Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 3 Şubat 2013 · 1:35:16
considerations規won. Evet, bu geceki konumuz yaratılış. İnsanlar varolundan beri yaratılışı hep kuruşmuşlar.
Bu kadar gelişmemiş iken kimisi kutsal kİtapların bu konuda çok sınırlı olarak söyledikleriyle kalmış, hayal etmişler, efektör etmişler. Yorumlama yanlış, birçok varsayımlar da etmişler, ürettikleri varsayımlar teknik olarak maddi planda ıspatlanamadığı noktada birer teori bir haline geldi. Pozitif bir noktada, teorilerle değil, ıspatlanmış, deneylenmiş, inceden fikirden çıkıp da eyleme dönüşmüş, matematiği girmemiş şeylere sokak oldu.
O bilgiyi de oldu. Tabi yaratılışla alakalı veya yaratılan bir şey yoktur. Bunlar birer fikir. Tarih boyunca tartışmışlar. Yaratılışı kabul edenler bir yaratanı da kabul etmek zorunda. Eğer yaratılış kabul edilmezse yaratanlar yoktur. O yüzden felsefe olarak bu noktada ikiye ayrılırız.
Pozitif ilim dünyasında da ikiye ayrılmışlar. Bir kısmı yaratılışı kabul etmiş, bir kısmı ise yaratılışı kabul etmemiş. Bu kainatı ezelden beri var göre kadar var. Oysa yaratılışı kabul ederseniz bir yaratan kabul edeceğiz. Yaratanın da bu alemi, başlamış onun var oluyor.
Şimdi kardeşler bir şeyler hazırlamışlar. Onları da, canınız sıkılmasın. Onlara da bakalım. Onun zaman inşallah bu mesele ile alakalı biraz konuşmaya çalışalım inşallah. Her şey dört ana asırdan yaratılmış. Dört ana asırdan önce iki ana asır vardı.
İki ana asırdan önce tek ana asır vardı. Hiçbir şey yok iken Allah bir şey yarattı. Ondan sonra bir tane daha çıktı. Ondan sonra dört kurdu. Ondan sonra hızla patladı. İnsanlar bunu fizik olarak bulacaklar. Hiçbir şey yok iken Allah küçücükler zerre yarattı. Aslında o zerre bir hayat ve yaratılan her şey hayalden ibaret. Mustafa Özman. Sarhoşmuşum o zaman. Birçok çağdaş araştırmacı dini ifade açısından hayalin önemine değmiş ve genellikle kendi duyarlılıkları doğrultusunda hayali sadece insan öznesine göre değerlendiriyor. Dolayısıyla tıpkı ilk yaratıcı. Bunları buraya yazarken Hz. Mevlana, Celal Turun Hazretleri anlayacağı kadar. Burada şimdi mütehayyileyle işte örneğin Musavvira'nın ne olduğunu bilen arkadaş şahsıydı.
Ne de biliyor biliyor musunuz? O zaman tahayyürün arasında ne fark var? Tefekkür ne o zaman? Tefekkür ne demek? Peki Musavvira ne demek?
Havvira. Hilkat yani yaratılış ve bu varlık âlemin kendi tecellisinden başka bir şey. Bu anlamda âlemin varlığı demek doğal âlemin kendi tecellisi.
Gelelim soruna. Bir şeye varlık verdik. Tekevvünü. Allah, tek min, tek bir âlemin. Bir başlangıcısında derleyip toparlayıp hiçbir şey yok edin.
Allah'ın geleneksel yaratılış, bir kısım batılış. Bu varlığın ezeli olduranlardan değil. Varlığın başlangıcı var. Şu anda âlem olarak nitelendirildiğimiz, bu âlemin başlangıcı var. Hiçbir şey yok iken Allah var idi. Tabi Arabi bu meseleye bakarken hiçbir şey yok iken Allah var idi.
Hâlâ da öyle der. Yani hiçbir şeyi yine yok görür. Arabi bu manada vahdedi vücutçulardan ayrılır. Vahdedi vücutçular bu âlemi var görür. Arasındaki farklıdır. Arabi ise bu âlemi yok görür. Âlemi yok görmez, bu âlemi hayal olarak görür. Rüya olarak görür. Öyle söyleyeyim. Biz şu anda rüya âlemindeyiz. Arabi'ye göre. Biz aslında rüya görürken hakikat âlemine geçeriz. Arabi'ye göre. Rüya gördüğümüzde o hakikat âlemi. Yaşadığımız bu âlem rüya âlemidir. Arabi'ye göre. ve hayal görür.
Hz. Mevlana da siz bu âlemi bir hayal üzerine yürür görürler. Hz. Mevlana'yla Arabi'nin bu noktadaki varlığın konumu durumu noktasındaki felsefesi birbirine yakındır. Ama Hz. Mevlana'nın bu noktada sen bu âlemi hayal üzerine yürür görür felsefesi, mantığı, tevili, tefsiri benim daha çok hoşuma gidiyor. Bu daha insanların anlayabileceği, algılayabileceği bir nokta olarak geliyor.
Hiçbir şey yok idi. Hiçbir şey. Hiçbir şey. Allah var idi. Cenab-ı Hak bir hadisi kudüsinde der ki, ama bu yaratılışla alakalı ayet-i kerimede kül fe yekün vardır ya meşhur. Allah ol dedi, oldu. Bakın, buranın altını çizin. Tahtayı getirseydiniz ya.
Ol dedi, oldu, oldu. Cenab-ı Hak bir şeye kül fe yekün dedi. Yani, Allah bir şeye ol dedi, oldu. Oldu. Oldu. Oldunun altını çizeceğim şimdi. Burasının üzerinde tefekkür etmenizi düşünüyorum. Ol dedi, oldu. Ol dedi, oluyor değil. Ol dedi, olacak değil. Ol dedi, olacak değil. Gelecek zaman yok. Geçmiş zaman da yok. Şimdiki zaman.
Kesin, kati. Ol dedi, oldu. Ayet-i kerime baktığınızda, ol dedi, oldu deyince, bütün felsefeniz değişecek şimdi. Ben yine soyunca, kapının önünde oturana yine teşekkür ediyorum. Oldu.
Nokta. Bu kesin, kati ayet-i kerime. Hatta, Kur'an-ı Kerim suresi ayet 40, artık o olur değil, oldu mu? Kur'an-ı Kerim'e bakın getirin bana. Oldu. Bu ne demektir? Oldu, bitti yani. Ben adım attım. Bitti. Bardak doldu. Bardak doldu. Bitti.
Elma oldu. Bitti elmanın oluşu. Bitmiş abi. Tekke bugün dinleyicilerle doldu. Bitmiş, dolmuş. Bitmiş. Cenab-ı Hak, küfe yekün dedi. Allah ol dedi, oldu. Bu alem oldu. İki anlayış çıkacak. Bir, Cenab-ı Hak bu alemi yarattığına işaret bir ayet-i kerime. Allah bir şey ol dedi, oldu. Yani, olan ne burada? Yaratılan alem var. Allah, Allah ol dedi. Bir, Allah bu alemi kastetti.
Bu alemi yaratmayı kastetti. Ve Cenab-ı Hak burdaki kastında dedi ki, ben bu alemi ol dedim. Bu alem oluyor. Oldu. Alemi yaratmayı istedim yani. Alemi yarattım. İki, benim anladıklarımı anlatıyorum ben şimdi. Allah, bir alemi değil içindekilerle beraber yarattı.
Yaratılış işlemi bitti. Ya bitti diyeceğiz, ya da bittiği kabul etmeyeceğiz. Diceceğiz ki, Allah alemi yaratmayı murat edince, bu muradını gerçekleştirdiğini söyledi. Yani, yaratılış hala da devam ediyor. Eğer devam ediyor diyorsak, devam ediyor diyorsak, bu yaratılış daha bitmedi. Eğer yok oldu diyorsak, yaratılış bitti. Bunu başkalarından duyarsınız da, ben kendi gittiğim yolu ben anlatıyorum. Sonuçta mevcut olarak bu alem var mı?
Var. Şimdi, eğer bitti dersek biz, buna ben oldu sözümden bitti, bitti dersek buna alt açılım gerek. Şöyle açıklıyorum. Binareye çıktı, imam ezanı okudu. İmam müezzin ezanı okudu mu?
Bizde bir dinleme cihazı olsa, bin kilometre öteye gitsek, biz imamın okuduğunu örneğin, dört dakika sonra duyacağız değil mi? Bin kilometre gidersek, üç yüz bin kilometre saat yakışık değil mi? Bin kilometre gidersek, üçte bir zaman, yani bir saniyenin üçte bir zamanından sonra bulacağız öyle değil mi? Üç bin kilometre üzerinde gidersek, bir saniye sonra duyacağız.
Üç yüz bin kilometre sonra, bir saniye sonra, üç yüz bin kilometre. Ben burada şimdi size böyle ters verme gibi değil, mesele anlaşılsın diye uğraşıyorum. Üç yüz bin kilometre sonra, duydu. Ama müezzin, bir saniye önce okudum dedi. Müezzin, bir saniye önce okudum dedi ezanı, duyan kimse bir saniye sonra duydum dedi.
Şimdi bunu düşünün. Müezzin, bir saniye önce okudum dedi. Ama biz bir saniye sonra duydum dedi. O okuduğunda, okuduğu anda yanı başında olsaydık, her okuduğunu duyacaktık.
Aramızda hiç zaman farkı kalmayacaktır. Ve anında duydum diyecektik. O zaman, ol dedi, oldum, ne zaman oldum? Oldumu ne zaman duydum? Arada ne kadarlık bir saniye geçti de, bu bana gelinceye kadar.
O zaman, ol dediğiyle, bugünün arasındaki geçen zaman, beni tembelleştirmiş. Aşina olamamışım. Bir zaman farkı. Cenab-ı Hak, yaratılış esnasında, burada oldu dedik ya, başlangıcı yok.
Pardon, başlangıcı belli. Bu, yaratılışın başlangıcı. Yaratılışın başlangıcı. Yaratılışın başlangıcı ne? Zaman. Zaman ne? Allah'ın sıfatı. Daha önce o sıfat, gizli bir hazineydi. Gizli bir hazineydi. Allah Hadis-i Kudüs'te ne diyor? Ben gizli bir hazineydim. Bilinmeyi istedim. O zaman zaman, gizli bir hazineydi. Ve Allah'ın zat-ı uliyetinde saklıydı. Yaratmayla, burada yaratılanın, yaratılanın zamanı başladı. Burada zaman başlamadı.
Yaratılanın zamanı başladı. Siz, anne karnına düştüğünüzde, sizin için bu dünyadaki zaman başladı. Bu dünyadaki zaman başladı. Sizin ruhlarınız yaratıldığında, ruhlarınızın yaratılış anında zamanınız başladı. Saman yolunun yaşı tahmini iki buçuk milyon yıl ışık yılı.
Saman yolu için zamanın başlangıcı iki buçuk milyon yıl. Saman yolu için alemin başlangıcı tahmini. On dört, on beş milyon yıl ışık yılıyla tahmini. Bunlar artık verili bilim adamları tarafından kesinleşmiş hesaplar. Dünya artık varlığın ezeli olmadığını biliyor.
Varlığın başlangıcı olduğunu biliyor. Varlığın başlangıcı ile bu varlığın zamanı da başladı. Bir şeyin başlangıcı var ise sonunda vardır. Başlangıç ile bu son arasındaki zaman veriminin ne kadar olduğunu kestirmek, bizim hesabımıza göre, benim hesabıma göre ben bilmiyorum.
Eğer biz yaratılmayı kabullendiğimiz için böyle anlatıyoruz. Eğer yaratılmayı kabullenmezsek o zaman bu alem ezeli. Ama alemin ezeli olmadığı astrofizikçiler tarafından kayıt altına alındı. Ödünü falan almıştı.
İki tane bilim adamı çok iyi hatırlıyorum. 78'lerde, 80'lerden bir radyo dalgası gibi bir dalgalanma buldular. Efendim? Eyvallah. Benim o zaman çok ilgimi çekmişti. Bu 78, 79, 80'lerde olan bir şey bu. O zamanlar biz siyasetle koşturduğumuzdan bizim siyasi tartışmalarımızdan birisiydi bu.
Biz yaratılışı savunurken bizim soncu arkadaşlarımız yaratılışın olmadığını, bu alemin ezel olduğunu savunuyorlardı bize. Biz okulda bunları tartışırdık o zaman. Dikkat edin. Şimdi okullarda bunlar tartışılmıyor. Şimdi okullarda bunlar konuşulmuyor. İşin bir de bu tarafı var. Şimdi o iki tane bilim adamı, o zamanlardan çok iyi biliyorum ki ben biz yaratılışı ve yaratılmayı böyle savunurdum. O iki tane bilim adamı bir radyo frekansı buldular. Benim anladığım dilden söyleyeceğim ben. O frekans, o güne kadar olan frekanslardan bambaşkaydı. Anlattıkları oydu o zaman için.
Makaleler yayınlanmıştı. Ve Türkiye'de o makaleleri takip edenler vardı. Yaratılışı savunanlar, o mütedeyin muhafazakar insanlar, Darwinistlere karşı, Darwin teröristine, maymundan gelme. Maymundan gelme. Ve işte bu noktada varlığın, alemin ezer olduğunu, bu alemin kendi kendine her şeyi var ettiğini ve bu alemin kendi kendine var ederken alemin kendisinin bir aklı olduğunu ile Allah'ın olmadığını, Tanrı'nın olmadığını savunuyorlardı. Şimdi meseleyi dağıtmak istemiyorum. O iki tane profesörün bir radyo frekansı, iki tane bilim adamın bir radyo frekansı buldu. O frekans, mevcut frekanslardan farklı ilk yaratılıştaki, ilk yaratılıştaki noktayı buldular. Ve o frekans, bütün alemin, yaratılmış olan bu alemin her dalga boyutunda var olduğunu tespit ettiler.
Her dalga boyutunda. Yani her enerji boyutunda, varlığın her boyutunda. Yani varlığın bir madde haline gelmesi var, varlığın bir de madde değil enerji halinde olması var. O enerji halindeki maddenin varlık derecesi ile madde boyutuna gelmiş olan varlığın varlık derecesi aynı değildir. Cebrail Aleyhisselam'ın varlık derecesi ile insanların varlık derecesi aynı değildir. Varlığı bu noktada derecelendirecek olursak eğer, varlığın en mükemmel varlık derecesinin en üstünde olan şey Muhammed Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyetidir. Bunu sufiler, ehli tasavvuf böyle inanırlar. Ve varlığın hangi noktasına giderseniz gidin, hangi derecesine giderseniz gidin, varlık komple Muhammediye kokar. Varlık aleminin neresine ayak basarsanız basın, neresine ayak basarsanız basın, ayak bastığınız her yerde, her yerde Muhammediye kokusu alırsınız.
Bu işin ayrı bir tarafı. Ama varlığın neresine giderseniz gidin, Allah'ın nuru ile karşılaşırsınız. Allah'ın nuru, hangi boyuta giderseniz gidin, varlığın hangi derecesine giderseniz gidin, varlığın üzerinde Allah'ın nurunun tecelliyatını görürsünüz. Meseleyi toparlıyorum. Cenab-ı Hak ol dedi, oldu. İster böyle oldu diye düşünün, ister böyle oldu diye düşünün.
Ama böyle oldu deseniz dahi sizin kapıyı buraya götürecektir. Beni buraya götürün. Efendim? Oldu dedi ya. Yazacağım. Bu da içinde. Bildiğiniz odur. Kavramı kalmıyor. Kalmıyor. Kalmıyor. …
Zil ver. Fikir. Yaratılana göre yaratılış devam ediyor. Fikir. Güzel. Bakın güzel fikir. Yaratana göre yaratılış bitti. Yaratılana göre yaratılış devam ediyor. Sen ne dediydin? Biz bitiyor bittiğini yavaş yavaş sonra anlıyoruz. Biz yaratılışı anlamaktı amacımız.
Bu akşam sohbetimiz oydu. İnsanın temel vazifesi yaratılışını bilmek. Bilmenin her şeyini bilmek. Bitmeyi. Evet. Bunun çarpı koydum buraya. Burayı. Bittiği açtıktan gelsek bunun altına. Ama şu kabul ediyoruz.
Yaratılışı ilk yaratılışı. Bittiği bak az önce bizim öğretim üyesi dedi ki ben burayı şirk görüyorum. O yüzden dedi reddetiyorum. Öbür açtım ya. Umutmayın oldu. Buna kalbim yattı. Başka?
Yaratılışı gibi kabul etmektedir. Yok. Yani bu noktada şu keskin noktayı öğret etti. Bunu kabul ediyor. En sonunda duyduğumu oldumu kabul ediyorsun. Öyle değil mi? Tamam. Tamam. Burada mı? Öğrenmek. Yarattıldığı bir an yarattı. Bir saniye sonra üç yüzde kilometre sonra biz onu duyduk. O an okul için bir daha yarattık. Yani okulun aslında başlığında onu yaratmıştı ama okul onun zamanı geldiği zaman bir saniye sonra onu duyduğu an onun için bir daha yarattık. Fikir. Fikir. Daha oraya gelmedik. İlk yaratılışı konuşuyoruz. Cennete gelmedik daha.
Hiçbir şey yok iken Allah'ın zat-ı gurriyetinde zaman vardı. Allah ebed ve ezer. Ebed ve ezer deyince o zaman Allah için kendi içerisindeki zamanın o esnada bir anlamı yok. Varlık için var. Ha o zaman farklı bir noktaya gel. Ben onu çözerken şöyle çözdüm. Kendimce. Kün dedi ya. Dediğinde zaman da yarattık. Yaratılanın zamanı. Yaratan için zaman söz konusu değil. Yaratılan için.
O dediği anda ilk yarattığı şeyi yaratırken ona kün derken sıfır noktası zamanı. Yaratılanın sıfır. Hiçbir şey yok. Zaman yok. Tecelli edecek bir yer yok çünkü. Yaratılan da yok. Tecelli edecek bir şey yok. O zaman o esnada hem zamanı yaratılan için hem de yaratılanın kendisini o esnada yaratması lazım. O zaman şu yaratılan her şey zaman düzleminin üzerinde gitmez. O zaman yaratılanın zaman kavramı çıkacak şimdi. Yaratılandan önce tecelli etti yoksa zaman yaratılandan sonra mı tecelli etti?
Zaman önce tecelli etti. Zaman önce tecelli etti. Yaşanlı oluyordular. Zaman ben görüyorum. Şöyle bir şey. Zaman kavramı çok farklı. Bir şeyin başı var. Zaman. Başka bir şey soruyorum. İlk yaratılan anda zaman önceden mi yaratıldı yoksa yaratılandan sonra mı? Zamanı katıyor.
İlk yaratıldığı nokta. Bu noktayı ilk yaratılan şey. Hiçbir şey yok iken Allah bir şey yarattı. Hiçbir şey yok iken zaman nereye tecelli etti? Yokluya mı tecelli etti? Efendim şu ayeti kerimeden ben zamanın önceden altında düşünüyorum. Allah her şeyi altı günde yaratı. Yedi kat yer ve gökü altı günde yaratı. İlk başlangıca gelin siz. Eyvallah. O normalde bu noktada şey yok ki, bir itiraz yok ki.
Evet. Buna böyle benim bu noktada kendime verdiğim bir cevap var da. Ama ben kendimce kendime vermiş olduğum cevabı sonuna sakladım. Düşünceniz ne olacak diye. Bu benim kendimce cevabım. Cenab-ı Hak küm derken, yaratırken, kendi zat-ı uyliyetindeki zaman kavramını da yarattı. Tecelli ettirdi. Belki de saniyenin yüzlerce katrilyon zaman birimi kadar, aralarında bir fark varsa vardır. Belki de zaman bu noktada, zaman belki de saniyenin yüzlerce katrilyon, yüzlerce katrilyon bölüsü kadar. Yani bu artık bir an deriz ya biz onu.
Satrilyonda biri kadar, biz zaman veriminde Cenab-ı Hak, yani hesabında Cenab-ı Hak kendi zatla tecelli ediyor. Oluş bir anda gerçekleşmiş.
Dünyanın altı günde yaratılışıyla bunu nasıl bağlılaştıracağız? Hz. Adem ilk yaratılan insan mı yoksa yaratılan insan modellerinin en mükemmeli mi? Yaratılış tamamlandıysa şu anki yenilenmeyi, değişimi nasıl açıklayacağız? Biz oldu da yaşıyoruz demiş. Güzel. Bu tarihteki ilk insanlarla alakalı biz şu anda yaratılışı konuşuyoruz. Evet, şimdi meseleyi toparlayın. Cenab-ı Hak kün feyükün dedi, ol dedi, oldu. Hiçbir şey yoktu, hiçbir şey yok iken Allah bilinmekliği istedi. Bunları yol haritası olarak gidiyorum. Allah bilinmekliği isteyince Cenab-ı Hak kendisini bilecek olan, kendisini bilecek olan bir şey yarattı.
Ve o şeyi Cenab-ı Hak yarattı, kün feyükün dedi, onu yarattı, onu yaratınca o yarattığı şey onu zikretti, onu tesbih etti, onu tenzih etti. Bu Allah'ın hoşuna gitti. Bu Allah'ın hoşuna gitti. Bu Allah'ın hoşuna gidince, bu oldu, bu oluş, bu kün lafzı, tencelliyatı devam etti. Bu, bu benim kendi kanaatimce, kendimce. Allah, alemi de Adem'in suretinde yarattı. Allah, Adem'i kendi suretinde, alemi de Adem'in suretinde yarattı. Allah, Adem'i, alemin suretinde yaratınca, ben kendimce yaratılış felsefemi şöyle olmuştur. Anne karnından bir beni düştü, öyle değil mi? Oğul beni yumurtayla birleşti, bir oldu, tek oldu.
Cenab-ı Hak ilk şeyi yarattı, yaratmış olduğu şeye, kendi ruhundan ve nurundan üfledi. İlk yaratılan şey, Allah'ın ruhu ve nuru. İnsan rahime düşünce, cumhurta ve meniden oluştu. İki taneydi, tecelliyat.
İki tecelliyattan tek oldu. Ruhundan ve nurundan tek oldu. Ben bunu, kendimce anladığım şeyi, kendimce anladığımı söylüyorum. Bundan, bu öylesine hızlı, öylesine hızlı, bu ilk yaratılan, öylesine zaman birimlerinin, zaman birimlerinin en ince ayrıntısına ve en ince dilimine kadar, öylesine hızlı, bütün matematiksel hesapların üzerinde, öylesine yüksek bir enerji bunda vardı ki, bu binlerce katriyon bölüm, bir zaman biriminde ikiye, yine binlerce katriyon zaman biriminde, bir biriminde, yani böyle an bunda çok uzun zaman.
Gözünü açıp kapatmanız çok uzun zaman. İnsanoğlunun gözünü açıp kapatması çok uzun zaman. Çok uzun zaman. Şu anda insanoğlunun tespit edebilmiş olduğu en hızlı gidebilen şey ışık hızı. Hesaplarlarken herkes ışık hızında hesaplıyorlar. Benim bu dediğim ışık hızını dahi katmerleyecek bir hız daha.
Işık saniyede üç yüz bin kilometrel hızla gidiyor öyle değil mi? Bu saniyede üç milyon kilometre hız gibi. Saniyede üç milyon kilometre hız gibi bu. Bu öylesine muhteşem bir hız. Ve öylesine büyük bir enerji hızı bu. Ve bu ilk önce ikiye, oraya yazmış ya bir arkadaş benim sohbetimden, alıntı yapmış. Ondan sonra dörde. Ondan sonra sekize, on altıya. Ve hızla o büyük patlamanın. Bing bang dedi az önce bir kardeşimiz burada. Ben o teoriye kapı aralayanlar var. O büyük patlamaya ben kapı aralayanlar var. Ve öylesine büyük o, yalnız o ışığın hızı varlığın derecelerinden aşağıda. Biz varlık derecesini, bu derecesi bilinmiyor.
Bak buraya yasaklamış zaten kullarına. Zatın tefekkürü yasak. İlk varlık derecesi Muhammed Mustafa. Sallallahu aleyhi ve sellem var. Bu varlık derecesinde başka bir varlık derecesi yok.
Evet. Evliya ulema değil, veliler. Meleklerden sonra evliyalar gelir. Peygamberlerden sonra veliler gelir. Veliler meleklerden daha üstündür. Melekler kördür. Melekler kördür. Veliler kördür. Veliler kördür. Veliler peygamberlerden sonradır. Peygamberlerin üzerinden. Ama biz bunu melekler kataklarsak, Cebrail'i en üstüne koyarlar. Ondan sonra Azrail, İsrafil, Mikail, Mikail gelecek. Ondan sonra diğer melekler gelecek. Meleklerin varlık dereceleri. Ben meleklerin varlık derecelerini demiyorum şimdi.
Ben varlığın derecelerini anlatıyorum. Varlığın derecelerine göre Muhammed-i Mustafa en üstte. Onun altında Cebrail , peygamberler, onun altında veliler ve melekler var. Onlar varlık dereceleri. Ve bunlar varlık dereceleri böyleyken başa dönüp İlk yaratılışta Cenab-ı Hak böylece o katrilyon, katrilyon, yüz katrilyon böyle bir zaman biriminde hızla bin banka geçebiliriz buradan.
Hızla, büyük patlama değil. Veya bu şeyin, Allah'ın sıfatlarının hızla tecelliyatı değilim. Hızla tecelliyat başlayarak da Cenab-ı Hak alemi yarattı. Ölürken şunu söylüyorum. Belki bizden sonrakiler sorunun cevabını düşünüyor.
Teknize içime doldu da ondan sormak istiyorum. Allah'ın bu hedef gösterdiği bilinmek üzereyle bilinme. Farlığın derecelerini buradan yaratılış başladığı zaman buraya gitti. Bütün yaratılanlar, mesela burada bir profesör var. Bu profesör kimya alanında bütün zirveye ulaştı. Fakat bu profesörün bildiği maksimici olarak yine kendi içinde dönüyor. Yani bilinmek noktasına ulaşamadığı zaman veya işte Ali, Ahmet, Mehmet, Osman, Müzeyyen ismi neyse hiçbiri kendi alanlarında bilinme noktalarına, hakikat bilinme noktasına bu sadaha ulaşamadılar. Buraya gelemediler. Yani bilgileri bilirken her gerçeğe ulaştı bilgiler önemli tabii.
Yani ben sizinle bir şey var. Ya. Abi varlık bilgisinde en temel kavram tecelli kavramdır. Arabi'nin. Ve bu varlık alemi de eninde sonunda hakkın kendi tecellisinden başka bir şey değildir. Bu anda alemin varlık olarak zuhurlu demek olan hikatte doğal olarak hakkın kendi tecellisi ile özleştirir. Eyvallah. Arabi'ye göre hikat yani yaratılma tıpkı zatı tecelli kadar gerçekleştirir. Eyvallah. Gelelim sorumuza. Allah bir şeye varlık vermeye karar verdiğinde ona yalnızca ol der. Ve o şey de varlığa bürünür. Bu süreçte o şeyin tekevünü yani varlığa bürünmesi, olgunlaşması, oluşması Allah'ın bir fiili değil bizzat o şeyin fiilidir.
Burası çok önemli. Burası diyor Allah bir şey ol der, o olan şey Allah'ın fiili değil olan şeyin fiilidir. Yaratılmış olan şeyin fiilidir.
Başka bir şey var burada. Başka bir şey var. Ooo iyi dinleyin. İyi dinleyin. Mevlana dinle demiş. Önce dinle sonra fikir yürüt. Dinle yürüt. Dinlemeden yürüttüğün fikir cahilane. Allah bir şeye ol dedi. Bir şey ol dediğinde Allah'ın mı olanın mı? Beni faş etme diyorsun ama gerçekten teşekkür ederim.
Burada öylesi de ince perde var. Orayı iyi düşünün. Bir herkes böyle bir içinden hu çeksin bir. Sohbetler de Allah'ı zikredin. Dimağınız açılsın. Allah'ı zikredin. Kalbiniz açılsın. Allah'ı zikredin. Kalbiniz açılsın. İnce perdeyi, ince ayrıntıyı göremiyorsunuz. Dinle. İnce ayrıntı var. Saklı gizli bir ayrıntı var. Saklı gizli bir ayrıntı var.
Ne saklı gizli ayrıntı? Bir, Allah bir şey ol dediğinde o olur. Olan şey diyor, kendisinin fiilidir. Burada farklılık var. Oysa az önce orada bir arkadaş, Allah her an bir şendedir. Yani bir iştedir. Bir fiildedir. Allah her an bir şeydedir. Bir fiildeyse, fiil geçen dersimizde ne dedik? Fiil kime ayti yaratılır, yaratma fiili? Allah'a ayti. Şimdi o zaman eğer ki bir şeyi yaratan Allah ise o fiili yaratan kimdi? Allah'tı. O fiilin üzerinde iki kuvvet, iki tecelliyet var dedik.
Bir, yaratma kime ayti? Allah'a ayti. Bakın sohbet birbirini nasıl tamamlıyor. Yine dönüp teşekkür ediyorum. İkincisi nedir? İstek. Kime ayti? Kulağa ayti. O zaman bu olan şeyin kendi fiili mi oldu bu? Kendi fiili. Bu fiili kim yarattı? Allah'ın. O zaman kendisi yaratmıyor demek ki yaratılanı. Evet Arabi ile burada bir yol ayrımı çıktı yine. Arabi diyor bu süreçte o şeyin tekebbünü yani varlığa bürünmesi Allah'ın bir fiili değil biz de bizzat o şeyin fiilidir diyor. Peki şimdi aslında burada ayrı bir ince ayrıntı daha var.
O şeyin kendi fiili olsa ne olur? Orayı bitir. Olanın üzerinde konuşuruz. O değil mi? O farklı. O farklı.
Dostlar bununla alakalı. Allah var olandan da yaratır. Hiçbir şey yok iken bir şey var eder yaratır. Bir şeyden de bir şeyi yaratır. O ayrı. O ayrı. Muhteşem bir yer yakalanmış ya adam. Muhteşem bir yer yakalanmış. Muhteşem bir yer yakalanmış. Tekrar sorayım. Allah bir şeye varlık vermeye karar verdiğinde ona yalnızca ol der. Ve o şey de varlığa bürünür. Bu süreçte varlığa bürünürken o şeyin tekebini varlığa bürünmesi Allah'ın bir fiili değil bizzat o şeyin fiili.
Başka bu konuda fikir olan var mı?
Bunlar onlar değil. Ben tekrar cenine onun içindeki ilk varlığa başlayayım. Yani meni yumurtayla birleşti. Meni yumurtayla birleştikten sonra Allah diyor ki ilk noktanın ikiye bürünmesi bu yaratılmış olan şeyin kendi fiilidir diyor. Dörde bürünmesi yine kendi fiilidir diyor. Hızla sekize, ona, on ikiye bürünmesi yine kendi fiilidir diyor. Burayı anladınız mı şimdi? Bunu söylüyor. Canım kardeşim buradaki buradaki bilinç hakkınızı helal edin.
Herkes için geçerli. Benim için de geçerli. Tefekkürünüzü derinleştirin. Bilinç düzeyinizi yükseltin. Örnekliyorum. Allah anne karnında ilk yumurtayla meniyi birleştirdi. Ve bu hızla bölünme aşamasında bu hızla bölünürken Arabi diyor ki bu bölünme işlemleri o varlığın yani o kün ol emrinin varlığa bürünme işlemleri bunun diyor kendi fiilleridir.
Allah'ın değildir diyor. Sabır toparlayın toparlayın bu meseleyi bitireyin. Çok müthiş bir yer yakalamışın. Müthiş bir yer yakalamışın. Allah senden tekrar tekrar lazım. Bitti. Bunu açıklıyorum şimdi. Kendi fiilidir dediğini açıklıyorum. Kendi fiilidir demiş ya siz bu yaratılanın fiiliyle Allah'ın fiilini ayrı perdelerde görmüş Arabi perdelerde görmüş aynada görmüş tecelli diyor ya tecelli noktasında görmüş tenzih etmek ayrı bunun içerisine Cenab-ı Hak o oluşumun hareket tarzını
felsefesini hukukunu içine koydu aklı var bunun bu aklıyla kendisinin hangi noktada ne yapacağını biliyor bilinmekle istemişti ya küçücük bir zerrenin içerisinde kendisinin yol haritasının bilgisi var o bilgisiyle yürüyor bunu bir bütünün içerisine aldığınızda her zerrenin kendince
aklı kendince bilgisi var ve ona yüklenmiş o hücre o hücre hangi noktada hangi safhaya geleceği içinde gizli saklı o tecelli ettikçe içindeki bilinmeklik bilgi zuhur ediyor ve her zerrede bu bilgi var her zerrenin o her zerre o bilgiyle hangi zaman biriminde ne hale geleceği kendi içinde var ve o o dediği şey birinci adımda ne hale gelecek ikinci adımda ne hale gelecek üçüncü adımda ne hale geleceği o zerrenin içerisinde var arabi diyor ki bu fiiliyat
bunun kendisi içindedir ama bu fiiliyatlar malzumesini ben şimdi ilave ediyorum konla Allah'ın fiiliyatlarının içinden bu bizim geçen haftaki ve bir önceki haftaki düşüncemizi destekleyen ve tamamlayan bir ordu biz ne dedik düşüncemiz var kendi düşüncemizle biz hareket ediyoruz kainattaki gördüğünüz bütün zerrelerin kendi fıtratlarınca bilgisi var karaciğerimizdeki bir zerrenin kendi bilgisi var o gelen besinlerden ne inşa edeceğini biliyor bilgi düzeyini ona göre
tamamlanmış ve karaciğer dışarıdan başka bir bilgi düzeyi gerekmeksizin kendi içindeki bilgi işlevini çalıştırıyor ve diyor ki arabi Allah sadece ol der bir şeyin varlığa bürünmesini murat eder ve varlığa bürünecek olan şey fiiliyat noktasında kendi fiilidir aslında çok ince bir perde dokunmuş orada ve çok ince bir perdeden konuşmuş biz o ince perdeyi bir yere bağlıyoruz şimdi bölüp parçalanmasın orada fiil noktasında siz ayağınız kaymasın küfre düşmeyin sapıklığa düşmeyin diye arabinin meydanda bıraktığını bağladık
küstahlık olmasın müthiş olacak tabi bunun üzerinden söylenecek söz yok ve böylece o yaratılan şeyin kendi fiili aslında Allah'ın sıfatlarının tecelliyatı oldu sıfat onun üzerinde tecelli etti ama o yaratılan şey kendi birey dairesinde nerede ne yapacağını çok iyi bilen akla ve bilgi eser arabi döneceğim tekrar teşekkür edeceğim sana ya konuşun yani hamd ediyorum hamd ediyorum gerçekten böyle bir açtığım
için geri kalan hiç o kadar içim yoktu arabinin yaratılış teorisinde kısacası tekniğini hakta değil yaratılan şeye atfedilmesi gerektiğini kuvvetle uygulamaktadır yani bu noktada yaratılan şey bir aklı var aklınca gidiyor yani ama o akıl Cenab-ı Hakk'ın bilgisi dahilinde o bilgiyi ona yüklemiş o kuvveti ona yüklemiş o kudreti ona yüklemiş insana da yüklemiş bu görüşe göre mahlukatın hakkın doğrudan doğruya müdahalesine yalnızca sınırlı bir yer tanıyacak kadar güçlü kuvvetli olarak takdim edilmekte olduğu bir vakadır
evet helikatin son safhası olan tekvinin hakka değil de eşyaya atfedilmesini arabi şöyle açıklar Allah tekvin işinin Allah'a değil yaratılan şeyin kendisine atfedildiğini beyan etmiştir bir şeyin olmasını irade ettiğimizde kavrimiz ona yalnızca ol dememizdir artık ol olur Nahlil suresi ayet 40 biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece ol dememizdir hemen o da onu verir Cenab-ı Hak ol der ona o ol demesiyle bütün nasıl olması gerektiği bilgisi ve hikmeti ona katılır o da onu verir bu görüşü arabinin açıklamasını
herhalde açıkladık Allah'a hamd ediyoruz biz açıklamadık o açıklattı bütün alem ebedi bir değişim içindedir ve alemdeki her şey an ve an değişmektedir yani her şey her an bir an önceki tayyünden farklı bir tayyün ile yeniden tayyün etmektedir eyvallah yeni yaratılış arabi kurandaki sebabilikesi belkıs kısasında vücut aleminde sürüp gitmekte olan bu kesintisiz infa yok olma ve ipka yeniden yaratılma ile ilgili çok güzel bir örnek bulmaktadır bu kısa nemin suresi 38-40'ta zikredilir bu mucize nasıl oldu arabi onu yeniden
yaratılış diyor bir şeyin başka bir şeye bürünmesi ve bir şeyin başka bir şeyde tecelli etmesi ve onun ettirilmesi Allah'ın adetlerindendir bir şeyi iki kez yaratmaz cedilttir her yaratılışı yenidir belkısın kısasındaki koltuğun getirilmesi Cenab-ı Hak için zor bir şey değildir ama malumdur ya Süleyman aleyhisselamla belkısın arasında bir hikaye var Süleyman aleyhisselamın
yanındaki yardımcılarından birisi belkısı koltuğuyla beraber huzura getirir biz buna şaşar bu noktada onu yeni bir yaratılış olarak görür görmekte bir meş var mıdır yoktur Allah bir şeyi yok edip var ediyorsa onu o eserde bu mekanda yok edip başka bir mekanda huar edebilir anında mekanda yok edilen o saniyeler katı milyonda bilmem kaç bölümü kadar
zaman biriminde Cenab-ı Hak onu başka bir alemde başka bir boyutta huar edebilir biz bunu yeni yaratılışı olarak görür bir çıptığa geçelim Cenab-ı Hak her yarattığı şey bir alem temindedir her yarattığı şey bir alem temindeyse bir alem niteliğindeki bir şey başka bir alemin içerisine anında girebilir bunu bütüncülük açısından baktığımızda hem yeni yaratılışı hem de bir şeyin başka bir şeye benzererek yaratılması Cebrail aleyhisselam dıhya suretinde gelirdi bunu da ondan
birleştirin Cebrail aleyhisselam dıhya suretinde gelirdi peki o zaman Cebrail aleyhisselam dıhya suretinde gelinip görünüp tecelli ediyorsa bu varlığın boyutlarının içerisinde dolaşma demek ki bir melek varlığın kendi içerisinde insan suretine girebiliyor belki takdiriyle kudreti ve kuvveti ve yaratmasıyla bir anda Süleyman aleyhisselam önünde yeniden yaratılabilir mi er cevap
evet o kısacık zaman biriminden dolayı aynı şekilde değil de aynına benzer olarak birbirine bağlantılı yaratılan şey kendince yeniden yaratıldığını fark etmeyebilir mi er o zaman yeniden yaratılışı kabul edebilir miyiz bize göre tek bir anda bir yerden diğer bir yerin taşınması vaki değildir bu aynı aynı anda yok etmek idam ile var etmek
icattır bu bir şey yüzü tırmızı şundaki meseleden o kadar gris bir mesele değil ayet-i kerime yokacağız
Süleyman ey ileri gelenler onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun kraliçenin tahtını getirebilirsiniz cinlerden bir ifrit sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben buna güç yetirecek güvenilir biriyim dedi kitaptan bilgisi olan biriyim ben onun gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm dedi Süleyman tahtı yanında yerleşmiş halde görünce şöyle dedi bu şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için Rabbimin bana bir lütfudur kim şükrederse ancak kendisi için kendisi için şükretmiş olur
kim de nankörlük ederse bilsin ki Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir cömerttir Süleyman tahtını tanınmaz hale getirin bakalım tanıyacak mı yoksa tanımayacaklardan mı olacak dedi Belkıs gelince senin tahtın böyle mi denildi o da sanki o fakat zaten daha önce de bize bilgi verilmişti de biz teslim göstermemiştik dedi demek ki Süleyman hemen getirdim izin istiyor idam eden ve icat edendir ta Belkıs'ın sarayında idam edildi Süleyman'ın yanında tekrar icat edildi Arabi de bu tabi Arabi'ye göre söylüyor bunu Arabi de
diyor ki Allah bir şeyi orada yok etti orada var etti varlık alemini sınırsız nur dalgalarıyla her an yeniler öyle söylüyor algılacağımız şeklinde bir nur dalgası yoktur ama nurun dağınını devamlı tecelli halinde o tecelli halindeki o nurun içerisindeki eşya büyük bir hızla bir yerden
bir yere geçebilir öyle de denilebilir açıklanabilir bunu yeniden yaratma veyahut da varlık aleminin değişik boyutlarında dolaşma olarak tanımlayabiliriz bu Arabi'nin bu noktadaki düşüncesini reddetmiyorum ama bunu varlık aleminde boyutlar arasında tecelli etme olarak görüyorum dedim görüşürüz şimdi bununla alakalı küçük küçük sorularından hemen geçeyip meseleyi kapatayım çünkü saat uzun geçiyor manun nasıl geçti değil mi
bir timse mevla'yı bildiği zaman asla Allah gibi her şeyi bilme derecesine ulaşamaz evet çünkü yaratan gibi olamaz evet Allah bir şey yaratıcı illa ona hürm demesi lazım evet Allah tümlecelerle yarattığı şeyi yaratmayı meydana gelmesi Allah huyulimi olamaz evet çünkü Allah ve zamandan ve mekandan Allah son olur zaman değil olmaz çünkü zamanın bir şey izahe edilmesi zamanla beraber o şeyin de son Allah onu da şeyden
katıp her şeyin yaratışına ayağına bağlamış o yüzden yaratış güzel bu da rencet etti fatih hamaz
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.