Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 2 Ağustos 2014 · 1:10:39
Allah gecenizi hayır etsin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Şevval ayında tutulan altı gün oruçlarımızı peş peşe tutmamız şart mıdır? Ayrı ayrı tutabilir miyiz? Evet. Şevvalda altı gün oruç tutmak, sünnet kim tutarsa bütün yılını oruçlu geçirmiş gibi sevap alır diyor. O yüzden bu oruçları 1-1, 2-2, 3-3 veya hepsini bir tutabilirsiniz.
Kendimi Kur'an ve sünnet dairesinde disiplin etmeye çalışırken işimin bu yaşantıyla bağdaşmadığı zamanlar oluyor. Bu dönemlerde bir şeyleri yapmamla yapmamam arasında fark göremiyorum. Ve disiplini oturtmakta zorlanıyorum. Ayrıca kendimi zorladığımda isyan ettiğimin farkına vardım. Bu durumlar nefisten midir? İmanla alakalı bir sıkıntı ya da eksiklikten midir? İman olan yerde yaşayamama sıkıntısı olur. Bu imanın eksikliğinden değil, imanın lezzetindendir. Bir kimse haramı işlerken kendi içerisinde, haramı işlerken dahi bir pişmanlık, bir sıkıntı duyuyorsa veyahut da bir şeyi yapamamaktan dolayı bir sıkıntı duyuyorsa yağmur mu başladı? Ne kadar güzel. Yağmur mu başladı? Harika. Allah bereket ihsan etsin.
Afatsız versin inşallah. Lütfetsin, ikram etsin. Üst kat. Hadi yerleşin biraz bakalım. Bayanlara yer açın. Hadi bakalım. Herkes bir derviş oturuşu yapsın. İki dizinin üstüne çıksın. Haydi sağlı sollu. Hadi bakalım. Hadi bakalım. Yan tarafa haber verin. Dışarı şemşerleri açsınlar.
Açıyorlar mı? Ha tamam açıyorlar. Hadi üst tarafı biraz daha sıkıştırın. Kapının ağzını boşaltın. Yukarıda yer var da. Haydi bakalım. Haçlı'nın yeni dünya düzeni dediği projede bu düzenin lideri olarak İsrail mi vardır? Avrupa'nın, ABD'nin desteklediği İsrail onları da deccaliyetin kölesi mi yapacaktır?
Türkiye, Osmanlı'dan kalan miras ve misyonunu bu düzen karşısında nasıl kullanabilir? Dünyada bu sistemin ne kadar etkili olmasındaki güç nedir? Bu kadar etkili olmasın güç nedir? Nasıl kırılabilir? Yeni dünya düzeni denilen şeyde çok etken faktör var. Bu etken faktörleri sadece ABD açısından bakılırsa veya Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Çin noktasından bakılırsa işin içinden çıkılmaz.
Mesela ABD açısından bakılırsa ABD'nin içerisinde dahi etken faktörler farklı farklı. Mesela ABD'nin içerisinde bir devlet faktörü var, devlet yanlısı olanlar var bu faktörde. Bir de normalde ABD'nin içerisinde parayı elinde tutan, finansal gücü elinde tutan bir güç daha var. Aynı zamanda bu gücün yanında ayrıyeten bir de İsrail lobisi dediğimiz bir siyonist lobi var.
Bu İsrail lobisi de ikiye ayrılmış vaziyette. Bir lobi var, İsrail'i şu anda desteklemiyor, İsrail'in olmasını da istemiyor. Ve dünya Yahudilerinin dünya üzerinde yaşamasını ve dünya üzerinde tek devlet altında değil, dünya üzerinde değişik çatıların altında yaşamaya devam etmesini destekleyen lobi de var. Tabi bu finansal gücün arkasında İngiltere Kraliyet Ailesi var. Böyle daha iyi oldu şimdi. İngiltere Kraliyet Ailesi var. Bu İngiltere Kraliyet Ailesi'nin yanında Fransa, Almanya, Hollanda gibi finansal kumpasın içine aldığı, yanına aldığı devletler de var. Tabi İsrail bu noktada öyle bir yere oturtuluyor ki, İsrail'i kurduran güç dünya finans gücüdür.
İngiltere'dir, Kraliyet Ailesi'dir. Ve İsrail'in bir numaralı hamisi yine İngiltere Kraliyet Ailesi'dir. Aslında Orta Doğu'yu bölüp parçalayan, cetvelle çizen ve hepsinin de başına birer kabile reisi atayan yine İngiltere'dir. Bunun askeri olarak korumasını, muhafazasını yapan Amerika'dır.
Finansı ve finansla alakalı işlerini organize eden İngiltere'dir. Mesela hiç İngiliz hükümetinden İsrail'e karşı bir kınama, İngiliz dış işlerinden İsrail'le alakalı bir şey duyamazsınız. İngiliz dış işlerinden mesela dünya üzerindeki olaylarda herhangi bir taraf olduğunu da göremezsiniz. İngilizler öylesine sinsi sadece kendi devletlerini, kendi milletlerini, kendi hegemonyalarını düşünürler. Onun için sen Müslüman mısın, gayrimüslimmişsin? Onların bu tip şeyler ilgilendirmez. Hatta zaman zaman böyle bir tiyo patlattılar. Prens Charles da Müslümanmış gibi. Çünkü o sömürge, sömürdüğü İslam ülkelerine de şirin görünür. Yani kraliçenin Suudi Arabistan'a gittiğinde başını örtmesi gibi. Onlar tam tipik bir sömürgecidir.
Onlar gittikleri yere onlardan görünür. Aslında baş münafık İngiltere'dir. O baş münafıktır. Öylesine münafıktır ki o kendinden zannedersin. Türkiye'ye gelir, Türkiye'ye de kendinden zannedersin. Kraliçe geldi ya buradaki eyaletini teftiş etmeye ve onara etmeye. Türkiye Cumhuriyeti'ni devletini kurduran da İngiltere'dir çünkü. Yani bizim Türkiye Cumhuriyeti devleti de İngilizlerin eliyle kurulmuştur. Irak, Suriye, Ürdün, Katar, ondan sonra işte Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Yemen, Uman, Mısır, Tunus, Fas, Cezayir. Bunların hepsi de İngiliz kraliyet ailesinin eliyle kurulmuş devletlerdir. İsrail de İngilizlerin eliyle kurdurduğu devlettir.
Bunları yerli yerine koyalım bir kere. Ha sakın ya bizi de İngilizler kurmuş ya bu adam nasıl böyle söyler diye alınganlık yapmayın. Hiç. Mesela şu anda Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulamamasının sebebi İngiltere'dir. İngiltere isterse Kuzey Irak'ı bir Kürt devleti kurdurur. İngiltere isterse Irak'ı parçalayabilir.
Hiç ama. Bu parçalanmaya karşı çıkanlar da birbirleriyle savaşır. Savaşırlar, savaşırlar, savaşırlar, savaşırlar. Sonunda gene geldikleri yer İngilizlerin dedikleri yere gelir. Bizler İslam ümmeti olarak cahil bırakıldık. Cahil bırakıldığımızdan dolayı biz çok çabuk savaşabiliriz. Biz çok çabuk birbirimize düşebiliriz. Bizde cehalet hakimdir. Bizde akıl, ilim, feraset hakim değildir. Türkiye'den örnek alayım şimdi. Türkiye'de hiç bir yere bağlı nakşibendilik gördünüz mü? Hayır.
Bir yere bağlı kadirlik gördünüz mü? Hayır. Bir yere bağlı herhangi bir tarikat gördünüz mü? Hayır. Türkiye'nin sosyal olarak en fazla müntesibi bulunanlardan birisi konjüktür olarak uygundu çünkü. Tekke ve Zaviyeler Kanunu'na çıkınca alternatif kalmadı insanların. Bir yerlerde toplanıyorlar, toplandıklarında çekilip götürülüp sorguya çekiliyorlar. Böyle olunca bütün insanlar nurcu oldular. Onları da götürüyorlardı. Ama onlar biz tarikatçı değiliz deyince hangi yasadan yargılacağı belli değil. Tekke ve Zaviyeler Kanunu'na göre bir kimse ben tarikatçıyım derse içeride. Bir kimseye şeyh, baba, efendi demek yasak. Böyle bir kimseye ben şeyhim derse yandı içeride.
En az dokuz yıldan başlıyor on üç yıla kadar cezası var. Böyle olunca sosyal bir insanlar bilebire içeri gireceği bir işin içerisine girmiyorlar. Ne yapıyor? Saklanıp gizleniyorlar. Bu sefer bütün herkes ne oldu? Nurcu oldu. Dikkat edin. Ardından yazıcılar, ardından okuyucular, ardından Zehra grubu, ardından Kürt Risaleciler, ardından Fethullah Hoca çıktı içinden. Bildiğimiz meydanda kaç tane var? Beş. Bir de aciz mendiler çıktı ardından biz de nurcuyuz diyorlar. Etti altı. Bu altı grubun altısı da birbiriyle kavgalı. Hepsi de Risale-i Nur okuyor. Hepsi de kavgalı. Çok basit bunlar. Biz iki kardeş geçinemeyiz.
Cehalet hakimdir. Biz aynı dergahın içerisinde geçinemeyiz. Cehalet hakimdir. Biz bakarız şimdi. Cevdet neden sakalını böyle kısa tuttu? Cevdet Tukaka deriz. Evet. Siz çıkın Mustafa Özbağ'la alakalı neler duyarsınız? Çok basit. Buraya gelen arkadaşlar bile dinler onu. Aa öylemiş mi ya? Vav lan ne? Kimin adamın peşinden gidiyoruz ya? Bu. Hiç kimse şunu diyemez. Konuşma kardeşim gıybet ediyorsun. Diyemez kimse. Demez. Malzeme toplayacak. Ve İslam dünyasında bizim bildiğimiz dört tane mezhep var. Siz Şianın içine girin altı yedi tane mezhep var.
Hanefilin içerisine gidin dört de ne dördü kırkın üzerine mezhep var. Tarikatların içine girin hepsi de birbirinden dövüşür. İşit ne yapıyor? Irak'ta. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenleri öldürüyor. İsrail Gazze'de camileri yıkıyor. İşit'te Irak'ta camileri yıkıyor. İslam dünyası ortak noktada buluşamama, ortak noktada duramama problemi var. Bakın İslam dünyasının en büyük problemi bu. Biz birbirleriyle kavga etmesi basit olan insanlarız. Bunun sebebi şu.
Bizim dövüşeceğimiz, kavga edeceğimiz bir yer yok. Olsa da onu gözümüz kesmiyor bizim. Biz bu sefer yanı başımızdakine gözümüz kesiyor ya. Onun ne namusunu bırakıyoruz, ne şerefini bırakıyoruz, ne haysiyetini bırakıyoruz. Hiçbir şeyini bırakmıyoruz. Kim? Müslüman kardeşin senin. Komple böyle bu. Bakın komple böyle. Bir fitne sarmış bizi. Üç yüz yıldan beri İslam dünyası bu fitnenin içinde. Biz bu fitnenin içerisinde yüzerken, yüzerken, bütün her şeyi bir başkasına yüklemeyi çok seviyoruz. Bunlarda hiç bizim suçumuz yok. Bütün suçlar şu İsrail'de, şu Yahudiler'de, şu Mason'larda, şu dışarıdaki gavurlarda, kafirlerde. Suç onlarda hep.
Hiç bizde suç yok. Biz tembeliz, çalışmayız, biz gayret etmeyiz, biz mücadele etmeyiz, biz birbirimizi sevemeyiz, birbirimizle kenetlenemeyiz, birbirimizin biz koluna giremeyiz, biz sırt sırta veremeyiz. Bunu görmeyiz biz. Bakın bunu görmeyiz. Çocuklarımızı yetiştirmeyiz, kendimizi yetiştirmeyiz. Bugün bayanların sohbetinde enteresan bir not düştüm. Dedim ki bir ev hanımının evde on saati boş. Dedim ki on saat ne yapıyor bu kadın evde? Bir erkek düşünün, hadi adam gündüz çalışıyor. On saat, tamam ona bir şey demeyeceğim çalışanlara. On saat ne yapıyor?
On saat, on saat. Düşünebiliyor musunuz? Yıl 365 gün, her gün on saati boş kadın çalışmıyorsa. Ama İslam dünyası kendi içerisinde, kendi kendisine, kendi problemini halledebilecek bilgi, dirayet, yeterlilikte değil. Değil. Olmayınca da biz birbirimize çok rahat düşebiliyoruz. Çok rahat kullanılabiliyoruz. Çok rahat yönlendirilebiliyoruz. Çok rahat yönlendirilebiliyoruz. Biz şunlara alışmışız. Oturacağız kahvede, hükümet kuracağız, hükümet yıkacağız. Oturacağız kahvede, kim ne yapmış, kim ne etmiş, gözünle gördün mü, kulağınla duydu mu yok.
Sıralayacağız. Hem la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyeceğiz. Hem milletin namusundan, şerefinden, haysiyetinden, bizi ilgilendiren, ilgilendirmeyen her şeyden konuşacağız. Bölüne, bölüne, bölüne, … gideceğiz. Gideceğiz. Ve hadis-i şerifte buyurulduğu noktadayız. Ahir zamanda ümmetim çok alacak ama denizin üzerindeki köpük misali hiçbir ağırlığı olmayacak.
Biz o haldeyiz şu anda. Biz denizin üzerinde köpük misaliyiz. Yani laf sırası şöyle. Tükürsek İsrail boğulacak. Tükür. Tüküremezsin. Tüküremezsin. Yürüsek İsrail boğulacak. Yürüyemezsin. İsrail'in nüfusu 4,5 milyon. Bunun 1,5-2 milyonu, 1,5-2 milyonu içinde Filistin'le. Dikkat edin. İsrail sınırlarının içerisinde 1,5 milyon Filistin var. Filistin'li var. İsrail sınırlarının dışında 6 milyon Filistin'li var. 1,5'ta içinde var 7,5 milyon.
İsrail'i ne kadar? 4 milyon. 7,5 milyon ekmekten sudan kesilse, açlık krevi yapıyoruz, hiçbir şeye pişmiyoruz dese, hiçbir şey yapmıyoruz dese, o içerideki 1,5 milyon Filistin'li anarşiye gerek yok. Hadi canlarını katletmesinler. İşe de gitmiyoruz, çalışmıyoruz da. Bütün her şeyi bıraktık yapsak. Grev yapsak. Bakın İsrail'in içindeki 1,5 milyon Filistin'linin yarısını çocuk diyelim 750 bin var. 750 bini grev yapmıyor. Bu ne demek? Bir değiller. Örgütlenemiyor Filistin'in içerisindeki 1,5 milyon, İsrail'in içindeki Filistin'liler. Onların eksikliği demeyeceğiz.
O şuuru İslam ve İslam dünyası onlara o şuuru veremiyor. Gazze'nin içinde dahi 3-4 tane İslami grup var. Hepsi de tek değil. Ne yapıyor şimdi Yahudi? Ben bir tane sarı öküz istiyorum sizden diyor. Sarı öküz ne? Hamas. Kassam tugayları var, bilmem ne tugayları var, bilmem ne tugayları var. Diyor ki, hiçbirisi lazım değil bana. Ya haması verin bana. Hani bir sarı öküz misali var ya. Biliyorsunuz değil mi sarı öküzü? Anlatmıştım. O sarı öküzü istiyor. Teker teker istiyor zaten. Herkes de şöyle diyor. Aman şu sarı öküzü verelim, başımıza bela almayalım. Bir dahaki iki sene sonra alaca öküzü istiyor. İki sene sonra bir tane daha öküz istiyor.
İstecek hep. İki yıl önce yaktı, yıktı, yerle bir etti. Haydi Müslümanlar pamuk hele cebe. Biz hüra yapalım, önemli değil. Biz bir daha yaptık Gazze'yi. Altını, elektrik tesisatını, su tesisatını yapmamız lazım. Doğru. Ama hiç kimse gözünü şuraya dikmiyor. Savaşmamız lazım. Savaşılması lazım.
Seninle savaşana, senin de savaşman lazım. Ayet-i Kerime. Türkiye'ye birisi bir bomba atarsa, sen onunla savaşırsın. Savaşmazsan ikinci bombayı atar sana. Savaşmazsan üçüncü bombayı atar sana. Savaşmazsan dört, beş, altı işgal eder orayı. Senin bir dişini sökeni, sen dişini sökmezsen, senin gelir ikinci dişini söker.
Bu haktır. Bakın bu haktır. Benden bunu beklemezler hiç. Nasıl Mevlevi ya? Evet ben böyleyim. Nasıl Sufi ya? Evet ben böyle Sufiyim. Sana bomba atıyorsa, sen de ona bomba atarsın. Kibirlenene, kibirleneniniz. Kibirleniyor, kibirleneceksin ona. Sana bomba atıyor. Sen de bir bomba atacaksın ona. Sen de bomba atacaksın. E işte haçlı dünyası böyle bir düzen kurmuş. Et kuracak, sen de kur. Şikayet etme. Sen ne kurmuyorsun? Sen niçin kurulması için mücadele etmiyorsun?
Sen niçin koşmuyorsun? Sen niçin evinde oturup televizyonun karşısında, televizyonla meşgul oluyorsun da, ev ev dolaşıp insanlara İslam'ı tebliğ etmiyorsun? Sen niçin cihat ruhunu işlemiyorsun? Sen niçin mücadele ruhunu işlemiyorsun? Sen neden kendi kendine düştün? Sana ne milletin aşından, eşinden, parasından, pulundan? Koşsana Allah için. Sen birliğini muhafaza etsene. Sen korusana. Biz hep şikayet edeceğiz. Biz hep ağlayacağız. Savaşalım diyen var mı? Yok. Bütün İslam ülkeleri, bütün İslam ülkelerinin devletleri, İsrail'i boyuna kınıyorlar, boyuna telin ediyorlar.
Bir tanesi, bir tane uçak kaldıramaz ki, hepsinin de uçağının uçuş kodları İsrail'in elinde. Kim? Suudi Arabistan F-16'larını mı kaldıracak? Kaldıramaz. Hepsinde dost ülke görünüyor. Zaten onu atamaz. Ama İsrail'in uçakları, F-16'ları, Suud'un uçaklarını düşman olarak görüyor. Ürdün mü savaşacak? Suudi Arabistan mı savaşacak? Mısır mı savaşacak? Yemen mi savaşacak? Irak, Suriye mi? İran mı savaşacak? Geçin bunların hepsinden. Hiçbirisi de savaşamaz. Dört halifeden sonra, hadi işin içerisine Emevi, Abbas'ı koyayım ben içinden. Onu da koymamın sebebi şu, tabi'in, tabi'inler var içinde. İşte ilk selef imamlar var içerisinde.
O yüzden sözümü böyle ölçülü konuşmaya çalışıyorum. Hadi onları da koyayım içerisine. bin yıldan beri Arap dünyası nereyle savaşmış? Bana söyler misiniz? Bana tarihe dönün bakın. Biz İslam tarihi olarak bakarsak, hadi iki yüz yılını koyduk kenara. Bin iki yüz yıldır, şeye kadar, iki yüz yılı attım. Hiç konuşmayacağım. Bin iki yüz yıldan beri, Arap dünyasının, Arap Müslümanlarının, nerelerle savaştıklarına bakın, çeteresi çıksın size. Hiç var mı gayrimüslimlerle savaşları?
Yok. Kim ne? Osmanlıyla. Son savaşları ne? Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlerle beraber olup, ta Yemen'den itibaren komple orada Osmanlıyı arkadan vurmak. Başka var mı savaştıkları bir yer? Yok. Savaşacakları var mı? Yok. Bir kere bunu kafamızın tam orta göbene çakalım. Osmanlı'dan kalan devletlerin büyük bir çoğunluğunun askeri güçleri, yabancı bir askeri güce karşı değil, kendi toplumlarına karşıdır. Kendi halklarına, kendi vatandaşlarına karşı savaşırlar. Kendi vatandaşlarına karşı savaşırlar.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonra bir savaşı vardır. Kıbrıs, bunu konuşmak istemem şimdi, onun da arkasında İngiltere vardır. Evet. Şimdi diyeceksiniz ki ya, nasıl oluyor? Evet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Kıbrıs Savaşı'nın arkasında kraliyet ailesi vardır. Kraliyet ailesinin olmasının da sebebi şudur. O günkü Makaryoz, Kıbrıs'ın tamamını İngilizlerden kurtarmak istiyordu. Baktı İngiltere, Makaryoz, Kıbrıs'ın tamamını İngiltere elinden kaybedecek. Gizli ajanlarıyla, Türkler'e bir katliama başlattı. İş döndü, iş döndü şeye, ne o? Türk-Rum Savaşı'na.
Zaten Türkler'de Yunanlılara karşı, Rumlara karşı böyle bir içlerinde nefret var. Tam Türkiye'nin de işine geldi bu. İngiltere'nin de işine geldi. İngiltere tamamiyetle kaybedeceğine, onun hiçbir şeysi kalmadı. Üssü devam ediyor, İngiltere'nin üssü orada. Ha Türkiye'de ondan bir pay çıkardı, oturdu yerleşti şimdi oraya. Aslında bir adım daha atacak, Türkiye rahatlayacak. Nasıl olsa referandumuna ilhak oluyor ya, Kırım gibi. Bir referandum yapacak, ilhak edecek Türkiye, bitecek işi. Harika olacak aslında. Ama onu da yaptığı zaman, İngiltere, Amerika, İsrail, Almanya, Fransa, Rusya, hemen Türkiye'nin karşısına geçecek. Neden? Türkiye'nin, Rusya'nın da, Laskiye'de deniz üssü var.
Orası bir çatışma yeri. Gazze'de çatışma yeri. Gazze, İngiltere'yi, ne o? İsrail'lere yedirmezler. Ne İngiltere yedirir? Bak, ne İngiltere yedirir, ne Rusya'ya yedirir, ne Türkiye'yi yedirir, ne de Amerika'ya yedirir. Devlet açısından. Finansçılar yesin istiyorlar. Finansçılar yesin istiyorlar. Neden? İsrailler finans üzerinde etkililerdir, devlet üzerinde etkili değillerdir. Finans sektöründen idare ettirmeye çalışırlar. Devlette fazla elleri yoktur. Mesela, İsrail, Türkiye üzerinde devletten tasfiye oldu. 28 Şubat'tan sonra, İsrail devletten otomatikman tasfiye oldu, Türkiye'den. Sıyırıntıları kaldı.
Bir tek finansta kuvvetliler şu anda, şeyde, ne o? Türkiye'de. Şimdi bir adım daha açacağım, kızacak herkes bana. Bu geziyle beraber, cemaat bilerek veya bilmeyerek oynadığı şey, İsrail'in Türkiye'de tekrar etkili olması mücadelesiydi, bitti. Artık İsrail'in Türkiye Cumhuriyeti devleti üzerinde etkisi kalmadı. Ama İngiltere'nin etkisi hala da devam ediyor. O da finans üzerinden. Şu anda mesela Türkiye Cumhuriyeti devleti, devlet açısından, devlet kurumları açısından ve Amerikan devleti ve Rusya devletiyle alakalı bir çatışması yok. Şimdi hükümeti yerlerdi. Havada uçururlardı. Üfürürlerdi. Bu hükümetin yenmesi, yenmemesi meselesi değil. Amerikan devleti ile Rusya devlet güçleri, Türkiye'nin devlet gücünün böyle olmasını istiyorlar.
Böyle kalmasını istiyorlar. Finansçılara kaptırmak istemiyorlar. Finansçılar Ukrayna'da yenildi. Finansçılar Ukrayna'da kime yenildi? Devlete yenildi. Kim devlet? Rusya, Putin. Putin şeyi, Kırım'ı komple ilhak etti. Türkiye'nin sesi çıktı mı? Hayır. Amerika'nın sesi çıktı mı? Hayır. Kim bağırıyor? Almanya bağırıyor, Fransa bağırıyor. Kim bağırıyor? İngiltere bağırıyor. Finansçılar bağırıyor. Üttü Rusya, Kırım'ı. Üttü, üttü. Ne diyorlar finansal olarak ona, ne diyor? Finansal olarak onları zorla çokçak şeyler yapıyorlar. Finansal.
Amerika uçak gemisini göndermiyor. Anladınız mı işareti? Amerika demiyor Ukrayna hükümetine. Savaşacak sana silah araç gereçleri vereyim. Diyor mu? Demiyor. Kime veriyor şimdi? İsrail'e verdi. Onu da ne yaptı? Senatodan para geçittirdi. Paranın yerine silah verdiriyor. Bak. Eğer savaştıracaksa, sana silah veriyor. O zaman devlet gücü arkanda. Bu meselede, ümmetin, kendinden dışarıdakınları suçlama hakkı yok. Boş laf hepsi de. Ümmet kendi içerisinde birlik ve beraberliği koruyup, kendi içerisinde kendi kendini düzeltmesi gerekiyor.
Kendi kendini düzeltmediği müddetçe bir şeyin düzelceği de yok zaten. Düzelmez. Bakın tekrar söylüyorum. Düzelmez. Düzelmez. O bilinç, o şuur, o eğitim bizde yok çünkü. Allah bizi affetsin. Türkiye Osmanlı'dan kalan miras ve misyonunu bu düzen karşısında nasıl kullanabilir? Türkiye'nin bu noktada daha ileri hareketler edebilmesi için bir on yıla ihtiyacı var. Kimse hayal görmesin. Kimse kendi kendini kandırmasın. Türkiye'nin on yıla ihtiyacı var. Türkiye, 2023'ü görmek zorunda. Yüz yıllık Lozan Antlaşması bitecek. Yüz yıllık Lozan Antlaşması bitmedikçe, Türkiye hür ve özgür değil. Türkiye'nin elini kolunu bağlayan, halka açıklanmamış, insanlara, kendi vatandaşına açıklanmamış, kanun maddeleri var.
Bu kanun maddeleri değişik menfezlerde imzalanmış. İlk meclis veya ikinci meclis, bunları tartışmadan, konuşmadan, devlet sırrı, devlet gizliliği olarak onaylamış, geçmiş. Bakın bizim daha Türkiye'de meclis, birinci meclis ve ikinci meclisin tutanakları açıklanmıyor daha. Devlet sırrı. Birinci ve ikinci mecliste nelerin tartışıldığını bilmiyoruz biz daha. Biz meclise milletvekili gönderdik, örneğin o meclis bizim adımıza bir karar alıyor, biz birinci ve ikinci meclisin tutanaklarını, tartışma tutanaklarını bilmiyoruz. Bunların açıklanması yasak. Devlet sırrının niteliğinde. Böyle olunca biz birinci meclis ve ikinci meclisi nelere imza attığını da bilmiyoruz. Ama şunu biliyorum, Lozan Antlaşması'nın yüzyıllıktı suresi.
Onu biliyorum. Yüzyıl bitince Lozan'daki bütün şartlar bitecek. Eğer bu seneler içerisinde tazelenmezse, yenilenmezse, veyahut da bu geçen sure içerisinde saklıdan gizliden tazeleyip meclisten geçirmedilerse, bilmiyoruz. Bir gece yarısı meclis milletvekillerini kaldırıp saklıdan gizliden geçirmiş olabilirler daha önce. Bunlar ne yaşandı bilmiyoruz çünkü. Böyle olunca Boğazlar Antlaşması, seneye bağlı. Mesela Mondros mütearekesi. Bunlar bunun gibi. Veyahut da Türkiye'nin bu noktada yeraltı zenginlikleri, yerüstü zenginlikleri, petrol çıkarmaları. Bilmiyoruz. Lozan'da öyle bir şey söyleniyor. Lozan'da gizli antlaşmalardan birisi oymuş.
Türkiye bu arada petrol çıkarırsa yüzde bilmem kaçını İngiltere'ye verecek. Örnek. Bizim burnumuzun dibinde harıl harıl petrol çıkarıyorlar. Biz petrol çıkaramıyoruz. Biz petrol arama yetkisi veriyoruz şimdi. Kime? Yabancılara. Lozan'dan geliyor. Arıyorlar onlar. Ama çıkarma yetkisi, çıkarıp satma yok. Arama. Arıyorsun boyna. Zaten daha önce adamlar gelmişler, aramışlar. Orada konuşanlar var. Ben dinledim. Batman'da o petrol bölgesinde. Adamlar gelmişler, yurt dışından aramışlar, mühürlemişler. Ondan sonra işaretlemişler. Çıkaramıyorsunuz. Veya Türkiye Cumhuriyeti devleti çıkarttırmıyor. Yüzde bilmem kaçı kraliyet ailesine gidecek diye.
Bilemiyoruz bunları. O yüzden normalde Türkiye Osmanlı'dan kalan, bu misyonunu yürütebilmesi için, harekete geçirebilmesi için biraz daha zamana ihtiyacı var. Dünyada bu sistemin bu kadar etkili olmasındaki güç nedir, nasıl kırılabilir? Bu güç Müslümanların güçsüzlüğünden kaynaklanıyor. Siz elli kiloyu kaldıramazsanız, karşınızdaki kimse yüz kilo kaldırınca sizden güçlüdür. Siz de yüz kiloyu kaldırınca güç karşılıklı olmuş olur. Şu anda Müslümanlar kendi iş çatışmalarından, didişmelerinden, ayrılıklarından dolayı o gücü kendilerinde bulamıyorlar. Bulamazlar zaten. Bulmaları mümkün değil. Herkes ham hayal peşinde. Kardeşler, biz kendi aramızda dahi bunu, bu gücü oluşturamıyorsak, biz Türkiye'deki en şuurlu, en bilinçli Müslümanlar olarak, Türkiye'deki en bilinçli, en şuurlu Müslümanlar olarak, Kur'an ve Sünnet dairesinde birleşemiyorsak, Kur'an ve Sünnet dairesinde buluşamıyorsak, Kur'an ve Sünnet dairesinde biz birbirimizi, birbirimizi katlanamıyorsak birbirimize,
birbirimizi ötekileştiriyorsak, bir başkasını bırakın siz. Ya biz bizim şeyhimiz adam intisap etmedi diye onu kafir hükmünde görüyoruz. Biz birisi bizim cemaatımıza gelmedi diye öbür cemaat, diğer cemaatların hepsini tuğkaka ilan ediyoruz. Bizim tekkeden başka tekke yok, bu tekkenin dışında gidenler tuğkaka. Bunu diyoruz biz. Bu halimiz bizim. Bu başka bir şey değil. Adama diyorum, seni zorla tekkeye getiren var mı yok, kafana silah dayayan var mı yok, sana böyle yapan var mı yok, ne istedin diyorum ya tekkeden. Bakıyor. Neden, ne istedin? Yok.
Bu bize yerleşmiş. Ne okuyor, Risale-i Nur okuyor. Ne istiyorsun kardeşim adamdan sen? Bırak Risale-i Nur okumaya devam etsin. Neden adamı kötülüyorsun? Neden ötekileştiriyorsun? Ya hiçbir cemaate gitmiyor. Harika. Neden ötekileştiriyorsun onu? Neden tuğkaka ilan ediyorsun? Daha fazla güçleneceğim. Kime karşı güçleneceksin? Senin daha fazla güçlenmen kime karşı? Daha çok kalabalık olacaksın. Kime karşı? Kime karşı? Kime karşı bu güçlenişin? Hedefinde neye, kim var?
Kime karşı güçleniyorsun? Siyasi parti olsan dersin ki hükümet olmak istiyorum, o yüzden daha fazla kalabalık olayım. Para topluyorsan daha fazla kalabalık olmak için uğraşacaksın. O paradan geçiniyorsan daha kalabalık olmak zorundasın. Buradan içeri girenden 10 lira para alıyorsak, 5 lira para alıyorsak daha fazla insan gelmesi lazım. O zaman müşteri herkes. Bunu kimse sorgulamıyor Türkiye'de. Kime karşı güç? Bu kuvvetlenme isteği kime karşı? Allah yolunda koşsan, Allah'ı sevindir, bu. Ama bu değil.
Yanlışlıklar, eksiklikler başında, temelinde başlıyor. Bu güçlenme kime karşı? Bu kalabalık olma şevki kime karşı? Bu herkes bizden olsun düşüncesi kime karşı? Kime karşı bizden olacak? Biz kimiz? O kim? Biz neredeyiz? O kardeşler nerede? Örnek, biz kendimizce sufi noktada görüyoruz kendimizi. İyi. Biz kime karşı kuvvetli ve güçlü olacağız? Soruyorum ben. Nurculara karşı mı? Hoca Efendi'nin cemaatine karşı mı?
Kime karşı çok kuvvetli olacağız biz? Kime karşı çok kalabalık olacağız? Bir şey var ortaya. Allah rızası için yaşa. Birine karşı olmak için değil. Biriyle cepheleşmek için değil. Ama cepheleşme şeytan içimize koymuş bizim. Ben yeni böyle ehli sufi olmak için işte kendi kendimize böyle bir yola giriştik. Ya ne kadar cemaat varmış, ne kadar tarikat varmış. Bayındır'da da dakika bir, gol bir. Herkes meydana çıktı. Allah Allah. Ya kardeş daha önce neredeydin? Ben bir yol bulmuşum kendime, gidiyorum. Ben Abdullah Gürbüz Efendi'ye bağlandım.
Ya ne kadar çok. Ehli tarikat, ehli cemaat varmış Bayındır'da. Dakika bir, gol bir. Şeyh Efendi'nin ne kızılbaşlığını bırakıyorlar. Etrafta konuşuyorlar bunları. Şeyh Efendi kızılbaş dediler. Olmadı Alevi dediler. Olmadı kaç tane hanımı olduğunu bilmiyormuş. Olmadı ne kadar parası olduğunu bilmiyormuş. Olmadı ne kadar evi olduğunu bilmiyormuş. Bayındır da dinliyorum bunları. Benim yüzüme gelip söyleyen yok. Zaten benim yüzüme bir şey söylemek cesaret ister o zamanlar. Bu acı bir şey. Böyle konuşmak istemem. Ama Müslümanlar kadar da böyle pısırık. Müslümanlar kadar korkak. Evet yaşadığım şey bu. Acı şey bu. Cimri.
Arkadan böyle katakülle matakülle yapacak insanlar da tanımadım. Ben gayrimeşru yolda koştum. Kimse kimsenin arkasından konuşmaz. Konuşanı kurşun paklar. Adamın ağzı yüzü çarşamba pazarına döner gider. Birisi kalkacak Mustafa Özbağ konuşacak. Adamın yüz on sekiz sefer düşünüp yüz on dokuzunu da vazgeçmesi lazım. Bazen öyle diyorum böyle kalıyorlar. Son dövdüğüm polisti diyorum ben. Kalıyorlar böyle. Elimden zor aldılar diyorum ben. Daha o zaman yeni derviştim diyorum. Kalıyor millet. Ama Müslümanlar böyle dini yaşıyorum diyenler. Dine tam olarak iman etmiş insanlar değil.
Değil. Benim yanımda hiç kimse benim şeyhimin aleyhine konuşamadı. Konuşamaz da. Birisi konuşacak mümkün değil. Ben otobüste gidiyorum. Nereye bağlısın dedi. Dedim Abdullah Efendi'ye bağlı. Nereye gidiyorsun? Nevşehir'e gidiyorum dedim ben. Tek başıma gidiyorum. Bir tane sakallı birisi böyle turist kadınlarla konuşuyor. Onların omuzlarını okşuyor. Böyle konuşurken. Biz medresede, tekkede yetişmedik. Başka yerlerde yetişip geldik. Onun el hareketinden okşadığını anlıyorum ben. Kendi içimden de diyorum ki lan adama bak. Bir çuva sakalınla kadınları okşayacağım diye uğraşıyor diyorum. İçimden boyuna kızıyorum ona. Gençlik o zaman da. Bu geldi benim yanıma.
Hayırlı yalcılık dedi. Teşekkür ederim dedim ben. Ben konuşmuyorum, muhatap bulmuyorum. Canım sıkkın ya benim. Nereye gidiyorsun dedi bana. Nevşehir'e gidiyorum dedim. Hayırdır dedi. Şeyhimi ziyarete gidiyorum dedim. Kimsenin şeyhin dedi. Abdullah Efendi dedim. Kubba Hasan oğullarından dedim. Ona mı intisaf ettin dedim. Hani vardır ya böyle küçümser bir mimikle. Ona mı intisaf ettin dedi. Evet ne var dedim ben. Ben şimdi sert durunca durdu bu. Kaldı böyle bu. Onun mimini yakaladım ya. Dedim çık kalk lan buradan dedim. O zaman benim kafam meşhur. Ben çok sinirlenince duvara kafa atıyorum.
Yani çok sinirlenince işte vuramayacağım insanlar var. Annem gibi, abim gibi örneğin. Sinirimi alamadığım zaman duvara ben cümletiyorum o zaman kafamdan. Kafam meşhur. Ben bir kafada adam şemşeği gibi iniyor önümde. İkinciyi vurmama gerek kalmıyor. Öyle kafam meşhur benim. Dedim kalk lan buradan dedim. Sana bir kafa koyacağım şimdi dedim. Ona bu pis gitti hemen. Bicime içime darallık girdi. Dedim bunu indi, indi yerde indir Mustafa Özbağ. Sen ne yapma vurmadın buna? Sen ne yapma buna vurmadın? Sen ne yapma buna vurmadın? Ben içim içime değil mi? Bu yolda indi. Elimden kaçtı. Ben içim yiye yiye yiye Nevşehir'e indim ben. İçim böyle canım sıkkın böyle indim aşağı.
Ondan sonra arabadan birisi bağırdı. Bayındırlı Mustafa Efendi. Tanımıyorlar beni ya kimse. Bayındırlı Mustafa Efendi filan. Benim ne bağırıyorsun dedim ben. Böyle kaldı şimdi o. Şeyh Efendi seni bekliyor dedi. Peki dedim ben bindik arabaya gittik. Ondan sonra neyse. Şeyh Efendi de eski dergal bilmez yeniler. Evinin yanı başında rutubetten geceleri yatamazsınız. Su akan bir dergah vardı. Eski dergah böyle arsadan dergaha çevrilmiş. Dergah dediğin ne ki? Buranın böyle yarısı büyük buranın. Arkadan rutubet gelir. Hiç kimse gece yatmaz orada. Yatmak da istemez. Hasta olur. Yatan. Bildiğiniz su geliyor arkadan. Mesela ben gittim Şeyh Efendi oturmuş sohbeti dedi.
Gel Mustafa Efendi böyle dedi. Ben gittim yanına oturdum. Maşallah oğlum dedi. Bana şimdi. Aa niye maşallah dedi dedim. İçimden böyle. Gençlik de var ya. Anlat bakalım ne oldu yolda dedi. İşaret farklı. Dedim efendim hakkınız helal. Ben suçlandım şimdi ilk etapta. Kendi kendimi suçladım. Hani bir kafa vurman lazımdı. Vurmadın. Suçum o benim. Ben dedim efendim hakkınızı helal edin. Özür dilerim dedim. Böyle böyle böyle oldu. Ben ona bir kafa vuramadım. Beni affedin dedim. Kalk bakayım Mustafa Efendi dedi. İnsan sevdi mi böyle candan sevmeli dedi. Bir sarıldı bana. İnsan sevdi mi dedi. Sevdiğini her yerde. Her noktada savunur. Konuşturmaz dedi.
Öbür günlere dedi. Şu çocuğu örnek alın dedi. Benim bildiğim bu. Bu İslam'dan önce öğrendim ben bunu. Ben de bu öğreti dinden önce. Dinle değil. Bu öğreti ben de eski ülkücülüğümden. Eski delikanlılık hayatımdan. Eski kabadayılık hayatımdan. Benim aldığım öğreti buydu. Yanı başındaki arkadaşını satmamak. Onun ardından konuşmamak. Onun ardından konuşturmamak. Onun için kavga etmek. Onun için feda olmak. Bu önceki yolum buydu benim. Değişen bir şey yok benim yolumda. Benim çok fazla bayındırdı arkadaşım yoktu.
Ama var olanlar böyleydi. Benim bildiğim bu yani. Benim yaşadığım bu. İslam bunu emrediyor aslında. Ama ve lakin nefis dedilen şey insanları alt ediyor. Şimdi öbür tarafta dururken adamın öyle bir nefis mücadelesi yok. Adam diyor ki ben delikanlılık. Bunu emrediyor. Racan bu diyor. Devam ediyor. Ben yeni derviş olduğumda dervişlerin içerisinde gördüm ben. Bunu sen öde. Bunu ben ödeyeyim. Müslümanların arasında gördüm ben. Arabaya biniyor adam. Bir o benzinliği dolduruyor. Bir de akında öbürki dolduruyor. Bir de akında öbürki dolduruyor. Haa. Veyahut da diyor sana. Hadi bir yere gidelim. Sen çıkıyorsun yola.
Ondan sonra o hiç elini cebine atmıyor mesela. Sen o gidelim dediği için gidiyorsun. Her şeyi harcıyorsun sen. Önemli değil. Olmaz. İslam hakim olmaz. Olmaz. Mümkün değil. Mümkün değil. Adam benim şeyhimi bana. Aynı dergahdayız. Adam benim şeyhimi bana eleştirmeye kalkıyor. Gülüyorum ben. Duruyorum. Ne yapıyorsun sen dedim ben. Kaldı. Sana da mı kafa atmak zorunda kalacağım dedim. Çok basit. Bakın çok basit bunlar. Olmaz. 28 Şubat'ta lime lime atıyorlar ortalığı.
En büyük sıkıntıyı yanı başındakılardan çekiyorsun. Olmaz. Olmaz. Vergi dairesinin. Ben bazen bunu konuşuyorum. Örnek olarak. Suçlamak için söylemiyorum. Herkese hakkımı helal ettim ben. Herkese. Ben 2005'te Cenab-ı Hakk haç nasip etti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretenin kabri şerifin başına gittim. Senin ümmetin hepsi de ya Resulallah. Bugüne kadar kim bana ne yaptı hepsini de hakkımı helal ettim dedim. Allah'la işleri. Beni ilgilendirmiyor. Vergi dairesinin benim hakkımda yazmış olduğu raporlar bende değildi. Bunu böyle söylüyorum. Bir arkadaş çarşıda bizim arkadaşlara gösteriyordu. Bak rapor burada. Mustafa abinizi cezaevine giderken göreceksiniz.
Bu kadar basit. Başka bir yere gitmeye gerek yok. 28 Şubat bende ayrı bir dönüm noktası. Niçin biliyor musunuz? Hep böyle söylüyorum. Ben içeride öğrendim kim dostum, kim düşmanım. Kim beni satmış. Sorguda. Ya sorguda öğrenir mi insan? Sorguda öğrendim. Beni satan benim arkadaşlarım. Beni satan beraber zikir yaptığımız arkadaşlar. Nasıl bakacak yüzüme? Biliyor mu isim isim? Onlar da biliyorlar kendilerini. Bunu söylüyorum. Herkese duyuluyor. Olur mu ümmet? Olmaz. Olmaz.
Arkadaşlar. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimseyi cephenize aldıysanız imanınızı sorgulayın. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimseye siz silah doğrulttuysanız imanınızı sorgulayın. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah deyip Allah yolunda koşan bir kimsenin arkasından konuşuyorsanız imanınızı sorgulayın. Başka bir şeye gerek yok. İslam dünyası kurtulacak. Kurtulmaz efendim. Kurtulmaz. Allah yolunda koşacak olanlara hizmet edeceğimize, destek olacağımıza, bu konuda onların yanında olacağımıza, bu konuda onlarla beraber hareket edeceğimize biz en büyük hançeri biz vuruyoruz. Cübbeli'yi içeriye aldılar.
Kim gitti arkasından? Herkes kafasında bir soru şartı. Yapmıştır ya adam. Dendi mi? Dendi mi? Dendi. Cemaat yığıldı mı Cübbeli'nin cemaatı karakolun önüne? Çok basit. Haklı haksız ayrı mesele. Öyle yapsalardı şunu diyeceklerdi. Körü körüne gidiyorlar bunlar. Sevmek körlüktür ki. Sevmek körlüktür. Hani hadis diye. Sevenin gözü kör oluyordu. Senin gözün kör değil o zaman. O zaman sevmedi. Ümmet olmak. Önce la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen kardeşini sevmek. Bizim sevdalarımızdı üfürükten.
Biz bugün severiz yarın nereden sevdim o zalim kadını. Bana zehretti hayatın tadını der. Zıran zıran zıran vururuz. Bizim sevmelerimiz öyle. Ya benimsin ya kara toprağın zıran zıran. Ya da bizim sevmelerimiz Türk filmi gibi. Biz sevdiğimizi çok affedersiniz. Pavyona satarız. Biz sevdiğimizi şarkıcı yapar. Onun parasını yeriz. Biz sevdiğimizi bilmem ne evine satarız. Doğru mu? Biz sevdiklerimizi çok ucuz paraya satarız. Çok ucuza satarız. Bunu gösterdiler öğrettiler bize Türk filmlerinde. Öyle olunca yani sevmenin bizde bir ağırlığı yok.
Adam şeyhini seviyor. İşte o kadar seviyor işte. Arkadaşını seviyor. O kadar seviyor. O kadar. O kadar seviyor. O kadar sevdiği için yaşadığım şeyleri söyleyeyim. Herhangi bir kimse geliyor. Bu adamı ne yanında tutuyorsun bunu at. Hoş geldin 23 Nisan. Birisi öyle dedi bana. Abi Seyit Taş kim ya senin yanında dedi. At şu adamın yanından ya dedi. Baktım akıl veriyor arkadaş. Parası var ya. Ardından durdum. Bu dedim parasından konuşuyor böyle içimden.
Ardından dedi. Ben sana bakarım abi ya dedi. Sanki Seyit Taş bakıyor bana. Böyle güldüm. Sen dedim hafif gelirsin ki dedim ben. Neden dedi. Benim masrafım ağır be cancağızım dedim. Ancak Seyit Taş çekiyor beni dedim. Nasıl yani abi dedi. Adam vuracağım zaman sen benim yerime vurabilir misin dedim ben. Kaldı. Tık yok. Gel dedim sana dedim. Bir don't düşeyim şimdi dedim. Ben adamın birisi bana dedim. Benim şerefime kadeh kaldırmış dedim. Mudanya'da meyhanede. O zaman deliliğim üzerimde dedim. Benim adıma dedim hiç kimse dedim. Benden izinsiz kadeh kaldıramaz dedim. Bende bu saplantıydı dedim. Külhan Beylik zamanımda dedim. Ulan bu adam nasıl benim adıma kadeh kaldırır Mudanya'da diye dedim.
Gittim Mudanya'da bastım dedim. Bizim Hüseyin Aga'da yanımda dedim. Dik kaldırımdan. O da ben gidiyorum. Abi nereye gidiyorsun dedi. Mudanya'ya gidiyorum ben dedim. Seni götüreyim dedi. Ben farklı bir işe gidiyorum dedi. Olsun abi götüreyim ben dedi. O da bilmiyor nereye gittiğimi. Biz adamı aldım ben çıkardık daha. Adamı indirdim aşağı. Sen nasıl benim adıma kadeh kaldırıyorsun lan dedim ben. Çıkardım verdim ağzına. Bu başladı. Eşhedü en la ilahe illallah. Eşhedü en muhammeden abduhu ve resulü. Ben müslümanım deme. Bizim Seyyid Taş aldı elimden. Dedi bırak ümmeti Muhammed'e sen lazımsın dedi. Her akşam sohbete gidiyorsun dedi. Bunu ben vurayım dedi. Allah rahmet eylesin.
Kaç tane adam çıkar böyle şimdi? Çok basit. Ben döndüm kıbleye Allah'a yalvarıyorum buna. Sıkmasın yarabbi diyorum. Ben bunu korkutmaya getirdim. Döndü bir anlık saniyeler içinde bir şey oluştu. Bırak dedi dedim ben buna. Hani biz raconu da bozmuyoruz yani. Bu bin de arabaya hala da kelimeye tevhid getiriyor. Müslüman oldu adam. Tabii ona bunu anlattım. Benim yanımda gezeceksem bunu yapman lazım dedim. Kaldı. Bunu yaparım diyorsan imtihan hazır bizde dedim. Çok basit. Biri öyle yanımdaydı.
Dedim şu avukat faizci dedim ya. Dur ben bunu dedim indireyim bu benzinlikte dedim. Biri o başka bir arkadaş benzinlikte abdest almaya koşturdu. Gelmiyor bu abdest almaktan. Ben avukatı indireceğim dedim ya. Suat Liman vardı o zaman. Meşhur faizci avukat. Benden uğraşıyordu. Ha onu yalnız yakaladım ben. Korumasız. O benzinliğe girdi. Ben de girdim benzinliğe. Dedim tamam Suat Liman'ı şimdi yakaladım dedim. İndireyim ben bunu dedim. Bizimki abdest almaya gitti. Bir girdi şeye. Benzinliğin tuvaletine. Çıkmıyor. Suat Liman beni gördü. Tabii benzin almadan bastığı gitti. Ben onu takip edeceğim. Bizimki tuvalette. Sonra çıktı tuvaletten. Abi ne oldu dedi.
Kaçırdın çatışmayı dedim. Abi sıktın mı dedi. Sen şahit olmayasın diye dedim. Sensiz dedim yapmadım dedim. Bu durdu. Hadi rahat ol dedim ben. Sen şahit olmayasın dedim. Sen yokken yaptım dedim ben. Böyle baktı. Durdu şimdi. Bindi dedim arabaya bindi. Ben basıyorum şimdi. Abi ne oldu ya dedi. Yanımda sen şahit ol dedim. Şimdi dedim gemide sıkacağım dedim. Titreye titreye gitti. Son yolculuğu oldu. Bir daha benden gelmedi. Nerede birlik? Mümkün değil. Allah bizi affesene. Seven sevdiğini söylesin hadis-i şerif. Tasavvuf Allah'a aşık olma sanatıdır demiştiniz. Biz bu hale nasıl vakıf olabiliriz? Sevin.
Zikrullah ile ilgili bir ayet veya hadis var mıdır? Kim beni zikrederse ben de onu zikrederim. Tekke kapanış saatinin 23'te alınmasını rica ediyorum. Sabah 7'de işe gidiyorum. Oturanların konuşmaları ve gülmeleri normal olmadığı için uyuyamıyorum ve uykusuz kalıyorum. Maalesef insanlar artık burayı çay bahçesi olarak görüyor. Burası tekke, yani bir adım bunu sabaha kadar durmak, tekkenin etrafında oturan kimseler tekkeden rahatsız olmayacaklar. Buradaki gürültüden, buradaki sohbetten, buradaki çalışmalardan rahatsız olmayacaklar. Bunun için normalde 23'te diye bir şey yok. Buradaki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hukuku neyse o hukuk içerisinde olacak.
Buradaki sesin belli bir ne desimetresi bir şeysi varsa onu uygulayacaklar. Böyle kendi kendinizi tekkeden rahatsız olduğunuzu, sesten rahatsız olduğunuzu söylemeyin. Tekkenin açılmasını bir şükür, bir nimet gibi görün. Tekkenin etrafında oturan evler bunu bir nimet gibi görsünler, hizmet etsinler. Hatta tekkenin bazı etrafındaki evler tekkenin vakıf malının üzerinde. Eğer vakıflar yasası geçerse, yeni yasa ve vakıfların arazileri, vakıfların kendilerine verilmesi geçerse, tekkenin etrafında bir tane evdi, dairede kalmayacak. Hepsinin o yasayla, vakıflar yasasıyla Karabaş-ı Veli tekkesinin vakfının üzerine alınacak. Şu kabristanlık, ta o çocuk bahçesine kadar kabristanlık tekkeye ait.
Bu arkasındaki evler tekkeye ait. Ta o camiye kadar, o ada tekkeye ait. Caminin karşısındaki evin köşesinde tekkeye ait bir evliya yatırı var. Cumhuriyet döneminde bu vakıfların, tekkelerin arazilerine el konulmuş. Oraları ev olarak satılmış. Her birisi tekkenin arazilerinin üzerine kurulu. Kusura bakmayın, sesimizi keseriz diyemeyeceğim. Biz yıllardır böyle kesik sesli konuşturmaya çalıştılar, biz öyle konuşamadık hiç. Hak neyse o. Şimdi mahallenizde bir düğün olsa burada sesini kesebiliyor musunuz? Sabahtan akşama kadar orada candırı candırı candırı yapsınlar, onu da hak veriyorum. Düğünü, sünnet düğünü, evlilik düğünü yapacak. Hiç kimse itiraz etmiyor ona.
Şurada bangır bangır angaranın yolları diye çalsa evde şakır şakır oynayacaklar. Eyvallah. Ondan rahatsız olmuyor, buradaki sohbetten rahatsız oluyor. Dışarıda çay içiyorlarmış. İçecekler tekke burası. Burası tekke. Çevredeki komşular bundan rahatsızlık duymayacaklar, memnun olacaklar, mutlu olacaklar. Allah muhafaza eylesin. Kur'an-ı Kerim'i Türkçe okuyabiliyorum, mahsuru var mı? Oku, yeter ki oku. Hilafet gelecek mi? Hilafet gitti mi ki gelsin? Hilafet Türkiye Büyük Mücdet Meclisi'nin uhdesinde. Hilafet Meclisi'nin uhdesinde. Şahıs olarak değil, meclisin uhdesinde. Meclis isterse her an onu bunu harekete geçirebilir.
Hristiyan biriyle evlenip onu Müslüman yaptırsak sevap kazanır mıyız? Müslüman bir erkek, gayrimüslim bir kadınla nikahlanabilir. Diğer Müslüman ülkelerin Filistin'e yardım etmemesinin sebebi nedir ve günahı var mıdır? Neden Müslüman ülke devletlerine az önce dedim ki İngiltere kurdu. O yüzden onlar İngiltere'den izinsiz bir şey yapamazlar. Sünni ve şia alimler bir araya gelip mezhep çatışmasını engelleyebilir mi? Böyle bir şey yapmaya kalkarlarsa hemen aralarına dışarıdan destekli fitne fücur yollarını açarlar. Birbirlerini katlettirirler. Keşke önce bunun bırakın sünni şia'yı. Biz Türkiye'de bu birliği kurabiliyor muyuz? Sünniler kendi aralarında bu birliği kurmuşlar mıdır ki şiayla birliği kuracaklar?
Bu uzun bir şey hakkınızı helal edin. Bu uzun soruya cevap veremediğim için el fatihama selavat. Amin. Ya Allah destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.