Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 18 Kasım 2018 · 1:11:16
Nerede Yunus, nerede kal dedik? Bu baştan başlıyoruz herhalde değil mi? Devam. Bu baştan başlıyoruz değil mi? Bu canımı, cananı isterse buraya okumuştuk değil mi? Girişteyiz, evet. Yine Fuzuli'den ya, bunu okuyalım. Canımı, cananı isterse minnet canıma. Can nedir ki? Kurban etmeyeyim cananıma. Fuzuli'nin Gazi Mustafa Kemal çevirmiş bunu.
Amel ve muamelat kelimelerinin arasındaki farka, dikkati çekelim. Amel, yapılan iş ve faaliyettir. Master'ın üçüncü derecede çekimi, yani muamelat, karşılıklı etkileşmeyi işaret eder. Din normalde hem amele hem de muamelatı organize eder.
Amel, bir kimsenin kendi dairesinde, kendi bireyselliğinden çıkan fiilyatlardır. Namaz kılmak, amel etmektir. Oruç tutmak, amel etmektir. Bir çivi duvara çakmak, amel etmektir. Ben şimdi sohbet ediyorum, konuşuyorum. Bu amel etmektir. Ama bir iş yaparken, bir başka kimseyi de ilgilendiriyorsa, şahıs olarak veya toplumu ilgilendiriyorsa, devleti ilgilendiriyorsa, işte ev ise, eşi ilgilendiriyorsa, çocukları ilgilendiriyorsa, buna muamelat deniliyor.
Hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, siz bir kimsenin ameline değil, onun muamelatına bakın diyor. Ameline değil, karar verilirken muamelatına bakın demesinin sebebi, muamelat bir başkasını ilgilendiriyor çünkü. İkinci, üçüncü, dördüncü şahısları ilgilendiriyor, devleti ilgilendiriyor, ne bileyim işte toplumu ilgilendiriyor, mahalleyi ilgilendiriyor. Yani o şahsın kendisinin haricindeki ilgili olan şeyleri ilgilendiriyor. Muamelat denilince o, yani siz o kimsenin muamelatına bakınız. Yani o kimsenin bu noktada işte kendisiyle ilgili alakalı işlerle koşan muamelatına bakınız. Eşiyle olan davranışları, muamelatına bakınız. Çocuklarıyla olan davranışları, muamelatına bakınız.
Annesiyle ve babasına karşı olan davranışları, muamelatına bakın. O kimse ticaret yapıyorsa ticareti. Muamelatına bakın. O kimsenin toplumu olan davranışları. Yani o şahsı ilgilendiren diğer şahıslarla alakalı onun davranış biçimi, muamelatı bu. Liane sözlüğüne göre muamelat şu işi yaptı, çalıştı, ifa etti ya da yerine getirdi gibi anlamlara da gelir. O halde muamelat, Tanrı'yı hesaba katarak yapılan iş olurken, amel Tanrı'yla ilişkisi olmayabilir. Ancak olması gerekir, olması gerekir. Konu da işte budur. İnsan, şeriata uygun olmayan işler yapabileceği gibi, şeriat kurallarına uygun olmakla birlikte niyet ve yaklaşım bakımından onunla çelişen işler de yapabilir. Gazali okurlarına ısrarla fakihlerin yetkisinin ancak yapılan işte amel de sınırlı olduğunu hatırlatır ve namaz konusunda şöyle der.
Kişi bütün namaz boyunca namazdan habersiz ve aklı ticaretindeki hesabında olsa bile fakih onun namazını zahiri şekil şartlarını yerine getirmesine göre değerlendirip onun doğru olduğuna hükmeder. İhya birinci bölüm 14. Şimdi fakihler yani fetva verenler, fıkıh uleması bir şeyin zahirine göre hükmeder, görünene göre hükmeder.
Bir kimsenin niyetini sorgulamaz. Dinin hiçbir bölümünde bir kimsenin niyetini sorgulama yetkisi ve gücü hiç kimsede yoktur. Bilsen dahi onun niyetini o kimse diliyle ikrar etmedikçe veyahut da eliyle koluyla mimikleriyle o meseleyi ikrar etmedikçe siz onun niyetini bilemezsiniz. Bilseniz dahi hükmedemezsiniz.
Hani sahabeden bir kimse işte müşriği altına yatırdı. Tam o müşrik onun altındayken iman ettim dedi. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah dedi sallallahu aleyhi ve sellem. Ama sahabe onu katletti. Bu meseleyi böyle birkaç tane mesele var. Bu meseleyi Cebrail aleyhisselam Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine aktardı. Sahabeler başka bir meselede de sahabeler duydular getirdiler. Ya aynı mesele ya da değişik birkaç mesele. Şimdi ben değişik değişik okuduğumdan dolayı veya aklıma geleni söylediğimden dolayı hata yapabilirim. Normalde geldiler Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine söylediler bu meseleyi. Ashabına dedi ki neden böyle yaptın?
O da dedi ki ya Resulallah o kimse ölüm korkusuyla iman etti. Döndü geriye kalbini mi yardım baktın, kalbini mi yardım baktın, kalbini mi yardım baktın dedi. O zaman bir kimsenin niyetini ancak Allah bilir. Burada söz konusu olan şeyde normalde o kimse zahir olarak namazın dışındaki farzları yerine getiriyorsa biz onun namaz kıldığına hükmederiz.
Bu herkes için geçerli. Fakihler de buna böyle hükmeder. Bir kimse bir şey yiyip içmiyorsa, oruçluyum diyorsa biz onu oruçlu biliriz. Onun aleyhine yol aramayız ki. Bir kimse la ilahe illallah Muhammedun Resulullah dedi. Biz onu Müslüman biliriz. Biz onun niyetini bilemeyiz. O bizi aldatmak için, kandırmak için böyle bir şey söylemiş olabilir. Önemli değil. Kişinin beyanı İslam'da esastır. Zıttı söz konusu değil ise o kimsenin beyanı esastır. Beyanı. Geldi kadının birisi beni temizle ben zina ettim dedi. Hazreti Peygamber kiminle dedi. İşte bir çobanı söyledi. Onunla dedi. Aldılar geldiler çobanı.
Dediler ki bu kadın böyle olduğunu söylüyor. Yalan söylüyor dedi. Şahit olmadığı için çoban gitti. Kadın dedi ki yok o inkar etse de dedi. Evet ben onunla zina ettim dedi. Hazreti Peygamber gönderdi onu. Sallallahu aleyhi ve sellem. Kabilesine sordurdu. Bunun kabilesinde bir rahatsızlık var mı? Olmayan bir şey oluyormuş gibi. Olan bir şey olmuyormuş gibi. Gören var mı? Akli dengesinde sıkıntı var mı? Akli problemi var mı? Sordular soruşturular baktılar ettiler yok. Ailesinde böyle hastalık var mı? Yok. Bu esnada da kadın hamile olduğu çıktı meydana. Kadın geldi dedi temizle beni.
Ona dedi ki doğur. Kadın doğurdu geldi. Dedi temizle. Bu sefer de ona dedi ki sen çocuğun sütünü emzir. Sütünü emzirdi geldi. Kadın gene dedi beni temizle. O zaman rejim yaptırdı ona. Sahabelerden birkaç tanesi hatta böyle burun büktüler. Hani böyle namı yaptı diye. Allah Resulü onları men etti. Cenaze namazında kendisi kıldı. Dedi cennetteki birini görmek istiyorsanız. Aha burada dedi. O kadın için. Kimse ona kötü söz söylemesin dedi. İşte fıkıh bir şeyin zahirine hükmeder. Niyet okumaya çalışmaz. Bugün günümüzde insanların en büyük handikaplarından birisi insanların niyet okumaya çalışması. Sen oraya başka şeyden dolayı gidiyorsundur canım.
Niyet okuyor. Sen oraya başka bir sebebi vardır da ondan gidiyorsundur sen. Niyet okuyor. Sen beş vakit namaz kılacak bir kimse değilsin. Muhakkak senin bir menfaatin var o yüzden namaza gidiyor. Niyet okuyor. Allah muhafaza eylesin. Kısacası Gazali'ye göre muamelat ilmi amellerin derinleştirip sağlamlaştırılmasıyla ilgilidir. Keşif ilmi ise bunun tersine imanın derinleştirilip sağlamlaştırılmasıyla ilgilidir. Evet normalde muamelat ilmi bir şeyin nedenini, niçinini ve o kimsenin o amelleri yaparken amellerde derinleşmesiyle alakalıdır. Ama bir kimse bunu böyle söyleyerekten bunlar birbirinden uzak veya birbirinden önemsiz değillerdir. Bir kimsenin fıkıhen zahiri İslam'a uyacak.
Muamelesi İslam'a uyacak. Ondan sonra imani derinlik ve kemal başlar. Fıkıhı bozuk olanın, muamelesi bozuk olanın imani derinliği olmaz. Tekrar söylüyorum. Fıkıhı bozuk olanın, fıkıh bilmek değil. Yani harama, helala dikkat etmiyor o kimse. İşin zahir hükümlerine dikkat etmiyor. Bu işin birinci ayağı. İkinci ayağı ne? O kimsenin muamelesini düzeltmesi. Muamelatına dikkat etmesi. Niyetini temiz tutması, sahih tutması. İbadetlerini yaparken, günlük hayatını yaşarken muamelesine dikkat etmesi. Ondan sonra o kimsenin imani derini kemale ermesi başlar. Yani bunu tersinden almaya çalışıyorlar bu ahir zamanda şimdi.
Yani o kimsenin muamelatı bozuk, fıkıhı bozuk ama kalbi temiz. Var ya, yıllardan beri dinliyoruz ya. Yani bu namaz kılanların hiç kalpleri temiz değil, muameleleri de düzgün değil. Yani bu işin zahir kısmına bakanların da hiç böyle imanları da düzgün değil, muameleleri de düzgün değil. Ama yani zahiri bozuk, muamelatı bozuk. O kimsenin kalbi temiz ama. Bu Müslümanlar guruhu, komple topluluğu namazda kılsa, oruçta tutsa, bu dergahlarda duranlar ne yapıyorlarsa yapsınlar. Boş, beyhude. Eee, o kimsenin kalbi temiz ya. Allah Allah. Ya hepsinde kirliliğine nereden hükmettin sen?
Senin temizliğine kim hükmetecek? Sen benim kirliliğime hükmettin. Senin temizliğine kim hükmetecek? Sen benim namazımın, orucumun, sakalımın, sünnetimin, farzlarımın, nafilelerimin boşuna olduğuna hükmettin. Bir şeye bağladın. Kendinin de kalbinin temizliğine hükmettin. Benim kirliliğime kim hükmetti? Sen hükmettin. Kendi temizliğine kim hükmetti? Onu da sen hükmettin. Bu sakallıların hepsi böyle. Bu dervişlerin hepsi böyle. Bu Müslümanların hepsi böyle. Bu camiye gidenlerin hepsi böyle. Bu ehli tarikatın hepsi böyle. Bu örtülülerin hepsi böyle.
Bu örtülüler var ya, evet hepsi de dinci, hepsi de kötü. Bu örtülülerin hepsi de, bakma örtünün altında ne fuhuşlar yapıyorlar. Bu sakallar var ya, hepsi faizci. Bu dervişler var ya, hepsi böyle. Bu Müslümanların hepsi böyle. Hele bir de şimdi günah keçisi de çıktı. O da ne? FETÖ. Yeni FETÖ'ler oluşmasın. Şimdi yeni slogan da bu. Beş kişi toplandı, yeni FETÖ'ler oluşmasın. Binin tepesine. Allah Allah. FETÖ dediğiniz cemaat, elli yıllık, biz bin dört yüz yıllık. Biz bin dört yüz yıllıkız. Bizi basarken, aklınız neredeydi?
Neden başkalarını da basmadınız? Tasvip etmeyiz, hiç kimse basılmasın. 28 Şubat'ta ensemizde boza pişirirken, bizim neden başkalarının ensesinde boza pişirmediniz? Bu da benim kaderim. Ben ülkücü oldum, darbe oldu. Vatan haini oldum. Dedik ya, yani dinimize dönelim, imanımıza dönelim. Döndük, 28 Şubat oldu, gene vatan haini olduk. Darbe oluyor dediler. Hep beraber, bütün arkadaşlarla biz sokağa çıktık. Günlerce, demokrasi nöbeti dediler onlar. Biz demokrasi nöbeti olarak tutmadık. Biz dedik ki, vatanı milleti tutuyoruz darbecilere karşı. Ulan gene çırak çıktık biz, olduk yeni FETÖ'cü.
Yeni FETÖ'cüler, FETÖ'ler oluşması yeni FETÖ'cü bu. Kim? Mustafa Özbağ. Allah Allah. Bunları söyleyen de, daha önce FETÖ'nün etrafından hiç ayrılmayan kimseler. FETÖ dedikleri, organizasyonun, cemaatın peşinden ayrılmayan, onun içinde duran, Amerika'ya gidip el öpeceğiz diye, sırada bekleyen kimseler. Bir de işin bu tarafı var. Gene biz çırak çıktık. Gene dediler ki, bunlar yeni FETÖ'cü. Yeni FETÖ'ler oluşmasın. Allah muhafaza eylesin. Hep cümleyin ya. Ama ne oldu? Niyet okudu adam gene. Bakın, niyet okudu. Ya kardeşim, Müslümanlar, dinlerini öğrenmek için, birisini daha, Kur'an sünnet noktasında, hidayetine vesile olmak için, uğraşıyorlar.
Sen ne niyet okuyorsun? Yok. 10 kişi toplandı mı, bunlar yeni FETÖ'cü. Ne olacak? Bunların hepsinin de kökünü kazacağız. Allah Allah. 1400 yıldan beri, nice kazımak isteyenler, toprağın altına geçmiş, şimdi kazacak olanlar var. Ne yapacaksın? Abdülkadir Geylan Hazreti'nin, topraktan söküp asacaksın mı? Ne yapacaksınız? Emir Sultan Hazreti'nin, kabri şerifini mi yıkacaksınız? Topraktan çıkarıp asacaksınız mı? Üftad Hazretleri ne yapacaksınız? Kabri şerifini yıkıp asacaksınız mı? Bunlar, sabahları aç karına ne içiyorlarsa, gün boyunca devam ediyor bu. Gitmiş kafalar. Top yükün.
Cami, cemaat, dergah, tekke, sakallı, çarşaflı, örtülü, namaz kılanlar, oruç tutanlar, bunların hepsi de kötü. Ya, o kardeşin, kalbi çok temiz. Siz namaz kılıyorsunuz ama, bizim kalbimiz temiz. Bana öyle söylüyor. baktım, baktım, maşallah, subhanallah dedim. Her tarafından akıp batı zaten dedim. Böyle baktı. Bu dedim, tırnaklarının altındaki necasetler ne dedim. Nasıl yani dedim. Dedim, tırnağının altına dedim, o tırnaklarının altına dedim, abdest suyu bulaşmamış senin, cinni taifesi, cirit atıyor orada dedim ya. Sen tırnaklarını görmüyorsun, altındaki kafir cinnileri görmüyorsun dedim.
Sen nereden bir başkasının kalbini göreceksin? Böyle baktı ellerine, tırnaklar uzun, altında da tabii necaset var. Dedim, sen görmezsin, ona ayrı göz lazım dedim. Böyle baktı, git dedim, tırnaklarını kes. Önce tırnak temizliğini yap, ondan sonra kalp temizliğini yaparsın dedim. Tırnak temizliği olmayan, kalp temizliği zaten olmaz dedim. Ne alakası var dedim. E sence alakası yok, bence alakası var dedim ya. Sen görmeyen dedim, herkes kör zanneder. Seninki de o hesap dedim ben. Gitti, şeyde, boydayı elinin altını yıkıyor. Dedim, ondan olmaz. Ne olacak? Keseceksin, abdest alacaksın dedim. Keseceksin, abdest alacaksın. Oradaki dedim, cinni taifesi, ancak abdestten gider, başka şeyle gitmez dedim.
Sen istersen dedim, istediğin kadar sabundan yıka, gitmez dedim. Orada, tırnağın altında durur o dedim. Böyle durdu. Ben o yüzden dedim, uzun tırnaklı bir kadının elinden, ekmek dahi yemem, su dahi içmem, salatasını yemem, hiçbir şeyini yemem dedim. Çünkü dedim, o cinni taifesi, kafir cinniler dedim, onun tırnaklarının altında cirit atıyor dedim. Sen dedim, kalp temizliğinden bahsediyorsun. Şimdi onların kalpleri temiz, Allah muhafaza eylesin. mükaşefe, keşif kelimesinin üçüncü dereceden mastarıdır. Sufiler, keşif ve mükaşefeyi eş anlamını kullanır. Mükaşefe, tek taraflı olmaz çünkü.
Tek taraflı olmaz. Çünkü insan ile Tanrı arasında bir ilişkiye taalluk etmektedir. Şimdi sufiler genel anlamda keşifle mükaşefeyi aynı anlamda kullanırlar. Ama aralarında ince bir perde vardır. Keşfin merhaleleri vardır. Daha önce görmediğin, bilmediğin bir şeyi görmek, ona ayağın olmak keşfin başlangıcıdır.
Bunları iyi dinleyin. Daha önce senin o konuda bir bilgin yok. Görmedin bir şey. Gördün. Buna keşfin başlangıcı denir. Keşfi açıldı. Bu keşfin başlangıcının seyri sülükte, her nefis meratibinde ayrı merhaleleri olur. Mesela kabir haline vakıf olunması keşfin başlangıcıdır.
Bunun bir çıt ilerisi, işte şimdi köşeden x kimse geliyor. Bunu görür o kimse ya da kalbine ilham olarak gelir. Bu keşfte yürümeye başladı. Keşfin başlangıcından yürümeye başladı. Ardından o kimse de mükaşefe oluşması bir şeyi anlaması artık. İdrak etmesi, gördüğü şeyin, duyduğu şeyin ne manaya geldiğini, ne anlama geldiğini, sebep-sonuç ilişkisine varıncaya kadar onun ilminin o kimseye gelmesi o mükaşefe ehli oldu.
Arasındaki ince perde budur. Ama bunun şimdi başlangıcı bizim dergahımızda, bizde. Zikrullah'taki gelen giden maneviyatı görmekten, kabir halindeki kabire vakıf olmaktan başlar. başlangıcı budur. Sonra ileriye doğru gider. Başlangıcıyla ileriye doğru gitmesini aynı kategoride tuttuğumuzdan dolayı biz ona keşfi açıldı. O keşif ehli. Ama onun başlangıcında görmeye başladı da. Mesela işte zikrullah'ta hayy, hayy, hayy Allah derken tak Geylana Hazretleri'ni gördü. O kimsenin keşfi açıldı. Ama Geylana Hazretleri'nin görme sebebi neden bilmiyor. Sebep-sonuç ilişkisi yok.
Geylana Hazretleri'yle konuşmuyor. Konuşamıyor. Onun keşfi daha yolun başında. Kendi kendini aldatmayacak. O yolun başında. Bunun sebep-sonuç ilişkileri. Ve onun ne manaya geldiği, ne anlama geldiğinde o mükaşefe ehl oldu. Hatta bir çıt üstüne doğru gidiyor. Yani arifliğe doğru gidiyor. Çünkü ariflik mükaşefe ehlinin üstüdür. Mükaşefe ehlinin üstü. Mükaşefe yoluyla elde edilen bilginin akıl yoluyla elde edilen bilgiden farklı olmasına rağmen bunun akıl dışı bir şey olmadığı bilinmelidir.
Evet. Bakın bu ilimlerin hiçbirisi de akıl dışı değildir. Mesela rüya görürsünüz ya. Gördüğünüz rüyayı hatırlarsınız. Gördüğünüz rüyanın hatırlanması, gördüğünüz rüyanın aklın hafızasına tecelli etmesinden dolayıdır. Eğer gördüğünüz rüya aklın hafızasına tecelli etmezse sabahleyen kalkarsınız. Ya ben bir rüya gördüm ama hatırlamıyorum. Evet. Neden? O akla tecelli etmedi gördüğünüz rüya. Neler gördünüz, neler gördünüz ama hatırlamıyorsunuz. Ama çok şeyler gördünüz hatırlıyorsunuz. Ya o kadar şey gördüm ama hiçbirini hatırlamıyorum. evet. O kadar çok şey gördün. Hatta rüyanda, rüyanda o gördüklerin ne heyecan verdi sana.
Uyandın hiçbir şey hatırlamıyorsun. Çünkü aklın hafızasına tecelli etmedi bu. Bütün manevi ilimlerin tecelli ettiği yer akıldır. Bizim reddettiğimiz akıl aklı putlaştırmak, ilahlaştırmaktır. yoksa biz pozitif aklı reddetmeyiz. Öyle bir derdimiz yok. Sufiler akılsız değillerdir. Sufiler hatta en kemal akıllılardır. Sufi bir kimsenin aklı kemale ermiştir. Gerçekten Sufi ise onun aklı kemale ermiştir. Onun kalbi kemale ermiştir. Akıl ve kalp senkarizasyonu sağlamış.
İkisi de ikisi de kemale erdiğinden ikisinin arasında bir zıtlık söz konusu değildir. Zaten Cenab-ı Hak insanı isterse kendini bu halde ister. O kimse mükaşefeye vardıysa onu akletmeli. Mükaşefeye varan bir kimse akledemezse mükaşefenin bir anlamı kalmadı. O kimsenin keşfi açıldı. Keşfinin açıldığını akıl yoluyla bilir. Keşfinin açıldığını akıl yoluyla bilir. Çünkü normalde kabrin başına gitti. On bir ihlas bir fatiha okudu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretlerinden başladı. Ders kağıdındaki üstadına ve bütün müminlere ve kabri çevrete bulunanların ruhaniyetlerine hediye eyledi.
O esnada hediye eylerken kendi keşfinin derecesine göre dedi ki Ya Rabbi evvela bizzat fahri kaynağı sebebi mevcuda sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretlerine mübarek ruh şerhlerine hediye eyledim dedi. Tıp Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretlerini gördü. Ya Rabbi Adem aleyhisselamla her ikisinin arasında gelmiş geçmiş bütün Peygamber Zişan efendilerimizi mübarek ruh şerhlerine hediye eyledik dedi. Şak arkasında bütün peygamberleri sıralanmış vaziyette gördü. Ardından başladı Cihar Yargüz'in onları gördü. Ardından devam ediyor imamlar imamları gördü. Bunların manada hiyerarşik olarak yerleri bellidir. Bunlar karman çorman görünmezler.
Cihar Yargüz'in efendilerimiz dediğinde şak gördüğünde onların yerleri derecatına göre hepsinin de farklı farklıdır. Pir efendiler dersin şak onları da gördü o kimse. Zaten onları gören kimse geçmiş üstadları da görür. Dedi ki işte Hacı Bekir Efendi Hacı Leyder Efendi Çorum Hacı Mustafa Efendi Abdullah Efendi dedi pat onları da gördü.
İşte üstadının ismini söyledi. Şak onu da gördü. Tüm derviş kardeşenler dedi. Bir baktı ucu bucağı görünmüyor dervişler. bu kimsenin keşfi açılmış. Keşfi açık. Başlamış. Dervişliğin başlangıç noktası. Keşfin başlaması dervişliğin başlangıç noktasıdır. O zamana kadar o kimse derviş adayıdır. İsterse elli yıllık derviş olsun. Keşf açılmazsa derviş adayıdır. Arş hala da görülse bile o derviş adayıdır.
Nefsine öymayacak. Baynını bökecek. Biz derviş olamadık diyecek. Uçmak yok öyle. Kendi kendine ne oldum yapmak yok. Tevazu yeri. Edep yeri. Sufi olacaksan böyle. E uçtu kaçtı böyle harara gürara böyle boş muhabbet yeri değildir sufilik. Gidersin bir sufi olmayan topluluğa veyahut da bu tip manevi halleri olmayan bir sufi topluluğa gitsen veyahut da bu tip halleri olmayan bir topluluğa gitsen orada hiç kimsenin böyle bir imtihanı yok. Orada hayat devam eder. Gidersin gelirsin derslerini yaparsın zikrularını yaparsın harika. Orada seni çok iyi sufi de diyebilirler.
Harika. Bunda bir sıkıntı yok. Ama böyle maneviyata açık olan bir yerde iş zordur biraz. kolay değildir. Orada o kimse muamelesine dikkat edecek. Davranışlarından dikkat edecek. Dikkat edecek. Nefis terbiyesine dikkat edecek. Edecek. Eşiyle, çocuklarıyla, annesiyle, babasıyla, arkadaşlarıyla, işiyle, aşıyla imtihan olur. Dikkat edecek o kimse. E sen hatunun gözünü şişir ondan sonra gel en önüne otur ne derviş ne derviş değil. Sen ona buna salça ol ondan sonra gel üstadın gözünün içine bakacaksın. Geç kardeşime. Sen önce bir edep, adap öğren. Sen önce ne yapacağını öğren.
Sen önce nasıl yol alacağını öğren. Sen önce git abi ne yapmamız lazım de. Ahlakını düzelt. Dilini düzelt, gözünü düzelt. Elini, ayağını düzelt. Sen şunu unutmayın. Hani muamelesine bakınız diyor ya Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Sufilerin en fazla baktığı yerdir. O kimsenin muamelesi düzgün olacak. O kimse cömert olacak, alçak gönüllü olacak, tevhazılı olacak. O arkadaşlarına, kardeşlerine hizmet edecek, etrafına hizmet edecek. Ben geçenlerde mutlu oldum.
Cafer'e birini sordum. Telefon açtım. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Cafer dedim ya bu yeni genç arkadaşları ben çok tanımıyorum. Dedim X kimse adını soyadını söyledim. On numara efendim dedi. Benim tepkim direkt şu oldu. Lan Cafer sen dedim on numara demezsin mi dedim kolay kolay bir kimseye. Yok efendim on numara dedi. Allah Allah Cafer'den on numara almak zor ya. Deveyi hende katlat Cafer'den on numara alamazsın. Dedim Cafer valla dedi o arkadaşı dedi bütün gruplar kendi grubuna istiyorlar dedi. Bir yere gideceğiz dedi. O arkadaş gelsin diyorlar dedi. Ahlakı düzgün kendisi düzgün bugüne kadar dedi hiçbir sıkıntısını görmedik dedim.
Dedim ya mutlu oldum kendi kendime dedim hamdolsun ya ne kadar güzel bir şey dedim ya ne olacak ki terilyonun olsun senin hakkında böyle denmiyorsa terilyonun olsun senin sana birisi kefil olmuyorsa terilyonun olsa ne olacak ki sana bir derviş bir sufi kefil olmuyorsa bu iyidir demiyorsa terilyonun olsa ne olacak ya benim nazarımda terilyonu olsun o kimsenin vallada billada billada tillada trilyonu batar o kimsenin ama ahlakı düzgünse dervişliği düzgünse battığı yerden
çıkar parası gidebilir o kimse battığı yerden çıkar ahlakı düzgünse o kimsenin muamelatı düzgünse hiçbir sıkıntı yok bunlar tecrübe benimkinler tecrübe sonra Cafer'e tekrar telefon açtım Cafer dedim ya maşallah on numara dedim on numara efendim dedim tamam bir evlilikle alakalı meseleydi açık açık konuşayım kıza da dedim dedim Cafer bir kimseye on puan vermez dedim Cafer bir kimseye dedim on puan vermez on puan verdiyse dedim boşa vermez Cafer zor puan verir sıfırcı
hoca derler ya bizim Cafer sıfırcı yani öyle dikkat edeceğim izler bakar seyreder çıt gördü tamam bitti puanı kırar bunu görmeyeyim demez demez onun da fıtratı bu bir şey de demez bir şey de söylemez Hacı Erkan sıfırcıdır bizim Hacı Erkan da sıfırcıdır bizim Cevdet de sıfırcıdır bunlar sıfırcıdır sıfırcıdır daha açık açık konuşayım Cevdet bir şey tamam demez kolay kolay Hacı Erkan tamam demez onlar bir
ekol dergahının içerisinde öyle on numara zor ama bu bakın muameleyle alakalı o kimsenin namazıyla alakalı değil o kimsenin muamelesiyle alakalı yoksa gece onun namazı kılıyor mu kılmıyor mu ona bakmıyor kimse muameleye bakıyor arkadaşlarının arasında davranış biçimine bakıyor arkadaşların içerisindeki ahlaki tecelliyetine bakıyor bir topluluk çünkü bir günlük değil iki günlük değil üç günlük değil beş günlük değil hele şimdi dışarıdan semazen mıtırban burada hizmet edenlere kimisi böyle tepeden bakar kimisi yandan bakar
oysa burada yetişen kimse böyle şeydir özel üretim gibi çünkü hep projektörler onun başındadır orada öyle herkes onları izler onlar hep böyle tabiri caizse titiz davranmak zorunda onlar izlenirler böyle der bir topluluğun içerisinde bir hizmet eden bir kimse izlenir bir işin ucundan tutursan izlenirsin sen orada yani sen burada sadece ilahi okuduğunu zannedersin ilahi okursun sen değil izler herkes seni sen zannedersin ki bir tek ya biz zeybek oynuyoruz vuruyoruz dizimizin üstüne yok kardeşim öyle değildir o bir işin
ucundan tuttuysan insanlar seni parasız izlerler muamelen önemli zakiri çavuşu görevlileri vazifeleri insanlar parasız izler dergahın önünde bir kimse böyle koşuşturuyor onu parasız izler herkes sen bir yere derviş olduğunu söyledin seni parasız izler sülalen etrafın arkadaşların seni parasız izler sen bir tarafta bir boşluk yaparsın hadi lan konuşmamızda geçen gün böyle yapıyordun der parasız izlerler seni sufilerin kendilerini disiplin etmeleri kendilerini düzeltmeleri sufi sufi olmayanlara nazaran daha fazla ahlaklarının
düzgün olmasının bir sebebi de budur her göz hakkın gözüdür her göz seni hak adına izliyordur her göz hakkın gözüdür ve her göz seni izler bakın her göz seni izler her kulak hakkın kulağıdır her kulak seni dinler sen bir yerde boşluk yaparsan tak önüne gelir senin dersini alırsın vay bir boşluk yaptık önümüze geldi be akşam bile olmadı dersin sufi topluluk o yüzden birbirine böyle hep ayna olur birbirine aynadır o yüzden Hz. Mevla'na üzüm üzüme baka baka derler ya mümin müminin aynasıdır der beyidinde mümin müminin
aynasıdır o yüzden mesela biz sufi toplulukta muameleyle alakalı herkes birbirinin aynasıdır bakın herkes birbirinin aynasıdır o bakar görür tespit eder böyledir bu işler o yüzden bir kimsenin mükaşefe ehli olabilmesi o kimsenin muamelatının düzgün olmasından geçer eğer o kimse muamelatı düzgün değil ise mükaşefe ehli olamaz fıkıhı düzgün olacak zahirine dikkat edecek mükaşef yani muamelesine muamelesine dikkat edecek bu işin niyet kısmı batını kısmı e ondan sonra mükaşefe gelecek yani keşif gelecek
e öbür türlü bunlar olmazsa o olur mu olmaz bunlar olmazsa olur mu olmaz yok işte birisi her gün içiyormuş da her gün içerken kırklar oradan geçiyormuş da işte adamın bir tane de normalde iki tane oğlu varmış bizim fehim anlatıyor bunu bir gün bana ondan sonra atla demişler o normalde ilim eğili olan atlamamış sarhoş olan atlamış kırklara karışmış dedim fehim usta Allah senin iyiliğini versin nereden bulup getiriyorsun bunları dedim bu dedim şeyleri dedim nerede bilmem nerede okudum diyor bana dedim ya tamam ya okumuşsundur
dedim bir şey değil muamelatın düzgün olacak muamelen düzgün olacak sufilik bu meselelerde ince davranmaktan geçer ince davranacak ve bu mükaşefe ehlinden alınan ilimlerin hepsi de ne oluyormuş akla tecelli ediyor bundan daha ziyade mükaşefe Allah'ın doğrudan desteği olmaksızın ulaşılması mümkün olmayan yırtmak zorunda kalacağım burada kelimeyi okuyamadık Tanrı'nın doğrudan
desteği olmaksızın ulaşılması mümkün olmayan akıl ötesi bir kategoridir evet ben bunu akıl ötesi olarak nitelendirmiyorum ben bunu akıl üstü bir kategori olarak nitelendiriyorum mevcut akıl okuduğundan duyduğundan gördüğünden dokunduğundan tat duygusu bunlarla beslenir mükaşefe kalbi bir ilimdir mevcut aklın üstündedir ve bu direkt kul ile Allah arasındaki bir ilişkidir direkt bunun değişik tecelliyatları var vakti saati gelince onları da anlatırız inşallah yani burada diyor ya direkt
Tanrı'nın doğrudan desteği olmaksızın ulaşılması mümkün olmayan diyor evet Allah'ın bu noktada o kimsenin perdesini aralacak olan Allah'tır ama perde aralamayı Cenab-ı Hak muamelete bağlamış o kimsenin zikri fikri düşüncesi hal ve hareketleri onun en önemli noktası durumu akli bilgi ile mükaşefe arasındaki farkı göstermesi bakımından Sufi Şeyhi Ebu Said Ebul Hayır ile büyük filozof İbni Sina arasındaki klasik hikaye mükemmeldir İbni Sina bir grup öğrencisiyle birlikte pek çok müridiyle yaşayan Şeyh Ebu Said Meymen'e de
yan Afganistan'da bir yer ziyaret eder üç gün boyunca odada kalırlar üçüncü gün sonunda İbni Sina öğrencileriyle birlikte geri döner bir süre sonra en kıdemli öğrenci Sina'ya sorar hocam Ebu Said'i nasıl buldunuz cevap benim bildiğim her şeyi o görüyor benim bildiğim her şeyi o görüyor aynı soru Ebu Said'e müridi sorar Ebu Said'in cevabı benim gördüğüm her şeyi o biliyor filozoflarla mutasavvuflar doğa ötesi ve akli bilgiyi genellikle birisine marifet diğerine ilim adını vererek ayırırlar kuşehrinin sözünden sonra
soru gelsin Arif söylediğinin üzerinde alim ise söylediğinin altındadır kuş eğri Arif söylediğinin üzerinde alim ise söylediğinin altındadır alim bir şeyi bilir Arif bilmek de kalmaz o bildiği şeyin nedenini niçinini nasılını ve aynı zamanda da hikmetini bilir alim suyun işte ojjenle hidrojenin birleştiğinden bunu normalde söyler der ki su bundan oluştur bu kadar Arif
suyun oluşmasını görür başlangıcından sonuna kadar ve aynı zamanda o sudaki hikmeti de görür sudaki yaratılış hikmetini de görür Arif ile Alim'in arasındaki fark budur Alim bilir Arif yaşar onu Alim Cenab-ı Hakk'ın bir sıfatının tecelliyatını veya sıfatının ne manaya geldiğini anlatır Arif o sıfatı yaşar Alim der ki Allah rezzaktır bütün canların rızkını dağıtır der Arif sanki rızkı kendisi dağıtıyormuş gibi yaşar onu rızkı kendisi
dağıtıyormuş gibi yaşar Arif'in hali budur o yaşar soru bu konuyu hadislere indirger misiniz keşf yoluyla mı akılla mı bilimle mi birinin gördüğünün diğeri bilirken birinin bildiğini diğeri görürken hadisleri nasıl kabulleneceğiz hadisler zahir olarak toplanmış bu noktada toplanmış hadislerin üzerine ittifak etmiş İslam dünyası 1400 yıllık bir ittifak var 1400 yıllık bunun içerisinden her yüzyılda
değişik 3-5 kişi çıkıp hadislerin üzerinde şüphe arz etmişler ama bunlar ümmetin içerisinde tabiri caizse hiçbir değer bulmamış hiçbirisi de bunların önemli görünmemiş şimdi keşf ehli kendince hadis-i şerefin muteber olduğunu doğru olduğunu tespit ederse kendince onunla amel eder keşf ehli bir başkasının veya dinin bu noktadaki zahirini bozmaz ehli sufide böyle bir hedef vardır biz hadis kitaplarına geçen bir hadisi sahih değil bu yalan
demeyiz edeb ederiz onun sahih olmadığını tespit ettiysek biz onu namel etmeyiz bakın biz onu namel etmeyiz keşfen zayıf olarak görülen hadisi şerefi biz sahih olduğunu görürsek onu namel ederiz şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır bütün hadisciler bunun zayıf hadis olduğunu kimisi mevzu der kimisi uydurma der bütün hadis kritercileri ben sufi yolunda olduğum için söylemiyorum bunu bu mana olarak sahihtir tecelliyat olarak sahihtir mana ve
tecelliyat olarak bu zayıf veya mevzu olarak adlandırılan bu hadis sahihtir kimin şeyhi yok ise onun şeyhi şeytan kimin şeyhi yoksa ya bu ağır ağır ama gelin istediğiniz gibi size ispat edeyim istediğiniz gibi ispat edeyim bir kimsenin şeyhi yoksa vallahi de şeyhi şeytandır billahi de onun şeyhi şeytandır diyecek şimdi ya bu hadislerde mevzu olarak geçiyor zayıf hadis
olarak geçiyor veyahut da bu uydurma hadisi olarak geçiyor diyecekler evet doğru ben de söylüyorum ben diyorum ki mana ve tecelliyat olarak doğru siz hangi ilmi kendi kendinize öğrenebilirsiniz devlet usta araba tamirciliğini kendi kendine mi öğrendin kaç tane ustan oldu bir tane ustan oldu onun yanında durdun ustalığı orada öğrendin maşallah şaban şaban demirciliğini nerede öğrendin meslek lisesinde okudun orada gördün yani okuluna gittin tamam demek okuluna gitmiş bak adam kendi kendine
kalkıp ben demirciyim diye yola çıkmamış ismai ismai esnaflığı nerede öğrendin muratın yanında öğrendin usta murat yani ne kadar çalıştın onun yanında 6 sene hepsini ondan mı öğrendin maşallah koca efendi tamirciliği nerede öğrendin ustanın yanında öğrendin ustan olmazsa yapabilir miydin yapamazdın demek ki bir kimse öyle damat sağlıkçılığı nerede öğrendin okula gittin okulunu bitirdin yetişkin birinin
yanında çalıştın az önce doktoru gördü doktor kendi kendine doktorluk yapıyorsun eğitimini aldın diplomalısın diplomasızlardan değilsin kendi kendine bir kimse ben doktorum dese doktorluk yapabilir mi muhakkak eğitimini alacak okuluna gidecek oradan bir de diploma alacak değil mi sahte doktoru tutukladılar demek ki bir kimse bir şey kendi kendine öğrenemiyor bir insanın kendi kendine bir şey öğrenmesi mümkün değil bir sanat sa bir ilimse bunu kendi kendine yapması mümkün değil adem de ilmi kendi kendine öğrenmedi cenabı
hak dedi ki ademe biz öğrettik bütün ilimleri yarattıktan sonra ona ilmi öğretti ona hikmet verdi ondan sonra meleklere dedi ki ademe ne soracaksanız şimdi sor kim verdi ona Allah Cenab-ı Hak peygamberlerle alakalı ne diyor biz onlara kitap ve hikmet verdik kitap ve hikmet verdik hem kitap vermiş hem de hikmet vermiş kim Allah e kardeş peygamberler kendi kendine peygamberlik yapamıyorlarsa o peygamberin peygamberlikleri Allah tarafından veriliyor kitap da onlara Allah tarafından veriliyor kitabın yanında da bir de
hikmet veriliyorsa sen şehtsiz alimsiz bu işin bir bileni yoksa nasıl öğreneceksin bunu uludağ çıkacağım desen yol lazım ya yol lazım bir tane mihmandar lazım o yolu bilen bir kimse lazım yanına mihmandar almayan ne oluyor bir kar bir tipi bir boran mahsur kaldı nerdeye gideceklerini ne yapacaklarını bilemediler haydi ara kimi afatı kurtarın bizi ne işiniz var orada mihmandarsız namaha gidiyorsunuz rehbersiz nereye gidiyorsunuz sormazlar mı adama senin rehberin kim kardeşim bu yolda gidiyorsun sen
e yok e rehbersiz yola çıkılır mı çıkılmaz adam tıp okuyacak okulsuz olur mu olmaz esnaflık yapacak bir ustasız olur mu olmaz tamircilik yapacak ustasız olur mu olmaz ama din olur haydi ya her şeye bir usta lazım her şeye bir öğretici lazım esufiliğe ona lazım ona lazım değil din ona lazım değil ya ona lazım değil şuradan heykelden aşağı doğru giderken bir sürü ışıklar var arabalar düzgün gitsin gelsin diye trafik lambaları trafik memuru mobeseler bütün her şey
lazım şuradan 50 metre 100 metre 300 metre 500 metre aşağı gideceksin ya bana trafik polisi lazım değil mobese lazım değil ışıklar lazım değil hiçbir şey lazım değil diyebiliyor musun hayır ama söz konusu din olunca hiçbir şey lazım değil sana hazreti google öğretir sana bas duşa google'dan öğren ustaya filan lazım değil Allah Allah cevdet usta sen de google'da mı öğreniyorsun tamircili adam araba kaldı cevdet usta yolda kaldık diyor google'u aç bak demiyor kaputu aç bakayım kaput açıyor artık herhalde adam diyor telefonu motoru getir
telefonu motora getiriyor adam şimdi diyor birisi marşe bassın birisi marşe basıyor o telefondaki sesten ne duyuyorsa ondan ne anlıyorsa benim yanımda olan muhabbet anlatıyor abicim o araba yolda kal gitmez o ona şunu yap bunu yap demiyor sen bir tane oradan çekici bul gönder arabayı diyor iyi biz tabi yol gidiyoruz ya devamlı bir başkası gene çalıştır arabayı gene aynı şeyler rütün yanında birisi var mı var cevdet usta motoru tut arabayı tut telefonu tutuyor bas basıyor şimdi tamam mı onun filanca yerinde filancasında
fişmanca olmuş onu düzelt o seni bir yere kadar götürür biz yol gidiyoruz ya adam arıyor gene oldu cevdet usta tamam o seni şuraya kadar götürecek şu kadar kilometre orada bir tamirciye baktır iyi Mustafa Özman başına geldi biz hacca gidiyoruz hacca giderken bir araba dedim şu arabayı takip edin biz takip ediyoruz arabayı arabanın haberi yok neyse onlar bir benzinliğe girdi biz de girdik bir benzinliğe onlar duruyorlar abdest alıyorlar bizim arkadaşlar da abdest alıyorlar ben de arabanın içerisinde tesbih elimde çat çat çat
bizim çatırtırlar meşhur ya o adam şey ne o ambulans yazısı yapıştırıyor bizim de araba ambulans olarak çıkmış haberimiz yok biz Reyhan'da ne o şeyde cilve gözü sınır kapısında öğrendik araba ambulans içindekiler berbermiş berber olduğumuzu da Mekke'ye girişte öğrendik araba ambulans içindekiler berber hacca gidiyoruz araba ambulans ama resmi olarak iyi hatta bir arkadaş dedi ya ambulans olduğunu bilseydik dedi yazı yazdırırdık dedi ben kenardan baktım dedim ambulans olarak çıkaran dedim ben yazısını da düşünmüştür dedim ben şimdi
kim ambulans olarak çıkarttırdıysa hani yazısını da düşünmüştür neyse girdik bir benzinliğe onlar da biz onlar girdi biz de arkasından hiç konuşmuyoruz ama böyle gözlüklü bir adam hacı böyle buradan bakıyor böyle bir güzel sildi arabanın kenarını ambulans yazısını yapıştırdı Nuri dedim ben Nuri geldi buyur dedi dedim şu gözlüklü ihtiyara söyle fazla ambulans yazılın kendini bize versin dedi ki dedim arabadaki sakallı istiyor gitmiş bunları yapıştırayım ondan sonra demiş kendiminkinleri yapıştırdı sonra geldi gözlüğün üstünden
bana bakıyor ben istifini bozmuyorum çağır çağır bana bakıyor şimdi bu sakallı kim diye ambulans yazılarını yapıştırdı Nuri dedim ben buyur abi şu adama söyle dedim ambulans olur da sireni olmaz mı fazla sireni de biz çünkü suud kapısından gireceğiz Ürdün'e girdik tehlikeli olan suud kapısı neyse tabii bizim sirende geldik koyduk kafasına da sireni adama dedim siz önden gidin dedim biz arkadan gelelim dedim bir sıkıntı olursa bir problem olursa dedim ben müdahale ederiz biz dedim benim arabam yeni dedi ne sıkıntı olacak
hayırlısı sen önden git dedim ben biz seni takip edeceğiz bir müddet sonra kara duman atıyor gitmiyor duman duman ortalık neyse bunlar bir şeyler kaçacaklar bir benzinliğe girdiler telefon açtım Cevdet'e Cevdet dedim durum böyle böyle bir şeyler kaçacaklar hiçbir şey katmasınlar dedi dedim hacı hiçbir şey katma şimdi aynı şeyi bana uyguluyor diyor ki aç kapıda açın kapıda dedim açtılar kapıda ben biliyorum başım ona açın kapıda dedim açtılar Murtaza geç bakayım dedi ben de reksiyona geçti bas marşe basıyor ben dinletiyorum
telefondan ona gıy gıy gıy gıy telefondan dedi ki dedim Cevdet nesi var dedi ki onun mazot filtresi dedi kirlenmiş ne olacak dedim ben onun altında kendince tarif ediyor sanki biz tamirciyiz bana tarif ediyor diyor ki onun altında filan ciğerinde mazot pompası var onu çıkarıp diyor bir marşe basacaklar diyor içindeki diyor pisliği atacak takacak yürüyeceksiniz diyor bana Murtaza dedim ben buyur dedi oğlum dedim altına inecekmişsin orada dedi mazot pompası var mazot pompasını söküp böyle böyle yapacakmışsın dedim ben
emir demiri kesiyor dervişlik var ya serde mazot pompası nerede diye sormuyor nerede diye sorsa kalk diyeceğim ya sen bilemiyor mu sen bu işi diyeceğim dervişlik böyle bir şey nerede nasıl nasıl böyle bir şey yok tak attı bu kendini bir tane tornavida verdik bunu bu attı aşağılardan bir şeyler yaptı ben nerede mazot pompası var nasıl buldu bilmiyorum bas marşa bastık marşa biz neyse bir mazot attı orta yerde kapkara bir şey sonradan gördük araba yürüyünce taktı bir daha onu bas marşa bastı tay gibi gidiyor hacı böyle
bakıyor bana şimdi hani bu nereden oluyor nereden biliyor nereden gidiyor hani bu iş nasıl olacak filan diye şimdi bu normalde keşf bakın keşf keşf bu ama o bunu bir ustadan öğrendi biz biliyoruz mu şimdi onun normalde sesini bilmiyoruz o bir ustadan öğrendi bunu ben de bir ustadan öğrendim ben de sufili bir ustadan öğrendim benim ustam kim nevşeli abdullah kürbüz efendi ben de ondan öğrendim ustasız olur mu olmaz şimdi keşf yoluyla mı evet sufiler keşf yoluyla
yürürler sufiler keşf yoluyla yürürler ama bunu dayatmazlar bunu zorlamazlar bir yere siz de böyle öğrendiniz hayır bizim için şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır hadis bu hadis bizim için doğrudur gerçektir sahittir bunu normalde hadis kri tercihleri sahih değiller bizim için sahittir kardeş hem anlam olarak hem mana olarak hem tecelliyat olarak sahittir 32 yıllık dini hayatım boyunca bunu tecrübe etmiş bir insanım o büyükler ne demişler ağaca bağlansan yol alırsın demişler evet ağaca bağlansan yol alırsın yol alırsın
sen iyi derviş ol başındaki şeyhin sahih değil ise Allah seni bedavaya mı koşturtturacak ya sana sahihini buldurur sana doğrusunu buldurur sen çalış Allah muhafaza eylesin o yüzden hadisleri nasıl kabulleneceğiz biz zahirlerini kabul ediyoruz zayıf demişler sahih değil demişler hadis kitaplarına geçen bütün hadisleri kabul ediyoruz o konuda bir fetva verilecekse bizim işimiz değil kimin fıkıhçıların işi imam azam kendi müsnedinde annelere dayanaktan fetva verdiğini söylemiş zaten inşallah buradan devam edeceğiz Allah izin
verirse hakkınızı helal edin ulema söylediklerinin altındadır buradan devam edeceğiz inşallah şuraya bir işaret koyayım da ben ismet sıfatını açıklar mısınız kimlerde bulunur veya bulunmaz bu peygamberlere ait bir sıfattır günahsızlıktır bu bir peygamber ismet sıfatıyla sıfatlanmıştır bir peygamber geçmiş peygamberler küçük zerreler hatalar vardır Hz. peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bu hatada yoktur ismet sıfatı Hz. Muhammed Mustafa'da kemale ermiştir bu müslümanlarda bunun da ismet sıfatı olarak değil ama
müslümanların hataları kusurları vardır o yüzden ismet sıfatıyla sıfatlanan sadece Hz. Muhammed Mustafa'dır Allah sabredenlerle beraberdir ayeti kerimesini açıklayabilir misiniz cihatta sabır düşmanla kavgada sabır namazda sabır oruçta ibadette sabır inşallah selamun aleyküm
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.