Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 19 Ocak 2019

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 19 Ocak 2019 · 1:41:20

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkın peşinden koşanlardan eylesin inşallah. İki grup insan vardır, üçüncü grup yoktur.
Ya hak ve hakikaten yanadır bir kimse, ya da batıldan yanadır. Ortası yoktur. Rabbim bizi hakikat noktasında yürüyen, koşan kullarından eylesin inşallah. İki yüz kaç kudur-ü de şufa bahsini okudum. Darül Harp'te şufa hakkı talep edilebilirdi.
Bir yerde İslam hukuku yoksa, İslam hukukunun olmadığı yerde, herhangi bir kimsenin İslam hukukunda hakkı olan bir şeyi istemeye hakkı yoktur. İslam hukukunun icra edilmediği bir yerde, insanlar kendi aralarında da İslam hukukunu icra edemezler. Bu da caiz değildir. İslam hukuku bir bütündür çünkü. Bir bütün olarak icra edilmesi gerekir. Bizim toplumumuzda bu böyle tam yerli yerinde kullanılmıyor. Bilhassa mirasla alakalı. Meselede işte erkek iki alacak, kadın bir alacak deyip çıkıyorlar. Yani bütün kadınlar mı bir alıyor? Bunun normalde İslam hukuku olarak icra edilmediği için, normalde İslam'ın hukukuyla alakalı herhangi bir şeyi icra etmek mümkün değildir.
Bunun bütün Hanefi uleması ittifak halinde demişler ki, İslam hukukunun olmadığı bir yerde İslam hukuku uygulanmaz denmiş. Bu kesin sonuca bağlanmış bir kaide. Bakın İslam hukukunun olmadığı bir yerde, İslam hukukuyla alakalı herhangi bir şey uygulanmaz. Yani şu uygulanabilir, bu uygulanabilir, bunu uygulayabilir, sen uygularsın böyle bir şey yok. Uygulanmaz. Ya Müslümanlar kendi kendilerine yaşamış oldukları sistemi, hani bir Hazreti Ömer Efendimiz'in meşhur sözü var ya, yani ya inandığın gibi yaşarsın ya da yaşandığın gibi inanırsın. Müslümanlar yaşadıkları gibi inanmaya alışıyorlar. Yani Müslümanlar böyle şey, ne o? Yani bu işin hukuku bu, dinin emri bu.
Ya şimdi uygulanmıyor ya, o da uygulanmıyor, bu da uygulanmıyor, o da olmuyor, bu da olmuyor. Bu meseleyi yumuşattıkça yumuşatıyorlar. Yumuşattıkça yumuşatıyorlar. Kalbime geleni söylemeden edemeyeceğim. Camilerde böyle sandalyelerde oturuyorlar ya, onlara politbüro diyorum ben, bizde de oluşmaya başladı. Politbüro var bizde de, hakkınızı helal edin. Muhakkak rahatsızlık vardır da, ama bir, iki, üç artıyor maşallah, subhanallah. Politbüro bizde de oluşuyor, camilerde de var. Yani bir de onların şeylerine, ne o? Taburelerine dokunamıyorsun da. Yani tabureyi istersen bir dokun, biraz tabureyi öne doğru çevir, iktirmeye kalk veyahut da burada safı bozuyor, bir kızıyor dönüp sana.
Onlar bazı camilerde en arkaya koymuşlar. Politbüro en arkada. Kim sandalyeyi yok etti? Ali, sen de mi sandalyeye oturdun? Tabi burada oturabilirler, bunda bir sıkıntı yok. Problem yok, burası cami değil. Camide yalnız namaz kılarken, normalde sandalye de namaz kılması bir kimsenin caiz değil, Hanefi'ye göre. Yani oturduğu yerde ayaklarını uzataraktan kılacak, kıbleye ayaklarını uzatacak, kılacak. Veyahut da bağdaş kuracak, kılacak. Veyahut da iki dizin üzerine çıkacak, kılacak. Yani normalde camide, sandalye de namaz yok.
Hanefi'ye göre yok. Vefat eden yakınlarımız için bir namaz kılabilir miyiz ya da yapabileceğimiz bir şey var mı? Yani normalde bir sahabeden bir bayan geliyor, babasının oruçlarını söylüyor, tutabilirsin diyor. Bir kimse oradan kıyas edilebilir, evladı orucunu tutuyorsa, o zaman varsa kaza namazı, onun işte diyelim ki örneğin hastalandı, hastalanınca babası kendinden geçti, birkaç vakit kaza namazını kılamadı.
Veyah bir günlük, iki günlük, üç günlük, beş günlük. Hadi onu kılsın veya annesi. Buradan şey çıkarıyorlar, bu devri iskat var ya, yani oruçtan hareket ederekten, bir günlük orucun işte ne kadardı, kaç fakir doyuracaksın, işte kaç fakirdi? Bir günlük orucun karşılığı kaç fakir? Bilenler elini kaldırsın. Bilenler elini kaldırsın. Bir günlük orucun diyeti. Burada bulunanlar, önümüzdeki hafta geldiğinizde hepinize soracağım, orucun diyeti ne kadar, yeminin diyeti ne kadar? Sizi gidip fıkıh bilmezler, fıkıh okumazlar sizi. Nerede Sinan Hoca? Geldi mi Sinan?
Gelmemiş mi Sinan? Sinan'a haber salın. Bu normalde, ne o, dergahdaki fıkıh eksikliğinin sorumlusunu ondan sorarım bundan sonra. Bunu ya. Allah muhafaza eylesin. Şeytanın maskarası olur insan. Bunlar namaz, oruç, abdest. Bunlar çok rahat. İnsanların bunların, bununla alakalı meseleleri bilmesi lazım. abdestini bozan şeyler, orucu bozan şeyler, namazı bozan şeyler. Bunları öğrenecek.
Yeminin kefareti, orucunun kefareti, bir günlük orucun kefareti. Kimisi on diyor. On diyenler elini kaldırsın. Doktor on kişi mi? Otuz günde üç yüz kişiyi mi doyuracak o kimse?
Bu da güzel. Üç yüz kişi, elli şer liradan ne yaptı? Bir buçuk milyar mı ödeyecek aylık? Ödesin diyorsun. Lan herkeste doktor maaşım var. Vay, on beş bin lira yapıyormuş bak. Senin maaş da yetmedi. Orucun kefareti, bir kişinin doyumudur. Bir kişi. Oruç kefareti. Onu İslam fıkıhı, bir kimse işte buğday üzerinden hesaplar. Geçen sene dört lira mıydı, beş lira mıydı neydi? Ama biz sufi ölçüsü olarak diyoruz ki, sen ne kadar yiyorsun bir günde? O alt zemin, fukara bir kimse, dört liraya doyuyordur.
Beş liraya doyuyordur. Sen, oturuyorsun, kebabı götürüyorsun. Bir kebap kaç para, bilmiyorum şimdi. Vardır otuz beş, kırk lira. Kaç para kebap? Kaç? Kırk altı liraya da varmış. Yirmi lira nerede acı? Bir porşiyon, köfte yirmi lira diyorsun. Köfte, döner yirmi lira. Nerede? Bizim Merve'de mi? Reklam yapalım biraz. Yirmi lira. Adam bir köfte, yani bir döner yiyecek, yirmi lira mesela. Adam bir de sabah kahvaltısı var. On lira da kahvaltıya koysan otuz lira. O adamın günlük yiyeceği otuz lira. Bir gün orucun kefareti ne oldu? Otuz lira oldu. O kimse için otuz lira oldu.
Sufiler için. Adamın günlük yiyeceği on lira. O zaman on lira. evinde yiyeceği o kimse. O zaman on lira, beş lira ne kadarsa. O zaman bir günlük oruçlunun kefareti, normalde bir kişinin açının doyulması. Buradan hareket edince, o zaman normalde namazı da, namazı da buradan kıyaslıyor. Diyor ki namaz, bir günlük namaz, bir günlük oruç, bir kişinin doyulmuşsa, bir günlük namaz da diyor ki, bir kişinin doyumu kadar, ne kadar? On lira. Yirmi lira. İyi, ne kadar namaz kılmadı, oturuyorlar şimdi. Bir yıl, üç yüz altmış beş gün. On ayları da ne yaptı? Üç bin altı yüz elli lira yaptı. Yirmi yıl namaz kılmadı. Altmış, yetmiş milyar yaptı. Yetmiş iki milyar mı yaptı? Yetmiş iki milyar. Şimdi yirmi yıl namaz kılmamış.
Yetmiş milyar da para orada. Vay babam vay. Başlıyor devri iskat. Aldım kabul ettim, aldım kabul ettim, aldım kabul ettim. En son orada toplanan, hoca havanesi alıp gidiyor. Kaç kişi var? Üç kişi, beş kişi. Zenginse yirmi kişi, on kişi, beş kişi. Duruma göre. Eee, otuz yıllık şeyi var o kimsenin. Namazı var. Kırk yıllık namazı var. Kaç yaşında öldü? Yetmiş yaşından. Ne zamandan sorumlu? On beş yaşından. Hadi yirmi yaşından olsa, elli yıllık. Düşün, devriz katı sen. Eee, biz fukaralar namaz kılalım. Oradan bu hükmü çıkarıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Geçen hafta İzmir Mesnevi sohbetinizde, Mevlana'nın kitabı Mesnevi'de, insanlara lazım olacak olan öz bilgiler var diyorsunuz.
Sizden sonra da bu cuma hutbelerinde bilginin öneminden anlatıldı. Bilginin akçe yapacağı toplumlarda ve çağlarda yaşayacaksak ve sizi takip eden kardeşlerimizin bu güzel yarışta biz de varız diyebilmeleri için bizlere Mevlana'nın Mesnevisini hangi yazarlardan okumanızı tavsiye edersiniz? Bizler Mesnevi'yi kimden okuyalım? Mevlana'dan okuyun. Mesnevi'nin zaten normalde yazanı, daha doğrusu yazdıranı Mevlana. Başka nereden okuyacağınız Mesnevi'yi? Şerh olarak mı soruyor bu arkadaş? Bunu şerh olarak dememiş. Mesnevi'yi nereden okuyalım demiş. Evet. En son nefsi dörde, dört türlü nefis vardır demiştik ki.
Nefsi tabi, nefsi nebati, nefsi hayvani, nefsi insani. Bunları konuştuyduk, öyle hatırlıyorum. Tabi Sufiler, burada nefis kastedilince, hani mücadele edilmesi gereken nefis, terbiye edilmesi gereken nefis olarak algılamışlar. Buradan bunu çıkarmışlar. çıkarmışlar ve bununla alakalı Adem'den itibaren bütün Müslümanlar kendi nefisleriyle mücadele etmişler.
İç alemde. Dış alemde şeytan, şeytanlaşmış insanlar, kafir sistem ve düzenler, kafirler onlarla mücadele etmişler. Gerçek Sufiler, gerçek Sufiler sadece iç alemlerini tenvir etmezler, düzeltmezler. Bu Sufileri real hayattan, gerçek hayattan koparır çünkü. Siz içinizi ne kadar düzeltirseniz, düzeltin. Dışarısı bozuksa, siz akşam kendinizi düzeltir, sabah düzgün çıkar, akşama tekrar bozuk gelirsiniz. Akşama tekrar düzeltirsiniz, sabah düzgün çıkar, akşama yine bozuk dönersiniz. Şimdiki dervişlik böyle. Derviş olanlar böyle. Derviş olmayanların zaten gecesi, gündüzü bozuk. Bunun altını çizerekten söylüyorum.
Derviş olanlar, gündüz bozuluyor, gece düzeliyor. Derviş olmayanların gecesi de, gündüzü de bozuk. Derviş olanların da, disiplinli olanları. Yani namazına disiplinli, dersine disiplinli, tövbesine disiplinli, zikirlerine disiplinli, toplu zikirlere disiplinli, işte ne bileyim Kur'an sünnet dairesinde çalışmalara disiplinli, kendini oraya böyle vakfetmiş gibi düzgün bir şekilde orada duranlar.
Öbür türlü böyle gündüz kirleniyor, gece temizleniyor. Gündüz kirleniyor, gece temizleniyor. Onun öyle olması dahi büyük kar. Bakın, öyle olması dahi büyük kar. Yani o kimsenin dervişlikle alakası olmamış olsa komple batacak. Hani buna zaman zaman değiniyor mu ya? Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri'nin mektubu at 29. kısım, 9. kısım, 8. telvi, 29. mektubu.
Yani tasavvuf, tarikat, hakikat namları, öyle namları altında öyle nurani, öyle şirin bir yol vardır ki, denizler mürekkep olsa ağaçlar, kalem, oradaki o hikmeti, oradaki o hali yazmaya muktedir olmaz der. Orada enteresan bir tespiti vardır. Sağlı sollu yanaşın. Kapının ağzı boşalsın. Orada Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri, tarikatın, sufiliğin faydalarından bahsederken, der ki, bir kimse adi, samimi, adi ama samimi, ehli tarikat olsa, silsile-i meşahiye, silsile-i meşahiye, muhabbetinden ve onlara olan sevgisinden asla zındıkaya düşmez.
Ama kalbi harekete geçmeyen, kalbi harekete geçmeyen, tarikatta hissesi olmayan bir kimse, bugünkü zındıkanın karşısında imanının koruması müşkilleşmiştir der. Bakın, Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri'nin tespitidir bu. Yani bu tespitten sonra bütün Risale okuyucularının bir üstada bağlanmaları gerekir. Bir Şeyh Efendi'ye intisap etmeleri gerekir.
Orada çünkü, mütefennin, alim bir zat olsa da da, onu da tespit eder. Mütefennin, alim bir zat da olsa, kalbi harekete geçmemiş ise, bir tarikattan hissesi de yok ise, bugünkü zındıkanın karşısında imanını muhafaza etmesi müşkilleşmiştir. Ama adi, samimi bir ehli tarikat, silsile-i meşahiye, muhabbet cihetiyle asla ümidini kesmez, ümidini kesmezse de asla zındıkaya düşmez der.
Çünkü Sufiler, üstadlarını severler. Çok eleştirilir ya bu. Hani siz şeyhinizi seviyorsunuz da, şeyhinizi ilah gibi görüyorsunuz da, onu tapıyorsunuz da, ne buluyorsunuz bunda da, böyle çok eleştirilir. Herkesin geçtiği yerden geçtik biz de, bizi de eleştirdiler. O şeyhi sevme, o şeyhi muhabbet beslemekten, milletin, o müşriklerin, münafık gönüllerin, fasık gönüllerin çatlar bir tarafları.
Ya bırak, bir Allah dostu bulmuş seviyor. Kimi sevsin? Tarkan'ı mı sevsin? Bir Allah dostunu sevmiş. Onu şeyh görmüş, mürşid görmüş, Allah dostu görmüş, sevmiş onu. Kimi sevecek? Topçuyu, popçuyu mu sevsin? Kimi sevsin? Kimi sevsin? Ben soruyordum, bana sevilecek birisini söyleyin insanların içerisinde, onu seveyim ya. Bana öyle birisini söyle ki, bana doğru yolu göstersin. Bana hakkı ve hakikati anlatsın. Bana öyle bir insan göster, bana hakkı ve hakikati anlatsın. Karşılığında benden ücret istemesin.
Karşılığında benden oy istemesin. Karşılığında benden herhangi bir şey istemesin. Benden hiçbir şey istemesin. Ben sana şunu anlattım, ben sana bunu anlattım, ben sana şunu yaptım, ben sana bunu yaptım demesin bana. Bana birini gösterin. Ciddi ciddi, hala daha. Bakın, hala daha. Benden menfaatlenmesin. Beni basamak yapmasın. Benle beraber benim etrafımı basamak yapmasın. Hiçbir menfaat gözetmesin benden. Bana böyle birisini gösterin. Ben onu seveceğim, bana aşık olacağım. Aha diyeceğim, bu ya, bu Allah dostu. Diyeceğim, bu Allah dostu ya.
Başka hiçbir şey değil. Diyeceğim ki, bu Allah dostu. Bana kitap satmaya, dergi satmaya, benden ciddi satmaya, bana şunu satmaya, bunu satmaya kalkmasın. Benden cami yaptıracağız, tekke yaptıracağız, medrese yapacağız, elektrik parası ödeyeceğiz, su parası ödeyeceğiz, yemek parası ödeyeceğiz, talebe bakacağız, kursta şunu bakacağız, buna bakacağız, şunu yapacağız, bunu yapacağız demesin bana. Bana birini gösterin. Bana bir cemaat, bir tarikat gösterin bana, bana bir cemaat, bir tarikat gösterin bana, valla da, billaha da, tillaha da, gideceğim oraya müntesip olacağım. Ciddi ciddi söylüyorum. Gideceğim, seveceğim onu.
Ciğerimi yara yara seveceğim. Gözümden yaş yerine kan akıta akıta seveceğim. Öylesine seveceğim onu. Öyle bir derviş olacağım ki ona. Yemin ediyorum var ya, gözünün kırpmasına dahi müsaade etmeyeceğim. Gözünü kırpacak diyeceğim ki ben, bana kırptı gözünü, valla da, billaha da oturacağım gözünün göbeğini görmek için öyle bekleyeceğim. Öyle dervişlik yapacağım. Büyüklenmek için söylemiyorum. Bu dergahın, bütün dervişliğinin hepsini de bir keseye koyacağım, tek başıma orada dervişlik yapacağım. Öyle birisini. Çünkü öyle bir kimseye dervişlik yapmak, öyle bir kimsenin izinden gitmek, öyle bir kimsenin peşinden gitmek, valla da, billaha da, tilya da, dünyada kurtuluş icazetini, ahiretteki kurtuluş icazetini dünyada almaktır.
Hadis-i kudsi sabit, kim Allah için birbirini severse Arşalan'ın gölgesinde gölgelensin. Ne diyor? Onlar dünyadayken akraba olmadıkları halde, birbirleriyle alışverişleri olmadıkları halde. Bir, aynı kavimden değiller. İki, birbirleriyle alışverişleri, menfaatleri yok. Üç, toplandıklarında Allah'ı zikrederler. Hiçbir gölgenin olmadığı yerde onlar Arşalan'ın gölgesinde gölgelenecek. Onlara hesap kitap yok. Onlar nizanı, mahşeri görmeyecek onlar. Hesabı, kitabı görmeyecek onlar.
Millet hesap kitap beklerken onlar hesap kitap beklemeyecek. Bakın, bütün mahşer halkı hesap kitap beklerken onlar hesap kitap beklemeyecek. Bütün mahşer halkı hesap kitap bekliyor. Bütün mahşer halkı. Ve o hesap daha başladığında birden bitecek. Herkes şunu zannediyor. Mahşerde kalktık, kabirden hesap kitap görüldü. Cennete giden cennete, cehenneme giden cehenneme. Bekle! Öyle bir şey yok. Sen mahşer kaç bin yıl sürer bilinmez. Kaç yıl sürer bilinmez mahşer. Mahşer daha.
Hesap kitap anında görülecek, o ayrı. Sen diriltileceksin. Diriltileceksin. Diriltildikten sonra o hesap kitap yerine yürüyeceksin. Bütün bugüne kadar gelmiş olan ne kadar insanlar varsa hepsi de mizana konacak. Hepsi de mahşerde. Ne kadar hayvanlar varsa hepsi mahşerde. Birinci gök, ikinci gök, üçüncü gök, dördüncü gök, beşinci, altıncı, yedinci. Bu göklerde ne kadar yaşayan varlık varsa hepsi de yeryüzüne indirilecek. Hepsi de yeryüzüne indirilecek. Hepsi de yeryüzünde kokarını, acayip, garayip olan varlıklar ne varsa bunlardan haberi yok hiç kimsenin. Çünkü dervişlerin seyr-i sülükleri yok.
Bunlardan şeyh efendiyim diyenlerin şeyhlerin de ay haberi yok. Çünkü şeyhim diyenin seyr-i sülükü yok. Mahşere çıkmamış ki. Mahşeri görmemiş ki. Mahşeri yaşamamış ki. Mahşeri yaşamadıklarından dolayı milletin parasına, puluna kastediyorlar. Mahşeri yaşamadıklarından dolayı uydur kaydır muskalarla para kazanıyorlar. Mahşeri yaşamadıklarından dolayı dinlerini parayla satıyorlar.
Mahşeri yaşamadılar çünkü. Mahşeri yaşamış olsalardı vallahi de billahi de tillahi de dinlerinin karşılığında bir kuruş değil, bir lokma ekmek değil, bir yudum su içmezlerdi. Eğer mahşeri manen yaşayan bir kimse din anlatmaktan dolayı, din konuşmaktan dolayı, dini hizmetinden dolayı, vallahi de billahi de tillahi de bir yudum su içmez karşılığında.
İçmez. İçiyorsa benim hükmüm içimden. Ben diyorum ki bu seyr-i sülük yapmamış. Bu diyorum ahmağın teki. Bu cahilin teki. Bunun dışı sufi, içi sufi değil. Bir yudum su içemezsin. İçemezsin. Sen alimliğini, din bilginliğini, dervişliğini kullanaraktan içemezsin bir yudum su. Diyor ki menfaat yok, akraba da değiller, toplandıklarında Allah'ı zikrederler.
Bunlar mahşer yerinde, Arşalan'ın gölgesinde gölgelenirler. Bir rivayette Allah'ın gölgesinde gölgelenirler. Bunlar mahşerin o sıkıntısını, mahşerin o problemlerini, mahşerin o akıl almaz, tekrar söylüyorum, akıl almaz halini yaşamazlar. Akıl almaz. Günlerce onun sarhoşluğuyla yaşarsınız. Akıl almaz. Dersiniz ki kan rüyayı bozuyor, gördüğüm hali de bozuyor diye kendi kendinize tereddüt edersiniz. Onlar Allah muhafaza eylesin. Onlar yok. Bilmiyorlar. Şimdi, işte sufi ehli tarikat, ehli tarikat, sisili meşahiye duydu muhabbet cihetiyle, yani şeyhinin şeyhi, şeyhinin şeyhi, şeyhinin şeyhi, şeyhinin şeyhi.
Burada önemli olan şu, o şeyh efendinin şeyhi olacak. Önemli olan şey bu. O kimsenin şeyhi kim filanca. İcaz etli mi kardeşim? İcaz etli. Onun şeyhi kim filanca. Onun şeyhi kim filanca. Eyvallah. Rüyanda gördün mü? Gördün. Bakın, bir, önemli olan onun rüyada görmek. Onun rüyada görülmesi. İcaz et zahiri. Kağıt. Zahiri. Lazım mı? Lazım. Eyvallah. Ama, önemli olan onun rüyada görünmesi. Onu sahih rüyayla görmek. Rüyada gördün mü? Evet. Rüyada gördün mü? Evet. Kur'an sünnet dairesi doğru mu? Evet. Harika. Git ona intisap et. Bir de dediğim, az önce söylediğim şartlar var ya, evet.
Aa, onu. Ders kağıdı. Neymiş? 100 liraymış. Neymiş? Her ders alan 100 lira dergaha tasatuk geçecekmiş. Neymiş? Her ders alan işte zekatını dergaha verecekmiş. Neymiş? Her ders alanlar zekatlarını dergaha vermesi için bir de zekat memurları tayin edilecekmiş. Zekatlar toplanacak dergaha. Kime? Şeyh Efendi'ye. Hoş geldin 23 Nisan. Dergiler satılacak, CD'ler satılacak, gazeteler satılacak, kitaplar satılacak. Para? Merkeze. Ücret. Yok. Ben öyle istemiyorum. Bunu bütün herkes canını dinliyor ya. Ben bir tane menfaat olmayan bir şey efendi gösterir bana. Ben gidip intisap edeceğim.
Ciddi ciddi. Böyle bir kimseye, bir insanı intisap etse çünkü, onu sevse Allah rızası için, tamam. Daha dünyadaken ahiret icazetini alır. Alır. İşte böyle bir ehri tarikata olan muhabbet cihetiyle sındıklığa düşmez. Öbür türlü imanını muhafaza edemez. E şimdi dervişler, gündüz kirletiyorlar kendilerini, gece temizliyorlar. Bu iyi bir şey yine. Ben bunu kötü görmüyorum. Sebep? Çünkü dervişler şu anda her ne kadar iç ve dış mücadele etseler de, İslam hakim olmadığından dolayı kendilerini muhafaza etmede, korumada zorlanıyorlar. Hepimiz zorlanıyoruz. İşte o yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de bu nefisli olan cihada cihadı ekber demiş.
Büyük cihad. İnsanın nefsiyle mücadele etmesi. Bunu en kısadan söylüyorum her zaman için. Günah-ı kebair işlemeyin, nefisle mücadele ettiğinize delildir. İşleme günah-ı kebair. Bitti. Bu kadar. Evet. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hakiki mücahit nefsine mücadele edendir diyor. Hakiki mücahit. O zaman hakiki mücahit ne? Nefsiyle mücadele eden. Allah bizi o mücadele edenlerden eylesin. Nefsin yedi katmanı var. Yedi değişik nefis tecelliyatı var. Bunlar kendi içlerine bir daha bölünüyor da bunları ana hat olarak yedi. emmâre levvâme mülhüme mutmâinne râdiye mâr diye safiye. Safiyeye gelen bir kimse temizlendi, saf, tertemiz oldu.
Allah bizi onlardan eylesin. Allah bizi onlardan eylesin. Şimdi fazla sıkmayacağım sizi. Bu konu biraz ağır olabilir. Hakkınızı helal edin. Ben böyle yorulduğunuzu hissettiğim anda keseceğim. Birincisi nefsi emmâre. Bunun karşılığındaki ayet-i kerime şu. Câsiye Sûresi ayet 23. Ey Muhammed! Heva ve hevesini kendine ilah edinen, Allah'ın da delalete hak ettiğini bilerek saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözüne perde çektiği kimseyi gördün mü? Bu nefis sahibi kendi heva ve hevesini ilah edinir. En doğruyu o biliyordur.
Ondan başka doğru bilen yoktur. Ona Kur'an'dan ayet söylersin, inkar eder. Ona had-ı şerif söylersin, inkar eder. Ona doğruyu anlatmaya çalışırsın, inkar eder. Seni dinlemez. Asla sana paye vermez. O, heva ve hevesini kendisine ilah edinmiştir. Kendi heva ve hevesini ilah edinmiştir. Annenizdir, babanızdır, kocanızdır, karınızdır, çocuğunuzdur. Etrafınızda vardır. Dinle, imanla alakalı bir şey söylediğinizde reddeder. Kendince, kendi kafasında kendi dinine tabi olur. Bakın, kendi kafasında size Müslümanım diyebilir. Siz bugün dışarı çıksanız, Türkiye'de kime sorsanız, herkes Müslüman.
Biz de herkesin Müslümanlığını kabul ederiz. Biz de iman metre yok, o kimsenin imanını ölçelim. Bizi ilgilendirmez. Ama Kur'an ve sünnetten ona bir şey söylediğinde o reddediyorsa, bunu kabul etmiyorsa, kendi kafasından bir İslam dini oluşturduysa, o kendi heva ve hevesini ilah edinmiş. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah der, Müslüman olduğunu söyler. Cumaları cumaya da gidebilir. Birisi vefat eder, cenaze namazına gider, cenazede ondan sonra veya camiye girer, veya caminin dışında siyah gözlüklerle bekler. Sıkıntı değil. Ama o kimsenin en önemli özelliği şudur. Din, Kur'an, sünnettir. O Kur'an ve sünnetin hükmüne tabi olmaz. Kendi heva ve hevesine tabi olur.
Hatta bahaneleri çoktur. Zaten Müslümanlar böyle değil misiniz? Benim imanım bana yeter. Benim dinim bana yeter. Ben doğrusunu biliyorum. O doğrusunu bilir. Mesela bütün Müslümanlar haşa hırsızdır. O değildir. Bütün Müslümanlar namussuzdur. O değildir. Kendisini bir de o noktaya koyar. O kimse kendi heva ve hevesini ilah edinmiştir. Dikkat edin. Kur'an ve sünnetin hükmü varken o hükmün karşısında sen fikir yürütüyorsan o hükmün karşısında böyle değil böyle olması lazım diyorsan kendi heva ve hevesini ilah edindin. Yani nefsi emmaredesin. Bir insan nefsi emmarelevvame mülhüme mutmainne veya aşağı doğru tekrar emmareye düşer mi?
Evet. Bu nefis sahibi kötülüğü emreder. Bu nefisin kendisi kötülüğü emreder. O kimse iyiliğe kafası çalışmaz. O kimsenin hayra hasenata kafası çalışmaz. Bu halkın toplum içerisinde aşağı tabakasıdır. Kötülüklerin içerisinde, yanlışlıkların içerisinde dolaşırlar. Nerede haram var, nerede yanlış var, nerede eksiklik var, nerede noksanlık var? Oradadır. Bunlar ilahi sevgiden, ilahi aşktan mahrum, tevhitten habersiz, kendi benliklerine mahkum olmuş, dünyanın sefasına, şatafatına, şataatına dalmış, manevi feyizlerden, ilahi feyizlerden mahrum kalmış, kendini kapatmış, kitlemiş. Allah muhafaza eylesin.
Bunlar haşa, görüntüde insan, sureten insan, sireten, iç alem ve davranış biçimi olarak hayvandır. Hatta onlar hayvandan daha aşağı mahluk da olabilirler. Yani, Araf suresi, ayet 179, onlar hayvan gibidirler. Hatta hayvandan daha da şaşkındırlar. Şaşkındırlar. Hayvandan daha da aşağıdadırlar. Hayvan, onlara hayvan demek, hayvanlara hakaret olur. İnsan görünümünde hayvan. İnsan görünümünde hayvan. İnsanlık ne çekerse, bunlardan çeker. İnsan görünümünde hayvanlardan çeker. Bunların işleri, güçleri haram ve kötülüktür. Allah muhafaza eylesin.
Bunlar, iman ettik deseler dahi, o kötülüklerinden, o hayvanlıklarından asla vazgeçmezler. Bunlar, nefsi emmareye zebun olmuş, nefsi emmareye kul olmuş, kendi heva ve hevesini ilah edinmiş kimselerdir. Birisine kalkıp da siz bu hükmü vermeyin yalnız. Allah muhafaza eylesin. Siz bu hükmü vermeyin. Bunu tanıyın. Siz yapmayın. Kötü söz kullanmayın. Dilinizi kötülüğe kapatın. Gıybet, dedikodu, iftira dilinden çıkmasın. Gözünden kötülük çıkmasın. Harama bakma. Elini, ayağını koru.
Kalbini koru. Uzuvlarını koru haramdan. En önemlisi, dilini koru. Allah muhafaza eylesin. Rabbim muhafaza eylesin cümlemizi inşallah. Bunlar böyle uzun almışım bu mevzuyu ama ben yine de bunu uzun uzun anlatayım size. Kur'an-ı Kerim'de de bununla beraber nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder buyurulur. Çünkü nefis, insanları bu noktada emmaredeki kimse hep kötülüğü emreder. İçinizde harama dair bir duygu, harama doğru bir sevkiyat var ise nefs-i emmarenin işidir. Harama dair. Harama dair içinizdeki duygu, düşünce nefs-i emmareye ait. Ve sizi bu noktada onu yapar hale getirdiği anda galip geldi size.
Anında galip geldi. Anında. Bu öyle bir sıkıntılı nokta ki, insan her daim, hani Davut'a diyor ya, ey Davut uyanık ol. Her daim uyanık olmayı istiyor. Naziyat suresi 37-39, azıp dünya hayatını tercih edenin varıp kalacağı yer cehennemdir. Bunların gideceği yer neresidir? Cehennemdir. Bunlar ebedi olarak cehennemde kalırlar. Ebedi. Nefs-i emmâre sahiplerinin ahiretteki yeri ebedi cehennemdir. Ebedi. Araf 175-176. Ey Muhammed, onlara şu adamın halini anlat. Biz ona ayetlerimizi vermiştik. O onlardan sıyrılıp çıktı.
Şeytan onu peşine taktı. Nihayet azgınlardan oldu. Yani onlara ayeti kerime söylendi mi? Evet. Onlara hadis anlatıldı mı? Evet. Onlara din anlatıldı mı? Evet. Onlar bildikleri halde ne yaptılar? Onlar ayetlerden sıyrılıp çıktılar. Onlar terk ettiler dini. Kur'an ve sünnetin doğrularını terk ettiler. Kur'an ve sünnetin doğrularını terk edince onlar şeytanın peşine takıldı. Bir fiiliyatta, bir harekette, bir sözde, bir davranışta, bir düşüncede, bir niyette ya şeytanın peşindesinizdir ya da Rahman'ın peşindesindir. İkisinden biridir. Ortası yoktur. Ya Kur'an sünnete uyarsın ya da şeytana uyarsın. İkisinden birisidir.
Ortası yoktur hiçbir zaman. Ne yaparsan yap. Yemek yiyorsun. Ya şeytana uyarak yersin ya Allah'a uyarak yersin. Besmele-i Şerif'e çekip hamd ederekten yersen Allah'a uydun. Besmele-i Şerif'e yedin, hamd etmedin. Ne yediğin belli değil, ne içtin belli değil. Gübür gübür, gübür, … Yedi attı kenara. Ne şükür var, ne hamd var, ne zikir var, ne tefekkür var. Hiçbir şey yok. O şeytana uydu yemeği yedi. Hamd etmedi, şükretmedi. Nimetleri vereni görmedi. Bu yemek olmamış, şu su olmamış, bu su olmamış. Yemekteyiz programı var ya şimdi. Oradan cesaret aldı. Herkes gurme oldu. Ulan bilmem kaç yıllık eşin yemek yapmış.
Bu olmamış. Haydi kavga evde. Geç kendini yap. Sonra telefon, gece saat iki, efendim biz kavga ettik. Ne oldu? Yemekten dolayı. Ne yemeği? Şu yemeği. Derviş yemekten kavga mı eder ya? Ver dedim şu adama bakayım oğlum. Ne varmış yemekte dedim ben. Eşten, en tane, tane. Geçip kendini yapaydın. Sen nasıl dervişsiniz? Geç kendini yap. Yemekten kavga mı çıkarır derviş ya? Nefsine uyarsan çıkarırsın. Allah muhafaza eylesin. O kimse nefsine uyuyor. O kimse harama gidiyor.
Harama dalıyor. Haram işliyor. Haram konuşuyor. O haramı üzerinden sıyırıp atmamış. Haramı üzerinden sıyırıp atmamış. Haramı üzerinden sıyırıp atmayan nefsi emare de Allah muhafaza eylesin. Bu normalde bu nefis sahipleri, hak ve hakikat noktasında duran kimselere düşman olurlar. Bu nefsi emareye zebün olan insanlar müminlere düşman olur.
Kur'an'a düşman olur. Allah'a düşman olur. Din ve dinden olan şeylere düşman olur. Bunlara laf söyler. Bunları eleştirir. Adam ne diyor? Cennet kerhane mi diyor? Cennet meyhane mi diyor? Nefsi emareye zebün olmuş. İnkarın göbeğinde. Din ve dinle alakalı her şeye ne yapar? Bunlar muhalefet ederler. Laf söylerler. Alaya alırlar. Adamın birisi de geçen gün diyor ki kafasında bir sarık adamın. Kafasında bir sarık alaya alırcasına. Nefsi emareye kul olmuş adam. Din ve dinle alakalı herhangi bir şeye alaya alan küfre düşer.
Emmarenin işidir. Sen onu hoca görürsün, hacı görürsün. Sen onu şeyh görürsün, mürşid görürsün. Sen onu alim görürsün, allame görürsün. Değil kardeş. Kur'an ve sünnette sabit olan bir şeyi inkar ediyorsa, alaya alıyorsa, hafife alıyorsa nefsi emarededir. Küfür ehlidir. Ebedi cehennemliktir. Bunlar Allah dostlarına düşmandır. Zikrullah'a düşmandır bunlar. Bunlar Kur'an ve sünnetin emirlerine düşmandır. Sizdenmiş gibi görünürler. Sizdenmiş gibi görünürler. Bunlar haram bir şeyi haram dediğinde tüyleri diken diken olur. Saçları kalkar bunların. Bunlara haramdan bahsetmeyeceksin hiç. Bunlara haram deyince dikelir bütün saçları bunların.
Nefsi emmarenin işaretidir bunlar. Dinden para kazanırlar. Nefsi emmarenin işidir. Dinden para kazanır. Dervişlikten para kazanır. Şeyhlikten para kazanır. Hocalıktan, hacılıktan para kazanır. Bunlar nefsi emmarenin yolundadır. Bunlar hak dostlarının düşmanıdır. Bunlar hak ve hakikatin düşmanıdır. Ayrıyeten bunlara düşman olanlara da dosttur. Yani şeytana dost olmuş, o da onlarla dost olur. Bunların şeytandır velileri. Bunların şeyhleri şeytandır. Bunların dostları şeytandır. Bunların arkadaşları şeytan veya şeytanın kulu kölesi olanlardır. Bunlar başka bir kimselere dostluk yapmazlar. Allah muhafaza eylesin. Bu nefsi emmarede olan bir kimsenin kalbine inen ilk hastalık şehvettir.
Bakın şehvet bir açıdan haktır. Yani bir erkek nikahlı karısına şehvetle yaklaşır. Bir kadın nikahlı kocasına şehvetle yaklaşır. Burada şehvet onun için ibadettir. Helalına şehavi arzularla yaklaşmak ve helalına şehavi arzular, şehavi istekler duymak ibadettir. Bakın ibadettir bu.
Bir kadın kocası onu istiyorsa cevap vermekle mükelleftir. Evli bir kadın kocası onu istedi arzu etti. Kadın ona cevap vermekle mükelleftir. Bir kadın kocasını arzu etti, istedi, erkek de ona cevap verecek. Erkek de mükelleftir. Erkek ona cevap veremiyorsa, Deyecek ki bende bir rahatsızlık var. Beş ay, altı ay müsaade et. Ben rahatsızlığımı tedavi edeyim. Olmuyor. Eşine diyecek ki, Ben bu noktada iktidarsızım. Beni boşayabilirsin. Beni boşayabilirsin. Sebep, çünkü şehavi arzularına ve isteklerine cevap bulamayan insanın harama düşme tehlikesi çok büyüktür. O yüzden bekar kızı ve oğlu olanların hızla onları evlendirmeleri emredilmiştir.
Ve bekar bir oğlu kızı olan bir kimse, Oğlu veya kızı babasına veya annesine beni everin derse, Onu asla ve asla öteleyemez. Ötelediği her gün için günah kebahire girer. Ötelediği her gün için günah kebahire girer. Kız dese ki babasına veya annesine, Baba, anne, babama söyle bizi evlendirsin. Baba evlendirmekle mükellef onu. Oğlan dese ki annesine, babasına, Beni evlendirin, hemen evlendirmekle mükellefler onu. Zorla evlendirmek yok biliyorsunuz. Ama beni everin derse hızla evlendirecek. Sebep? Çünkü nefse emmare insana şehvani duygulardan vurur ilk önce. İlk önce vurduğu yer orasıdır. Bakın nefse emmarenin vurduğu en önemli yerdir.
Kalbi parçalar, kalbi dağıtır. Kalbin içerisindeki manevi ne varsa hepsini yıkar. Hepsini tanrımar eder. Hepsini bozar. O yüzden evlenemeyene oruç tavsiye etmiştir. Dinin yarısıdır çünkü. Oruç tavsiye etmiş. Şehvetle alakalı mesele olunca. Allah bizi affetsin. Normalde şehvetin peşinden öfke başlar.
Şehvet yanında öfkeyi getirir. O kimse şehvi duygusunu tatmin edemezse öfkeli olur. Öfkeli. Bu sohbetleri iyi dinleyin. Çoluğunuz çocuğunuz olacak. Evli olanlarınız var. Kadın erkek önemli değil. Adam öfkeli. Adam öfkeli. Adam öfkeli olur tabi adam. Adam şehvi istek ve arzusunu tatmin edemezse öfke arkasından getirir onu. Aynı şekilde bayan adamdan cevap alamazsa evli miyim bekar mıyım bilmiyorum diyecek. Öfkelenir ondan sonra adam bakar neyin eksik ki öfkeleniyorsun. En önemli şey eksik. En önemlisi eksik.
En önemlisi eksik. Evli olanlar. Evlilik hayatınıza dikkat edin. Kadın erkek. Evli olmayanlar. Evliliğe muktedir olanlar. Hızla evlenin. Bir adam namazını kılıyor orucunu tutuyorsa bu zamanda harama gitmiyorsa günün evliyası. Ne ağız burun büküyorsunuzda? Bir kadın namazını kılıyorsa haramlardan uzak duruyorsa günün evliyası.
Ne arıyorsunuzda? Ne arıyor bu insanlar? Heva hevesini ilah edilmiş insanlar. Allah için evlenin. Allah için. Millet binmiş heva hevesinin beygirinin üzerine. Nefis. Taşıyor bunu. Uçuk uçuk istekler. Uçuk uçuk düşünceler. Kadınlarda da erkeklerde de. Herkes pembe pancurlu ev. Önünde bahçesi. Hay güneş eve doğacak. Adamın maaşı 15 lira. Kapının önünde arabası adamın. Öyle adam bekliyor. Öbürkü de ne o?
Mavi gözlü, yeşil gözlü. 1.85 boyunda manken gibi. Herkesin kafasında uçuk takıntılar var. Hele geçenlerde birisi yazmış. Ne demiş? Yeşil gözlü. İçi dışı güzel. Boyu posu yerinde. İçi dışı temiz. Ben bir erkekle evlenemeyeceğim mi? Demiş bana. Yardımcı ol bu konuda. Ulan düşündüm dervişlerin içerisinde yeşil gözlü var mı diye. Bütün dervişleri taradım içinde yeşil gözlü var mı diye. Yok Allah'ım dedim ya. Koca dergahatta bir yeşil gözlü olmaz mı dedim. Daha cevap yazamadım. Yazacağım fabrika iflas etmiş yeşil gözlü bir tane derviş bulamadım diyeceğim. İçi dışı temiz olunca ne olacak derviş lazım. İçi dışı temiz.
Boyu posu yerinde. Boy olarak 1.85'den 1.80'den aşağıda olmayacak. Evet. Bir de yeşil gözlü olacak. Aha ara şimdi yeşil gözlü. Ali var mı bildiğin yerde öyle birisi? Aha o Ali dedi. Oğlum sana sormadım. Sende vardır. Burada galiye sordun. Derviş mi? Yeşil gözlü mü? 1.85 boyu var mı? Oğlum ben nasıl kaçırdım onun gözlerini? Kim o? Taner. Tanımıyor mu ben onu? Yaktım çocuğun başını ya. Oğlum sen kimden yanasın? Çocuktan yana mısın? Yok senden yana mısın? O da bekar.
Tamam. Yeşil gözlü 1.80 boyunda içi dışı temiz mi? Kefilsin yani. Tamam. Tamam ya bulunmayan hiç kumaşı değilmiş. Bulduk ya bu akşam yazayım bulduk diyeyim. Sen tanerim bana bir fotoğrafını at bugün. Yakayım çocuğun başını. Evet. Bu öfkeden sonra nefs-i emmarenin peşinden gelen kibir çekememezdik.
Zulüm. Nefs-i emmaredeki kimse zulmeder. Ve o kimse de Kur'an ve sünnetin dışında tutkuları olur. Nefs-i emmaredekinin. Allah muhafaza eylesin. Nefs-i emmaredin en önemli dışa açılan penceresi gözdür. O kimse gözünü haramdan uzak tutacak.
Bakın kalbe, önce kalbe inen duyguları söyledim. Kalpte neymiş? Birincisi şehvetmiş. Hemen o kimse şehvetine düşkün olur. Haram olan nokta. Ardından ne devam ediyor dedim? Öfke. Ardından ne devam eder? Onun kalbine kibir oturur. Çekememezlik oturur. Kalbine zulüm oturur. Onun kalbine böyle değişik dünyevi tutkular oturur. Bize çok makul görünür. Adam av meraklısı. Tutkulu adam. Av yapacak adam. Ava meraklı olduğu kadar Kur'an sünnete meraklı değil. Adam işte ne tutkusu var?
İşte böyle hobiler var ya, hobi diyorlar ya şimdi. Böyle kendince hobiler edinmiş. Din, diyanet Allah getire. O hobilerden dolayı. Allah muhafaza eylesin. O göz harama baka baka, haramla iştigal ede ede, O kendi kalbini de ne yapar? Karartır. Kalbi kapkara olur. Ne yazık ki onun kalbi bu noktada mühürlenme noktasına gelir. Bunun tedavisi, bunun zikri la ilahe illallah'tır. O kimse iman edip, farzları yerine getirip, la ilahe illallah tevhidine devam edecek, zikrine devam edecek. Onun zikrullah'taki karşılığı da budur.
La ilahe illallah'tır. O yüzden yeni derviş olmuş, yeni sufiliğe adım atmış bir kimseye tavsiye edilecek zikrullah budur. La ilahe illallah'tır. Nefsi levame. Levamedeki kimsenin ayet-i kerimedeki karşılığı şu. Kıyamet suresi. Ayet 2. Kendini kınayan nefse yemin ederim ki mutlaka diriltileceksiniz. Levame, levmeden kendisini kınayan kimse demek.
Levame, levmeden kendisini kınayan kimse. Kendisini kınıyor. Bir hata işliyor, kınıyor kendisini. Bir yanlışlık yapıyor, kendi kendisini kınıyor. Tüh ben bunu neden yaptım diyor. O devamlı hem yapıyor hem yapıp ettiklerinden dolayı kendisini kınıyor. Yapmaktan geri durmuyor yalnız. Linga linga şişeler kadehleri vuruyor, sabah oluyor içmeyeceğim ya diyor. Tamam arkadaşlar bundan sonra ben gelmeyeceğim ya. Yarın akşama yokum diyor. Akşamüstü 5.30-6 telefon açıyor. Bile der gidiyoruz. Ya ben içmeyeceğim dedim de, dün ben söz verdim de. Tamam ya bu akşam sözlerisin, yarın içmezsin bir daha diyor. Bir daha gidiyor.
Ama levme diyor. Hep pişman. Bir kötülük yapıyor, pişman oluyor. Yanlışlık yapıyor, pişman oluyor. Zulmediyor eşine, pişman oluyor. Çocuklarına zulmediyor, pişman oluyor. Annesine, babasına küfrediyor, hakaret ediyor. Pişman oluyor. Arkadaşlarına kötülük yapıyor, hakaret ediyor, pişman oluyor. Levmeden, pişman olan kimse. Onun kalbinde az da olsa iman nuru var. Böyle parlamaya başlamış. Pişman oluyor çünkü. O pişman olmak çok önemli. Bakın, sufiler için çok önemlidir bir kimsenin yaptıklarına pişman olması. Geri döner, tövbe eder, pişmanım der. Bu sufiler için çok önemlidir.
Eşler için de önemli olması gerekir. Hani ayet-i kerime var ya, eşler diyor, bir noktada tövbe eder, geri döner. Tövbe eder, geri dönerlerse, aleyhlerine yol aramayın. Bir erkek hata yaptı, hatasını anladı. Eşine döndü, özür dilerim, hakkını helal et. Burada hata yaptım dedi. Kadın onu kabul edecek. Allah kabul ediyor çünkü. Bir kadın hata yaptı, yanlışlık yaptı. Döndü eşine, özür dilerim, hakkını helal et. Böyle yapmamam lazımdı. Onu kabul edecek. Allah'ın ahlakı bu. Kim tövbe eder, geri dönerse, Allah onu affeder. Ayet-i kerime. Dervişler, hata yaparlar. Eksiklik yaparlar, noksanlık yaparlar. Döner, üstadından özür dilerim, özür dilerim.
Ben burada bir yanlışlık yaptım, hata yaptım. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Yoluna devam edin. Herkes hata yapar. Veya zakirine karşı. Veyahut da başındaki çavuşuna karşı. Semazen başındaki semazen başına karşı. Veya semazen başı semazene hata yaptı. Dönüp özür dilemek erdenliliktir, büyüklüktür. Çavuş hata yapmaz, zakir hata yapmaz. Şeyh hata yapmaz diye bir kaydı yok. Herkes hata yapar. Hata yapanların en iyisi hatasına tövbe eden, günahına tövbe eden dönenlerdir. Onlar da hiç günah işlememiş gibidir diyor. Evet. Bir insan hata yapar, ondan geri dönüyorsa, pişmanlık duyuyorsa, o iyi insandır. Onu atma kenara.
O iyi insan. Bir hata yapmış, bir yanlışlık yapmış. Dönmüş göre. Eyvallah. Allah muhafaza eylesin. Bu normalde, işte o biraz içinde iman nuru var. İman nurunun tecelliyatına göre kalbinin bir kısmı, küçük yeri, büyük yeri, duruma göre nurlanır onun. O kah böyle iyilikler yapar, kah kötülük yapar, iyice şey yapar. Böyle arada, böyle pimpon topu gibi. Kah levvamede, kah emmarede. Bir taraf masanın emmare, bir taraf levvame. Top bir o sahada, bir bu sahada. Levvame ile emmarenin arasında gidiyor, geliyor. Kah namazı terk ediyor, terk ettiğinden pişman oluyor, namazı kılıyor. Bir vakit, iki vakit, üç vakit kılmıyor. Ondan sonra hepsini birden kılıyor.
Pişman oluyor. Diyor ya, benim namazı kılmam lazım. O normalde, o içindeki küçücük iman nuru var ya onun, az da olsa. O iman nuru, onun hata yaptığını, kusur işlediğini, yanlışlık yaptığını fark ettirir. Ya benim bu lafı söylememem lazımdı ama söyledim. Ya ben anneme ne hama bağırdım şimdi ya. Neden sesimi yükselttim ayet-i kerimede, öf bile demeyiniz diyor.
Ben ne durup durdum yerde annemle kavga ettim ki şimdi. Susup geçeydim ya. Ben ne ama babamla atıştım şimdi. Susup geçeydim ya. Ben ne ama, hanım bir laf söyledi, ben on laf söyledim ona. Dervişlik susup geçmekti yani, susup geçmedim. Veya kocam bir laf söyledi, bana ohooo sözden itibaren bir aldım sazı elime. Bazı kadınlar var öyle. İstemeye geldiğinizde şunu yaptınız da, sözde bunu yaptınız da, senin teyzen nişanda bunu yaptı da. Ben bunu sırf kadınlarda biliyordum, erkek versiyonuyla karşılaştım. Dinledikçe hayretteyim ben. Adam ta istemekten, düğünden, düğünden sonraya kadar hepsini biriktirmiş. Dayanamadım en sonunda. Bunu sırf kadınlar yapıyor zannediyordum dedim.
Sohbetlerde dedim, sözümü değiştireceğim dedim. Dedim, ilk lafın sırası geldiğinde dedim, bunu söyleyeceğim seni dedim, sohbette konu edeceğim dedim. Evet hocam dedi, ben de böyleyim dedi. Ya dedim, ne yapma istemeye gittiğinizde vazgeçmedin oradan dedim. Zulmediyorsun hem kendine hem et ralla. Yani istemeye gitmişin nahoş bir durum olmuş. Selamünaleyküm, çek git oradan. Kusura bakmayın, özür dileriz. Geldik size, zahmet verdik. Ama burada nahoş bir durumla karşılaştık. O yüzden biz müsaadeniz isteyelim. O kimse de kendini bir daha gelecek olan kimselere düzeltir. Evet. Bu da bir nasihat olur insana. Dedim, ne yapma çekip gitmedin milletin başını yaktın.
Allah muhafaza eylesin. Bu normalde o kimsenin içerisinde iman nuru var. O iman nuru ne yapıyor? Onun hata yaptığını, kusur işlediğini fark ettiriyor. Fark edince ne yapıyor? Bunu kınıyor o kendi kendisini, onu geriye dönüyor. Allah muhafaza eylesin. Bunun zikrullah, yani bu nefsin karşılığını, zikrullahı ya Allah'tır. Lafz-i celal. Levvamedeki bir kimseye lafz-i celal telkin edilir. Derler ki sen sayısız Allah Allah diyeceksin. Bazı dervişler rüyalarını görür bunu. Yeni derviş olur mesela. İşte yürürken mezar taşlarının rüyasında, mezar taşlarının Allah dediğini duydum. Ağaçlarının Allah dediğini duydum. Etrafındaki her şeyden Allah dediğini duydum.
Allah ismini duydum. Allah ism-i şerîfi bana söylendi. Sen Allah de dendi gibi rüya görür. Böyle rüya göreniz var mı içinizde? Allah ism-i şerîfi okuyun diye, söyleyin diye. Evet. Bunun gibi. Sen söyle bakayım. Anlat rüyamı. Al. Ya dergah ya da burada tek yededik efendim.
Sizin üstünüzde böyle bir üstünüzdeki gibi bir kıyafetiniz vardı. Yanlış hatırlamıyorsam dizinizin dibinde oturuyordum. Bana dönüp bundan sonra Allah ismi ağız çekeceksin dediniz. Biri daha vardı diye hatırlıyorum. Ben fazla meşgul etmemek için hemen önceden hızlıca uzaklaştım. Gerisini de tam oturdum efendim. Ne zaman gördün bu rüyayı? Dört sene falan önce de efendim. Evet. Teşekkür ederim. Allah mübarek eylesin. Allah mübarek eylesin. Bu şimdi dört sene önce görmüş zaten. Lafze Celal yani şu anki hali değil. O yüzden ne zaman gördün rüyayı? Yani aşağıda olarak görmeyin yani yukarıda. O yüzden. Hemen şimdi bu hali değil dedim. Aşağıda olarak görmeyin.
Allah mübarek eylesin. O yüzden dedim ne zaman gördün diye. Eskidir onun gördüğü rüyayı diye. Tahmini benimkisi. Şimdi o kimse yolun başında veyahut bir müddet sonra tövbe etti, geri döndü. Hemen o Allah esmasını alır bir şekilde. Rüyasında görür. Halinde görür. Görmese dahi bir kimse bir üstada gidip bağlandı mı yani o kimse emmarede değildir. Hatta o böyle levamede bile az kalır o. Çok uzun durmaz. Nefis çünkü bir üstada bağlı bırakmaz insanı kolay kolay. Çok zorlar insanı. Hemen hemen o dervişlerin büyük bir kısmı üstada sımsıkı bağlanırlarsa anında mülhümeye geçerler.
Ben çoğunu öyle gördüm. Yani o kimse ders alır mülhümeye geçer anında. Hele günah keballerden kendini arındırsın anında. Anında sımsıkı yapışsın mülhümeye geçer o. Durmaz. Mülhüme nedir? Mülhüme artık ilham alan nefistir. O böyle mülhümeye geçen kimse kah levvamede kah mülhümeye geçer. Mülhüme de çünkü o kimsenin kalbi ilham almaya başlar. Bu yanlış yapma. Bu eksik etme. İlham alır. Burada sıkıntı var. İlham alır. Artık ona tabiri caizse hani eskiler keş derler ya. Onun kalbinde keş kapıları açılmaya başlar. Küçük küçük kalbine onun hani ben tahmini diyorum ya tahmin kapıları açılır.
Yani keş kapıları açılır. Artık o yavaş yavaş keşfe doğru adım atar. Ama bunlar tekrar söylüyorum. Bunların şeytani tarafı vardır. Bu ancak bir üstada bir mürşide bağlı olanlara anlatıyorum bunu. Bir başka yere anlatmıyorum. Bir adam bir üstadla bir şeyhle alakası kesilmiştir. Şeytan ona başlar üflemeye. Şeytan üflemeye başlayınca bir doğru dokuz yanlış olur. Ama o bir doğruyu heva ve hevesinden sımsıkı tutar. Benim kalbime ilham geliyor der. Oysa dokuz tane de yanlış geliyordur ona. Dokuz tane yanlışı görmez. O bir tane doğruyu tutar. Şeytan onu oradan aldatır. O yüzden mülhümede o kimse böyle kalbine keş gelince şımarır.
Şımarınca o artık Cafer abisi de hata yapıyordur. Hüseyin abisi de hata yapıyordur. Semazen Ali abisi dostları Semazen başı değildir. İşte ilk zakir de hata yapıyordur. Filanca da yanlış yapıyordur. Yok canım bunları burada tutan kim? Ya Şeyh Efendi işte bunları merhameten tutuyor ya. Yani Şeyh Efendi olmasa da bunları tutmaz aslında. Ulan yoksa Şeyh Efendi'nin bunlarla farklı bir bağlantısı mı var ya? Lan kız! Gitti. Ama o bir tane doğru onu aldatır. Kalbine bir şey geldi ya bir tane. Dokuz tane yanlışı görmez o. Dervişlerin yıkıldığı yerdir bunlar. Bakın dervişlerin yıkıldığı yerdir bunlar. O bir tane doğruyu herkese anlatır.
Bir tane doğruyu herkese anlatır. Meşhur eder kendini. Ya Alabi var ya işte ya severim aslında kendisini de. Ya geçenlerde işte böyle bir şey yapmış. Sordum ha kendisine de. Ali abi böyle mi dedim ya? O da öyle dedi zaten. İnkar etmedi. Bütün herkese yayar onu. Bir taneyi bütün herkese yayar. Bu büyük bir tehlikedir. O kimsede levvamede kalmaz. O manen emarede de kalmaz. O hayvandan daha aşağı olur. Ama o bir taneye sımsıkı yapışır. Onun bütün dergah, bütün topluluk o rüyayı, o hali ezberlemiştir. Allah muhafaza eylesin. Bu nefis, nefs-i mülhime, bu ilham alan nefistir. Keşfe açılan nefistir.
Bu dervişin işi artık zordur. Bu derviş kendisine dikkat etmesi gerekir. Bunun esması Hu esmasıdır. Bunun zikri Hu'dur. O kimse mülhimeye geldiğinde Hu ismiyle uyanır. Hu zikriyle onu ne bileyim işte uyandırırlar. Sokakta Hu ismini duyar. Orada Hu ismini duyar. Çiçekler Hu der. Ağaçlar Hu der. Rüzgar Hu der. Denize gider. Balıklar Hu der. Deniz Hu der. Bunu bütün varlığın komple Hu esmasının çektiğini söyler. Duyar. Zikrullah'ta kulağına Hu esması gelir. Gece dersini çekerken kelinle Hu Hu Allah Hu Hu hu … veya oraya kayar.
Yani o kimse Hu esmasına geçer. Bu mülhümenin işaretleri. Şimdi dergaha filanca girecek. Küt girer. Bunlar mülhümenin işaretleridir. Aldanma. Yolun yarıda kalmasın. Kendini disiplin et. Derviş kardeşlerine daha fazla muhabbet et. Derviş kardeşlerine daha fazla sev. Daha fazla onlarla ehemal ol. Kimsenin kalbini kırma. Kimseyi incitme. Kimseye tepeden bakma. Kimseye kalk oradan deme. Kimseye git buradan deme. Sakın ha. Anında gönlünde bir büyüklük gelir senin. Öyle ya sen baba dervişsin artık. Valla bakarsın yıkarsın ortalığı. He he yavrum biz hata yapsak bize söylerler.
Ooo. Biz yanlış yapsak gece bizi uyarırlar. Ooo. Maşallah subhanallah. Karısına, kocasına dervişlik tasar o. Ha sen ne diyorsun? Biz bir şey yapsak gece rüyamızda görürüz. Ona bir de keşifle beraber hafiften kerametlerde verilir ona. O artık o mülhümenin sonuna doğru yaklaşıyor. Cenab-ı Hak onların üzerinden tecelli ettirir çünkü. Allah muhafaza eylesin. O kimse sakın kibir deryasına bir and olsa düşmesin. Anında yerle yeksan olur. Heba olur.
Allah muhafaza eylesin. Ayet-i Kerime Şem Suresi ayet 10. Nefse yediden ona kardılar. Nefse ve ona bir takım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki. İyilik ve kötülükleri ilham edene. O nefis artık ilham alan nefis. Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş. Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir. O kimse mülhümede artık nefsini günah-ı kebairlere kapattı. Nefsini günah-ı kebairlerden temizledi. Mülhümede olan kimsede günah-ı kebair görünmeyecek. O kimsenin ağzından küfür, hakaret, ağzından yanlış kelimeler, yanlış sözler çıkmayacak. Birisinin ağzından günah-ı kebair çıkıyorsa o mülhümede değil.
Ona rüyasında hu esmasını verilse dahi o düştü oradan. Onun ağzında, gözünde, elinde, ayağında, uzuvlarında haram olmayacak. Onun nefsi kötülüklerden arınmış nefis olacak. Dervişler, şeyhler, alimler kötülüklerden arınmış nefis olacak. O elinle zulmetmeyecek.
Eşine vurmayacak, çocuklarına vurmayacak. Dilinle kimseye zulmetmeyecek o. Küfretmeyecek, hakaret etmeyecek. Yalan söylemeyecek, gıybet etmeyecek. Dedikodu yapmayacak, iftira atmayacak. Diline sahip çıkacak. Dilinden kötülük çıkmayacak. Yalan yere yemin etmeyecek. Dilinden kötülük çıkmayacak. Eşinin, çocuklarının, annesinin, babasının, akrabalarının arkasından gıybetini, dedikodusunu, iftirasını yapmayacak. Derviş kardeşlerinin arkasından gıybet, iftira, dedikodu yapmayacak. Bilmedi, tanımadı, görmedi. Kimselerin arkasından dedikodu, gıybet, iftira yapmayacak.
Mülhimede olan bir kimsenin nefsi kötülüklerden arınmıştır. O dilinden, kulağından, gözünden, elinden, ayağından, kalbinden, düşüncesinden emin olunan kimsedir. O oturup da Hacı Erkan'ın kötülüğünü düşünmeyecek. Oturup da Hacı Erkan'ın arkasından gıybet etmeyecek. Onu düşünmeyecek bile. Onu kalbinden bile geçirmeyecek. Eşine karşı kaba davranış, kaba söz. Arkasından gıybetini etmek yok mülhimedeki kimse. Söyleyin bana, kadın olsanız böyle bir adamla evlenmek istemez mi kimse? Söyleyin bana, kim hanımının böyle olmasını istemez?
Söyleyin bana, kim çocuğunun böyle olmasını istemez? Söyleyin bana, kim arkadaşının böyle olmasını istemez? İster miyiz? Evet, biz olacağız öyle o zaman. Biz olacağız. Mülhimede. Mülhimedeki kimse bugünün evliyasıdır. Az önce o yüzden söylüyorum. Bir kimse haramları işlemiyorsa, namazını kılıyorsa, dergâhta koşuşturuyorsa, günün evliyasıdır dememin sebebi bu.
Arama kardeşim zenginlikte, fakirlikte. Arama yeşil gözlü, mavi gözlü. Evet, mülhimede olan. O çünkü bir adımı kaldı. O yüzden çok üzülüyorum onlara. Mülhimedeki kimsenin düşmesi kadar üzüldüğüm başka bir şey yoktur dergâh hayatımda. Beni dergâh hayatında, benim etlerimi lime lime eden, geceleri uykumu kaçıran, benim hayatımı alt üst eden şeydir.
Bir derviş kardeşin buradan aşağı düşmesi. Yapma. Eşine uyma. Çocuklarına uyma. Anne babana uyma. Derviş kardeşlerine uyma. Düşme ya. Ya düşme. Bütün silsile senin yüzüne bakıyor. Düşme. Emmaredeki, emmarede zaten. Ya sen bir üstad eli tutmuşsun. Bir dergâha girmişsin. Bir tarikata girmişsin. Zikrullah halakasına oturmuşsun. Yapma be mübarek insan. Yapma ya. Yapma, yapma. Uyuma yanındakine ya. Kim olursa olsun yanındaki. Uyuma. Sen hak yolcususun artık.
Sen dost yolcususun artık. Sen dosta gidensin ya. Uyuma ya. Nama uydun. Nama bozdun kendini. Bırak bütün kadınlar sana aşık olsun. Bırak bütün erkekler sana aşık olsun. Yürü sen ya. Ulan bir tek adam sen miydin? Bir tek kadın sen miydin? Bir tek derviş sen miydin? Senden başka yok mu zannettin? Sen ne insanların emeklerini heba ettin? Yapma. Burası çok sıkıntılı ve üzüntülü yer. Bütün dervişler için. Sen nama dersini bıraktın ya. Sen nama oldun havasına düştün ya.
Sen ne yapmaya? Kanatlarını gördün. Tüylenmeden uçuyorum dedin de kediye köpeğe yem oldun. Sen bu dergalı ne zannettin? Uçacağın zaman senin tüylerini mi olacağız? Ne için yaşıyorum ki ya? İsterim ki sağlığımda herkes mürşidi kamil olsun. İsterim ki bizim derviş kardeşleri herkes rüyalarında görsünler.
Sağlığımda görsünler. Sevinirim. Dünyanın en mutlu insanı olurum. Gözüm arkada kalmadan yürür giderim. Derim ki hamdolsun. Yetişti bir sürü arkadaşlarım. Kıvanç duyarım. Gurur duyarım. Sevincimden sayhalar atarım. Yapmayın. Yapmayın. Rüyanızda bir esma aldınız da verilmedi mi? Yapmayın. Yürüyün yolunuza. Yürüyün.
Düşmeyin. Sadece kendinize yapmıyorsunuz. Bu sadece bir derviş. Mülhüme'ye gelince kendisinin değildir artık o. O etrafa da zarar verir onun düşmesi. Allah muhafaza eylesin. Nazirat 4041. Rabbinin huzuruna çıkacağından korkup kendini şehavi arzularından koruyana gelince onun da varıp kalacağı yer mutlaka cennettir.
Mülhüme ile alakalı. O kimse Rabbinin huzuruna çıkacağını düşünerekten kendini şehavi arzulardan arındırır. Buradaki şehavi arzular o kimsenin cinsel arzuları değildir. O artık heva ve hevesten kesilir. O dünyanın tantanasını, dünyanın şantanasını, dünyanın şatafatını istemez. O gösterişten uzaklaşır. O dünya ve dünyanın içindekilerin gösterişinden, dünya ve dünyalıkların içerisinden verdiği şehvetten uzaklaşır. O der ki, ben her gece huzurullaha çıkacağım. Ben huzurullaha doğru yürüyorum. Huzurullaha çıkacağını düşünür. Gece düzen kurulur.
Gece nizam kurulur. Gece ayrı bir şeydir dervişler için. O geceyi boş geçirmeyecek. Ya ona kalk demezlerse. Ya ona gel demezlerse. Ya o her gün duyduğu sesi duymazsa. Ya o her gün gördüğü piri görmezse. Ya her gün gördüğü peygamberlerden birisini görmezse. O kimse bunu düşünür. Bunu içinde hisseder. Bunu içinde hisseder. O yüzden dünyanın şehvetinden uzak tutar kendini. O hesaba çekileceği uzak mesele. O ayrı. Derviş için her gece hesap var. Derviş o her geceki hesabı düşünür. Her geceki hesabı düşündüğünden kendini muhafaza eder, kendini korur.
Allah muhafaza eylesin. Furkan ayet 71. Kim tövbe edip salih amel işlerse şüphesiz o Allah'a hakkıyla yönelmiştir. Bu mülhümenin yoludur. O kimse artık tövbe edip geri dönmüştür. Bir daha onun için geri dönüş yoktur. O hakka yönelmiştir artık. Kalbine onun ilham gelmekte. Kalbine onun varidatlar gelmekte. O artık gece gördüğünü gündüz yaşamakta. Gece gördüğünü gündüz yaşamakta. Onun kalbe varidat geliyor artık. O böyle bir an boşlukta kaldı. Hu hu hu … Devam ediyor. O hatta kalsa hu hu hu …
Hu hu hu. Durmaz. Makine gibi. Sesli sessiz yolda giderken. O artık her dem huzurlahta durmaya çalışıyor. Her dem. Aklına geldikçe. Kalbine geldikçe. Habire Esma'ya vuruyor. Habire Zikrullah'a vuruyor. Önem değil. O hep huzurla alası. Neden? Siz bir peygamberi görseniz her gece. Bu hangisi olursa olsun. Muhakkak ki Muhammed Mustafa olsa muhteşem. Her gece bir buluşsanız. Tanıtmaya başlasalar sizi. Aha bu Adem baba. Bu Adem aleyhisselam. Görsen yüzünü, cemalini. Boyunu, posunu görsen.
Hayatından bir estantene görsen. Muhteşem. Bir gün, iki gün, üç gün, dört gün. Oy mukemmel. Bütün hayatı kalbine geldi senin. Bütün hayatı kalbine geldi. Artık bir müddet sonra, yıllar sonra Adem aleyhisselamla alakalı bir mevzu olduğunda aa film şeridi gibi var sende. Geçiyor önünden. Hikmet sahibi olma. Mülhümede başlıyorsun. İnsan bırakır mı? Bırakmaz. Tekabün 16. Gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun. Emirlerini dinleyin.
İtaat edin. Mallarınızı emrettiği yolda harcayın. Mülhümenin hali bunlar. Ayet-i kerimede. Bu sizin için daha hayırlıdır. Nefsinin cimriliğinden korunmuş kimseler, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Mülhümedeki kimse, kimse, o kimse artık gücünü yettiğince Allah'ın emirlerini dinler ve Allah'tan korkar ve malını Allah'ın emrettiği yerlere harcar.
Neden? Onun kalbine artık ilham geliyor. O gece görür rüyasında. Şuna şu kadar ver. Ertesi gün gider verir. Birisi geliyor, kalbine ilham gelir. Buna şunu ver. Ona verir. Buna şuna dua et. Ona dua eder. Onun kalbi çalışıyor artık. Burası imtihandır ha. Rüyanda gördün. Yarın gelecek birisi, filanca kimse, senden 20 lira isteyecek. Gördün rüyanda. Ertesi gün vermemezlik etme, cimrilik etme. Aldanma. Rüyanı yaşa. Bu işin sırrı budur. Rüyanda gördün. Ertesi gün şu böyle böyle böyle olacak.
Sakın ha. Değiştirmeye kalkma. Tabi ol. O çünkü ne yapıyor? Emirleri dinliyor. Emirleri dinliyor. O kimse şeyhi bir şey dese tak yerine getirir. O kimşe, zakiri, çavuşu, üstündeki bir kimse bir şey yapsa anında yerine getirir. Mülhümededir o. Abi ya bunu böyle mi yapsak ya? Öyle mi yapsak acaba ya? Ya bu da bilmiyor ki bunu ya. İçinden öyle söylüyor. Olmadı, kaybetti. O yüzden mülhümedeki kimseyi böyle bak ona, birisi işaret etsin ona. Şunu şöyle yap desin, koşa koşa yapar o. Herkese der, ulan bulmuşlar bir tane saf ne yapıyorlar bak. Değil. O emirleri yerine getirir. Dinler. Allah bizi onlardan eylesin.
Bu noktadaki olan bir dervişe ilham, nefse, kötü işleri öğrenip onlardan kaçınmak, iyi işleri öğrenip onları yapmaya çalışmayı teskin eder nefes ona. İlham ile. İlhamla nefse, iyilikleri yapmak, kötülüklerden kaçınmak ilham edilir. O kimse kötülük yapmaz. Allah muhafaza eylesin. Ama uzun yazmışım. Evet. O normalde zikrullahı hu ismidir. Bir de onun artık böyle, mesela buraya kadar o kimse hep la ilahe illallah, la ilahe illallah ile yürür. Mesela bir şey oldu. O kelime-i tevhide devam eder o. Mana olarak da kelime-i tevhide devam eder.
Hu esmasına gelince, onun için kelime-i tevhidin manası değişir. Söyleriz yani, la maabude illallah diye. Onun için kelime-i tevhidin manası değişti. La maabude illallah diye. Buradan devam edeceğiz inşallah. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun. Ben şuraya bir de bir not düşeyim. Şuraya alayım oraya. Yine yedi yüz seksenden devam edeceğiz ama mutmainne'den devam edeceğiz. Tamam.
Emmare levame-i mülhüme-i işledik. İnşallah önümüzdeki hafta Allah izin verirse, Cenab-ı Hak kısmet eder burada olursak mutmainne'den devam edeceğiz inşallah. Hakkınızı helal edin. El-Fatiha. Amin. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi