Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 18 Ekim 2014

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 19 Ekim 2014 · 1:33:08

Selamun aleyküm. Allah gecenize heyretsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Ümmet-i Muhammed'i maddi-i manevi muhafaza edip kurtuluşa erdirsin inşallah. Evleneceğim adam benden 15 yaş küçük. Dinen bir sakıncası var mı? Normal hayatta iyi karşılanmıyor. Sizin düşünceniz nedir? Kur'an ve sünnete göre akıl bali olan bir kimse evlenmeye muhtedir ise, evliliği götürebilecek bir noktadaysa, evlenmesinde bir beis, bir sakınca yoktur. Yaşa bakmaz İslam. İslam bu noktada kadının da erkeğin de evliliğe muhtedir olup olmadığına bakar.
Evlilikteki muhtedirlik bir insanın kendine göredir. İkincisi insanın evlenecek olduğu şahsa aittir. Mesela bir kimse fizik olarak muhtedir olabilir, maddi olarak muhtedir olmayabilir. Maddi olarak kendisine muhtedirdir. Günlük, işte aylık 2 milyar örneğin geliri vardır. 2 milyar gelirle kendisine bakmaya muhtedirdir. Ama evlenecek olduğu bayan örneğin, bir erkek evlenirken, bayanın aylık gideri 5 milyarsa, 7 milyarsa, 10 milyarsa ve bayan o hayat standardını erkekten istiyorsa, erkeğin bu noktada muhtedirsizliği çıkar ortaya. İnsanlar hayat standartlarını göz önünde bulundurmaları gerekir. En az hayat standardı, bir kadının, bir kızın, annesinin, babasının yanında yaşadığı hayat standardıdır.
Kız bunun üstünde bir şey talep edebilir, talep ederse erkek bu sefer onun talebini karşılayıp karşılamamada yine de görüşmesi lazım. Ama evlenecek olduğunuz kız veya erkeklerin hayat standartını karşıdaki kimsenin istediğinizde otomatikman kabul etmiş olursunuz. Eğer konuşulmazsa, erkek bunu konuşursa, derse ki benim hayat standardım şu şartlarda, sen şu şartlarda bir hayat standardını kabul edersen seninle evlenebilirim derse, o zaman erkeğin hayat standardına kadın uymuş olur.
Eğer konuşulmazsa, burada pozitif ayrımcılık vardır, kadının hayat standardı geçerli olmuş olur. Kadın babasının evinde ayda iki sefer, örneğin üç sefer, dört sefer, beş sefer et yemeği yiyorsa en azından onun karşıdaki erkeğin karşılaması gerekir. Konuşulmazsa, kadının bu noktadaki hayat standardı geçerlidir. Konuşulma, o zaman erkeklerin bunu konuşması gerekir. Bizde bunlar konuşulmaz evlenirken. Kimse bunları konuşmaz. Herkesin kafasında pembe pancurlu, yeşil küçük bahçeli, evin içerisinde miyav miyav kediler bahçesinde bir tane köpek, çomar adı da. Bunu hayal ederler.
Öyle değildir realite. O yüzden evlilikte hayat standardı, önemli evlilikte dünya görüşü, düşüncesi önemli. Bunlar önemli şeyler. Hayatı yaşarken insanların önüne gelen şeyler. Bunlar konuşulması lazım. Yoksa işte kadın 60 yaşında, erkek de 20 yaşında olabilir. Hiç önemli değil. Eğer kadının 60 yaşında bir kadın 20 yaşındaki bir erkeğin standardını yakalayabilecekse evlensin. Ama erkek o standarttan memnunsa evlensin. Bu noktada bir sıkıntı yok. Veyahut da kadın 90 yaşında da olabilir. Önemli değil bu. Erkek de 15 yaşında olabilir. Eğer standardı götürebileceklerse bunda bir sıkıntı yok. Kendinden kaçmak ne demektir?
Kendinden kaçmakla alakalı çok şey konuşabilir insanlar. Ama insanlar kendilerinden ne kadar kaçarlarsa kaçsınlar, kendi realiteleri kendi önlerine gelir. İnsanın kendisiyle yüzleşmesi dediği şey kendi realitesidir. İnsan bir anlık belki de psikolojisini düzeltmek için kendi realitesinin önüne hayali bir perde koyup, kendince kendisini farklı bir dünyada hissetmek isteyebilir.
Hatta bunu becerebilir de, başarabilir de. Bunu yapacağı zamanlar böyle şok, bir şok bir meseleyle karşılaştığında, insan o şok meselenin altından kalkabilmek için bu tip kendi üzerinde psikolojik oyunlar oynayabilir. Ama bu sonuçta insanın realitesidir. Realitesi önüne gelecektir. Bir kadın asla bir erkeği doğutturamayacaktır. Bir kadın ne kadar ameliyat geçirirse geçirsin, asla doğuramayacaktır. Neresine ne süs, ne makyajı yaparsa yapsın, bir erkek ne kadar ameliyat olursa olsun, fıtratı fıtratıdır, o erkektir. Bir kadın ne yaparsa yapsın, ne kadar kendini değiştirmeye çalışırsa çalışsın, ayağına çizme beline tabanca kafasına istediği fotoğraf şapkayı koysun, kadın kadındır.
Bu noktada o fıtratını değiştirmeyecektir. Veyahut da bir kimse kendisinin zayıf yönlerini biliyordur, kendisinin zayıf yönü bir gün kendisini alt edecektir. Ne kadar kaçarsa kazsın. O zayıf yönünü kuvvetlendirmek, o zayıf yönünü geliştirmekle mükelleftir. Eğer o zayıf yönünü geliştirmez, zayıf yönünü kuvvetlendirmezse, o zayıf tarafı onu bir gün alt eder. Oradan vurulur. O yüzden bir kimsenin kendinden kaçması düşünülemez. O bir gün önüne gelir çünkü. O yüzden bunlar geçici tedavi olarak, geçici bir meselenin altından kalkmak olarak uygulanabilir. Önemli olan bir insanın kendisini tanımlayıp, kendisinin girintilerini, çıkıntılarını bilip, kendi üzerinde kendi kendisine operasyon yapmasıdır.
Bu da o kimseyi ayaklarının üzerine bastırır. O kimse kendine güvenen, bu noktada, ilahlık noktasında değil, kendi girintilerini ve çıkıntılarını tanımlamış, zayıf noktalarını biliyor. Örneğin bir kadın ona tebessüm ettiğinde erkek gevşiyor. Bunu bildiğinden o kadınların tebessümünden uzak duracak. Set çekecek kendine. Veya bir kadın, bir erkek ona tebessüm ettiğinde gevşiyor. Kadın kendisine set çekecek. Bu kendisinin normalde ama olumlu, ama olumsuz noktalarını tespit edecek. İşte ooo bir bakmışsın, ufacık bir muhabbetten kahkahalar döşüyor ortalığa. Onu bilecek. O yüzden kendisini tanımlayarak kendisini disiplin edecek. Kendisinin zayıf noktalarını disiplin edecek.
Burası tasavvufi bir mekan olduğundan ancak meseleye tasavvuf gözlüğüyle bakacağız. Tasavvuf gözlüğüyle de bakınca nefis mücadelesi girecek. Bir kimse kendi nefsini tanımlayabilirse mücadele eder. Kendi nefsini tanımlayamazsa onu mücadele etmesi mümkün değildir. O zaman biz nefsimizin zayıf yönlerini bileceğiz. Nefsimizin zayıf yönlerini bilerekten kendimiz o zayıf taraflarını kuvvetlendireceğiz. Bu iman ile, İslam ile, Kur'an ve sünnet ahlaki ile olacak olan şeyler. O nefsin tamamıyla mücadele etmek vardır. Bu haramlardan uzak durup ibadetleri yerine getirmektir. Bu nefsi otomatikman bizim kimliğimizi ve kişiliğimizi belli bir noktada tutar. Haramı asla düşünmemek, haramı asla meyletmemek, haramla ilgi ve alaka kurmamak, bunu kalbinden dahi geçirmemek, bunu aklından dahi geçirmemek.
Bu o kimseyi bu noktada, haramlar noktasında yıkılmaz duvar gibi eder. Yıkılmaz duvar olur o. Haramı ufak tefek düşünmeye başladığında, kurt girdi ağacın içerisine. Başladı kemirmeye. Oradan bir duvardan bir sızıntı başladı. O sızıntıdan o duvar çürüyecek. Küçücükmüş gibi gelebilir size. Bu kendini tanımlamayla alakalı. O zaman kendimizi tanımlayacaksak, kendimizden kaçmanın bir anlamı yok. Kendimizden kaçmadan, kendimizi karşımıza koyup, neren eksik senin deyip bakıp, eksik taraflarını tamamlamak, doldurmak. Bunu ehli sufi sohbetlerin arasından kendisine lazım olanı alaraktan yapar. Mesela şimdi burada, orada bir küçücük bir hareketlenme oldu, herkes baktı.
Öyle değil mi? Bakanlar, zayıf kişilikli olanlar. Bunu yanlış anlamayın, öğreti bu. Niçin? Bir yerde sohbet varsa, sohbete odaklandıysan, bomba patlasalar duymazsın onu. Odakla alakalı. Odaklanan insanlar başarılı insanlardır. Odağınızı karıştırmayacaksınız hiç. Bir şeye odaklandınız, odaklandığınız şeye kitleyeceksiniz kendinizi. Başarıyı o zaman yakalayabilirsiniz. Başarıyı ancak o zaman yakalarsınız. Bir şeye kendini kitlemek demek, masanın üzerindeki bütün her şey olduğu gibi kitlenmek demektir. Masaya bakarsınız, masanın üzerindeki bütün her şeye bakar, hıfzedersiniz.
Ben gözü kapalı şimdi kahve içebilirim. Neden? Odakladım, baktım. Neyin nerede olduğunu gördüm. Neyin nerede olduğunu gördüm, hemen hıfzettim onu. Odamdan hiç kaçırmayacağım. Odamdan hiç kaçırmadan kahvemi de içerim, suyumu da içerim, öbür içeceğimi de içerim, sıradan içerim. Hangisinin ne olduğunu unutmam odaklanırsam. Bunlar kendisini tanımlama, kendini yetiştirme formülleri. Kendinizi yetiştirin. Karşınızdaki kimseye odaklanın. Onun yüzünü gözüne bakın. Onu bir daha unutmayın. 20 yıl sonra karşınıza çıktığınızda, ben seni filanca yerde tekkede görmüştüm deyin. Bu insanın kendisini yetiştirmesiyle alakalı. Yetiştirir insan kendini.
O yüzden kendinden kaçmak yok. Sezen Aksu söylüyor onu da ama kaçılmıyor. İnsanın sonuçta kendisi kendisini taşıyor. Şöyle düşünün. 20 yıl sonra nasıl bir kimlik hayal ediyorsunuz kendi üzerinizde? 30 yıl sonra hangi kimlikle durmak istiyorsunuz? 5 yıl sonra nasıl bir kimliğinizin oluşmasını isterdiniz ki?
5 yıl önce bir hata yaptın, aynı hataya devam ediyorsan kimliğinde, kişiliğinde hiçbir gelişme olmamış. Kendini tamir etmemişi. Hiç kendini negatif taraflarıyla mücadele etmemişi. Bu aslında tasavvufi manada hepimizin yapması gereken şeyler. Bir müridin mürşidine olan bağlılığının, ona olan sevgisinin gerçek olup olmadığı ne ile anlaşılır?
Müridin mürşidine olan bir alınganlığının var olması, onun sevgisinin nefsinden olduğunu mu gösterir? Mürid mürşid ilişkilerinin üzerine çok kitaplar yazılmış, çok laflar edilmiş. Çünkü insanlık var olduğundan beri tasavvuf var, tarikat var. Bütün peygamberlerin, bütün dinlerin kendilerince, kendi darilerinde bir tarikatları, yolları olmuş. Bunun adına tasavvuf diyoruz. Siz bakmayın İslam'a böyle saldırdıklarına, tarikat yok dediklerine filan. Hristiyanların tarikatları İslam'dan çok fazladır. Onlar da böyle mitolojik olarak işte konuşurlarken veya eserlerinde 12'ye 14'e indirdiği söylenirler. Musevilerin de aynıdır.
Musevilerin tarikat anlayışı ve tarikatı hepsinden fazladır. Çünkü dinin içerisinde bir algı farklılığı olur. Ve dinin gelişmesi için de bu algı farklılığı lazımdır. Mesela bazen İslam dünyasında söylerler ya, koca koca profesörler çıkarlar bir de bunu eleştirirler televizyonlarda. Bu mezhepler nereden çıktı? Mezhep yok. Bu mezhepler nereden çıktı? Mezhep yok diyenler farkında değillerdir. Eleştirdikleri selefi-vahabi çizgisine kendilerini götürürler. Bir selefi-vahabi bir profesörle mezhepler yok diyen profesörlerin dili aynıdır. Selefi-vahabi çizgisindeki bir kimse mezhep yok der, mezhepleri inkar eder, tarikatları inkar eder.
Çıplak, net bu noktada hiçbir böyle iştihada yer bırakmaksızın, bizimki Kur'an ve sünnet der, onlarla da ben konuştuğumda bir meselede dört tane farklı yaklaşım var sünnette dedim de, birini tercih ediyoruz biz der, bu mezhep olmuyor mu derim o zaman birini tercih etmek. Birini tercih etmek mezhep oluyor çünkü, o birini tercih ediyor, öbürki de başka birini tercih ediyor. Din zengin çünkü, zengin. Bu algılar, bu anlayışlar dinin insanlar tarafından her dönemde, her zamanda anlaşılıp yaşanması için gerekli olan bir şey. Tarikatlar da öyle, tarikatlar da dinin kendi içerisinde, kendi dairesinde, kendi çizgisinde. O günkü insanların Allah'ı sevme metotlarını geliştirdiği şeyler.
Bundan 1200 yıl önce Allah'ı sevmenin ölçütü çok namaz kılmaktı, çok ibadet etmekti. Bundan 1200 yıl önce Allah'ı sevmenin ölçütü, dünyalık hiçbir şey elde etmeden, dünyayla alakalı hiçbir şeyinin olmamasıydı. Hatta tabiinden sonra bir kısmı evlenmemeyi, çoluk çocuk sahibi edinmemeyi dinden kabul ettiler. Bir kısmı dünyevi işlerle iştigal etmemeyi dinden kabul ettiler.
Bunlar her dinin başına gelen şeylerdir. Çünkü dinin müntesipleri, bir daha dini içerikli göstermek için kendilerine değişik yol ararlar, bulurlar kendilerince ve onu uygulamaya başlarlar. Bunun gibi Adem'den itibaren tarikatlar vardır. Adem'den itibaren tarikatlar var ise, Adem'den itibaren de mürid-mürşid ilişkisi vardır. Sonuçta mürid ve mürşid ilişkisi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemlerle ahsabın arasındaki ilişki düzeyinde, seviyesinde demiyorum bakalım, düzeyinde olduğu müddetçe, o menfezde, o dairede olduğu müddetçe hiçbir sıkıntı yoktur. Ama mürid-mürşid ilişkisi, bu Kur'an ve sünnet çizgisinin dışına çıktığı anda sıkıntı doğar.
Bu hayatın her tarafında aynıdır. Bir kadının kocasıyla olan ilişkisi, Kur'an ve sünnet çizgisinden çıkarsa sıkıntı vardır. Bir çocuğun anne ve babasıyla olan ilişkisinde, Kur'an ve sünnet çizgisinden çıkılırsa sıkıntı vardır. Yani babası sen benim oğlumsun, benim istediğimi yapacaksın, gel burada benimle beraber içeceksin dediğinde, çocuk da ben babaya itaat etmem lazım. Veyahut da babası bu Kur'an'ın sünnetin emri değil mi, babaya itaat farz, içki içeceksin dediğinde, haramda itaat yoktur diyebiliyorsa çocuk, ilişki doğru noktaya gidecektir. Aynı şekilde kadın koca arasında, koca kadın arasında, aynı şekilde insanların arkadaşları birbirlerine dostlukları arasında da aynı düzlemi oturtturmaları gerekir.
İki arkadaş birbirinden haram bir şey istememesi gerekir. Birbirine haram bir arkadaşların arasındaki ölçü, helal daire olması gerekir. Haram bir arkadaş. Aşılmadığı müddetçe ikilerde bir problem çıkmaz. En azından Kur'an ve sünneti uyan kimse için bir problem yoktur. Bir kadın, bir erkek eşinden haram bir şey istemediği müddetçe, Kur'an ve sünnet dairesinde bir şey istediği eşi yerine getirmezse, eşi bu noktada mükellef olur.
Veyahut da erkeğine Kur'an ve sünnet dairesinde davranır, erkeğine Kur'an ve sünnet dairesindeki bir şeyler isterse, yine bir sıkıntı yoktur. Bunun dışına çıkıp yine problem var. Bütün ilişkilerinizde, bütün faaliyetlerinizde, bütün sosyalitenizde, Kur'an ve sünneti önde tutacaksınız. Ya bu böyle de olsa olur, olmaz kardeş öyle. Sen Allah'tan iyi mi biliyorsun? Olmaz öyle. Sen Resulullah'tan sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden iyi mi biliyorsun? Din bu hukuku koymuş koymuş, din bu hükmü koymuş koymuş, herkes ona tabi olacak. Din bu. Yoksa git kendine yeni bir Allah bul bulabilirsen, git kendine yeni bir din oluşturabilirsen. Bir farkın kalmadı.
O yüzden normalde mürid de mürşidini Kur'an ve sünnet dairesinde sever. Müridin mürşidine olan muhabbeti, sünnet-i Resulullah ve Kur'an'ın müsaadettiği kadardır. Bir kimsenin mürşidini, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden fazla sevmesi beklenilmez. Mürşidini sevgisinden dolayı işte onun hiç hatası kusuru yoktur deme lüksüne sahip değil. Bu noktada mürşidini Allah için, mürşidini din, Kur'an, sünnet dairesinde bağlanaraktan, severekten kendisini tutar. E bu noktada müridin mürşidine olan alınganlığı olamaz. Alınganlık bu noktada müride düşmez. Mürid terbiye esnasında, yol esnasında mürşidine alınma gibi bir lüksü ve durumu olamaz.
Bu insanı geri iter. Mürşidi ona terbiye gerektiğinde, ona bu noktada sert de konuşacaktır. Ona bu noktada sert konuşmak demeyelim de ikaz da edecektir, irşad da edecektir. Ona gerekli olan her şeyi söyleyecektir. Onun nefsine ne lazımsa onu diyecektir. Mürşidin de müridine karşı davranışı, Kur'an ve sünnet dairesindeki davranış olması gerekir. Mürşidin de müridine olan davranışı kendi heva ve hevesinden olmaz. Eğer zaten bir kimse mürşid ise gerçek anlamda, o zaman müridine Kur'an ve sünnetin dışında bir şeyle davranılması düşünülemez. Düşünülmesi mümkün değil. Biraz içeri doğru yanaşıverin. Toplum içerisinde farklı bir algı var. Seven sevdiğinden sevdiğine alınırmış.
Bunlar doğru tecelliyatlar değil. Sahabe Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine alınmış mıydı? Alınan varsa da, o Kur'an ve sünneti söylediği müddetçe nefsine uymuş oldu. Onların nefislerine uyduklarını Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ikaz etti. Mesela zekat toplamaya gitmişti birisi. Zekat toplamaya, aklıma geleni söyleyeyim hemen. Zekat toplamaya gidince, işte zekatları toplarken, zekat topladığı şahıslar, onun kendisine de böyle birer koyun, ikişer koyun hediye mahiyetinde bir şeyler vermiş. O sahabe gelir Medine'ye, Mescid-i Nebevi'ye gelir. Mescid-i Nebevi'de bunlar işte zekat, bu koyunlar zekat, devletin hakkı.
Bunlar da bana, bunlar da benim hakkım, bana hediye verdiler diye. Ayırmaya başlayınca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yüzü birden değişir. Hemen kızarır morarır, alnındaki damarlar şişer. Hemen hutbeye çıkar. Size ne oluyor ki der. Size ne oluyor ki? Siz bu benim, bu senin diye ayırıyorsunuz. Siz bu vazife ile vazifelenmemiş olsaydınız, size bu hediyeyi kim verirdi?
Demek ki sen bir vazife ile vazifelendirilmişsin. Sen o vazife ile vazifelendirildiğin için sana hediye gelmiş. Senin o hediyeyi almaya hakkın yok. Senin o yemeği yemeye hakkın yok. Sebep, kardeş, kaç yıldır tanışıyorsunuz? Sen çavuş olmasaydın, sana bu yemeği ikram edecek miydi bu adam?
Sen ders yaptırmamış olsaydın, seni arabasına alıp götürecek miydi bu? Senin cebine bir harçlık koyacak mıydı? Gerçek sufiler bu tip hadislerden yola çıkarak tam bunları yasaklamışlar. Ve sufilerin içerisinden bu tip şeyler yapanlar var ise ikaz etmişler. Onlar da alınganlık gösterip gitmemişler. Örneğin, bir kimseyi Kur'an ve sünnet dairesine getirmek için veyahut da Kur'an ve sünnet edebiyle edeplendirmek, sufi adabına taşımak için ona bir şey söylendiğinde o alınganlık yapıyorsa o nefsine uydu. O zaman birisi de nefsine uyacak diye öğreticinin öğretecek olduğu şeyi söylememesi gibi düşünülemez. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden gerçekten sevenler alıngan olmazlar. Alıngan olan sevilendir. Sevilen alınganlık yapar. Bu sevilenin halidir, sevenin değil. Allah bizi sevenlerden eylesin. Kendini bilen Rabbini bilir hadisinde kendini bilmenin manası nedir? Bu normalde biz kendimizi bilelim, kendi eksikliklerimizi, noksanlıklarımızı tanıyalım, eksikliklerimizi ve noksanlıklarımızı tamamlamaya gayret edelim.
Bunu normalde sufi manada arkadaşlar, kardeşler, bir kısım ehli tasavvuf çok affedersiniz, abdesti yok, namazı yok, kendisini tanıcak. Haramın içerisinde dolaşıyor, kendini tanınacakmış arkadaş. Çok çası ile rastlıyorum bunu. Çok yerde de rastlıyorum. Öğrenmişler ya bu meseleyi. Bunu öğrendikleri için artık çok önemli bir şey öğrendiler. O kendini tanıyan Rabbini tanıcak. Hemen kendisinin kendince manasına dalacak. Hemen ruh nedir, sır nedir bunları öğrenecek. Hemen kalp nedir bunları öğrenecek. O buralarda dolaşacaklar. Eğer söz konusu olan İslam'sa ve İslam tasavvufu'sa, kardeş sen önce abdest almasını öğren.
Önce sen namazı öğren. Önce sen haramlardan uzak durmayı öğren kendini tanıcaksan. Önce Allah'ın emirlerini öğren. Cenab-ı Hak neleri yasaklamış koy. Sen neleri yapıyorsun? Onun karşılığında da onu koy. Yalan söyleyemediğim için yalan söylüyorsun. Tanın kendini. Sen bir yalancısın. Gıybet etme demiş, gıybet ediyorsun. Sen bir gıybetçisin. Sen ölmüş kardeşinin etini yemektesin. Ağzın leş kokuyor. Önce senin namazının kabul olması için helal yemen lazım. Cenab-ı Hak helal yemeği önde tutmuş. Kazancına bak helal mı? Fuhuş haram, fuhuşun her türlüsü haram.
Haram. Sen ona bak, neredesin? Neredesin? Facebook'tan bir kıza yazılmak için mi uğraşıyorsun? Facebook'tan bir adama yazılmak için mi uğraşıyorsun? Ona bak işte kendin olsun sen. Tanı. Gidip elin kızına bir arkadaşlık teklif edeyim, uyduruvereyim, kaydırıvereyim mi diye düşünüyorsun? Olsun sen. Başka bir şey değilsin. Elin evli kadınla mı sarkıyorsun? Evlenmiş yolunda giden bir kadın neymiş de yolluymuş o. Sen de yolcususun dedim o zaman. O yolluysa sen de yolcusun. Ne farkın var?
Ne farkın kaldı? Sen busun, zanisin. Tanı kendini. Kendini tanı. Teyzesine bakmaya çalışıyor. Ya bu devirde bana fetva soruyor bir kimse. Teyzemi nikahlayabilir miyim diye. Nasıl bir dünyada yaşadığınızın farkında değilsiniz siz de.
Herkesin kızı var, oğlu var, evladı var, çoluğu var, çocuğu var. Tanı kendini. Kendini tanı. Ondan sonra ben konuşunca bir şey efendi böyle konuşur mu? Ya ne diyeyim sana dedim. Ona hikayeyi anlattım. Hani gelmiş bir adam. Demiş efendim. Ben derviş olacağım ama demiş. Benim ağzımın vavu çok bozuk. Ben çok küfür ediyorum. Şeyh Efendi de mübarek böyle önceden ağız taşları var. Gıybet konuşmayalım, dedikodu etmeyelim diye. Sufilik adabından. Ağız taşı. Bir tane ağız taşı var Şeyh Efendi'nin ağzında. Çok konuşmamak için. Bu ağız taşının hikayesini bir gün anlatayım.
Ta nereden? Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'e dayanıyor. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'i yılan sokunca zehirlemesin diye Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir taş alıyor, onun ağzına koyuyor. Ağız taşı bu. O ölmezden önce Hazreti Osman'a, Ömer'e veriyor. Ömer Osman'a veriyor. Osman Ali radiyallahu anh Hazretleri'ne veriyor. Ali Hazreti Hasan'a, Hasan'dan Hüseyin'e geçiyor. Hüseyin'den sonra ağız taşı yok. Ne olduğu belli değil. Sufi adabındandır ve sufilerin bu çeyizindendir. Bir dervişin, bir sufinin çeyizidir. Bu akik taşı olabilir. Buna ağız taşı derler. Aslında gidip o zehirlendiği mağaradan bir taş almak lazım. Hep unutuyorum bunu. Allah demek ki unutturuyor.
Her seferinde diyorum ki, o mağarayı, tabi bu Suudiler yıkmadılarsa onu da. Bu Suudiler, bu azgın Suudi, bu Vahabi Suudiler böyle giderse, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin kabri şerifini bile yıkacak bunlar. Bir tane kabri şerif bırakmadılar çünkü Cennetül Vakide. Siz bir tane orada sahabe mezarının yerini bulamazsınız. Bir tane mezhep imamının mezarını bulamazsınız. Oradaki mezarlıkta her ne varsa yıktılar bunlar. Bunlar Mescidi Nebevi ve Mescidi Kabe'nin bulunduğu yer işgal altında. Nasıl Kudüs, nasıl Kudüs Yahudilerin işgalinde, buraları da Suudi'nin işgalinde. Allah kurtarsın inşallah. Bu ağız taşı var. Şeyh Efendi'nin de ağzında bir taş varmış.
Böyle o deyince efendim ben çok küfürbazım deyince, mübarek ağzından taşı çıkarmış ona vermiş. Al evladım bunu demiş. Küfür edeceğin zaman aklına gelsin. Bu taş ağzında dursun. Biraz yürümeye başlamışlar. Mürid arkada, mürşid önde. Adaptandır, büyüklerin önüne geçilmez. Bir kimse babasının önünde yürümez. Bir kimse hocasının önünde yürümez. Bir kimse devlet başkanının önünde yürümez. Bir kimse üstadının önünde yürümez. Ancak üstadı derse siz yürüyün ben arkadan gideceğim. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde sünnetidir. Ancak o zaman yürünür. Bir kimse büyünün önünden yürümez. Çibirliliktir bunların hepsi de. Allah muhafaza eylesin.
Mürid arkada, mürşid önde gidiyor. Birisi geliyor. Efendim selamun aleyküm aleyküm selam. Diyor ki ben size bir şey soracaktım. Bir fetva soracaktım. Buyurun diyor. Efendim bir insan diyor şeftaliyi yetiştirse. O şeftalini diyor ağacından bir müddet beklese. Meyvesi çıksa. İlk şeftali diyor. Kendisi yemesi caiz değil midir? Caizdir evladım diyor. Peki diyor bir insan da diyor. Kızını kendisi yetiştiriyor. O hale getiriyor. Önce kendisi yemesi caiz olmaz mı? deyince şeyh efendi renkten renge giriyor. Dönüyor dervişe. Ondan sonra ver oğlum şu taşı bana diyor. Tabi derviş taşı ağzından çıkarıyor. Diyor ki efendim ben işte böyle anasını avradını bilmem ne yaptıklarımdan küfrediyorum diyor.
İşte ben bunlara küfrediyorum diyor. Şimdi bu teyzesini nikahlamaya çalışana bunu anlattım. Yani yaşıyorlarmış da beraber. Nikahlayacaklar. Yani nikahlanacaklar. Derin bir hoca lazımmış. O derin hoca da benmişim. Dedim hiç öyle bir derinliğimi bilmiyordum ama dedim. Demek ki dedim derin. Sana kim dedim bu konuda bir şey söyledi. Kimse bir şey söylemedi. Nereden buldun beni dedim ben. İnternetten baktım dedi. Oğlum sen bakmışsın sadece dinlememişsin dedim. Senin südün bozuk. Senin dedim bütün südünüz bozuk sizin dedim. Siz südü bozuksunuz dedim.
Bir kimse teyzesine, yengesine, amcasının karısına, oğlan kardeşinin karısına nikahlanması yasak olan bir kimseye bakıyorsa südü bozuk. E kendini tanı. Nerede olduğuna bir bak. Nerede olduğuna bir bak. Allah bizi kendimizi bu manada tanıyanlardan eylesin. Yoksa o gidecek. Ruh nedirin altına girecek. Çıkamayacak altından. Sır arıyor arkadaş. Kendini tanıcak ya. Bir sırra erişecek. Ay ne kadar âlâ. Ne kadar âlâ. Dün bir, bugün iki. Abdest almadan sırra eriş. Allah muhafaza eylesin. Kadınların zihniyetlerini örtmesiyle ilgili olan bir ayet-i kerimede yaşlı kadınların bunu yapmasının zorunlu olmadığı.
Ama yapmasının daha uygun olacağı belirtiliyor. Burada yaşı geçmiş kadında ölçü nedir? Teşekkür ederiz. Şimdi, kırsal kesimde bir kadın kırkından ellisinden sonra albenisi kalmazdı. Hatta gidin şimdi köylere falan böyle kırsal kesime. Ellisinden sonra bir kadına baksanız derseniz ki ya bu iyice geçmiş gitmiş nene olmuş. Sekiz dokuz tane çocuk doğurmuştur. İneğin peşinden, koyunun peşinden koştur. O çocukları büyüt. Tarlayı ek, biç. Mümkün değil o. Böyle bir kadının tesettürüne çok riayet etmesi beklenmez. Hanefiler de demişler zaten böyle adetten falan kesilince o böyle erkek hükmüne koymuşlar ölelerini. Ama öyle deyip de böyle saçını başını dağıtacak değil.
Mesela işte kolunun böyle görülmesi gibi. Saçının ucundan bir yerinin görülmesi gibi. Böyle. Onlar daha böyle tesettüre riayet ederlerse âlâ olur. Ama öbür türlü gerekmez ona. Kendinden geçmiş bir kadın. Ona bir erkeğin kadın olarak bakma ihtimali kalmaz. Şehir toplumunda bu geçerli değil. Niçin? Şimdi kadınlar 50-60 yaşında da olsa bakımlı. Kadınlar diri. O yüzden aa ben nasıl olsa 50-60 yaşına geldim, yaşlı sayılırım, tesettürüme riayet etmesem de olur denilemez. El hidayede kazaya kalan namazları kılmadan önce ezan okunması ve kahmet getirmesi gerektiği yazıyor. Biz bayanlar olarak çok uyguladığımız bir şey olmadığı için bu hükmün beyan erkek farkı olup olmadığını sormak istedik.
Kaza namazından önce bayanlar olarak ezan okuyup kahmet getirmemiz gerekir mi? Sadece kahmet yeterli olduğuna dair fetva okuduğumu hatırlıyorum. Yanlış da olabilir. Yani her vakit için mesela 5 vakit namazı kaza edecek. 5 vakit namazı kaza edecek olan bir kimse her vakte kahmet getirmesi yeterli diye okuduğumu biliyorum. Ama el hidayede bu noktada böyle kenara atılacak bir eser değil. Onunla da amel edilir bir sıkıntı yok. Sizden olan emir sahiplerine uyunuz. Cehenneme gideceklerden 9'undan biri sizden olan emir sahiplerine karşı itaatsizlik edenlerdir. diye yazıyor edebil müfrette. Sizden olan emir sahiplerinden basit kasıt anne baba peygamberimiz ve yaradığımız olan Allah olarak mı adlandırılmalı?
İki, olan ise sizden olan emir sahipler olarak başbakan veya cumhurbaşkanı olabilir mi? Ayet-i kerimede Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin der. Burada sizden olan emir sahiplerinde kasıt o kimsenin Kur'an-ı sünnet-i dini mübini kendisine şiar edilmesi gerekir. Yoksa bunu normal bir devlet başkanı olarak algılarsak, bütün devlet başkanları bu noktada bizden olarak algılanır ve ona itaat etmemiz gerekir.
Bu noktada hanefilerin bütün hepsi de devlet başkanına itaatin ancak Kur'an ve sünnet tarihinde olması gerektiğine, devlet başkanı aynı zamanda çünkü ümmetin de bu noktada oradaki insanların, müminlerin de emiri hükmündedir. Müminlerin emiri hükmünde olacak olan bir kimsenin, Kur'an ve sünneti hukukuyla beraber kendisine şiar edilmesi, kabul etmesi, bununla amel etmesi gerektiğine inanılır. O yüzden bizden olan emir sahipleri anne baba değildir. Ya siyasi, askeri, iktisadi noktada devlet başkanıdır. Ancak devlet başkanı ve devlet, Kur'an ve sünnet dairesinde ise itaat edilir. Kur'an ve sünnet dairesinde değil ise mecbur kaldığımız yerlerde itaat ederiz. Yoksa daha önce mesela işte devlet karar almıştı başörtüsünü çıkarın diye.
İtaat edilmez. İtaat edilmez o zaman. Aslında topyekun bütün Müslümanlar, Kur'an ve sünnete uymayan hiçbir şeye itaat etmemeleri gerekir. Eğer bir şey Kur'an ve sünnete uyuyorsa itaat edecekler. Genel kaide olarak. Kan, abdesti bozuyormuş, bozmuyormuş bunlar talih mesele. Ama abdest almayacaksınız dediyorsa bir kimse, hayır biz abdest alacağız. Bu talih mesele değil. Cuma farz. Herkes işini bırakıp Cuma'ya gidecek. Örnek. Topyekun.
Siz herhangi bir İslam dünyasında topyekun insanların Cuma'ya gittiğini düşünebiliyor musunuz? İşte o zaman oradaki İslam dünyasındaki oradaki insanlar hürriyetine kavuşmuş olacaklar. Eğer bir İslam dünyasında, eğer bir İslam ülkesinde topyekun insanlar Cuma'ya gitmiyorlarsa, orada henüz daha İslami düşünce fikir yerleşmemiş henüz daha.
Siz bir İslam ülkesinde, İslam dünyasında Müslüman kadınların bilmem ne evlerinde satıldığını düşünebiliyor musunuz? Siz İslam dünyasında bankaların faizle para satmasını veyahut da halkın birbirine faizle para satmasını normal karşılayabilir misiniz? İşte itaat edilmemesi gereken şeyler bunlar.
Bir itaatsizlik olacaksa evet, itaat Kur'an ve sünnetedir. Kur'an ve sünnet dairesindeki bir emir sahibine itaat edilir. Yani bir iş yerinde, bir iş yerinin patronu orada kadına sen burada soyunaraktan çalışacaksın dediğinde itaat ediyor mu ona? Etmiyor. Veyahut da bize deseler ki şimdi, içki içeceksiniz. Biz itaat etmeyiz öyle değil mi? İçmeyiz biz. Çok güzel. Peki Cuma'yı kılmamak mı daha haramdır, içki içmek mi daha haramdır? Hiç düşündünüz mü? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine'ye hicret ettiğinde ilk mescidin adı ne?
Duyamadım. Cuma o mescidi. Önce Cuma farz olmuş. O esnada daha henüz içki farz edilmemiş. İçki yasaklanmamış daha. Yani Müslümanlar içkili haldeyken de Cuma'yı kılıyorlar. İçkili haldeyken de namaz kılıyorlar. Çünkü içkiyle olan birinci emir, içkili haldeyken namaza yaklaşmayınız. Daha içki haram edilmedi. Ne oldu? Cenab-ı Hak tedrici bir şekilde haram ediyor. Yola sokuyor onu. Diyor ki ey iman edenler, ey Müslümanlar, içkili bir şekilde namaza yaklaşmayınız. Ya namaz bitti, yatsıyı da kıldın, iç. İçiyorlardı zaten sahabeler.
Haram değil ki. Aa neden içiyorlar diye kafanızdan bir şey geçmesin ha. Haram değil. Haram etme yetkisi Allah ve Resulü'nde başka kimsede değil. Hazreti Ömer Efendimiz'e kalsa haram edecek Hazreti Ömer. Yasaklayacak. Ve dua ediyor her gece içki yasaklansın diye. Evet. Sonradan içki yasaklandı. Tamamiyetle size içki, size sarhoşluk vereceği her şeyi Allah haram etti dedi. Bu sonradan geldi. Ondan önce Cuma kılıyor mudu Müslümanlar? Kılıyorlardı. Hadi topyekun bütün Müslümanlar bir Cuma günü İslam dünyasında herkes Cuma'ya gidecek. Amerika'da, Washington'da Beyaz Saray, İngiltere'de Buckingham Sarayı sallanır. Sallanır ikisi de.
Güvenlik konseyini toplayıp bu Cuma'ya giden Müslümanları nasıl döndürmemiz lazım diye kendi kendilerine binbir tane fitne fücür düşünürler. Örnekliyorum. Türkiye'de Müslümanlar bütün topyekun Cuma'ya gidecekler. Yok işitmiş, yok bişitmiş. Yok işte PYD'ymiş, PKK'ymiş. Yok Orta Doyunmuş. Yok oymuş, buymuş. Hepsi de durdu. Hayat durur. Türkiye'de ne oluyor diye Amerika'nın bütün filoları yola çıkar. Sakın öyle kendi kendiniz Amerika bizim dostumuz bizi vurmaz diye düşünmeyin. Irak'ı bir gecede bombaladığı gibi sizi de bombalar. Sakın öyle Amerika'ya karşı, İngilizlere karşı böyle kendi kendinizi sempatikleştirmeyin.
İmanınız gider ha. Böyle Amerika'ya karşı sempatik olmayın. İmanınız gider. Sankın İngilizlere karşı sempatik olmaya çalışmayın. Böyle aa ya daha iyi ya deyip düşünmeye kalkmayın. Gider imanınız. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sizden olan emir sahipleri ancak sizin emiriniz olur. Sizden olan. Bizden olabilmesi için bir kimsenin Kur'an ve sünneti uygulanabilir hale getirmesiyle gerekir. Allah bizi onlardan eylesin. Sela ne zaman okunur? Gece okunur mu? Nelere sela okunur? Sela gece, gündüz, vakitli, vakitsiz her zaman okunur. Sela okunması demek önemli bir şey var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ümmeti selayla toplarlardı.
Ezanla toplarlardı. Sonradan oturdu, yerleşti. Ezan, namaz vakitlerini belli eden şey selada artık önemli bir şey var. Mesela işte cenazeyi neyle duyuruyoruz biz? Sela ile. Mahallede, köyde, kentte sela okununca herkes duruyor. Aa birisi vefat etti. Dinleyecek kim vefat etmiş. Şimdi iş sadece cenazeye kaldı. Önceden sela okundu mu herkes camilere toplanır. Veya bir merkezlerde bir büyük cami vardır. Merkezdeki büyük camide sela okunur. Bütün herkes merkeze toplanır. Özel bir önemli haber var. Onun gibi. Gecede sela okunur mu okunur. Çünkü şafilerde gece defnetmek caizdir şeyi. Meftayı. Şafiler gecede sela okuyup cenazeyi defnedebilirler.
Hanefilerde akşam namazından sonra defnetmek caiz değildir. Şafiler gece gündüz defnederler. Ölmeye gör. Anında yıkayıp paklayıp anında seni mezara yerleştirirler. Şimdi iş daha da şey oldu. Nasıl söyleyeyim? Artistleşti. İslam ahlakından, distüründen çıktı. Ne vefat etmiş. Amanın filanca yerde fişmancası varmış da. Gelecekmiş de yüzünü görecekmiş de. Bekle. Yok İslam'da. Acele ediniz. Ölüyü gömmekte. Acele ediniz. Borcu ödemekte. Acele ediniz. Namazı kılmakta. Acele ediniz. Çocuklarınızı evlendirmekte. Çocuklarınızı evlendirmekte acele ediniz. Kızınızı evlendirmekte acele edin.
Oğlunuzu evlendirmekte acele edin. Hele bir dur ya, bir otuz yaşına gelsin ya. Turşusunu kur otuzundan sonra. Acele et. E ver çocuğunu. Kızını da ver, oğlunu da ver. Acele et. Allah bizi onlardan eylesin. Daha önce işlediğim suçlarımız için tövbe etmemiz yeterli mi? Yoksa önceki cezalar gibi kendimizi sopa veya başka bir ceza yöntemiyle cezalandırtmalı mıyız? Şimdi İslam'ın hukuku yok. İslam'ın hukuku olmadığı için birisine zarar verdiysek o zararımızı telafi edip tövbe edeceğiz inşallah. Zamanda yolculuk mümkün mü? Mümkün. Zamanda yolculuk değil o da aslında alemler arasında geçiş. Zaman değişmez. Zaman aynıdır. Zamanı bir düzlem olarak alın.
Zamanı bir düzlem olarak alın. O aynıdır. Zaman değişmez. Zaman aynıdır. Biz zaman geçiyor deriz. Zaman geçmez. Bizim zamanımız geçiyor. Zaman orada duruyor. Bin yıl önce zaman neyse şimdi de o Allah'ın sıfatlarında değişiklik olmaz. Siz zamana küfretmeyin. Zaman Allah'tır der. Hadisi Kudsi'de. Zaman değişmez ama bu varlığın derecelerinin arasında, varlık derecelerinin arasında, alemden aleme, buna ehli sufi hayretten hayrete, perdeden perdeye geçmek denir.
Bu mümkün. Zülkareyn aleyhisselam uzay veya zaman gezgini mi? Olabilir. Zülkareyn aleyhisselam da peygamberler de bu gezginliği yapmışlar. Ehli sufi bu gezginliği yapmışlar. Süleyman aleyhisselam bu gezginliği yapmış. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gezgin. Cennet, cehennem, lef-i muhafız, arş-i la kürsi. Cenab-ı Hak her tarafı gezdirmiş ona. E yol açık. Şurada bir duvar düşündüm. Bu duvar delindiği zaman bir yol açıldı mı buradan? Açıldı. O zaman oradan insanlar gidip gelebilirler mi? Gidip gelebilirler. Ümmet-i Muhammed'e yol açık. Gezginlik yapacak insan lazım. Uzay mekiği de hazır. Allah de yürü.
Kur'an-ı Kerim'de Hızır aleyhisselamın kıssasından da hemen sonra Zülkareyn aleyhisselam da Hızır aleyhisselam gibi saklı bir kul olduğunu mu gösterir? Evet, Zülkareyn bir insan mıdır? Evet, melek midir? Hayır, peygamberdir. Zülkareyn aleyhisselamın en doğuya ve en batıya gittiği noktalar dünyada mıdır? Bence hayır. Yaptığı set dünyada mıdır? Evet. Ve bu set manevi bir set midir? Bu noktada hem maddidir hem manevidir. Ve yaptığı set Yecüc ile Mecüc'ün setidir. Bu yaptığı set kıyamete çok anlar kala yıkılacak. Bu Yecüc ile Mecüc bu yapılan set Çin seti değil.
Bu yapılan set Ural dağlarındaki set değil. Bu set fitne doğudadır. Hadis-i Şerif'in mucibince doğuda manevi olarak yapılmış bir set Yecüc ile Mecüc yoksa dünyaya gelip talan edecek. Yecüc ile Mecüc dünyaya geldiğinde yeşil hiçbir şey bırakmayacaklar. Ne orman kalacak ne su kalacak. Dünya üzerinde içilebilecek su, içilebilecek yeşil hiçbir şey kalmayacak. En sonunda İsa aleyhisselamın duasıyla helak olacak onlar. Helak olması da başlayacaklar birbirlerini yemeye. Ve ondan sonra Cenab-ı Hak semadan ayrı bir varlıklar gönderecek.
O varlıklar kuşa benzeyecek ama kuş değil. Uçağa benzeyecek uçak değil. Helikoptere benzeyecek helikopter değil. Kafanızda tahayyül edin Cenab-ı Hak hepinize de göstersin. En kestirmesi bu. O Yecüc ile Mecüc onlar birer kavim. Kendi içlerinde de ayrı ayrı onlar ırklara ait kavimlere bölünür. Yecüc ayrı bir kavim, Mecüc ayrı bir kavim. Yecüc'ün içerisinde ayrı kavimler var, Mecüc'ün içerisinde ayrı kavimler var. Ama bunlar yiyecek içecek olduğu müddetçe birbirleriyle hiç savaşmayacaklar. Yiyecek içecek bitince birbirleriyle savaşacaklar. Ve ölülerine, cesetlerine yaklaşmak mümkün olmayacak. Çok pis kokuyorlar.
Yani burada birisi, bir tanesi ölmüş olsa İstanbullular yaşayamayacaklar kokudan. Öyle pis kokuyor. Cenab-ı Hak bunları yeryüzünden ayrı varlıklarla yeryüzünden aldıracak. Bu varlıklar şu anda ayrı bir alemde yaşar haldeler. Bu varlıkların hepsi de Allah'a itaat etmiş Allah'ın kulu. Kadir gecesinde hepsi de semaya iner, dünyaya iner. Bu noktada Kadir gecesinde Beytullah'ı hepsi de sırayla ta akşam ikindiden sonra ikindiyle akşamın yarısında başlarlar inip tavaf etmeye ta tan yeri ağarıncaya kadar. Bunların hepsi de, varlıkların hepsi de bu manada gelirler, tavaf ederler, giderler.
Her sene. Sürüymüş gibi, böyle sürü halinde görebilirsiniz onları. Onların da başlarında reisleri var. Hepsi de başlarındaki reis de gelirler, vazifelerini yaparlar. Allah'ın bu noktada sayısız varlıkları var. Sadece melekler ve cinni taifesi ve insan değil Allah'ın varlıkları. Bunlar da zaman içerisinde dünyaya gelip, dünyanın temizlenmesi, dünyanın tekrar rantabıl hale gelmesi için çalışacaklar.
Çünkü insanlar bir hayli azalacak o zaman. Ondan sonra yeniden İslam yaşanacak, yeniden İslam neş-i neva bulacak. Bütün insanlar İslam'ın çok güzel bir şekilde yaşanacak. Dünya bir cennet gibi olacak. Cennet gibi olacak. Öylesine olacak ki tohumu dikecekler, anında meyve verecek. Bir tane tohum dikecekler, bir tane tohumdan bin bir tane meyve çıkacak. Bolluk, her şey bol olacak. Zekat verecek, hiç kimse kalmayacak. Din tamam olmuş olacak, yaşantı olarak. Ve ondan sonra ilk önce İsa aleyhisselam vefat edecek. İsa aleyhisselam vefat edince Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin kabri şerifinin yanına gömülecek.
Ondan sonra Mehdi aleyhisselam vefat edecek. Sonra Mehdi aleyhisselam da vefat edince o da Medine-i Münevvere'ye defnedilecek. Ondan sonra bozulma hızla başlayacak ve yeniden bozulacak. Kıyamet ondan sonra kopacak. Bakmayın şimdi siz kafayı kırıp da kendisini Mehdi görenlere. Onlar pisişik psikolojik tedaviye ihtiyaçları var. Gerçekten ben Mehdi'yim diyene dostları götüreceğiniz tedaviye. Var ya şimdi televizyonlarda orada burada çıkıyor. Hatta Nebi'yim diyen var. Yok Resulüm diyen var. Allah muhafaza eylesin. Bunların hepsinde pisişik psikolojik tedaviye ihtiyaç var. Kapatacağım bunları hastaneye. Bunları televizyonlarda konuşturuyorlar husisi.
Ümmet-i Muhammed'i ifsad etmek için. Bunlara husisi yayınlar sağlanıyor. Bunlara parasal destekler veriliyor. Ümmet kendi içinden vuruluyor. Ümmeti kendi içinden vuruyorlar. Ümmeti kendi içerisinden bozuk alimler, bozuk şeyhler, bozuk insanlar çıkararaktan ümmetin bu noktada imanını ifsad ediyorlar. Ümmetin içerisinden terör örgütleri türetiyorlar. Ümmetin içerisinden terör örgütleri üreterekten ümmeti birbirine kırdırıyorlar. Yok birisi İŞİD'çi, yok birisi PKK'lı, yok birisi bilmem neli, yok birisi ne o işte hani bir sürü isim buluyorlar onlar. Bunların ellerine silahları veriyorlar, birbirlerine katlettiriyorlar, dışarıdan seyrediyorlar bizi. Ondan sonra diyorlar ki işte İstanbul vahşet İslam.
İşte İstanbul diyorlar, birbirlerini öldürüyor diyorlar. Birisi elinize silah veriyorsa bilin ki onun kökü dışarıda, birisi size silahlı eyleme çağırıyorsa bilin ki onun kökü dışarıda, bu memlekete ve ümmete hayırlı bir şey değil o. Bizim inancımızdır. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimseyi öldürmek, bütün insanları öldürmek gibi günahtır. O kimse ne suç isterse işlesin, onu öldürme hakkı devlete aittir İslam'da. Ne suç isterse işlesin, birey ceza veremez asla, bir örgüt ceza veremez asla. Ancak onun cezasını devlet verir.
Allah'ın hukuku bu. Öldürme hakkı Allah'ta ve devlettedir. Devlet o hakkı Allah adına kullanırsa kullanabilir. Allah adına. Allah der ki, haksız yere öldürüleni öldürün. Kim öldürecek? Devlet öldürecek. O arkada kalan mirasçılara da hak verir. Der ki, bakın onu da ölenin velisine veriyor. Ölenin velisine. Diyor ki, bu hanı bunu öldürmüş. Velisi olarak, bir, sen bunun ölümünü isteyebilirsin, ben öldürürüm diyor devlet. Gene o adam kendisi öldürmüyor. Devlet öldürüyor.
İki, sen fidyesini isteyebilirsin. Üç, af edebilirsin. Bu daha mükemmeldir diyor ayeti kerimede. O yüzden öldürme yok. Yok. Ama ümmetin içerisinden psikolojik hasta insanları çıkarıyorlar. Kimisi Amerika'da, kimisi İngiltere'de, kimisi oradaki burada. Haberi oralardan birer televizyon yayına. Oralardan yayın yapıyorlar. Boyna. Yok nebiymiş, yok resulmiş, yok ona da vahiy inmiş. Yok birisi sabahleyin Mehdi'yim diyor. Artış akşam diyor ki, valla da billah da tövbe ettim, geri döndüm ben Mehdi değilim diyor. Üç gün sonra gevrek gevrek gülüyor. Siz Mehdi görüyorsunuz demek ki.
Ben Mehdi'yim ki beni Mehdi görüyorsunuz diyor. Bir, ümmeti içeriden, ümmeti içeriden, içeriden. Dışarıdan birisi sizin dininizle alay etse siz ona kızarsınız, bağırırsınız. Kabul etmezsiniz. Dışarıdan birisi sizin dininize, inancınıza, sünnetinize, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, Allah'a, kitaba, peygambere hakaret etse ayağa kalkarsınız. Ama içinizden hakaret ettiriyorlar size. Susuyorsunuz. Televizyona çıkıyor adam, hakaret ediyor. Susuyorsunuz. Televizyona bir telefon yağmurunu tutmuyorsunuz. Bir faks yağmurunu tutmuyorsunuz. Dava açmıyorsunuz. Mahkemenin önünde 500 kişi sıralanmıyor, 1000 kişi sıralanmıyor.
Filanca programda bizim dinimize, inancımıza hakaret edildi. Yok. Yok. E gene içeriden ne yapıyorlar? Örgütler kurduruyorlar bize. İşlerinden ajanlarını sokuyorlar. Bu işleri İngilizler iyi bilir. Orta Doğu'da eli silahlı bir örgüt kurulduysa arkasında İngiltere vardır. Amerika ve İsrail onun yardımcılarıdır. Batı dördüncü yardımcısıdır. Sakın onları İslam'dan görmeyin. Sakın ha. Sakın. Allah muhafaza eylesin. İşte. Zülkareyn'den çıktı mesele.
Zülkareyn aleyhisselam da o Yecüc ile Mecüc'in önüne manevi olarak Allah'ın izniyle, emriyle set yaptı. Ne zaman çıkacaklar? Mehdi aleyhisselam ve İsa aleyhisselam zuhur ettiğinde. Bunlar tesbih tanesi gibi birbirinin artına devam edecek, gidecek. Ev almak istiyoruz fakat kredi çekerek günaha girmek de istemiyoruz. Kuvvet Türk Bankası'ndan yapmış olduğumuz bir uygulamayla acaba ev sahibi olabilir miyiz? Alacağımız evin bedelini bank olarak bize biraz farklı satacaklarmış. Acaba caiz mi? Kardeşler bunları bana sorarsanız ben bu noktada önünüze engel olabilirim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti layık demokratik hukuk devletidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin devleti anayasası dini kurallara ve kuramlara göre ayarlanmamıştır.
O yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde resmi olarak ne iş yaparsanız yapın, hiçbirisi de dini değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde dini kurum ve kuruluş olması mümkün değildir. Diyanet işleri de buna dahildir. O yüzden Kuvvet Türk böyle yapıyormuş laf. O da icra iflas hukukuna bağlı, o da bankacılık yasasına bağlı. Buradan hareket ederseniz böyle söylerim size. Ama Hanefilere göre bir müminin harbiyle yani mümin olmayan timseyle İslam hukukunun yaşanmadığı bir yerde faiz olur mu? El cevap olmaz. Buradan gidin. Sakın böyle İslami bankacı gibi de görmeyin onları. Üttürmeyin kendinizi.
Onlar İslami gibi görünüp en vahşisini onlar yapıyor. Onlar gidiyorsunuz böyle kaytan bıyıklı, yumuşacık. Vay Hacı Aficim, Hacı Efendi hoş geldin filan. Ahir zamanda diyor, bıyıksız parlak. Ümmetimden öyle insanlar çıkar. Ümmetimin parasını yerler diyor. Dikkat edin. Ümmetimin parasını yerler. Parlak gençler. Toy. Allah muhafaza eylesin. Bir devlet İslam değil ise oradaki resmi işlemlerin hiçbirisi de İslam değildir. Bitti. Aramayın öyle bir şey. Arama. Bugün Diyanet İşe ne Bursa mühtüsü nereden maaş alacak? Devletten.
Devletin faiz geliri var mı? Var. Devletin meyhane geliri var mı? Var. Devletin çok affedersiniz fuhuştan geliri var mı? Var. Biz Diyanet'te çalışanları kutsallaştırıyoruz. Eee? Öğretmenler kutsal değil mi o zaman? Maliyeciler kutsal değil mi? Hepsi de devlet memuru 657 bağlı. Ne fark var arasında? Albarakaymış kuvvetmiş. Ne fark var? O da icraifaz hukukuna bağlı. O da bankacılık yasasına bağlı. Ne alakası var? Millet götürüyor paralarını oraya yatırıyor. Aman faizsiz yatıracağız diye. Onlar da gidiyorlar alorkaholdenka satıyorlar. Ucuz. Gidiyorlar koça satıyorlar. Ucuz. O İslamiyim diyen bankalar hesaplarını çıkarsınlar.
Ortak ya herkes. Ortak hesap ya. Ortaklarına hesap versinler yılbaşında. Kimlere ne peşkeş çekmişler? Kime para satmışlar? Kime kredi vermişler? Var mı böyle açıklayan? Yok. E kardeş ben 100 bin dolar yatırdım. Ortaktık ya. Eee bu 100 bin dolarımı nerede harcadın sen benim? 100 bin dolarımla ne aldın sattın? Bana hesabını göster. Ortakım helal mi haram mı bileceğim? Yok. E kardeş nasıl ortakız biz seninle? Sen hesabı kitabı bana bildirmiyorsun ki hiç. Kime ne sattığını göstermiyorsun bana. Ne kadar kazandığını da bilmiyorum ben. Senin de ne kadar kazandığını bilmiyorum. Bana kar payı veriyorsun. Nereden kar ettiğini bilmiyorum ben.
Ben haram lokma yemek istemiyorum. Nereden kar ettiğini bana göster. Kim gösterecek? Ben böyle söylüyorum. Ertesi gün bir tane İslami bankacı müdürü geliyordu. Şimdi yerim yurdum yok gelmiyorlar. Boş laf hepsi de. Bizi böyle kandırıyorlar. Bizi böyle aldatıyorlar.
Ondan sonra neydi o? İhlas finansı mıydı? Bir battım dedi herkes bağırıyor. Ya ne bağırıyorsun? Ortaktın battın. Ortaklığına da inanmıyor. Battığına da inanmıyor. E neden haydi bir haber? Battık diyen adamın oğlu 500 milyon milyar dolara Amerika'da ne o alışveriş mağaza zincir alıyor. Ah Müslümanlar ah.
Ondan sonra benim şu kadar alacağım var. Al hurda kiaya bin. Benim şu kadar alacağım var. Armutlu'da bir yazlık verelim sana. Devre mülk git hadi bakalım. Müstahak bize. Bize müstahak. Allah bizi affetsin. Ben yakında zaten şey diyeceğim bir de. Mesela işte Suudi Arabistan'a hacca gitmek isteyenler diyanet bir vakıf kurmuş. Diyanet vakfının üzerinden gidiyorlar ya. Aslında diğer kurumlar da harekete geçmesi lazım. En karlı şey çünkü. Mesela maliyeciler bir maliye vakfı kurup bu haç pastasından biz de almak istiyoruz. Bizim vakfımıza da maliye olarak biz de hacı götürelim.
Polisler mesela işte emniyet teşkilatı bir vakıf kurmalı. Emniyet teşkilatı da hacca götürmeli. Ardından ne öğretmenler, milli eğitim de bir vakıf kurmalı. Onlar da hacca götürmeli. En karlı iş bu çünkü. Düşünebiliyor musunuz? Siz hacca giderken diyanetin kurmuş olduğu vakıf üzerinden gidiyorsunuz. Evet. Mesela Amerika'ya gidenler veya İngiltere'ye gidenler çok oluyor ya Avrupa'ya gidenler. Bu her ülkeyi fazla gidilen ülkeleri de diğer kurum ve kuruluşlar aslında pay etmeli. İngiltere'ye gidenler örneğin işte şeyin maliyenin bir kurmuş olduğu vakıf üzerinden gitmeli gibi. Halımın oğlu böbrek yetmez diye hastalığına yakalandı.
Böbreğinin alınma durumu var sizden ve kardeşlerden. Oğlunun şifa bulması için dua istememi rica etti. Allah hayırlı şifa versin inşallah. Yatak odasında Kur'an-ı Kerim bulundurmak doğru değil şeklinde bir sözlenler dolaşıyor. Halk arasında bu konuda en doğru bilgi nedir? Aman kardeş evinizde Kur'an-ı Kerim olsun duvarda asılı dahi olsa. Şimdi ona da bağırıyorlar ya televizyonda. Kur'an-ı Kerim duvarda asılı olması için değil doğru söylüyor. Ve mübarek adam zaten asılı bir Kur'an-ı Kerim kalmış evde. O evin İslam olduğunu Müslüman olduğunu gösterir. Evde asılı bir Kur'an kalmış. Bedensiz onu da attırıyorsun sen. Hangi dine mensup olduğunu bilmeyecek doğan çocuklar.
Kur'an'a saygıyı bilmeyecekler. Zaten okumuyorlar. Zaten uymuyorlar Kur'an'a. Ya hiç olmazsa orada duvarda bir Kur'an-ı Kerim asılı. Süslü püslü kabu var onun. Asılı orada. Çocuk soruyor bu ne? Bu Kur'an. Ne oluyor? Biz ona inanıyoruz. Bizim kutsal kitabımız o. Yatak odasına da asın, salona da asın, oturma odasına da asın. Bir gün gözünüz ilişir, bakar, utanır. Ya bunu bir okuyayım dersiniz. Ama çıkıyorlar televizyona. Asılı durmak için değil. Asılı durması günah. Vebal var asılı durursa. Toplamış kadın evde bütün Kur'an-ı Kerimleri dükkana getirdi. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam.
Hocam siz bunları okuyacak olanlara verdin. Ne oldu? Akşam televizyondayız dedim. Böyle böyle duvarda dursun. Asılması vebalmiş. Durması vebalmiş. Dedim ya senin çocukların var mı? Var dedi. Bu çocuklarının dedim dinini ne olarak anlatacaksın sen? Dedim okumasanız dahi orada duvarda dursun. Asılı dursun. Çocuğun sorarsa bu ne derse dersin ki dedim ben. Evladım bizim kutsal kitabımız bu. Ben okumasını bilmiyorum. Bize okumasını öğretmediler. Hatta Kur'an-ı Kerim'in evde durmasını yasakladılar bize. Kur'an-ı Kerimleri buldular, yaktılar. Kur'an-ı Kerim'i samanlıklarda aradılar. Bizim dedelerimiz, ninelerimiz Kur'an-ı Kerim'i korumak için, muhafaza etmek için samanlıklara saklamışlar.
Askerlere emredilmiş, samanlıklarda Kur'an-ı Kerim aranmış. Askerlere emredilmiş, duvar kenarlarında Kur'an-ı Kerim aranmış. Askerlere emredilmiş, polislere emredilmiş. Tavan arasında Kur'an-ı Kerim aramışlar. Bulunduğu yerde toplamışlar, bunları yakmışlar köy meydanlarında, mahalle meydanlarında. Evladım, biz öyle bir karanlık zamana geldik ki, o yüzden bize bunların harflerinin gerici harfleri olarak, yobaz harfleri, irtica harfleri olarak öğrettiler. Kur'an-ı Kerim'i okuyanlara irticacı dediler, yobaz dediler. Kur'an-ı Kerim'i okuyanlara her türlü kötülüğü yaptılar. Her türlü zulmü yaptılar. Her türlü aşağılıkça hareketleri yaptılar. O yüzden biz bunun kelamını öğrenemedik. Biz yetişemedik ona. Bize öğretecek bir kimse de kalmadı. Öğretenleri dipçikle vura vura, falakkaya yatıra yatıra, köy meydanında ağzını burnunu kıra kıra, döve döve mahkemelik ettiler.
Mahkemelerde de Kur'an-ı Kerim öğretenlere irticai faaliyetten ceza verdiler. Eavrum, o zamanlar ezan da okunmuyordu. Ezanı Türkçeleştireceğiz diye bir uydurukça bir şey çıkardılar. Ezana hasret kaldı insanlar. Biz o zamanlardan kaldık yavrum. Okumasını bilemedik ama iman ettik. Okuyamadık, iman ettik. Dedemizden, nenemizden, kulaktan duyma İslami bilgiler aldık. Bir yaşlı kimse varsa köy meydanında, köy evinde toplandı, onlara tatlı tatlı anlattı. Birisi muhbirlik edip bu din anlatıyor derlerse onu da sürüm sürüm süründürdüler. Yavrum, biz oralardan geldik. O yüzden bu Kur'an-ı Kerim okumasını bilemedik.
Hatta bir ara Kur'an-ı Kerim okumasını öğrenenlerle dalga geçiyorlardı. İmam hatiplilerle dalga geçtikleri gibi. İmam mı olacağınız siz? Ölüm yıkacağınız siz? Siz ölü yıkayıcısınız mısınız? Namaz kılanlar gerici. Örtünen kadınlar irticacı. Hatta örtünen kadınlar fahişe, onlar örtülerinin altında ne fahişelikler yapıyorlar diye diye büyüdük. O yüzden Kur'an-ı Kerim bizim duvarımızda asılı kaldı. Ama hiç olmasa biz, Kur'an-ı Kerim duvarda asılı ya, biz Muhammed'i olduğumuzu, İslam olduğumuzu biliyoruz. Ve ümit ediyoruz. Hani bir hadis-i şerif var ya, öyle bir zaman gelecek, benim dedemin dedemin dedesi Muhammed'iymiş diyecek. Benim şefaatim de ona nail olacak.
Hadis-i şerifi var ya, biz oradan ümit ettik yavrum. Biz de kendi kendimize dedik ki, bizim kutsal kitabımız bu. Okuyamasak da, anlayamasak da, uygulayamasak da, bilemesek de kutsal kitabımız bu. Ona iman ettik. Yatak odasında dursun, mutfağınızda dursun, oturma odanızda dursun, salonunuzda dursun, koridorunuzda dursun. Dört, duvarınızın dördüne de Kur'an-ı Kerim asın. Asın. Evinize gelen giden bir baksın, her duvarda bir Kur'an-ı Kerim var. Ya diyecek ki, bu psikolojik, psikolojik, rahatsız. Ya da diyecek ki, ya bunlar Müslüman demek ki. Evde Tarkan'ın posterini asacaklarına Kur'an assınlar. Evde Michael Jackson'ın posterini asacaklarına Kur'an-ı Kerim assınlar.
Evde bilmem hangi mankenin baldır bacak fotoğrafını asacaklarına, genç çocuklar, genç erkekler Kur'an-ı Kerim assın. Neden bunlar rahatsız olacağı olalım ki? Allah bizi affetsin. Bunlar bilinçli. Okuyamıyorsun, senden vebal soracak. Ver birine, ev Kur'ansız kalsın. Geldi bir misafir. Evladım, benim cüzüm vardı ya. Ben devam ediyordum da. Çocuğum, evinizde Kur'an-ı Kerim var mı? Ben 21. cüzde kaldıydım. Ben 19. cüzde kaldıydım. Aaa, hacı anne, komşu teyze. Ya evimizde Kur'an-ı Kerim yok ya. Böyle bir Müslüman evi düşünebiliyor musunuz? Evinde Kur'an-ı Kerim yok. Müslüman evi düşünebiliyor musunuz? Evinde hadis kitabı yok.
Müslüman evi düşünebiliyor musunuz? Evinde ilmihal, fıkıh kitabı yok. Müslüman evi düşünebiliyor musunuz? Evinde tefsir kitabı yok. Atatürk bile Elmalı Hamdi yazıra hem mahal yazdırdı, hem tefsir yazdırdı. Beşer bintanı bastırdı, dağıttırdı. Neden? Müslümanlar kitapsız kalmasın diye. Atatürkçüler bu yola devam ettirselerdi, bu memleket dinsiz olmayacaktı.
Atatürk'e rağmen Atatürkçüler memleketi dinsiz hale getirdi. Atatürkçüz deyip dini yasak ettiler. Atatürk Elmalı Hamdi yazıra tefsir yazdırıyor, dağıttırıyor. Bizim asıl dinsiz Atatürkçüler o yolu devam ettirmiyor. Neden? Onlar İngilizlere söz verdiler çünkü. Onlar sebatayist dönme. Atatürk Buhari'nin tercümesini yaptırttırıyor. Beş bin tane bastırıyor, dağıttırıyor. Dinsiz Atatürkçüler yolu devam ettirmiyorlar. Dinsiz Atatürkçü. Atatürk Balıkesir hutbesinde en büyük din İslam dini, en büyük ve son peygamber Muhammed-i Mustafa, insanların en güzeli, en hakikisi Muhammed-i Mustafa dedi.
Dinsiz Atatürkçüler bizi dinsiz bırakmak için Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ni kötülediler. Araplar siz, Kabe sizin olsun, Anıtkabir bizim olsun. Bizim de Kabe'miz Anıtkabir dediler. Evet. Şimdi de diyorlar ki Kur'an-ı Kerim orada askıda durmasın. Durmasın okuyun. Okuyamıyorsunuz, dursun orada. Okuyan birisi gelir. Okuyan birisi gelir. Aslında bütün Atatürkçülerin hepsinin de evinde hem Buhari'nin tercümesi, hem de Elmalı Hamdi Yazır'ın tefsiri, hem de Elmalı Hamdi Yazır'ın mealinin evde olması lazım. Bunlar bir tek Nutuk okuyorlar. Başka bir şey okudukları yok. Kaçta kaldık? Gölgeden çık.
Gölge yüzünden bir güneş bul. Padişah Tebrizi Şemstir'in eteğine sarıl. Burayı okuduyduk değil mi geçen hafta? Bu düğüne, bu geline varacak yolu bilmiyorsan Allah ışığı Hüsamettin'e sor. Burayı da okuduyduk değil mi? Yolda haset gelir çata. Gırtlağına yapırsınsa bil ki bu haset de şeytanın azgınlığı var.
Yolda bir tehlike var demek. Yoldaki tehlike ne? Haset. Haset. Haset kurutur insanı. Haset insanı deli danalar gibi bağırır. Çünkü o haset yüzünden Ahmet'i ayıplı, kusurlu görüp utanır. Haset yüzünden kutlulukla savaşa girişir. O haset eder. Yoldaki hastalık odur. Haset. Bende yok onda da olması. Onda var nasıl onda olur? Onda olmaması lazım. Hani Allah birisine bir ilim verir. Haset eden der ki o nasıl bu ilme sahip olabilir? Allah birisine lütfeder. O der ki ya bu nasıl obuğuna sahip olabilir?
Bunda olmaması lazım. Haset etmektir bu. Bu adam evlendi mi ya? Bu adam evlendiyse herkes evlenir ya. Bu evlenebilir mi bu adam ya? Haset. Bu kız nasıl evlendi ya? Bu kızın evlenmemesi lazım. Haset. Ya senin nasıl evin olabilir? Senin evinin olmaması lazım. Haset. Ya senin nasıl araban olabilir ya? Olmaması lazım. Haset. Ya sen nasıl rüya görürsün kardeşim ya? Sen benim gibi amel işlemiyorsun. Namaz kılmıyorsun benim gibi. Dosdoğru Allah'ı zikretmiyorsun. Rüya görüyorsun. Yalan söylüyorsun sen. Haset. O kimse Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ni göremez. Haset. Yolda en büyük tehlike hasettir. Bu haset yüzünden Ebu Cehil dedi ki Peygamber oluncaksız olsaydı Peygamberlik birine verilecek olsaydı Bana verilmesi lazımdı.
Bu yetime, öksüze, fukaraya peygamberlik mi gelir? Haset. Ya o nasıl peygamber olur? Bizim gibi yiyor, içiyor, uyuyor. Bizim gibi evleniyor. Allah madem bir melek gönderseydi ya Bula bula bu yetimi mi buldu? Haset. İşte insanları yakıp bitiren, helak eden hasettir. İnsanları perperişan eden hasettir. Haset insanı kurutur, ilini kemiğini götürür, toplumu bozalar, aileleri bozar, yolu bozar, yoldaki insanları bozar, fitne çıkarır. Hasetlenen insanlar, kibirli insanlardır. Kibirliler hasetlenir. Gönlünce zerrece kibir bulunan da asla cennete giremez. Hasedin sebebi kibirdir.
İşte Hazreti Mevlana Celaletin Ruma Hazretleri diyor ki, Haset yüzünden diyor, Hazreti Peygamber'de hata kusur gösterir sana. Haset, haset eder, ilim adamında hata kusur aratır. Haset eder, şeyhde hata aratır. Haset eder, zakirde hata aratır. Haset eder, bir ilim erbabı, bir esnaf erbaptan hata aratır. Tenekeci bakar başında, haset eder, bu nasıl ya ben bile kıvırırım bunu der. Tenekeciliği teneke kıvurmaktan ibaret zanneder. Haset eder, bir teneke kıvırıyor bu kadar parılıyor, bu kadar iş oldu der. Haset eder. Haset insanı, Allah muhafaza eylesin, yerle yeksan eder. Toplumun içerisinde de ne olur? İnsanın yeri olmaz. Yolda bundan daha sarp bir geçit yoktur. Ne mutlu o kişiye ki, yoldaşı haset değil.
Demek ki yolda bundan daha diyor, sarp bir geçit yoktur. Haset etme. Etrafında var olanlardan sen kalkıp da onları alaşağı etmek için uğraşma. Kimseye haset etme. De ki, Ya Rabbi, daha fazlasını ver onlara. Dua et. Birine haset ettiniz. De ki, Ya Rabbi ona lütfundan ver. Ya Rabbi ona ikramından ver. Ya Rabbi ona ihsanından ver. Dua edin. Haset etmeyin. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Önümüzdeki hafta buradan devam edeceğiz. El Fatiha ma selamat. Amin. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi