mustafaozbag.org

Karabaş-i Veli Tekkesi - 18 Ağustos 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 1 Eylül 2018 · 1:00:01

Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gününüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Malum pazartesi gün, kurban bayramının arefesi, arefe günü oruç tutmak, arefe günü oruçla, zikirle geçirmek çok evla. Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra, şuradaki bir sorulara baktıktan sonra sohbete devam edeceğiz inşallah.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, beni gören kesinlikle hakkı görmüştür buyurdu. Bu hadisi açıklayabilir misiniz? Evet, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Cenab-ı Hakk'ı hem kendisinden önce hem kendisinden sonra en mükemmel şekilde gören ve bilen bir kimsedir. Öyle olunca, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni gören, evet, gerçekten hakkı görmüş gibi olur.
Burada dikkat ettiyseniz, ince bir dil var. İnce dil şu, beni gören Allah'ı görmüştür demiyor. Beni gören hakkı görmüş gibidir diyor. Hakkı görmüş gibidir. Hakkı görmüş gibidir kelimesi ile, hakkı görmüştür kelimesi, aynı manayı ifade etmez. Veya Allah'ı görmüş gibidir, veyahut da hakkı görmüş gibidir, aynı manayı ifade etmez.
O yüzden, buradaki, hakkınızı helal edin, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sözü, daha farklı nokta. Onun üzerinde tecelli eden sıfatlar, hepsi de haktır. Öyle olunca, onun bilmesi de haktır. O hevai hevesinden konuşmadı. Cenab-ı Hakk'ın emriyle konuştu, konuşması da haktır. Onu gören, onu bilen, onu tanıyan, hakkı görmüş, bilmiş gibi olur inşallah. Hazreti Mehdi Emir gelene dekveli bir zat olarak yaşıyor mu? Alamet olarak söylenenlerden ikisi gerçekleşti. İlk Suriye'ye vuracaklar dendi. Şimdi bu oldu, ikinci olarak Şam'ın Harestaköy'ü, Harabe'ye döndü. Geriye üçüncü alamet olarak Türkiye'yi vuracak denmiş.
Ülkemizle ilgili bu alametin doğruluğu var mı? Hazreti Mehdi'yle alakalı çok söz söylenir. Normalde bununla alakalı en önemlisi, kendisinin zuhur edeceğidir. Ben bununla alakalı, onun kendisinin zuhur edeceğine iman edenlerdenim. Ne zaman zuhur eder, nasıl zuhur eder? Gördüğümüz alametler bugüne mi münhasırdır? Görünen alametler bugüne mi münhasırdır? Daha ileriye mi münhasırdır? Yüz yıl sonra Suriye'ye bir daha Şam vurulsa ne olacak? İki yüz yıl sonra vurulsa ne olacak? Normalde o bölge defalarca vurulmuş bir bölge. Birinci sefer değil, ikinci sefer değil, üçüncü sefer değil. Yaklaşık on iki, on üç tane Haçlı seferi var.
On iki, on üç Haçlı seferinde hep oraları vurulmuş yerler. defalarca ama doğudan ama batıdan Haçlı seferlere gelinmiş. Hep oraları bir şekilde gözlerini dikmişler, oraları vurmak istemişler. Oraların sonuçta hep kan gözyaşı hiç eksik olmamış. Öyle olunca bu tip bu hadis-i şeriflerden veyahut da evliyaların, velilerin ilhama dayalı, rüyalarından ilhama dayalı kalplerine gelen tecelliyattan ben hepsini de doğru kabul ederim.
Ama buna zaman vermek, evet şimdi bu vurdular bu kıyametin alametidir demek veya bu oldu bu mehdi'nin alametidir demek işte böyle müslümanların acziyetini gösteriyor. Bu acziyeti artırıyor. Bir kısmında tembelliği artırıyor. Yani ya mehdi gelecek hallolacak, ya bu işler mehdi'yi bekliyor. Ya biz bir şey yapmayalım. Mehdi o gelince bir çırpıda bitecek her şey. Bir şey yapmanıza gerek yok o zaman. O zaman dini öğrenmene gerek yok, namazı kılmana gerek yok, orucu tutmana gerek yok. Hak yolunda mücadele etmene gerek yok. Allah demene gerek yok. İnsanlara Kur'an ve sünneti anlatmana gerek yok. Eee gelecek mehdi bütün her şeyi halledecek.
Buraya itiyor insanlara. Mehdi çıktı. Sen ne yapıyorsun? Şimdi bir kısmı da diyor ya mehdi çıktı. Eee ne yapıyorsun sen? Kardeşim mehdi çıktıysa sen şeytaniyetle ne işin var? Mehdi çıkınca senin deccaliyetle ne işin var? Mehdi çıktıysa heva ve hevesle ne işin var? Mehdi çıktıysa ne işin var küfürle senin? Sen şeytaniyete, deccaliyete hizmet etmeye devam edersen, Mehdi'nin çıktığından dahi haberin olmaz senin. Sen nefsaniyete hizmet ediyorsan, sen Kur'an ve sünnete şimdi sımsıkı bağlı kalmıyorsan, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmadıysan, Mehdi çıksan ne olacak sana?
Çıkmasan ne olacak? Sen haram işlemeye devam ediyorsan, Allah'ın gözünün içine baka baka haram işliyorsan, Allah'ın gözünün içine baka baka bir farzı terk ediyorsan, Mehdi sana çıksan ne olacak? Çıkmasan ne olacak? İsterse İsa insin gökyüzünden sana. Ne olacak ki? Senin o zaman Hz. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin zamanındaki müşriklerden farkın mı olacak? Onlar gözlerinin önünde mucize olarak onu görüyorlardı ve elinden, gözünden, ayağından, bütün vücudundan şakır şakır mucizeler akıyordu. Onlar müşrik. Onlar diyorlar ki, bu sihirbaz. O hak ve hakikati anlatıyordu.
Müşrik kafa. Diyordu ki, bu Mecnun. O cennetten anlatıyordu, cehennemi anlatıyordu, semavattan anlatıyordu, manadan anlatıyordu. O anlattıkça, müşrikler de diyorlardı ki, bu Mecnun. Ayet-i Kerim'e iniyordu, arkadaşını sapmadı, Mecnun da değil. Onlar Mecnun demeye devam ediyorlardı. Şimdi insanlara hak ve hakikati anlatan bir kimseye Mecnun demiyor mu insanlar? Adam sufilik yapıyor, dervişlik yapıyor, sikrullaha gidiyor, herkes alay ediyor. Mecnun bunlar, deli bunlar diyor. Hanımı alay ediyor, annesi alay ediyor, babası alay ediyor, etrafı alay ediyor, akrabaları alay ediyor. Herkes dışlıyor onu.
Millet selamı sabahı kesiyor. Biraz sakalı uzun olsa millet işi almıyor şimdi. İş vermiyor ona. Ne fark kaldı ki? Müşriklerden bir farkı mı var? Bir kimse gerçek manada, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah dedi de, Kur'an ve sünnete sımsıkı bağlanınca, Müşriklerden farkı mı var insanlar? Onu insanlar kabulleniyorlar mı? Kız istemeye gitsen, sakallı bir kimseye, kim kız veriyor ki bu zamanda? İstediğin vermediler, sen sufisin dediler. Millette böyle bir şey var, hani Mehdi beklentisi var. İyi kardeşim gelecek ya sen ne yapıyorsun?
Otuz yıldan beri biz aynı sohbeti yapıyoruz. Otuz yıldan beri herkes Mehdi bekliyor. Ben de otuz yıldan beri aynı şeyi söylüyorum. Geldi, buzdolabındaki yiyecekleri terk edebilecek misin? Geldi, rahatını terk edebilecek misin? Uykunu terk edeceksin mi? Yemeni içmeni terk edeceksin mi? Marka, kıyafet düşkünlüğünü terk edeceksin mi? Önüne geleni yemeği, önüne geleni içmeyi terk edeceksin mi? Hava atmayı terk edeceksin mi? Şataatı, şatafatı terk edeceksin mi? Kafelerde dolaşmayı terk edeceksin mi? Geldi, ne yapacaksın? Evindeki televizyonu terk edeceksin mi? Cebindeki cep telefonunu terk edeceksin mi? Geldi, kaç gece sen Allah'ın zikrine gideceksin?
Geldi, nereye cihada gideceksin? Geldi, nefsine söz geçirebileceksin mi? Şimdi nefsine söz geçir, geldi ya. Kur'an belli, sünnet belli. Mehdi yeni bir din getirmeyecek size. İsa aleyhisselam yeni bir din getirmeyecek. Kur'an'la, sünnetle hareket edecek. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, benim sünnetimi icra eder. İsa inince peygamber olarak inmeyecek ki. Hazreti Muhammed Mustafa'nın sünnetini ihya edecek. Onun sünnetine tabi olacak. Hadis-i şerifte diyor ki, Musa dahi benim zamanımda gelseydi bana tabi olurdu. Adem gelseydi tabi olurdu.
İbrahim gelseydi tabi olurdu. İsa'sıydır, Yakup, Yunus, Yusuf, hangisi gelirse gelsin. Hazreti Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine tabi olurdu. Ey Mehdi bekleyen ümmet! Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin hadislerini inkar ediyorlar. Siz ne Mehdi'si bekliyorsunuz? Ne Mehdi'si bekliyor ki bu ümmet? Kur'an'daki ayetleri kaldırmayı düşünüyorlar. Bunu anlaşmaya çalışıyorlar. Ne Mehdi'si bekliyorsunuz siz de? Aha! İki gün sonra kurban bayramı. Marketler kurban kesiyor. Bilmem alışveriş merkezleri kurban kesiyor. Paketlerle kurban gelecek evlere.
Paketlerle et gelecek. Kapitalist olmuş ümmet ya. Ne Mehdi'si bekliyor? Deccal hakim olmuş ümmete. Şeytaniyet hakim olmuş. Böyle bir şeyi pompalıyorlar gene. Pompalıyorlar. Nereden pompalanıyorsa. Mehdi... Ben kendi kendime düşünüyorum. Mehdi geldiğinde ne yapacak? Kur'an sünneti anlatacak bize. Ey aç oku. Aç oku yaşa kardeşim. Dini herkes biliyor şu anda. Yaşamıyor. Önceden bilmiyordu insanlar. Bilmediklerinden dolayı yaşamıyorlardı.
Şimdi biliyor herkes. Biliyor. Herkes seninle çatır çatır din tartışacak kadar dini biliyor. Tartışmak için biliyor ama. Aha kıyamet elhameti. Hadisle sabit. Hadisle sabit bu. Dini tartışırlar yaşamazlar. Hadisle sabit. Bu mana olarak. Lafız olarak değil mana olarak. Millet dini şu anda tartışmak için öğreniyor. Yaşamak için değil. Abdest belli kardeşim. Abdestin farzı dört. Ellerini kollarına kadar yıka başını mest et. Yüzünü yıka. Ayaklarını yıka. Abdestin abdest. Al abdestini.
Abdest almıyor. Ama abdesti tartışacak. İşte misfa alıp kıbleye karşı bu böyle uygun mu bu çağda? İyi yavrum yapma sen. Misfa alıp. Kabe'ye doğru sen dişlerini misvaklama. Yapma ben şimdi. Ama kitaplarda yazıyor. İyi oğlum yeni bir kitap yaz. Çıkar dedim ben de. Sen çıkar yazıyorsa. Tartışacak yer arıyor. Biraz daha bir iki bir laf söyleyince elimi omuzuna koydum. Abdestin var mı dedim ben. Yok dedi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler abdestsiz yere basmaz dedi. Sen şu dedim dördü al.
Misvaklamayı bırak. Dördü al. Al abdestini. Abdestini dolaş. Yok abdesti dolaşmak için derdi yok onun. Onun derdi abdesti tartışmak. Din tartışacak o. Guslün farzı iki. Hanefi'ye göre. Şafi'ye göre üç. Maliki'ye göre dört. Hanefi'ye göre altı yedi. Her neyse. Ama hepsi de aynı. Ne? Ağza burnu su vermek. Vücudu komple yıkamak. Al kardeşim Guslün. Yok tartışacak. Namazı tartışacak. Kim tartışıyor? Kılmayan tartışıyor. Ya sana ne? Kılmıyorsun zaten. Yapmadığın bir işi neden tartışıyorsun? Ne iş yapıyorsun?
Dedim ben bankacı. Ya bankacılığı tartışıyor muyum ben seninle? Tartışamazsın zaten dedi. Uluslararası gerçekliliği var dedi. Aha dedim sen zalimin tekisin. Hainin tekisin dedim. Bu öyle durdu. Şimdi dedim bir hadişleri söylerim çökersin dedim. Alan, satan, aracı olan faizle taşıyan, şunu yapan, bunu yapan sıraladım ben. Hepsi de dedim bu öyle oluyor dedim ben. Bu kaldı. Ya tartışma. Bak işine. Ses yok. Bu hadis nerede geçiyor? Ha böyle diyorsunuz dedim. Bu hadis nerede geçiyor? Bir başkası dedim ilahiyat mezunu. Öyle dedi. İlahiyat mezunu. Ya hocam bu hadisleri söylemesek. Neden?
Battı mı dedim sana bu hadis? Yüreğine mi oturdu dedim. İçine mi oturdu? Mehdi çıktı. Hadi bankalara koşun. Paralarınızı alın. Mehdi çıktı. Ne işi var dolarlarla sizin? Kahrolsun Amerika dolarlar istif. Ha? Mehdi çıktı. Kahrolsun Amerika ver bir kola oradan. Mehdi çıktı. Kahrolsun Amerika ver Pepsi ya. Kebabın yanında Pepsi ya içilmez mi şimdi? Mehdi çıktı. Kahrolsun Amerika. Eee Ramazan bayramında kola reklamı. İftariyelik kola götürüyor eve.
Mehdi çıktı. Evde kolalar şişe şişe. Pepsiler şişe şişe. Ne? Kahrolsun Amerika. Bizim ihtilalde yani 12 Eylül'den önce meşhurdu bu. Yani işte solcularda da vardı bu. Ülkücülerde de vardı. Kahrolsun Amerika yak bir parlament. Kahrolsun Amerika, Lewis Code. Allah kahrolsun Amerika deyip miting yapan solcuların hepsinde Lewis Code var. Ülkücüler daha milliyetçi takılıyorlar. Lewis kullanmıyorlar ama böyle gözleri içleri gidiyor hepsinde.
Eee ne bu? Allah'ı yesin. Cami ve türbelerde bağış kutusu bulundurmak dinimizde uygun mu? Kiliselerden çaldık biz onu. Bağış kutusunu kiliselerden çaldık. Kiliselerde var. Çok eskidir kilise öğretisinde, kiliselerde kocaman bir bağış kutuları vardır. Böyle bağış kasaları vardır. Ondan sonra bağış kaseleri vardır. Biz de ondan çaldık. Hz. Muhammed-i Mustafa'nın sünnetinde yok. Mescid-i Nebevi'de bağış kutuları yoktu. Sahabe bir zekat toplardı. İki sadaka herkes istediğine verir. Zekatı devlet toplardı.
Bir de cihattan ganimet elde ederlerdi. Sahabenin iki geçim kaynağı vardı. Birincisi cihat ganimet malı. İkincisi ticaretti. Üçüncüsü ziraat ve hayvancılık da onunla alakalı hadis var. Ümmetim ne zaman diyor, sabanın sapını tuttu, ineğin kuyruğunu tuttu, helak olmayı beklesin diyor.
Onunla alakalı hadis var. Bakın bu üçüncü sırada, o zaman için, Hanefiler sıralamışlar. En helal mal, ganimet malı. Birincisi. İkincisi ticaret. Üçüncüsü sanatkarlıktan. Dördüncüsü, işte ziraat, hayvancılık. Beşincisi kira. Altıncısı, devlet memurluğunda çalışmak. Son sıra, devlet memurluğunda çalışmak. O yüzden sufiler, gözlerini devlet memurluğuna çevirmezlermiş eskiler. Devlette görev alacağım diye uğraşmazlarmış hiç. O yüzden zaten, devlette görev alacağız diye uğraşmayan, işte sufi toplulukların başları ağrımıyor.
Bizim derdimiz yok, ben o yüzden diyorum, biz iş bulma kurumu değiliz diye. Yoksa devlette görev alacağım diye uğraşıyorlar ya onlar böyle. İşte oraya adam kaçacak, oraya adam ayarlayacak, ona telefon açacak, ona telefon açacak. Bizim arkadaşımızı al, bu bizdendi, bu şundandı, bu buradandı, şunu yap, bunu yap. Bunlar uzun mesele. Allah muhafaza eylesin. Bir de onu ümit edecek. Sanki senin elindeymiş gibi, bekleyecek o, senin yüzüne bakacak. Olmadı bu işimiz diyecek. Sen erineceksin, olması için uğraşacaksın. Sıkıntı büyük. Allah muhafaza eylesin. Ama birinci derecede sahabenin, geçimi, ganimet. İkincisi, ticaret. E ganimet olacak bir nokta yok, savaş yok.
Bir savaş çıkarsalar da, şöyle batıya doğru ganimet toplasak, gitsek. Böyle İslami olması lazım. Böyle diyenlere de, cihatçı diyorlar, topluyorlar zaten. Bu da tehlikeli. Bizimki, millet ne yapıyor? E gidiyor Suriye. Oğlum ne Suriye'de, ne işin var senin? Cihat edecek sen, Suriye'de ne işin var senin? Cihat edecek sen, ne işin var senin? Afganistan'da birbirini bombalıyorsun. Cihat edecek sen, ne işin var senin? Pakistan'da. Cihat edecek sen, ne işin var senin? Irak'ta. Git Amerika'da, cihat et. Git Fransa'da, cihat et. Git İngiltere'de, cihat et. Git İsrail'e, savaş ilan et, cihat et.
Yok, birbirlerini öldürüyorlar. La ila illallah, Muhammeden Resulullah diyen, birbirini öldürüyor. Ondan sonra Allah'a ekber diyor, cihat ettik diyor. Allah bizi affetsin. Bir kurumda idareci olarak görev yapacağım tavsiyede bulunur musunuz? Hak ve hakikatten ayrılma.
Hiç kimseye torpil yapma. Hiç kimseye özellik yapma. Adaletle işine devam et. İnşallah. Erkeğin eşine benim artık karım değilsin demesi, boşanması için yeterli midir? Boşamış olur mu? Bir sefer söylerse bir talak olur. Bunu üç sefer söylemesi lazım. Üç talak olur. Ben çalışmıyorum. Arkadaşıma hediye alacak olduğumda babamdan istemek zorunda kalıyorum. O da çok gönüllü olmuyor. Ne yapmalıyım? Arkadaşına hediye alacak gücün yok ise ona bol bol dua et. O da hediye yerine geçer. Hadis de sabit. Bir kimse birisine hediye edecek bir şey bulamazsa o zaman ona dua etsin. Onun için istiğfar etsin. Onun için tövbe et. Onun günahlarının bağışlanması için. Ona bol bol dua et.
Cenab-ı Hak duanlarınızı kabul etsin. İnşallah. Şu sohbete gireceğim. Merak etmeyin. Bakın hadis-i şerif.
Harp edin ki ganimiyet elde edesiniz. Oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız. Sefere çıkın ki zengin olasınız. Dört hisse olarak alınmış bir kurbanlık danıya para alınmadan eşler dahil edilebilir mi edilmez. Bitmiş mesela.
Müşrik Allah'a şirk koşan kimse. Münafık ise amelde münafıklık var. İtikatta münafıklık var. İtikatta münafık inandım gibi görünüp inanmayanlardır. Amelde münafıklar da Ramazan farz, namaz farz kılmayan kimse. Allah affetsin. İbn-i Arabi'ye göre yaratmanın iksiri olan aşk ve muhabbet, insanın yaratılışının da ilkesi durumundadır.
Mevlana'da varlığın yaratılışını aşka bağlar. Buna göre zatına olan aşkından ilahi zatın zatı gereği ve kendisini bildirmek için ilk yarattığı vücud-u hakikat-i Muhammediye'dir. Erdem 1990. Bütün mahlukatta onun yüzü sürmetine bu ruhtan yaratılmıştır. Çünkü onun fermanında sen olmasaydın vardır herkes onun nimetlerinden ve bağışlarından yararlanır. O olmasaydı felek dönüşü ışığı ve meleğe mekan oluşu bulmazdı. O olmasaydı denizler heybeti balığı ve değerli inciyi bulmazdı. O olmasaydı yeryüzü içinde define ve dışında Yasemin bulmazdı Hazreti Mevlana. Başka yerde yine temiz aşk Muhammed'e eşti. Allah onun aşkı için levlâke dedi. Aşk da son sınırdı.
O tek olduğu için peygamberlerden onu seçti. Temiz aşk olmasaydı felekleri nasıl yaratırdım aşkın ululuğunu anlaman için ben yüce göğü yükselttim Mevlana. Bütün Hazreti Mevlana gibi Muhyiddin İbn-i Arabi gibi bunlardan öncekinler buradanlardan sonrakinler. Sufi cenah tamamıyla levlâke üzerinde durur.
Ve bütün yaratılışın sırrını, yaratılışın sebebini hakikat-i Muhammediye'ye bağlar. Cenab-ı Hak'ın onu çok sevmesini ama Cenab-ı Hak'ın onu çok sevmesini de bütün herkes hadis-i kudsi mucibince O beni zikretti, beni sevdi, beni teşbih etti, beni tenzih etti. Yani o ilk yaratılan hakikat-i Muhammediye'ye Cenab-ı Hak'ı hem tesbih, hem tenzih, hem teşbih noktasında durduğundan Allah onu sevmiştir.
Bakın burada o ilk yaratılan şeyin, yani bunu İmam-ı Azam'ın diliyle şey olarak söylüyorum. Ama ilk yaratılan şey bu noktada Hz. Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti. Fakat onun neye tekabül ettiğini bilmediğimizden, onun ruhaniyetini ve nuraniyetini bu noktada tarif edemediğimizden tam anlamıyla, bu şudur diyemediğimizden, çünkü onu bir cevher olarak diyemiyoruz, cevher dediğimizde felsefecilere kayıyoruz.
Cevher demek mümkün değil, madde demek mümkün değil, çünkü sufilerce ilk yaratılan şeyin maddesel bir anlamı yok. Bakın ilk yaratılan şeyin maddesel bir anlamı yok, maddesel bir şey yok ortada. Onu zaten Muhyiddin İbnü'l Arabî tamamiyetle, onu normalde bazı yerlerde şeyin varlığın derecatına göre hayal veyahut da işte bazı yerlerde rüya gibi tarif etmiş.
Ama Hz. Mevlana, Celalettin Ruma Hazretleri varlığın tamamını, sen onu bir hayal üzerinde yürür gör diyerek de meseleyi bağlamış. Şimdi o ilk yaratılan şeyin muhteviyatını hiç kimse bilmediğinden dolayı İmam-ı Azam bir şey demiş ona. İlk yaratılan muhteviyatını bilmiyoruz çünkü. Cenab-ı Hak ruhundan ve nurundan yarattı, Cenab-ı Hak'ın ruhunu ve nurunun yine muhteviyatını neye tecelli ettiğini bilmiyoruz. Öyle olunca biz onu İmam-ı Azam'ın tabiriyle bir şey olarak nitelendiriyoruz. Tabi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ilk yaratılan bendim diyor. Hadis-i şerifte. E şimdi ilk yaratılan akıl, ilk yaratılan kalem, ilk yaratılan bunlar normalde hadis-i şerifler. Böyle olunca bunlar yaratılma anının takip eden anları olarak nitelendiriyoruz.
Ama ilk yaratılan şeyin muhteviyatını bilmediğimizden bir şey diyoruz. Ve o ilk yaratılmanın iksiri aşk. Sevmek var orta yerde. Sevmek var. İster sevgi Allah'tan ilk yarattığına olsun, ister sevgi yarattığından O'na olsun. Aslında ister O'ndan O'na, ister O'ndan O'na. Fark etmiyor bir şey. Eğer sevgide kemale erdiyse, taraflardan birisi, o zaman kimin sevdiği önemli değildir. Önemini yitirir kimin sevdiği. Taraflardan birisi sevginin hakikatine ersin, kimin sevdiği önemli değildir. Bu ister kadın erkek ilişkisinde olsun, ister mürid mürşid ilişkisinde olsun, ister normalde kul Allah ilişkisi arasında olsun.
Çok seven kimse, sevgisini kendisinden görmeyeceği için diyecektir ki, O beni çok seviyor. Çünkü sevginin kemale ermesi, sevgiyi kendinden görmeyi zorlaştırır. O kimse kendisini görmez. O kimse kendisini görmediği için, tamamiyetle sevdiğini görür. Tamamiyetle sevdiğini görünce, o sevgiyi de ondan görür. Kendisinde bir pay görmez. Bu sevginin kemalatıdır. Sevginin kemalatı. O her şeyi sevdiğinden görmeye başlar. Her şeyi sevdiğinden bilir. Öyle olunca, sevgide kemale eren, sonuçta bu noktada kul Allah'ı sevecektir. Kul Allah'ı severekten kemale erecektir. Sevgisinde kemale erdiğinde, bu sefer kul kendince, sevdiğinin kendisinin olmadığını, asıl sevginin ona ait olduğunu ve onun kendisini sevdiğini söyleyecektir.
Oysa seven oydu. Ama sevgide kemale erince, kendisinin sevmediğini, sevginin direkt ondan olduğunu görür. Şimdi, bu manada sevgi olmadığından dolayı insanlarda, insanlar kendi sevdiklerini görür. Ve kendisini seviyorum noktasında görür. Ben seviyorum der. Harika, o daha çocuk. Sevgide kemale erdiğinde, kendisi sevmiş olsa dahi o seviyor beni der. O kemale eriyor. Öyle olunca, çah, Cenab-ı Hak ilk yarattığını sevmiş olsun, çah, ilk yaratılan Allah'ı sevmiş olsun. Sonuçta, ilk yaratılan şey, Allah'ı öylesine sevdi, Allah'ın çok hoşuna gitti. Veyahut da Allah'ı öylesine sevdi. O belki de Allah'ı öylesine sevdiğinden dolayı, cebri bir şekilde, o da Allah'ı sevdi. İster o noktadan olsun, ister bu noktadan olsun.
Burada normalde yaratılışın sırrı, ilahi aşkta gizli. Yaratılışın sırrı, varoluşun sırrı, aşkta gizli. O yüzden bir felsefede, bir inanışta aşktan bir paye yok ise, sevgiden bir paye yok ise, o donuk kaldı, o ruhsuz kaldı, o hissiz kaldı. Ama insanlar vardır, sevmekten uzaktırlar, aşıklıktan uzaktırlar, muhabbetten uzaktırlar.
Öyle olunca orada hukuk geçerli olur. Hukuk geçerli olunca bir evlilik düşünün, hukuk geçerli. Salata yapılacak, ikimiz beraber yapalım, hukuk geçerli. Şu yapılacak, ikimiz beraber yapalım. Bu sana ait, bu bana ait, bu şuna ait, bu buna ait. Bunlar kimin için geçerlidir? Hukuk dairesinde duranlar için geçerlidir. Bu senin malın, bu benim malım, bu hukuktur. Bu senin görevin, bu benim görevin, bu hukuktur. Bakın, bu hukuktur. Benim hiçbir şeyim yok, her şeyim senindir. Hukuktan çıktı. Benim hiçbir şeyim yok, her şey senin. Hukuktan çıktı. Al, her şeyim senin olsun. Hukuktan çıktı. Bakın, burada hukuk yok.
Hukuk bitti burada. Ama, ben bunu annemden getirmiştim. Aa, iyi, ben de bunu babamdan getirmiştim. Hukuk konuştu. Bu benim param ama. Hukuk konuştu. Doğru senin paran, al senin olsun. Bu benim ama, doğru senin, al senin olsun. Hukuk konuştu. Bunun tapusu kime ait? Bana ait. Hukuk konuştu. Evet, tapusu bana ait. Bunun tapusu kime ait? Ona ait. Ne, hani tapu? E, bende ama. Her şeyim ona feda olsun. E, ver tapuyu. Ne olmuş senin benim üstümde durunca? E, ne olmuş? Olmuyor. Al, onun üzerinde dursun.
Yok, aa, olmalı. Hukuk konuştu. Bir şeyde hukuk var ise, net söyleyeceğim. Oradan aşk pılısını pırtısını topla. Aşk, hukuksuzluk değildir. Aşk, o geniş dairenin içerisinde merkezde durmaktır. O yüzden, seviyorsa ve sevgide kemale erdiyse, senin benim kalmaz. Senin benim var ise, o zaman bu aşk değildir. O zaman aşık, hiçbir zaman benim demez ki. Aşık herden der ki, senin. Sevmek, senin sevgi, senin mal, senin mülk, senin. Aşık demez ki benim. Benim diyorsa zaten o aşık değildir. Aşığa göre her şey maşığa aittir.
Orada o yüzden karışıklık olur. Karışıklığın sebebi odur. O zaman varlığın tamamiyetle, varoluşun sırrı aşktır. Aşk olunca ve bu aşkın en yücesi, en kemallisi, Hz. Muhammed Mustafa'nın olunca, o zaman varlığın sebebi de ne olmuş oldu? O olmuş oldu. Onun fermanında sen olmasaydın, vardır herkes onun nimetlerinden, bağışlarından yararlanır. E şimdi, eğer sen olmasaydın, hükmü olmamış olsaydı, zaten hiçbir şey böyle olmayacaktı. Cenab-ı Hak sen olmasaydın deyince bütün kapılarını açtı. Ve hazineyi onun önüne koydu. O yüzden şefaat hakkı da ona verdi.
O yüzden dedi ki, kime şefaat edeceksen et. Aşktan nasibi olmayan, ulemanın büyük bir kısmı bunu reddetti. Şimdi şefaati de reddediyorlar ya zaten. Neden şefaati reddediyorlar? Hz. Muhammed Mustafa'nın ulviliğini, kemalatını, yüceliğini kabullenmek istemediklerinden dolayı. Müşrikler gibi, münafıklar gibi, onu normalde aşağı görmeye çalıştıklarından dolayı. Oysa Cenab-ı Hak dedi ki, ona, kime bugün dedi şefaat hakkı senin, kime şefaat etmek istiyorsan et. Bugün sana istediğin verilecek. Bunu kabullenmek istemediler. O olmasaydı felek dönüşü, ışığı ve meleğe mekan oluş bulmazdı. Yani bütün Hz. Mevlana buradaki, bu o olmasaydı denizler, heybeti, balığı ve değerli inciyi bulmazdı.
O olmasaydı yeryüzü içinde, define ve dışında Yasemin bulmazdı. Beytinde bütün varlığın bütün hepsini, hepsinde sebebini, yaradılış sebebini, varoluş sebebini Hz. Muhammed Mustafa'ya bağlıyor. Yani hakikat-ı Muhammediye. Yine aynı, temiz aşk, Muhammed'e eşti. Allah onun aşkı için levlâke dedi. Yani aşkın en yücesi, en noktası, aşkın en yücesi, en zirvesi kimdedir? Allah'tadır. Hz. Muhammed Mustafa'ya eş koştu diyor. Biz ne dedik? Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühühü ve resulühü. Eş koştu ona. Dedi ve Hz. Muhammed Mustafa da dedi ki, bir kimse la ilâhe illallah dese Muhammeden resulullah demezse, iman etmiş olmaz dedi. Bununla alakalı ayet-i kerime de var.
Bir kimse Muhammedun resulullah demezse, imanın kabul edilmez. O zaman Cenab-ı Hak, tabiri caizse bu manada eş koşmak değil, aşıklıkta, aşkta eş koştu. Dedi ki, beni kabul etmeniz yetmez. Beni Allah olarak bilmeniz, beni Allah olarak inanmanız, bana Allah olarak tapınmanız yetmez. Ya Muhammed-i Mustafa'yı, sallallahu aleyhi ve sellem'in, peygamber ve kulum olarak da kabul edeceksiniz. Onun peygamberliğine iman edeceksiniz. Onun peygamberliğine kabulleneceksiniz. Onun peygamberliğine iman edip, onun peygamberliğine kabullenmezseniz, iman etmiş saymam dedi. Bunun gibi. O yüzden o normalde, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu manada, en temiz aşkın da tecelliyatı oldu. Yani aşk onun üzerine tecelli etti.
Sen olmasaydın kainatı yaratmazdım hadisinin tefsiridir bu. Eyvallah. Mevlana da diğer birçok mutasavvıf gibi, insanın merkezi yerleştirmekte ve her şeyin özü olarak insanı gösterir. Ona göre insan bir cevherdir. Gökyüzü ise ona arazdır. Her şey parçadır, basamaktır, maksat insandır. Normalde varlığın, zaten varlığın sebebi, varlığın sebebi. İnsanı kamildir. Eğer insanı kamil olmamış olsaydı, varlık, varlık olmazdı. İnsanı kamilin en yüce noktasında, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri olduğu için de zaten, varlığın en üst noktası, kemalatın da en üst noktasında oydu. Ama normalde sakın şöyle düşünmeyin, varlığın sebebi her gördüğünüz insan değil.
Böyle bir yanılgı da var. İnsan var, hayvandan daha aşağı bir mahluk. O varlığın sebebi değil. O varlığın sebebi değil. Varlığın sebebi insanı kamildir. Ve bütün insanlar insanı kamil olma yolunda olmalılardır. Ve insanlar eğer insanı kamil olma yolunda değiller ise, varoluşun sebebi onların üzerinde tecelli etmemiştir.
Çünkü Cenab-ı Hak insanları ve cinnileri, kendisini zikretsin, kendisini tanısın, kendisini bilsin diye yaratmıştır. Varoluş sebebimiz, Allah'ı tanımak, onu bilmek, onu zikretmektir. Varoluş sebebimiz. Eğer biz bu varoluş sebebini icra edemiyorsak, varoluş sebebimizin üzerinde yürümüyorsak, o zaman bizim hayvandan aşağı bir noktadayız. Hayvandan bir farkımız yok demeyeceğim. Çünkü ayet-i kerime hayvandan daha aşağı bir noktadadır diyor. İnsan ahsen-i takvim üzerine yaratıldı. Ama o Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmaz, Allah'ı tanıma ve bilme noktasında olmaz, Allah'ın emirlerini yerine getirme noktasında olmazsa, o hayvandan daha aşağı bir mahluk olur.
O zaman bizim her gördüğümüz insan, varoluş sebebine uygun mu değil mi, bu ayrı tartışma konusudur. Bizim her gördüğümüz insan, insanın kamil olmadığına göre, aslında fıtraten insanı kamil, halen insanı kamil değil. Vücut olarak insanı kamil. Vücut olarak en güzel surette yaratılmış. Biz o yüzden insanların suretlerine, vücutlarına eza cefa veremeyiz. Mesela dövme yasaktır. Vücuda eza cefa vermek mümkün değildir. Allah'ın o bir emanetidir. Dişleri törpülemek, güzelleşmek için caiz değildir. Sebep nedir? Çünkü Allah'ın emanetidir. Cenab-ı Hak onu fizik olarak, ahsen-i takvim üzerine yaratmıştır. Bir kimsenin, örneğin burnunda bir yamukluk var. Bunu düzelttirmesi caizdir.
Kavgada mı kırıldı? Olabilir ne olacak? Güzel bir şey kavgada kırılması. Kavga etmesini bilmeyenler sevemezler. Yaka paça olmasını bilmeyen sevemez. Sevmek, yaka paça olmak gerektirir çünkü. Sevmek, sevdiğini korumak, sevdiğini muhafaza etmek, sevdiğini kıskanmak, sevdiğinin uğruna ölmek, sevdiğinin uğruna harcamak, herkesin işi değildir.
O yüzden yaka paça olmayı göze alamayanlar sevemezler. Zorluklara katlanmayı göze alamayanlar sevemezler. Millet kızar, işte dövüşüyor, kavga ediyor. Ben severim onu. O çünkü sevdiği için yaka paça olmayı göze alır. Bir yumruk yemiş ya o. O der ki yani yemediğimiz şey mi? Sevdiğimiz için yeriz der. Esengül ne diyor? Bir yoksula rastladım, Ken Ramon içindeydi. Sordum seni böyle kim dövdü? Sevdiğinden dolayı olmuş. Muhteşem bir şey. İnsan sevdiği için yaka paça olmalı. O yüzden öyle utanma, yumruk yedim diye. Boştan. Herkes de burnunu kırmasın, biz de ondan olacağız diye. Böyle bir şey yok. Ama sevmek onu gerektirir.
Bir kimse seviyorsa yaka paça olur. Sahabe Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni öyle sevdiler ki onun için yaka paça oldular. Müşriklere laf söyletmediler. Bir insan sevdiğine laf söyletir mi? Söyletmez. Seven sevdiğine laf söyletmez. Kıskanmak budur. Bakın kıskanmak budur. Seven sevdiğini kıskanır, muhafaza eder, onu korur, onu gözetir. Kıskanmak, korumak, gözetmektir. Bakın kıskanmanın tecelliyatı korumaktır, gözetmektir, muhafaza etmektir. Pencerenin önünde oturmayı yasaklıyorum sana. O onun üzerine şüpheyle yaklaşıyor. Ondan şüphe duyuyor.
O kendine güveniyor. Balkonda oturmayacaksın. Onun kendine güveniyor. Ben öyle severim ki o balkona değil bin tane adamın içine girmiş olsa kafasını kaldırıp bir tane adama bakmaz. Ne balkonumuş. Ben onu öyle severim ki hiç kimse ona laf söyleyemez. Hiç kimse ters bakamaz. Hiç kimse ona kaşını kaldıramaz. Bunu biz babamızdan öğrendik. Birisi bize bir laf söylesin. Parçalar adamı. Parçalar, parçalar. Adam mahalleden geçemez oradan. Birisi anneme laf söyleyecek.
Parçalar onu ya. onu duymasın. Söylediyse birisi babamdan saklayıp gizlemek için yüz on sekiz takla atarlar. Duyar onu. Nasıl duyuyorsa adam duyuyor. Adam duyar onu. Duyduğu zaman kim ama ona söylediyse bakın kim dediyse alır karşısına bir güzel boyar. Benim ilk öğretmenim. O yüzden kıskanmak odur. Seven kıskanır derler ya. Seven kıskanır. Hay onu görecekler şimdi. Yok onu öyle yapacaklar. Yok bunu böyle yapacaklar. Onunla alakalı değil o. Onu korursun. Onu muhafaza edersin. Onu saklarsın. Onu gizlersin.
Bu ayrı mesele. Ama o onun. Sen. Seninle alakalıdır. Sen yemezsin. Yedirirsin. İçmezsin. İçirirsin. Geymezsin. Geydirirsin. Onu korumak. Onu gözetmek. Onu kanadının altına almak. Onu kolunun altına almak. Onun yüreğinin en yücra köşesini oturtturmak. Sevmek odur. Onun için feda olmak. Sevmek budur. O yüzden yaka paça olmak da gerekir. Dövüşülecekse dövüşülür de. Kol gidecekse kol gider. Kelle gidecekse kelle gider. Sevmek öyle bir şeydir. Neden toprakların için, vatanın için canından geçiyorsun? Ülkeni seviyorsun çünkü. Topraklarını seviyorsun.
Soysuz değilsin. Vatansız değilsin. Milletsiz değilsin. Seviyorsun. Neden ayak bastırmıyorsun? Seviyorsun çünkü. Neden darbe günü banka kuyruğuna gitmedin de eline levyeyi aldın çıktın uçağı durdurmak için? Seviyorsun çünkü. Neden meydana çıktın? Herkes evinde otururken, televizyondan izlerken. Seviyorsun çünkü. Sevmek pısırıklık değildir. Benim sevgi anlayışım o değildir. Ahzap çıktı. Cenk meydanda cenk ederken ayak gitti. Ayağının gittiğinin farkında değil. Namaz kılmak için geldiğinde ne zaman attan indiğinde kütük düştü, kütük düşer gibi. O zaman anladı ayağının kesildiğini savaşta. Aşk böyle bir şeydir.
Vücuttan geçirir insanı. Sen ayağının kesildiğini fark etmezsin. Kahnevan olmak gerekir. Böyle olmak gerekir. Bu aşkın en zirve noktasıdır. O kimsenin kolu kopar farkına varmaz. O kimsenin gözü çıkar farkına varmaz. Sahabe saatler sonra bir başkası dedi. Gözün çıkmış gözünü dedi tut. O esnada fark etti. Bir başkası söyledi onu. Dediler ki koş Resulullah'a sallallahu aleyhi ve selleme. O böyle gözü elinde koştu. Gözü elinde koştu. Gözünde göz damlası yok. Pişmanlık yok. Hiçbir şey yok. Dedi ki ya Resulullah gözüm çıkmış. Farkında değil gözünün çıktığını. Aldı gözünü yerleştirdi. Tükürükle tükürükledi sıvazladı.
Şimdi müşrikler inkar ediyor bunu. Münafıklar inkar ediyor. Hadis inkarcısı gavurlar bunları inkar ediyor şimdi. Gavur bunlar. Hadislerin hepsinde inkar edenler gavurdur. Varlığı inkar ediyor. Sahabe diyor ki 80 kusur yaşında. Vallahi diyor öbür gözüm görmez oldu. Ama Hazreti Muhammed Mustafa'nın sıvazladığı dedi. Sıvazladığı göz. Vallahi daha iyi görüyor. Yine sahabeden bir kimse. Yahudilerden birisi Medine-i Münevverede Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni hicvediyordu. Alay ediyordu. Laf söylüyordu. İri yarı bir Yahudiydi.
Dedi ki kim bunu katletecek? Birisi çıktı ben dedi. Öbürkü de çıktı dedi ki o beni tanıyor. Ben onu çağırayım dedi. Sen de vur. Çağıracak olan biraz çelimsiz. Boy, pos yok yani. Gece onu çağırdılar. O dışarı çıkar çıkmaz öbürki vurdu onu. Ondan sonra kaçarken ayağı kırıldı birisinin. Getirler Allah Resulü'ne sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne. Aşk böyle bir şeydir. Ayağının kırıldığını görünce ayhanı mest etti. Sapa sağlam oldu o ayağı anında. Aşıklık böyle bir şeydir. Ayağın kırılır fark etmezsin. Ayağın kırılır fark etmezsin. Gözün çıkar fark etmezsin. Kolun kopar fark etmezsin. Feda olmaktır aşık olmak. Feda olmak. Aşıkta heva yoktur.
Aşıkta nefis yoktur. Aşıkta kendine ait heva, heves yoktur. Bence böyle yoktur aşıklıkta. Bence böyle olmalı yoktur aşıklıkta. Bence buradan gidilmeli yoktur aşıklıkta. Aşık maşukuna bakar. Nereden git derse oradan gider. Nereden gel derse oradan gelir. Ben konuşmaya gerek yok derim. Aşıksan maşuk aklından geçirse yerine getireceksin. Aklından geçerini yerine getirmiyorsan aşıklık taslama. İşte varoluşun sebebi bu aşıklıktır. O ister Cenab-ı Hak onu sevsin, ister o Cenab-ı Hakk'ı sevsin. Çok bir fark yoktur arasında. Öyle severse, öyle aşık olursa o zaman zaten aşıkla maşunun arasında aşıklıkta çok fazla bir fark kalmaz.
Allah bizi onlardan eylesin. Buradan devam edeceğiz inşallah. Allah'tan bir şey gelmezse. Hakkınızı helal edin. Cenab-ı Hak cümlemize affı mağfiret eylesin. Tutabilenler pazartesi gün oruç tutsunlar. Pazartesi gün arafat günü. Göğün yarıldığı, duaların kabul edildiği gün. O yüzden oruç tutamayacak olanlar dahi bol bol dua etsinler, tövbe etsinler. Cenab-ı Hak'tan mağfiret dilensinler inşallah. Bayramın ikincisi günü Allah izin verirse mutat bayramlaşmamız yine burada öğle namazın zamanında başlayacak. İnşallah işte saat beş buçuk altı gibi bitiyor. İnşallah beş buçuk altı gibi bitecek. Bayramın birincisi günü de herkes kurban telaşında. herkes kurbanlarını kesecek, Allah'ın izniyle işini gücünü bitirecek.
İkinci günde bayramlaşacağız inşallah. Haklarınızı helal edin. Cenab-ı Hak cümlemizi iyilerden eylesin inşallah. Selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi