mustafaozbag.org

Karabaş-i Veli Tekkesi - 17 Şubat 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 18 Şubat 2018 · 2:00:25

Destur. Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gönlünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. İş yerimizden adam çıkarma olabilirmiş. Ben de bekarım, evlenmek istiyorum. Dua eder misiniz? Hayırlısıyla işimize devam edelim. Allah yardımcınız olsun inşallah. İşten çıkarılmanın nasıl olduğunu hiç bilmem. Cenab-ı Hak'a hamdolsun, hiç kimse işten çıkarmamıştı. Allah sizi de öyle eylesin inşallah. Eşim, çocuğumuzun aile içinde şımarıklık gibi olumsuz davranış ve bana vurmasını kendince haklı bahaneler bulup çocuğumuzu bana karşı koruyor.
Beni saf dışına bırakıp küçümsüyor ve terbiyesine karışmayacaksın, diyor. Biz şu an ailece sizi dinliyoruz. Ne olur çocuğun terbiyesi hususunda bize yol gösterin. Dinen ve ahlaken nasıl bir yol izleyelim? Ne yapalım? Sizi ailece seviyoruz ve eşimle uyuyacak, dinleyecek. Ayetle hadiste nedir bu durum, hükmü, yardım ve dualarınızı bekliyoruz. Eşim deyince yazan kadın mı, erkek mi belli değil. Kim kimi koruyor, o da belli değil. Ama ailede erkek elinizin altındakilerden sorumlusunuz der, kadın da içinde der, o da elinin altındakilerden sorumludur der. O yüzden birinci derecede sorumluluk erkeğe aittir. Ama erkek kadına sen çocuğun terbiyesine karışmayacaksın dediği anda o zaman kadının terbiyesinde sıkıntı var demektir.
O zaman kadının terbiyesinde sıkıntı var, sıkıntı olduğu için erkek de diyor ki sen çocuğun terbiyesine karışmayacaksın. Yani evlenmiş olduğu kadın cahil, görgüsüz, kültürsüz, nerede ne yapacağını bilmeyen bir kadın. Ama evlendin ki onunla o zaman. Aynı şey kadın erkeğe diyorsa aynı şey erkek için de geçerli. Bu doğru bir davranış değil. Çocuk ailede doğruyu anneden de babadan da öğrenebilmeli. Çocuğun bir eksikliği, yanlışlığı varsa anne bunu tespit ettiyse anne nasihat etmeli. Baba tespit ettiyse baba nasihat etmeli. Ve söz konusu nasihat edilecek olan şey, Kur'an, sünnet, imamların iştahı, gelenek, görenek, örf, adet noktasında doğru bir şeyse ne anne ona karşı çıkmalı ne de ona baba karşı çıkmalı.
Bazı ailelerde böyle bir sıkıntı var. Hani işte baba doğru bir şey söyleyince kadın çok merhametli hesapta onu babayı durdurmaya çalışıyor. Veyahut da işte kadın bir şey yapmaya çalışıyor. İşte erkek bir şey yapmaya çalışıyor. Kadın onu durdurmaya çalışıyor. Bunlar yanlış aile içerisinde. Çocuk terbiyesi olsun, başka bir kimse olsun, kim olursa olsun bir kimse terbiye noktasında, nasihat etme noktasında, Kur'an ve sünnet dairesinde bir şey söyleniyorsa bütün herkes ona itaat eder.
Söyleniş tarzında sıkıntı varsa tarz değiştirilir. Hani ola ki birisi sert konuşuyordur. Nasihat sert konuşulmaz nasihatte. Çocuk terbiyesinde sertliğe mahal yoktur. Anlatırsın, bir daha anlatırsın, bir daha anlatırsın. Öğretirsin, bir daha öğretirsin. Anne babalar çocuk yetiştirirlerken bu noktada kendi çocuklarının üzerinde çocuğunun birisinin eksikliğini görüp birisini görmemezlik etmeyecekler.
Bir şey haram mı? Haram. Anne baba haramları bilecek ama önce. Bizim toplumumuzda insanlar evlenenlerken haramları bilmiyorlar ki. Haramları bilse, zaten haramları bilen bir kadın üzerinde haram olan bir erkeği eş olarak kendine seçmez. Haramları bilen bir erkek, haramları üzerinde barındıran bir kadını kendine eş olarak seçmez.
Bilmiyorlar, cahil. Toplum olarak biz dini bilmiyoruz. Bu konuda din cahiliyiz. Sadece yani Anadolu'daki bu toplum Orta Doğu'dan iyi. Neden iyi? Hiç olmazsa bizim içimizde day işti, may işti böyle terör örgütleri şey bulmuyor bizim içimizde.
Yer bulmuyor. Neden? Bizim din algımız, din öğretimiz Orta Doğu'dan iyi. Yoksa bombayı koy üzerine Allahu Ekber de patlat. Din cahili. Ama genel olarak biz din cahiliyiz zaten. Bu noktada aa işte ya yok kardeşim din cahiliyiz. Öyle olunca anne bilmiyor haramları tamamiyetle, baba bilmiyor haramları tamamiyetle. E bu çocuklar zaten dedeler yok, nineler yok, halalar yok, amcalar yok, teyzeler yok, yok etrafta yok artık.
Bunları bıraktık zaten biz. En son bırakacağımız dedeler, nineler, onları da bıraktık. Onları da bıraktık. Şimdi en son bırakılacak olan babalar kaldı veya anneler kaldı. Aslında günden güne aile kavramı değişiyor. Şimdi bir bayan gidecek, bir artı bir bir evde yaşayacak. Bir artı bir evde yaşayarak gidecek, sperm bankasından bir tane sperm alacak. Götürecek, onunla hamile kalacak, doğuracak. Çocuğu da üzerine alacak, devam edecek. Erkek normalde çocuk ihtiyacı var ise, çocuk görüyorsa gidecek. Çocuk yetiştirme yurdundan bir tane alacak, bakacak. Veyahut da işte gidecek o da bir yerde diyecek ki ben çocuk edinmek istiyorum. Eee gel ben kiralık teke giyim. Kiralık teke, damızlık teke.
Gel senden bir çocuk yapalım dur, ben çocuğu alacağım gideceğim. Veyahut da çok basit, Kıbrıs'ta kiralık anneler de var. Git Kıbrıs'a ister o kadından, istersen bir tane yumurta al. Git o yumurtaya sen orada bir sperminde koysunlar. Sen al gel çocuğu, önemli değil. Zaten hukuk sistemi olarak İslam hukuku da değil. O yüzden çocuk kiminmiş, önemli değil. Miras kime düşermiş, önemli değil. Yarın öbür gün herhangi bir kimseyle evlenir, önemli değil. Bunlar önemli şeyler değil. Allah bizi muhafaza eylesin. Bu sorular var ama söz verdiğim de şeyler var. Bu internetten sorulan sorular var.
Şimdi hatırıma geldi. Bunlara söz verdim. Dedim sohbeti dinleyin. Orada dedim cevaplandırmaya çalışacağım inşallah dedim. Öyle söyleyeyim. Sorunun birisi şuydu. Siz mürşidinizi nasıl buldunuz? Mürşidiniz olduğuna nasıl mutmain oldunuz? Ben nasıl bulabilirim? Tutunacak bir dal bulmam gerek. Varlığından güç alabileceğim bir kamil mürşid bulmam gerek. Bu sesli zikir ile olmalı. Nakşi ben de sessiz zikir bana hitap etmiyor. Bana bir yol gösterir misiniz diye. Böyle bir soru gelmişti. Bu tabii muhakkak insanlar kendilerince şöyle bir algıya sahipler. Sağlı sollu yanaşın. Sağlı sollu. Kenarları doldurun. Hani tarzımı değiştirdim ya.
Bundan sonra yok zayıf hadismiş kelimesini kullanmayacağım diyorum ya. Kullanmayacağım. Arayan bulur. Hadisi kudsi. Arayan bulur. Bulan tanır. Tanıyan sever. Seven aşık olur. Ondan sonra Cenab-ı Hak diyor ki, Ben de ona aşık olurum. Ben ona aşık olunca, Gören gözü, Duyan kulağı, Tutan eli, Yürüyen ayı, Söyleyen dili olurum. Benimle görür. Benimle duyar. Benimle tutar. Benimle yürür. Benimle konuşur. Bir rivayette de diyor ki, Ben de onu severim. O bana aşık olur. Ben de ona aşık olurum. Onun karşılığı, Onun diyor, Al aşıklıkla canını alırım.
Bunun değişik versiyonları var rivayet olarak. Bir kimse bir şeyi arıyorsa bulur. Benim tarih boyunca, Kendi tarihim boyunca, Genel felsefemdir. Ararsan bulursun kardeşim. Bir kimse, Yok derse, O zaman küfre düşer. Sebep, Allah'ın velileri, Kur'an'la sabittir çünkü. Yok diye bir şey yok. Kur'an'la sabit. Cenab-ı Hakk'ın, El-Veli ism-i şerîfi var mı? Var. Bu El-Veli ism-i şerîfi, Varlığın üzerinde tecelli edecek mi? Evet.
Şunu, Bu herkesin hakkıdır. X kimse, Ya, Bizim nasibimiz onda değilmiş. Edep budur. Öyle velim olur ya. Sana ne? Allah sana mı soracak nasıl veli olacağını? Sen zaten öyle velim olur dediğin anda otomatikman gittin. Sebep, Allah dilediğine verir. Sen aramaya koyun. Sen ara.
Ama doğru ara. Doğru yerde ara. Sen balık tutacaksan çöle gitme. Çölde balık ne arar? Sen balık tutacaksan, Ya dereye gideceksin, Ya göle gideceksin, Ya okyanusa gideceksin. Sen inciyi arayacaksan, Çölde arama. Dağın başında da arama. İnciye sahip olmak istiyorsan, Sen okyanusa doğru yöner. E sen elmas istiyorsan, Denizde arama. Denizde elmas ne arar? Doğru yerde ara bir şeyi. Bakın bir şeyi doğru yerde aramak var.
Pavyonda veli mi aranır? Meyhanede veli mi aranır? Heva hevesle veli mi aranır? Mürşid-i kamillerin aranılacağı yer bellidir. Mürşid-i kamil arıyorsan. Neden? Mürşid-i kamil eğiten kimsedir. Mürşid, öğretici demektir. Öğretici. Kamil demek olgunlaşmış. Bu varlık alemi tamamiyetle öğreticidir. Varlık tamamiyetle öğreticidir. Sebep, çünkü varlığın üzerinde Cenab-ı Hakk'ın sıfatları tecelli eder. Tamamiyetle. Sen ağaçtan öğrenebilirsin, ottan, taştan, böcekten, kuştan, her şeyden öğrenebilirsin.
Cenab-ı Hak arıya vahyeder, taşa vahyeder, böceğe vahyeder, ota vahyeder, varlığın tamamına vahyeder. Ve varlığın tamamı dillidir. Öğrenirsin. Ama sen kamil bir mürşid arayacaksan, o zaman sen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin yoluyla yollanmış, haliyle hallenmiş bir kimse arayacaksın. Onu bulacaksın. Bu okyanusta ince aramak gibidir. Ama sen aramaya koyul, git okyanusun dibine. Sen bir karadan kurtulmaya çalış. Sen ince arayacaksan karadan kurtul. Sen bir deryaya doğru dal. E sen karadan kurtulamadığın müddetçe, karada oturduğun müddetçe, okyanustan inciyi bulamazsın ki.
O mümkün değil. O zaman sen karadan kurtul. Karadan kurtulmadığın müddetçe, sen inciye ulaşamazsın. E sen karada oturuyorsan, kendince arıyorum diyeceksin. Ne arıyorsun? Karada yaşayanlar yırtıcı hayvanlardır. Karada yaşayan birinci derecede nelerdir? Hayvanlardır. İkincisinde insanlardır. İkincisinde insanlardır. İnsanların bir kısmı, çok az kısmı manaya yöneliktir. Büyük bir kısmı da karaya, dünyaya yöneliktir. E senin arayacağın kıymetli bir şeyse, onu yoldan geçerken bulmak mümkün değil.
E sigara değil ki eğer bakkalda bulunsun. Sen bir mürşidi kamil arıyorsun. Allah buluştursun. Senem hak buldursun inşallah. Benim nasıl bulduğuma gelince, bu ben hep anlatırım. Allah affetsin. Ben kendi kendime namaza başlayan, kendi kendime oruç tutmaya başlayan, kendi kendime ufak tefek kitap okuyup, zikretmeye başlayan bir kimseydim. Ama ben bu yolda gidilecekse, üstadsız gidilmeyeceğini kendim biliyordum. Ben üstadsız olmayacağını kendim biliyordum. Nasip bu mesele. Beni normalde şu anda, Türkiye'de üstün körü var olan, tarikatların, cemaatlerin bütün müntesipleri, işte ben onlardan olayım diye, götürdüler beni sohbetlerine, zikirlerine.
Olmadı. Gözümün önünde bir şeyler oluştu hep, bir şeyler oldu. Olmadı. Gittim, birisi ağladı, sızladı, ağlattı, bu işler böyle olmaz dedi, toplayın paraları dedi, paraları topladı. Bir yere gittim, orada farklı şeyler gördüm. Bir yere gittim, orada farklı şeyler. Gittim derken beni götürüyorlar, davet ediyorlar. Diyorlar, hocamız gelecek, şuyumuz gelecek, seni de götürelim, hadi gidelim, hadi gidiyoruz biz.
Ben Risale-i Nur cemaatine gittim, Yeni Asya cemaatine, ondan sonra Fethullah Gülen'in cemaatine gittim, götürdüler beni, daha doğrusu, Milli Gençlik Vakfı'na gittim, götürüyorlar, her yere götürüyorlar. Nakşibendilere gittim, şuna gittim, buna gittim, davet ediyorlar, gidiyorum ben. Bir yere bağlı, intisaplı değilim, gidiyordum ben. En son, Allah rahmet eylesin, vefat etti. Bizim Mehmet Kuşçu vardı, okul arkadaşım benim, bir Ramazan günü, onu çağırdı. Önceden adam, Risale okuyordu, Hasan abi diye, bir kimse vardı, Risaleciydi, bırakmış onlar o. Çünkü Risale okuyanlar, sakal bırakmazlar, kolay kolay. Kocaman sakalı var onun, böyle, kocaman derken, sünnet sakalı var.
Onu bizim Mehmet Kuşçu'yu çağırdı. Nereye çağırdı lan bu seni dedim ben. Bülader boş der, sana göre değil ya dedi. Ulan dedim, onun çağırdığı yeri, bu gece beni götürme dedim. Ben de onun evini dedim, Furunu köyünde, biliyorum, onun evini basmazsan, bana da Mustafa Özba demesinler dedim. Şimdi tabii beni sonradan tanıyanlar, basar mı basmaz mı diye, tereddüt ederlerdi. Benim ilk arkadaşlarım, Bayındır'daki kardeşler, ben basarım dedim de, tereddüt etmezler. Yani bu gider basar, dağıtılacaksa orayı da dağıtır, dövülecek birisi de varsa döver, kırılacak bir yer varsa da kırar, bitirir işini. Ya kırılır ya kırar, ya dövülür ya döver. İkisinden biri, basacağım dedi, ise de gider basar. Şimdi onlar biliyorlar ya, normal değilim.
Dedim, basacağım bugün ben onun evini dedim, tamam birader götüreceğim dedi. Ramazan, biz iftardan sonra gittik, ilk zikrullahla orada karşılaştık. E bildiğimiz bir şeymiş, kaldık orada. Ben ilk zikrullah'a gittim, Allah affetsin. İlk zikrullah da, ben bunu anlatırım, sır değil, saklı değil. Gözümü kapatıyorum, böyle bir stadyum gibi bir yer, herkes sarıklı, sakallı, cübbeli. Ben de ortadayım, hep beraber esma söylüyoruz. Bütün esmaları. ben bir babam öldüğünde ağladım, o zamana kadar. Ben babamın mezarına gider, ağlardım, kendi kendime ahd ettim. İkinci bir ağlamak, yasak sana dedim. Ben bir daha hiç ağlamamıştım, ta zikrullah'a oturuncaya kadar.
Ben kendimi durdurmak için, çimdiriyorum, olmuyor, tokatlıyorum, olmuyor, olmuyor, ağlıyorum. Yani kendimce ağlamak, öyle bir şey yok. Yapacak bir şey de yok. en enteresanı, zikrullah bitti. E tabi oradakiler, eskilerden, yenilerden, beni tanıyanlar da var. Hemen beni böyle bir baş köşeye, bir koltuğa oturtturdular. Ben ev sahibini çağırdım, gel buraya dedim ben. Buraya girmek için, nereye ne imzalanacaksa, getir imzalayayım dedim. Yani öyle, ben bir yere gireceğim, seni almayacaklar, alacaklar, böyle bir şey mümkün mü? Adam dağıldığını görür. Böyle iki büklüm, Mustafa kardeş dedi, bizim şurada bir zakirimiz var dedi.
Ondan izin almamız lazım dedi. Benim böyle attığı kafam, git kimden izin alacaksan al dedim ben. Ben izin almayacağım yine. Git kimden izin alacaksan al. O gitti, o zakire söyledi böyle. Zaten ben içeri girince, bir böyle uğultu oldu, bir kesildi herkes. Herkes içinde, treden olanlar var, okuldan olanlar var. biliyorlar, tanıyorlar. Hele bir tanesi, dev gençin başkanıydı, beni bir gördü, rengi rengi gitti. Ben dedim, ulan nereye geldik dedim, ulan biz. O dev gençin başkanıydı şeyde, ticaret lisesinde. Dedim ya, gelmişken dedim, bunu indireyim, öylesi gitsin. Orada bir tane daha başkan vardı, onu dövdüydüm zaten, evire çevire.
Bunu dövmediydim. Onu dedim, evire çevire, döveyim bunu burada. Nereye geldik dedim ya. E ondan sonra kaldık. Şükür. Ben aramadım desem yeri var, öyle söyleyeyim. Ama kendimce, böyle bir şeyin olması gerektiğine inanıyordum. Biliyordum. Bir kimse, sufi yolunda gidecekse, bir mürşidi kamile ihtiyacı var. Bunun olmazsa olmazı yok, başka bir alternatifi de yok. sahi, Kur'an sünnet dairesinde, Kur'an sünnet dairesinde duran, hadisleri inkar etmeyen, mezhepleri inkar etmeyen, ilk sufileri inkar etmeyen, heva hevesine kapılmamış, bir mürşidi kamile, intisap edecek. Bu işin zahir tarafı ne? O kimsenin Kur'an ve sünnete tabi olması, imamların iştahına tabi olması, zahir tarafı.
Ve o kimsenin bir silsileden gelmiş olması, zahir tarafı. Ve o kimsenin, bir icazet sahibi olması. Bu işin zahir tarafı. Bu işin batın tarafı var. Batın tarafı ne? Onun rüyanda görürsün. Batın tarafı, başlangıç olarak, rüyanda görürsün. Batın tarafı, ona için ısınır. Batın tarafı, ona için kaynar. Bu işin batın tarafı bakın. Ama batında en önemli şey, o kimseyi rüyanda görmendir. Sahih bir şekilde görmendir. Sahih bir şekilde rüyada görmek nedir biliyor musunuz? O kimse, Abdülkadir Geylan Hazretleriyle, Pir Efendilerle veya kendi Pir'iyle, Geçmiş Şeyh Efendi'yle, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleriyle, Geçmiş Peygamberlerle, Sahabelerle birlikte görülür.
Rüyada. O dergahta, böyle gören insanlar vardır. Bu da ölçüdür. Bu işin batın tarafı. E bunu normalde bir sufi, bunu ilk başta yakalarsa, ala olur. Bir soru daha var burada. Bir insan kendisine, kamil bir şeyh nasip olmamışsa, o şekilde vefat ettiyse, zararda mıdır? Bulamayan ne yapmalıdır? Bakın, ben bir kimseye bu işin nasip olmaması diye, bir şeye kapı aralamıyorum. Nasibe inanmıyor muyum? İnanıyorum. Ama asıl çalışmaya, gayret etmeye inanıyorum. Biz çalışmayı, gayret etmeyi kenara bırakmışız.
Nasip olursa olacak, nasipse gelir, Hint'ten, Yemen'den. Sen gayret ettin mi? Gelsin Hint'ten, Yemen'den sana. ben çalışmayı ve gayret etmeye inanıyorum. Ben istemeyi, arzu etmeyi, istediğin, arzu ettiğin, hayal ettiğin şeyin peşinden koşmaya inanıyorum. Ben nasip olup olmayacağını bilemem. O benim elimde bir şey değil. Ama ben ümit ederim, çalışırım, gayret ettirim, koşarım. Bu bana düşen bu. Ve inanırım. Ben eğer ki gerçekten, gayret ettim, istediğim bir şeyin matematiğine ulaşırsam, Cenab-ı Hak onun kapısını açar bana. Ben ona inanıyorum. Bulamayan ne yapmalıdır? Aramaya devam. Gayrete devam.
Koşturmaya devam. Gevşeklik yok. Geldi mi sorular? Eyvallah. Size tasavvuf vakfı sitesinden ulaşıyorum. Ve yazmaktayım. Video sohbetinizi uzun uzun dinliyorum. Allah siz ve sizin gibilerinden razı olsun. 3-4 yıldır da, nacizane tüm yaşamımı değiştirip Rabbime kul olabilmeyi amaç edindim. Tefekkür, zikir, kitaplar ile geçmekte işten, aileden kalan vaktim. Fakat Rabbime hamdolsun, çok yalnızım ve çok acizim. Birkaç tarikat ehline gidip anlattım derdimi. Fakat olmadı. Nasip değil sanırım. Belki de zamanım var dedim. yolumda devam ettim. Aradan bir iki yıl geçti. Şimdilerde yine hüzünlü geçer oldu günler.
Elbet kapınızda kim bilir kaç kişi vardır. Daha evvel yazamadım. Utandım. Bu sebeple İzmir vekili olarak Tuncay Bey'e yazdım. Fakat meyillerde bir sorun var ki ulaşmıyor. Ben artık bu yoldan dönemem. Bu yolda da yolumu bulmakta çok güçlük çekiyorum. Tüm cesaretimi toplayıp size yazmak istedim. Niyet hayır, akıbet hayır. Onca seyr-i sülûk kitabı okudum. Onca tarif gördüm. Fakat ben bu yolun neresindeyim ya da bu yol benim neremde bilmiyorum. Yolda mıyım o da belli değil. Korkuyorum ki bu gayretim beyhude. Sohbetlerinize gönlüm çok ısındığı için size yazıyorum. Var ise sohbetleriniz biz de bir köşede dinlemek isteriz. Müsaade eder iseniz ders almak isteriz.
Ya da İzmir'de bize nasıl bir nasip vardır. Siz daha iyi bilirsiniz. Demiş bu kardeş de. Allah izin verirse yarın Pazar İzmir'de olacağım. İnşallah yarın Gazemir'de vakıf binamız var. Oraya gelirlerse inşallah orada görüşür, konuşuruz. İnşallah. Evet. Burada sorularınız var. Bu sorular inşallah önümüzdeki hafta bakarız. Haklarını helal etsinler. İnşallah. soru sahibi. Bölüm bölüm mü gideceğiz yine? Konu ne? Belli mi? Ne konu? Efendim?
Halacı Mansur'dan. Varlığın baştan gitsin. Tek yüzünü döndür. Hafız. Vay. Sen nereden bulup getiriyorsun böyle şeyleri? Bizi kafadan götürüyorsun ya. Varlığın baştan gitsin.
kendisini var görenler sevgiliye karşı varlığını feda etmeyi düşünürler. Eğer o varlığı bir kimse kendinden görürse kendinden gördüğü varlığı sevgiliye hediye edecektir. Bu da yolun içerisinde bir haldir. Ama makam kendinde bir varlık görmemektir. Kendinde varlık görmeyen bir kimsenin bir yüz görümlüğüne verilecek hiçbir şey yoktur.
Herkes bir şeylerini feda etmeyi düşünür. Ama onu feda edecek hiçbir şeysi yoktur. O yüzden mahzun. O yüzden kederlidir. O yüzden içinden hüzün hiç gitmez. Oysa herkes bir şeyini feda eder. Çünkü herkes bir şeyini kendisinin görür. Vardır. Ama o der ki hepiniz fakirsiniz. gani olan benim der. Onun gani olduğu bir yerde bir kimsenin kendisinde bir şey görmesi gaflettir.
Bu gafletten kurtulmanın yolu kendisinde varlık olarak hiçbir şey görmemektir. Hatta öyle bir halde kendisinin dahi var olduğunu görmemesidir. Cüneyt'in kapısını çaldığında üstad kim o diye sorunca aldığı cevap enel hak. Ben mutlak hakikatim olmuştu. Ben mutlak hakikatim bu alıntının alıntıyı yapan kimsenin kendi yorumudur. Bu meşhurdur.
Mesnevide de geçer. Geldi kapıya vurdu tak tak tak kim o? Ben dedi. Git dedi. Burada iki kişilik yer yok. Bu bunu çağrıştıran bir şeydir. Cüneyt'in kapısını çaldığında üstad kim o diye sorunca aldığı cevap enel hak. Ben mutlak hakikatim olmuştu. Buradaki enel hak mutlak hakikat manasında değildir. Bu yazıyı yazan kimse böyle söylemiştir. Evet Cüneyt Bağdadi hallacı Mansur'un çağdaşı aynı zamanda da teyzesinin oğludur. Kuzendir onlar. Cüneyt-i Bağdadi'nin hallacı Mansur'un kuzeni olduğunu çoğu insan bilmez.
Bir not daha düşeyim. Hallacı Mansur'un katline fetva verenlerin altında imza atanlarından birisi de Cüneyt-i Bağdadi'dir. Kızmayın ha Cüneyt-i Bağdadi'ye. Bakın katline katline fetva verenlerin altına imza atanlar Cüneyt-i Bağdadi'dir. Öyle söylenir. Doğrusunu Allah bilir. Bu cümle tüm sufi iddialarının en ünlüsü haline gelecektir. Aslında bu söz hallacın kitab-ı tavasının adlı kitabının bir bölümünde geçer. İşin içinde ince tasavvufi aşk sorunlarından başka siyasal ve toplumsal sorunlar da vardı. Hallaç daha iyi yönetim ve daha adil vergilendirme taraftarı olan Mabeyinci Nasır el-Kuşiri'nin dostuydu.
Ümmete buradaki harfi yakalayamadım. Ümmete yeniden hayat verme gücü ne ümmete ne yeniden hayat verme gücü ne de bir amaca olan dini ve siyasi önderlerin tam bir atalet durumunda yaşadığı bir toplumda bütün Müslümanların kalplerini dönüştürmeyi onlara körü körüne boyun eğmemeyi ve kendini kutsallaştırmanın sırrına erişmeyi öğretme düşüncesi tabii ki tehlikeliydi.
Hallaç'ın son sözleri veç veç sahibi aşıya bir ve tek olanı birlemek yeter ya da vahidin kendini vacide hasretmesi ona kafidir olmuştur. Yani aşığın kendi varlığını aşk yoluyla temizlemesi gerektiğini söylemek istemiştir. Bu tamamen içselleştirilmiş gerçek tevhiddir ve bedeli aşığın kanıyla ödenmiştir. öldürün beni ey sadık dostlarım çünkü öldürülmem dedir benim hayatım. Hallacı Mansur İslam tarihinde çok konuşulan çok tartışılan üzerinde çok yazılar yazılan Risale'ler yazılan her daim bir İtopya gibi insanların önüne konulan bir şahsiyet konumuna gelmiştir.
Hallacı Mansur'a bakan kimse kendisini aynada görmüştür. ona hangi veçeden baktıysa o veçesini görmüştür. Siyasiler baktığında onu siyasi veçeden görür. Fıkıhçılar baktığında fıkıh veçesinden görür. Kelamcılar baktığında kelam veçesinden görür. Ehli tarikat baktığında ehli tarikat veçesinden görür. Sufiler baktığında sufi veçesinden görür. Her bakan her gören her anlamlaştıran kendince kendisini anlamlaştırır aslında. Bir kimse bir söz söylerken o sözün duygusu ve içselliği o sözü söyleyene aittir. ama o sözü dinleyenler kendilerince dinleyip yorumlarlar.
Bu tarih boyunca değişmemiştir hiç. Ve hikmetin renkliliği hikmetin çok çeşitliliğinin sebebi budur. Herkes Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bakar. Herkes hadisleri okur. Herkes hadisleri dinler. Herkes Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hayatını da inceler. Ama herkes bakar incelerken herkes kendince görür. Herkes kendince anlar. Herkes kendince uygular. Birisi der ki zekat nedir? Malının tamamını vermektir. Ver öyle anladıysan öyle mi anladın?
Ben öyle anladım. Ver malının tamamını ne vermiyorsun? sen malının tamamını vermeyenler eleştirme. Sen malının tamamını ver hakikate er. Sen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine baktığında ne görüyorsan uygula. Bak Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine namaz kılmadı. Bir zaman var mı? Namaz farz olduktan sonra yok. Namaz kılmamayı nereden çıkardın sen? Dinin en iyi uygulayıcısı kim? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Bak bakalım oruç tutmuş mı tutmamış mı? Sadece kışları mı tutmuş orucu?
Hayır. Oruç farz olduğundan itibaren dolaşmaya başlamış mı? Kameraya göre. Evet. Hazreti Peygamber'den nereden gördün bunu? Yok görmedin. O Peygamber'e de uymadı. Kendi nefsine uydu. Şimdi Hallacı Mansur'a da bakan bir kimse bunu İstanbul'da sormuşlardı. O meşhur cadde neydi? İstiklal Caddesi'nde bir kültür merkezinde program yaparken birisi Hallacı Mansur'dan sormuştu. Dedim onu Enel Hak'ı anlamak için her gece dedim yüz rekat namaz kılmak lazım ki Enel Hak deyişini anlayalım. Usbus oldu bütün salon. Neden? Enel Hak diyen kimse gecede yüz rekat namaz kılıyordu. nafile namaz her gece yüz rekat nafile namaz kılıyor.
Onun Enel Hak deyişini anlayacaksak her gece yüz rekat namaz kılmamız lazım. Gittiği yoldan gitmemiz lazım. Onun gördüğünü göreceksek biz yolunu takip etmemiz lazım. Bize bir şehirden bahsediyor. Diyor ki yoldan geçerken kocaman kayalıklar vardır. Uzun uzun. biz o şehri görmezsek anlayamayız ki onu. Biz izini takip edelim yolunu takip edelim adım adım onun peşinden düşmeyelim ve onun gördüklerini görelim o zaman biz. O zaman anlayacağız. Ama biz adım adım takip etmezsek onun gördüklerini nasıl göreceğiz göremeyeceğiz. Onun hissettiklerini nasıl hissedeceğiz hissedemeyeceğiz. biz Hayber'e gittik Hayber demişim Hendek kazasının olduğu yere gittik yıllar önce yeşillik bir yer mescitler var böyle işte anlattık ağlaştık dua ettik Allah rahmet eylesin bizim Seyit Taş geldi benim yanıma ben arkadaşlara dedim serbestsiniz
işte mescitlerde namaz kılın dedim kurban olayım dedi yarın dedi buraya mangal bulayım geleyim bir kebap yeleyelim burası ne yeşillik yermiş dedi içimden dedim ki ya yani böyle döndüm baktım ona hiçbir şey demedim Seyit Taş Allah rahmet eylesin Cenab-ı dinlendirsin şimdi bunu da dinlettirsin inşallah içimden dedim ki Allah Allah dedim ya adam dedim ne düşünüyor içimden sonra aradan 15-20 dakika geçti otobüslere gidiyoruz hacı dedim ya nasıl böyle düşünebildin burada dedim kebap yellemeyi düşündün böyle baktı ya yeşillik
ya dedi gece geliriz diye düşündüm dedi ha gündüz ayıp olmayacak ama gece sıkıntı yok gündüz ayıp olur ama gece sıkıntı yok herkes baktığı pencereden görür o oranın yeşilliğinde kebap yelleyecek orada anteple bütün meseleye kebap olarak bakıyor bu şimdi onun bakış açısı durduğu nokta hallacı mansur da öyle hani derim ya zaman zaman öyle şahsiyetler vardır ki insanlar bakarlar kendilerince görürler orayı Türkiye'de böyle şey çoktur Atatürk'e bakar adamın kendine göre bir Atatürk'ü var birinin Atatürk'ü dinsiz öbürkünün
Atatürk'ü dinli birinin Atatürk'ü hain öbürkünün Atatürk'ü milliyetçi vatanperver öbürkünün Atatürk'ü satılmış bunun Atatürk'ü emperyalistlere karşı savaş aşmış bakın herkesin bir Atatürk'ü var hangisi doğru hepsi de doğru diyor adam o diyor ki beninki doğru öbürkü diyor beninki doğru öbürkü diyor beninki doğru neden herkes kendi bilgisi ve yapılanmasınca bakıyor Atatürk'e aynı şey kim Mevlana için geçerli aynı şey kim Hacı Bektaş Veli için geçerli aynı şey ne Yunus için geçerli herkes kendince bakıyor benim nazarında
Hacı Bektaş Veli Hazretleri hiç içki içmedi ama bir başkası diyor ki o içkinin şarabın dibine vururdu bakış açısı bu şimdi baktığımızda burada Hallacı Mansur sanki günün siyasi otoritesiyle savaş halinde mücadele halinde buradaki alıntı neden onun üzerine böyle bir şey konuşlandırıyor diyor ki o mevcut siyasi otoriteyle mücadele ederdi mevcut siyasi otoriteyle siyasi önderlerin tam bir atalet durumunda yaşadığı bir toplumda bütün müslümanların kalplerini dönüştürmeni onları körü körüne boyun eğmemeyi ve kendini kutsallaştırmanın
sırrına erişmeyi öğretme düşüncesi tabi ki tehlikeliydi boyun eğmemeyi ve kendisini kutsallaştırmanın sırrına ermeyi yani kendisini kutsallaştırmanın yolunu arıyor alıntı öyle bir sufinin kendisini kutsallaştırması düşünülebilir mi oysa sufi dikkat edin buraya oysa sufi insanların dogmatik heva ve hevesinden kutsallaştırılmış olan her şeyi yıkmak için yola çıkar tekrar altını çizerekten söylüyorum bunu sufi insanların
kendi heva ve heveslerinden dogmatik olarak oluşturdukları bütün kutsalları yıkmak için yola çıkar eğer çünkü insanların kendi heva ve heveslerinden dogmatik olarak ürettikleri kutsallıkları yıkmazsa sufi gerçek imana kavuşamaz imanın kemale ermesi insanların kendi heva ve heveslerinden dogmatik olarak ürettikleri kutsallıkları yıkmaktan geçer o yüzden anne baba dini o yüzden devlet dini o yüzden normalde çevre dini o yüzden eş dini o yüzden çocuk dini o yüzden çarşı dini o yüzden etrafın dinini yıkar
hak olan Allah'ın dinini kendi üzerinde tesis eder sufi budur annesiyle problem yaşar babasıyla problem yaşar bu noktada eşiyle problem yaşar çocuklarıyla problem yaşar akrabalarıyla problem yaşar etrafıyla problem yaşar sebep etrafında ne kadar hak ve hakikate aykırı hak ve hakikate karşı ne var ise hepsine de hayır der çünkü la demek odur la odur ne kadar insanların heva ve heveslerinden dogmatik olarak çıkan ne var ise sen yok hükmünde
görürsün yıkarsın ne kadar ilahe var ise biz dedemizden böyle gördük kardeş haram biz şeyhimizden böyle gördük kardeş yanlış biz annemizden böyle gördük annemizde işte şeyh vardı bir tane dedesi şeyhti yanlış kardeşim o yüzden bir sufi evet siyasi otorite tarafından tehlikelidir toplumu dizayn etmek isteyen dizayncılar için tehlikelidir sebep siz gerçek bir sufiye gem vuramazsınız siz gerçek bir sufiye devletin dinine ailenin dinine çevrenin dinine mahallenin dinine ahmedi mehmedi dinine itaat ettiremezsiniz hallacı
mansurda bu var mı evet bütün sufilerde bu vardır ve olması gerekir ya o sufinin o sufinin bu noktada gerçek hakikatine etrafındaki insanlar ram olurlar ya da onlar çatışırlar ikisinden biri zaman zaman islam dünyasında siyasi yönetimler bazıları başlarındaki padişah Hakan işte adına ne derseniz deyin eski dilde Melik Halife bazen onlar bu sufilerle çatışmamışlar onların dediklerini kabul etmişler onların dediklerini kabul ettiklerinden dolayı bir çatışma çıkmamış ama genel olarak çatışmışlar hep
gerçek sufiler çatışmışlar sufi çatışmıyor burada sufi de çatışma kültürü yoktur çünkü sufi şunu söyler bu hak değil o yüzden tabi olma bu doğru değil o yüzden bunu destekle bu haram mı evet beni harama davet etmeyin der bu yanlış mı evet ben bu yanlışa giremem der zaten sufi profilindeki bir kimse bir yanlışa giderse ikincisi üçüncüsü dördüncüsü beşincisi gelir gelir sufi bu yüzden hak ve hakikatin dışındaki ne var ise hepsine la ilahe der o yüzden buradaki kendini kutsallaştırmanın sırrına
erişmeyi sözünü ya ben başka yerden aldım kendimce o yüzden karşı çıktım buraya anlayamadım öyle bir şey olabilir hallacın son sözleri vec sahibi aşığa bir ve tek olanı birlemek yeter ya da vahidin kendini vacide hasretmesi ona kafidir olmuştur yani aşığın kendi varlığını aşk yoluyla temizlemesi gerektiğini söylemek istemiştir eyvallah aşık kendi varlığını aşk yoluyla varlıktan geçirir aşığın üzerinde kendisine ait hiçbir koku bulunmaz aşık gerçekten aşık
ise aşığın kendine ait bir kokusu yoktur üzerinde aşığın kendine ait bir rengi yoktur üstünde sivgatullah Allah'ın boyası ile boyanma aşığın üzerindeki boya onun olur aşığın kendine ait bir boyası olmaz bu aşıklığın kemale ermesidir aşıklık kemale erdiğinde onda kendi boyasını görmez kendi rengini de görmez benim rengim şu demez benim boyam bu demez benim varlığım bu demez bende şu varlık da var demez aşıklık onda kemale erdiyse ondan sadece maşu sudur eder bir kimsenin aşıklığı
kemale erdiyse ondan sadece ondan sadece maşukluğu sudur eder Hz. Ömer radiyallahu anh Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem vefat edince ne yaptı çekti kılıcı kim Muhammed öldü derse dedi sallallahu aleyhi ve sellem için bu kılıcım onun hakkını verir dedi sebep çünkü o Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Peygamber o kadar çok seviyordu ki onun o esnadaki aşıklığı Muhammed-i Mustafa'ya adı bir adım sonrasına değildi ama bir adım sonrasını yakalayan Hz. Ebubekir radiyallahu anh Hz. ona dedi ki dur ya Ömer
biz hiç ölmeyen daim diri olan ve ebedi olan ebedi olarak var olan Allah'a iman ettik dedi ve her nefis ölümü tadıcıdır ayeti kerimeyi söyledi Muhammed-i Mustafa da dedi bizim peygamberimizdi ama o da bizim gibi bir kul idi o da öldü bu onun gibi bir şeydir bir kimse aşıklıkta kemale ermez ise kendisinde varlık kendisine ait bir varlık kokusu bulur bu ama yanlış değildir eksiktir bu yanlış değildir eksiktir bir elma düşünün Amasya elması veya kırmızı elmalar ne oluyor var mı elma satan bir pazarcı
vardı bizde efendim star kim o kırmızı elmalar kıpkırmızı oluyor pazarda star kim adı evet şimdi o kıpkırmızı ya şimdi ben Amasya elmasından örnekleyeceğim ama Amasya elması tam kıpkırmızı olmuyor o biraz alacalı kalıyor öyle değil mi o da çok kırmızıysa o tam Amasya değildir Amasya elması biraz alacalı olur o elma kıpkırmızı dediğim elma o elma daha tam kızarmamış ne deriz biz henüz daha olgunlaşmamış henüz daha tam kızarmamış ama o elmanın olgunlaşması zaman var daha elma elma mu bütün olarak evet ama kemale ermemiş
bunun gibi o aşıklıkta kemale ermemiştir daha kendi üzerinde varlıktan bahsediyorsa bu tamamen içselleştirilmiş gerçek tevhittir ve bedeli aşığın kanıyla ödenmiştir biz tabi aşıklığın bedelinin kan olduğu söylenir çünkü o kanı sana gösterirler ki sen aşıklıktaki samimiyetini test edesin bu illaki kanla sonuçlanacak diye bir kaide yok ama aşıklık yoluna girenler bilirler ki bunun bedeli kandır bunu bile bile gidersin bedelinin kan olduğunu bile bile gidersin bedelinin zorluk olduğunu bedelinin
meşaket olduğunu bedelinin sıkıntı olduğunu bedelinin kolay olmadığını ve sufilik yolunun zorluklarla meşaketlerle sıkıntılarla örülü olduğunu bilirsin ben bazen arkadaşlara derim evvel aldandım pek kolay sandım kat be kat yandım ateşe aşka bu ilahiye katılmam ben ben aldatmam çünkü hiç aldanmayın birisi diyorsa size gel kardeş burada işin düzelecek yalan söylüyor bu söz doğru bir söz değil bir sufi topluluk sıkıntılarla zorluklarla problemlerle dertlerle çilelerle örülüdür sebep sen çünkü hak ve hakikati
hak ve hakikatin yolcususundur hak ve hakikatin dışındaki her şey mızrağını sana yöneltecektir hak ve hakikatten hoşlanmayan her nefis seninle mücadele edecektir hak ve hakikati kabul etmeyen her güç gücünü senin üzerinde deneyecektir her zalim sana yönelecektir her haksız sana yönelecektir sebep sen çünkü haksızlığa savaş açmış bir kimsesindir sen adaletsizliğe savaş açmış bir kimsesindir sen batıla savaş açmışsındır
sen haramlara savaş açmışsındır sen heva ve hevese savaş açmışsındır artık senin etrafında naylon dostlar kalmaz senin etrafında kartondan aslanlar kalmaz senin etrafında üfürükten teyara selam söyle o yere o yerlerden o yarlardan kalmaz senin etrafında sebep sen çünkü heva ve hevesle mücadele ediyorsun sen hak ve hakikatin dışında kalan her şeyle mücadele ediyorsun hem kendi nefsinle mücadele ediyorsun hem de enfüsi ve afaki bir şekilde mücadele ediyorsun hem iç dünyanda
içsel olarak mücadele ediyorsun hem de dış olarak dış dünyada mücadele ediyorsun sen rahat bırakılacağını düşünme sen seni rahatsız etmeyeceklerini düşünme eğer eğer zaten başına bir çorap örülmüyorsa o zaman sen kendi imanına bak eğer birileri oturmuşlar beş şiş sana çorap örmüyorlarsa o zaman sen hak ve hakikati anlatmıyorsundur o zaman sen Allah'ın dinini ne yaşıyorsun ne de anlatıyorsun sen Allah'ın dinini anlatıyorsan ve Allah'ın dinini yaşıyorsan Allah'ın dinine ve yaşantısına karşı çıkan heva ve hevesçiler şeytana
tapanlar puta tapanlar ona buna tapanlar güce tapanlar her neyse kendi zamanında o tapınışlara sahip olanlar sen nasıl bizim atalarımızın dinine karşı çıkıyorsun yeni şeyler söylüyorsun deyip onunla mücadele edeceklerdir hatta senin yanı başında kardeşim arkadaşım dediklerin dahi mücadele edeceklerdir diyeceklerdir ki biz Mustafa abiyi seviyoruz ama basılırsak halimiz ne olacak biz Mustafa abiyi seviyoruz ama içeri atılırsak çeklerimizi kim ödeyecek biz Mustafa abiyi seviyoruz ama yarın öbür gün devlet bizi sigaya
çekerse ne olacak yanı başındakinler söyleyecektir yanı başındakinler der abi bu konulara değinme sen ya yanı başındaki der senin uzaktaki demez yanı başındaki der abi ya dersleri biraz iptal miysek acaba baksana çok baskı var yanı başındaki der abi ya dersleri biraz aramı versek acaba bu sana delildir neye delildir sen kendi kendine dersin ki hamdolsun ben hakikati anlatıyorum ki bunlara ığır geliyor ben doğru yöre koşuyorum bunlara zor geliyor çünkü yol zorluklarla belalarla sıkıntılarla
çilelerle örülüdür bir yolda çile yoksa sıkıntı yoksa bela yoksa sonunda kan yoksa doğru değildir sebep aşıklığın anatomisi budur çünkü yolun anatomisi budur sufilik yolu sıkıntı çile dert mazarat kınanmak ötelenmek itelenmek ikinci sınıf vatandaş üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görmek evde iş yerinde sokakta devlet bazında hukuk önünde her yerde ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeye hazır olmaktır evet bunu bizden öncekiler
böyle yaşamışlar bakın hayatlarına böyle yaşamıyorsa böyle yaşanmadıysa böyle bir şey yoksa bir yol doğrudur o adam yanlıştır yola laf yok yol doğrudur o adam yanlıştır herkes hallacın enal hakkına takılır herkes enal hakkı anlamaya çalışır ben onun yolunun hakkını canıyla verdiğine bakarım herkes onun sözüne takılır sen o hal ile hallenmenin yolunda mısın ki
o sözü anlayacaksın o hal ile hallenmek onun ayak izlerini takip etmektir hadi hep beraber ayak izlerini takip edelim hallaçla alakalı bir vakit namazını kaçırdı diye bir yerden bir şey okuyan var mı hallaçla alakalı bir gün orucunu kaçırdı diyen bir şey yazı okumuş mu hallaç geriye bir dinar bırakmış mı hallaç geriye bir ev bırakmış mı hallacın üzerinde ne mal varlığı çıkmış yok ama
oturun hallaçla alakalı bir kitap yazın binler satsın paraları devşerin o yolu canıyla ödesin sizde parasını devşerin yoldan gitmeyin parasını devşerin yoldan gitmeyin ama hiç hallacın şeyhinden bahseden var var mı yok hallaç olduğu yerde olgunlaştı öyle mi iyi bir söz Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin sözü bizim zamanımızda olsaydı biz onun kellesini
vermezdik kabız hali hallaçtan sonra gelen bütün sufiler hallacın daha yolunun olduğunu evet kabız haline kapıldığını daha önceki gitmiş olduğu şeyhi vefat ettikten sonra başka bir şeyhe bağlanmadığını çünkü hak esması beşinci esmadır hak esması beşinci esmadır o kimse cennete girer cennete hitaba mazhar olur seyr-i sülükte bunlar mahrem
konulardır ama bilin o kimse ama sahih bir rüyayla cennete girer cennete hitaba erişir cenab-ı hak ona hitap eder cenab-ı hak ona hitap edince o zaten o hitabın altında hayretten hayrete geçer bir kısmı ezilir hayret eder bunu zaten şeyhine söyler şeyhi onu dinleyince anlar hitaba erdiğini onun hitaba erdiğini anladığı anda ona hak esmasını verir gerçek manada hak esması o kimsenin kendisinin kendisini cennette görmesiyle verilir bir kimse hak esmasını aldıysa o kimse de şeyhlik yapabilir
o kimsenin şeyhi vefat etse hak esmasını aldıysa orada da duruyorsa o kimse şeyhlik yapabilir sufi ölçüsüdür ve hallacı mansurdan sonra gelen sufiler büyükler derler ki bizim zamanımızda olsaydı biz onun esmasını değiştirirdik bu ayrı bir tartışma konusu evet öldürün beni ey sadık özür dilerim öldürün beni ey sadık dostlarım çünkü öldürülmem dedir benim hayatım bütün sufilerin sufilerin gözü ölüm kapısındadır çünkü sevgiliyle hiçbir daha ayrılmamacasına hiçbir daha dönmemecisine o kapıdan
geçmek gerekir o kapıdan geçmeyen bir kimse hiçbir zaman gerçek manada dönüşsüz bir sevgiliyle vuslata erişemez bunun antrenmanlarını ölmeden önce ölünü sadıç-i şerefinin sırrına erenler bilirler bu seyri sülükte yavaş yavaş başlar o kimse önce öldüğünü görür aa ölmüşüm der kendince bir müddet daha sonra ölmüş yıkıyorlar başında onu görür bir müddet sonra ölmüş upuzun yatıyor yıkıyorlar ya bunu aynı anda görür ya da bölüm bölüm görür bunları sinemaskok gibi aa yıkıyorlar kefenliyorlar
hayliyi götürüyorlar seni bak görüyorsun bütün herkes peşinden geliyor tanıdığın tanımadığın bakıyorum onları tanımıyorum ben diyorsun kimler bunlar acaba sonradan ölmediğini anlayınca onları görünce anlıyorsun ha ben o zaman rüyamda gördüydüm bunu diyorsun bakıyorum tanıdığın tanımadığın bir sürü kimse var götürüyorlar seni kabre koyuyorlar gömüyorlar bir güzel hepsini seyrediyor işte millet başında zikrullah yapıyor ağlaşıyorlar taputun başında ne haller böyle sen kendinde görüyorsun kendin kendine dağılıyorsun kendi haline dağılıyorsun
milletin ağlamasını dağılıyorsun haydi gömüyorlar gömüldükten sonra geliyor rabbike nebike dinike imanike haydi kabir hayatı buymuş diyorsun bir bakıyorsun mahşer her yer eyvah eyvah eyvah mahşer bildiğiniz mahşer iyi bildiklerini görüyorsun mahşerde perperişan kötü bildiklerine bakıyorsun nur içinde herkesin meşhur şatafatlı şata atlı gördüklerini görüyorsun perperişan herkesin önemsemediklerini görüyorsun muhteşem mahşeri yaşıyorsun hesabı kitabı yaşıyorsun sonra cenneti görüyorsun bunları yaşamadan cenneti görmüyorsun
bunları yaşıyorsun teker teker sonra cenneti görüyorsun ve sonra diyorlar ki ölmeden buranın sahibi olamazsın ölme sonra cenneti görüyorsun cennetten sonrasını görüyorsun oradan geri dönüş çok zor işte orada diyorlar ki ölmeden bundan sonrasını yaşayamazsın o yüzden sufilerin gerçek manada gözü ölüm kapısındadır yani deseler ki şuraya geç burada ölü vereceksin geçer hemen o herkes hayret eder der ki ya yani bu kadar ölüm istenir mi evet sebep orada nimete
kavuşma değil işin hakikatinin hakikatinin hakikatine erme gerçek manada o zaman o yüzden diyor öldürülmemdedir benim hayatım eyvallah hapisteyken yazdığı sanılan kitab-ül tevasinde Allah ile iblis arasında geçen bir konuşma vardır burada iblis ilahi emre karşı gelerek Adem'e secde etmek istemez ve gerçek muvahhit olan iblis Allah'ın kendisinden kendisinden başka kimseye tapılmayacağını buyuran sonsuz iradesiyle yaratılmış bir vallığa secde edilmesini buyuran sözü arasında bir ikilem olduğunu görür bu durum bazen hallacın
kendi umutsuz ikilemini açıklamaya yaramıştır açıklar mısınız iblis aşık değildi iblis salt ibadet eden bir noktadaydı ibliste aşıklık olmuş olsaydı aşıklık olmuş olsaydı hiç kendince aklına vurup kendince karşılaştırmak kıyas yapma noktasına girmezdi aşıklık hiç kıyas yapmadan ram olmaktır iblis bu manada ibadet edenlerin içerisinde en yüksek noktada ibadet eden muvahhit bir varlık idi ama ibliste
olmayan aşıklıktı aşıklık aşıklık olmadığından dolayı o aşıklığa doğru yol almadığından dolayı bu hal ile hallendi bize ölçü oldu ben kendi iç dairende iblise aşıklığın bu burası iç dairende parantez içinde aşıklığa iç darimde iblise aşıklığın fazlaca verilmediğini verilmeyişinin cebri olduğuna inanıyor ibliste ibliste aşıklık olmuş olsaydı zaten öyle söyleyeyim maşu ne tarafa tapın derse o tarafa tapınırdı ibliste aşıklık
olsaydı ademe değil taşa secde et o yüzden o yüzden aşıklığın bu manada tehlikeli bir boyutu vardır bir kimse doğru minval üzerinde bir aşıklık yakalamazsa Allah muhafaza eylesin sıkıntı yaşar ha ben bir veçeden de şöyle derim sen dosdoğru bir aşıklık yakalarsan seni gerçek mi aşık olan Allah seni doğru yola ile ulaştırır derim o yüzden bunda şeytandaki ikilemlik aşıklık olmayışından hallacı mansurda
böyle bir ikilemliğin olduğuna da inanmıyorum ama varsa ikilemlik normaldir sebep seyri süluku bitmemişti çünkü başka bir bölümde hallaç kendini aleve atan ve sonunda da yanıp kül olan böylece hakikatler hakikatine varan pervanenin yazgısını anlatır pervane ışık ve ısıyla yetinmez kendini aleve atar ne hakikat hakkında bilgi verecek ne de bir daha geri dönecektir çünkü kemale ermiştir başlangıç yolun başı ışığa doğru gitmektir yolun başı aşıklık yolunun başı aşıklık ışığına doğru maşuğun ışığına doğru yol almaktır
o ışık bütün herkese gösterilir ve ondan sonra o ışığın peşine düşen kimse artık yaklaştıkça sıcaklığı da görür o sıcaklık yavaş yavaş oluştuğundan dolayı yanıp kül olacağını düşünmez öyle bir an gelir ki artık o kimse ateşe ünsiyet peyda eder biz onun ateşte yanıp kül olduğunu biz söyleriz o ateşte yanıp kül olmaz o ateşte tekrar var olur o ateşe ünsiyet etmiştir ateşe ünsiyet ettiği için artık onu ateş yakmaz artık o ateşin
ısısını ateşin debdebesini hissetmez bu sufilikte keramet noktasıdır sufi olgunlaşmaya başlarsa şeyhi onu ateşle sınar hiç umulmadık bir yerde tutuver şu sobayı der sen yanarım diye korkar sobayı kucaklamazsan imtihanı geçemezsin veya sobanın ısısını sobanın kaynarlığını sıcaklığını düşündüğünde tutamazsın da zaten o zaman da der elin mi yandı yandı efendim der he der ateş yakıyor daha
demek sene gider o yüzden dışarıdan görenler onların ateşe atıldıklarında yandıklarını düşünürler hani bir yahudi padişah vardı o yahudi padişah bütün inananları toplamıştı inananları toplayınca bir tane de oraya put dikmişti ne demişti o yahudi padişah bu puta secde ederseniz kurtulursunuz eğer bu puta secde etmezseniz ateşe atılırsınız hendeklere ateşleri doldurmuştu bütün hendeklerde ateşler vardı bir kız çocuğunu getirdiler puta tapması için söylediler kız çocuğu ne yaptı puta tapmadı kız çocuğunu ateşe attılar
ateşe atınca kız çocuğunu ateş yakmadı ve kız çocuğu annesine ateşin içerisinden sesleniyordu diyordu ki anneciğim senin ateş gördüğün yerde ateş yok sakın ha puta tapma secde etme hatta orada öldürenler öldürülenler için Kur'an-ı Kerim'de bir ayet vardır bu Kur'an-ı Kerim'in vaadidir Allah'ın vaadidir Cenab-ı Hak der ki oraya atılan müminlerin hiçbirisi de ateş acısı görmedi ateş onları etkilemedi ateş onları yakmadı ateş onlara ızdıraf vermedi ateş onlara
ızdıraf vermedi hani İbrahim'i Nemrut ateşe atmıştı ya ateş onu yakmamıştı ve Nemrut açıkladı kim inanıyorsa dedi onu da açacağım ateşe Sare dedi ki ben de iman ettim onun peygamberliğine Sare annemiz hani İslam dünyasında da işte Sare annemiz Hacer annemize eziyet etmiş de hakkı sebep İbrahim ateşteken ateşteydi o da kim attı kendisini ateşe Sare attı Sare attı Sare attı Sare de
annesine sesleniyordu içeriden anneciğim vallahi burası güllük kilistanlık at kendini ateşe annesi atamadı kendini aşık ateşte yanıp kül olmaz ateşte yeniden doğar artık onun son imtihanıdır artık onun için geçilecek son endektir o ateşe ünsiyet peydah eder artık neden oradan sevgiliye ebediyen gidecektir göte'nin ünlü şiirinde aşk içinde ölümün birlik içinde yeni ve daha yüce bir hayata erişmenin
sırrı ele alınır göte'nin öl ve ol sözü tasavvufun ve tabi ki hallacın köşe taşlarından birisini oluşturan ölmeden önce ölünüz hadisini çok iyi yansıtır evet ölmeden önce ölünüz sırrına haline erişmeyen bir kimsenin bu noktada bunları anlaması da zordur hakkınızı helal edin saat on buçuk bitirelim mi yoksa haftaya mı devam edelim gelelim sorumuza iskat-ı ferait defalarca okumama rağmen anlayamadım hallac beni şaşırttı mı hayır hallacın ilahiyatının küçük bir bölümü Sülemi'nin
tefsirindeki hallac ayet Kur'an tefsirinden geriye kalmış dağınık parçalardan yola çıkarak yeniden kurulabilir 12. yüzyılın sonlarında Rüzbihan Bakki tarafından Bakli tarafından bir araya getirilen rifayet hallacın zihninin işleyiş biçimini kavramaya olanak tanır Bunlar hadislerden çok farklı olmayıp çoğu kez onlara sözel olarak uygundur ancak bunlar hadisin aktarılması gibi bir hadis aktaranlar Raviyana hadis zinciri aracılığıyla değil kozmik ve doğaüstü güçlere yıldızlara güneşe meleklere ve ruhlara kadar uzanan
bir silsile aracılığıyla aktarılmaktadır bu hallacın kendisine as bir şekilde hadislerin doğruluğunu gösterme yoludur bu zaten sufiler hadislere bakarken bir zahiri hadis rivayetlerine bakarlar zahiri hadis rivayetlerine bakmakla yetinilenler yetinir yetinmeyenler o hadisi nakleden değil o hadis şerifi söyleyenin ağzından dinlerler o yüzden sufiler için herkesin zayıf adettiği bir hadis sufiler için sahihtir herkesin sahih olarak adettiği bir hadis sufiler için zayıf olabilir sufilerin hadis mantelitesi normal hadis
rivayetçilerinin mantelitesinin dışındadır o yüzden sufiler o klasik hadis rivayetçilerin mantelitesine uymadığından dolayı çok eleştirilirler mesela gazali eleştirilir ihyanın içerisinde zayıf hadisleri ölçü aldı diye mesela Muhyiddin İbnü'l Arabî eleştirilir zayıf hadisleri kendine ölçü edindi diye mesela işte günün hadis kritercileri bilhassa bu selefi vahabi takımı işte alül kariye bakaraktan işte hemen hemen hadislerin hepsinde zayıf diye geçiştirmeye çalışırlar mesela arayan bulur bulan tanır tanıyan sever bunu
zayıf hadis derler hatta bazıları uydurma derler ama bütün sufiler bunu sahih hadis olarak nitelendirirler zayıf hadis olarak nitelendirmezler örneğin bunun gibi sufilerin hadis mantalitesi klasik hadis mantalitesinin dışındadır dışındadır derken onları reddetmezler yani yani bu hari müslüm tirmizi ibni maci ebu davud veyahut da ilk sufilerin kendi zamanlarındaki rivayet edilen hadisler elden ele yazılan hadisler bunları normalde sufiler için sağlama alma onu bu noktada test etme onu kritik etmenin yolu basittir çünkü
hal sufiler için nasıl basittir rabıta yapar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sorar bunun da yolu açıktır ki İmam-ı Azam Hazretleri yapmıştır bunu örneğin tarihi bir kayıttır bu İmam-ı Azam Hazretleri alır onun mevsutu vardır İmam-ı Azam'ın hadis kitabı o mevsutunda kendi iştihatlarına kendi iştihatlarına ölçü etti bütün hadisleri bir kitapta toplar alır kitabı koltunun altına hacca gittiğinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin kabri-i şerifin başına geçer dikkat edin yaklaşık
o esnanda bir rivayette 500-600 bin hacı vardır Medine'de etrafı doludur koca imam Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabri-i şerifinin başında seslenir kabri-i şerife selatü ve sellem aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem ya resulallah örneğin ölmeden önce ölünüz var ya kale ya resulallah ölmeden önce ölünüz ya resulallah bu senin sözün mü dikkat edin imana sesi sadece kendi değil orada bulunan herkes duyar neam evet benim sözüm elinde bir kalem işaret eder İmam-ı Azam Hazretleri mepsutunda geçen bütün
hadisleri Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabri-i şerifinde Hz. Muhammed-i Mustafa'nın sesinden teyit ettiren bir imamdır o şimdi İmam-ı Azam'a laf söylemeye çalışan çapuculara Allah'a havale ediyorum ilimsiz ferasetsiz öyle bir imamdır bu sufiler için geçerli bir şeydir zaten o yüzden sufileri klasik din noktasında takılanlar sevmezler sebep sufi bilgi edinmede metafizik bugünkü manada biz ona manevi diyoruz ya metafizik yolu açık olan kimsedir sufi sufi şeyhinin mezarının başına gider ölmüş şeyhinin
mezarının başına gider yaşayan şeyh gider ona soracağını sorar alır alacağını sufi gider emir sultana sorar soracağını alır alacağını zaten şeyhi ona yetiştirir ki vurur der seni ne gördün der ne gördün der öyle değil mi sen abdurrahim'in yanında otural öyle değil mi şahit olmadın mı sen oldun değil mi sorardı değil mi ne gördün derdi değil mi evet sufi sufi için yolda tereddüt etmek yoktur sufi için
hadiste tereddüt etmek yoktur sufi için kim demiş filanca demiş onda tereddüt etmen yolu yoktur ki sufi mana olarak ondan alacak olduğu ilmi alır soracak olduğunu sorar soracak olduğunu sorar o yüzden sufileri bu noktada çok eleştirirler dinsel hakikatin bu kişisel kabulü ve kavranışı islamdaki manevi hayat yapılan en özgün katkılardan biridir belki de hatta bunun iskat-ı ferait öğretisine yani belli bir dinsel vecibenin yerine o an için daha yararlı olan başka eylemlerin yapılabilirliği öğretisine götürmüştür bu ben
bunu size türkçeleştireyim bu benim size söylediğim anlattığım vakkaya iştahattır burada sakın belli bir dinsel vecibenin yerine deyip namazın yerine başka bir şey istihdam etmek değildir dinsel vecibe orucun yerine şunu yap yani oruç tutma 10 tane fakiri doğur 10 tane fakiri doğur orucu da tut bunu sulandırmanın anlamı yok bu vakkaya iştahat şudur sufi vakkaya iştahat eder yani yani kendi bulunduğu merkezde kendi bulunduğu ortamda kendi bulunduğu ortamda en iyi salih amel ne ona iştahat eder kendi bulunduğu
ortamda ve kendi bulunduğu dairede anda vakaya iştahattır bu o esnada en yüksek dereceli salih ameli yapmakla mükelleftir bakın bu söylediğim sözlerden şunu anlamayın ya bu adam en sonunda kafeyi kırdı işte bak ibadetleri de yapmasanız olur dedi bu noktaya getirmeyin söylediğimi iyi dinleyin Bismillahirrahmanirrahim vel asri innel insane lefi husrin illellezine amünü ve amünü salihatı bütün insanlar hüsrandadır iman eden salih amel işleyenler salih amel salih amel bu salih
amelin içinde ibadet etmek vardır ibadet etmek salih amelin içinde sufiler için bu çok önemli benim için de çok önemli ibadet bir kimsenin kişisel urucu için kişisel Allah'a yakınlığı içindir bu olmazsa olmaz ben bundaki bir gevşekliği kabul etmiyorum bunu parantezi kapattım ama salih amel benim için bu çok önemli sufilik için de bu çok önemli salih amel bir hep bunu anlatırım ya en alt seviyesi hiç kimseye zarar vermemektir salih amelin en önemlisi hiç kimseye zarar vermemek hadis ikinci hali nedir salih amelin sizin
en hayırlınız etrafına en fazla faydası dokunanınızdır şimdi sufi vakkaya iştahat eder vakkaya iştahat eder benim için şimdi en salih amel ne ben ne yapabilirim de en yüksek derecedeki salih ameli işlerim ben şu anda benim ne yapmam lazım benim şu anda ne yapmam lazım sufi bunu tefekkür eder o esnada benim ne yapmam lazım o esnada senin eline tesbih alıp la la illallah demen fazilet açısından yüksekte değildir o esnada bir aç var açı doyur o esnada bir zulüm var
zulmü önle sen 99'u alıp kalbinin üzerine yatıp orada zalimliği görmemezliğe gelirsen sen salih amel noktasında aşağıda bir iş yaptın olmalı senin orada hak ve hakikate haykırman gerekirdi sen hak ve hakikate haykırmadın partiden korktun devletten korktun savcıdan korktun hakimden korktun akrabadan korktun anandan korktun garından korktun çocuğundan korktun babandan korktun amcadan korktun kabadayıdan korktun serkeşlikten korktun eşkıyadan korktun ondan bundan korktun sen zalime hayır diyemedin bana sufilik taslama
bu öyle bir andır ki bir kimse ömrünü harcasa böyle bir an yakalayamaz ve böyle bir an bakın böyle bir an kişinin vuslatıdır şahsın miracıdır sırdır bu öyle bir anda sabredersin o esnada sabretmektir çünkü sevgilinin yüzünü görürsün öyle bir esnada hayır dersin vallahi bütün mana kapıları açılır öyle bir esnada sırtını döner gidersin ebediyen sırtına dönülür senin yüzüne bakan
olmaz bu vakaya iştahattır bu sufinin ferasetiyle alakalıdır bu sufinin kendini yönlendirmesiyle kendisini ona vermesiyle alakalıdır sufi her dem uyanıktır her dem uyanık olduğunda an ve an nerede fazilet noktasında en yüksek bir noktada onu yakalamaya çalışır gecenin yarısında bir kadın kendisini sana hediye ediyordur bir yemek parasına sen o esnada onun kendisini değil yemeği ona hediye etmendir salih amel gecenin yarısında yapabilirsin gecenin yarısında
kapının önüne gelmiştir sen ona dersin ki haram ne ihtiyacın varsa söyle yapayım o anlıktır bakın ümmet-i Muhammed'in kaybettiği nokta burasıdır evet buradaki meselenin belli kısmına katılmamın sebebi bu ümmet-i Muhammed namazda kulaklarımın ellerim kulaklarımın neresini değecek diye triltirir titrer etrafa da bakar kulağın değdirmedin kulağını der ama zulme sessiz kalır adaletsizliğe sessiz kalır haksızlığa sessiz kalır yanlışlığa sessiz kalır bu çıplaklık artı der şikayet eder kendisi gözlerini hiç almaz milletin
eteğinden orasından burasından içten içe biraz daha açılsın diye bekler burada sufiler o yüzden anlaşılmazlar mesela bunu sufilerin hayatında görmek mümkündür işte herkes namaza giderken o bir açı doyurmaya gidebilir bunu yapar bunu yapar bakın hani vardır ya sufi menkıbelerinde işte mesnevi de geçer nereye gidiyorsun hacca kaç dinar var elinde işte şu kadar dinar var der ki ver şu dinarları bana da benim etrafımda tavaf et haccın haçtır der mesnevi de geçer okucanız sonra gelecek kime der bir de onu biliyor musun
beyazıta derler beyazıta derler beyazıta derler bunu beyazıta hacca çıkar yola yolda bir zamanın kutbuna ulaşır fukara mı fukara hey beyazıt der daha beyazıt beyazıt olduğu belli değildir hey beyazıt nereye gidiyorsun der işte hacca gidiyorum der ne kadar paran var ki der şu kadar paran var ver o paranın hepsini bana der benim etrafımda yedi tavaf et de haccın haç olsun der sen gidip taşı tavaf edeceksin oysa oraya gitti aradığı şey bende der benim gönlümde var şimdi sufilerin böyle insanlara absürt gelen klasik din
anlayışında olan kimselere farklı renkte görünen halleri vardır hani ashabtan da bunu örneklendirebiliriz yani ashabın birisi şama gider şimdi ismi aklıma gelmedi orada nasihat ederken oradakiler ona derler ki efendi yani sohbet ediyorsun ama namazın vakti gitti vakti kaçıyor derler döner o der ki siz mi bana namazın vaktini uyarıyorsunuz siz mi bana namazın vaktini hatırlatıyorsunuz burada o namazı kılmamak değildir o esnada sufi hani vardır ya vaktin çocuğudur sözü sufi kendi bulunduğu noktada merkezde kendisine
iştahat eder vakaya iştahat zaten islam toplumunda bu çalışmadığından dolayı sıkıntıdayız insanların klasik fıkıh kitaplarına bağlı kaldığında aç aç aç var mı yok yok bu mesele yok bitti yok bu mesele o klasik fıkıh kitaplarında ama ne yapacak millet hani nerede bulacak o sufi vakkaya iştahat eden o şeyhi nerede bulacak vakkaya iştahat eden şeyhi nerede bulacak ulaşabilecek mi şeyhe konuşabilecek mi gidip meramını anlatabilecek mi camdan bir fanus camı öp aa mübarek gelecek aa gördün
camdan o harika şeyhini gördü camdan ya muhteşem vakkaya nereden iştahat edecek mümkün değil evet elbette ki bu şeriatçılar tarafından kabul edilecek şeyler değildir demişim zaten evet bu klasik fıkıh anlayışında olanlar klasik hadis anlayışında olanlar bunu kabul etmezler zaten o yüzden de fetvayı basıyorlar Mustafa Özbah küfür ehlidir diye söylüyorlar diyorum nerede küfre düştüğümü söyleyin kendimi düzelteyim tövbe edeyim ses yok Allah bizi affetsin halka hacca gitmek yerine öksüz ve yetimleri doyurup giydirmeleri gibi
vay profusul anne maria seni meal islam edebiyatı ve tasavvçusu sizce bu mümkün mü yani hacca gitmek hacca gitmektir yok bunu asla benim ağzımdan duymayacaksınız hiç iman nedir Allah'a meleklerine peygamberlerine kitaplarına din gününe kadere hayrı ve şerri yaratanın Allah olduğunu cennetin ve cehennemin var olduğunu insanların yeniden mahşerde dirilip hesaba çekileceğine iman etmektir islam nedir ey Muhammed islam nedir kelime-i şehadet getirmek eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resuluhu
demektir namaz kılmak oruç tutmak hacca gitmektir ihsan nedir ya resulallah ey muhammed ya resulallah değil ey muhammed diyor ihsan nedir sallallahu aleyhi ve selleme ihsan Allah'ı görüyormuşçasına amel etmendir dikkat edin Allah'ı görüyormuşçasına amel etmendir amel etmek sadece ibadet değil Allah'ı görüyormuşçasına amel etmendir adam şimdi bunu sadece ibadet olarak alıyor senden önce koşuyor Allah affetsin şeyde tapu kadosya da çalışıyor mu benim
başımda bir tane şef var cumaya abdestini alıyor bende o zaman namaz filan yok hiçbir şey yok biz uçuyoruz o ara bu abdest alıyor cuma için takınyalar ayağında bir de bana diyor ki sen ne olacaksın böyle Mustafa oğlum ya diyor ben de içimden diyorum ki ulan abdesti alıyor diyorum iki saat sonra gidecek rakının dibine vuracak diyorum üç saat sonra diyorum ben çekmece açık adamın tapusu var işte dedesininden kalma senin işin olmaz diyor atıyor dosyayı kenara iki saat sonra cumadan gelecek ondan sonra adamın olacak olan
işini olmaz deyip adamdan rüşvet alacak ulan diyorum ya bu cuma kılıyor bir de içimden söylüyorum bunu sonra bir gün daha bir cuma daha böyle söyleyince dedim ya Mehmet Bey sen dedim maşallah cumaları dedim böyle tarif ediyorum abdest dedim takunya tamam ama dedim mesai bitmeden daha dedim buna da devam böyle baktı oğlum onun yeri ayrı onun yeri ayrı dedi onun yeri ayrı onun yeri ayrı dedi ha işte yani bu noktaya geldi mi hiç sıkıntı zaten Allah muhafaza eylesin ondan sonra ya hacı balıklar ya küfredecek bize ha neden küfretsin bize
daha iyi hamd edecekler diyecekler ki ya ne güzel bak içkisiz bir mideye indik büyümüştür şimdi ha ha geldi mi mevsimi mevsimi mi şimdi bir salı götüreyim seni ya inşallah bu sorulara ben böyle rüzgar gibi geçeyim bu kardeşlerin de gönlü kalmasın bir dervişin önce şeyhine bağlanması ve onu sevmesi gerektiğini sonra peygamberimiz ve Allah'a aşık olup bağlanması gerekir diye duydum ben peygamberimizi çok seviyorum şeyhime bağlanamıyorum ve ona tabiyetin ölçüsünü anlamak istiyorum bu durum şeytani midir evet yani bir kimse
normalde işte önce şeyhini seveceksin sonra peygamberi seveceksin sonra Allah'ı seveceksin böyle bir yol dayatamaz bir kimseye doğru değil yok bakın hiçbir sufilik dayatmayla olmaz bırakın yol çizmeyin millete sen sev kardeşim Allah'ı harika ben şeyhi sevmek zorunda mıyım değilsin kardeşim değilsin ben peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini çok seviyorsun harika bizim istediğimiz o zaten hiç sıkıntı yok ben Allah'ı çok seviyorum harika Allah mübarek eylesin tam yol ileri yoksa fenafirresul makamı mı oluyor
ben şeyhin her konuya müdahale veya destur alınması hususunda zuharetini anlayamıyorum bakın bunlar süt içecek olan kimseye ekmek yedirmeye benziyor bu biraz da bu yolu araştıranların hatası yani gidiyor en tepe noktasından başlıyor sonra diyorum ki sen en tepe noktadan başlamışsın ben anlayamam diyor e anlıyorsan yürü anlıyorsan neden soruyorsun o zaman biliyorsan ne yapma sordun bu soru soran için söylemiyorum yol bana kısa da olsa bu durumu anlatır bir yol gösterir misiniz ders aldım ama hiç çekemedim derslerimi
nasıl düzenli çekerim ve dersin kazası olur mu sen dersi geri ver boş ver gerçekten yol yakınken kendini bu zorluğa atma Allah bizi affetsin inşallah benim babam 16 yaşından beri 14 yıldır adıma borç yapıp bana ödetiyor birçok kefelik ile çok borç ödedim ahlakı ve islami olarak da bana hanımıma evlatlarıma zarar verdi bu durumda dahi babamın her dediğini dinlemek veya görüşmek zaruretin var mı hayır ne yapmak gerekir dini hükmü nedir babam ile görüşmek zarar veriyor bana da ve aileme ne yapmalıyım babana görüşeceksin
babana bakmakla mükellefsin babana bakmakla mükellefsin babana kefil olmakla mükellef değilsin bir erkek çocuk annesine ve babasına bakmakla mükelleftir gücün yetince annene babana bakarsın ben namaz kılamıyorum ibadetlerde de gevşeyim eşime ve daha kimseye de tahammül edemiyorum sinirim çok bozuk doktora gittim ilaç verdi sersem gibi diyor eşime çalışırsam düzelir diyorum bence çalışırsam sosyalleşirsem psikolojim düzelecek kadınların çalışması caiz değil kıskanıyorum seni diyor izin vermiyor bana ne olur bu hususta
bana bir yol gösterin ne yapmalıyım eşim medreseli bir erkek yani bir erkek karısının çalışmasına izin vermiyorsa onun da ihtiyaçlarını görüyorsa söyleyecek hiçbir şey yok eşim hanımım çalışmak istiyor orta kul mezunum benim borçlarımı ödemek ve kendine daha rahat eşya almamız için ayrıca çalışarak rahatlayacağını söylüyor bu konuda çalışması uygun mudur bir çocuğumuz var onun da annesine bırakarak dinen şeriatın uygun mudur izin vermeli miyim erkek eğer ekonomik olarak kadına bakamıyorsa ekonomik olarak kadının ihtiyaçlarını
görmüyorsa o zaman kadının çalışmasına söyleyecek bir sözü olmaz oğlumu dergaha getirmek istiyorum ancak derslerini etkiliyor dergaha gelince ödevi kalıyor annesi ille de bu durumda tartışıp ikilem yaşıyoruz bu durumda müsaade etmeli miyim yoksa getirmemeli miyim tekkeye gelsin istiyorum bana sorarsan ben derim ki tekkeye getir bir şeyhe intisaplayayım şeyhimizin yaşlanması ve idareye karışmayıp oğullarına bırakması üzere oğulları ehli beyt diye her istediklerini rahatça kocaman yaptırıp bana da maddi ve manevi olarak hizmet
ettirdiler ben de çok soğudum tarikatlardan sonra kocam başka bir şeyhe intisap etti ben de intisap için o şeyhten davet geldi ben de intisap etmek zorunda mıyım bu şeyhin uzanan eli Allah'ın eli diye kabul etmek zorunda mıyım ne yapmalıyım kabul etmek zorunda değilsin intisap etmek zorunda da değilsin Allah affetsin millet ne kadar güzel böyle derviş buluyor bak kendisine valla bak ne diyor bir şeyhe intisap duydum şeyhimizin yaşlanması ve idareye karışmayıp oğullarına bırakması üzere oğulları ehli beyt diye her istediklerini
rahatça kocaman yaptırıp bana da maddi ve manevi olarak hizmet ettirdiler aşşallah sumanallah neler var ya bir kadının ev içinde mahrem ve namahremler örneğin süt oğlunun yanında nasıl giyinmeli davranmalı süt oğlu ile arasında 14 yaş farkı var ama süt oğlu yaş olarak ergen bu hususta nasıl davranmalı süt oğlu ile kendi oğlunun arasında bir fark yok o yüzden kendi oğlunun yanında caiz olanlar süt oğlunun yanında da caiz olur hakkınızı helal edin geceniz hayır olsun selamun aleyküm geç bıraktık sizi kusura bakmayın

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi