Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 21 Mart 2015 · 1:07:28
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüze hayırlaylaylasin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlaylaylaylasin inşallah. 25 Nisan 1915. Sabah saat 2.30. 57. alay şehitliğinin hemen yanı. 8. bölük komutanın yüzbaşı Faik Efendi. Ay battığı gemiler görülmez oldu. İhtiyat takımı silah başı yaptırıldı. Bekliyorum. Bir zaman sonra silah çayırtısı koptu. Bu ses Avustralya kuvvetlerine sıkılan ilk kurşundu. Sabah saat 4.30'da 8. bölük 2. takımın sahil gözetleme devriyeleri müdahale etti. Astem ve Muharrem komutasında toplam 80 Türk askeri ilk etapta karaya çıkan 1500 kişilik Anzak kuvvetine karşı duracaktı.
Sadece 3'ü sağ kaldı. Anzakların çıkartma yaptığı yer. Türk askeri 0.5, Türk askerinin sayısı 165.30, Avustralyalı asker sayısı 4000'e ulaştı. Normalde çıkartma başladığı anda orada sahilde bir takım var. Onlar çok az bir şekilde zaten savaşabiliyorlar sabaha karşı.
Hepsi de şehit oluyor, 3 tanesi kalıyor. Bilmiyorum 3 tanesinin hikayesini buraya aldı mı, almadı mı? Enteresan mesele. O 3 tanesi de Mustafa Kemal kendi taburunu komple yürütürken patikalardan zor bir yürüyüş. Dinlence veriyor. Dinlence verince bu 3 tane kalan, 3'ü sağ kaldı diyor ya, bununla alakalı da bir not düşeyim ben. Bu 3 tanesi sağ kalıyor. 3 tanesi sağ kalınca cephaneleri bitiyor, kurşunları yok. Bunlar vuruşa, vuruşa, vuruşa, … geri çekiliyorlar. En sonunda kendilerince diyorlar ki, yani cephane kalmadı, bir yerlerden cephane arayacaklar, bir yere ilhak olacaklar.
O esnada Mustafa Kemal, yanında Yaveri, yanında ondan sonra bir kişi daha var, 3 kişi onlar var. Meşhur tarihi konuşmanın olduğu yer. Asker nereye diyor? Onlar da diyorlar ki, komutanım, kurşunumuz bitti, geri çekiliyoruz. Kurşun bitti. Süngünüz yok mu diyor. Var komutanım diyor. Süngü tak diyor. Tak bunlar süngü takıyorlar. Süper alıp buraya diyor. Tak sipere yatıyorlar. Tepenin üstü. Bunlar süngü takıp, sipere yatınca, süngüler de tepeden aşağı doğru görününce, komple 1500-1600 tane Anzak askeri süngü takıp onlar da yatıyorlar. Mustafa Kemal'in deyimiyle, savaşın kazanıldığı an diyor bu ana.
Bunu emri diyor, hangi haleti rühüye ile verdiğimi de diyor, bilmiyorum. Evet, bu 3 tane askerin böyle bir hikayesi var. Bu enteresan bir şeydir. Askere süngü tak emrini veriyor. Sipere yatırıyor orada. Bildiğiniz tepenin üstünde hiçbir yer normalde tepeye süngü tak deyince Anzak askeri bakıyor, süngü takılı 3 tane. Artık onu 3 bin tane mi gördü? Bu 3 tane ama o oradan 3 bin tane mi gördü? 30 bin tane mi gördü? Bunu gidip Anzak askerine sormak lazım. Hani Bedir ile alakalı bir ayet-i kerime var ya, Cenab-ı Hak diyor ki Allah sana onları rüyanda az gösterdi. Onlara da az gösterdi imtihan etmek için diyor. Çoğu az gösterdi.
Evet, Türk askeri sayısı 160. Bu 160 tane olan şey ayrı. Bunlar değil. Avustralyalı asker sayısı 4000'e ulaştı. Evet, Anzaklar hızla çıkartma yapıyorlar. Arı burnuna. Hızla. Tabi bu çıkartmayı yaparlarken de İngilizler enteresan bir şey. Kullandıkları gemi askeri gemi değil. O yüzden gözden kaçıyor. İngilizlerin kullandıkları gemi yük gemisi. Kömür taşıyan gemilerden. Kullandıkları normal zırhlı çıkartma gemisi değil İngilizlerin kullandıkları gemi. O yüzden gözden kaçıyor zaten. Yük gemisi.
Kullandıkları gemi de yük gemisi. Ve böylece 4000'e ulaşıyor. Anzak askeri. 09, sabah 9. Tabi Mustafa Kemal normalde o Anzaklıları görünce, hızla yaverini, yaverini hızla kendi kumandasında bulunan alaya gönderiyor. Tabi bundan önce de Mustafa Kemal, oradaki Türk birliklerinin kumandasını ele almak için Alman generale müracaat ediyor.
Alman general de ona diyor ki, bu fazla değil mi diyor. Verdiği cevap da şu, bu az değil mi diyor. Bu daha az aslında. Evet, o yetkiyle, Mustafa Kemal'in oradaki 57. alay ve aynı zamanda içinde bulunduğu, 8. alay mı? Kaçıncı? Dur bakayım, buraya yazmışsın ya. 57. alay değil. Orada bir 24. alay olması lazım galiba. Orada bir alay da var. İki alay var çünkü. Evet, 57. alayın komutanı da şey, Hasbinallahu ve nümen vekil. Ne faikti ya. Bir şey değil. Evet. 09, göğüs göğüse mücadele başlar. Türk taarruzunun tek bir top destekler.
Diğer 3 top kanlı sırtta düşmanın eline geçmiştir. Saat 10, Avustralyalı asker sayısı 10 bin. Türk askeri yaklaşık 2 bin. 2 bin tane bile yok. Yaklaşık diyorlar ya, 2 bin tane bile yok. Yani oradaki 57. alay komple komutanıyla beraber 368 kişi. Bir alay daha var. O da olsa olsa işte 360 de odur. 600-700 kişi. Orada bekleyen askeri kaynaklara göre 2 tane alay var. 2 tane alay orada toplam yaklaşık 1000 kişi filan değiller. Etrafındaki parçalanmış hani işte topcusu, osucu, busucu filan yani 1000 kişi yok. Gece olduğunda 27. alay komutanı Şefik Bey'in ifadesiyle sipersiz meydan muharebesi sona erer.
27. alay evet bir de orada 27. alay, 57. alay var doğru. Şehit 2500 kişi. Avustralyalı kaybı 2000. Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor. Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor. Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker, gökten ecdat inse, inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi.
Bedir'in aslanları ancak bu kadar şandıydı. Sana der gelmeyecek makbiri kimler katsın. Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın. Peki başta İngilizler olmak üzere tüm bu emperyalist işgalcilere karşı kimler savaştı? Başta 4737 şehit veren Bursalılar ve tüm Anadolu insana. Başta Midyat, Alagöz köyünden 19 asker, 16'sı şehit. Bu Süryani vatanseverlere ben şehit dedim sizce soru işareti. Birinci Dünya Savaşı'nda 315 sağlık personelinin 106'sı gayrimüslim. Başka Ermeniler de var, Yahudiler de var. Şehit olursam beni ayrı gömmeyin diyenler var. Tabii Mevleviler var. Mevlevi alayı fikri kendisine de Mevlevi olan Sultan Reşet tarafından Birinci Dünya Savaşı'nda atılmıştır.
Filistin'e gönderilmek üzere Mücahid-i Mevlevi alayı ve Kafkaslara gönderilmek üzere Mücahid-i Bektaşiye alayı kurulması arzu edilmiştir. Bunun için İstanbul'daki Mevlevilere bir alay sancağı ve bir kılıç gönderilmiştir. Cihad-ı Mukaddes ilanından sonra görev Konya Mevlevi Dergahı Şeyhi Velet Çelebi'ye verildi ve Velet Çelebi albay rütbesiyle bu alaya komuta etti ve 3 yıl Şam'da yaşadı. Alayın mevcudu 47 Mevlevaneden gönüllü katılımıyla 1026 kişiydi. Bursa'dan 67 şeyh, derviş ve mürid iştirak etti. Taberler çekildi, sancak donandı, vali paşa kılıcını kuşandı, türbedarlar odaları bezendi, ayıldılar hep de de gah yürüdü. Kudümü dövdüler, üflediler neyi, arşa ulaştırıp hu ile hayı, hayretle koydular yoksulu bayı, sağ ve soldan rical nisvan yürüdü.
Kufrani 1864 Mevleviler, Balkan Savaşı'nda Yenikapu ve Galata Mevlihanelerinin öncülüğünde yardım kampanyaları düzenlemiş ve Galata Mevlihanesi hastane olarak kullanılmıştır. Aynı dönemde Lefkoşa Mevlihanesi, devleti 600 Osman'ın altını yardımda bulunmuştur. İstiklal Savaşı'nda büyük yararlılıklar gösteren Mevlevhaneler bu savaşta fiilen Mustafa Kemal'in yanında bulunmuşlar. Isparta Müdefaa-i Hukuk Cemiyeti'nin başkanı Mevlevi Şeyh Ali Dede idi. Konya Mevlevihanesi post işinisi Abdülhalim Çelebi Milli Hareket'in yanında bulunmuş, daha sonra Konya mevlusu olmuştur. Hatta Atatürk'ün meclis başkanı olduğu dönemde meclisin ikinci başkanı seçilir. Prof. Dr. N. Köstüklü Selçüklü Üniversitesi. El birliği ile vatan savunuldu, et ve kemik çeliğe galip geldi.
Soru çok güzel bir kitabın yazarından 25 Nisan 1915 günü çıkarma başladığında sahilde düşmanı karşılayan bir avuç asker sonuna kadar direnerek ve ölerek sadece gerideki arkadaşlarına savunmaya değil, arkalarındaki millete de vakit kazandırmıştı. Sizce hala vaktimiz var mı? Siperin ardı vatan G öncü şeye aldığın, sizce hala vaktimiz var mı?
Çanakkale denilince sular durur, nefes kesilir, rüzgarın esişi değişir. Hatta Gelibolu'ya doğru yürüyen bir kimse eğer gerçekten o Çanakkale ruhunu taşıyorsa daha Bursa'dan adım atmadan orada o şüheda şerbetini içen ecdat onu karşılamaya koyulur. Ben Gelibolu'da yenilmesini, içilmesini, oralarda hevai heves ile dolaşılmasından hoşlanmayan bir kimseyim.
Gelibolu çünkü öyle hevai heves ile yürünlecek bir yer değil. Akif'in dediği gibi ölüm yağdırmada gökler, kusmada yerler. Gelibolu'da yaklaşık 8-9 ay süren kara savaşlarında tahmini şehidimiz 250 bin. O H-15'liler diye just-stick'ı oynadıklarının var ya öyle bir gerizekalı saçma sapan birisi çıktı H-15'li diye pop müziği eşliğinde oynamaya başladı ya.
H-15'li dedikleri okullarda 15 yaşındaki çocukların, 15 yaşındaki çocukların yani bugünün orta kol son veya lise bir çocuklarının gönüllü olarak askere yazılıp Çanakkale savunmasına gittiği gün. Her topluluğun, kavmin, milletin bir dönüm noktası vardır.
Mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden itibaren gelecek olursak bize, örnekleyecek olursak bunu, Bedir'dir. Mehmet Akif o yüzden Çanakkale şehitlerini Bedir şehitlerine örnek gösterir. Der ki Bedir'in arslanları ancak bu kadar şanlıydı. Bedir'de nasıl bir ölüm kalım mücadelesi verildiyse, Çanakkale'de de böyle bir ölüm kalım mücadelesi verilmiştir.
O yüzden Mehmet Akif, Çanakkale şehitlerini Bedir şehitlerine neredeyse eş tutar. Bu belagat sanatı değildir. Bu bir realitedir, gerçektir. Hani bir belagat vardır, bir şeye benzetirsiniz ya, bu öyle değildir, bu gerçektir. Çünkü Çanakkale gerçekten bir milletin uyanışı gibidir.
Milletin topyökün, vatanını koruma, topraklarını koruma, aklını, fikrini, dinini, namusunu, şerefini, haysiyetini koruma mücadelesidir. Bu öyle kolay, askeri dehalarla anlatılabilecek bir şey de değildir. Bu direkt Cenab-ı Hakk'ın bu millete bir ikramı ve ihsanıdır.
Hani böyle serzenişte bulunurlar ya, işte geçildiydi, şuydu, buydu filan bunların hepsi de boş laftır. Hepsi de boş laftır. O gün için İngilizlerin şöyle düşünün, 3 tane uçak gemisinin battığını düşünün. Dünyada uçak gemisi olan 4-5 tane ülke vardır. En fazla olanı Amerika'dır, ondan sonra İngiltere'dir. Rusya'nın vardır uçak gemisi, Fransa'nın vardır. Çin yeni yapmaya başlıyor, çalışıyor. Uçak gemisi olan vurucu güç olarak Fransa, İngiltere, Rusya ve Amerika'nın bildiğim kadarıyla 4 tane emperyalist ülkenin elinde. İngilizlerin var, Fransızların var, bildiğim kadar Amerikalıların zaten var. Bir de Rusya'nın var.
Çin'in yok daha. Çin yeni yapacak. Türkiye'nin yok. Türkiye'de işte geçenlerde bir yerde okumuştum, bilmem 2000 bilmem kaçta, bir tane uçak gemisi yapmayı kendilerince kararlaştırmışlar. Yani yaklaşık 20 yıl sonra, 25 yıl sonraya şey yapıyorlar, milli bir uçak gemisi yapmak için. Çünkü o milli uçak gemiyi yapmak yetmiyor. Bir de onun üzerine koyacak uçağı da üretmek zorundasın. Çünkü uçak gemisinin uçakları da kendilerine ait farklı bir şekilde oluyor. O yüzden normalde uçak gemisi yok. O gün için İngilizlerin elindeki zırhlı gemiler bir ülke parası, sömürgelerden. İngilizler sömürgeleri var. Bir gemi, bir ülke.
O gün için bir gemiyle Yunanistan'ı satın alabilirsiniz. Bakın bir gemiyle Yunanistan'ı satın alabilirsiniz. Batan orada 3 tane gemi var. 4-5 tane de kullanılmaz. 3 tane mi ne? Kullanılmaz hale gelen var. O kullanılmaz hale gelenlerle beraber İngilizlere oranın zayiatı 5-6 ülke değerinde. Anadolu gibi 2-3 tane Anadolu'nun parayla satın alabileceği bir paraları gömüldü orada. Ama bu noktada İngiliz ve Fransız zırhlıları Çanakkale'ye geçemedi. Sürgülendirip gittiler. Çanakkale'ye geçemeyeceklerini anladılar. İşte şu anda Anzak Koyu diye adlandırılan Arıburnu'na çıkartma yaptılar. Ve yaklaşık 8 ay boyunca göğüs göğüse 5 metre mesafede 3 metre mesafede zaman zaman bildiğiniz böyle karşılıklı siperler de 5 metre ha.
Siperlerin kendi aralarında 5 metre yerler. 5 metre ilerisinde Anzak siperi var. 5 metre ilerisinde burada var. Kim kafasını kaldırıyor o kurşunu yiyor. Böyle siperler. Bakın 5 metre, 3 metreye kadar siperlerin düştüğü yerler var. Yani burada siper kazıyorsunuz, 3 metre ileri de siper kazıyorlar. Karşılıklı görüyorsunuz onları siz. Kafasını kaldıran ölüyor. Ardından zaten başka unsurlar giriyor. Neler giriyor? Bu sefer Osmanlı boşnakları getiriyor. Hem Zonguldak'tan, Zonguldak'tan hem de Bosna'dan. Çok orada Bosnalı şehit vardır Çanakkale'de. Boşnaklar geliyor.
Onlar madenci. Bu sefer bu siperden o sipere yer altından kanal kazıp havaya uçurmaya başlıyorlar. Savaşın bir de bu tarafı var. Su yok, ekmek yok, yiyecek yok, içecek yok. Ve Çanakkale Savaşı'nda ne kadar devletin ve milletin gücü varsa hepsi seferber edilmiş vaziyette. Anadolu kadını Çanakkale'ye elinde ne varsa gönderiyor.
Bütün şeyhler, bütün hocalar, bütün din alimleri, vatanını, memleketini sevenler, Çanakkale'de gönüllü, Çanakkale'ye gönüllü asker ve tecrizat topluyorlar. Ve insanları savaşa teşvik ediyorlar. Vatanı kurtarmaya teşvik ediyorlar. Bu aynı şey Kurtuluş Savaşı'nda da var. Aynı şey Kurtuluş Savaşı'nda da var. Şimdi yukarı Mezopotamya, burada hani Mevlevilerle de alakalı Allah razı olsun güzel bir bilgi kardeşimiz toplamış. Yukarı Mezopotamya sufiliğinde, yani bayramilikte, Mevlevilikte ve aynı zamanda da bektaşilikte. Bu zaten bizim böyle, bu toprakların tarikatları ya bunlar. Bu topraklarda büyümüşler, yeşermişler.
Bu topraklarda iş görmüşler. Bunlardaki Osmanlı'da ilk en önemli unsurlardan birisi şu. Bu şeyhler gazaya katılıp ya şehit oluyorlar ya da gazi şeyh ünvanı alıyorlar. Gazaya katılaraktan. Bu bütün ehli sufinin en büyük arzularından birisi bu. Gazaya katılıp gazi veya şehit, sufi, şeyh olmaları.
Ve hepsi de belli bir müddet hiçbir zaman gazaya katılmaksızın kalmamışlar. Hepsi de gazaya katılmışlar. Tabii Birinci Dünya Savaşı'nın Çanakkale'den sonraki kısmında artık her yerde sıkıntı var. Her yerde bir çözülme, bozulma var. Bunu teşvik amacıyla Sultan Reşat hem Mevlevilerden hem Bektaşilerden bir ay alay kurdurtturuyor.
Ve bütün ülke genelindeki Mevlevuhanelerden Sufiler toplanıyor. Gönüllü. Bu gönüllü Sufiler hepsi de Konya'da, hepsi de Merkez Konya'da, Konya'da toplanıyor. Ve Konya'daki Hazreti Mevlana, Celayet-i Rum Hazretleri'nin soyundan gelen Çelebi'ye albaylık rütbesi verilip Şam'a gönderiliyor. Ve bunlar bizatihi savaşa katılıyorlar. Öyle savaşa katılmayanlar değil. Bizatihi savaşa katılıyorlar. Ne zaman Osmanlı Birinci Dünya Savaşı'nda ordularını dağıtınca onlar da geri dönüyorlar. Ama bu gelenek yeni değil. Osmanlı'nın ilk zamanlarından itibaren savaşa katılan bütün Sufilerin başlarındaki şeyhe zamanın Osmanlı Padişahı alay sancağı veriyor. Bakın alay sancağı.
O alay sancağının etrafında bütün Sufiler toplanıp Osmanlı'nın yanında savaşa katılıyorlar. Ve savaş bittiğinde geri döndüğünde o alay sancakları geri alınmıyor. O alay sancakları kendi sancağıyla beraber tekkeye asılıyor, tekkeye konuluyor ve tekke de bu normalde bir şey olarak kalıyor. Sonuçta Osmanlı'da böyle bir gelenek var. Ama bunların bir kısmı yazılı, bir kısmı yazılı değil. Ta bu ne zamana kadar? Kurtuluş Savaşı'nda da aynı şey söz konusu. Kurtuluş Savaşı'nda da bütün tekkeler, bütün zaviyeler, bütün medreseler, bütün hemen hemen çoğunluk olarak şeyhler, üstadlar, dervişler, Kurtuluş Savaşı'nda vatanın savunulması ve bu noktada vatanın keferenin elinden kurtulması için hep beraber mücadele ediyorlar.
Hep beraber savaşıyorlar, topyekün. Ama Çanakkale, ama Kurtuluş Savaşı bu milletin içindeki bütün renkleriyle, bu milletin içindeki bütün renkleriyle, burada rengi ayrıştırma yapmak, orada mücadele eden insanlara haksızlık olmuş olur. Ama Çanakkale'yi, ama normalde Kurtuluş Savaşı'nda bir ırka, bir kliye, bir hizbe mal etmek, bu savaşlarda şehit olan, mücadele eden, canını bu noktada kırpmadan, kırpmadan feda eden insanlara en büyük haksızlık olur.
Millet demek zaten, millet demek. Bütün renkleriyle, bütün duygularıyla, bütün düşünceleriyle, herkesin rengi, duygusu, dili, bu noktada anlayışı, her şey farklı olabilir. Böyle bir meselede tek yöne ve tek merkezde toplanıp mücadele etmektir. Siz 57. alaya gittiğinizde, 57. alayın bütün, yarın gideceğiz inşallah Allah nasip ederse, komutanından sakasına, sucusuna kadar bir tane oradan geri dönen yoktur.
Bir tane. Dünya tarihinde ikinci bir alay yoktur böyle. Dünya tarihinde. Muhakkak birileri kurtulmuştur, muhakkak bir tane iki tane kurtulan olmuştur. Bir alay yok dünya tarihinde, komple şehit olmuş olsun. Bakın ikinci bir alay yok dünya tarihinde.
57. alay tamamıyla, tamamıyla Çanakkale'de, o hani yarın gideceğiz tepe bir yer var ya, o tepenin altında onların şehitlikleri. O tepe sadece orada şey, ne o? İşte isimleri belli olsun, ziyaret edilecek yer belli olsun diye. Şehitlik aşağıda. Asıl şehitlik aşağıda. İlk aşağıda. Bir de işin bu tarafı var. Neden? Yani o şehitliğe, ben gittiklerine razı olduğumdan dolayı, aman yeter ki gelsinler buraya, insanlar görsünler diye eleştirmek istemiyorum. Şehitliğin adabına, erkanına uygun hareket etme. Bu nedir? Orada huşu içerisinde, huzur içerisinde, saygı içerisinde okuyup, tevhid çekip, oradaki şehitlerin ruhaniyetine bağışlamak, bağışlamak, kendini böyle bir hüzün deryasına koymak, kıymet bilmek, hatır bilmek, kıymet bilmek, hatır bilmek, unutmamak ve o ruha uygun bir hayat yaşamak, o ruha uygun bir düşünce sisteminin oluşması.
250 bin şehit var. Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Boşnai'yla, Arnavutuyla, Arabıyla, Süryanisiyle, Ermenisiyle, Hristiyanıyla. Bu toprakları kendisine vatan etmiş olan, vatan etmiş olan, bütün insanların emperyalizme karşı var olma, yok olma mücadelesidir Çanakkale. Emperyalistler, senin hangi dine iman edip etmediğine bakmazlar, hangi ırhtan olduğuna da bakmazlar senin. Kimle kimi savaştırdıkları da onlar için önemli değildir. Onlar için önemli olan köleliktir. Seni ne kadar üteceklerini, seni ne kadar yutacaklarına bakarlar. O gün için Orta Doğu'yu paylaştırdılar, sınırları çektiler, sanki rahat mı bıraktılar?
Bakın, onların o petrol yataklarını almak için Osmanlı'yı devirdiler. Ondan sonra Osmanlı'yı devirirken de onlara dediler ki, hepinize birer krallık vereceğiz. Hepsine birer krallık verdiler. Ondan sonra vermiş oldukları krallıkları teker teker kendileri yıkaraktan, katlederekten, oranın insanlarını da katlederekten, onların normalde almış oldukları, edinmiş oldukları bütün sermayelerini içe diyorlar.
Evet, bunu Osmanlı ayaktayken yapamazlardı. Osmanlı'yı yıktılar. Bakın, yetmedi. Bir daha yıkıyorlar. Irak yerle bir etti, birisi sorabildi mi? Soramadı hiç kimse. Şimdi Suriye yerle bir oluyor. Yerle bir oldu Suriye. Birisi durdurabiliyor mu? Hayır. Şimdi Irak bir daha yerle bir olacak. Nasıl olacak? İşte bir taraftan ne o? IŞİD denilen onları saldılar piyasaya. Topluyorlar. Nerede şimdi böyle kendince, kendi kafasında aykırı böyle işte kendince cihad ettiğini zannedenleri. Topluyorlar şimdi oraya.
Ha böyle toplanıyor orası. Şimdi hepsini birden katletecekler zamanı gelince. Bu büyük bir oyun. Avrupa'da, Amerika'da nerede böyle kendince cihad şuuru olan, cihad şuuru olan ama strateji bilmeyen, bakın cihad şuuru olup strateji bilmeyen, oyunu görmeyen, oyunu okumaktan uzak olan, kör insanlar var ise, hepsini de topluyorlar oraya şimdi. Hepsini de topluyorlar, hepsini de katledecekler orada. Katlediyorlar zaten yavaş yavaş. Birden katlederlerse, arkası kesilecek, gelmeyecek. Birden katletmiyorlar. Yavaş yavaş gidiyor herkes oraya. O gidenler de kendilerince biz cihad ediyoruz diyorlar. Kendilerince öyle görüyorlar. Emperyalist bir gücün elinde maşa olduklarının farkında değil.
Maşa, kim? Emperyalistlerin maşası. Kimin? Amerika'nın, İngiltere'nin, Fransa'nın. Şu anda onu batı yaptırıyor. Şu anda onu batı yaptırıyor. Çin'le Rusya'da seyrediyor. Çin'in de işine geliyor, Rusya'nın da işine geliyor seyretmek. Neden? Çin'in de elinde Doğu Türkistan var. Çin karışırsa, tehdit ediyorlar. Diyorlar ki, seni de Doğu Türkistan'la karıştırırız. Oradan Doğu Türkistanlılar da, Çin'e karşı bir hareket ediyorlar. O güldür güldür güldür güldür, eziyor öldürüyor hepsinde. Şehit ediyor hepsinde. Çin'in bu sefer Orta Doğu'da söyleyecek bir sözü kalmıyor.
Beşi bir yerde ya bunlar. Rusya'nın elinde de böyle bir açmaz var. Rusya'nın elindeki açmaz hem Ukrayna, hem de oradaki Çeçenistan. Onun da orada kendince cihatçı Müslümanlar var. Tabir bu ya. Halbuki bütün Müslümanlar cihat şuuru olması lazım. Onun da elinde böyle bir orada oyuncak var. Hemen oradan bir iki tane adamlar buluyorlar. İki bomba patlattırıyorlar. Bak diyorlar, senin de elinde böyle cihatçı Müslümanlar var. Biz de bunun aynılarına savaşıyoruz. Senle sus. Ve böylece Orta Doğu'yu yerle bir ediyorlar. Son sorunun sizce hala vaktimiz var mı demiş. Evet. Sakın öyle kendi kendinize, Amerika'ya karşı, İngiltere'ye karşı, Fransa'ya karşı veya bu emperyalist güçlere karşı kalbinizde zerrece böyle bir muhabbet oluşmasın ha.
Sakın ha. İmanınızı kaybetmek de kalmaz, vatanınızı da kaybedersiniz. İmanınızı kaybetmek de kalmazsınız. Vatanınızı da kaybedersiniz. Din, şunu unutmayın, din topraksız yaşanmaz, vatansız yaşanmaz. Bazı böyle sufi ekolleri var, böyle vatan sevgisini, vatan düşüncesini veya böyle kendini dindar gösteren, radikal İslamcı gösteren bu selefi mantığı var ya, hani toprağın önemi yok, vatanın önemi yok, vatan sevgisinin önemi yok diye. Bunların hepsi de emperyalistlerin oyunları. Emperyalistlerin oyunları.
Sizin toprağınız yoksa, dininiz de yaşayamazsınız. Siz Almanya'da dininizi yaşayamazsınız. İngiltere'de yaşayamazsınız. Amerika'da yaşayamazsınız. Ne kadar eleştirirseniz eleştirelim. Ne kadar yanlışlıklarını ve eksikliklerini gördüğümüz halde, bununla ne kadar acılar yaşarsak yaşayalım. Topraklar bizim. Biz dinimizi bu topraklarda yaşayacağız. Sakın ha öyle işte, her yerde yaşarım. Bunların hepsi de emperyalist düşüncesi. Böyle bir sufi mantığı yok. Bizim aldığımız sufi terbiyesi de bu değil. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin şeyhi olan Hacı Ali Haydar Efendi, Haydar Efendi, Kurtuluş Savaşı'na, dervişleriyle beraber bizatihi katılmış bir dergah.
Biz gazi bir dergahın müntesibiyiz. Gazi. Biz, tekrar söylüyorum, gazi bir dergahın müntesibiyiz. biz bütün dervişleriyle beraber, bütün şeyhiyle beraber, çavuşlarıyla, zakirleriyle, nakipleriyle, her şeyiyle, Kurtuluş Savaşı'na katılmış, gazi bir dergahın müritleriyiz. Gazi. İçinde şehit vermiş, bu toprağa kanıyla sulamış bir dergahın müntesipleriyiz biz. Hem Kadir-i Rufa'yı kanadımız kolumuz, hem Mevlevi kolumuz, hem de Mevlevi kolumuz. Biz gazi ünvanını almış bir dergahın evlatlarıyız. Bu topraklar için can verilecekse, en önce biz vereceğiz yine.
Korunacaksa, en önce biz koruyacağız yine. Emperyalistlere karşı, memleketimize, dinimize, imanımıza, vatanımıza, toprağımıza, namusumuza, aklımıza, fikrimize göz diken varsa, o gözü önce oyacak olan biziz yine. O gözü oyacak olan biziz. Aynı şekilde, Türkümüz de, Kürdümüz de, Lazımız da, Çerkezimiz de, Boştağımız da, Arnavutumuz da, Ermenimiz de, Süryanimiz de, kanadımızın altına kim gelirse, hep beraber bu vatanı tekrar koruyacak olan, savaşacak olan da biziz.
Bu konuda hiçbir sıkıntımız yok. Sırf bunu göstermek amacıyla, sırf bunu göstermek amacıyla, ve aynı zamanda da o şühedanın, hatırını ayakta tutmak, o şühedanın ruhaniyetini ayakta tutmak, ve onların yolunda olduğumuzu göstermek için, bu sene beşincisine gidiyoruz. Şehide, cepheye sema. Her şeyimizde gidiyoruz. Bunu konuşmak istemem ama, beni anlayacağınıza inanıyorum. Bizim Kürt kardeşlerimiz de var, Türk kardeşlerimiz de var, Lazımız da var, Çerkezimiz de var, Boştağımız da var, Arnavutumuz da var. Hepimiz biz bütünüz biz. Hepimiz bir renkiz. Bu topraklarda herkesin, herkes kadar hakkı var.
İhanet etmediği müddetçe. Herkesin herkes kadar yaşamaya, inanmaya, yaşamaya ve inanmaya, ve inancını konuşmaya, ve inancını ortaya koymaya, hakkı var. Biz bütünüz, o bütünün içerisinde rengarenkiz. O yüzden, bunun bütün ülkede, işlenmesi ve yaşanması gerektiğine inanıyoruz. Bütün, çok affedersiniz, biz bu manada, dinsiz değiliz, milliyetsiz değiliz, vatansız değiliz, topraksız değiliz. Böyle bir din anlayışını, böyle bir sufilik anlayışını da, kabul edenlerden değiliz. Biz enternasyonel değiliz. Değiliz. Biz elimize çantamızı alıp, istediğimiz yerde yaşayamayız. Ben yaşayamam. Ben Londra'da yaşayamam.
Ben Bond'da yaşayamam. Ben Pekin'de yaşayamam. Ben New York'ta yaşayamam. Ben Washington'da yaşayamam. Ben Tokyo'da yaşayamam. Yaşayamam ben. Ben herhangi bir Avrupa ülkesinde yaşayamam. Yaşayamam. Benim yaşadığım topraklarda, bir şehit kokusu almam lazım.
Ben yaşayamam. Ben vatansız ve milliyetsiz yaşayamam. Öyle bir din, öyle bir sufilik anlayışım yok. Öyle bir anlayışım yok. Ben işçilik yapmak için de yurt dışına gidip çalışmam. Böyle bir anlayışım da yok benim. Gitmişler, çalışmışlar, yaşayamam ben. Gençliğimde çok teklifler aldım ben de. Dedim gidemem ben maydanoz satarım, memleketimde yaşarım dedim. Hem de öyle yaptım, maydanoz sattım, memleketimde yaşadım. Önceden beri böyle bir düşüncem yoktu. O yüzden kıymetli dostlar, hala vaktimiz var mı? Evet var. O Çanakkale'de ve Kurtuluş Savaşı'nda canlarını, mallarını Allah adına, vatan adına, memleket adına, millet adına veren o kimselerin, kimselerin dikmiş olduğu bayrak, dikmiş olduğu bayrak dalgalanacak, geride durmayacak.
İnmeyecek hiç. İnmeyecek hiç. İnmemeli. Bununla alakalı nasıl bir mücadele etmemiz gerekiyorsa edeceğiz. Ne feda etmemiz gerekiyorsa edeceğiz. Birbirimize düşmeyeceğiz. Birbirimize silah çekmeyeceğiz. Bu vatan topraklarında hiç kimse birbirine silah çekmeyecek. Çekmeyecek. Bu vatan topraklarında insanlar birbirlerine silah çekiyorlarsa bilin ki o silahın ve tetiğin arkasında emperyalist güçler var. Birisi eline silah aldıysa bilsin ki o silahın arkasında emperyalist güçler var. Osmanlı'yı böyle batırdılar ve dağıttılar. Bizi de aynı şekilde batırıp dağıtmak isteyeceklerdir.
Tarikatları birbirine kavga ettirmek, cemaatleri birbirine kavga ettirmek, mezhepleri birbirine kavga ettirmek, hep emperyalist insanların, emperyalizmin işidir. Bunları bu oyunu okuyamayan, bu oyunu bilemeyen, alim, ulema, şeyh, derviş, hoca adına ne derseniz deyin, bu tezgaha düşmüştür. Satılmıştır o. Bilerek ama bilmeyerek. Bilerek ama bilmeyerek. O yüzden Çanakkale'de, Çanakkale ile alakalı konuşulacak çok şey var. Mesela burada şey olarak, sağlıkçılar olarak ondan sonra bahsetmiş. Mesela şey var, okumuştum böyle Çanakkale ile alakalı, notlarla alakalı, bir Alman hemşire var.
Hatta şey var onun orada, mezarlığı var bir köyde. Kusisi gitmiştim ben oraya. Adına da bir şey ana demişler. Kadın, hasta bakıcı, hemşire, doktor olan, Türk kocasıyla beraber, Almanya'dan geliyorlar. Çanakkale'de. Çanakkale'ye. Yaralılara bakmak için, askerlere bakmak için. O kadar ki, Türkçe öğrenmiş. Orada köyde, yaralılara, askerlere bakıyorlar. Ve bir şarapnel geliyor, çadıra. Şarapnel ile ölüyor. Ve zaten etrafına demiş, beni buraya gömün diye. Onu oraya gömüyorlar. Bunların hiçbirisine de, biz kalkıp da bir şey konuşmaya hakkımız yok. Hiçbirisine de.
Çanakkale vicdanların, vicdanı olanların bir yerde toplandığı bir yer. Ve o vicdana ne yazık ki, bu memleketin, bu insanların ihtiyacı var. O yüzden buradan geri dönmek, o ruhu itmek, atmak, bu memleketin insanları değil. Zaman içerisinde, devleti idare edenlerin eksiklikleri, yanlışlıkları hep olacaktır. Hep oldu. Bakın bunu söyleyen, 28 Şubat'ta sıkıntıların içerisinde yaşamış bir insan. 12 Eylül'ü yaşamış bir insan. Dinin yasaklarından, yaşanmasının yasaklarından oldukça çeken bir kimse olarak söylüyorum onu. Ben hep bir ümit taşıyordum kendi içimde. Diyordum ki, bir gün bitecek bu memlekette bunlar.
Bir gün bitecek bunlar. Bitecek bunlar. Bu memleket, bu insanlar dinle barışıyorlar. Barışacaklar. Ve dinle barışılırken, derdim de şu şu anda, bu toplum, bu insanlar dinle barışırlarken, doğru dinle barışsınlar. Derdim bu. Doğru Kur'an ve sünnetle, doğru sufilikle tanışsınlar. İnsanlar dinle tanışıyorlar şu anda. Doğru bir noktada, doğru bir şeyde tanışsınlar. Derdim bu benim. Benim derdim cemaat değil, tarikat değil, şeyhlik değil, dervişlik değil, sufilik değil. Benim derdim bu. Bütün bu topraklarda yaşayan, bütün renkler, bizim, ayrımsız, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, Arap'ın aceme, acemin araba üstünlüğü yoktur.
Üstünlük takvadadır, ilkesinde buluşmak. İlke bu. Bakın, ilke bu. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin buyurduğu gibi, hepimizde bir tarağın dişlileri gibiyiz. Hepimiz Adem'in çocuklarıyız. Ey insanlar, kardeş olun. Bu Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin nidası. Hepimiz tarağın dişlileri gibiyiz. Hepimiz Adem'in çocuklarıyız. Ey insanlar, kardeş olun. Bu kadar. Kimsenin toprağında gözümüz olmayacak. Kimsenin namusunda, şerefinde, haysiyetinde, aklında gözümüz olmayacak. Kimsenin dinini yok etmeye çalışmayacağız. Kimsenin milliyetini yok etmeye çalışmayacağız. Herkes kendi ana dilini yok etmeye çalışmayacağız.
Konuşacak. Bizim nafıza diyorum ki, nafız evde Kürtçeyi konuşun abicim diyor. Çocuklar senin Kürtçe bilsin diyor. Bakıyor bana. Sakın ha diyorum. Evde Kürtçe konuşmaya devam et. Asimile olma. Evet. Laz, Lazcasını konuşsun. Boşnak, Boşnakçasını konuşsun. Bizim bütün diller. Bütün diller hakkın dili. Hakkın. Dilin dile üstünlüğü mü olurmuş? Bütün diller hakkın. Bir dilin bir dile üstünlüğü yok. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir lisan bilen bir insan. İki lisan bilen iki insan. Üç lisan bilen üç insan dedi. Üç lisan bilen üç insan.
O zaman dilin bir üstünlüğü yok. Irkın da bir üstünlüğü yok. Bunu söyleyen eski ülkücü. En üstün ırk, Türk'ün ırkıdır diyen adam. Benim geldiğim yer orası. Bakın bunu söyleyen benim. 12 Eylül ihtilalinde bayındır Ülke Ocakları Derneği'nde yönetim kurulunda olan kimseyim ben.
Üstün ırk, Türk'ün ırkı diye bir şey yok. Ya herkes kardeş kardeşim. Acebin araba, arabanın acebin üstünlüğü yok. Yok. Bitti. O zaman biz hepimiz de, biz hepimiz de o tarağın dişlileri gibiyiz. O tarağın dişleri gibiyiz. Üstünlüğümüz, alçaklığımız yok. Bu vatan bizim, bu memleket bizim, bu insanlar bizim. Her şeyimizde. Her şeyimizde. Ve benim vatan anlayışım da, vatan anlayışım. Edirne'den bitip de o anda bitmiyor. Evet. Nerede bir şehidimiz varsa bizim vatanımız orası. Ha böyle işte topla, tankla, tüfekle gideceğiz, fethedeceğiz. Öyle bir şey değil. Buradan bunu çıkarmayın. Böyle bir şey yok.
Bitti bunlar. Ama birileri size göz dikerse, gözünü çıkartmasını da bileceksiniz. İnşallah. Kalbin sürekli zikretmesi için ne yapmalı? Bunun için muhakkak iman edip, iyi amel işleyip, devamlı zikirle iştigal etmeli. Bunun da yolu, farzları yerine getirmek, haramlardan uzak durmak, Allah'ı sevmek ve nafilelerle ona yaklaşmak. Uzun süre abdest tutamıyorum. Allah'tan affedilmemi isteyebilir misiniz? Neden ben isteyeyim? Sen de iste. Allah cümlemizi affetsin inşallah. Eşim her konuda kendini haklı görüyor. Haksız ve hatalı olduğunu hiç kabul etmiyor. Ben ona bilmediği bir şey söylediğimde veya bir şey öğretmeye, anlatmaya çalıştığımda sıkılıyor, istemiyor.
Kendi fikirlerini kabul ettirmeye çalışıyor. Eşime yani kocama karşı nasıl davranmalıyım bu durum. Evliliğimizde problemler çıkarıyor. Sen bir ilahla evlisin. Kimileri bir ilahla evleniyor. Bu ne demek? Kur'an ve sünnetin doğrusunu kabul etmeyen, kendince kendi doğrusunu ortaya koyup, kendince kendi doğrusunu dayatan kadın erkek kim olursa olsun ilahlık taslıyor.
Allah bizi affetsin. Örtümüzü açamadığımız durumlarda örtümüzün üzerinden başımızın ıslanacağı şekilde mesle edebilir miyiz? Hayır. Gündüz bayan sohbetinde yolculuk esnasında namazı ima ile kılmaktan bahsetmiştik. Burada bahsi geçen imanın şekli nasıldır? Yapabildiğin yere kadar yapmaktır. İma odur. Secde edecek durumun yok. Secdeyi ima ile yapıyorsun. İşte kafanı az bir şey eğerekten gibi. Adet suresi 10 gün olan bir bayan 10. gün mü yoksa 11. gün mü gusül abdest alıyordu? 10. gün, 10 gün bütün bütün bittiği anda abdestin alıyor. Hz. Aişe radıyallahu anh Allah Resulü'nün yanında latife yaptığı Hz. Aişe'nin annesi bunun üzerine şöyle dedi.
Ya Resulallah bu mahallenin sakacılarının bazı latifeleri ok kılıfındadır. Bunun üzerine Resulallah buyurdu ki aksine bizim bazı latifelerimiz bu mahallede olanlardır. Bu hadisi izah edip birkaç örnek verebilir misiniz? Hiç okumadım bunu. Nerede okuduysa bu kardeş. Bunu hiç okumadım. Allah beni affetsin. İyi ve kötü işte hayır varsa, iyi ve kötü işlerde hayır varsa, her işte bir hayır varsa, iyilikleri benden kötülükleri nefsimizden bilin. Ayetini nasıl anlamalıyız? Kim dedi kötü işlerde hayır var diye. Haramda hayır olmaz. Ölmeden önce ölünüz hadis-i şerifinde. Nefsin mi ölmesi gerekir? Nefis ölmez. Babam vefat etmezden önce bir akrabasını arkadaşı için sözde kefil olmuş. Kefil olduğu kişi borcu ödememiş ve borcu babam ödemeye başlamış. Fakat bu durumdan annemin haberi hiç olmamış.
Babamın vefatından sonra akrabası borcu istemek için anneme haber göndermiş. Annemin durumda böylelikle haberi oldu. Ortada yazılı bir senet yok. Kefil olduğuna dair. Sadece bir şahit varmış. Annem babamı borçlu yatırmak istemiyor ama körü körüne de parayı ödemek istemiyor. Bu durumda ne yapmamız gerekir? Bu durumda kime kefil olmuş? X kimseye. X kimseyle görüşeceksiniz. Böyle bir borca karşılık sen bu adama borcun var mı? Var. Bu adama kefaletini yerine getirdin mi? Getirmedin mi? Diye sorulacak. Adam eğer ki o borcunu ödemekle alakalı yerine getirmediyse o zaman babanın kefaletini yerine getirecekler. Edeb-ül müfrette geçen insanlara teşekkür etmeyen Allah'a şükretmez başlığı altında olan hadise açıklar mısınız?
Yüce Allah ruha şöyle buyurdu. Bedenden çık bunun üzerine ruh dedi ki ben ancak zorla çıkarım. Burayı anlamadım. Burada kalmış bu. Evet insanlara teşekkür, hakka teşekkür diye hadis-i şerif var. Bunun karşılığı da insanlara teşekkür etmeyen hakka teşekkür etmemiş olur der. Uzun bir sohbet buna bu aynı zamanda da sufi düşüncesiyle de bakmak lazım. Bunun için içerisine çünkü karşındakini hak görmekte giriyor. Mesele geniş. Saat da 10'a geliyor çünkü. Ailem tekkeye gelmemi istemiyor. Böyle şeyler aile rızası olmadan olmaz diyorlar. Hacca bile ana baba rızası olmadan gidemezsin diyorlar. Ana baba rızası burada ne kadar önemli bunun dinimizdeki yeri nedir? Anne baba rızası Kur'an ve sünnet dairesinde kalacak.
Anne baba bu ibadete haç, farz, sen bunu yapamazsın rızamız yok deme hakkına sahip değiller. Farz bir ibadeti anne, baba, koca neyse. Bunların engellemeye hakları yok, zulmetmiş olurlar. Kendinize yazık ederseniz bakın sakın benden sonra birbirinizin boynunu vurup da kafirlere dönmeliyiz.
Kur'an ve Peygamberimizin buyruğu ortadayken Müslümanların Şii-Sünni çatışması ileride Müslüman ülkelerin açık savaş haline dönebilir mi? Bu tehlike var. Bu durumu artarak devam etmesinin faydası kimleridir? Duruşumuz nasıl olmalı? Müslüman, Müslümanı tekfir etmeyecek, öldürmeyecek. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri gece baskınları olacağı zaman bir köyde beklerlerdi, ezan sesi duyulacak mı diye. Öylesi savaşınlarsa. Bir yerde, bir köyde, bir belde, cami varsa, ezan varsa oraya asla savaş amacıyla girilmezdi. Kıymetli kardeşler, inan olun. Yani bunlardan artık böyle mideminin kalktığını kusacağım geliyor. Yani bir kimsenin ama Şii, ama Sünni camisine bomba atmasının anlamını bulamıyorum. Ve bunu da Müslümanlara atfetmek istemiyorum.
Diyorum ki bunları gizli servisler yapıyor. Emperyalistler, koyuyorlar gizli servisleri, bunlar yapıyor. Artık başka türlü düşünemiyorum bunu. Bir kimse, bir Müslümanı nasıl öldürür, nasıl kafir der bilmiyorum. Bunu bilmiyorum. Ve bu hızla büyüyor. Yani selefi, vahabi bir çizgi var. Türkiye'de de bu artmaya başladı. Önlerine gelene kafir diyorlar. Önlerine gelen kafir. Müslüman kalmadı onlardan başka. Kalmadı bitti. La ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyen bir kimseye nasıl kafir diyorsun ya? Hatası da olsa, kusuru da olsa, günahı da olsa, yüz bin kere de günah işlemiş olsa, sen ona kafir diyemezsin.
Kimle savaşıyorlar şu anda orada? Müslüman Müslümanla savaşıyor. Amerika işgale geldi. Amerika işgale geldi. Bombaların altında inim inim inliyor ortalık. Onlar mezhep savaşı yapacağız diye uğraşıyorlar. Eğer Irak'taki Sünnisi, Şiisi, Kürdü, Türkü, Arapı, Acemi toplanıp, toplanıp, Amerika'ya karşı savaşmış olsaydı, vallahi de, billahi de Amerika orada ölüsü çıkardı.
Suçlamak istemiyormuş kimseye. Sistani İngiltere'den geldi, aldı Şiileri bir tarafa. Öbürki aldı Sünnileri bir tarafa. Adamlar yuttular. Irak'a yuttular. Yuttular. Müslümanlar bir ve beraber olmadıkları müddetçe yutulacaklar, ütülecekler hep. Aynı şey Afganistan'da oldu. Aynı şey Pakistan'da oluyor şimdi. Aynı şey bizim Türkiye'mize. Normalde bu vatana, bu memleketin içerisine atıyorlar tohumları. Hadisleri inkar edenler burada. Herkesi kafir diyenler burada. Sufileri kafir diyenler burada. Burada. Onlardan başka din bilen yok. Aynı hastalığı içimize atıyorlar bizi.
Aynı hastalığı. Tarikatlar birbirleriyle dövüşecek, cemaatler birbirleriyle dövüşecek. Onlar da keyif edecekler. Allah bizi affetsin. Sizce iyi olmak nedir? Bir insanın iyi olması için Müslüman olması şart mı? Ne alakası var? Herkes iyilik bir kimseye ait değil ki, herkese ait. Herkes iyi bir kimse olabilir, iyi bir insan olabilir. İyi bir insan. Bütün dinlerin amacı iyi bir insandır. İyi bir insan. İsteriz ki biz birinci derecede Müslümanlar iyi olsun. Niçin dinimizi yayamıyoruz, aktaramıyoruz? İyi birer insan olamadığımızda. Biz iyi birer Müslüman olsak, herkes bizim inandığımızın peşinden koşar. Biz iyi bir insan noktasında değiliz.
Allah muhafaza eylesin. Farklı dinlere mensup insanlar iyi olabilirler mi? Evet. Farklı dinlere mensup insanlarla arkadaşlık yapmamız neden sakıncalı? Kim dedi ki sakıncalı diye? Bizimle savaşmaya kakarlarsa onlarla dost olmayız. Bizimle savaşmadıkları müddetçe biz onlarla savaşmayız zaten. Dini, dili, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir. Hacı Bektaş Veli eyvallah. Kabul ederiz. Birinci sorum, internette takva, tuğbe, haber ay gibi sitelerde İslam Devleti kuruldu. Müminlerin emiri Şeyh Ebu Bekir el-Badar diye biat ettik gibi yazı okudum. İslam Devleti kuruldu diye soru işareti var.
Demek ki ne yazık ki bizim haberimiz olmamış. Allah bizi affetsin. Her İslam Devleti dedikleri oradaki katillerden bahsediyorlarsa haberimiz yok. Biz öyle bir İslam Devleti'ni de zaten tanıyabilecek noktada da değilim. Yok. Dikkat edin. Bir Müslümanın savaşacağı kimse Müslüman değildir. Bir Müslüman, bir Müslüman'ı kafir diye savaşıyorsa tekrar söylüyorum aynı lafı. Onun eline silahı emperyalistler vermiştir. Hafız Esad ne yaptı?
Hamayı, Humus'u yerle bir etti. Neydi Hamı, Humus? Müslümandı. Peki, oğlu Esad ne yaptı? Aynı şeyi yapıyor. Devam edeceğiz. Şimdi o Bağdadi ne yapıyor? Nereyle, kimle savaşıyor? İsrail açıklama yaptı.
Bağdadi'yi desteklediğine dair. Yetmiyor mu? Bağdadi ile Amerika Eski Dışişleri Bakanı'nın toplantısı, konuşması internete düştü. Görmediniz mi? Bunların hepsi de oyun, tezgah. Allah muhafaza eylesin. Nusra manifestosu ne demek? Açıklarsanız sevinirim. Bilmiyorum kardeş Nusra ne? Ben biraz bu noktada Allah hafif etsin. Demek ki, ilim erbabı bir kimse değilim. Nusra manifestosunu bilebilecek noktada değilim. Hakkınızı helal edin. El Fatiha. Ma selat.
Amin. Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.