Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 19 Şubat 2012 · 49:26
Hak teâlâ, varlığı Âdem'dedir. Ev alındı, oldu evde, demdedir. Bildi şeytan bu sırrı gandadır. Ol sebepten ta ezel, matemdedir.
Her ne yerde, gökte var, Âdem'de var. Her ne ki, yılda, ayda var, Âdem'de var. Ne ki, elde, yüzde var, kademde var. Bu sözü vehmetmeyen Âdem'de var. Nesimidenmiş bu. Nice kim, ben beni bildim, yakın bildim, hakkı buldum. Hakkı bulunca da korkum şimdi, Korkudan kurtuldu, Yunus'tanmış bu. Her kişi Tanrı'dır, her biçimde gözüken O'dur, demiş İsmail Muaşıklığı.
Değme bir hor hâkile, hor diye kılma nazar, kalbimin bir köşesinde, aş-ı rahman gizlidir. Ayet-i Kerim'e, bir insana şah damarından daha yapıyız. Tab 16. Enel hak, materializmidir, demiş, sormuş. Tabi bunları inşallah bölüm bölüm göreceğiz. Hak-ı Teala, varlığı Âdem'dedir. Ev onundur, evde demdedir.
Ol bu evde, demdedir. Bildi şeytan bu sırrı gamdadır. Ol sebepten ta ezen matemdedir. Cenab-ı Hak, hadisi kutsi'de Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretler buyurur ki, Allah, Âdem'i kendi suretinde yarattı. Âdem'i kendi suretinde yaratınca, Âdem'i de Âdem'in suretinde yarattı. Âdem, Âdem'in suretindese, tesbih tanesi gibi geriye doğru giderseniz, Âdem de Hakk'ın suretinde o zaman.
İşte, Nesim'i diyor ki, hattayla varlığı Âdem'dedir. Allah, Âdem'i kendi suretinde yarattı. Ve kendi suretinde yarattığı varlığın gönlüne tecelli etti. Hiçbir yere sınmadı, mümin kulunun kalbine sığındı. O zaman, o mümin kulunun kalbine Allah tecelli ettiyse, Cenab-ı Hak sıfat noktasında o kulun kalbini ihata etti.
O zaman, öyle bir kalp bul, o kalp hakkın tecelligahı olsun. Öyle bir kalbin olsun, o kalp hakkın tecelligahı olsun. Şu terenenliği duymak istemiyorum ama. O zaten hep tecelligahda. Eyvallah, onun her daim bir surete, bir şekle bürünerekten tecelli ettiğinden şeklimiz, şüphemiz yok.
O tecelligahın idrak noktasında sen neredesin? O tecelli edeni, sen idrak edebildin mi, edemedin mi? O zaman, Hakk'ta, Allah, Hakk'ta varlığı Âdem'dedir. Âdem'de, hangi Âdem'de? Zamanın kutbu olan Âdem'de. Hangi Âdem'de? Mürşid-i Kamil olan Âdem'de. Hangi Âdem'de? Allah'ın velisi olan Âdem'de. Hangi Âdem'de? Peygamberlerinde. Hangi Âdem'de o zaman? O üçler, beşler, yediler, kırklar dediğimiz Âdem'de. Âdem'den kasır, Esma'yı sıfatları bitiren kimsedir. Cenab-ı Hak Âdem'le Aleyhisselam'la alakalı diyor ki, ben ona isimlerimi öğrettim. İsimlerini hıfzettim.
Ben ona kendi katından ilim verdim. Ve böylece şeytana dedi ki, ve meleklere dedi ki, sorun ona ne soracaksan. Bana öyle bir Âdem getir, sorayım ona ne soracaksan. Âdem benim sorularıma cevap versin. Bana öyle bir Âdem bul, o Âdem'in ilmiyle ilimlensin. Kasıt olur. Âdem'den kasıt o ise, olma yolunda koşalım. Zaten yaratılış sebebimiz de o. Yaratılış amacımız da o. Hakkı bilmek. O zaman hakkı bilmek için van yola koyulalım. Devam ediyor. Ev anındır, ol bu evde demdedir. Bu âlem olduğu için âleme tetelli etmektedir.
Bildi şeytan bu sırrı gamdadır. O sebepten ta ezel mademdedir. Şeytan Âdem'e olan kıymeti, Âdem'deki olan tetelliyatı bildi. O yüzden ezelden beri gamdadır o. Peki, biz şeytanla olan noktada neredeyiz? Madem şeytan, Âdem'in üzerindeki tecelliyatı bildi. Âdem'in üzerindeki hakkın tecelliyatını bildi. Ve Cenab-ı Hak öyle bir Âdem yarattı ki, bu Âdem, âlemlerin timsali oldu. Ve Cenab-ı Hak öyle bir Âdem yarattı ki, kendi suretinde yarattı. Ve kendi suretinde yarattığı için, şeytan her daim gamda kasavette. Peki, bizim şeytanla olan ilişkimiz mi hangi noktada? Gamda kasavette, ezelden beri gamda kasavette olan şeytanın yanında mıyız?
Yoksa Âdem'in yanında mıyız? Yaptığımız davranışlarla, fiiliyatımızla, fikriyatımızla, şeytanla mı kol kolayız? Hakla mı kol kolayız? O zaman eğer şeytanla kol kolaysa, Nesim'i çok ağır bir şey söylüyor. O Âdem davardır diyor. Yolunda değilsek, yanında değilsek, tecelliyatından gafil isek, Nesim'in sözüyle davardan bir farkın yok.
Davar ne yapar? Yer, içer, seks yapar, uyur. Nesim'i kurban olayım sana. Nasıl söylemişim? Bundan bir haber olan davarlıdır. Davardır diye. Ben söylesem tefe koyarlardı beni. Bunu ben deseydim, bundan haberi olmayanlar davardır diye, yarın binlerce demeyeyim de en az yüzlerce mehil alırdım.
Hocam sana yakıştıramadık, sen nasıl insanlara davar dedin? Çok müthiş, çok müthiş. Bildiği şeytan bu sırrı gandadır, o sebepten ta ezel matemdedir. Şeytan gördü, şeytan bildi. Cenab-ı Hakk'a böyle bir Adem yarattı ki, Adem'i kendi suretinde yarattı. Ve o Adem'in gönlüne tecelli etti. Ve dedi ki, hiçbir yere sığmam, o Adem'in gönlüne sığarım. Ve şeytan bunu görünce, devamının kamda ve matemde oldu. Biz şeytanın yolunda mıyız, Adem'in yolunda mıyız? Eğer şeytanın yolundasak, eyvah ki eyvah. Nesim'inin dediğine göre davarız. Devam ediyor.
Her ne yerde gökte var, Adem'de var, ne görürsen hepsi de sende var. Cenab-ı Hak çünkü seni kendi suretinde yarattı. Alemi de senin suretinde yarattı. Sakın sen, bu alem benim suretinde yaratıldı. Sakın ben Allah'ın suretinde yaratıldım deyip, nefsine uyma, şeytanlaşma, kibirleşme, eleni yükseltme, bencilliğini yükseltme. Neden? Sen de davar noktasına gelirsin. Bu alemde ne var ise, sende var. Aya bak, aydaki hususiyet, aydaki materyal ne varsa sende var. Daha geniş. Kainatta her ne yaratıldıysa, yaratılış madeni ve maddesi bütün alemde var. Hangi madde varsa sende var.
Güneşte hangi madde varsa sende var. Mars'ta, Jüpiter'de hangi madde varsa sende var. Başta, böcekte, otta, çiçekte, kuşta, balıkta, hayvanda, her ne var ise, sende var, sende yok değil. Cenab-ı Hak çünkü hiçbir şey yokken bir şey yarattı. Ve o bir şeyden alemi yarattı. O zaman bütün her şey bir şeyden yaratıldı. Her şey bir şeyden yaratıldıysa, her şeyde bir şey var. Algılamayın. Batı feylesofları, bugünün Batı bilimcileri, insanların kelime haznesini indirerekten şey derler.
Şeyi ilk telaffuz eden İslam felsefesi, İslam tasavvufu, İslam'ın bu noktadaki kelamcıları, bu müthiştir, İmam-ı Azam, ilk yaratılan şeye şey demiştir, varlığa. Çünkü ilk yaratılan varlık, hiçbir şey yok iken, hiçbir şey yok iken, Allah ruhundan ve nurundan bir varlık yaratmıştır. Bunun ismi yoktur. Bunun ismi olmadığı için, ve bir isim koymak da mümkün olmadığı için, İmam-ı Azam Hazretleri ona şey demiştir. İmam-ı Azam Hazretleri ona şey dedikten sonra, bütün varlık bilimcileri, bütün feylesoflar, bin dört yüz yıldan beri, işin içinden çıkamadıkları şeylere şey demiştir.
Derler. Bir madde, işin içinden çıkamıyor, şey diyor ona. Bir mesele, işin içinden çıkamıyor, şey diyor. İslam, burası çok önemli, iyi dinleyin burayı. İslam, varlığın başlangıcına şeyler. Ondan sonra İslam'ın şey dediği hiçbir şey yoktur. Ama batın felsefesi, o kadar çok şey kullanır ki, içinden çıkamaz çünkü.
O şeylerin içinden çıkabilmesi için, İslam tasarrufuna döner. Sufizm'e döner. Sufiliğe döner. Ve der ki, bunun cevabı Sufilik'te vardı. Ve cevabını, Sufi, İslam entelektüellerinden alır. Kim? Bunun başında Arabi gelir. Kim? Bunun başında Mevlana gelir. Kim? Fahrettin Irak'i gelir. Kim? Gazali gelir örneğin. Onlar tabi Farabi'ye tutarlardır. Batı'nın Farabi'yi tutmasının arkasında farklı bir şey vardır. Çünkü Batı, Farabi'yi daha fazla tutar, Farabi'yi biraz eleştirmiştir İslam dünyası. Ve der ki, Batı, eleştirmiş, ben onu alayım.
Farabi'nin görüş ve düşüncelerini yerle yeksan eden Gazali'yi tutmaz Batı. Gazali oysa bütün felsefecilere öyle cevaplar vermiş, Batı felsefesini yerle yeksan etmiş. Batı felsefesini yerle yeksan ettiği için, Batı'nın Gazali'ye karşı bir hıncı vardır. Batı'nın Gazali'ye karşı bir kini vardır. Çünkü Sokrat'ı, çünkü işte Batı'nın o güne kadar olan bütün felsefecilerini, Yunan felsefecilerini perperişan etmiştir Gazali. Gazali aslında kendince ayrı bir felsefecidir. Ama o felsefe dilini kullanmadan, yani felsefeciyim demeden, Batı felsefesini perişan eder.
Ama Batı bunu bildiği için, asla Gazali'den bahsetmez. Mesela hiçbir yerde Gazali kürsüsü yoktur. Ama İbn-i Halil kürsüsü vardır. Harabi kürsüleri vardır. Harabi kürsüleri vardır. Mevlana kürsüleri vardır. Gazali kürsüsü vardır. Batı'nın kimidir bu? Meseleyi toparlıyoruz. O zaman şey, ne görüyorsan bu alemde, bu alemde gördüğün her şey, o bir şeyden yaratıldığı için, o bir şey, her şeyde var.
Ve her şey, o bir şeyden yaratıldı. O zaman, o bir şeyden yaratıldıysa, bu alemde her ne var ise sende var. Ne ki elde yüzde var, kademde var. Kadem ne biliyor musun? Kademi bile. Söyle. Kadem bir yerde ayak demek. Bir yerde an demektir. Ne ki elde yüzde var, kademde var. Yani nerede ne var ise, hepsi de o anda var. O anda tecelli eden bir şey. Bu sözü fehm etmeyen, azende dava. Eğer sen bu söylediklerinin hiçbirisini akletmezsen, fehm etmek, akletmek, düşünmek, idrak etmek. Sen bunları idrak etmediysen, sen bunları anlamadıysan, sen hala da şeytanla kol kolaysan, sen hala da şeytanın dediği istikamette gidiyorsan, hakkı bilmen, hakkı tanıman, hakkı yolunda, gitme noktasında değilsen, evet sen de davardan bir farkıydın.
Nesimi söylemiş, Mustafa Özbağ değil. Ha Mustafa Özbağ altında da imza atıyor mu? El cevap atıyor. Nice kim? Ben beni bildim, yakın bildim, hakkı buldum. Hakkı buluncada, buluncadı, korkum, şimdi korkudan korkuldum. yani korkum hakkı bulamamaktı, bunu önceden korkudan kurtuldum. Her nice kim, ben beni bildim. Nefsini bilen Rabbini bildi. Var ya hadis-i şerif, nefsini bilen Rabbini bildi hadis-i şerifin tercümesi, şerhi, yulustan, önceden korkum vardı diyor, hakkı buluncaya kadar. Hakkı bulunca da, korkudan kurtuldum. Nefsini bildin, onu bildin.
Onu bilince de, korkudan kurtuldun. Onu bilmezsen, o korkuyla her daim yaşamaya devam edeceksin. Onu bilmek, onu tanımak, onu bilmek, onu tanımak, farklı bir şey. Onu bilmek, onu tanımak, kitaptan okumak değil. Onu bilmek, onu tanımak, ansiklopiden bilmek değil. Onu tanımak, onu bilmek, her an, o tecelliyatı görmek. Eğer o tecelliyatı görmüyorsa o kimse, bildin demesi. Her kişi tanrıdır. Her biçimde gözüken odur. İsmail Maşık'ı söylemiş bunu. Her kişi tanrıdır. Her biçimde gözüken odur. Bu, vahdet vücutçuların sözüdür. Arabinin değil yani. O zaman, her kişi tanrıdır dediği, herkes, benim anladığım, Allah'ın sıfatlarının tecelligahıdır.
Sıfatlarının tecelligahı. Eğer, her kimi gördüysen, Allah'tır derse, o zaman denir ki ona, hadi yağmuru yağdır. O zaman denir ki ona, hadi bakalım ki güneş yağar. O zaman ona denir ki, hadi bakalım, bir ağaca can ver. O zaman ona denir ki, hadi künde de olsun, ne olacaksa.
Ha yok. Hakkın tecelliyatıdır. Ey Allah, Cenab-ı Hak sıfatlarıyla, bütün aleme tecelli eder. Sıfatlarıyla bütün aleme tecelli eder. Sufilerin, etrafındaki her şeyde, hakkın tecelliyatını görmesi, farklı bir şeydir. Ama onu Allah görmesi, farklı bir şeydir. Allah görmek küfürdür. Ama hakkın tecelliyatı görmek, farklı bir şeydir. O küfür değildir. O yüzden, Allah'u alem, her kişi tanrıdır dedi, evet, her kişinin üzerinde, Rabbin tecelliyatı vardır. Her biçimde gözüken odur, evet. Allah zahirdir, her yerde görünen odur. Değme bir hor-u hakire, hor diye kılma nazar, kalbimin bir köşesinde, arş-ı rahman gizlidir.
Sakın, bir kimseyi hor görme. Sakın, bir kimseyi hakir görme. Sakın, bir kimseye, kendi gözle nazar etme. Sakın al. Hiç kimseye. Olar ki, o kimse, Allah'ın gizli dostlarından olabilir. Olar ki, o kimse, Allah'ın, esrarlı kullarından birisi olabilir. Olar ki, o kimse, gönlünde, hakkın tecelliyatını, taşıyan, bir kul olabilir.
Ve sen ona hor-u hakir bakarsan, o, onun gönlündeki, seni çarpabilir o zaman. Allah'ı muhafaza eylesin. Yalnız, şöyle algılamayın. İnsanlar vardır böyle, her meczup şeklinde, dolaşan insanları, her sakallıyı, her böyle tuhaf konuşanı, her böyle sınırlı konuşuyormuş gibi olanı, hakkın esrarlı bir kulu, hakkın sır bir evliyası gibi görür. Ve insanlar da bunu, geçim dünyası yaparlar. O böyle sınırlı durmaya çalışır. Sınırlıymış gibi konuşmaya çalışır. O böyle kendine bir süs, bir hava verir. Buradan dilenir. Buradan dilencilik yapar. Her gördüğün beyaz sakallıyı, şehz zannetmez. Her böyle anlaşılmaz sözler konuşanını, sırlı bir kimse zannetmez.
Allah velilerinin dillerini apaçık yapmıştır. Kur'an apaçıktır. Mürşidi kafirlerin dilleri apaçıktır. Velilerin dilleri apaçıktır. Onlar gizemli konuşmazlar. Hiçbir peygamber gizemli konuşmamıştır. Hiçbir peygamber örtülü konuşmamıştır. Hiçbir peygamber örtülü konuşmaz. Allah'ın ilmi apaçıktır. Allah'ın hükmü apaçıktır. İnsanlara anlaşılmaz kelimeler konuşanlar, Allah dostları değildir. Allah'ın dostları, anlaşılmaz cümleler kurup, anlaşılmaz kelimeler kurup, insanların böyle, egzotik bir şekilde insanların önüne çıkıp, insanları aldatanlar değillerdir. Allah'ın dostları, kelimelerin arkasına saklanmazlar. Allah'ın velileri, kelimelerin arkasına saklanmazlar.
Allah velileri, süslü sözlerin arkasında değildir. Allah'ın mürşidi kafirleri, Allah'ın o esrarına, o Allah'ın sırrına vakıf olanlar, süslü kelimelerle, süslü cümlelerle, kargacık burgacık insanların anlamayacağı sözlerle, insanların önlerine çıkmazlar. bunlar ancak o kargacık burgacık sözlerle kendilerine süs veren zavallılardır. Bunların sırdan haberleri yoktur. Bunların Allah'tan haberleri yoktur. Bunların Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden haberleri yoktur. Bunların dinden diyanetten haberleri yoktur. Bunlar süslü kelimeler ve cümleler kurarak da insanları aldatırlar ve insanları şeytanın kucağına bırakırlar. Böyle sırlı sözler söylüyormuş gibi, manevi sözler söylüyormuş gibi konuşanların peşinden gitmeyin.
Din apaçıktır, Allah apaçıktır, Kur'an apaçıktır, Allah'ın ilmi apaçıktır. Eğer sende bir ilim varsa, bu ilim Allah'ın ilmidir. İnsanların önünde anlaşılabilir bir şekilde anlatmakla mükellefsindir. Eğer insanların anlayabileceği şekilde anlatmıyorsan, o zaman sen zavallı yalancının birisin. Kanmayın. Görürsünüz saçı sakalı dağınık insanları. Görürsünüz böyle peşburdaymış gibi dolaşan insanları. Ve görürsünüz böyle tuhaf, oradan buradan toplama sözlerle insanları bir yerlere koymaya, insanlara bir şeyler söylemeye çalışanları. Bunlar bu tip insanlar, insanların ibadetlerini hor görürler. İnsanların farkları yapışmasına hor görürler.
İnsanların peygamberin sünnetini yerine getirmesini hor görürler. İnsanların zahiri ibadetlerini hor görürler. Onlar insanların Kur'an ve sünnete yapışmalarını hor görürler. Onlar şeytanın bizatihi tam arkadaşıdır. Şeytanın dostudur onlar. Eğer Allah'ın dostu olmuş olsaydı, bildiğini apaçık yaşayacak, bildiğini apaçık anlatacaktır. Bildiğini apaçık anlayacak, bildiğini apaçık anlatacaktır. O kendine süs veriyor. Allah muhafaza eylesin. O insanlar böyle görürsünüz kahve köşelerinde. Görürsünüz orada burada dost meclisleri gibi meclislerde. Onlar Kur'an ve sünneti sımsıkı bağlı değillerdir. Onlar dinlerine sımsıkı bağlı değillerdir. Onlarda kelam vardır sadece, hal yoktur.
Onlar kelamı çok iyi söylerler. Giderler Führüttan konuşurlar, Sokrat'tan konuşurlar. Giderler, işte örneğin Doğu kültüründen bir şeyler konuşurlar. Ama onlar namaz kılmazlar. Ama onlar oruç tutmazlar. Ama onlar zikir halakasına oturmazlar. Ama onlar tefekkür etmezler. Onlar ibadet etmezler. Onlar sünneti Resulullah'a bağlı değillerdir. Sünneti yaşamazlar. Ama çok güzel kelam ederler. Ben birkaç toplantılarına katıldım. Beni çağırmadılar bir daha. Kelam, söz çok güzel. Her yerde onun tecellisi var.
Gördün mü? Gördün mü? Gözünün önünde. Görmedin. Neden görmedin? Davar gözü var çünkü. Gördün mü? Onun tecellisini gören bir kimse, melekleri de görür. Gördün mü? Cinlileri de görür. Gördün mü? Sufiler, sufiyim diyenler, ben dahi hepimize bu söz. Bir zikrullah halakası olduğunda, melekler oraya toplanırlar. Gelin gelin derler. Aradığımız buradadır. Gördün mü? Beraber zikrettin mi?
Seninle zikreden melaketeyi, o melakut alemine geçtin mi? Nereden kalktı mı? Onlarla beraber al. Semazenler, herkilerin semasını. Onlarla beraber sema ettiniz mi?
Kelam değildir. Aşk haldir. Kime kelam değildir? O bir haldir. Hitaba eriştin mi? Hitaba eriştin. Kalk oldu mu? Hitaba eriştin mi? Kelam olsaydı, herkes bir şeyler karalayıp bitecekti.
Nesim'i olmuş, olduğundan diyor ki, akarsan oa, ben kendime bak. O zaman ben kendim de dedim. Ben benden çıktım. Ya, onun tecelligahı ol. Yaşadın mı?
Yunus demiş, kendimi bildim. Korkudan kurtuldum. Bildin mi kendini? İçindeki sesi ayırt edebildin mi? Hangi ses? Hangi ses şeytandan bilebildin mi? Rab'den gelen sese kulak verdin mi? Şeytanın sesini susturabildin mi? Şeytanın sesini susturup sende tek ses kaldı mı? Ve tek ses seni tek ses seni kendisini tanıtmaya çağırdı mı? Her anın halden hale geçtin mi? Anında hayretten geçtin mi? Noktada her da onu gözettin mi? Kayak izlerine basıp öne yürüdün mü? Onun kokusunu aldın mı? Kal değil, hal.
O zaman tatil duranı Rabbin velisi görmezsin. Velilerin boyasına boyanmıştır. Velilerin süsüne süslenmiştir. Velilerin cübbesini giymiştir. Her sırtına hırka geçiren şeyh görme. Her kafasına sikke geçireni şeyh görme. Her kafasına takke giyeni şeyh görme. Onun haline bak. Onun haline bak. Eğer onun halinden haberdar değil isen, var git dağlarda, taşlarda ot mu olursun, çimen mi olursun, onu ol. Bunu Allah bize affetsin. İşte öyle hor hakim gördüğünüz bir kimse, Allah'ın dostuysa, Allah'ın velisiyse, sakın onu hor hakim görme.
Hani zikrederler ya halakada, zikredenleri dışarıdan bakan insan der ki, bunlar deli olmuş. Cenab-ı Hak der ki, siz Allah'ı öyle zikredin ki, dışarıdan sizi görenler, bunlar deli olmuş desinler. Sen öyle hakkı zikret ki, arkandan etrafından bakan desin ki, bu deli. Deli denmedikçe sen veli olamazsın. Sana deli demeleri lazım. Hakka öyle bağlı olacaksın ki, evdeki hanımın sana deli diyecek. Hakka öyle bağlı olacaksın ki, evdeki kocan sana deli diyecek. Hakka öyle bağlı olacaksın ki, mahalledeki komşular buzeli diyecek. Hakka öyle bağlı olacaksın ki, etrafındaki herkes seni hor ve hakim görecek. Ve hor ve hakim görüldüğünde, işte ayet-i kerime tecelli edecek.
Onlar ki, kınanmaktan korkmazlar. Onlar ki, Allah'a yakın olurlar. Allah'a yakınlıklarından dolayı, kınanmaktan korkmazlar. Onlar namaz vakti, namaza koşarlar, herkes onu kınar. Namaz mı kılıyorsun? Allah'ı mı aldatacaksın? Kınanmaktan korkmaz. O namazını kılan. O ki, zikrullah alakası var. Gider oturur, kınanmaktan korkmaz. Kayınvalide, kayınpeder, eş, dost, ayağa kalkar. Nereye gidiyorsun? Zikrim var benim. Ya başka yapacak işin mi yok senin? Kafanızı gidip deliler gibi salıyorsunuz orada. Ha öyle yapıyoruz, öyle salıyoruz biz. Birisi öyle dedi bana, ya köpekler gibi havlıyorsunuz sanki orada dedi.
Böyle baktın, alkışlıyor musun dedim. Neden dedi? Aynada görmüşsün kendini dedi. Nasıl yandı dedi. Mümin aynadır dedi. Mümin aynadır. Birini veli görüyorsan sen velisindir. Birini deli görüyorsan sen delisindir. Birini köpek görüyorsan sen köpeksindir. Birini eşek görüyorsan sensindir o. Hani suhi rabıta diyormuş, rabıtasını da üstadını hep merkez suretini görülmüş. Gelmiş efendim demiş ya, ben rabıta ediyorum size özür dilerim ama sizi merkez suretinde görüyorum. Evladım yanında çakı bir çay yok mu demiş. Var efendim demiş. Kesiveririm kulağımı getir benim demiş. Kulağımı kesiveririm.
Olur efendim demiş. Sufi büyük bir kibirlenerekten kendini bir şey zannederekten rabıta sözde dalmış, bakmış üstadı gene merkez suretinde üstadım hakkını helal et demiş. Sen söyledin, büyük bir kibirle cağır kesmiş ki, yandım Allah kulak kendi kulağımın. Elimde kulak koşmuş üstadına. Efendim demiş, hakkınızı helal edin. Ben kulağımı kestim. Ne oldu oğlum demiş. Demiş efendim, sizin merkez suretinde görüyordum ya. Evet. Ben demiş kestim, benim kendi kulağımı üstadım. Evladım, tövbe inşallah. Tövbe. Madem her yerde hakkın aynası var, hakkın tecelliyatı var, gördüğüm şey kendini. Allah bizi affeder. Kardeşler, sakın ha, sakın ha, daim zikrullahta olmayan bir kimse, daim tecelliyata vakıf olamaz.
Daim zikrullahta olan kimse, daim tecelliyata vakıf olur. Daim tecelliyata vakıf olan. Vay. Amma kar yağdı ya. Yağmasa iyiydi. Olur. Hani daim tecelliyattaydın? Ya bu kadar da soğuk olur mu ya? Olur. Hani daim tecelliyattaydın? Ya neden bu böyle oldu ya? Olur. Hani daim tecelliyattaydın? Hani her yerde hak tecelli ediyordun? Hani hakkın tecelliyatıydı? Sen gördüydün ya. Eee ne oldu şimdi? Ödemiş de bir dükkanda oturuyoruz. Geldi bir arkadaş, sufi. Her şey hakkın diyor. Deme dedim ya. Büyük sözler bunlar. Yok büyük söz değil. Her şey hakkın dedi. Elimizde de bir anahtarlık var. Araba anahtarlığı. Verir misin dedim.
Verdi. Aldım. Daha yeni almış. 15 günlük tofaş. Sıfır. Yıl 89. Arabanın yeri, modeli de 89. Aldım. Hak aldı dedim. Her şey hakkın ya. Eee? Hak aldı. Sen aman hekim dedim. Yürüdüm. Araba bir park ettin yerden aldım. Götürdüm başka bir yere koydum. Bir saat, iki saat. Üç saat sonra Adil beni arıyor. Abi neredesin? Ne oldu? Bu adam ağlayacak neredesin? Neden ağlayacak Adil? Arabası. Hakkındı. Hak aldı. Nasıl yani? Her şey hak değil mi? Evet. Ben de hak değil mi? Evet. Aldım. Hakkını aldım.
Adil kaldı. Abi yapma dedi. Neden dedim ben? Alıyor adam arabada dedi. Şey dedim. Dükkanı dedi. Abi söyle ona. Bir daha böyle büyük yap söylemesin mi? Gittim. Ne oldu dedim. Ne oldu? Her şey hakkındı ya. Buna iman etmediğin şeyi söylüyorsun bana. İman etmediğin şeyi konuşma. Yaşamadın şeyi konuşma. Her şeye hakkın demedin mi dedim. Dedim dedi. Hak aldı. Ne yapacaksın şimdi dedim. Kaldı. Özür dilerim dedi. Hakkın değilmiş yani. Öyle mi dedim ben? Sene şimdi yani. Tık yok.
Onu söylemiş. Malatya'ya geldiğinde Malatya eşrafı bir tane ona küçük bir ev hediye. Tabiri caizse böyle iki katlı bir köşk. Demişler ki burada kal. Veriyorlar. Kapıyı vuruyor birisi. Tak tak tak. Açıyor kapı. Kapıyı şeyin ilah diyor. Allah için bana bir şey ver. Bakıyor para pul yok. Akçı yok. Köşkün anahtarını veriyor. Az önce bana hediye etmişlerdi diyor. Selamun Aleyküm diyor çıkıyor. Her şey onun. Hadi bakalım.
Getirin tapularınızı. Her şey onun. Getirin bakalım paralarınızı. Her şey. Allah bizi affetsin. Biz insana şah damarından daha yakınız. Şah damarı insanın içerisinde bütün her tarafına kanı pompalayan, kanı basan damardır.
Hani kalp böyle tık tık tık atar ya. O şah damarıdır. Sattıkça kanı basar vücudan. Cenab-ı Hak diyor ki o şah damarından da yakınım size. Bütün her şeyinizi sarıp sarmaladım. Her şeyinize tecelli ediyorum. Her şeyinizi biliyorum. Her şeyinizi. Bakın şah damarımızdan daha yakınım diyoruz. Şah damarımızdan daha yakınım. Ama biz değil. Yakin olmak o olmak değildir. Kul yakin olur. O olamaz. Allah yakin olur. O olmaz.
Yaklaşırsın, yaklaşırsın, yaklaşırsın, yaklaşırsın. Her şeyin ona benzemeye müsait. Çünkü o kendi suretinde yarattı seni. Ama asla o olamazsın. Yaklaşırsın, yaklaşırsın, yaklaşırsın, yaklaşırsın. Yaklaşabildiği yere kadar yaklaşırsın. Ama asla o olamazsın. Oldum diyenler ya meczuptur, aklı yoktur ya da yalan söylüyordur.
Şunu diyebilirsiniz bana şimdi. Emel hak diyen ne dedi? Hiç Emel Allah diyen oldu mu? Muhammedi sufilerin içerisinde Emel Allah diyen hiç yoktur. Emel sıfatlarıyla sıfatlananlar çoktur. Allah'ın bir sıfatı orada baskın gelir.
O baskın sıfatıyla şunu diyebilir. Demiştir. Emel hak. Emel kudret. Emel kuvvet. Emel rezzat. Emel fettah. İsmiyle müsemma olmuştur. Eyvallah. El veli ismidir. Bir kulunun üzerinde tecelli eder. Biz ona deriz ki bu kimse veli. Allah'ın veli kullarına. El veli Allah'ın ismidir. Ve veli kulu demek Allah'ın veli ismi şerifinin tecelli etti kimse demektir. Vali. Evet vali. El vali ismidir. Bir kulunun üzerine tecelli edebilir. El vali.
İlim. İsmidir. İsmidir. Ve biz Allah'ın ismi çok bilen bir kimsenin üzerine tecelli ettiririz. O alim kimseleriz. Neden? O çünkü ilim onun üzerine tecelli etmiştir. Sıfatların tecelliyatı zatın tecelliyatı değildir. Sıfatların tecelliyatı zatın tecelliyatı değildir.
Zattan ayrı mıdır? Değildir. Ama zat değildir. Görmek zat değildir. Duymak zat değildir. Tutmak zat değildir. Zatın sıfatıdır. Zatın sıfatı bir şeyin üzerine tecelli ederse o zat olmaz. Sıfatın tecellikahı ol. Sıfatın tecellikahı ile zatın tecellikahı arasında fark vardır. Ve zatın tecellikahını bu noktada bir kimse derse ki zat tecelli etti.
Bu zatın tecellikahı bunun cehaletindendir. O sıfatlarıyla tecelli eder. Zatıyla değil. O yüzden zatıyla tecelli mesela Allah seher vaktinde semaya tecelli eder. Sıfatları yok mu af isteyen, tövbe eden, af verin. Yok mu rızık isteyen, rızık verin. Yok mu hasta olan, hastalığına şifa verin. Bak bunların bu söylediği şeylerin hepsi de Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarıyla alakalı. Hadis-i Kudüs'de der ki yok mu benden rızık isteyen, ona rızık verin. El-Rezzaf ismi şerifidir. Yok mu hastalığı olan, hastalığına şifa verin. El-Şafi ismi şerifidir. Yok mu benden tövbe isteyen, onu affedeyin.
Tevvab ismi şerifidir. Ve affeden Afü ismi şerifidir. O zaman Allah sıfatlarıyla semaya her seher vakti tecelli eder. Sıfatlarıyla tecelli eder. Zatıyla değil, zatı her şeyden münezzettir. Zatı her şeyden münezzettir. Zatın yer, zaman, mekandan münezzettir. Sıfatları bir şeye tecelli eder. Ve komple sıfatları, bütün Allah'ın sayısız, sonsuz sıfatları, sayısız, sonsuz muareme tecelli eder. Ama zat noktasında değil. Onun zatının bu noktada, zatının bu noktada yeri, zamanı, mekanı yok. Dersek ki biz, Allah bu aleme zatıyla da tecelli etti.
O zaman bu alemde Allah'ın kendi zatı var demektir ki, bu insanın ayağını yere bastırmaz. Allah muhafaza edilsin. O yüzden kıymetli dostlar, tasavvuh bu noktada, bu ilim sonsuzdur. Burada bir tek şeye dikkat edecek kardeşler. Allah'ın zatı tefekkürden, tabutadan, münezzehtir. Ayrıdır ve haramdır. Burada zatıyla alakalı konuşanlar, Allah'ın üzerine haddi aşanlardır. Veyahut da cahil olanlar haddi aşanlar, haddi aşanlar da cahildirler zaten. O yüzden bir kimse Allah'ın zat noktasında kendisini ben tanrıyım derse, ben Allah'ım derse, o iç kimdir, herkes ona der ki, bu adam akıllı bir adam değil. Allah bize affetsin.
Her öldürülen kişi şehit olur mu? Her öldürülen kişi şehit olmaz. Yalan yere yemin etmenin kefaretini tut, üç gün oruçtur. El-Fatiha. Allah'ın selam.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.