Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 18 Ocak 2014 Sohbeti

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 19 Ocak 2014 · 1:01:08

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Seferiyken otobüste namaz kılınır mı? Hanefiler, nafile namazlarının kılınabileceğine hükmetmişler eski fıkıh kitaplarında. Malum, o eski fıkıh kitaplarında okuyanlar görmüşlerdir zaten.
Bunun usulünü de şöyle koymuşlar. Bineğin üzerinde bir kimse namaz kılarken, mümkün olduğu müddetçe bineğin kıbleye doğru yönlendirme gayreti içerisinde olacak. Adam kıblenin tersine giderse ne yapacak? Yani böyle bir şey var, konum, durum var. Velhasıl kelam eski fıkıh kitaplarına göre bakılırsa, bu noktada bir kimse otobüste giderken, işte nafileleri kılabilir.
Bunu böyle baştan söyledim ki, şimdi diyeceğim ki ben kılınır, bazıları gidecekler, eski fıkıh kitaplarına bakacaklar. Diyecekler ki burada, ondan sonra Hanefi'ye göre kılınamayacağına hükmedilmiş, kılınamayacağına hükmedildiği bir şey, bu kılınabilir dedi, hükmetti diyecek. Tabi o gün için binekle alakalı hadiseler, at, deve, at arabası neyse. Son dönem, arabaların çıkınca, şehir hayatı olunca, bunu normalde Ankara eski merkez vaizi vardı, Nakşibendi şeyhi, onunla da ben görüşmüştüm bu meseleyi. Tabi sonradan gelen ulema, kılınabileceğini hükmetmişler. Çünkü şehirler arası bir otobüste gidiyorsunuz, şehirler arası otobüste namaz vakti gelince, otobüsü durdurup namaz kılmanız mümkün değil.
Çünkü yaşadığınız topluluk darül islam değil. Öyle olunca, darül islam olmayınca, sizin namaz vaktinizi çok önemseyen olmaz. Ama namazdan sorumlusunuz, o yüzden şehirler arası otobüslerde de olsa, bir kimsenin kendi arabası da olsa, bu noktada namazını kılabilir. Ben onun daha ilerisini sormuştum. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi Hazretleri ile beraber, Bolu'dan bir şeyhler toplantısı oldu, oradan çıktık. Biz Ankara'ya o Şeyh Efendi'yi de aldık, yolda gidiyoruz, ben arabayı kullanıyorum, Şeyh Efendi'den müsaade istemiştim. Efendim müsaade ederseniz dedim, bir şey sormak istiyorum, sor Mustafa Efendi dedi. O Şeyh Efendi'ye sordum, onun fıkıhı iyiydi.
Dedim, bineğin üzerinde arabanın, bineğin üzerine namaz kılınabileceğine fetva veriliyor, öyle değil mi? Doğru dedi. Peki, bineğin üzerinde fetva verildiğine göre, bir kimse atını, at binek, deve binek, çilbirini bırakıp namazını öyle mi kılacak? Yoksa at, deve kafasına göre bir yere gidebilir. Dedim, yoksa namazı kılan çilbirini onun dizayn edebilir mi? Dizayn eder dedi. Dizayn edince bir kimse hem araba kullanıp hem namazı kılabilir mi? Dedim, döndü Şeyh Efendi'ye dedi ki, Abdullah Efendi kardeşim dedi, bu çok zeki dedi. Bunu nereden çıkardın sen dedi. Ondan sonra soruyorum efendim dedim, kılabilir dedi. Ondan sonra sen kıldın mı dedi, evet efendim dedim. Hem arabayı kullandın hem namaz kıldın mı dedi, evet dedim ben sıkıştım, birkaç sefer oldu öyle dedim.
Evet, namazdayken kalbin farklı düşüncelere dalması vesvese midir? Yoksa kişinin aklına hakim olamaması mıdır? Kalbin namazda Allah demesini nasıl becerebilirim? Bırak kalbin ne yaparsa yapsın sen namazını kıl. Siz namazınızı kılarken, nefsin, şeytanın vesvese vermesi, sizi namazdan alıkoymaya çalışması, sizin doğru yolda olduğunuzu gösterir. O yüzden siz namazınıza devam edin. Kahvehanelerde, restoranlarda, birahanelere girerken selam verilir mi? Vallahi kahvehane, restoran, kahvehane insanların kahve içip çay içtiği bir yerse, restorandan kastınız yemek yenilen bir yerse, buralara girip çıkılırken selam verilir. Ama birahane deyince içki içilen bir yer, içki içilen bir yerde normalde bir kimse içki içiyorsa, tavla oynuyorsa, kumar oynuyorsa ona selam verilmez.
Bir insan kendini ahlaki olarak iyileştirmek için, ön yargılarını yıkıp yeni bakış açıları kazanmak için nasıl bir yol izlemelidir, neler yapmalıdır? Ayet-i kerimede Cenab-ı Hak der ki, siz salihlerle beraber olun. Itırcı dükkanına giden itır kokar, demirci dükkanına giden iz kokar. Hadis-i şerif, iyilerle beraber olursanız, onların o iyiliklerine bakaraktan iyi olmayı öğrenirsiniz. Bir kimsenin kılavuzu iyi olursa, kendisi de iyi olur. Bu noktada bir kimsenin iyi bir kimseyle günün 24 saatini geçirmesi güç. Burada, sufi dünya, o iyi insana muhabbeti koyar.
Nakşibendiler, direkt o kimseyi rabıta yapmalarını söyler. Selefiler de bu rabıtayı şirk görür, derler ki, siz şirk istiyorsunuz. Rabıta yok derler. Oysa, hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kim bir vakit namazı kılar da öbür vakte niyetlenir, oraya rabıta ederse der, iki namaz arasındaki küçük günahları onun affolunur, der.
Veyahut da başka bir hadis-i şerifte, sınır boylarında düşman gözetleyenleri met eder. Ayet-i kerime var, salihlerle beraber olun. Salihlerle beraber olmak, evet, inanç noktasında salihlerin yanında olalım. İman noktasında, amel noktasında onlarla beraber olmaya çalışalım. Fikir, düşünce noktasında da beraber olmaya çalışalım. Bir kimse bir ameli işleyemese dahi, o ameli işleyen bir kimseye karşı muhabbet beslemiş olsa, o güzel amelden de sevabının alınacağına dair hadis-i şerif var. Bir kimse ahlakını güzelleştirmek, düzgünleştirmek, kendisine Kur'an ve sünnete dayalı bir ahlak anlayışı oturtmak istiyorsa, onun için yaşayanların içerisinden bir protip lazım.
Bir kimsenin bu noktada, hani Hz. Ebu Bekir Efendimizin sözü var, bana arkadaşını söyle, senin dinini söyleyeyim. E o zaman demek ki salih arkadaşlar edinmek, salih dostlar edinmek, onlarla beraber olmak ibadet hükmünde. E bir Müslüman, bir şahıs, yeni bir ahlak anlayışıyla kendisini yenilemek, tazelemek istiyorsa, iyi bir mümin dostluğu kurması lazım. Bir, ikincisi, ona en önemli tavsiye edeceğim şey, not alsın bu soruyu soran, İmam Buhari'nin edeb-ül mühredi var. Bazen de böyle çok methedince, ben bu kitabı böyle çok tavsiye edince, birkaç kişi de bilmediklerinden, tanımadıklarından bana mail çekiyorlar, kitap siz mi yazdınız diye. Bu kitap İmam Buhari Hazretleri'nin derlemiş olduğu ahlak hadisleri.
Bir kimsenin günlük hayatında, günlük hatta yaşadığı sürece, ahlakını nereye oturtturması gerektiği bir hadisler manzumesi. Her Müslümanın evinde bu kitabın muhakkak bulunması gerekir. Her Müslüman evinde bu kitabı bulundurup, çocuklarına hiç olmazsa buradan geceleri, üçer tane, beşer tane, ikişer tane evli olanlar, çoluk çocuğu olanlar, okumakla mükellefler.
Bizim yolumuzda giden kardeşler, bizle beraber giden kardeşler, bizle kardeşlik yapanlar, edeb-ül mühredi evlerinde bulundurup, okuyup, onunla amel etmeye gayret edecekler. Kendilerini Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin ahlakını adapte edecekler. Din, Kur'an, sünnet, icmai ümmet. O yüzden yeni bir ahlak oluşturacaksa bir kimse kendisinin üzerinde, bu ahlak beni Rabbim terbiye etti. O da ne güzel terbiye etti. Ey Habibim sen güzel ahlak üzerine gönderildin. Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Mizanda güzel ahlak ibadetlerden daha ağırdır. Güzel ahlak ibadetten daha faziletlidir.
diye hadis-i şerifler buyuran Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin o güzel ahlakıyla ahlaklanması lazım. O yüzden bir, eğer bizim irademiz çok sağlam değil ise, etrafımızda günah-ı kebair ile iç içe yaşayan, etrafındaki insanları da günah-ı kebair'e sevk eden, etrafındaki insanları bu noktada günah-ı kebair ile ilişkilendiren, onların yanında bulununca muhakkak yalan söyleyecek, gıybet edecek, dedikodu edecek, içki içecek, kumar oynayacak, işte erkekse kızlara sarkıntılık yapacak, kızsa erkeklere sarkıntılık yapacak.
Bu tip etrafında, Kur'an ve sünnetin yasakladığı, gayri ahlaki bir hayat yaşayan insanlar varsa, onlardan ayrılacak. Kendini bu noktada riyazata çekecek. İnsanların içinde veya dışında, Allah'tan utanmadan, korkmadan, aşikare haram işleyen, haya perdesi yırtılmış, edepten ve terbiyeden uzak olan, arkadaş, dost ve akrabalarını terk edecek.
İradesi sağlam değilse, iradesi sağlam, kendine güveniyor. Bir şeyin doğru olduğunu öğrendiğinde, o şeyi icra etmeye başlıyor. Öylesine kendisine hakim. Ona söyleyecek sözümüz yok. Ama öbür türlü riyazat yapacak, kendisini bu noktada, daha edepli bir noktaya koyacak inşallah. Anne karnındaki bebeğe kaç günlükken, Allah-u Teala ruh üfler.
Hanefiler bu noktada, 120 günlük olunca, Cenab-ı Hakk'ın ona ruh üflediğini söylemişler. Ve 120 günlük olduğunda, ona ruh üflenir. Çünkü hadis-i şerif de var bu noktada. Hanefiler o yüzden, bu 120'nin üzerine bazı fetvaları oturtmuşlar. Allah tüm hastalara hayırlı şifa nasip etsin inşallah. Rüyamda bir zat size selam söylememi istedi.
Üzerinde hak kalmasın, selam söyleyen kişiyi bulmak için, Manisa'ya gittim. Adı Tezveren dede, Terzi Ahmet dedeymiş. Aleyküm selam. Oraya kadar gitmene gerek yok. Söyleseydim biz aleyküm selam derdik, bitirdik. Ameliyat için narkoz alınca, uykudan uyanınca, sizi ve sema eden arkadaşları gördüm.
Allah hepinizden razı olsun. Sizi tanıdığım için dua ediyorum demiş. Allah cümlemizi bir ve beraber eylesin inşallah. Yılbaşında, çalışmamız gerektiği halde, işçilerin resmi tatili diye işe gelmediler. Ben de yılbaşı diye, karşı geldim. Fakat izin vermeye mecbur kaldım. Burada ben hatamı yaptım. Yani normalde bunlarda şey yok. Devletin resmi bir şey ise, herkes o resmiyete uyuyorsa, yapılabilecek fazla bir şey yok. Ha biz diyeceksin ki, sen ne yapıyorsun? Ben uyuyamadığım yere kadar uyuyorum. Benim 53 yaşındayım ben, ben bir tek Ramazan bayramı, 3 gün kurban bayramı, 4 gün.
Ben hiç iş yapmam. Deseler ki, trilyon kazanacaksın, bende de o saplantıdır. Derim ki, bayram bayramdır, bayramı bayram gibi yaşayacağım derim, çıkarım. Bir kişi kredi kartıyla altın alsa, bir kredi kartıyla, yani taksitle, altın alınıp satılması caiz değildir.
Nakit, nakitle değişir. Altın satan, onu parayla değişir. Hatta, Hz. Ömer Efendimiz'in, Abdullah'a der ki, bir kimse, sizden altın aldı, yerine gümüş verecek. Örneğin, eve kadar gideyim, alayım, geleyim dese, der ki, sakın onu bırakma. O duvardan atlıyorsa, sen de atla. Onun gittiği yere kadar git. Eğer der, onu kaybedersen, aranda öyle bir şey yaparsa, faiz olur der. Şimdi, dakika bir, gol bir, bir kişi kredi kartıyla, altın alsa, alan da, satan da faize girdi. Bunu böyle söylüyorum, şimdi ben böyle söyleyince, yine kıyamet kopacak.
Çünkü, kredi kartıyla, altın satanlar, faizcilik yapıyorlar. Bu konuyu, bilerek veya, bilmeyerekten, faizin içinde yüzüyorlar. Nakit, nakitle değişilir. Altın, nakittir. Altını çiziyorum tekrar. Altın, nakittir. Dolar, euro, nakittir. Siz, doları vadeli, satamazsınız. Euro'yu, vadeli, satamazsınız. Altını, vadeli, satamazsınız. Türk parasını, vadeli, satamazsınız. Aynı şey. Yani, ha adama, yüz milyar lira vermişsin, vadeli, yüz yirmi bin lira ödemişsin ona.
Ya, aradaki yirmi lira faiz değil mi? Kim kimi kandırıyor? Bu mümkün değil, Hanefi'ye göre. Uydur, kaydır, oradan, buradan fetvalar bulmak için uğraşıyorlar boyuna. Yan yattı, çamura battı, dolandı. Bunun, uydurması, kaydırması, yan yatması, çamura batması yok. Ha, bankadan yüz lira alıp, bankaya yüz yirmi lira ödemişsin, arası faiz. Ha, gidip bir kuyumcudan yüz liralık altın almışsın, ondan sonra yüz yirmi lira ödemişsin, yine faiz. Altının karşılığında TL, TL'nin karşılığında altın. Altının karşılığında dolar, doların karşılığında altın neyse.
Altını altınla da değiştiremezsiniz. Altını altınla da değiştiremezsiniz. Yirmi iki ayarla yirmi dört ayarı değiştiremezsiniz. Yirmi iki ayarla on altı ayarı değiştiremezsiniz. Kardeş, yirmi iki ayarım kaç para tutuyor? Bir milyar lira. Ver bir milyar liramı benim, aldım. Ben senden on altı ayar alacağım şimdi. Kaç para? Bu kadar. Al parasını, ver altını mı? Parayı elini alacak adam. Bir malın depoya inmesi gibi. Mal vardır, depoya iner.
Ama mal vardır, direkt toptancıdan satıyordur o kimse. Ticaretin usulü odur. Ona söylenecek bir laf yok. Ama mal vardır, depoya inecek. Sen o mal olsa onu o kimsenin sattın, kimsenin deposuna inecek o. Ben iplikten bu yüzden battım. Battım, battığıma hiç pişman değilim. Benim zamanımda da iplikçilere bile kol çeviriyorlar. Girmişim ben, görecekmişim onu. Ben çıkıyorum dedim, ben çıkıyorum deyince, dediler ki sen, ağırlığı burada bırakacaksın. Bırakayım dedim, ben bıraktım. İflas ettim dedim, o sermayem bitti benim orada. Cenab-ı Hakk'a hamdolsun. Param gitti. Adam, millet alışmış, ödemiyor. Dönüyor çeki, çek geliyor, üstüne bir beş aylık daha çek veriyor adam sana.
Alışmışlar, yüzde bilmem kaç, çeviriyorsun, alıyorsun, çeki. Bir bakıyor mu, böyle yapıyor millet. E dedim, biz veremeyiz, yapamayız. Adam geliyor şimdi. Ha, hacı abi, çek döndü, hiç umurunda değil adamın. Hacı abi ne olacak, tamam veriyor, oğlum olmaz, faiz olur. Faiz. Olmaz arkadaşım, faiz olur. Abi herkes yapıyor. Ya herkes yapıyorsa, ben de mi yapacağım? Aynı şey, Allah muhafaza eylesin. Altın alsa, bir miktarda para verse, verdiği parayı, kaç para olduğunu unutsa, bunlar üzerine zekat verse, bunlar üzerine zekat verse, kredi kartıyla, altın almak caiz olmadığını, öğrenince ne yapması gerekir? Uzun mesele. bakmamız lazım iyice, ince ince.
Kredi kartı, vadeli değil, peşin mi? İşte taksit yaptı mı, olmadı. Benim dediğim o. Yoksa adam, altın almış, kaç para? 100 lira. Çek kardeşim kredi kartını, çekti adam. Bunda bir şey yok. Bunda bir şey yok. Bunda sıkıntı yok. Peşin, o ayrı mesele. Ben tarttı, altını, 100 gram. Kaç para abi? 85 lira. Çek kardeşim 85 lira buradan. O nakite nakit değişti, onunla bir sıkıntı yok. Mesela 10 taksit, 10 taksit oldu mu, faiz oldu. Bak, burada, bir arada faiz var.
Ben arada faiz var diyorum. Aradaki faiz kim aldı? Sen ödemedin mi kardeşim? Veren bankaya verdi. Veren bankaya verdi. Eğer o adam nakit çekerse, kuyumcu, kuyumcu nakit çekmezse, kuyumcu faiz yedi. Kuyumcunun sermayesi var.
Geldi, ben 10 taksitte altın çekiyorum dedi. 10 taksit altın veriyorum deyince, dedi ki, kaç para altın? 85 lira. 10 taksit, 100 lira. Faiz olmadı mı? Kuyumcuydu faizi. Ha alan kimse, altın aldı. O bankaya ödüyor diyor kendince. Anlatabildim mi? Kuyumcuya değil vadesi. Anlatabildim mi? Kuyumcuya değil, banka, o ayrı mesele. Nadem her kulda Allah'ın bir sıfatı tecelli olduysa, biz neden bazı kulları seviyor, bazı kulları sevemiyoruz. Ona bakarsan, Allah'ın da sevmedikleri var. Allah şeytanın peşinden gidenleri sevmez.
Allah'ın onların üzerinde de sıfatları var mı? Var. Perşembe sohbetinde vakit geçti olduğunu soramadım. Yaradılan her şey, Rabbimin nuraniyeti ve ruhaniyetinden olduğuna göre, toprak ondan Adem isyan edenleri kafir, ateş ondan, şeytan itaatsizliğinden kafirlerden, nefis ve cinni tayfasından da kafirler olduğundan dolayı, bunlar imtihan gereği kötülüklerinde memurlar mıdır?
Özü itibariyle Allah'tan bir şey, Allah'ın serbest bırakmasıyla Allah'tan olan bir şeye ihanet edip, kafirlerden mi oldular? Evet. Nitekim Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, benim nefsim Müslüman oldu buyurmuştur. Evet. Özünde iyi olan emanete ihanet mi etti? Evet. Nefse sadece Hazreti Adem talip oldu ise, cinni tayfadaki nefis daha önceden mi üflendi? Evet. Şeytanın itaatsizliği aklından mı oldu? Evet. İnsanda mevcut bulunan ruh, nefis ve can, bu bağlamda şeytan da, cinniler de, melekler de, nefis de ve hayvanlarda da var mıdır? O nefis normalde cinnilerde var. Ondan sonra şeytan da cinnilerden zaten, meleklerde yok.
Hayvanlarda da farklı türlü nefis var. Kadınlar kendi aralarında para günü yapıp, bir araya gelmeleri caiz midir? Bir araya gelip gıybet etmedikten sonra, kavga etmedikten sonra, haram işlemedikten sonra, toplanmakta bir beis yoktur. Bir arkadaşımıza borç para verdiğimizde, o da parayı bir zaman sonra geri getirip verdikten sonra, onun haricinde bir miktar para hediye verse faiz olur mu?
Hayır. Daha önce size yazmıştım, inşallah demiştiniz, nasip olmadı, tekrar yazmaya karar verdim. Lütfen bana yardım edin, iki öksüz çocuğum var, işsizler, ben de işsizim, bana bir iş bulursanız, sevinirim. Böyle bana çok talep geliyor, gönül arzu eder ki, herkesin bu taleplerine cevap vereyim. Ama yardım talebi, ama iş istiyorlar, bir şeyler muhakkak. Bu güzel bir şey, kendi nefsim adına, bundan bıktığım için değil.
Az önce içeride, biz birkaç arkadaş konuşuyorduk, eski sufi geleneğinden bahsettim onlara. Dedim ki, Osmanlı'dan önceki sufiler, bir yerde iş bulmak için, işe girmek için, dergahı ve tekkeyi kullanmazlarmış. Hiç böyle işte, devlette vazife almak, bir kurumda, kuruluşta vazife almak için, tekkeyi ve, üstadı bu noktada, talep etmezlermiş hiç.
Ve tekkeler de bu noktada, talep edenlere cevap vermezmiş. Osmanlı devleti kurulup da, hızla büyümeye başlayınca, istihdam problemi yaşar Osmanlı. devletin kurum ve kuruluşlarına, eleman lazım. İşte, askeriye asker lazım. Topraklar genişliyor, genişleyen topraklarda, güvenliği sağlayacak, hukuku sağlayacak. Ve, cihad ediyorlar, yeniden askerlerin oluşması lazım. Bununla alakalı, Osmanlı, ilk etapta, Müslüman halka yönelir. Tekkelerden, dergahlardan, yetişmiş insanları, devlet görevi vermek için, müracaat eder.
Müracaat edilen tekkeler, kendi yetiştirmiş oldukları kimselerin, ehil olanlarını, devlet kademelerine gönderirler. Bu Osmanlı'nın, içerisinde bu, oluşmaya başlar. Ardından yetmez, malum, devşirme metodu kullanılmaya başlanır. İçerideki Hristiyan azınlıktan, devşirme metoduyla, asker ve devlet memurları, oluşturulmaya başlanır. Devşirmeler oluşturulurken de, işte onların akrabalarına, şunlara, bunlara bakılır, temiz olanlara alınır. Devşirme oluşturulur ki, devşirmelerin, Müslüman tabakadan, tanıdıkları olmadığından, ayrımcılık yapmasınlar diye. Suistimal olmasın diye. Tekke ve zaviyeler, Osmanlı döneminde böylece, hükümette vazife almaya başlarlar.
Bu, Osmanlı'da, devam eder, ve cumhuriyete geçilir. Cumhuriyete geçilince, cumhuriyet döneminde, dini duyarlılığı olanlar, kadro bulamazlar, tasfiye edilirler. Ve zaten cumhuriyet, İslam dininin üzerinden, kurulurken, böyle kurulur, kurulduktan sonra, hızla, İslam dini elbisesi çıkarırlar. Ve, hızla, hızla, devlet, layıklık adına, dinsizleşir. Bununla alakalı, devlet kademelerinde, çalışanlar da, dinsizleşir. Ta, nereye kadar bu gelir, cumhuriyet döneminde? Bunu, cumhuriyeti koruyacağız, layıklığı koruyacağız, adı altında, dinsizlik yaşarken, Türkiye Cumhuriyeti'nde, buna yine, millet ayağa kalkacak, bir analiz, katılan olur, katılmayan olur.
Türkiye'deki, dini, gelişmeler, cemaat, tarikat ve, din odaklı, din ölçülü, siyaset oluşmaya başladığında, bu eski hastalık, zuhur eder. Bu hastalık şudur, cemaatlerin, tarikatlerin, siyasetçilerin, devlet kadrolarına, dindar insanlar, veyahut da, kendi kadrolarını koyma, kendi kadrolarını kurma, söz konusu olur.
Ve, Türkiye'de, hepinizin adı belirlen, bir cemaat, bu işin önderliğini yaparken, devlet ve değişik kurum ve kuruluşları, kendi kadrolarını koyarken, sufiler de, siyasetçiler de, bunu böyle yaparken, sufiler de, bu rüzgara, kapıldılar biraz. Ve, sufiler de, bu rüzgara, kapılaraktan, benim, yeni, sufi olduğum zamanlar, insanlar, hangi dergah, hangi cemaat, devlet kapısında, belediyelerde, resmi kurum ve kuruluşlarda, iş imkanı sağlıyorsa, insanlar, cemaat ve tekke, dergah seçimlerini, buna göre yaptılar.
Ve, hızla bu, yükseldi. Benim içinde bulunduğum dergahın, böyle bir işlevi ve işlemi olmadı. Biz hala da bu noktada, geri durmaya gayret ediyoruz. ve, ben ne zaman, böyle bir işin içerisine girersem, böyle yani, bu böyle, nasıl söyleyeyim, on yılda bir olur.
Yani, iki olmaz. Yani, ben dergah hayatım boyunca, bir veya iki kişi için, rica etmişimdir. Hepsinde de burnum kısmıştır. Sufi dünya, kendi ölçüsüne, adabına, erkanına, riad ettiği müddetçe, başı selamette oluyor. Ben şuna inanırım. İşsizliğe inanmam. Bir kimsenin, iş bulamamasına inanmam. O kimse, kendi kariyerine göre iş arıyordur. O kendi kafasına göre iş arıyordur. Ben 53 yaşındayım. Babam 16 yaşında öldü.
Ben hatırlamıyorum, bir hafta işsiz yattığımı. Patron da olmadık biz de. Ben işsizliğe inanmam. Ben iş yokluğuna inanmam. İşler yok, işler kesat. İnanmam. Ben evlenemiyorum. İnanmam. Ben iş bulamıyorum. İnanmam. İnanmam bunlara ben. Ben yetiremiyorum. İnanmam. İnanmam. İnanıyormuş gibi göründüğümü aldatmasın sizi. Susarım ben.
Seslenmem. Bir ara böyle çok bana şey gelince, bizim Cevdet Usta vardı. Nerede Cevdet? Orada mı? Cevdet Usta vardı. Tamirhanesi var. Geliyor adam. Benim işim yok diyor. Gönderiyorum Cevdet'e. Cevdet'e de dedim ki, Cevdet gönderdim kimseyi. Yüzü orada. Dedim, işine yaramasa dahi, al maaşını ben ödeyeceğim dedim. Cevdet üç gün çalışan oldu mu hiç?
Geliyor şimdi. İşim yok diyor. Var iş diyorum ben. Şu adrese git, bu telefona git, buraya git. De ki Mustafa Özbağ gönderdi. Ben işe başlayacağım burada. Hemen işe başla diyorum. Başla. İşin yok mu yok? Başla orada işe. Anahtar getir, anahtar götür. Al getir götür. Ne olacak ki? Tut tut, at at, kır kır, dök dök. Tamirci dikkatı. Gergef işlemeyeceksin ya. Kanaviçe de yapmayacaksın. İnce iş yapacak, elektronik bir iş de yok da sana. Yok ya. Vasıfsız bir insanın, hiçbir vasfı yoksa dahi, al götür, iş bulmuşsun, başında yağmur yok, güneş yok. Çalışın, çalış. Gayret et orada, koş dur. Bir gün sonra arıyorum.
Cevdet, birini gönderdim, geldi mi? Gelmedi efendim. Birini gönderdim, geldi mi? Dün geldi, bugün gelmedi efendim. Bitti. Neredeymiş işsizlik? Arkadaşlar, herkes, hemen köşeyi dönecek bir iş arıyor. Hemen patron olacak o kimse. Hemen paraları saymaya başlayacak. Hemen altına arabayı çekecek. Harika bir tane de villayı konduracak. Ondan sonra hayallerin prensesini de kurbanın ağzından alacak, dereken arında götürecek oraya. Böyle bir şey bekliyor. Çalışmayacak o kimse. Gayret etmeyecek. Ter dökmeyecek. Çıraklık yapmayacak. O hemen, şimdi yeni moda. İnternetten hemen para kazanacak. Hazır, internet bekliyor seni.
Biri gelmiş, bana anlatıyor bir de. Diyor, hemen para ben kazanacağım. Eee, ona bir laptop lazım, bir de internet hattı lazım. Dedim, sen üçüncüyü unutmuşsun. Ne lazım dedi. Bir tane de salak Mustafa Özbağ lazım sana dedim. Nasıl yani dedi. Sana laptop alacak dedim. Bende iki tane var dedim. Ben para kazanmasını bilmiyorum demek. Sen biri istiyorsun dedim. Bende iki tane var. Biri dedim çantamda taşıyorum. Birini de dedim dükkanda duruyor. Ben bilemedim dedim bunun kazanmasını. İşsizlikmiş. Hakkınızı helal edin. Hayır. İnanmıyorum. Bir de böyle erkekler var. Şimdi yeni çıktı. Bir dakikanızı alabilir miyim?
Buyurun. Simağınıza baktım. Siz bir şey isteyeceğiniz zaman güzel simağılardan istiyorsunuz. Ben hemen lafı yapıştırıyorum. Sen güzel gördün kardeş diyorum ben. Asıl güzel simağlı sensin ki beni güzel görmüşsün. Şeyen Lillah diyorum ben. Bakıyor şimdi. Ben de o ne güzel simağlı gördü. Al diyeceğim onu. Gençsin çalış kardeşim diyorum ben. Koş dur. Öyle bakıyor şimdi. İş mi var diyor. Var diyorum ben. İş mi var diyor. Birisi Bursa dedi. İş mi var dedim. Var dedim ben. Nerede dedi. Filancaya'ya git dedim. Acarlar züccacı var. Onun önünde dedim. Bağıran bir tane sakallı var dedim. Ona de ki dedim ben. Beni Mustafa Özbağ işe aldı. Bundan sonra burada ben bağıracağım dedim ben.
Ne yapacağım orada dedi. Bağıracağım dedim ben. Gideceğim ama bak dedi. Bak gitmezsen dedim. Vallahi de billahi de ahtım kalır sende dedim. Sen git dedim. Ve oraya gittiğinde dedim. O sakallıyı gördüğünde adı Said dedim. De ki dedim ben. Mustafa Özbağ telefonu açacakmışsın. Ben burada işe girdim. Ben geldim dükkana şimdi. Said selamun aleyküm. Aleyküm selam. Ne yapıyorsun? İyi misin? İyiyim. Arayan sonra ne oldu mu? Olmadı efendim. Gelen oldu mu? Olmadı efendim. Ha gelmemiş. Ben güzel simalıyım ya. Parayı vereceğim ona. Dilenmenin yeni modaları çıktı. Bunlar yeni moda.
Dilenme modaları. Allah muhafaza eylesin. Çalışın. İş yok diye bir şey yok. İş bulamıyorum diye bir şey yok. Yok. Bu normalde iş bulamayan arkadaş. Telefonunu yazmış. Hiç gerek yok. Cevdet Usta burada. Git şuraya misafir odasına gir. Cevdet Usta'yı bekliyorum de. O da gelsin alsın seni işe. Pazartesi başta. Hiç. Allah muhafaza eylesin. Şimdi yine bir soru var.
Ortalık yıkılacak yani şimdi. 6 yıllık evliyim. 4 yaşında bir çocuğum var. Eşimle birbirimizi severek evlendik. Beyim son bir yıldır benimle hiç ilgilenmiyor. Ben sanki evde hiç yokmuşum gibi davranıyor. Gözü hep dışarıda. Benimle hiçbir şey paylaşmıyor. Sürekli beni hor görüyor. Aşağı yılacı kötü sözler söylüyor. Artık iyice bunaldım. Hayattan hiç zevk alamaz hale geldim. Lütfen bana yardım edin. Bana bir çıkış yolu gösterin. Parantez içinde onu çok sevmekteyim. Yuvam yıkılsın istemiyorum. Allah razı olsun. Salih gülüyor cevabı biliyor. Ben bunlara da inanmam. Ben inanmam bunlara.
Seven sevdiğinden şikayet eder mi? Ben mesela kendimce diyeceğim ki bir kadın benimle ilgilenmiyor. Kendimde kabahat bulurum. Bir kadın benim yüzüme bakmıyorsa, beni yokmuş gibi görüyorsa kabahat bendedir. Benim eşim evde yokmuş gibi beni görüyorsa kabahat bendedir. Ya ben ona zulmetmişimdir. Ya ben ona gerekli bir erkeklik gösterememişimdir. Kocalık yapamamışımdır. Babalık yapamamışımdır. O beni terk etmiştir belki de. Veya beni yok hükmünde görüyordur. Kabahat benimdir. Ben asla kadına kabahat bulmam. Asla. Ben başka bir yere de gidiyorsam kadın da kendine baksın.
15 yılı geçiyor. Bu örneği verdiğimden taze örnekler vermeyeyim. Herkes bu örneği biliyor. Kadının birisi telefon açtı bana. Hocam selamun aleyküm aleyküm selam. Telefonunuzu sizin arkadaşlardan birisi verdi. Görüşebilir miyiz? Buyurun dedim ben. Kocam beni aldatıyor dedi. Peki. İşte hocaya mocaya gidecek, üfletecek ortalığa. Ceyim dursun. Ben soracağım siz cevap verin dedim. Bunu dedim edepsiz olarak da görmeyin. Evet veya hayır deyin dedim. Ben sizi tanımıyorum. Normal telefon bir de. O zamanlar cep telefonları falan öyle meşhur değil daha. Beyiniz sabah kaçta işe gidiyor dedim ben.
Sekizde gidiyor dedi. Siz kesin on birde kalkıyorsunuz dedim. Evet dedi. Beyiniz işe işten kaçta dönüyor dedim ben. Altı buçuk yedide dedi. Siz kesin sofrayı dedim. Dokuz buçuk onda kuruyorsunuz. Evet dedi. Sofrayı kurduktan sonra dedim. Yemeği yiyorsunuz. Muhakkak izlediğiniz bir dizi de vardır sizin dedim ben. Evet dedi. Yemekten sonra dedim oturuyorsunuz diziyi izliyorsunuz yatıyorsunuz. Öyle değil mi dedim ben evet dedi. Verdiğim cevap buydu. Dedim kaç yıl sonra sizi aldattı. İşte on yıl sonra. Ben dedim beş ay sonra giderdim dedim. En fazladır.
Bu telefonda kaldı. Bir şey. Dedim adam sabah sekizde mi işe gidiyor. Siz dedim en geç altı buçukta kalkacaksınız. Hatta dedim beş buçukta kalkacaksınız. Uyku halinizi üzerinizden alacaksınız dedim. Sabah süslenmesini yapacaksınız. Kadınlık yapacaksınız dedim sabahleyin adama. Ama bir tarafta da dedim mutfakta dedim kahvaltınız hazır olacak. Adam duşunu alacak. Siz dedim duşunuzu alacaksınız. Adamın bir güzel mükemmel kahvaltısını yaptıracaksın dedim. Adamı da giydireceksin dedim. İki dirhem bir çekirdek. Göndereceksin dedim. Vuracaksın kafayı yatacaksın dedim sabahleyin. Seda sayanız izlemeyeceksin dedim. Dedim adam kaçta geliyor? Altıda. Saat dedim dört buçuk beşte mutfağın hazır olacak yemeğin.
Üzerinden dedim yağ kokusunu gidermek için duşunu alacaksın dedim. En dekolte en güzel elbiseleri alacaksın dedim. Kulağına dedim karanfili de takacaksın. Adam geldiği zaman dedim ben. Hoş geldin hayatım diyeceksin dedim ben. Kapıda sarılacaksın adama dedim. Oturturacaksın adamı dedim salona. Bir dedim yorgunluk kahvesi içeceksiniz beraber dedim ben. Akşam kahvesi. Ardından hadi aşkım canım yemek hazır. Sofraya geçeceksiniz dedim. Yemeği yiyeceksin. Toparlayacaksın dedim bulaşığı koyacaksın kenara dedim. Adamın çayını kahvesini vereceksin. Oturacaksın yanına dedim. Sohbet edeceksin muhabbet edeceksin. Kadın telefonda kaldı. Bunları hiç yaptın mı dedim ben. Hiç yapmadım dedi.
Yeni evlendiğinde bile yapmadın mı dedim ben. Hayır dedi. Ne bahtsız adammış dedim ben. Bunu kızlar evde annelerinden görmüyorlar. Görmeyince böyle evleniyorlar. Evde babalar bunu istemiyor eşlerinden. Adam sabahleyin bir arkadaş vardı bizde. Dükkanın anahtarı ondaydı. Onda on buçukta geliyor bu dükkana. Ben açıyorum dükkanı o zaman. O da geliyor böyle benim yanımda çalışıyor hükmünde değil. Şey yapıyor o da kendine çalışıyor orada. Onda on buçukta ömürde geliyor dükkana. O zaman Reyhan da benim dükkan.
O arkadaş geliyor dükkana. Gidiyor orada Reyhan fırınından. Bir tane poğaça bir tane aşma bir şeyler alıyor. Bir çay söylüyor orada. Geliyor orada poğaça yiyor. İşte aşma yiyor. Üsülüyor mu adama genç adam. Yeni böyle yani çok eski evli de değil. Bir iki üç. Oğlum ne yapıyorsun sen dedim böyle ya. Böyle baktı. Senin evinde kahvaltı yapmıyor musun sen dedim ben. Adam böyle baktı bana dervişlerden o arkadaş. Abi nerede dedi ya. He dedim ben yatağın içinden parmağını çıkarıp hoşçakalın diyor sana dedim şeyden. Yorganın altından. Onu dese iyi dedi bana. Ben kaldım. Dedim hayatta poğaça imam ben dedim.
Ben hayatta dışarıdan kalkacağım da. Yani kahvaltılık alacağım dükkanda kahvaltı yapacağım. Balık baştan kokuyor. Sait burada Sait 15 yıldır beraberiz değil mi yaklaşık dükkan olarak. Hiç benim kahvaltısız geldiğimi gördün mü? Ya yapmıyorumdur hiç kahvaltı ben. Geleceğim dükkanda poğaça yiyeceğim. Ya da biz dükkanda hep beraber kahvaltı yapacakızdır. Anlaşmışızdır öyle. Yani öyle kahvaltı olur. Onu da bilirler zaten. Dükkanda ben kahvaltı yapacağım. Evden muhakkak bir şey gelir. Nerede Pınar az önce buralardaydı.
Gitti mi? Pınar yan tarafta mı? Demek ki gelmemiş yukarı. Ancak öyle olur. Herkes kendine yapar. Karşınızdaki kimseyi suçlamayı bırakın. Kendiniz olmanız gerektiği gibi olursanız Siz bozulmazsınız. Karşınızdaki bozulur. Hangi arı bala konmaktan kaçar ki? Hangi arı çiçeğe konmaktan kaçar ki? Hangi arı? Kim sevilmekten kaçar ki? Bana bir tane kadın veya erkek gösterin ki sevilmekten kaçsın. Fıtratullah'a aykırı.
Hangi kadın kendisini seven bir adamı bırakır gider? Hangi adam kendisini seven aşık olan bir kadını bırakır gider? Peygamber Efendimizin rüyasında ismini görmüş birisi Peygamber Efendimiz'i görmüş gibi midir?
Yakın. Maşallah Subhanallah. Getirme yok. Saat 10 olmamış çünkü.
Hakkınızı helal edin inşallah. Sorularınızı uzun yazmayın. Böyle küçük kağıtları yazın. Tek tek yazın. Hakkınızı helal edin inşallah. Bu güzelmiş. Kafirler için kabir azabı var mıdır? Var ise onlar da temizlenmiş olurlar mı? Onlar kafirler ebediyen azabın içinde. Aşkın doruk noktası var mı? O da aşktır. Bize hep hikayelerde Mecnun'un, Ferhat'ın yaptıklarını anlattılar. Ya Leyla Şirin ne yaptı? Leyla, Leyla'lık yaptı. Naz etti. Mecnun'un, Fuat'ı bıraktı. Gitti başkasından evlendi. Daha ne yapsın değil mi Leyla? O kadar da kötüle mi? Öyle de demedik. Leyla öyle yapmasaydı aşkın hakikati çıkmazdı meydana. Hep Leyla'lar öyle yapar.
Leyla öyle yaparsa, öylesine bir aşık, öylesine bir aşk tecelli eder ki, mitolojiye geçer. Küçümseme. Ama Leyla, vazifesi o. Havva'dan gelmiş. Gel dedi, gitti. Ben sizden ders almadım ama gönülden bağlıyım. İlk baş sizi, sonra Abdullah babayı rüyamda gördüm. Ne yapmam gerekir? Bilmiyorum. Yurtta kalıyoruz. Bu yüzden yurtta kalıyor.
Bu yüzden mi bilgi verir misiniz? Rüyada görmüşsün ya, yanmışsın sen. Sufiler için rüya önemlidir. Bir kimse rüyasında böyle bir üstadı, bir veliyi rüyasında görürse, gider ondan ders alır. Gider ona intisap eder. O hüccetli olmuş olur. Efendim? İmkanı yoksa. İmkansız diye bir şey yoktur. Adı vardır da, kendisi yoktur. İnsanlar onu imkansız görür. İmkansızlık, insanların kendi içlerinde hayali olarak oluşturdukları bir duygudur. Allah için imkansızlık yok.
Kullar imkansızlığı, imkansızlık olmayan bir zata, imkansız olmayan bir zattan isterlerse, imkansızlık diye bir şey olmaz. Namaza başladığım ilk zamanlarda kalkıp namaz kılmak çok zor geliyordu. Tabi yıllar geçti. Şimdi namaz geç kaldığı zaman veya cemaati kaçırdığım zaman huzursuzluk sıkıntı oluyor. Aynı şekilde ilk zamanlar tekkeye geleceğim gün uykum gelir, yol gözümde büyür, haftaya giderim gibi bahanelerle gelmediğim günler oluyordu.
Ama şimdi gelmediğim zaman evde duramıyor. Bir suçluluk duygusu hissediyorum. Canım sıkılıyor. Bunların anlamı nefsi terbiye etmek midir? Bir de nefis kötülüğü emrederken terbiye edildiğinde iyiliğimi emretmeye başlar. Nefisle şeytan ayrı şeyler midir? Bu konularda bir açıklık getirir misiniz? Yok okursam şimdi hepsini okumam lazım. Hakkınızı helal edin. El Fatiha. Amin. Kaçıncı beytte kalmışız? Efendim? Dünyada acı deniz var, tatlı su var.
Aralarında bir perzah var ki birbirine karışmaz o iki deniz. Fakat şu da var ki, iki deniz de bir asıldan coşup akmada. Sen şu ikisinden de geç de asla doğru yürü git. O zaman iyilikler de var, kötülükler de var, eksiklikler de var, tamam olanlar da var. Sen her ikisinden de geç de diyor Allah'a doğru yürü. İyiliğin de kötülüğün de sahibi Allah. Cennetin de cehennemin de sahibi Allah. Acının da tatlının da sahibi Allah. İman edenin de küfre gidenin de sahibi Allah. Sen her şeyin sahibi olan Allah'a doğru yürü git. Üç yüzüncü beytten devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Nesnur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi