mustafaozbag.org

Karabaş-i Veli Tekkesi - 20 Ekim 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 20 Ekim 2018 · 1:16:50

Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Mehdi âlâ Resûlü en güzel kendisi mi anlatacak, doğumu sır olacak deniyor internetlerde. Oysa kendisi çok iyi biliyor.
Size göre kendisi ne zaman ortaya çıkar? Hiç umulmadık kişi de olabilir, temizlik olabilir mi? Temizlik ve bereket, huzur aradığımız şeyler, sünnet-i seniyeden, güzel ahlaktan uzaklaştığımız için mi? Allah Celle Celaluhu bize bu cezayı verdi. Gerçek temizliği, mehtâle Resûlü bize getirecek mi? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem-i zetere, Adem'den itibaren bütün peygamberler ümmetlerini deccalla korkutmuştur der.
Ardından hadis-i şerifte de deccaldan sonra da muhakkak bir mehdi gelecek der. Bu bütün ümmetler tarafından mehdi meselesi bilinir, konuşulur. Ama bilhassa Ümmet-i Muhammed için bu böyle daha da fazla ilgili alakalı bu mesele. Ama bu böyle ümmet-i Muhammed'i gevşekliğe sürükleyen, ümmet-i Muhammed'i böyle tabiri caizse direnmeye, direnişe, Kur'an ve sünnet tarihinde yaşamaya sevk eden bir şey değil.
Benim yeni böyle İslam'la tanıştığım zamanlardaki anlayış şuydu. Ya böyle bir sıkıntı var, mehdi geldiğinde mehdi halledecek onu. Böyle bir problem var, mehdi geldiğinde o problem hallolacak ya. Ya böyle bir sıkıntı var, ya o sıkıntıyı mehdi gelince halledecek. Mehdi gelinceye kadar sabredin, mehdi gelinceye kadar bekleyin. Mehdi şu an çıkacak, şu zaman çıkacak, bu zaman çıkacak, şu zaman çıkıyor. Ha çıkıyordu, ha çıktıydı, az kaldı, Allah affetsin. Bunlar ümmet-i Muhammed'i cihattan, hem nefsini, nefsi cihattan, hem de dini olarak gavurlarla cihattan uzaklaştıran anlayışlara sürüklüyor.
İnsanlar kendilerince bir mehdi beklentisine bürünüyorlar ve o mehdi'nin gelip bütün işleri halledeceğine, bütün hadiseleri çözeceğine dair böyle bir beklentinin içine giriyorlar ve Müslümanlar mücadele etmiyorlar. Nefisleriyle mücadele etmiyorlar. Ne bileyim gayri ahlaki olgularla, oluşumlarla, gayri dini oluşumlarla mücadele etmiyorlar. Direnmiyorlar, gevşiyorlar. Siz bir kötülüğü gördüğünüzde elinizle, mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse kalben buğz ederekten önlemeye çalışınız ki bu da imanın en zayıf noktasıdır. Şimdi Müslümanlar bir kötülüğü gördüklerinde kalben buğz ederek dahi önlemeye çalışmıyorlar. Bakın o en zayıf noktasında bile değil Müslümanlar şu anda.
Bir Müslümanın gözünün önünde Allah'ın lanetlediği fiiliyatlar işleniyor. Müslümanların gözünün önünde Allah'ın sevmediği, istemediği, lanetlediği, hatta gökteki meleklerin, peygamberlerin ve lanetcilerin lanetine uğrar dediği fiiliyatlar Müslümanların içerisinde devam ediyor. Müslümanlar bunlara karşı aymaz. Hukuksuzluk, adaletsizlik, fahşiyat, fuhşiyat, şeytaniyet, deccaliyet almış götürmüş İslam alemini.
Hiç kimsenin bu konuda bir derdi yok. Tarikatlar, cemaatler, cemiyetler bütün her şey harıl harıl çalışacağız diye uğraşıyorlar. Yok bir şey. Ben İslam'a 86-87'ye girerken girdim. 86'dan beri Türkiye'deki, cemaatlerdeki, tarikatlerdeki, İslami oluşum topluluklarda çok fazla bir şey değişmedi. Bu bir ümitsizlik vakası değil. Çok fazla bir şey değişmedi.
Mehdi'den çıktık ya şimdi. Yani hala da bir Mehdi beklentisi, hala da Mehdi pompalanması. Bunlar belli yerlerden, belli mihraklardan olduğuna inanıyorum. Uyuyun Müslümanlar. Uyumaya devam edin. Mehdi çıkacak, bu işlerin hepsini halledecek. Mehdi çıkacak, mahkemelerde hakim olacak, adliyelerde savcı olacak. Mehdi çıkacak, avukat olacak. Mehdi çıkacak, asker olacak. Mehdi çıkacak, komutan olacak. Mehdi çıkacak, devlet başkanı olacak. Mehdi ne olacak bilmem. Mehdi'nin çıkacağını ben de biliyorum. İman ettim, inanıyorum. Bu konuda bir sıkıntım yok.
Ama Ümmet-i Muhammed bana söyler mi bir arkadaş şimdi? Kaç gece evindeki rahat yatağını bırakıp ne yapıyorsun? Kaç gece evinden uzaktasın, yatağından uzaktasın? Gül kokulu çocuklarından uzaktasın? Kaç gün işinden uzaktasın? Kaç gün eşinden uzaktasın? Kaç gün rahatından uzaktasın? Edebiyatı güzel. Bugün Allah için ne yaptın? Benim saat on bir, on bir buçuk, on ikiye kurulu ondan sonra. Saat on bir buçuk, on ikide dınk telefondan geliyor. Bakıyorum bugün Allah için ne yaptın?
Bakıyorum kendi kendime, Mustafa Özba, hiçbir şey yapamadın diyorum. Kapat telefonu. Edebiyatı güzel. Hazreti Ömer Efendimiz sorarmış kendi kendine. Bugün Allah için ne yaptın? İyi, sordun da ne oldu? Kendi nefsim için söylüyorum. Daha önceki sohbetlerimi bilirler arkadaşlar. Ben bir gece dedim, Mehdi çıktı, hadi yürüyün gidiyoruz hadi. Kim gelecek? Şimdi işini bırakmayan o gün mü bırakacak? Bugün evini bırakmayan o gün mü bırakacak? Bugün arabasına kıyamayan o gün mü kıyacak? Bugün parasına kıyamayan o gün mü kıyacak? Altındaki arabaya bak bakalım. Allah için kaç kilometre yapmış?
Nefsin için kaç kilometre yapmış? Evine bak bakalım. Allah için kaç tane misafir yatmış evinde bir yıl boyunca? Evine bak. Allah için kaç tane fukaraya yemek yedirdin evinde? Basit sorular. Koltuklar bilmem ne markadan, televizyon bilmem ne markadan, perdeler bilmem ne markadan, halılar bilmem ne markadan. Aa halıyla koltuğun renk uyumu olmadı. Değiştir yeni halıyı al. Kaç tane misafir kaldı evinde? Kaç tane fukara yatırdın? Kaç tane fukara doyurdun evinde? Edebiyatı güzel.
Ne yapacaksın? Mehdi çıkınca evde yemek mi vereceksin? Vardı Mehdi cezaevinde şimdi. Hatun oynatmaktan içeri girdi. Şimdi tebessüm ediyoruz değil mi?
Gülüyoruz. Bu adam Akit gazetesinde köşe yazarıydı arkadaşlar. Türkiye'deki hani böyle şuurlu Müslümanların en önemli gazetesinde köşe yazarıydı. Nerede şimdi?
Türkiye'deki İslami, siyasi İslami topluluğun önemli insanlarından birisiydi. Biz unutuyoruz. Allah bizi affetsin inşallah. İnşallah Müslümanların uyanması lazım. Müslümanların dirilip direnmesi lazım. Müslümanlar önce kendi nefislerinde haramlara direnmesi lazım. Müslümanlar önce kendi rahatlarını terk etmeleri lazım.
Müslümanlar önce televizyonun karşısından, ceplerindeki telefondan, internetten, Hz. Google'dan kurtulmaları lazım. Müslümanların şuurlanması lazım. Müslümanlar direkt Kur'an ve sünnete sımsıkı bağlanması lazım. Müslümanların cemaatçilikten, tarikatçılıktan, şeyhçilikten, hacicılıktan, hocacılıktan, her türlü takım tutar gibi bir taraf girdikten kurtulması lazım.
Senin şeyhin benim şeyhimi döver, benim şeyhim senin şeyhini döver, bizim tarikatımız sizin tarikatınızı döver, bizim tarikatımız asıl, sizin tarikatınız değil, bizim şeyhimiz asıl, sizin şeyhiniz değil, bizimki kutup, sizinki değil, bizimki, bütün kutuplar Türkiye'de. Türkiye'de. Bütün dünya üzerindeki kutuplar Türkiye'ye toplanmış.
Bütün tarikatların şeyhleri kutup, hala hepsinde kutup kabul ettik. Ne yapıyor bunlar? Bunların hepsi de evlerinde oturuyorlar. Evet. Verin parayı yesinler, koyun yemeği götürsünler, örtün uyusunlar. Bütün kutuplar Türkiye'de mi? Evet.
Evet. Adamın etrafında iki kişi var, o da kutup. O da diyormuş ki, biz bilinmeyenlerdeniz. Ona demişler ki, senin iki tane dervişin olacak, bir de sen üç. Üçünüz, üçlerdensiniz siz. Adam buna inanmış. O da kendini kutup, sağındaki, solundaki, öbürki diyor, sağında, ben de solundayım. Hangisinin ölmesini bekliyorsun dedim ben. Böyle baktı, baktı, baktı. Herhalde öbür arkadaş, kardeş ölecek gibi dedi. Yani öbürki olacak, o da sağına geçecek. Ne ilacı kullanıyorsun dedim. Böyle baktı, gecelerim dedi. Evet dedim ben, antidepresan verdi doktor dedi. Başka ne verdi dedim ben. Ama başka ne verdi? Antidepresanla olmaz çünkü bu dedim.
Bir iki tane daha ilaç söyledi. Vurdum şeyini, sen normal değilsin dedim. Yani adam içince hapları kendini kutup görüyor. Bunlar var Türkiye'de. Acı şeyler. Ama bunlar var. Zaten birisi direkt Kur'an, sünnet söyleyince herkes düşmanına. Neden? Ayet, hadis söyledi. Siz çok ayet, hadis söylüyorsunuz. Beni söylüyorlar. Ben her şeye Kur'an, sünnet diyormuşum. O yüzden olmuyormuş. Ne diyeyim? Taslamam gibi söyleyeceksin. Gideceksin, İncil'den alıntılar yapacaksın. Taslamam gibi. Gideceksin, Pavlos'tan alıntılar yapacaksın. Meşhur olacaksın. Hadisleri bırakacaksın.
O zaman meşhur oluyorsun. Televizyonu da çıkarıyorlar. Her yere çağırıyorlar. Allah bizi affetsin. İnşallah Müslümanlar uyanacaklar. Evet, Mehdi ile alakalı size bir hadis söyleyeyim. Uyanın. Mehdi ile alakalı. Bunu da uyanmanız için söylüyorum bunu. Mehdi'den önce yalancı Mehdi'ler çıkar. Hadis-i Şerif'i analiz ederekten söylüyorum. Mehdi'den önce yalancı Mehdi'ler çıkar. İnsanlar o yalancı Mehdi'lere Mehdi diyerekten peşlerine takılırlar. Ne yazık ki Mehdi olmadıkları meydana çıkar. Ve ümmet böyle bir tabiri caizse hüsrana uğrar. Kendi kendilerine böyle bir ümitsizliğe düşer. Yeniden diyor bir kimse çıkar. Yeniden o kimsenin peşine takılırlar.
Yeniden Mehdi bu derler diyor. Böyle bir Mehdi hareketi gibi, bir Mehdiyet gibi. Ve diyor onda da hüsrana uğrarlar. Yine diyor üç sefer söyleniyor bu. Üç sefer bu. Tekrar diyor bir kimsenin yine peşine takılırlar. Ümmet-i Muhammed onun etrafında toplanır. Bu Mehdi denir diyor. Onda da hüsrana uğranır. Ne zaman ki diyor ümmet-i Muhammed'in artık ümidi kalmaz. Mehdi'nin çıkacağına dair ümidi kalmaz. Kurtuluşa çıkacağına, kurtuluşa ereceğine, düze çıkacağına dair ümidi kalmaz. O zaman diyor Mehdi, âlâ, resûl, zuhur eder, çıkar. O zamana kadar çıkacak olanların hepsi de yalancı Mehdi. Bunlar kendilerinin yalancı Mehdi derken ben Mehdi'yim diye çıkmasına gerek yok.
Etrafındaki insanlar onu Mehdi görüyorlar. Ben sıralayayım mı şimdi size ben 26 yılı şeyden 2000 pardon 1986'dan beri etrafındaki insanların Mehdi zannıyla hareket ettiği kimseleri gücenmece, alınmaca, kızmaca, darılmaca yok. Risale-i Nurcular Bediüzzaman Said-i Nursi'yi Mehdi olarak görüyorlardı. Ben yeni Müslüman olduğumda siz Mehdi bekliyorsunuz.
Mehdi geldi vazifesini yaptı gitti. Kıyamet bekliyorlar. Kim dedim? Bu kim? O gün için bana konuşan Risaleciler diyorlardı ki bu Bediüzzaman Said-i Nursi. Geldi vazifesini yaptı gitti. Sen ne Mehdi'si bekliyorsun? Siz boşuna uğraşıyorsunuz. Benim ilk Mehdi olarak ondan sonra duyduğum kimse, ikinci Mehdi duyduğum kimse menzildeki şeyh vefat etti ya, ne Muhammed Raşit.
İkinci dervişlerinden Mehdi olarak duyduğum, dervişlerinden duyduğumu ben söylüyorum. Ben bunların birinci ağızdan duymadım. Dervişler diyor ki, Mehdi. Sen Mehdi'yi bırakıp kimden ders alıyorsun? Üçüncü şahıs Fethullah Gülen. Ciddi ciddi. Dördüncü şahıs Erbakan Hoca. Ciddi ciddi. Ciddi ciddi. Bunlar etrafındaki insanlar, ya Adnan'ı, Evronos'u onları sıra zaten kale almıyorum, söylemeyeyim onlara. Evronos zaten bir Mehdi, bir Nebi oluyor. O günün konumuna göre, değişiyor onun durumu. Onları sıralamıyorum, ciddi ciddi.
Bakın ciddi ciddi, gücenmece alınmaca yok. Bundan 3-4 yıl önceye kadar da, Cumhurbaşkanı için, Recep Tayyip Erdoğan için millet Mehdi diyordu. Bana mı söyleniyordu sadece bunlar yoksa? Yani herkes bunu duymuştur herhalde, öyle değil mi? Bak kafa sallıyorlar duyduk diye. Öyle mi? Evet. Bakın normalde bunlar Türkiye'de konuşulanlar. Siz Pakistan'a, Afganistan'a, Mısır'a, Fas, Tunus, Cezayir, orlara gittiğinizde, oraların da kendilerine göre Mehdi'leri var. Bu iş o kadar sıkıntılı ki, Allah muhafaza eylesin. Yazık, Ümmet-i Muhammed'e yazık. Ümmet-i Muhammed'in ümitlerine, Ümmet-i Muhammed'in gayretlerine yazık. Ümmet-i Muhammed aldana aldana, aldatıla aldatıla geliyor.
Ama Ümmet-i Muhammed de aldanmaya hazır. Aldanmaya hazır. Ben 30 yıldan beri bağırıyorum. Bir kimse sohbetinde para topluyorsa, sohbetinden gazete satıyorsa, dergi satıyorsa, CD satıyorsa, bu adam İslami deyip de bir şey satıyorsa, kardeşim ayet var. Sizden ücret isteyenlerin peşinden gitmeyin. Din satanların peşinden gitmeyin. Din alınır, satılır bir meta değil. 30 yıldan beri benim dilimde tüy bitti. Gidiyor insanlar. Veriyorlar paralarını. Yediriyorlar, içiriyorlar, paralarını veriyorlar, gezdiriyorlar.
Allah için yaptığını düşünüyorlar. Yapma kardeşim, yapma, alma, alma. Bize Kur'an yeter diyorlar. Her birinin kendisinin 30-40 tane kitabı var, 50 tane kitabı var. O kitapları satıyorlar bize. Ve kardeşim madem Kur'an yeter, bu kitaplar ne? Konuşan profesör için diyor ki 25 tane kitabı şimdi söylersen şu kadar para, indirim.
Ya bu adam orada konuşma yapıyor. Ama madem Kur'an yeter, 25 tane kitabı ne yapacak adam? Okusun Kur'an'ın kafasına göre takılsın, senin kafana göre takılacağına. Madem Kur'an yetecek adama, senin neye ihtiyacı var adamın? Madem Kur'an yetecek herkese, diyanete neye ihtiyaç var? İlahiyatlara neye ihtiyaç var? Din profesörlerine neye ihtiyaç var? Hocalara, hacılara neye ihtiyaç var kardeşim? Herkes alsın koltuğunun altına bir tane meal, baksın işine. Hatta mealcilere ne iş lazım ya? Kur'an yeter, al kardeşim Arapça Kur'an'ı, Arapça'ı da öğren.
Bak işine, bu millet Kur'an'ı öğrense, valla da, billa da, tilla da, önce Kur'an yeter diyenlere, aha şeytan bu deyip onları taşlar. Razıyım, şu insanlar Kur'an'a tabi olsunlar. Ey faizle iştigal edenler, mezarlarınızdan şeytan çarpmış şekilde kalkacaksınız. Mezarlarınızdan şeytan çarpmış gibi kalkacaksınız. Kur'an söylüyor bunu. Ülkede faiz yüzde kırk beş. Ülkede faiz yüzde kırk beş. Suyu ödeyemedin, faiz elektriği ödeyemedin, faiz telefonu ödeyemedin, faiz verginin. Kargı ödeyemedin faiz, sigortayı ödeyemedin faiz, şunu ödeyemedin faiz, bunu ödeyemedin faiz.
Şeytan çarpmış gibi kalkacaksınız. Kur'an söylüyor bunu. Kur'an yasaklamış. Huş yasak. Eşcinsellik yasak. Kur'an yasaklamış. Lüt kavminin helakını anlatıyor bize. Kur'an yasaklamış. Eski ahitte yasak, yeni ahitte yasak. Kur'an-ı Kerim'de yasak. Ey eşcinselliğe ceza vermeyen devlet. Eşcinsellik suç değil bu ülkede. Onlar oturmuşlar. Gariban Müslüman. Ondan sonra onlarda da var hata.
Namaz kılarken elini kulağına değdirdi mi değdirmedi mi? Nereye kadar değdirdi, nereye kadar değdirmedi. Ulan bırak Allah senin iyiliğini versin. Bırak elini isterse havaya kaldırsın. Allah-u Ekber desin namazı kılsın. Bırak. Bırak. Geceleri yol kenarlarında eşcinseller fuhuş yapıyor. Kur'an yasaklamış. Lüt kavminin nasıl helak edildiğini anlatıyor. Ölçüde tartıda haksızlık yapmayın diyor. Kur'an yasaklamış. Hadi Kur'an'ın haramlarını sıralayalım. Sanki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yani Kur'an'da haram edilen bir şeye helal etti sanki. Hadise böyle sanki. Gelin kardeşim gıybet haram, iftira haram, dedikodu haram, suizan haram. Kur'an yasaklamış bunları.
Haksız yere adam öldürmek haram. Kumar oynamak haram. Falcılık haram. Kur'an'ın yasakladığı şeyler. Haksız yere adam öldürmek haram. Hepsi de Müslümanların içinde. Ne kadar haram varsa ülkede serbest. Kumar serbest, totodur, lotodur, bilmem ne dedir. Serbest mi? Serbest. Serbest, içki serbest. Üret, sat, istediğini yap. Sabaha kadar iç, zehirlenince kadar iç. Serbest. Zehirlenince kadar iç, serbest ya. Ne? Kur'an. Kur'an yasaklamış işte. Amaçlar o değil. Dertler o değil. Geçen gün televizyonda tartışma.
Ne o? İslam'da kadının yeri. Allah Allah. Tartışmaya bak. İslam'da kadının yeri. Ülkede 200 bin fuhuş yapan kadın var. Ülkede kadının yerini tartışmıyor. İslam'da kadının yeri. Lan İslam'da kadın. Evin kraliçesi. Evin kraliçesi kadın İslam'da. Dervişler eşlerini dövmezler, sövmezler, hakaret etmezler. Fiske dahi vurmazlar. Gerçek sufi, gerçek derviş, gerçekten sufi ahlakıyla ahlaklanmış bir erkek. Eşine vurmaz ya. Ben şeyhimden öyle öğrendim. Bana dedi ki Mustafa Efendi, ben daha dedi bir fiske vurmadım dedi. Bekarım o zaman ben.
İçimden dedim ki söz veriyorum, ben de vurmayacağım. Nerede İslam'da kadının yeri? Gerçek İslam'da, sufilikte. Ben bangır bangır bağırıyorum. Bir de kafa yapıyoruz kendimizde. En iyi sufi, en büyük kılıbık sufi. Kılıbık, en büyük sufi diyorum ya. Adam mümkün mü? Eşine vuracak biz de. Ama şey bu, sanki İslam kadınları perperişan etti ya. He. Ya algı bu televizyonda. İslam'da kadının yeri, yani İslam'da kadının yeri yok yani. Evet. Sizde var. Ya bundan 50-60 yıl varınca kadar İngiltere'de bir kadın babasından gelen malı kendisi alıp satamıyordu bile.
Kur'an ya, Allah bizi affetsin. Emri maruf ve kötülükten sakındırmayı yapmadığımız için mi Allah bizi düşürdü? Allah ve Resulü'nü gerçek manada anlatamadık, tanıtamadık, güzel ahlakı yaşayamadık. Allah'ım bizi affetsin. İstanbul'a gidiyoruz, devamlı sohbet dinlemek, sorulu cevaplı kitap okumak, sadece dinlemek. İnsanları dinliyorum efendim fakat çok kan dökülüyor. Ne zaman bu kan denecek, ne zaman yüzümüz gülecek. Kur'an öğreniyorum, çok zorlanıyorum. Bana dua edin. Allah yardımcın olsun. Sizin en hayırlınız Kur'an öğrenen ve öğretendir.
İsmim cevriye, bir takım sıkıntılarım var duanızı rica ediyorum. Allah yardımcınız olsun. Allah herkese şifa versin inşallah. Rabbim herkese hayırlı evlat versin. Allah yardım etsin inşallah. Rüzgar gibi geçeyim.
Celvet nedir? Celvetlilik nasıl bir tarikattır? Üftada ve Hüdaye Hazretleri'nin günümüzde tarikatları devam ediyor mu? Yoksa sırlardı mı? Sırlandı mı? Sonlandı mı? Sonlandı mı? Celvet kalabalığın içerisinde yalnızlığı yaşamaktır. O yüzden hiçbir pirin yolu kapanmaz. Merak etmeyin. Biz Hazreti Peygamber'e Kur'an'la birlikte hikmeti de verdik der. Hikmet nedir? Sünneti Resulullah. Rüyamda rüya dinlemiyorum. Çocuklukta cinsel istismara uğramış bireylerde yetişkinlik döneminde öfke problemleri ortaya çıkabilmekte. Bu öfke problemi istismar eden kişiye değil de aileye yönelmiş ise kişi bu durumda ne tür bir yol izlemelidir?
Tedavi görmesi lazım onda. Kişiler intikam duygusu neden oluşur? Oluşur. Bir dervişi üstadından bilerek ya da bilmeyerek intikam alır mı? Alır şeytan örtbes ettiği bu noktada kişinin beyin gerisinde olan nedir? İntikam. Bütün herkeste vardır. Nerede kaldıydık? Üçüncü sayfada mı? Ah ah Müslümanlar ah derdimiz.
Allah'ın tecellilerinden biri bu ümmet içindeki velilerin arasındaki nebilerdir. Sonra hak Hazreti Muhammed'i ve Cebrail'i mazhar kılarak onların karşısına yerleştirir. Mazhar parantez içinde bu. Mazhar bu anlamda hayal dünyasında cismane bir bedenin görüntüsü olmaktadır. Ardından bu ruhani mazhar Cebrail Hazreti Muhammed'in mazharına ait şerhi hükümleri kendisine duyurur. Bu hitap sona erip de kalbindeki korku geçtikten sonra müşahade sahibi veli bu hitabın içerdiği ve Muhammed ümmetinde görünen bütün şerhi hükümleri akıl gücüyle kavrar. Bu veli bu hükümleri bütün Muhammed'i mazharlardan aldığı gibi alır. Ardından veli kendisine döner ruhun Hazreti Muhammed'in mazharındaki hitabının tümüyle anlamış ve hafızasına nakşetmiştir.
Bu hitabın doğruluğunu kesin bilgiye ilmel yakin, hatta görür gibi aynel yakin öğrenmiştir. Hazreti Peygamber'in hükmünü alır ve Rabbinden apaçık bir delil üzere onunla amel eder. Allah'ın tecellilerinden birisi bu ümmet içindeki velilerin arasındaki nebilerdir. Sonra Hak Hazreti Muhammed'i ve Cebrail'i mazhar kılarak onların karşısına yerleştirir. Mazhar bu anlamda hayal dünyasının cismane bir bedenin görüntüsü olmaktadır. Bu normalde Adem'den itibaren Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hatta kıyamete kadar gelecek olan bütün Müslümanlar bir ümmettir inananlar. Adem aleyhisselam da bu ümmetin bir bireyidir. Yusuf da, Yakup da, Yunus da bütün peygamberler İslam üzerine gönderilmiştir.
Her ne kadar peygamberler kendi gönderildikleri zamanda kendi isimleriyle anılsa da onların hepsinde dinleri İslam'dır. Mesela İsa aleyhisselamın dini de İslam'dır. Musa aleyhisselamın dini de İslam'dır. İbrahim aleyhisselamın dini de İslam'dır. O yüzden Kur'an-ı Kerim'de biz geçmiş bütün peygamberlere iman ettiğimizi söyleriz. Onun adına Hristiyan denilmesi halkın verdiği isimdir. Ona normalde Yahudi denilmesi halkın verdiği isimdir. Ona Muhammed'i demek halkın verdiği isimdir. İbrahim'i demek halkın verdiği isimdir. Mesela Yakubi denirdi Yakup aleyhisselamın zamanındaki inananlara. Yakubi demek onları normalde halkın verdiği isimdir.
Şimdi Hazreti Pir burada bu ümmet içinde velilerin arasındaki nebilerdir dedi. Geçmiş peygamberlerle alakalı söylüyor. Çünkü daha henüz Adem su ve çamur arasındayken ben peygamber idim. Peygamberlik mesleğinin müessesesinin en zirve noktasında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gelir. Ve bütün peygamberleri manada kemale erdiren bu manada Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin ruhaniyetidir.
Mesela Adem aleyhisselamın duasının kabulü Hazreti Muhammed Mustafa'nın vesilesiyledir. Hani hadisi Kudsi'de geçer ya Hani ya Rabbi benim Muhammed Mustafa'nın sulbümden gelecek olan Muhammed Mustafa'nın yüzü sürmetine beni affet deyince Cenab-ı Hak der ki sen onu nereden biliyorsun? O da der ki bana ruh üflediğinde ben arş-ı alada Eşhedü ve la ilahe illallah ve eşhedü Muhammeden abduhu ve resuluhu lafzını okudum der. İlk okudum. O yüzden der o benden sonra gelecek olan o benim sulbümden gelecek olan Muhammed'in yüzü sürmetine beni affet der. Şimdi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini Adem'den itibaren bütün peygamberler tanır. Ve bütün onların hepsi de İslam peygamberidir. Hepsinin peygamberliklerine iman ederiz.
Ve onların getirdikleri bütün kitaplara da iman ederiz. Onların hepsi de gerçek manada İslam'dır çünkü. İşte bunlar sok hak sonra hak Hazreti Muhammed'i ve Cebrail'i mazhar kılarak onların karşısına yerleştirir. Mazhar kılarak dedi yani onlara Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini onlara mazhar kılar, onlara gösterir, onlara tanıtır. Onlar tamı görürler ki kendi eksikliklerini görsünler. Bir kimse tamı görmezse kendi eksikliğini görmez. Müridin kendi eksikliğini görmesi mürşidine bakaraktan olur. Mürşide bakar eksikliğini görür. Mürşid onun için tamdır. Onun için tamdır. Bakın onun için tamdır. Mürşid tam değildir. Ama mürid için tamdır.
Ona bakar kendi eksikliğini görür. Mesela zaman zaman derviş kardeşler rüyalarını da görür. İşte rüyamda seni sigara içerken görürdüm. Ben de ona derim ben sigara içiyor muyum? Hayır. Neden sen beni sigara içerken gördün? Ona soruyorum şimdi. O diyor ben biliyorum hatamı. O tama göre kendisinin eksikliğini görür. Sen gördün mü benim haramı işlediğimi derim ben. E görmedim. Bu haram nereden geldi sana? Bu ham, derviş ise kendi rüyasını kendisi tevil eder. Bakar. Ulan üstad, koca üstad herkes peşinde gidiyor. Sigara içerken gördüm rüyasında. Ha lan bu dahi adam değilmiş. Yürür gider. O ham. Bakın o ham. Neden?
O ayna karşındaki senin. Senin üstadın, senin aynan. Sen ona bak eksikliğini gör. Ama ham olan kimse eksikliği kendinde görmez. Mesela ham Müslüman. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemde eksiklik görüyor. Ham. O ne yaptıysa heva hevesinden yapmadı. Benim emrimi yerine getirdi. Ayet-i Kerime. Sen Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin üzerinde eksiklik gördüğün anda küfre düştün. Sebep? O tam çünkü. O tam. Sen onda eksiklik göremezsin. O yüzden Hazreti Muhammed-i Mustafa aynı zamanda peygamberlerin eğiticisi ve öğreticisidir. Manada. Bakın peygamberlerin eğiticisi ve öğreticisidir.
Sufi seyri sülüğünde dervişin son makamıdır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Ondan önce onu önce bir üstadı eğitir. Her şeyde üstadını görür. Sonra Pir Efendilerden birisini görür. Sonra geçmiş peygamberlerden birisini görür. Son noktada Hazreti Muhammed-i Mustafa'yla'dır işi. Bu seyr-i sülûk noktasında bu böyle devam eder.
Bu kimisinde değişir. Mesela o kimse şeyhiyle görürken mesela sahabeden bir kimse olabilir. Veya o kimse şeyhiyle devam ederken peygamberlerden bir kimse olabilir. Bunlar o dervişin durumuna konumuna göre değişir. Seyri sülükteki eğiticileri, öğreticileri. O tamdır çünkü. Onu her gördüğünde o kimse kendi eksikliğini görür. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de bu noktada Adem aleyhisselamdan kıyamete kadar gelecek olan bütün nebilerin ve velilerin Nebilik bitmiştir, velilerin. Hepsinin de eğiticisidir. Kendisini peygamber oluncaya kadar, peygamberlik ona zahiren tebliğ edilinceye kadar geçmiş peygamberlerin yani nebilerin eğiticisi ve öğreticisiydi.
Aynı zamanda da velilerin. Mesela biz şimdi onları hikaye gibi okuruz ya. Mesela işte sahabeden Türk olan Neydi adı? Selman-ı Farisi. Mesela Selman-ı Farisi normalde Orta Asya'dan veya İran'ın kuzeyinden yola çıkar. Nereye gelir? Efes'e gelir. Efes'te bir papaza gelir. O eğitim alır ondan. Bakın o gelecek olan peygamberin Gelecek olan peygamberin müjdesini verir ona. Der ki ben ona yetişemeyeceğim. Benim ona yetişme şansım yok. Ömrüm yetmeyecek.
Senin buradaki bendeki tedrisatın bitti. Sen şimdi Şam'a gideceksin. Şam'da filancaya gideceksin der. Bunlar zamanın kutbu mesabesindedir. Siz onları Hristiyan olarak görürsünüz. Onlar İslam'dır. Onlar zamanın velileri, zamanın kutuplarıdır. Selman-ı Farisi'yi nereye gönderir? Şam'a. Şam'da bir yine papazın eğitimine girer. On yıla yakın onun yanında durur. Ve Şam'daki papaz onu nereye gönderir? Medine'ye, Münevvere'ye gönderir. Bunlar zamanın velileridir. Bu zamanın velilerini Hazreti Muhammed-i Mustafa talim ve terbiye verir yine. Bakın onların hepsi de, hepsi de bir peygamberin, Muhammed-i Mustafa'nın geleceğinden haberdarlar. Diğer papazlar haberdar mı? Değil.
Neden? Onlar avam çünkü. Onlar kendilerini yetiştirmiyorlar. Gayret etmiyorlar. Ben o yüzden derim, bir Hristiyan gerçekten gayret etse doğru yolu bulur. Bir Musevi gayret etse doğru yolu bulur. Bir Budist gayret etse doğru yolu bulur. Bir Müslüman gayret etse doğru yolu bulur. Sen hangi şeyhe bağlandığın önemli değil. Sen önemlisin. Sen ne kadar bağlandın? Sen ne kadar doğru yapıyorsun? Önemli değil ki. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretten de eksiklik mi vardı? Haşa. Sahabe görünümlü münafıklar vardı. Müslüman görünümlü münafıklar vardı. Vefat etti, mürtet olanlar vardı.
Vefat eder etmez. Kurtulduk deyip davul zurna çalanlar var. Hayvanlar kesip millete yemek yitirdiler. Kurtulduk Muhammed'den diye sallallahu aleyhi ve sellem'den. O hiç şeyh beğenmiyor. Sen nesin? Sen kendine bak. Sen nesin bir? Adam diyor. Sekiz tane şeyh dolaşmış. Hiçbirisi de şey değil. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin. Bursa'ya geldi. Ben demiyorum ona gel diye. Bakın demiyorum. Neden? Sohbet ettik, konuştuk. Çorum'la Hacı Mustafa Efendi'yi beğenmemiş. Benim şeyhimi mi beğenecek? Abi onu da mı gördün dedim. Onu da gördüm dedim. Mübarek. O ne mübarekti ya dedi.
Ben böyle dayanamadım. Abi ondan ders alsaydım var dedim ya. Yok be Mustafa'cığım. Nasip olmadı be dedi. Allah. Filanca efendim. Maşallah ne zikrullah yapar. Böyle tarif ediyor böyle. Elinde tespit. Allah Allah. Sekiz dokuz tane şeyh dolaşmış adam. Adam Çorum'la Hacı Mustafa Efendi'yi de tanıyor. Ben dayanamadım artık. Esnaftı kapalı çarşıda. Hala daha esnaf orada. Hala daha arıyormuş. Ben Bursa'ya geleli 30 yıl oldu. Hala daha arıyor adam. Ben dayanamadım. Abi dedim ya ders alsaydım bari. Mustafa Efendi'den mi ders almadın? Nasip değil Mustafa'cığım ya dedi. İçimden birden böyle ılık ılık soğudu. Doğru söylüyorsun abi dedim.
Nasip olacak insana dedi. Allah yardımcın olsun abi. Selamun aleyküm aleyküm selam. Abdullah Efendi ne zaman geliyor dedi. Abi gelip gidiyor dedim ben. Geldiğinde bana bir haber ver dedi. İnşallah abi dedi. Ben söylemiyorum. Bir gün gene karşılaştık. Dedi. Ben dedi sana dedi kızgınım. Neden abi dedim. Abdullah Efendi gelip gidiyormuş dedi. Haber vermiyorum dedi. Tebessüm ettim öyle. Dedim abi inşallah Cenab-ı Hak aklıma getirsin dedim. Ben sana söyleyeyim. Unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz diyor. Ne yapayım? Unutturuluyorum demek ki dedim. Benim de normal değil ya abi kafa dedim. Unutuyorum ben dedim. Bak muhakkak Mustafa'cığım haber bekliyorum dedi.
Tamam abi dedim. Sonra bizim arkadaşlardan öğrenmiş. Şeyh Efendi geldiğinde geldi. Hani nasıl geldim der gibisinden. İyi vay abi hoş geldin. Beş gittin. Tabi hemen Şeyh Efendi'nin yanına gitti. E kabir adam bütün onca şeyhi tanıyor. Ben efendim filancıyı tanıyorum. Fişmancıyı tanıyorum. Şunu tanıyorum. Bunu tanıyorum. Şeyh Efendi maşallah maşallah maşallah maşallah. Hepsinden de feyiz aldım elhamdülillah efendim dedi. Maşallah maşallah Şeyh Efendi. Hep maşallah diyor. Neyse. Bir sohbet bitti. Zikullah olacak. Ayağa kalktık da biz zikullah. Bizim şey biraz. Böyle mihenk taşı gibi. Bursa'da güzel zikullah yapıyor. Genç herkes böyle cayır cayır zikullah oluyor.
Zikullah bir başladı cayırtı bizim. Böyle ikinci halakadaydı. Böyle baktı bir halaka. Baktı bir halaka. Ondan sonra baktı bir halaka. Çıkıyor dışarı doğru. Allah esmasını da çekti gitti. Sonra karşılaştık yine. Abi dedim ya ders bittiğinde göremedim seni. Mustafa'cım ne bu zikullah sizin böyle dedi ya. Basılmıyorsunuz mu dedi. Basılıyoruz abi dedi. Basılmıyorsunuz mu? Basılıyoruz abi dedim ben. Yani Mustafa'cım çok güzel zikullah yapıyoruz ama dedi. Yani. Nasip be abi dedim. Nasip. Doğru söylüyorsun. Nasip dedi. Evet. Yani o beğenmez. Onun kendi kafasında bir kriteri var.
O kriteri yakalayacak o. Yakalayamamış onca sene. Nasıl beğenecek? Beğenmiyor. Şimdi. İnsanlar. Ona bakmazlar. O tam. Ona bakaraktan kendi eksikliğini göreceksin. Ama yok. Onda eksiklik arıyor. Onda eksiklik aradığında buluyor zaten. Adam Allah'ta haşa eksiklik buluyor. Bu ayeti kerime neden gönderilmiş ya diyor. Böyle ayet mi olur diyor. Tabi ya onun kafasına göre bir Allah lazım. Onun kafasına göre bir Kur'an lazım. Onun kafasına göre bir peygamber lazım. Onun heva hevesine göre. Benim Allah'a affetsin meşhur sözüm var ya. Müslümanlar. Kendi nefislerine göre bir Allah. Kendi nefislerine göre bir peygamber. Kendi nefislerine göre bir şeyh.
Kendi nefislerine göre bir eş. Kendi nefislerine göre bir iş. Kendi nefislerine göre evlat arıyor. Nefsine göre. O kendi nefsine göre bir Allah dizayn edecek. Onun Allah'ı öyle olacak. Ya ne bu o bir sürü şey var yasak. Kendi nefsine göre de bir peygamber dizayn edeceksin. Zat-ı halilerine. Öyle de bir peygamber olacak. Zat-ı halilerine kendi nefsine göre bir tane de şeyh oluşturdun mu harika. Üçlü tamamlandı. Diğer üçlü lazım. Diğer üçlü ne? Eş, iş, çocuk. Onun nefsine göre olacak. Mesela bir erkek bir kız. Onun nefsine göre olacak. İki kız bir erkek. Onun nefsine göre olacak. Eğer erkekse kadın arıyorsa onun nefsine göre olacak.
Kadının maaşı düzgün olacak. Fiziği düzgün olacak. Yemeği düzgün olacak. İtaati düzgün olacak. Ulan oğlum diyorum böyle bir kadın seninle neden evlensin? Senin ne özelliğin var? Maaşı düzgün, fiziği düzgün, yemeği düzgün, ev işi düzgün, itaati düzgün. Oğlum sen nesin? Sen de benim gibi kitip riyozun tekisin. Neden evlensin bu kadın seninle? Öyle değil. Aynı şey bayanlar için de geçerli. Adamın maaşı düzgün, fiziği düzgün, boyu posu düzgün, konuşması düzgün, böyle endamı düzgün, yürüdümü alem yürümeli arkasından. E sen nesin? Kadın ona bakmıyor ama nefsine göre bir erkek. Ondan sonra nefsine göre çocuk. Çocuk otur dediğinde oturacak, kalk dediğinde kalkacak.
Düğmesine basacak, susacak. Düğmesine basacak, konuşacak. Çocuk doğar doğmaz tevessüm edecek. Ağlamayacak. Doğar doğmaz anne babayı zora sokmayacak. Ağlamayacak, sızlamayacak, hasta olmayacak. Gece uyandırmayacak. İki gün uykusuz kalıyor. Efendim çocuk çok uyandırıyor bizi, çok ağlıyor. Bir okusanız, ha işimiz gücümüz yok biz. Ha bura üfleyelim. Tabii ya ne işimiz var ki bizim. Bütün rahatsızlıkları olanlar, girin bakalım sıraya. Üfleyelim hepinize. Var öyle bir tane var ya işte televizyonda üflüyor. Millet, kadınlar telefon açıyor. Belim ağrıyordu efendim bir dua edin.
Belimin ağrısı geçsin. O duruyor böyle. O selamun aleyküm deyince kadınlara bir, iki, üç yapıyor. Gözümle gördüğümü size kulağımla duyduğumu anlatıyor. Telefondaki kadın selamun aleyküm diyor. Etrafındaki kadınları şimdi işaret ediyor. Bir, iki, üç deyince kadınlar hep beraber aleyküm selam diyor. Sonra böyle kasıyor kendini. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti. Şifa olsun inşallah. Amin. Tamam geçti ya bitti. Bu kadar. Tabii şifacımız da var. O salonlara gidiyormuş duruma göre. Yani en saflar 50 lira, arkası 30 lira, en arkası 10 liraya giriş dua alıyorsun. Topluca dua ediyorlar. Tabii.
Böyle olunca hiç sıkıntı yok. Senin adına televizyonda veriyorlar. Sen bir televizyon kanalı tahsis ediyorlar sana. Sen yeter ki ümmeti ifsad et. Sıkıntı yok. Millet soru soruyor o papağan besliyor. Sıkıntı yok. Allah bizi affetsin. O yüzden tam, tama bakaraktan insan kendi eksiğini görür. İşte peygamberler, geçmiş peygamberlerin hepsi tama bakaraktan eksikliklerini gördüler. Ümmetin içerisindeki veliler de tama bakaraktan eksikliklerini görürler. Kimdir velilerin tama baktıkları? Hazreti Muhammed'i Mustafa'dır. O yüzden normalde bunları yetiştiklerinde, belli bir kemale geldiklerinde, ilmel yakin ve aynel yakin ilimle ilimlenmiş olurlar.
Ve Rabbinden apaçık bir delil üzere dedi, onların artık her şeyi delilli olur. Nedir delil? Bir şey yapacağında ya Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretini görür, ya geçmiş peygamberlerden birisini görür, ya da üstadını görür, manen görür bunu. Bunu yap veya yapma diye emir alır. Onun kendine ait bir hayatı kalmaz. Burası sıkıntılı. Tırnak içerisinde burası sıkıntılı. Herkes onun kendine ait bir hayatı var zanneder. Onun kendine ait bir hayatı yoktur. O önemli meselelerde sevk ve idare olunur. Manevi meselelerde sevk ve idare olunur. Onun için manadaki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, geçmiş peygamberler veya veliler onun için delil olur.
O yüzden Rabbinden apaçık bir delil dediği odur. Hani Yusuf aleyhisselam bir an gönlü kaydıydı ya, gönlü kaydında ayet-i kerime diyor ya, eğer Allah'ın ona delili olmasaydı o gönlü kayacaktı, hani sapacaktı. Oradaki mesela rivayet edilir ki, o esnada delil babası Yakup'tur. Bir rivayette böyle parmağını ağzına sokup ısırır ne yapıyorsun diye.
Bir rivayette dizlerine vurur ne yapıyorsun diye. Yusuf aleyhisselam mana olarak Yakup'u öyle görünce Züleyha'dan kendini çeker. Kendini öyle kurtarır. İşte o Rabbinden bir delildir insana. Bir kimse bir şey yapacak, üstadını görür o esnada. Bir ses duyar. O delildir onun için. Bir yere gidecek, bir şey yapacak, tam o esnada bir şey yapacağı zaman, üstadından bir ses, davudi bir ses. Gitme, gitmez. O Rabbinden bir delildir. Veya bir rüya görür o esnada. Bir hal olur, bir yakaza olur. Onun Rabbinden delildir. İyi Sufilerde bu oluşur. İyi Sufilerde. O delil üzerine yürür. Delil üzerine yürür. Allah bizi onlardan eylesin. Pek çok zayıf hadis vardır ki, ravileri arasında yalancılar bulunduğu için nakildeki zayıflıkları yüzünden onlarla amel edilmez.
Halbuki bunlar sahih olabilir ve yalancı olan ravi bu durumda belki de doğru söylemiştir. Normalde Sufilerde bu tip şeylere kendilerince itibar ederler. Şimdi bu son dönem tartışmalarının içerisinde zayıf hadisle amel edilmez diye bize böyle bir ibare koydular. Oysa eski kitapların hepsinde zayıf hadisle de amel edilebileceğini, zayıf hadisle amel etmenin insanı sıkıntıya sokmayacağını ibaresi vardır.
Çünkü bundan elli yıl önce, bundan yüz yıl önce insanlar mezheplerini iyi bilirlerdi. Bir meselede mezhep imamlarının iştihadına başvurulurdu. Şimdi bizde bu mezhep imamlarının iştihadına başvurmayı çürüttüler. Yani bir kimse ben hanefiyim dediğinde, sen de hala da hanefimizsin yani mezhebe mi bağlısın? Ben bazen sorulara cevap verirken işte hanefi mezhebine göre böyledir.
Mesela bir meselede iki farklı hadis söylüyorlar. Doğru iki farklı hadis olabilir bir meselede. Ama hanefiler onun birisini kendisine baz almış. Ben arkadaşlara diyorum ki, sen o mezhep imamının kendisine delil olarak baz aldığına göre amel et. Ama bu şimdi İslam dünyasında öyle bir gündem oluşturdular ki, yani mezhep imamına bağlı dinini yaşamak tu kaka, kötü.
Böyle bir olgu oluşturdular. Ya bu adam bütün ayetleri ve hadisleri bilmesi mümkün mü? Bir mezhep imamına tabi ol, amelini öyle işle. Şafiler de kan abdesti bozmuyor, hanefiler de bozuyor. E tamam. Bunun ortası yok mu? Kardeşim bu din, bunun ortası yok. Hanefiysen, hanefisin, şafiysen, şafiysen, malikiysen, malikisin. Hoş, İmam Malik de muvattasını Hicaz bölgesindeki Müslümanlar için yazmış. Onu da beyan etmiş. İmam Malik'in mezhebi ancak Hicaz bölgesindeki Müslümanlar içindir. Hadi bir meseleyi bulamadın, İmam Malik'ten bak. İmam-ı Azam'ın talebesidir kendisi.
Bakın İmam Malik, İmam-ı Azam'ın talebesidir. Aslında hiyerarşi olarak bir meseleyi İmam-ı Azam'da bulamazsan İmam Malik'e bakarsın. Onda da bulamazsan İmam-ı Şafi'ye, onda bulamazsan İmam-ı Hanbel'e bakarsın. O zincirin son halakası Ahmet bin Hanbel Hazretleri'dir. Onlar tabiri caizse dört altın silsile değilim, dört altın zincir değilim. Veyahut da o dört kişi onlar. Kim? İmam-ı Azam, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi, İmam-ı Hanbel'e. Ya bunları dahi şu anda tuğ kaka yaptılar ya. Böyle bir şey var mı? Ve bu mübarek insanlar, iştahat ettikleri hadisleri kendi müsnetlerine almışlar. İmam-ı Azam'ın müsnedi var, İmam-ı Malik'in müsnedi var, İmam-ı Şafi'nin müsnedi var, İmam-ı Hanbel'in müsnedi var.
Müsnet dediğim şu, yani diyor ki biz abdestlik kan bozar derken bu hadise göre beyan ettik. İşte hadis bu, geldisi bu, gittisi bu, ravisi bu, şusu bu, busu bu. Ben o yüzden o hadis inkarcılarına diyorum ki veya mezhep inkarcılarına. Kardeşim, siz bir mezhep imamının kendi kafasından Kur'an ve sünnete aykırı bir hüküm verdiğini gördünüz mü de mezhepleri inkar ediyorsunuz?
Bak İmam-ı Azam'ın müsnedine. Mesela ben kardeşlere Riyay-ı Salih'ini tavsiye ediyorum ya hadis okuyacak olanlara. Kardeş sen önce Riyay-ı Salih'in oku. Sebep, ya Riyay-ı Salih'in Hanefi mezhebi üzerine yazılmış bir hadis kitabıdır. Yani Riyay-ı Salih'in kendisi yazarı Hanefi'dir. Hanefi mezhebinin kendisine ölçü aldığı, kendisine delil aldığı hadisler topluluğudur. Al okunu, al onu oku, oku ve mezhebinin fıkhını hadisler üzerinden öğren. Kafan karışmasın, kafan bulanmasın. Din öğreneceksin ve din yaşayacaksın. Riyay-ı Salih'ine göre amel et. Et. Sıkıntı yok. Hanefi mezhebine uygun.
Yok. O mesela gidecek, İhyay'ı okuyacak. Ya kardeşim İhyay'ın sahibi, İhyay'ın sahibi. İmam Gazali, Hanefi değil, Şafii mezhebine müntesip. Sen orada geçen mezheble alakalı fıkhı meselelerde sıkıntı yaşarsın ilk etapta. Yapma. Veyahut da işte İmam-ı Hambel'in kitab-ı zühtü var. İki cilt. Muhteşem. Bakın muhteşem. Kitab-ı zühtü okuyan bir kimse, bu dünya yaşanacak, bu dünya değil yaşamayayım der. Evet. Kardeşim, bu şimdi senin okuyacağın kitap değil. Sebep, ya sen önce bir namazın, amdestini, orucunu düzelt.
Bir ibadetlerini düzelt sen. Sonra kitap bir zühte geç. Hani Hazreti Mevla'na diyor ya, önce ekmek yiyeceksin diyor, sonra et yiyeceksin. Ve süt içecek olan bir kimseye et yiyedir. Boğ, Allah bizi affetsin. O yüzden Sufiler, hadisin, sahibinden hadisi öğrendikleri için, dikkat edin bu sözüme. Sufiler, hadisi şerifi, hadisin sahibinden öğrenir.
Ona soran, bu söz senin mi, değil mi diye şüphe ederse. Gerçek Sufiler. O yüzden onlar için, zayıf hadis ibaresi kalkmaz. Ama onları bağlar bu. Siz, İmam-ı Azam, Müsned'i alıp, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin kabr-i şerifinin başına geçip, Müsned'i komple, ona teyit ettirdiğini bilir misiniz? Kendi zamanının tarihçileri bunu yazar. Dikkat edin. Bunu da Evliya Menkıbe'si öyle şey olur mu? Geçenlerde de Ayreddin Karaman yazmış, ölüler konuşmaz. Yapma be hocam. Yapma. Hazreti Ömer Efendimiz konuştu, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri konuştu. Yapma.
Gencin birisi Allah korkusundan öldü de gitti başına Hazreti Ömer Efendimiz. Ya felan! Allah'ın vaadini gördün mü? Etrafındaki bütün ahzab duydu. Evet ya emrel müminin. Evet ya emrel müminin. Bütün sahabe duydu. Mütevatir. Senin kulağın sağırsa biz ne yapalım? Senin kulağın duymuyorsa biz ne yapalım? Sen sağırsın, herkesi sağır zannediyor. İmam-ı Azam Hazretleri de talebeleriyle Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin kabri şerifinin huzuruna gider. Elinde müsnedi vardır.
Yani fetva verdiği bütün hadisler elindedir. Meşhur 4-5 tane tarihçi de oradadır. Haç farizası yapıldıktan sonra bütün o günün hacıları Hazreti Muhammed Mustafa'nın başında, kabri şerifin başında Medine'yi münevveredeyken kabri şerifin başında başlar İmam-ı Azam Hazretleri. Ya Resulallah sallallahu aleyhi ve selleme Sözünü söyler. Bu hadis senin mi? Kabri şeriften ses gelir. Ne am? Evet. İşaretler. Ya Resulallah bu hadis senin mi? Benim işaretler. Ya Resulallah bu hadis senin mi? Evet işaretler. Ya Resulallah bu hadis senin mi? Evet işaretler. İmam-ı Azam'ın müsnedi böylesine kıymetli bir hadis kitabıdır. Bu hadis kitabına uydurma diyenin kendisi bir milyon sefer uyduruk bir adamdır.
Evet yaklaşık 500 bin kişi vardır. O esnada Medine'ye münevverede. Orada bulunanların hepsi de şahit olur buna. Bu mesele tarih kitaplarında bile geçer. Tarih kitaplarında bile geçer bu mesele. İmam-ı Azam o yüzden İmam-ı Azam'dır. O yüzden İmam-ı Azam'dır. O yüzden imamların piridir. O yüzden imamların başıdır. O yüzden mezhep sahibidir. O yüzden. Öylesine delilleri sağlam. İmam-ı Azam öylesine delilleri sağlamdır ki hiç kimse, hiç kimse onun delilini bugüne kadar çürütememiştir. Farklı iştahat edebilirler, çürütememişlerdir. Farklı iştahat etmek farklı bir şeydir.
Birisinin delilini çürütmek farklı bir şeydir. Kimse çürütememiştir. Dikkat edin. Kimse şu ana kadar İmam-ı Azam'ın bir delilini, bir fetvasını çürütebilmiş değildir ilim olarak. Farklı iştahat edebilirler. Kendi talebeleri de farklı iştahat etmiş. Dinin özünde bu var zaten. Buna söyleyecek bir laf yok. Mesela şey İmam-ı Azam vitir namazını vacip demiş. İmam-ı Muhammed de İmam-ı Yusuf nafile demiş. Farklı iştahat etmişler. Ama vitir namazı var mı? Evet var. E şimdi bize Kur'an yeter diyenler için yok. Nefislere hoş geliyor. Tabii.
Bize Kur'an yeter diyenler için de cuma namazı da yok. O yüzden sufiler için zayıf hadis yoktur. Hadis kritercilerinin zayıf dediği bir hadisi sufiler sahih deyip amel edebilir onunla. Bu sufinin kendisine delildir. Rüya hak mıdır? Evet. Kur'an'la sabit midir? Evet. Hadis de sabit midir? Evet. Sahih rüya var mıdır? Evet. Kur'an'la sünnet de sabit midir? Evet. Hatta rüya, Yunan mitolojisine göre, Yunan felsefecilerine göre de bilginin, ilmin edinme yolu müdür? Evet. Oradan vurayım onlara bir de. Aristo, Sokrat, Platon hepsi de derler ki bilgi edinme yollarından birisi sahih rüyadır derler.
Evet. Aristocuların hepsi kabul eder zaten. İyi, tamam. Bir kimse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin rüyasında gördü. Ona dedi ki şöyle yapacaksın. Bunlar ümmete uzak şeyler şimdi. Millet böyle şeylerin olmayacağını düşünüyor ya. Böyle inandırdılar insanlara. Hatta ben yeni derviş olduğumda işte şeyh efendi Allah rahmet eylesin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görenler elini kaldırsın derdi. Ve herkes elini kaldırırdı. Buraya, oraya yeni gelen bir kimse bunu görünce. Ya bu zamanda Peygamber Efendimiz'i rüyasında gören var mı ki ya?
Bunları aldatıyorlar ya. Kandırıyorlar bunları. Öyle derlerdi. Neden unutturdular insanlara? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görenler elini kaldırsın. Kaldırın utanmayın. Ya elhamdülillah. Bak görünüyormuş. Allah mübarek eylesin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyasında gören gerçekte görmüş gibidir. O kimse kendisini muhafaza eder, kendisini korursa onu ateş yakmaz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şekline, şemaline şeytan giremez. O delildir. O kimseye rüyasında ona bir şey denirse, o rüyayı sufi ise üstadına anlatır, amel eder onunla.
Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden sufiler için o hadisin sahibinden onu duyduysa onun için sahihtir o. Muhaddisler yani hadisçiler bu hadisi sadece nakledenin sözüne güvenemedikleri için reddederler. Evet. Yani bu hadis toplayanlar, bu hadisleri derleyenler o hadisi nakleden bir kimsenin eksiğini, kusurunu görünce derler ki bunda bu eksiklik, kusurluk var. O yüzden bunun sözüne güvenebilir miyiz, güvenemez miyiz diye tereddüt ederler. Mesela İmam Buhari bir hadis nakletmek için tam Mısır'a kadar gider. Mısır'da adamı görür, derler ki bu adam mı bu adam. O adam da o esnanda kepini çıkarmış, atına gel gel yapıyormuş. Hani yem var bunda, onu yakalayacak ya. Demiş ki gidin bakın bakayım demiş.
Bunun kepinde yem var mı? Bakmışlar, kepinde yem yok. Demiş ki atını aldatan bizi de aldatır, dönün demiş. Bundan hadis nakletmeyiz biz. Böyle titizlenmişler. Şimdi İmam Buhari'ye de laf söylüyorlar. Kime laf söylemiyorlar ki? İmam-ı Azam'a laf söylüyorlar. İmam Buhari'ye laf söylüyorlar. Herkes de dinliyor bunları kuzu kuzu. Onlar çok önemli çünkü. Türkiye'de şimdi hadislere laf söyleyen, hadisleri inkar eden, İmam-ı Azam'a, İmam-ı Şafi'ye mezheplere laf söyleyen, bunları inkar eden, küçümseyen, alay edenler çok önemli insanlar. Fakat bu ancak ravinin rivayet eden yegane kişi olduğunda ya da rivayet zincirinin kaynağı o kişi olduğunda söz konusu olur.
Fakat güvenilir bir ravi, bu hadisi nakletmekte ortak olduğunda hadis bu güvenilir ravinin nakli üzerinden kabul edilir. Ancak bu veli, bu hadisi Hz. Muhammed'in hakikati üzerine Cebrail'den duymuş olabilir. Nitekim sahabe, İslam, iman, ihsan ve Cebrail Hz. Peygamber'in sözlerinin onaylamasıyla ilgili Cibril hadisini bu şekilde duymuştur. Bana kalem ver. Buraya normalde şu fakat güvenilir bir raviden buraya işaret koydum. Buradan devam edeceğiz inşallah. Hakkınızı helal edin. Saat on buçuk olmuş. Vaktinizi daha fazla almayayım.
Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi