Kadınları da erkekleri de bekleyen çok büyük bir hastalık bu. Çocuklarımızı da bekleyen çok büyük bir hastalık. Hızla erkekleri kadınlaştırıyorlar. Asıl büyük hastalık burada. Hızla kadınları da erkekleştiriyorlar. Duygu olarak, düşünce olarak, fikir olarak. Bizimkiler tutturmuşlar, kadın pantolon giyerse erkeğe benzer, kamirdir diye. Çapıttan bir insan kadın ve erkek olmaz. Çapıt, bildiğimiz çapıt. Duygu, düşünce, tarz, tavır. Evin hakimi kadın olmuş.
Almış, çekmiş, çevirmiş. Kadından habersiz kuşuşmuyor evde. Kadın yat yatıyor, kalk kalkıyor, yürüyor, yürüyor, koş koşuyor adam. Tırman dağ, tırmanıyor. Değişmiş. Değişiyor, farkında değilsiniz. Rolleri değiştirmek isteyenler, fıtrata müdahale ediyorlar. Rolleri değiştirmek isteyen kadınlar ve erkekler, fıtrata müdahale ediyorlar.
Sonu, Allah muhafaza eylesin, yıkım. Özellikle söylüyorum, Müslümanlar, bu oyunu bozur. Erkek gibi davransınlar. Kadınlar, kadın gibi davransınlar. Bu oyunu bozur. Kadınlar, erkekleşmeye başladığından dolayı doğurmak istemiyorlar. Az doğuruyorlar. Erkekler de kadınlaşmaya başladığından dolayı az doğutturuyorlar. Cinsel güçleri zayıflıyor. Hormonları kadınlaşıyor. Hormonları kadınlaşıyor. Kadınların hormonları erkekleşiyor. Yani erkek hormonu galim gelmeye başlıyor. Saldırgan olan kadın, hakimiyet elinde tutan kadın, erkeklik hormonları fazla.
Erkeklerin kadınlık hormonları fazlalaşıyor. Pısırık. Kadın ne söylese yutuyor. Ne yapsa yutuyor. Ne dese yutuyor. Hıh oturuyor adam. Allah muhafaza eylesin. Hastalık, rahatsızlığı. Allah muhafaza eylesin. Her şey onun istediği gibi olacak. Ondan gelecek. Ondan gelen her şey fıtrata uygun. Ondan gelen bilgi, fıtrata uygun. Ondan gelen her şey hakikate uygun. Kulağını ona yasla. Kulağını ona yasla. Kulağını Allah'a yasla. Kulağını muhafaza sünnete tabi olmuş. Sizden olan emir.
Kulağını bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz demiş ayeti kerimede. Git zikir ehline yasla. Kulağını git. Sen hakkıyla korkarsanız Allah sizin bilmediklerinizi öğretir dedi. Allah'tan hakkıyla korkanlara yasla. Kim Allah ve Resulüne itaat ederse sınnıtlarla beraber olur demiş ayeti kerimede. Salihlerle beraber olur. Müminlerle beraber olur demiş. Git onlara yasla kulağını. Onlarda kim değil ki hakikat bilgisi. Onlardaki bilgi süzülmüş bilginin özünden geliyor. Allah'ın sözü. Allah'ın kelamı. Muhammed Mustafa'nın sözü Allah'ın sözü. Muhammed Mustafa'nın kelamı Allah'ın kelamı. Bak ne diyor Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem azlet terek.
Rabbim Ali'nin döndüğü yere hakkı döndür. Kulağını yasla. Ali'nin döndüğü yere dön. Nefsine uyma, zanla kapılma. Şeytanın yolundan gitme. Ne dedi? Ben buna secde etmem dedi. Benim yaratılışım ondan üstün dedi. Kendini peygamberle eş değerde tutma. Sallallahu aleyhi ve sellemle. Kendini peygamberlerle eş değerde tutma. Kendini velilerle eş değerde tutma. Ben de onun gibiyim. O da benim gibi deme. O da benim gibi iyi ölçüyor deme. O da benim gibi kayaklı dolaşıyor deme. Onun kalbi semalarda dolaşıyor. Senin kalbin nerede dolaşıyor? Onun kalbi onun kalbine rağm olmuş.
Rahat olmuş. Senin kalbin nereye rağm oldu? Onun kalbi hikmetin göbeği olmuş. Senin kalbin çığlık çarşısı. Sakın kendini onlar gibi zannetme. Rağm ol. O bilgiye rağm olanlara rağm ol. Ya senin kalbine ilham gelsin. Ya da kalbine ilham gelenin birisinin dizinin dibine otur. Oturmadın. O zaman diyeceğim ki ben senin kalbine ilham geliyor. Ben senin dizinin dibine otur. Ben senin dizinin dibine oturayım. Sen söyle ben diniyim. Sen söyle ben sana tabi olayım. Sen emret. Ben yerine getireyim. Ama dikkat et. Söylediğin şeyler hakikate uygun olsun. Ben hikmet vardır deyip kafa sallayanlardan değilim çünkü.
Ben hakikat aşiriyorum. Hakikate yol tuturlarım. Senden hakikat dinlemek isterim. Senden Kur'an ve sünnetin ince sırrını dinlemek isterim. Senden hayatın sırrını dinlemek isterim. Senden hayatın sırrını öğrenmek isterim. Senden fiilyatın sırrını öğrenmek isterim. Senden sözün sırrını öğrenmek isterim. Senden halimin sırrını öğrenmek isterim. Derim ki benim halim hakikate uygun mu ki? Namaz kılıyormuşum gibi görünüyor mu da? Acaba ben gerçekten namaz kıldım mı ki? Oruç tutuyormuşum gibi görünüyor mu da? Gerçekten orucum öyle mu oruç? Hakikatten haber. Kendine gel de hevesini uyup o yükü taşıma. Taşımadı içindeki bilgi avlarını gör.
Böylece de rahvan giden bilgi atına bin. Ondan sonra sırtındaki yük düşer gider. Bilgisiz hareket etme. Bilgisiz davranma. Cahillerden olma. Bilgi yol. Bilgi önce dinini bilmekten geçer. Bilgi önce yaradanını bilmekten geçer. Bilgi önce nereye adım atmanı bilmekten geçer. Sen daha tuvalete hangi adına hangi ayakta basılacağını bilmiyorsun. Sen daha camiye hangi ayakta girileceğini bilmiyorsun. Ya bu mu lazım? Evet lazım. Hedef oradan başlıyor. Sen tekkeye hangi adına girileceğini bilmiyorsun daha. Evine nasıl girileceğini bilmiyorsun. Hırsız gibi giriyorsun eve. Bak Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zemetti. Evlerinize hırsız gibi girmeyiniz dedi.
Evlerinize arka bahçelerden girmeyiniz dedi. Evlerinize pencereden nübbedek atlayıp girmeyiniz dedi. Bak Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri seni edebete ve güvene çağırıyor. Diyor ki evine haber ver geldiğini. Güvensizlik yapma. Eşini pozitif, negatif noktada yakalayacağım diye uğraşma. Güvensiz olma. Eşine güven. Çocuklarına güven. Kapıyı çal. Telefon aç. Selamun aleyküm. Ben geliyorum. Bir şey lazım mıydı? Kadın da kendini derlesin, toparlasın. Ev dağınık. Yakalayacağım diye eperkenden gitme. Habersiz gitme. Yemek olmadan yakalayacağım diye habersiz gitme. Edebsizlik etme. Küstahlık etme. Hainlik yapma.
O ev senin evin. Sen o evin adamısın. Adam gibi davran. Güven. Edepli ol. Edepli ol bayan. Adamın telefonunu karıştıracağım diye uğraşma. Adamın cebini karıştıracağım diye uğraşma. Adamın üzerini koplamaya çalışma. Nerede kokum süründü diye. Adamın üstünden saça yıklayacağım diye bakma. Sen güven adamına. Sen kendine de güven, adama da güven. Ben öyle kadınım ki benim adam benden başkasına bakamaz der. Ben öyle kadınım ki benim adam benden başkasından tat alamaz der. Güven kendine. Adama da güven. Edeb sınırına aşma. Sünnet'e uyku. Bilgisizlerden olma. Suyu üç yıldımda içileceğini bil. Suyu üç yıldımda içileceğini bilmeyen bilgisiz.
Cahil. Cahil. Modern tıptan da haberi yok. Modern tıptayi bugün suyun üç yıldımda içilmesini istiyor. Bak modern tıptayi bin dört yüz yıl sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peşine düştü. Muhammed Mustafa'nın peşine düştü. Suyu oturarak da için diyor. Bak modern tıptayi senin alkışladığın tıpt Muhammed Mustafa'nın sünnetine gidiyor. Hangi o zaman sünneti bilmeyen kimse bilgisiz. Cahil. Sen bu bilgisizliğinden kapının önünde çöp kutusu olmazsın. Çöp kutusunda dahi bilgi var. Çöp kutusunda orta yerde dolaşan iki ayaklılardan olma. Bilgili ol. Bilgi edeb getirir. Edeb hikmet getirir.
Bilgin yoksa edebin yoktur. Edebin yoksa hikmetin yoktur. Hikmet ise bilginin özüdür. Mücevher gibidir. O zaman ne yap yap? Öğren. Bilgilen. Allah muhafaza eylesin. Hevesine uyma. Ey ondan yalnız hu adını yeter bulan. Onun kadehini içmedikçe isteklerden nereden geçeceksin? Sıfattan addan ne doğar?
Hayal. Dikkat edin. Perşembe sohbetinin devamı gibi oluyor. Sıfattan addan ne doğar? Hayal. Yani sıfatı geç. Az önce avandan bahsetti. Dedi ki avandan geçiriyor seni. Nereye getirdi? Hasa getirdi seni. Şimdi hastan da geçiriyor. Diyor ki ey hu esmasında kalan. Ey sıfatlarda duran. Bakın nereye geliyor. Onun hayali de ulaşmaya buluşmaya delil olur. Evet hayal delil olur.
Bir şeye delalet etmeyen delili hiç gördün mü? Ona yol olmadıkça yol azdıran gül yabani de yoktur. Gerçeği olmayan bir ad gördün mü hiç? Yahut gef, lam harflerinin gül devşirdin mi? Adı andın mı? Yürü. O adı taşıyanı ara. Adı andın mı yürü. O adı taşıyanı ara. Ayı yücelerde bin. Su içinde arama. Ay suyu akseder ya hayal olur. Sen ayı suda ararsan hayalde ararsın. Ayı suda arama. Ayı yücelerde arar. Allah'ı hayalde arama. Allah'ı yücelerde arar. Hayal yol mudur? Evet. Hayal hakikate açılan kapıdır. Ama hayal hakikat değildir.
O zaman sen hakikate doğru yürü. Bu dünya, bu dünya hayale açılan kapıdır. Bu dünya hakikat değildir. Bu dünya hakikate gidilen yoldur. Bu dünyadan hayale geçersin. Hayalde kalırsan orada durursun. Hayalden hakikate geçmen lazım. Durma yürü. Koş Allah'a doğru koş. Allah'a doğru koş. Ad'dan, harften geçmek istersen kendini kendinden tertemiz arıt. Demir gibi demirlikten çık. Renksiz bir hale gel. Riyazatlarla passız bir ayna kesi. Sen aslında insansın diyor. Demir gibisin ama demirlikten çık. Kendini parlak. Temizle.
Cilala. Ne diyordu hadisi kılçıda? Kim la ilahe illallah kalbin pasını siler. Kalbin kirini la ilahe illallah temizler. Devam. Tevhid kalbin pasını silecek, temizleyecek. Kendini kendinin huylarından arıt da aparı özünü gördü. Sendeki huylar senin olmasın artık. Huylarını devşir. Huyların Allah huyları olsun. Huylarını devşir. Huyun, adetin, geleneğin, göreneğin, oturman, kalkman Allah'ın olsun. Senin olmasın. Senin olduğu müddetçe sen ondan ulaşamayacaksın. Senin olduğu müddetçe, sana ait olduğu müddetçe sen onun olamayacaksın. O zaman kendi huyunu bırak, kendi adetini bırak, kendi geleneğini bırak.
Sevdiğinin huyuyla huyla, sevdiğinin dilinden dillen, sevdiğinin halinden hallen, sevdiğinin ahlakından ahlaklan. Sen bu ahlakınla, bu huyunla, bu dilinle sen o yolda yürüyemeyeceksin. İnat ediyorsun. Dilini değiştirmiyorsun. İnat ediyorsun. Aklını değiştirmiyorsun. İnat ediyorsun. Ahlakını değiştirmiyorsun. İnat ediyorsun. Yürüyüşünü değiştirmiyorsun. İnat ediyorsun. Bakışını değiştirmiyorsun. İnat ediyorsun. Yiyişini değiştirmiyorsun. Bu inatçılıkla çok zor. Hayale dahi yetişemeyecek. Bu dünyada kalacak. Allah bizi onlardan eylemesin. O vakit kitapsız, müzakereci olmadan, hocaya başvurmadan peygamberlerin bilgilerini gönlünde görürsün.
O hale gelirsen, kendi huyun, adetin, geleneğin, görünenin Allah'a benzetirsen, Bezeştirirsen, değiştirirsen, teddil ettirirsen, o zaman diyor senin bilgi için kitaba ihtiyacın kalmadı. Bilgi için hocaya, alime ihtiyacın kalmadı. Bilgi senin gönlüne, kalbine kendiliğinden gelecek. Hadis-i şerif, peygamber, ümmetinden öyle kişiler vardır ki benimle aynı yaratılıştadır, aynı himmettedir dedi.
Ben onları hangi ışıkla görüyorsam, onların canlar da beni o ışıkla görür dedi. Bunlar peygamberin iki sahih kitabı, hadisler, hadis rivayet edenler olmaksızın, av hayat kaynağından görürler. Kürt olarak akşamladık, sözünün sırrını bil. Arap olarak sabahladık, sırrını oku. Gizli bilgiden bir örnek istersen, Rum ülkesi halkıyla Çinlilerin hikayesini söyle.
Evliyadan büyük bir zat vardır, o der ki, Kürt olarak akşamladık. Gece yatarken Kürt, kendisi de Kürttür. Der ki, Kürt olarak akşamladık, hiç Arapça bilmezmiş. Allah'ı öyle sevmiş, öyle sevmiş, öyle aşık olmuş ki. Sabah uyandığında Arapça okumaya başlamış. Biraz da alay etmişler onunla, sen Kur'an'ı da bilmiyorsun diye. Sabah uyandığında bir bakmış ki, dilinde Kur'an-ı Kerim, ekmek isteyecek dilinden Arapça çıkıyor. Su isteyecek dilinden Arapça çıkıyor. Bu meşhurdur. O zat demiş, o zatın sözüdür bu. Kürt olarak akşamladık, Arap olarak sabahladıklar. Yani biz, ben Kürttür, hiç Arapça bilmiyordum, Arapça bir kitap da okumadıydım. Allah bana gece Arapça öğretti, Arapça diline hakim kıldı, sabah oldu, ben Arapça okumaya başladım der.
İşte öylesine kitap lazım değil. Öylesine Hacı Hoca lazım değil. Allah cümlenizi onlardan eylesin. Allah rızası için el-Fatiha.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi