Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 20 Temmuz 2019

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 20 Temmuz 2019 · 1:07:24

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Kişi eşini boşayınca, boşama dönülebilir veya kesin olsun, kadının tüketim ve mesken nafakası alma hakkı vardır.
Muhtasar-ül kuduri nefakaya ilişkin hükümler. Kişi karısından herhangi bir sebepten dolayı boşansa, boşandığı karısının tüketim ve barınmak, konaklama giderlerini vermek zorundadır şeklinde anladık, doğru mu anladık, size danışmak istedim. Burada normalde boşanmanın haklılık gerekçesi aranır. Eğer normalde erkek boşamada haklı ise, normalde o zaman kadının bu konuda bir tek mehir hakkı olur.
Kadının bu konuda herhangi bir şey talep etmeye hakkı olmaz. Ama normalde erkek haksız ise boşamakta, o zaman kadının bu nafakası ve oturma şeyi yine sınırlı, bu sınırsız değil. Bu iddet miktarınca, iddet müttedince bu bildiğim kadarıyla. O yüzden normalde İslam hukukunda boşamalarda, bugünkü mevcut hukuk gibi ölünceye kadar o kimse karısına nafaka vermekle alakalı bir hüküm yok bildiğim kadarıyla.
Kehf suresi 50. ayette, hani biz meleklere Adem'e secde edin demiştik, iblis hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerden de, Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir değişimidir. İyi yazmaktadır. Ayeti açıklayabilir misiniz? İblis melek mi yoksa cin mi? İblisin cinlerden olduğu ayetle sabit. O yüzden iblis melek değil. Bu noktada ayeti kerime açık. Normalde şeytan Adem'in ve Adem'in çocuklarının düşmanıdır. Kur'an ve sünnetin dışındaki her şey bu manada dini olarak şeytanidir. Allah muhafaza eylesin. İman edenler Allah'ı daha şiddetli severler.
Bakara 165 Kul için Allah'a olan aşk, yakin muhabbet midir? Kulum bana, ben de ona aşık olurum. Hasan'ın vasri aktarı mı? İnsanda olan bu potansiye diğer yaratılanlarda var mıdır? Yoksa bu ayrıcalık insana mı özeldir? Bu insana aittir. İnsan Allah'ı bilmede, Allah'ı tanımada ve ona aşık olmakta. Yaklaştıkça yaklaşır, yaklaştıkça yaklaşır, yaklaştıkça yaklaşır. Bu sadece insana aittir. Burada uzun bir yazı var. Kardeşi birkaç seferdir söylüyorum. Normalde çok uzun yazma diye. Ama arkadaş Allah razı olsun yazmakta gayret ediyor.
İbn-i Mesud'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir. Müslüman olarak Allah'a kavuşmak isteyen kimse namazlarını ezan okunan yerlerde, camilerde kılsın. Tabi ezan okunan yerlerde parantez içinde camilerde demiş mesela. Bu parantez içinde camilerde bu hadis-i şerfi mednine sonradan ilave edilmiş bir şey. Yani bir yerde cami yok, o zaman o kimse namazı terp mi edecek? Hayır. Veyahut da o kimse cami olmayan bir yerde ezan okundu. Ezanı okuyup da orada toparlanıp namaz kılamayacaklar mı? Yani bu normalde parantez içindeki sözler hadis-i şerifin metnini bozuyor. Yani ezan okunan yerlerde kılacaklar namazlarını. Yani namaz için normalde bir ezanın okunması lazım. Ezan okunan yer birinci derecede Müslüman beldesi.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri önce bir köye, şehre yaklaştığında beklerdi. Orada ezan sesi geliyor mu, gelmiyor mu? Orada ezan sesi gelmiyorsa okey mesela gayrimüslim köyüdür. Yani veya müşrik köyüdür. Ezan sesi önemli. Yani bir yerde ezan okumak önemli. Toplu olarak üç kişi, dört kişi bir yere gidiyorsunuz. Eğer ezanı duymuyorsanız orada birisi bir ezan okur, orada namazı kılınır. İllaki namaz kılmak için, cami, cemaat yapmak için cami şartı yok. Mezra'dasın, cami mi arayacaksın? Veyahut da Darül Harptesin. Darül Harpte olunca orada cami yok. O zaman ezan okuyup namaz kılmayacak mısın? Allah, Peygamber'in sallallahu aleyhi ve sellem için hidayet yollarını meşru kıldı.
Yine parantez içinde sünneni hüda. Ama şüphe yok ki beş vakit namaz da bu hidayet yollarındandır. Eğer siz cemaate gitmeyen şu adam gibi namazlarınızı evde kılacak olursanız, Peygamber'inizin sünnetini terk etmiş olursunuz. Peygamber'inizin sünnetini terk ederseniz elbette yolunuzu şaşırırsınız. Halbuki biz sadece münafık olduğu belli olan kimselerin cemaate devam etmediklerini görürdük Medine'de. Takat olmayan biri bile iki adam tarafından koltuklanaraktan camiye getirilirdi ve safa bırakılırdı. İmam-ı Nevev-i Riyas-ı Salih'in Müslüm günün yoğunluğundan, yorgunluğundan, meşguliyetinden beş vakit namazları cemaatle kılamıyorum. Ama tek başıma kılıyorum. Beş vakit namazı kılıyorum. Farz ibadetleri yapmaya çalışıyorum.
Dergahımızın zikirlerine katılmaya çalışıyorum ve günlük verdiğimi çekmeye gayret ediyorum. Şimdi hadise göre Peygamber'imizin sünnetini terk ederseniz elbette yolunuzu şaşırırsınız cümlesine göre kafir mi öleceğiz anlayamadım. Buradan nasıl kafir olarak öleceğini çıkardın ben de anlayamadım. Peygamber'in sünnetini terk etmek demek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bütün sünnetlerini terk etmek. İnsanlar yapabildikleri yere kadar yaparlar, yapamadıklarından dolayı herhangi bir özüründen dolayı bir sünneti yerine getiremez. O sünneti yerine getiremediği için o kimse yolunu şaşırmaz. Yerine getiremediği sünnetin yerine kendi kafasından bir şey üretir, onu oraya koyarsa o zaman o sıkıntılıdır. Biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin bütün sünnetlerini yerine getirmemiz bizim için kolay bir şey değil ama biz yerine getiremediğimiz veya kasten terk ettiğimiz veya herhangi bir şeyden dolayı herhangi bir sünnet eksikliği bizim yolumuzu şaşırtmaz.
Bu doğru değil. Bir kimse sünnetleri komple terk ederse yolunu şaşırır. Sünnetleri kabul ettiği müddetçe o yolunu şaşırmaz. Genç bir kızın tek oğlundan bir kadına kaynanam demesi nikah hükmüne girer mi? Normalde bu haber erkeğe gider, erkek bu annesi için kaynanam dendiği için eğer nikah kastıyla o kız onu söylediyse, erkek de bunu evet dediyse nikah olur.
Nikah icap ve kabuldür çünkü. İcap ve kabul olunca birisi icap ediyor. Erkek veya kız önemli değil. evlenmeye muktedir olan bir kimse karşı tarafa teklif sundu. Bu şimdi kinayeli oluyor. Oğlanın annesine derse ki bu benim kaynanam. Kadın sustu. Kadın susunca sükut ikrardır. Oğunun gelini hükmünde olduğunu söyledi. Ama normalde nikahı kıyacak olan erkek, erkeğe bu haber gider de, erkek de bunu tasdikler, evet derse nikah, nikah olmuş olur. Namazları cem ederken örneğin öğle ve ikindiyi birleştirdiysek hem öğle hem de ikindi namazından önce mi kâhmet getirmek gerekir yoksa ikisinin ortasında bir kez kâhmet getirmek yeterli midir?
Yani bir kimse bir kâhmet getirir, öğleyi kılar, ikinci kâhmeti getirir, ikindiyi kılar, namazı cem etmiş olur. Ben iş yerinde tanıştığım adamla birlikte yaşamaya başladım. Resmi nikahımı yapmadığı gibi maddi geçimimi de sağlamıyor. Şimdi benimle maddi manevi ilgilenen başka biri ile birlikteyim. Bu davranışım doğru mu? Nasıl davranmalıyım? Her ikisi de doğru değil. Her ikisi de yanlış. O yüzden normalde yanlış, yanlış üzerine gidiyor. Bir kimse bir erkekle kendisini, kendisini bir erkeğe nikahlayabilir, bir erkek bir kadını nikahlayabilir. Nikahladıysa o zaman eğer karşılıklı özel bir antlaşma yok ise nikahın genel hukuku geçerli olur. Ama yok özel bir antlaşma olursa o özel antlaşma geçerli olur.
Bu noktada o kimse eğer ondan ayrılırsa, ondan boşanırsa 120 gün iddet bekleyecek. Özür dilerim 90 gün, 3 ay iddet bekleyecek. Ölürse 120 gün çünkü o 3 ay iddet bekledikten sonra gidecek. Normalde bir başkasıyla nikahlanacak. Bu birlikte olmalar bu noktada Kur'an ve Sünnet tarihinde uygun değil. Böyle uygun değil. Haram işlemiş oluyorlar, zina hükmünde oluyor. Allah muhafaza eylesin. Bunlar böyle popüler kültür gibi bizim içimize girdi bunlar. Bu popüler kültür olarak içimize girince normalde bu böyle bizde olağan olmaya başladı bunlar. Yani işte kadınlar, erkekler bu konuda bir meselenin derinliğine bakmadan, bu meselenin haram, helallığına bakmadan bu tip hayatlar yaşıyorlar.
Gönül arzu eder ki insanlar Kur'an, Sünnet tarihinde olsunlar. Kur'an, Sünnet tarihinde bu tip bir hayatın içerisine girsinler. İşte böyle sıkıntılı oluyor. Allah muhafaza eylesin. Bu toplumun dini hassasiyetlerinin gün geçtikçe azaldığını, gün geçtikçe haram hassasiyetinin kalmadığını gösteriyor. Yani bu hızla giderse Allah muhafaza eylesin çok kısa bir zamanda hani aile kavramının iyice çökmesi, insanların böyle belli bir aile kavramında durması daha da güçleşecek.
Bunun normalde Avrupa'da tipik örnekleri var. Mesela Avrupa'da aile kavramı bir tek mesela Hristiyan tarikatlarda kaldı. Yani Hristiyan ama bir tarikata, Hristiyan bir tarikata intisaplı. Onlar mesela Hristiyan dininin inceliklerini, Hristiyan dinini bil fiil yaşamaya gayret ediyorlar. Veyahut da Musevilerde kaldı mesela. Musevilerin de tarikatlarında kaldı. Şimdi her ne kadar bizim ülkemizde tarikatlara karşı da olsalar, ne bileyim işte böyle tasavvufi, sufi topluluklara karşı da olsalar, normalde din artık öyle bir noktaya geldi ki, yani bir tek o mesela bunu beğensek de, beğenmesek de, istesek de, istemesek de, bir tarikata müntesip olan kimse dinini daha ince yaşamaya gayret ediyor.
Dininin gereklerini daha fazla yerine getirmeye çalışıyor. Velev ki o tarikat hani böyle kusurlu da olsa, hatalı da olsa, eksik noksan da olsa, hani zaman zaman ben derim böyle, hani adamın böyle işte gerçekten bir mürşid-i kamil olmasa da bir şeyhi var. İsterse tahtadan olsun şeyhi. Yani onu çekince, onun böyle ne bileyim kendisini disipline edeceği, aman onun kulağına gitmesin, gözüne görünmesin diyebileceği, utanacağı, kendisine çeki düzen vereceği bir şeyhi var.
Ben onu dahi önemli görüyorum. Çünkü o nefis öylesine azgın, öylesine arsız, öylesine hain, öylesine insanı bataklığa götürür ki, göz açıp kapatınca kadar insan bataklığın içerisinde yüzmeye başlar. Yani bir kimsenin bu noktada, hani piyasada derler ya, bırak ya şeyh mi o filan diye. Biz onları çok duyardık mesela, hala da duyarız biz. Ama o kimse oraya intisaplı, kendi kendisine oraya intisaplı, oraya aidiyet kesmettiği için kendini disiplin ediyor. Hani Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri'nin tabiriyle, kebairle günaha giriyor, kebairle günaha giriyor. Yani büyük günaha kebair işliyor. Ama zındıkaya düşmüyor, küfre düşmüyor. Burası çok önemli. Burası o kadar çok önemli ki gün geçtikçe daha da önemlileşiyor bu.
Bediüzzaman'ın o mektubat 29. mektup, 9. kısım, 8. telvi, tasavvuf, tarikat, hakikat namları altında öyle nurani, öyle şirin bir yol vardır ki, denizler mürekkep olsa, ağaçlar kalem olsa, o deryadan bir damla daha yazmış olamaz diyor. Türkçesi. Orada enteresan bir tespit var. Diyor ki, adi, samimi bir ehli tarikat. Siziliğe, meşahiye duyduğu sevgi cihetiyle asla ümidini kesmez. Ümidini kesmezse, bugünkü zındıkanın karşısında imanını korur, kebairle fasık olur diyor. Ama tarikatta hissesi olmayan, kalbi harekete geçmeyen, burası çok önemli. Tarikatta hissesi olmayan, yani bir tarikata intisaplı değil, bir tarikata bağlı değil. Bir üstadı yok o kimsenin, tarikata hissesi olmayan, kalbi de harekete geçmeyen, mütefennin, alim bir zat da olsa, yani o kimse diyor, böyle alim bir zat da olsa, bugünkü zındıkanın karşısında imanını koruması müşkülleşmiştir.
Kafir olarak ölebilir diyor. Burası çok önemli. Bakın bir Risale-i Nur talebesi için dahi burası çok önemli. Nerede olursa olsun, hangi cenahta, hangi grupta, hangi nerede olursa olsun, onun bir şeyhi yok ise, hani Ehl-i Sufi'nin sahih hadis olarak kabul ettiği, Ehl-i Sufi'nin dışındakilerin bir kısmının zayıf hadis olarak nitelendirdiği, işte bir kısmının da böyle bir Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin sözü olarak nitelendirdiği, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır sözü, Bediüzzaman sayıda Nursi Hazretleri'nde tefsir edilmiş.
Ben o yüzden dini hayatım boyunca hiç kimsenin şeyhine laf söylememişimdir. Eskiler bilir, söylemeyin derim, konuşmayın. Neden? O kimse kendince bir şeyh bulmuş. Bir yolu var adamın. Gidiyor haftada bir zikrullah yapıyor, iki haftada bir zikrullah yapıyor, günlük virdi var. Bir şeyhi varsa, böyle Kur'an sünnet dairesindeyse o kimse, onun namazını, abdestini, orucunu dikkat eder o kimse.
Haramlardan uzak durmaya çalışır, bu önemli bir şey. Ben o yüzden dergaha gelmiş bir kimse oturmuş, ders almış, zikrullah yapıyor. Ben kolay kolay onun dergahtan ayrılmasını istemem, asla. Onun ayrılması demek temelli daha çamura batmasıdır. Temelli bataklığa düşmesidir. Zaman zaman eleştirirler beni. İşte sizin dergahta hepsi de var. Var kardeşim, var. Atmakla çözüm mü bulacağız? Var. İtmekle çözüm mü bulacağız? Attığımız daha iyi bir yere mi gidecek? İttiğimiz daha iyi bir yere mi gidecek? Kapının önüne bıraktığımızı kim alacak götürecek? Şeytan alacak götürecek. Kim alacak götürecek? Bazen ben sorarım böyle eski arkadaşlar denk gelir.
Yavrum neredesin şimdi sen? Her perşembe zikre gidiyor musun? Hayır. Ders çekiyor musun? Hayır. Oğlum sen namazını da dostluğu kılamıyorsun. Kılamıyor mu abi? Namazı da bıraktın. E bıraktım abi. Ne oldu? Ne kazandın? Ne kazandın? O yüzden gün geçtikçe bir kimsenin şeyhinin kıymetini belki de içeridekiler anlamayacaklar ama o zaman içerisinde o duracak.
Onlar böyle işte ibadetlerine gayret edecekler. Ailelerine sahip çıkacaklar. Çocuklarına sahip çıkacaklar. Onların peşinden gidecekler. Onun torunlarına sahip çıkacaklar. Aman din diyecekler. Diyanet diyecekler. Allah sevgisi diyecekler. Resul sevgisi diyecekler. Onlar kendini muhafaza edecek. Onlar kendini koruyacak. Koruyabildikleri kadar. Şimdi onu yaşıyoruz. Bakın şimdi onu yaşıyoruz. Biz ahlaki çok büyük bir çöküntünün içindeyiz. Biz ahlaken gerçekten çok büyük bir çöküntünün içindeyiz. Farkında değiliz bunun. Biz böyle hızla bu çöküntü devam ediyor. Hızla aile, arkadaş, dost, anne, baba, dede, nine merhumunu kaybediyoruz.
Teyze, hala, dayı, amca bu merhumları kaybediyoruz. Kaybederken bakın kaybediyoruz toplum olarak. Şimdi bir şeyhe intisap edip bir böyle Kur'an sünnet tarihisindeki bir dergahın içerisinde durmak bu kaybolan, kaybolan bakın. Dede, nine, dayı, amca, hala, teyzenin yerine farkında değil insanlar. Bu dergah giriyor, tarikat giriyor, o tasavvuf topluluğu giriyor.
Vazifeyi o alıyor üzerine. Önceden dayının, amcanın, dedenin, ninenin, abinin, ne bileyim işte teyzenin, halanın, mahalledeki ihtiyar, yaşlı kimsenin yaptığı işlevi şu anda örneğin ben kendim için, kendimiz için söyleyeyim bu topluluk yerine getiriyor. Bu büyük şehirlerde büyük handikap. Ya şu genç her yere yakışır bu çocuk. Şu gençler her yere yakışırlar. Kim öğüt verecek bunlara, kim nasihat edecek? Kimi dinleyecek bunlar? Yani Allah affetsin. Yani hatam varsa, yanılıyorsam kardeşler düzelsinler. Hiçbirisi de burada iki saat dizinin üstünde oturdukları gibi evde sohbet dinleyip babalarını, dedelerini, ninelerini dinlemiyorlardır. Dinlemiyorlardır.
Dinlemiyorlardır. Yani bu yaşa gelmiş bir çocuk evde bile zaman geçirmiyordur erkek çocuk. Akşam yemeğine gidip gitmediği belli değildir. Nadirdir büyük şehirde bir kimsenin akşam yemeğine gitmesi zaten. İşten çıkacak veyahut da vazifeden çıkacak. Nereye gidecek ki? Kenarda bir şey yiyecek, yerse yiyecek, yiyecek, yemiyse yemeyecek. Çek çek, gidecek. Arkadaşlarla buluşuyorum, işim var diyecek. Gelmiyorum diyecek. Bir şey edecek. Yani bir normalde oğlunu adam ayda haftada bir gün, iki gün görüyorsa görecek. Mümkün değil. Belki de buradaki arkadaşların anneleri, babaları bu arkadaşların almış olduğu terbiyeden dolayı görüyordur. Ama dışarıdan bir kimse olsa görmez.
Bakın görmez. Mümkün değil. Bunların arkadaşlarının hiçbirisi görmüyordur. Görüyor mudur Onur? Senin arkadaşların vardır mahalleden. Gidiyorlar mı akşam yemeğine mutat? Gitmiyorlar değil mi? Otel gibi ev. Geliyor gece saat 12'de, 1'de, 2'de veya sabaha karşı sabahlarında çekip gidiyor. Evleri böyle kullanıyorlar değil mi? Anneleriyle, babalarıyla sohbet, muhabbet yok. Yok. Benim de aynıydı. Ben acaba değişti mi diye sordum Onur'a. Benim farklı mıydı yani? Benim de normalde o yaşlardayken benim yüzümü kim görecek, nereye görecekler? Mümkün değil. Ben hayatım boyunca en fazla zamanı dergâhta geçirmişimdir ben. Bir kişiyle en fazla zamanı şeyhimle geçirmişimdir.
Bakın annemle değil, abimle değil veya başka bir arkadaşla değil. Benim hâlâ da normalde benim en fazla zaman geçirdiğim hiç kimse yok şu anda. Yani benim şeyhimle geçirdiğim zaman kadar şu anda hiç kimseyle o kadar zaman geçirmiyorum. Yani bu normalde şu anda toplumu koruyan, muhafaza eden, bu her ne kadar karşı çıksalar da, sevmeseler de, istemeseler de ehl-i tarikat bozuluyor insanlar.
Mümkün değil. Bu sefer hani din algısı değişiyor hızla. Ve bu ehl-i tarikata karşı çıkanlar, mesela onların eksiklerini, kusurlarını insanların gözünün önüne koyup da işte bunlar böyledir, bunlar şöyledir, işte şunlar böyledir deyip de bunları insanların gözünde çökertmeye çalışan, insanların gözünde bunu böyle kötülemeye çalışanlar, yemin ediyorum müşrik kafalı. Bunlar toplumun geleceğini, insanların durmuş olduğu noktayı görmekten uzak, bir çıt kendi hayatını, kendi bozuk hayatını, kendi çürük hayatını, kendi bataklık hayatını din zanneden ahmaklar. Çürümüş kendi hayatı, kendi hayatı çürümüş, tövbe etmek, geri dönmek, yani kendi hayatını dizayn etmek nefsine ağır geliyor.
Bu sefer ne yapacak? Yani toplanıp Kur'an ve Sünnet sohbet eden, konuşan, bir şekilde Kur'an ve Sünnet'i yaşamaya çalışan cemaatleri, tarikatları, dillerine dolayı vuruyorlar boyuna. Buradan bir sonuç elde edeceklerini düşünüyorlar. Ya bu insanların dinlerini elden alırsanız ortalıkta vahşi bir topluluk kalır. Bizim devletimizin eğitim sistemi çökmüş vaziyette. Vahşi bir topluluk kalır orta yere. Gücü gücü yeteni perişan eder. Bizim toplumumuz Avrupa gibi, 3 yaşından sonra işte insani değerler, şehir değerleri, nerede, nasıl, ne yapılması gerekir, bu değerleri öğreten bir bizde sistem yok ki. Bizde adam kırmızı ışığa gelirken daha da gaza basıyor.
Bakın kırmızı ışığa gelirken daha da gaza basıyor. Bir yayayı görünce yaya nasıl iner kaldırından aşağı diye daha da gaza basıyor. Bizim eğitim sistemimiz bu. Daha da vahşileşir. Tarikatlara, cemaatlere, din ve dindarlıkla alakalı meselelere acımasızca saldıranlar. Ne yapacaksınız? Bütün ülkeyi LGBT artılı mı yapmak istiyorsunuz? Bütün ülkeyi fuhşa saplanan, her türlü harama saplanan ve her türlü haramı işleyen bir haleme getirmek istiyorsunuz. Ne amacınız? Her gün değişik yerlerden değişik saldırılar var. Allah lanet etsin şu darbeyi yapanlara da. Onlar yüzünden bütün İslam dünyası, bütün Türkiye'deki cemaatler, cemiyetler, tarikatlar hepsi de zan altında.
Hepsi de zan altında. Dedim ya bir 28 Şubat için Fadime Şahin, Müslüm bilmem kim için bir 10 yıl uğraştık, 15 yıl uğraştık. Daha bitmeden başka bir şeyle uğraşıyoruz şimdi. Başka bir şeyle uğraşıyoruz. Din ve dindarlığa ile alakalı her ne varsa hedef tahtası belli. Yeni FETÖ'cü bunlar, yeni FETÖ'ler oluşmasın. Vur abalı ya. Ulan zalim, ulan hain, ulan ahlaksız. Biz burada bangır bangır bağırırken siz neredeydiniz? Gidip birilerinin elini eteni öpmeye çalışıyordunuz. Gidiyordunuz bir yerlere girmek için, bir yerlerden bir şeyler devşirmek için, hele tepek öpüyordunuz Amerikalarda. Ama öyle bir noktaya getirdiler ki, adam din ve diyanetle alakalı, dindarlığa ile alakalı her şeye saldırıyor.
Ne yapacaksınız? Bu insanlar dinsiz olunca siz sanki o lüks villalarınızda, lüks otellerde kalabilecek misiniz? Bu toplum yine dindarlığıyla, dindarlığıyla, sağduyusuyla, sağduyusuyla, adaletsizliğe de masur kalsa, hukuksuzluğe de masur kalsa, zalimliğe de masur kalsa, zulmün de altında dursa, kendince dini duyguları ve milli duygularıyla yıkmayı, yakmayı gözüne kestirmiyor.
Ne yapsalar? Geziciler gibi olsalar kim duracak bu topluluğun önünde? Kim duracak? Lüks mağazalardaki bütün ürünleri kendi malıymış gibi görse, haince gitse, onları çalsa, çırpsa, kırsa, dökse kim tutacak cahil topluluğu? Senin şu anda zenginliğine dokunmuyorsa haram korkusuyla. Senin zalimliğine dokunmuyorsa kargaşa çıkmasın, anarşi çıkmasın diye. Adaletsizliğine senin dokunmuyorsa aman İslam anarşiden uzak durmaya emrediyor bize deyip öyle duruyor. Senin tokalını görmüyoruz mu? Senin dönekliğini görmüyoruz mu? Ehli tasavvufa, ehli tarikata o normalde salyalarını akıtan, akıtanların dönekliklerini bilmiyoruz mu?
İki yüzlülüklerini değil bin bir yüzlülüklerini bilmiyor muyuz? Din onlara acı geliyor çünkü. Birisinin Kur'an ve sünnete sahip çıkması acı geliyor. Nerede böyle kaydırı kıpak kaypak insanlar var, dinin içerisindeymiş gibi görünen. Onları koyuyorlar insanların önüne. Hadis inkarcılarını koyuyorlar önümüze. Ve geri zekalı hadisleri inkar edersen önce seni vurur bu millet. Neden? Der ki sen küfür ehlisin. Neye göre? Bana göre diyecek adam. Seni vurmak farzayın cihattır diyecek. Güm. Vuracak anlı göbenle kurşunu. Neden? Diyecek ki ya farzayın sen müşriksin. Bilmiyor. Ama amaç ne?
Amaç buraya Irak gibi, Suriye gibi yapmak. Amaç yeni dayışlar üretmek. Ülkede kargaşa çıkarmak. Ülkede iç savaş çıkarmak. Ülkeyi batırmak. Ülkeye gavurlara peşkeş çekmek. İçeride bir iç savaş çıkaracaklar, ülkeyi gavurlara peşkeş çekecekler. Yani işte Kürt Türk tutmadı. Olmadı. Alevi, Sünni o da olmadı. O da tutmadı. Tutmadı. Bir şeyler daha bulmaları lazım. E olmadı 28 Şubat yaptılar, o da tutmadı. E olmadı 15 Temmuz yaptılar, o da olmadı, o da püskürdü gitti. Bir şeyler bulmaları lazım. İçeriden bizi çökertmeleri lazım. İçeriden bizi zayıflatmaları lazım. O zaman ne oldu?
İntikam alacaklar şimdi. İntikam vakti. Nedir intikam vakti biliyor musunuz? 15 Temmuz'da ilk sokaklara çıkanlar ehli tasavvuf. İlk sokaklara çıkan ehl-i tarikat. O siyasetçiler, partililer, cemaatçiler onlar bunlar televizyonda hepsi de seyrediyordu. Hepsi de. Hepsi de. Bekliyorlardı hangisi kuvvetli gelirse o tarafa dönelim diye. Millet vatanını, milletini, Kur'an'ını, sünnetini seven yürümüş meydanları doldurdu. Meydanları doldurdu. O beyefendiler, o lütfedip sonradan onlar saflarını belli ettiler. Safsız bunlar, safları yok. Bunlar renksiz. Bunlar dinsiz. Bunlar yolsuz.
Bunlar milliyetsiz. Bunlar renksiz. Bunlar her devrin insanı. Bunlar her devrin insanı. Münafık bunlar. Başka bir şey değil. Ben böyle söyleyince de kızıyorlar. Ne kızıyorsun kardeşim? Münafığın tekisin. Renksizin. Tekisin. Neyi dübelirsizin? Tekisin. Öylesin. Seni de cebine iki bin lira koysam sen de benim borazanımı öttürecek noktadasın. Böylesin. O yüzden toplumun içerisinde böyle Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışmış nerede topluluk var ise, hangi topluluk var ise vuruyorlar. Ama toplumu bu noktada kalbi hükmünde tutan da bunlar. Ehli zikir.
Toplumun kalbi hükmünde. Biz kendi kendimize kendimizi eleştirelim. Bunda sıkıntı yok. Daha iyiye koşmak için, daha sağlama koşmak için eleştirelim kendimizi. Dışarıdaki eleştirileri de kulak arkası etmiyoruz. Eyvallah. Ama arkadaşlar şu anda İslam dünyasının kalbi hükmündedir ehli tasavvuf. Bozulursa bilin ki kıyamettir o.
Bakın bozulursa bilin ki kıyamettir. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden gün geçtikçe daha bozulma devam ediyor. Devam edecek zaten. Ama ehli tasavvuf olarak, ehli sufiler olarak biz sımsıkı durmaya gayret edeceğiz. Allah onlardan eylesin inşallah. Bir sohbetinizde senin hiçbir şeye ihtiyacın yok. Bu sadece senin için geçerli. Burada bulunanlar için geçerli demiştiniz. Tekrarlamıştınız. Bana takılıp şaka yaptığınızı düşünmüştüm. Daha sonra başka bir sohbetinizde benim şakam da gerçektir demiştiniz. Şakam da gerçektir dediğimizi duyunca söyledikleriniz geldi aklıma hakkınızı helal edin. Beş esmayı almadım ama iki kez rüyamda görmüştüm. Bu yüzden böyle bir şüphe oluştu.
Şüphe oluşmasın. Evet. Ateş dedi ki ey şamam. Ben yine ateşim. Hele bir içeri geldi benim hararetimi gör. Hani o Yahudi padişah inananları hendekler kazdırıp içine atıyordu. Hani bir kız çocuğunu attı. Onun çünkü putuna secde etmemişti. Onun putuna secde etmeyince çocuğu attı ateşin içine. O kız çocuğunu. O kız çocuğu da dışarıdan annesine seslendi. Dedi ki anne sakın ha onun putuna secde etme. Ateşin içerisinde hayat var dedi. Hatırlamanız için geriye döndüm. Ve o kızın nidasına uyan anne o da ateşe kendini attı. Baktı ki ateş onu da yakmıyor.
Bu sefer içeriden seslenmeye başladılar inananlara. Gelin ateş yakıcı değil diye. Bu sefer oradaki Müslümanlar teker teker başladılar. Üçer beşer onar onar herkes ateşe koşmaya başlayınca. Yahudi ateşe girmeyi yasakladı bu sefer. Dedi ki ateşe atmak yasak girmek de yasak. O yüzden ardından Hazreti Pir ateşle o Yahudi padişahı konuşturuyor. Padişah diyor ki ey ateş senin yakıcılığın ne oldu? Bir önceki beytte öyle diyordu. Senin birisi büyüledi mi? Bu bir simya mı yoksa? Yoksa dedi tabiatın mı değişti senin? Senin tabiatının değişmesi de benim talihimden mi? Ateş ona cevap verdi. Dedi ki ey şaman ben yine o ateşim. Hele bir içeri gel de benim hararetimi gör.
Benim tabiatım da değişmedi, unsurum da. Ben Allah kılıcıyım, izinle keserim. Ateş o Yahudi padişahı dedi ki ben aynı ateşim, aynı hararetteyim. Ama ben Allah kılıcıyım, ben onun izniyle keserim. Ateşin yakması da Allah'ın izniyle. Kılıcın kesmesi Allah'ın izniyle. Kurşunun delip geçmesi Allah'ın izniyle. Allah'ın izni olmadıktan sonra ne ateş yakar, ne su boğar, ne kılıç keser, ne de bıçak keser. Hani İbrahim İsmail'i kurban etmeye götürdüydü ya, kurban etmeye götürdüğünde herkes bıçak köreldi diyor. Bıçak körelmez.
O bıçağı vurdu ama kestiği yer arkadan ne yaptı? Kavuştu. Hiçbir şey olmamış gibi oldu. Kesilmemiş gibi oldu. Veyahut da Yusuf'u kuyuya attılar ama Cenab-ı Hak izin vermedi. O boğulmadı kuyunun içerisinde. İbrahim'i ateşe attılar. Cenab-ı Hak ateşe ey ateş serin ol, selametli ol dedi. Serinin arkasından selamet ol dememiş olsaydı donardı da içeride. Ama selametli ol dedi. Yani içeride yaşanılır halde ol. Senin içinde yaşansın. Ateşin bu noktada yakması da Allah'ın emriyle. Bakara ayet 117. O gökleri ve yeri benzeri olmadan yaratandır. Bir şeyin olmasını dilediği zaman ona sadece ol der. O da hemen oluverir.
Cenab-ı Hak bir şeye ol demeden bir şeyin olması mümkün değildir. Bir şey olduysa da o Allah'ın ol demesiyle olmuştur. Cenab-ı Hak'ın ol demesi olmazsa hiçbir şey olmaz. Bütün sebepler olması için uygundur. Ama Allah olmasını istemiyorsa olmaz. Bütün sebepler olmamasının üzerine kuruludur. Ama Allah ol diyorsa o oluverir. Bir şeyin bir şeyle sıfatlanması ancak Allah'ın emriyle mümkün. Yoksa o şey, o şeyle sıfatlanması mümkün değil. Enbiya ayet 68. Eğer bir şey yapacaksanız, onun yakında ilahlarınıza yardım edin dediler. Yani bu hani Hazreti İbrahim'i ateşe atacaklardı ya, Hazreti İbrahim'i ateşe atacakları zaman ne dediler?
O kavim toplandılar. Dediler ki, onu yakın İbrahim'i. İbrahim'i yakın ki, ilahlarınıza yardım ettiniz. İlahlarınızın tarafında olduğunuz belli olsun. Onu yakmazsanız, ilahlarınızı memnun etmeniz mümkün değil. O günün ilahiyeleri, o günün ilahları ve o ilahlara yaltaklık ve yaltaklık yapanlar bunu söylüyorlardı İbrahim'in üzerine. Ve onlar Urfa'da dağ, taş, toprak ne kadar çalı var ise, Urfa'da ne kadar çalı, çırpı, ağaç var ise hepsini kestiler, biçtiler. Devasa bir odun yığını yaptılar. Onu günlerce yaktılar. Günlerce. İyice ateş en hararetli bir noktaya geldi. En hararetli noktaya gelince, o zaman İbrahim'i attılar.
Ve o kavim, İbrahim'in ateşine odun taşımak için yarışıyorlardı. Kim daha fazla odun getirdi? Kim ilahlarına daha fazla yardım etti? Kim o kendince ilah olarak kabul ettiği, o tanrılarına daha fazla yardım etmek, daha fazla onlara yataklık etmek, onların yolunda olduklarını daha fazla göstermek için yarışıyordu müşrikler. Müşrikler yarışma halinde odun topluyorlardı. İnsanlar böyledir. Allah'ın karşısındaki yollara, Allah'ın karşısındaki putlara, Allah'ın karşısındaki her türlü ilahlara yaranmak için yarış yaparlar. Allah'ı sevenler de Allah yolunda yarış yapar. Allah'a daha yakin olmak için.
Öbür günler diğerleri ilahlarına yaranmak için, İbrahim'ileri ateşte yakmak için, İbrahim'lere eziyet çektirmek için, peygamberlerin yolundan gidenleri zulmetmek, katletmek için birbirleriyle yarışırlar. İşte o günün müşrikleri de İbrahim için öyle söylüyorlardı. Eğer diyorlardı, ilahlarınıza yardım etmek istiyorsanız, onu yakın. Ve bütün müşrikler ne yaptılar? Bununla alakalı yarıştılar. Ve sonunda devasa bir yakıt topladılar. Devasa. Ve yaktılar. Devasa bir ateş. Yanına yaklaşmak mümkün değil kızgınlığından. Şeytan, şeytan geldi onlara mancılığı tarif etti. Mancılığı yaptılar. Ve mancılığın ortasına ne yaptılar?
İbrahim'i koydular. İbrahim aleyhisselam zerrece yalvarmadı onlara. Zerrece onlara tevessül etmedi. Zerre diye hiç endişeye düşmedi. Çünkü ölürse kavuşacağı Rabbisiydi. Ölürse kavuşacağı Rabbisiydi. Nefes verirse yine kavuşacağı Rabbisiydi. Allah'a dost olanlar için ölümle hayatın arasında çok fazla bir fark yoktur. Ne tarafa yönelirlerse yönelsinler, Allah'ın veçi onlar için o taraftadır. Bu ister dünya olarak siz ne tarafa yönelirseniz yönelin, o hal alın, ister hayat ve ahiret, isterse perdeden perdeye geçmek olsun. Onlar için hayatın veya ölümün, ahiretin veya dünyanın veya ne tarafa yönelirse yönelsinler, Allah'ın veçi o cihettedir.
Öyle olunca da İbrahim için ateşe atılmakla atılmamanın arasında bir fark olmadı. Ateşin içerisinde yaşamakla dışarıda yaşamanın arasında bir fark olmadı. Ve İbrahim aleyhisselam da tam ateşin en zirve noktasında, ateşin içerisine gireceği anda, hani meşhurdur ya Cebrail aleyhisselam der, ben bu kadar hızlı, üç sefer çok hızlı girdim, indim dünya semasına, birisi İbrahim'in ateşi içinde.
O esnada dedi ki seni kurtarayım, o dedi ki Rabbim beni görüyor mu? Evet, duyuyor mu? Evet, biliyor mu? Evet. Hasbinallahu ve nimel vekil. O ne güzel bir vekildir dedi. Hiç kimseden hiçbir yardım talep etmedi. Ve İbrahim ateşin üzerine dimdik girdi. Yan yataraktan değil, dimdik. Hiç tereddüt etmeden, hiç tereddüt etmeden. Ve Cenab-ı Hakk'ın emri yetişti. Dedi ki Cenab-ı Hak, ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve selamet ol, dedik. Enbiya 69. Ve ateş hem soğuk oldu, hem selamet oldu. Böylece İbrahim'i ne yaktı, ne de üşüttü.
İşte ateş, bu noktada Allah'ın kılıcı hükmündedir. Allah'ın emriyle keser. Allah'ın emri olmadıktan sonra, ateşin yakıcılığı olmaz. Hani müminler, mahşer yerinde, hesaba, kitaba çekilirken, cehennem kızdırılır, bir de sıratın üzerinden geçecek olanlar vardır. Bunlar son Müslümanlardır. Sıratın üzerinden geçecek olanlar. Bir kısmı direkt Arşalan'ın gölgesindedir. Onlar hayırda ileri gidenlerdir. Onlar normalde Cenab-ı Hakk'ın emirlerini bir tamam yerine getirip, bir tamam harfiyle yerine getirip, farzlardan uzak durup, nafilelerle yaklaşıp Allah'ı sevenlerdir. Onların asla ve asla hesabı, kitabı yoktur.
Onlar mahşer yerinde hesaba tutulmazlar. Bunlar hayırda ileri gidenlerdir. Onlar mahşerde dilleri 18 metre olmaz. Onlar mahşerde kızgın toprağın içerisinde bat'a çık'a gitmezler. Onlar mahşerde güneş onların alınlarının ensellerine kadar yaklaşmaz. Bunlar direkt Arşalan'ın gölgesine gidecek olanlardır. Cenab-ı Allah hadisi kudüsü de tarif eder ya, Onlar dünyadayken, dünyadayken akraba olmadıkları halde, birbirleriyle alışverişleri olmadıkları halde, birbirleriyle aynı kavimde olmadıkları halde, birbirleriyle menfaatleri olmadıkları halde,
birbirlerini Allah için de sevip, Allah için severler. Ve onlar toplandıklarında Allah'ı zikrederler, Allah'ı teşbih ederler, Allah'ı tenzih ederler. İşte bunlar diyor, hiçbir gölgenin olmadığı o mahşer yerinde, bir rivayette Allah'ın gölgesinde, bir rivayette Arşalan'ın gölgesinde, iki rivayette hak, Allah'ın gölgesinde gölgelenecek olanlar, gecelerini, gündüzlerini Allah yoluna feda etmiş, Allah yolunda koşanlar, Allah için gözünü hiçbir şeyden kırpıttırmayanlar, bunlar Arşalan'ın gölgesinde gölgelenecek.
Biraz böyle işte eksik davrananlar, bunlar Arşalan'ın gölgesinde gölgelenecek. Ama bunlar bir kavim. En önemli unsurları şu, birbirlerinden menfaatleri yok, birbirlerine ırkçılık olarak, kavmiyetçılık olarak tutkun değiller, birbirlerine akraba olduklarından dolayı değil, Allah için birbirlerini sevenler, üstadını Allah için seven, derviş kardeşini Allah için seven, Allah dostlarını Allah için seven, Allah'ı zikredenleri Allah için seven, menfaat gözetmeyen, ben buraya giderim, mal satarım, ben buraya giderim, kız bulurum,
ben buraya gider adam bulurum, ben buraya giderim iş bulurum, ben buraya giderim aşk bulurum, ben buraya giderim belediyeden ihale alırım, ben buraya giderim devletten ihale alırım, ben buraya giderim bana soruları verirler, ben bir yere girerim, ben buraya gittiğimde bunlardan görüneyim, ben atanırım, ben buraya gittiğimde bürokratik olarak bir yere giderim, ben buraya gittiğimde siyaset olarak bir noktaya getiririm, ben bunların desteğini alırsam x yere giderim, ben şunu şöyle yaparım, ben bunu böyle yaparım ya oradan para toplarım oradan himmet toplarım oradan kendime bir yer yaparım oradan kendime bir zemin yaparım oradan kendime bir menfaat devşiririm diyenler cennetin kokusunu dahi alamazlar, bırakın Allah'ın gölgesini Arş-ı Allah'ın gölgesini, cennetin kokusunu bile alamazlar evet, bırakın Allah'ın gölgesini bırakın Arş-ı Allah'ın gölgesini cennetin kokusunu bile alamazlar, ama kim farzları yerine getirdi, nafilelerle Allah'a yaklaştı, Allah'ı sevdi, müminleri sevdi, dervişleri sevdi velileri sevdi, Allah dostlarını sevdi, fi sebilillah
Geylan Hazretleri'ni zahiren görmedik, böyle bir zat var, her gün okuyoruz Ahmet-el Rufay, Ahmet-el Bedevi İbrahim Duseki Şehebulez Han'ın Şazeli Şah-ı Nakşibendi Hacı Mevlana Hazreti Mevlana Hacı Bayram Veli Hacı Bektaş Veli Yunus Emre daha niceleri ismini sayamayacağımız kadar hepsini Allah için seviyoruz zahiren hiçbirini görmedik ki bakın zahiren hiçbirini görmedik ama seviyoruz hepsini sahabeler zahiren görmedik, seviyoruz hepsini Hz. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem zahiren görmedik, seviyoruz Adem Aleyhisselam'ın her ikisinin arasında gelmiş geçmiş
ne kadar peygamber, ne kadar veli, ne kadar mümin var ise hepsini seviyoruz, zahiren görmedik ama hepsini de seviyoruz hepsinin peygamberliğine iman etmişiz hepsinin de veliliğine iman etmişiz hepsinin de müminliğine iman etmişiz hepsini Allah için seviyoruz Abdullah Efendi Allah için seviyoruz Çorunlu Hacı Mustafa Efendi Hacı Elaydar Efendi Çorunlu Hacı Ebu Bekir Efendi Abdurrahim Tantavuk Abdurrahim Neşabi Allah için seviyoruz hepsini işte böyle bir topluluk birbirleriyle akraba değil birbirlerinden menfaatleri yok
düşünebiliyor musunuz? hiçbir menfaat gözetmek sizin hiçbir menfaat yok o yüzden derim ben sağ olduğum müddetçe burada para konuşulmayacak burada makam konuşulmayacak burada mevki konuşulmayacak herkes Allah için burada olacak bizim aramızda makam yok, mevki yok hepimiz bir dergahtayız, hepimiz bir topluluğuz hepimiz, hepimizde kardeşiz burada Allah için buradayız Allah için birbirimizi seviyoruz öyle sevmemiz gerekir işte bunlar eğer bir leke üzerlerinde olmazsa bunlar Allah'ın gölgesinde gölgelenecek ben öyle inanıyorum
Abdülkadir Geylanı, Ahmetel Rufayi, Ahmetel Bedevi bu büyük pir efendiler bunlar Allah'ın gölgesinde büyük veliler Allah'ın gölgesinde bunların yolunda giden çok iyi dervişler bunlar Allah'ın gölgesinde benim gibi böyle kah nefsine uyan kah hata yapan kah öyle davranan kah böyle davrananlar Allah'ı alem ümit ediyoruz Arşalan'ın gölgesinde bunların hesabı kitabı yok kıymetli kardeşlerim bunlar hesaba çekilmezler bunlar mahşerde bunlar mahşerde sen şunu yaptın sen bunu yaptın denmez bunlara bunlar direkt ya Allah'ın gölgesindedir
ya da Arşalan'ın gölgesindedir bunların normalde hesabı kitabı yoktur ikinci sınıf müminler bunlar hemen bir hesaba kitaba hemen anında mahşerde ve kabirde eziyet çekmeden hemen anında hesaba kitaba dahil edilip hesapları hızla görülüp cehennem ateşini uzaktan görecekler bunlar birinci grup insanlar da çok uzaktan görecek ikinci grup takımlar da uzaktan görecek cehennem ateşini cehenneme şehadet edecekler çünkü Allah gösterecek herkese bakın diyecek o cehennemle ben korkuttum ya işte diyecek ileride görün o cehennemi görecek insanlar
üçüncü grup Müslümanlar iman etmiş kah yapmış kah yapmamış kah öyle yayılmış kah böyle yayılmış ama hatası kusuru biraz fazla olmuş bunlar da mahşerde sıkıntı çekecekler kah kızgın bunların mahşerleri günahlarına göre uzun sürecek bunların kabir azapları biraz uzun sürecek mahşer günleri bunların biraz uzun sürecek onlar o mahşerin eziyetini çekecekler o yüzden kendi kendinize söz verin kendi kendinize son nefesinize kadar zikir halkalarında durmak için bu sözünüzü hep yenileyin kendi kendinize
saher sabah kalktığınızda ya Rabbi beni zikir meclislerinden ayırma beni bir velinin peşinden ayırma beni Kur'an ve sünnetten ayırma aman virdinizi çekin önemsiz görmeyin onu sakın ha perşembe veyahut da mahalle derslerinde veyahut da işte il ilçe derslerinde nerede varsa aman dersleri bırakmayın o zikir halakasına oturun tim ne derse desin şeytan ve iki ayaklı şeytanlar sizi oralardan uzaklaştırmasın sizi zikir halakasından uzaklaştıran her fiiliyat şeytan ve iki ayaklı şeytanların işidir bunu kendinize distur edinin
deyin ki haftada bir gün benim perşembe günleri zikrim var o halakayı zikrullaha beni göndermeyen şey şeytandır deyin onun boğazını kesin onun boğazını kesmezseniz son nefesinize kadar zikir halakasında durma garantiniz yok önemli gece var diyen var bir şey söylemiyorum gece var diyesi var eyvallah işiyle alakalı nöbeti var eyvallah öbür türlü evinde oturuyorsan orada da zikrullah var ise oturma kardeşim imanın seni oturtturmasın orada kalbini yarsın senin içini dağıtsın senin sen oraya zikrullah halakasına gidemedim diye
yak yakı yakar kendini yarıl muhakkak zikrullah halakasına git çünkü yoksa o mahşer yeri senin için çok dehşetli olur herkes ölür gider herkes bu dünyadan göçer gider üstadınız öldü gitti mi evet gidin bir üstada bağlanın kim olursa olsun istihare yapın istişare yapın üstadsız kalmayın kalmayın vay ya ona mı bağlanacağız ya git ona bağlan sen boş ver bir yere bağlan rüyanda gör git bağlan gördün mü rüyanda gördün git bağlan rüyanda rüyanda sahih misai git bağlan dinleme kimseyi o söz dursun sende şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır
şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır o söz klişe halinde beyninde dursun sakın ha öyle gaflete dalıp kendi kendinizi bir şey zannettin ben dersi vermek istiyorum aldık git hadi yürü hadi bul hadi git bir yerden ders al hadi git meydanla küstahlık yapmayın sakın ha sakın ne diyor hazreti mevlana diyor o şeytan küstahlık yüzünden azazil küstahlık yüzünden lanetlendi küstahlık yapma otur otur dünyada büyük boynunu ip gibi ol sakın ha
Allah muhafaza eylesin neden hayat geçici o Allah'ın gölgesine gözüledik o yüzden o ikinci sınıfta ne olacak onlar çok kısa bir hesap kitap onlar da karşıya geçecek üçüncü kısım mümin onlar mahşerde baya eziyet çekecekler eziyet çeke çeke onlar cennete gidecekler eziyetleri bitecek hesap kitap o eziyetten sonra Cenab-ı Hak onları temizleyecek onlar da ne olacak cennete gidecek birinci kısmı onlar cehennemi görecekler sadece karşıya geçecekler tabiri caizse onların hiç cehennem onları onlar görecek cehennemi belki de cehennem onları görmeyecek
onlar şehadet için görecekler Allah'ın has kulları zaten cehennem cennetlikler geçerken başlayacak yalvarmaya diyecek ki bunlar hızla geçsin bunlar benim ateşimi söndürüyor ama normalde o üçüncü derecede müminler var ya işte onlar da cehennemi böyle bir hamam sıcaklığında hissedecekler cehenneme girmeyecekler ama hamam sıcaklığında ne yapacaklar Allah muhafaza eylesin onlar da cehennemi hissedecekler işte ateş Allah'ın bir kılıcıdır Allah müsaade ederse keser cehennem dahi Allah müsaade ederse yakacak müminlere müsaade etmediği için
ne yapacak müminlere dokanmayacak Allah bizi onlardan eylesin inşallah Cenab-ı Hak cümlemizi o cehenneme duçar olan kullarından eylemesin her daim zikirle her daim tövbeyle her daim Allah'ın yolunda duranlardan eylesin inşallah haklarınızı helal edin bizden yana da helal olsun inşallah Cenab-ı Hak izin versin önümüzdeki hafta buradan devam edeceğiz Türkmen'in köpekleri çadır kapısında misafire yaltaklanmış inşallah selamun aleyküm geçen

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi