Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 17 Ağustos 2013

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 18 Ağustos 2013 · 1:29:33

Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Mükemmel bir şekilde Rabbinize döndürüleceksiniz ayetinde bahsedilen mükemmel bir şekilde döndürülmeyi cehenneme gidenler için nasıl söyleyebiliriz? Rabb'e dönmek mükemmel bir şekilde, senle mi alakalı? Çıkarayım buradan dur.
Mükemmel bir şekilde denilince, mükemmel cehenneme giden de mükemmel bir şekilde gider. Cehenneme giden eksiksiz, kusursuz gitmez, eksik kusurlu gitmez, hesabı hızlı bir şekilde görür, öyle gönderir. Cennete giden de hesabı kitabı mükemmel bir şekilde görülür, öyle gider. Mükemmellikten kasıt, illaki cennete gitmek değildir. Kaf Suresi 45. ayeti ve Enam Suresi 51. ayetinde Rabbimiz Peygamberimize insanların Kur'an ile uyarmasını ve Kur'an ile öğüt vermesini emreder. Biz ikili ilişkilerimizde veya bir gruba hitap ettiğimizde bir konu hakkında neden Kur'an'a yönelemiyoruz? Bu yönelemeyenlerin problemi. Biz ikili ilişkilerimizde de birilerine de söylerken, Kur'an'a göre derken, Kur'an sünneti Resulullah'ı da içine alır.
Geçmiş peygamberlerin başlarından geçen olayları da içine alır. Kur'an sahabenin hayatını da içe alır. Yani yeni böyle bir Türkiye'de ve İslam dünyasında batıdan gelen bir rüzgar var. Bu batıdan gelen rüzgar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin halini, ahvalini, sünnetini, onun ashabının halini, ahvalini, sünnetini reddedip sadece Kur'an yetmez mi safsatasıyla orta yere çıkan ve bu noktada art niyetli düşünen, sünneti Resulullah'ı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin halini, ahvalini,
ashabın hayat tarzını, yaşantısını ve sünnetini reddeden bir anlayış var. Bu anlayış içerisinde olanları reddediyoruz. Biz evet sadece Kur'an yetmez mi? Evet. Sünnet nasıl? İçinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerinin de var olduğu, içinde ashabının da sünnetleri ve ashabının da görüş ve iştihatlarının var olduğu, içinde bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz, içinde Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin dediği, bizden olan emir sahiplerinin de iştihat ettiği,
fikrettiği, hadise ve düşünceleri de içine alan Kur'an'ı bu noktada herkes kabul etmek zorunda zaten. Ama bir kısım batılı müsteşriklerin, emperyalist hegemanların, kapitalist, dinsiz sütsüzlerin bizim içimize sanki bizdenmiş gibi görünüp, bize Kur'an yeter deyip, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini ve temiz ashabının yolunu reddeden anlayışı reddediyoruz.
O yüzden, evet, bizde bu noktada hiç kimse, her Müslüman gibi Kur'an'ı ve sünneti kendimize baş tac edip, ikili ilişkilerimizde ve temel meselelerde ve cemaatlerle olan ilişkilerde, bütün ilişkilerimizde, bütün tavır ve davranışlarımızda, Kur'an, sünnet ve imamlarının icmai ümmet diye, yani ümmetin toplandığı meseleler, ümmetin ittifak ettiği meselelerde hemfikiriz. Bu noktada bir sıkıntı yok. Hepimiz için, bütün insanlar için, bütün Müslümanlar için geçerli. Neymiş? Din, Kur'an, sünnet, icmai ümmet. Ümmetin ittifak ettiği noktalar. Ümmet bir meselede ittifak ettiyse doğrudur. Hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, ümmetimin toplandığı noktada yanlışlık olmaz.
Ümmet bir meselede toplandıysa, biz orada toplanmak zorundayız. Açık açık Kur'an ve sünnetin dışında değilse bu. İttifak halinde ümmet. O zaman o ittifakta ayrılık yapanlar, dinlerinden dahi olurlar. İmanlarından olur. Ümmetin ittifak ettiği bir konuda, Hadis-i şerifte diyor ki, kim İslam ümmetinden bir karış ayrılırsa, bir karış. Onun dini imanı gider, helak olur o diyor. Demek ki ümmetin ittifak ettiği bir noktadan bir karış sen ayrılırsan, helak olursun. Ümmet ittifak etmiş. Bu neye benziyor?
Ashabın bir şeyde ittifak etmesi. İçinden 5-6 tanesi itiraz ediyor ama o 20 tanesi burada. 20 tanesi orada. Açıkça ayetleri var, hadisleri var, delilleri var. İttifak edeceğiz. Burada bir topluluk var. İçinden istişare heyetine seçilmiş 10 tane o kimse var. 10 tanesinin 6 tanesi bir noktada ittifak ediyorsa, herkes o noktada bu toplanmak zorunda.
Geri kalan 4 tane de çatlaklık yapmayacak. Gidecek oraya ittifak edecek, orada duracak. Öbürkü ne? Çatlaklık. Çatlak ses. Testi kırılırsa sızar. Hiçbir şey kalmaz testide. Bir cemaatta çatlaklık olmaz. Bir cemaatta çatlaklık olursa sızar. Bir toplulukta çatlaklık olmaz. Orada bir çatlaklık varsa sızıntı yapar. Dağılır her şey. Bir ümmette çatlaklık olmaması gerekir. Olursa dağılır ümmet. Aslında fıkihi olarak bunun fetvası daha farklı da, fıkihi olarak bunun fetvası farklıdır.
Hanefilerde, Şafilerde, Malikilerde, Hanbelilerde de aynı fetva vardır. Ümmetin ittifak ettiği bir noktada bir kimse biat etmezse katledilir o. Bunu kimse dile getiremez. Bunu kimse ümmet. Ümmet ama. Müslümanlar, müminler toplanmışlar. İttifak etmişler bir noktada. İttifak ettiklerinde o ittifakı siz çatlatamazsınız. Mesela Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini inkar edenler var ya. Niçin inkar ediyorlar biliyor musunuz? Meydan boş.
Ümmet sahipsiz. Ümmetin başında karar verici organ olarak bir halifesi yok. Bir kurulu yok. İştahat edeceği bir üst noktada, üst seviyede bir birliği temsil eden bir kimse yok. Bir bölüm yok, bir kuruluş yok. Böyle bir şey yok ki ümmetin içinde. Zaten Lozan'da halifeliğin ilgah edilmesinin sebebi buydu. Lozan'ın diyebiliriz ki bir tek ana gayesi vardı. Lozan'ın ana gayelerinden birisi halifeliği ilgah etmekti, yok etmekti. Halifeliği ilgah etmeyi, yok etmeyi kabul eden Ankara hükümetini o yüzden Lozan'a barış görüşmelerine görüşmeci olarak çağırdılar. Yoksa aynı zamanda da İstanbul'da padişaha bağlı İstanbul hükümeti ayaktaydı.
İstanbul hükümeti kendi kendini lav edip halifeliği lav edemeyeceğine göre Ankara hükümeti lav edeceğini beyan ettiğinden dolayı Lozan'a çağırdılar. Ankara'yı da tehdit ettiler. Dediler ki Lozan görüşmelerini İstanbul hükümetini çağırabiliriz. O yüzden Ankara hükümeti kendi kendini meşrutiyet sağlamak için koşa koşa gitti imzaladı. Sonra Montre Boğazlar Anlaşması sonradan geldi. Hani sen bir sefer paçayı kaptırdın mı? Paçandan tutuyor ya senin. Batı ve Batılılar böyledir. Senin sertçe tırnağından tuttu mu seni yutar. Yutar seni. Türkiye'nin 50 yıldır IMF'ye borcunun bitmediği gibi. Ütüyor seni.
Senin içinde krizler çıkarıyor, ekonomik krizler çıkarıyor, siyasi krizler çıkarıyor, askeri krizler çıkarıyor. Ütüyor seni boyuna. Senin tırnağından tutuyor bir sefer. İşte halifelik ilgâ edildiğinden dolayı şimdi herkes at koşturuyor. Birisi sünnet-i Resulullah'a hadisleri inkar mı ediyor? Evet. Bunun fetvası ne biliyor musunuz? Ölüm. Direkt. O kimse çağrılır. Sen ad-i şerfleri inkar mı diyorsun? Evet. İnkar ettiğin için mürted hükmenindesin. Katlin vaciptir, katledilir. O zaman birisi çıkıp da bu peygamberin hangi hadisi sahihti, hangisi değildi?
Sen bütün hadisler sahih değil deyip televizyonda gözümüzün içine baka baka bizim dinimizi yok sayamaz. Yok ki bu fetvayı verecek olan. Diyanet İşleri Başkanlığı sivrisenle ısırması orucu bozar mı bozmaz mı? Onun su konuşuyor. Sakız orucu bozar mı bozmaz mı? Koku orucu bozar mı bozmaz mı? Kadınların hangi saç boyası abdestini tutar tutmaz? Bize de aynı soruları soruyorlar zaten. Oje ile namaz olur mu olmaz mı? Ümmetin sıkıntısı var. Diyanet İşleri Başkanı fetva verecek. Bütün hadisleri inkar edenler hangi noktadadır?
Cezası nedir? Bu cezayı kimi uygulaması gerekir? Kimse Diyanet'e böyle bir fetva sormuyor. Açın, Bursa Diyanet'e sorun. Fetva telefonları var ya, fetva kurulları da var. Birisi açacak, telefon açacak. Hocam veya sayın kurul. Böyle böyle. Bizim hadisleri komple reddediyor. Bunun karşılığı ne? Cezası ne? Ben söylüyorum Hanefi'ye göre cezasını. Okudum kitaptan söylüyorum. Bu benim değil. Böyle bir fetvayı verebilecek noktada değilim. Mesela açacaklar, soracaklar. Mısır'da Müslümanlar katlediliyor.
Bunun hakkında Müslümanlara düşen vazife ne? Bunun fetvası ne? Çok basit. Çok basit. Bu fetvayı verecek, buna dirayet gösterecek, ümmetin elinde bir argümanı yok ki. Mesela böyle bir noktada İslam ümmeti nasıl bir yol çizmeli? Diyanete soracak. Ümmet kendi içerisinde toplanıp bir kurul kurabilir mi? Ümmet kendi içerisinde toplanıp bir birlik yapabilir mi? Ümmet kendi içerisinde toplanıp silahlı bir ordu kurabilir mi? Bizim kanımıza dokunuyor Müslüman olarak. Ne yapabiliriz?
Bunun fetvası ne? Gündürk binlerce insan katlediliyor. Silahsız insan. Yakmıyor, yıkmıyor. Toplanıyorlar, namaz kılıyorlar, dua ediyorlar. Dua ediyorlar adamlar. Dağılıyorlar. ATM'leri yakan yıkan yok. Sivil arabaları yakan yıkan yok. Askeri arabaları yakan yıkan yok. Taşları, yollardan taşları koparıp dükkanlara, bankalara, oralara, buralara yıkan yakan yok. Toplanıyorlar, ağlıyorlar, dua ediyorlar, zikrediyorlar, gidiyorlar. Birisi de geliyor, onların üzerine yaylım ateşini tutuyor.
Birisi de geliyor, özel nişancıları buluyor. İhvan-ı Müslüminin çocuklarını teker teker katlediyor. Kiralık katiller, resim veriyorlar ellerine. Kalabalığın içerisinde filanca diyorlar. Kalabalığın içerisinde de adamları var. Benim beş metre gerimdeki bu kimse diyor. Fotoğrafı orada, çekiliyor oradan. Direkt nokta ateşi. Katlediyorlar. Ümmet ne yapacak? Fetvası ne? Bütün ümmet başındaki hükümetlerden ayrı olarak gidip birer birlik mi kuracak? Müslümanlara.
Müslümanlara farz, hepimize farz bizim. Sadece ümmet için değil. Başka bir yerde bir Yahudi, Hristiyan topluluğa da zulmetse o zulmü durdurmak Müslümanlara farz. Bir Hristiyan kabilesi, başka bir Hristiyan kabilesine zulmetse onu durdurmak Müslümanlara farz. Silahlı bir kimse, silahsız bir kimseyi öldürüyorsa silahsız kimsenin hakkını, silahlı kimseden almak bütün Müslümanların üzerine farz.
Müminler, zalimlerin altında inim inim inleyen mazlumların hakkını aramaktan mükellef. Fars. Namazdan daha önemli farz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri namazı kıldırmadı çünkü. Dedi ki yolda kılın. Yolda kılın bile demedi. Ashab kendisi iştahat etti, yolda kıldı. Hazreti Peygamber dedi ki bırakın namazı şimdi. Bırakın dedi, mescitten çıkardı sahabeyi. İkindi vakti namazı kılınacaktı, mescitten çıkardı sahabesini. Dedi ki bir müminin kanı döküldü. Kim döktü? Yahudi döktü.
O günde döktü, bugün de döküyor. Dedi ki gidin o mümin kardeşinizin intikamını almak dedi. Birinci derecede vazifeniz o. Namaz değil dedi. Namazı yolda da kılarsın. Namazı cihat meydanında da kılarsın. Namazı savaş meydanında da kılarsın. O da sünnet. Ayetle sabit savaşta nasıl namaz kılıncağı? Ayetle sabit namazı nasıl kılıncağı savaşta?
Sen ben namaz kılacağım deyip mescitte bekleyemezsin yani. Fars. Bunun fetvasını verecek kimse yok. O yüzden yani işte Kur'an diliyle konuşmanın içerisinde Sünnet-i Resulullah Hazreti Peygamber'in dili de Kur'an dili. Ashabın dili de Kur'an dili. Bunu böyle komplike düşünüyorsak eyvallah söyleyecek bir sözüm yok. Ayrı yaşayan bir çift beş altı ay ayrı durduktan sonra tekrar bir araya gelmek istersen nikahlanmak gerekir mi?
Boşadım demediyse gerek yok. Üç talap boşadıysa ayrı ayrı zamanlarda o zaman bir ya da bir araya gelemezler. Bir kafir ile Müslüman arasında kul hakkı olur mu? Tabi olur. Varsa ölümden sonra nasıl hesap verilir? Baya hesabı çetin olur. Ve bunun kabir azabı olur mu? Tabi olur. Ticaret yapmak kastı olmadan bazı internet sitelerinde paylaşılan dini eserleri ücretsiz olarak indirmenin ve o eserdeki bilgilerden faydalanmanın dinen hükmü nedir?
Bunda herhangi bir hüküm yoktur. Paylaşılır. Yani bir kimse işte orada paylaşma linki koyduysa bunu indirebilirsiniz dediyse indirilir. Bunda bir sıkıntı yok. Bir derviş önceden çok samimi olduğu arkadaşına, arkadaşının fikirlerin ayrılığı yüzünden kalp kırılmaları olduğu için arkadaşıyla arasına mesafe koyması uygun olur mu? Mesela işle ilgili meseleler, selamlaşma hal ve hatır sorma dışında konuşmama gibi bu meseleyi açıklayabilir misiniz? Olabilir. Ne kalbi kırılsın ki kimsenin kalbi kırılmasın. Hz. Mevlana gerçek er o ki uyuduğu halde kendini sabahleyin yürüyüp koşanların vardığı yerde bulsun kendisini. O veliler ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmektir.
Bu hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin başına melekler geliyor da onun uyumadığını, uyumasının daha iyi bir adet olduğunu söylüyorlar ya. Bu onun gibi bir kimsenin uyuması ibadet olursa o zaman normalde uyuması ibadet olanların sınıfına dahil edildiyse o kimse zaten gücünün son noktasına kadar ibadet ve koşuşturmanın içinde olur. Bu noktada uyku iyice ona galebe çaldı uyuduğunda o uyuduğunda da yola devam ediyordur, koşuyordur. Ama bu aman ya şurada bir dinleneyim bir uyuyayım deme düşüncesi olmayacak. Veya bizi alıştırdılar ya şimdi işte gece 8 saat muhakkak uyuyacaksın, günde 3 ay yemek yiyeceksin. Bizi öyle alıştırdılar ya. 8 saat uyuyacaksın, 8 saat dinleneceksin, 8 saat çalışacaksın.
Bizi böyle uyu Allah uyu değil öyle. 8 saat çalışacaksın, 8 saat koşturacaksın. Makulünü söylüyorum en alt seviyesini. 8 saat çalışacaksın, 8 saat koşturacaksın, 4 saat uyacaksın, 4 saat okacaksın. Alt seviyesi. Bunun bir üst seviyesi var. 4 saat çalışacaksın, 4 saat çalışacaksın. En az 15-16 saat koşacaksın. Okumaya zamanın kalmayacak. Bildiklerinizde amel ederseniz Allah sizin bilmediklerinizi öğretir. Yolda öğrenirsin merak etme.
Yolda öğrenirsin. Orada 4 saat çalışacaksın kimseye muhtaç olmamak için dünyevi bir iş meşgalen olacak yani senin. Hadi o yetmesin, biz avam takılalım. 8 saat çalışalım, 8 saat koşalım. Hadi 3-4 saat eş, çoluk, çocuk ayıralım, 3-4 saat uyuyalım tamam. Avam işi. Allah bizi affetsin. Öyle olursa o kimse o zaman uykusundan sorumlu olmaz. Sufice söylüyorum. Az yemek, az uyumak, az konuşmak, sufi ahlakı. Sakın 4 saat uykuyu az uyumak olarak görmeyin. 4 saat uyku tam uyumak.
Öyle 4 saati ama ya 4 saat uyku da yeter mi ya? İşte yani az demin 4 saat uyudunuz mu Allah'a tövbe edin. Ya Rabbi bende ne bu gaflet benim üzerimden bu gaflete al deyip ağlayın. Müslümanın 4 saat deliksiz uykusu olmaz. 4 saat deliksiz uyuyorsanız o gün gaflete düştünüz, şeytan sizin her tarafınıza bevletti.
Gözüne, kulağına, kalbine, üstüne, başına her tarafına bevletti şeytan kokuyorsun o zaman sen. 3 öğün yemek yedin, tıka basa doyurduysan kendini şeytan her tarafına bevletti senin. Her tarafına, içine dışına. Gün içerisinde açlık hissetmediysen iç, sen gaflet deryasında yüzüyorsun.
Sen gaflet deryasında yüzüyorsun. Ama bunları tersine söylediler hep bizi. Ayet-i kerime var ya, yiyin için israf etmeyin. Yi Allah, yiyin. Ondan bunu anlattılar bize. Ye kardeşim, israf etme. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisini inkar ettiler. O göbekli bir kimsenin göbeğine elini böyle batırdı. Bizden değil dedi. Şu yattığınız zaman bu göğsünüzden fazla çıkmayacak göbeğiniz. Yattığınız zaman göğüsünün üstünde bir de göbek varsa Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin buyurduğu göbek değil o. Bizden değil diyor, göbeğin ondan değil. Göbekli derviş olmaz. Göbekli sufi olmaz.
Az yiyecek. Benim gibi çok yerseniz, olamazsınız benim gibi. Ele geleni yersin demiş ya. Yunus. Beni tarif etmiş. Ele geleni yersin, dile geleni dersin. Böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın. Allah bizi affetsin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki Ya Ayşe benim gözüm uyur ama kalbim uyumaz. Efendim biz uyurken hem gözümüz hem de kalbimiz uyuyor ki imanın tadını anlamakta güçlük çekiyoruz. Bizim her tarafımız uyuyor ya. Allah bizi iyi etsin inşallah. Sadrın anlamı nedir anlatır mısınız? Sadr, gönül boşluğu, kalp bu bulunduğu yere derler. Mübarek insanlar bu kadar uzun soru yazmayın. Yani soru değil bu bildiğim kadarıyla.
Çünkü bir dertleşmiş herhalde. Soru okuyayım artık. Nakşibendi tarikatı menzil konuna bağlı yeni Sofi olan biri aynı zamanda Mevlevi olabilir mi? Bizim için sakıncası yok. Bizim bakın şunu unutmayın. Hiçbir kimsenin birisine sen bunu olamazsın deme hakkı yok ki.
Bu hak kime verilmiş ki? Birisine sen Müslüman olamazsın deme hakkı kime verilmiş? Yok. İslam'da yok böyle bir şey. Ama mesela örneğin size şimdi değişik örnekler vereceğim. Birisinin ben Musevi olacağım demeye hakkı yoktur. Bugünkü Museviliğe göre. Niçin? Musevilik ırka dayalır. Senin atanda Musevi varsa sen Musevi olabilirsin. Senin atanda Musevi yoksa sen Musevi olamazsın. Onlara göre Museviler seçilmiş insanlar. Efendi.
Geri kalan insanlar halk köle. Şimdi bu tartışma götürecek ama bu böyledir. Bu böyledir. Mesela birisi ben Alevi olacağım dese Alevi olamaz. Niçin? Alevi doğulur olmaz çünkü. Felsefe böyledir. Senin ırkın Alevi bir topluluktan gelecek. İslam böyle bir din değil ki. İslam kim? La ilahe illallah Muhammeden Resulullah dediyse Müslümandır o. Onun içerisindeki bütün meşrep, mezhep, tarikat yollar da aynıdır. Birisi ben Hanefi mezhebine göre iştahat edeceğim. Ben ona göre amel edeceğim dese. Kim ona engel olacak? Hayır sen Hanefi olamazsın diyecek olan bir kurul var mı?
Yok. Zaten dinin özüne aykırı bu. Birisi Şafi ise ben Malik olacağım, ben Hanefi olacağım. Birisi Hanefi ise ben Şafi olacağım dediğinde bir yetkili mercisi yok bunun. O bunu tasdikleyecek veya reddedecek veya kabul edecek. Böyle bir şey yok. Mesela bir kısım Hristiyanlıkta bir kimsenin nikahını kilise onaylamazsa nikah nikah olmuyor. Bizde böyle bir şey yok. Mesela bir haham bir nikahı onaylamazsa nikah nikah olmaz. Hahamın onaylaması gerekir. O yüzden mesela Musevi kadınlar başka bir erkekle evlenemezler. Ancak Musevi bir erkekle evlenebilirler. Musevi bir erkek dışarıdan bir kadın hahamın onaylamasıyla alır.
Mümin bir kadın mümin bir erkekle evlenebilir. Ama mümin bir kadın şu anda işte gidip gayrimüslim bir erkekle evleniyor. Onun evliliği geçerli mi değil mi? Onun evliliği dinen geçerli değil ama onun evliliğini geçerli kılıyor normal standartlardaki bir. Hukuk. Türkiye'nin hukuku. Dini hukuk kabul etmiyor. Museviler de yapamaz böyle bir şey. Yapamaz. Allah muhafaza eylesin. Ben abdest alırken namaz kılar. Yatarken beyaz bir şey yanıma geliyor. Elinde baston tesbihat yaparken dalıp gidiyorum. Secde düşüyorum. Sonra etrafımda bembeyaz adamlar dönüyor. Sonra adamlar gidiyor.
Onlardan daha beyaz o kadar beyaz. Bağını yorsun. Burayı söyledi. Ben de geldim. Allah rızası için yol gösterirmişsiniz demiş. E buraya gösterdilerse gelmişsin işte. Allah mübarek etsin. Ben cezaevimden yeni çıktım. Kasten birini öldürdüm. On aydır dışarıdayım ama hala sinirlerime hakim olamıyorum. Bana nasihatta bulunun. Bana dua edin. Ne yapayım? Tevhid çek çok tövbe et. Namazını kıl çok tövbe et.
Çok tövbe et. Bir kimseyi haksız yere öldürmek, bütün insanları öldürmek gibi günah kebay'dır. Bu kimsenin hakkı değildir. Şeytan senin üzerinde hakimiyet kurmuş. Hala da sinirleniyorsan şeytan senin üzerinde galip. Muhakkak tövbe edip namaz kıl. Devamlı abdesti dolaş. İnşallah. Bazı marketlerde promosyon ürünler veriliyor veya çekiliş hediyeler veriliyor. Bu ürünler caiz mi? Caiz. Ama o promosyonlar haram olmasın da. Veya hediyeler. İçkidir miçkidir bunu bu tip şeyler. Hayal kuruyorum. Tekrar normale geldiğimde mutsuz oluyorum.
İki farklı dünya gibi bağdaşmıyor. Ne yapayım demiş. Hayale devam etme. Günlük hayatı hayal gibi gör. Aşk, aşk, aşk dediğiniz günleri özledik. Biraz Şems ve Mevlana arasındaki aşktan söz eder misiniz? Parantez içinde yeniler için. Eskilerden dinleyin. Benim sözlüm Alevi. Dakika bir, gol bir. Benim onunla nikahım sahih olur mu? Bana ne gibi bir hüküm gerekir? Nereye kadar Alevi ona bakmamız lazım. Bunlar sıkıntılı şeyler. Normalde aslında sıkıntılı değil. Bununla alakalı dersler yapıyorum ben.
Türkiye'deki Alevi dediğimiz kimselerin geçmişiyle alakalı normalde taa Türklerin ilk Müslüman olduğu, İslam olduğu zamanlara kadar inmek gerekiyor. Neden? Türkiye'deki Alevi'yim diyenler aslında Osmanlı'yla Şah İsmail'in arasındaki kavgadan dolayıdır. Anadolu'da Şah İsmail'e yakın olan yerler hatta Şah İsmail'in babasından itibaren başlar.
Aslında Erbilili tekkesi vardır. Erbilili tekkesi aslında sünnidir. Uzun sohbet. Geçmiş sohbetlerden dinleyebilirler arkadaşlar bunu. O tekkeden çıkmıştır. Türklerin sufi anlayışı ve din anlayışı. O sünnidir. Ama sonradan Şah İsmail'in babası da o tekkeden çıkmıştır. Şah İsmail'in babası orayı şialaştırır. Orasını şialaştırdıktan sonra Osmanlı sünnidir. Onlar şiadır. O şialaşma döneminden sonra şialaşma ve sünnileşme dönemi başlar. Türklerin bir kısmı sünni Osmanlı'nın etkisinde kalanlar sünni olur. Şah İsmail'in etkisinde kalan Doğu Anadolu, Güney Doğu Anadolu Karadeniz, biraz İç Anadolu onlarda şialaşma başlar. Bu ayrışma daha da artar. Ne zamana kadar? İşte Şah İsmail ile Yavuz Selim'e kadar Yavuz Selim zamanına gelince kadar Şah İsmail taraftarları kızıl keçe giyerler.
Onlar kızıl keçe giyince onlara kızılbaş denir. Kızılbaş denince onların içerisine işte örneğin onların içerisine Beyrut'tan kopup gelme ateşe tapanlar, puta tapanlar, şeytana tapanlar da içlerine girer. Zaman içerisinde böyle bir Kur'an ve sünnetten de biraz uzaklaşırlar. Göçebel'in verdiği, ilimsizliğin verdiği bir şeyle bunlar kendi kendilerine yeni bir yolmuş gibi bir şey söz konusu olur. Osmanlı bunları kızılbaş diye iter. Bunlar da Osmanlı Yezid deyip iterler. Bunlar Yezid'in taraftarı derler. Onlar derler ki biz işte Hazreti Ali Efendimiz'i çok seviyoruz. Onun soyundanız. Siz de Yezid'siniz derler. Böyle bir üstünlük, alçaklık söz konusu olur. En sonunda Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail savaşır. Sonuçta savaşta da yenilir.
Yenilince işte derler ki şu kadar insanı katletti Yavuz Sultan Selim. İşte Osmanlı ordusu şu kadar ırza geçti. Şunu şöyle yaptı. Bunu böyle yaptı der. Ama tarih der ki Osmanlı ordusu Amasya'dan geçerken işte kopardıkları elmalar için dahi elma dallarına akçe bağlamış bir ordudur. Enteresan bir şey. O günün dünyanın en muhteşem ordusudur. Ordu yolda yürürken dahi sıcak ekmek, sıcak çorba içer. İlk böyle gezici karavanaların gezici mutfakların kurulduğu ordu Yavuz Sultan Selim'in ordusudur. Gezici mutfağın kurulduğu ilk ordu Yavuz Sultan Selim'in ordusudur. Ordu yol alırken sıcak ekmekle sıcak çorba yer. At arabalarının kanlı arabalarının üzerinde ekmek çıkarırlar.
Arabalarının üzerine fırınlar koyarlar. O ordu hangi çölü geçer? Sina çölünü geçer. Dünyanın ikinci ordusudur Sina çölünü geçer. Üçüncü ordu yoktur daha. Bir Büyük İskender geçer oradan iki Yavuz Sultan Selim geçer. Ve Yavuz Sultan Selim'in ordusu Büyük İskender'in ordusundan daha kalabalıktır. Bir ara attan iner ya yayan yürümeye başlar. Görmez misin der. Önümüzde iki cihan padişahı Muhammed-i Mustafa yayan yürümekte. Böyle bir ordudur. Ama o orduyu da mesela işte laf söylerler. Uzun mesele. Ve sonuçta bu ayrışma devam eder gelir. Bunun içerisine sonradan bir kısım kalendriyeler, bir kısım Cevlaki'yeler, bir kısım Bektaşiler de Alevi aslında Alevi de değildir adı.
Son yüz yıldan beri Alevi denir. Son yüz yıldan beri Alevi ismini koyan da Batılılardır. Batılılar Alevi derler. Ondan önce Bektaşi'dir bunlar. Kalendriyedir. Cevlaki'yedir. Tahtacı'dır. Örneğin. Bizim Bayındır'da yukarı mahallede bir mahalle vardı. Bizim mahallenin üstünde tahtacı mahallesi diyorduk biz. Onlar da biz tahtacıyız diyorlardı. Ama sonradan bu ayrışma siyasi bir ayrışmaya döndü. Son yüz yıldan beri yüz elli yıldan beri siyasi bir ayrışma. Başlangıcı da siyasiydi zaten. Osmanlı zamanında da ayrışmanın sebebi siyasiydi. O siyasi ayrışma dini ayrışmayı da getirdi.
Şimdi Türkiye'de o kadar çok Alevi fraksiyonu var ki kimisi hiç dini kabul etmiyor. Biz Alevi'yiz diyor dini kabul etmiyor. Kur'an'ı kabul etmeyen Hz. Peygamber'i kabul etmeyen Aleviler var. Ben bizatihi tanıştıklarım var. Kur'an'ı kabul edip Peygamber'i kabul etmeyen Aleviler var. Peygamber'in peygamberliğini kabul ediyor. sünnetlerini kabul etmiyor. Sünnetlerini kabul etmeyenler var. Bir kısmı var Hz. Kur'an'ı kabul ediyor. Hz. Peygamber'i diyor ki Ali olacaktı Peygamber. Cebral şaşırdı da ona götürdü diyor. Böyle inanışta olanlar var. Şimdi buradaki söz konusu olan nişanlı olan bayan mı erkekle yoksa sözlün. O kardeşim öyle Alevi başımızın tacı.
yani öylesine biz de Alevi'yiz zaten. Kur'an'ı kabul ediyorsa Hz. Peygamber'in peygamberliğini kabul ediyorsa namaz kılıyorsa sünniyim diyenlerden iyi o. Anladın mı? Şimdi bakın şöyle de bir olgu var. Bir kimse ben Alevi'yim diyor namazını kılıyor orucunu tutuyor. Hz. Peygamber'i kabul ediyor Kur'an'ı kabul ediyor. Yemin ediyorum başımın tacı. Yani sünniyim diyor içki içiyor kumar oynuyor zina ediyor erkek olarak. Sünniyim diyor kadın her türlü melaneti içiyor. Ne adını? Sünniymiş. Git oradan. Ne sünnisisin sen? Zındığın tekisin. Anladın derdimi benim.
Namaz kılmış. Başımın tacı benim. O ister kendine Alevi'yim desin ister Şia'yim desin ister Nakşi'yim desin ister Şuyum buyum ne diyelim diyorsa desin. Bir kimse Kur'an'ı kitap Hz. Peygamber'i kendine peygamber olarak kabul etti mi iman ehlidir. Bitti. Adı ne olursa olsun anlaşıldı. Başımın tacı o. Kur'an'ı kabul ediyor. Namazını da kılıyor. Çok sünniden iyi o. Şimdi sünniyim diyor elif'i bilmiyor daha. Sünniyim diyor hayatında namaz kılmamış. Sünniyim diyor birisine dedim ki La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyeceksin dedim ben. Kaldı böyle. Diyemiyor. La ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyemeyenleri gördüm.
Şahidim. Abdest'i bilmiyor. Ne sünnisinden bahsediyoruz biz şimdi. Hangi aleviden hangi sünniden bahsedeceğiz. Cinni musallat olmuş. Nasıl oldunsa telefonumu bulmuşlar benim. Saat iki buçuk zır zır zır zır telefon durmuyor. Yabancı numara. Dedim var bir şey. Kalktım. Buyurun. Hatta bir sefer nerede yabancı dışarıda misafirlikteyim. Arıyor boyuna. Allah'ım fıs fıs fıs konuşuyorum. Öyle bir şey olması lazım. Saat iki buçuk mu üç mü ne? Buyurun. Telefonunuzu ben tespit ettim. Telefonda teril teril tetriyor. Ne oldu? İşte şöyle oldu böyle oldu böyle oldu. Peki.
Nereden arıyorsunuz? Bursa'nın filanca mahallesinden. Tamam. Şimdi dedim önce bir Eyyüzü Besmele çekin. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedene Muhammeden abduhu ve resuluhu deyin dedim ben. Eyyüzü Besmele nasıl oluyor dedi. Dakika bir gol bir. Dedim siz Müslümansınız değil mi dedim ben. Evet dedi. Tamam yeter bana dedim ben. Ha Müslümanım diyor bari. Kendimce onu önemli bir şey görüyorum. Dedim Bismillahirrahmanirrahim'i biliyor musunuz? Dedim ben. Annem söyler dedi. Hah dedim. Eyyüzü billahi mineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim diyeceksiniz dedim ben. Eyyüzü'yü çekemedi. Peki dedim La ilahe illallah Muhammedun Resulullah deyin dedim.
Yemin ediyorum beş dakika uğraştım en azından. Dili dönmüyor. Söyledi. Peki dedim. Tiril tiril de titriyor. Dedim şimdi abdest alacaksınız. Durdum. Ya bu dedim Eyyüzü Besmele'yi bilmiyor. Guslü de bilmiyordur dedim içimden. Dedim Gusletmesini biliyor musunuz? O nasıl oluyor dedi. Kaç yaşındasınız dedim ben. Bayan 34 yaşındayım dedi. Evlendiniz mi dedim ben. Evlendim ayrıldım dedi. Peki dedim bu esnada gusletmediniz mi hiç dedim ben. Ya alim hayır dedi. Dedim ilişkiye girdiğinizde dedim ben ilişkiden sonra ağzınıza burnunuza su verip gusletmediniz mi hiç böyle bir niyetiniz olmadı dedim ben.
Hayır dedi. Sonra tanıştık. Yani anlamsız gidiyor böyle bir şey diyor. Bize anlamsız geldi diyor. Anlamsız onun için. Öğretmemiş kimse. ona gusletmeyi öğrettim telefonda. Ben diyor guslederken korkarım şimdi diyor. Telefonumu banyoya alın açık kalsın diyor. Banyoda telefon diyor. Bekler misiniz diyor. Ben sizi arayayım diyor. Ondan sonra tekrar diyor. Bir ara çünkü bir şey oldu ben aradım. Ben sizi arayayım dedim. Önemli değil. Madem size cesaret olacak dedim. Guslederken kendince cinnilerin ona musallat olacağını zannediyor. Guslederken. telefon açık. Gusletti bu. Çıktı.
Telefon açık. Geyinin giyindi kurulanın kurulandı. Bir secdada var mı? Evde yok. Tesbih var mı? Evde yok. Dedim temiz bir yer var mı? Ben ayakkabılarımla dolaşıyorum evin içinde dedi. Dedim bir şey yazın temiz bir şey. Temiz bir şey yazdı. Dedim şimdi oturun o temiz yazdığınız şeyin üzerine kıbleye doğru yöneldi. Başlayın dedim. La ilahe illallah çekmeye. Ne kadar çekeceğim dedi. Benden telefon gelinceye kadar la ilahe illallah demeye devam edin dedim. Neyse yarım saat 45 dakika geçti. Telefon açtım. Dedim şu anda hiçbir şeyiniz kalmadı dedim dedim. Ben evet dedi. Sakinleştiniz evet. Bakın dedim duvara gördüğünüz bir şey var mı?
Yok dedi. Şuraya bak bir şey oldu mu? Yok. Şunu yap yok. Tamam mı? Tamam. Hocam ücretim ne kadar dedi. Güldüm. İmanın ücreti yok. Ben de şimdi dedim birisinin imana kavuşturdum diye yatacağım gönül huzuruyla dedim. İnandınız mı şimdi dedim dinin var olduğuna? Bu gece inandım dedi. İşyeriniz nerede dedi. Ben dedi yarın geleyim dedim filanca yerde. Ertesi gün güzel bir araba şık bir bayan indi dükkanın önünde merhaba merhaba hoş geldin hoş geldin. Ben gerçekten dinin var olduğuna inanmıyordum dedi. Şimdi beş vakit namazında dindar bir adamla evlendi.
Dedim dindar bir adamla evlendi. Dindar bir adamla evlendi. Ne adı? Sünniymiş. Laf. Bu acı değil. Bu gerçekten vahşet. Vahşet. Allah bizi affetsin. 180'nin kaçında kal? 186. Padişah o yana bilgili iş başarır. Her şey yerli yerine kor. İki elçi gönderdi. Kuyumcuyu getirtirecek ya o iki bey Semerkant'a vardılar.
Padişah'tan müjdeci olarak kuyumcunun kapısına ulaştılar. Dediler ki Ey bilgide hünerde olgun usta adın sanın şehirlere yayılmış. İşte bak filan padişah kuyumcu başılığına seni seçti. Çünkü pek ulusun sen. Padişah ne yapmış? O kuyumcuyu getirtirmek için bilgili iş başarır her şeyi yerli yerine kor. İki elçi göndermiş. Demek ki birisiyle görüşmeye gönderirken birisini bir elçi gönderirken araya bir aracı koyarken dikkat edeceksiniz. Ehlini seçeceksiniz. Allah emaneti ehline vermenizden hoşlanır. Her şeyin bir ehli vardır.
Siz bir işte elçi kullanacağınız zaman o işe elverişli elçiler kullanacaksınız. Ve her şeyi yerli yerine koyan bilgili ferasetli nerede ne iş yapacağını nerede ne konuşabileceğini bilen ehli siyaset hani her doğru her yerde söylenmez her doğru herkes her yerde söylemek herkesin hakkı değildir derler ya o işte feraset ehli olacak o işte siyaset ehli olacak o işte bilgili olacak o işte maharetli olacak analizi kuvvetli olacak sözü kelamı kuvvetli olacak aklı fikri kuvvetli olacak kalbi kuvvetli olacak herkes her şeye
ehil değildir herkes her şeye ehil derse kıyamet kopar bu basiretsizliktir edepsizliktir herkes her şeye kendini ehil görür yalnız haddi bilecek insan her şeye kendisinin ehil olduğunu zannetmeyecek herkes her şeye ehil değildir ben ne anlarım motor tamir etmekten arabayla alakalı bir şey olacaksa o zaman cevdet usta gidecek cevdet usta bak ya bu motorda bir şey varmış motordan o anlıyor arabadan o anlıyor bilgisayardan bizim salim anlıyor onunla alakalı bir görüşme olacaksa salim gidecek salim git bak bakalım ben
ne anlarım ramdan bilmem neden onun çekirdenden çıkirdenden anlamam ki o onun dilini biliyor o gidecek görüşecek aracısı o olacak ha demek ki herkes her şeye hil değildir herkes de kendini her şeye hil görmesin distur ne yapmış padişah bilgili iş başarır bak bilgi yetmiyor bak bir de o işi başaracak yerli yerine her şeyde yerli yerine koyacak her şeyde yerli yerine koyacak dikkat edin bir adam bilgisi yoktur bir işe gönderirsiniz batırır sizi bir adam iş bitirici değildir gönderirsiniz zarar ettirir sizi adam her şeyi
yerli yerine koyan kapasitede değildir dangadak bir laf söyler çökertir sizi siz başka bir iş için onu göndermişsinizdir temsilen o sizi orada batırır çıkarır sizi sufiler böyle şeylere çok dikkat ederler Allah rahmet eylesin şeyh efendi hazretleri derdi ki mustahha efendi yanında çok yemek yiyen çok konuşan böyle boş kelimeler kullanan insanları taşıma oğlum derler çok uyuyan olur olmaz şeyi yiyen içen isteyen dalan oraya buraya öğleleri vardır alıp almış ihtiyacı deyip bir şey bu ayakkabı kaça oğlum sana ne ya buraya nereye geldin sen
sufiliğe geldin veyahut da orada gittiğin bir derviş ne ayakkabıcı bu ayakkabı kaça ya nasıl olur ayağımı acaba ki oğlum ayakkabı alacaksan git başkasından al o adam şimdi senden para almamaya kalkar sana ucuz vermeye kalkar sen ona zarar verirsin yapma sen oraya derse gitmişsin karnımız acıktı ya nerede yemek yiyeceğiz git dağın başındayım orada sorulmaz o zaman bir yere birisini gönderirken sizi temsil edecek o kimse bir yere semaya gidiyorsunuz o sizi temsil ediyor orada o semazenin gözü kayıyorsa kadını kıza götürmeyeceksin
o ilahici ilahi söylerken hangi kız ya daha iyi diyorsa götürmeyeceksin edep herkes her şeyde yerli yerinde olacak yanda boş kaldı ya hadi sen de gel hayır neden oraya edepsiz bir kimseyi görmesin pişmemiş bir kimseyi görmesin o bilmez ki o üç günlük derviş olduğunu vay ya buraya bir derviş geldi yidi yidi yidi gitti bir derviş geldi ya konuştu konuştu konuştu gitti büyüğün sözünü büyüğün sözünü kesiyor mu büyüğünden önce mi hopluyor büyüğünü tanımıyor mu senin başında bir amir var ne ilahicilerin başı kim tahsin dinlemiyor götürmeyeceksin onu
neden o gel dediğinde gelmez git dediğinde gitmez şu ilahi okuyalım hayır onu okuyamayalım bunu okuyalım ya onu ince bir şekilde söyle abi ya bugün sesimiz kısık şunu okusak olmaz mı veya abi arkadaşların sesi yorgun şunu okuyalım ya sen bilirsin gene yok abi onu okuyamayız e okuyamazsan git ne işin var burada o zaman aha yerli yerinde ne yapmış padişah bilgili iş bitirir her şeyi yerli yerince yapan insan göndermiş üç tane özellik var bakın bilgili bilgili biri soracak ona çünkü sema ederken neden başınız dönmüyor
biz çok çalıştık da o yüzden dönmüyor neden çalıştık da olaydın ya var mı çok çalışıp sema eden birisi edep semanın ne olduğunu bilecek semazenin ne olduğunu bilecek dervişliğin ne olduğunu bilecek sufiliğin ne olduğunu bilecek üstada hürmeti bilecek büyüye hürmeti bilecek içinde bulunduğu yolu bilecek öbür türlü sen oraya hizmetçi olarak götürme sen oraya götürme götürme üç vasıf sen vekil gönderiyorsun oraya sen görüşmeye birisini gönderiyorsun sen oraya hizmete birini gönderiyorsun üç vasıf üzerinde bulunacak bilgili bilginin içerisinde
kuran ve sünnet haramlar helallar bilginin içerisinde güzel ahlak bilginin içerisinde hikmet saklı bilginin içinde kuran ve sünnet saklı bilgili edep saklı edep edep illa edep edebi olmayanın dini yok demiş sufiler bilgili ikincisi ne iş bitirir iş bitirir ne demek dirayetli iş bitirir odak odaklıyor kendini hükmediyor iş bitiriyor buradan kaldırın bunu buraya koyun tamam bitti saatlerde düşünmüyor bunu buraya koyacağız mı koymayacağız mı kaldıralım mı kaldırmayalım mı yay mı yatıralım çamura mı batıralım hani yahudilere demiş ya
Cenab-ı Hak bir öküz kessinler Allah öküzü nasıl istiyor demiş sarı mı beyaz mı mor mu pembe mi öküzü kesmeye niyeti yok aa iş bitirir iş bitirir iş bitecek gittiği yerde yarım yamalak kalmayacak sohbet edilecekse sohbet bitecek sema edilecekse sema bitecek orada bir mesaj verilecekse mesaj verilecek iş bitecek günlük işlerinizde de öyle dükkanınızda da öyle günlük işinizde de öyle hiç hiç evde de aynı evde kadın bilgili olacak evde kadın iş bitirecek evde kadın her şeyi yerli yerine koyacak adam da aynı adam bilgili olacak
adam da iş bitirici olacak evde de işinde de dergahta da adam da her şeyi yerli yerine koyacak bu bir senkrizasyon aşık o senkrizasyonun içindedir aşık süklüm püklüm değildir akılsız değildir başıboş hayvan değildir aşık sallapati değildir salaç değildir biz aşıklığı öyle zannediyoruz rüzgar oradan esti o tarafa döncek buradan esti bu tarafa döncek ne alakası var aşık bilgili aşık iş bitirici aşık her şeyi yerli yerine koyan aşık otomatik zeka aşık otomatik fikir herkesin aklından fazladır aşığın aklı herkesin fikrinden fazladır aşığın fikri
herkesin zikrinden fazladır aşığın zikri herkesin edebinden fazladır aşığın edebi herkesin namazından daha derinlemesinedir aşığın namazı herkesin orucundan daha derinlemesidir aşığın orucu aşık dünyada zikretmez dünyada namaz kılmaz aşık dünyada oruç tutmaz aşığın yeri dünya değildir vurur ayağını yere göklere sıçrar o sen onu dünyada gezer görürsün o yüzden onun zekri zekası fikri aklı düşüncesi kalbi vücudu bakışı duyuşu hepsinden farklıdır öyle aşığı böyle biz öyle görürüz sallapati böyle harabat öyle birçok miskinlik yoktur aşıklıkta
miskinlik yoktur Allah muhafaza eylesin o zaman biz de öyle olacağız ya nasıl olacağız biz bilgili olacağız biz iş bitirici olacağız biz her şeyi yerli yerine yapan eden olacağız aa bir resini bir yere de gönderirken bunlara dikkat edeceğiz bunlara dikkat edeceğiz ya burada düğün var ya beş tane arkadaş gidelim hayır kaç kişi var düğünde bin kişi var bin kişiye temsilci gönderiyorsun sen oraya bin kişi bin kişiye anlatır bir bin kişiye de anlatır üç bin kişiye sen düğün deyip geçme onu nerenin semazenleri karabaşi velinin
ne kadar da çok yemek yediler ya eyvah böyle bir şey duymadık daha da hani Nasrettin hoca hesabı testi kırılmadan kulağını bükmüş demiş dikkat et testiyi kırma daha kırmadım ki demiş kırdıktan sonra bir anlamı yok demiş sufilik böyledir kırdıktan sonra bir anlamı kalmaz edep bilgi feraset dirayet karar verme odaklanma meselenin merkezine yürüme iyilikleri üzerinde barındırma sufi böyle olmalı işte padişah kuyumcuyu getirttirecek ya kuyumcu kuyumcu ne isim geliyordu nefsi siz nefse emmaredeki bir kimseyi dergahla tanıştıracaksanız
nefse emmaredeki bir kimseyi dergaha getirmeyi düşünüyorsanız sizin temsilci olarak gönderecekleriniz böyle kimseler olmalı siz nefse emmaredeki bir kimseyi kurtarmayı düşünüyorsanız oraya gidecek olan tebliğcilerin üzerinde bu özelliklerin bulunması gerekir bilgi bilgi hikmettir hikmetin içerisinde bütün din içindedir Türkçesi bilgidir bilgidir onun ama onun karşılığı hikmettir hikmet bu nedir Kur'an ve sünnettir bu nedir Kur'an ve sünnetin içi hükmünde özüdür o da edeptir edep
o üstün ahlaktır o üstün ahlaktır herkes bir kadına bakar her kadın bir erkeğe bakar önemsenmez o ben buradan iki de bir de yukarı şehvetle bakayım buradan herkesin kalbi bozulur derler ki ya bu amma çakmaktaş gibi gözleri dönüyor bitti edep ahlak din odur öyle palas panderas olmaz öyle olma üzerinde bulunacak o özellik istemeyecek yemeyecek uyumayacak horlamayacak yoruldum demeyecek ayağını uzatmayacak disiplin edecek kendini yan yatmayacak
çamura batmayacak ha bire yiyeyim içeyim ha bire konuşayım ha bire şakalaşayım milleti güldüreyim ha bire eğleneyim yok öyle bir şey sufilik bir yere mesaj götürüyorsun bir yerden bir yere gidiyorsun sen ona göre davran arkadaşlarını seçerken götüreceğin insanları seçerken ona göre seç kılık kıyafeti düzgün olsun temiz olsun çarkı düzgün olsun ahlakı düzgün olsun dili düzgün olsun hareketleri düzgün olsun hacca ömreye gittiğinizde görürsünüz adam karı koca dolaşıyor kadın hürra bir şeye giriyor bir bakkala giriyor
haçta ömre de gördüm ben adam hatun arıyor boyuna nerede diye bir anda kadın girdi bir dükkana bekliyor orada benim hanımı gördünüz mü la la la … senin hanımı kim tanısın aradan beş dakika geçiyor on dakika geçiyor kadın geliyor şimdi oraya neredeydin diyor ben de yan tarafta dikeliyorum neredeydin dedi dükkana girdim haber vermedin her şey sana mı haber vereceğim diyor adamın on dakikadan beri sordu on kişi sordu adam benim hanımı gördünüz mü diyor adam seni tanımıyor hanımını nereden tanısın dalar böyle insanlar
kadınlarda da vardır erkeklerde de götürmeyeceksin yanında adam arayacaksın kimisi hazırlanamaz bir türlü saat sekizde hareket saat sekize on kala bütün herkes orada olmalı saat sekiz çık yola ben geliyordum kardeşim sekizde biz yola çıktık bilgi hikmet edebi getirir yerli yerinde dirayet edebi disiplini getirir öğüt veriyor bize hazreti mevla'na o iki bey semarkanta vardılar padişahtan müjdeci olarak kuyumcunun kapısına ulaştılar dediler ki bakın inceliğe bakın siyasete bakın siyaset dediğim bugünkü politika değil ha
o iki kişi o nefsine düşmüş o nefsi temsil eden kimseye diyorlar ki ey bilgide hünerde usta insan ya adamda öyle bir şey yok halbuki adam hiç de bilge değil nefsinin gayasına düşmüş ama onun nefsini okşuyor sen iyi adamsın adam daha da sen kötüsün dese gelmez adam senin yanına ey nefsine düşmüş ey nefsin çukurluğuna düşmüş zalim insan dersen dinlemez seni sen emmarenin göbende oturuyorsun sen haramın içindesin küfür ehlisin derse dinlemez adam seni ey bilgelikte ululukta maharet sarmış tabi nefsin bilgelinde mahirsin sen
sen nefsi öylesine biliyorsun ki emmarenin hallerini o noktada bilgesin yalan da değil sen öyle kibirlisin ki kibirde bilgel olmuşsun sen ululsun kibirlilikte ona çünkü dini götüreceğiz biz ona islamı götüreceğiz inceliğe bak hünerde olgun usta adın sanın şehirlere yayılmış senin nefs-i emmarenin adı sanın şehirlere yayılmış nefs-i emmare padişahımız değil mi şimdi bizim nefs-i emmare sultanımız değil mi nefs-i emmare bizim baş tacımız değil mi nefs-i emmare bizim imanımız değil mi şu anda imanımız nefs-i emmare kol geziyor dünyanın üzerinde
emmare bilgilinde usta hünerli herkes birine kibirlenmekte öyle hünerliyiz ki birine kızmakta öyle hünerliyiz ki birinin eksikliklerini ortaya dökmekte öyle hünerliyiz ki birinin noksanlıklarının yüzüne vurmakta öyle hünerliyiz ki birine bir şey yaptığımızda onun yüzüne karşı iyiliklerimizi anlatmakta öyle hünerliyiz ki nelerde hünerliyiz şeytan neyi emrediyorsa öylesine hünerliyiz ki biz emmare kol geziyor ortalıkta Allah bizi affetsin işte bak filan padişah kuyumcu başlığına seni seçti çünkü pek olursun sen işte elbise buracıkta
elbise buracıkta bakın bundan 800 yıl önce yazılmış bir kitabı okuyoruz 800 yıl önce yazılmış bir öğütler manzumesi Kur'an ve sünnet dairesinde bakın o günün hastalığıyla bugünün hastalığının arasında bir fark yok emmare elbiseye düşkün düşkün mü düşkün herkesin gardıropları dolu ben dahilim buna yine de giyecek bir şeyimiz yok bizim sorarsan hiç kimsenin giyecek bir şeysi yoktur en fukaranın gardırobunda 3-4 tane gömlek vardır en fukaranın elbise dolabında 3-4 tane pantolon vardır 2-3 tane takım elbise vardır 5-6 tane ayakkabısı vardır
emmarenin istediği şey kuyuncu başı olacak olan kimse emmariyi temsil ediyor ki diyor ki işte elbise burada altın gümüş iste aha altın gümüş de var sana nefse tatlı gelen şeyler elbise para pul ne kadar tatlı geliyor nefse en iyi elbiseyi giyecek en iyi markadan giyecek örtüsü vakko olacak firil firil vakkosu buradan görülecek atnalı gibi o atnalı gibi onu göstermezse de o örtüyü takmayacak mantosunun markası bir tarafından belli olacak olmazsa giymeyecek takım elbisenin markası belli olacak atnalı gibi nereden giydiyse takım elbiseyi
belli olmalı o o birine hediye aldıysa o hediyenin o marka çantası olmalı bir yere misafirliğe giderken o marka çantayı kullanmalı neyse marka işte karacadır vakkodur neyse adı sana olmalı biz marka giyinmeliyiz elbisemiz marka olmalı biz o vahşi kapitalist sistemine iman etmişiz biz biz o emperyalist vahşi kapitalist sistem bizim ilahımız olmuş biz gitmeliyiz o markayı marka alışveriş merkezlerinden almalıyız onlar gece gündüz bizim dinimize dindarlarımıza sövsünler hakaret etsinler alaşağı etmeli burasınlar biz sakalımızla örtümüzle
oraya gidip deliler gibi alışveriş etmeliyiz oraya gidip daha da zengin etmeliyiz biz ne kadar güzel gidelim biz sabancıdan alışveriş edelim her şeyimizi alalım gidelim beymenle giyinelim biz gidelim biz ne o marketler koçun marketlerinden alalım biz migroslardan tabi biraz daha ihtilalciler olsunlar başımızda sömürsünler bizi biraz daha yesinler bizi daha marka takınmalıyız biz elbise marka giymemiz lazım marka içmemiz lazım marka tüketmemiz lazım eee öyle olur mu ya bize o lazım çünkü ve aaa bakmamız lazım
yani marka adam ya her şeyle ya ulan kendisi marka olmadığından dışını markalaştırmış o kendisi marka olmuş olsa elbiseye ihtiyacı olmaz kendisi marka olmadığından markayla süslemiş kendini her tarafına vakkonun askısını asıcan adamın etrafına öyle mutlu olacak ayakkabısı vakko gömleği vakko ceketi vakko pantolonu vakko iş çamaşırı vakko çorabı vakko ne işi var o gün de markaymış kuyumcuyu neyle aldatıyor elbiseyle aldatıyor diyor ki elbise burada sırmalı kaftan mı ararsın sırmalı cübbe mi ararsın sırmalı sarık mı ararsın
sarı sırmalar yakıştır tabi sufiler için de öyle dedi bana bu haydariyi görüyor musun dedi bana haydarinin burasını gösteriyor haydarinin buradaki çizgiler eski sufilerde makamı gösterir iki çizgi olursa o derviş haydarisidir üç çizgi olursa o çavuş haydarisidir dört çizgi olursa o nakip haydarisidir beş çizgi olursa nakibi nükabba olmuştur altı çizgi olursa ho halife olmuştur yedi çizgi olursa burada o şeyh haydarisidir Allah rahmet eylesin şeyh efendi oğlum herkes haydarisine öyle demiş benim yanımda demedi herkes haydarisini nakipse nakip haydarisi
nükabba ise nükabba haydarisi diktirsin demiş bizim abilerimiz de diktirmişler bana dediler sen ne diktirmedin ben hiçbir şey olamadım daha dedim bu icazetler dağıtıldıktan sonra oluyor şeyh efendi dedi mustahha efendi oğlum herkes haydarisini değiştirmiş sen değiştirmemişsin dedi efendim ben bir şey olamadım ki daha dedim biz de olamadık oğlum dedi ha iyi iki olamayan yan yana gelmiş benimki de oğlum derviş haydarisi dedi biz de olamadık dedi efendim sizin olamadığınız yerde ben ne olurum ben hiçbir şey olamam zaten
nasıl yani ben meyhaneden kalkma sarhoş adamım efendim ayılmadım ki daha dedim ben nasıl yani o kadar içmişim o kadar içmişim ki efendim dedim kafam daha yerine gelmedi benim dedim ayılma oğlum boşlar dedi ayılmak için uğraşma ayılma oğlum boşlar dedi peki efendim Allah rahatsızın dedim ha bir şey olamamak önceden öyleydi ya elbiseye takıntı bir günde bir arkadaş böyle sırmalı kenarlarına sırmalı bir cübbe giydirmiş ömredeyiz böyle sonra onun adına sırmalı taktık biz böyle sırmalı cübbesi kafasında böyle beyaz sarığı
arkasında arkadaşlar var böyle o da bir yerin zakiri ondan sonra bir gün böyle döndü bana oğlum dedi hiç senin sırmalı cübben yok dedi ya bana bana yok efendim dedim ben layık değilim ki dedim tamam biz de layık olamadık dedi ben şimdi latif olsun diye efendim bir sırmalı cübbe diktirelim olmaz sana dedi bir baktı bana ha o eksikti zaten dedi Allah bizi affetsin elbise sufilerde de bu hastalık vardır sufilerde bu hastalığa tutulur ben her iki tarafın hastalığını anlatıyorum derdim bu Allah bizi affetsin altın gümüş işte
yani altın gümüş de var para andırmanın yolu ve insanların yenildikleri yer adam parasızdır ya dergaha gelince para verecekler bana der birisi dergâhta işi düzelmiştir dergâhtan verdiler ona parayı bir git sen de paralanırsın orada adam gelir bakar ki bir müddet sonra burada para yok birisi bana öyle dedi ben iki yıldan beri geliyorum buraya dedi burada para pul yokmuş ya dedi ne alakası var dedim ya nasıl yani dedi sen kaynağını bulmamışsın daha dedim bekle biraz daha dedim o bekliyor ben şimdi bekliyorum ben onu
o aradan sabırsız beş altı ay daha geçti geldi yanıma efendim ben daha hâlâ da o kaynağı bulamadım dedi burnunun ucunda dedim sen hâlâ da göremiyorsun dedim onu gitmiş bir arkadaşa söylemiş o da ona demiş burnunun ucunda demiş kendisi ya demiş ne istemedin ondan demiş koşa koşa geldi efendim ben anlayamadım dedi ya ne iyi dedim ben burnunun ucunda dedi burnumun ucunda sen varsın dedi e geçti dedim ben o esnada anlayacaktın dedim ben o esnada da isteyecektin dedim ben ben sana burnunun ucunda dedim dedim böyle yaptı
ben ne yapayım şimdi dedi valla başka bir dergaha gideceksin artık sen dedim buradan nasibin kapandı demek ki senin dedim gitti altın gümüş nefsin hoşuna giden şey insanı hırslandırır kardeşliğini bitirir insanın birbirini yer insanlar adam oğlunu yiyor para için oğlan babasını yiyor para için para için babasını vuruyor oğlan para için annesini vuruyor katlediyor zehirliyor kadın kocasını öldürüyor para için kardeş kardeşi katlediyor para için para para bildiğiniz para hele bunları bir al oh nefse ne tatlı geliyor bu
gelince de öz kullarından olursun Nedim'i kesilirsin padişahın geldiğinde de sen onun has adamı olacaksın ya şeyhin yanında birinci adam olacaksın sen yanı başında duracaksın şeyh efendi seni öyle sever ki yere göre sığdırmaz merak etme sen has adamsın ya ya onlar önceden yirmi yıldan beri yanındamış boşlar onlar yanında sen canında olacaksın yürü nefse hep hoş gelen şeyler baş köşede olmak baş köşeye oturmak baş olmak hatırı sayılır olmak herkes o geldiğinde ayağa kalkmalı herkes o geldiğinde herkes ona selama durmalı
herkes ona danışmalı o oradakken bir başkasına danışılır mı herkes onunla konuşmalı hatta bir yere girdiği zaman Arif Susam gibi ooo filanca efendiler hoş geldiniz dış cızı dıştık yapmalı tabi eğer öyle olmazsa ya burada benim hatırım sayılmıyor beni burada kimse tanımıyor beni burada kimse takmıyor ben ne geleyim buraya beni takmayan yerlerde oysa ad-i şerif diyor ki bir kimse bir topluluğa girdi çıktı hiç kimsenin haberi yok ehli cennet birini görmek istiyorsanız ona bakın şöhret afat şöhret afattır hürriyetini alır insanın
dolaşamazsınız rahat ben çarşıya tüküyorum tanıyorum hocam seni tanıdım bir sorun vardır ya mübarek insan bir yere gidiyor mu işim var yok onun sorusuna cevap vereceğim ya bir rüya görmüş Allah denk etirdi seni denk etirdi bir rüyam vardı kaç günden beri düşünüyordum hayırdır inşallah bir kuş şu dağdan şu dağa kondu ulan kuş işin mi yok senin o dağdan o dağa ne konarsın yıl günlerden beri onu meşgul edersin kuşun rengi neydi desem kalacak aslında kuşun rengini bile unuttu dedim ne renkti kaldı rengini hatırlayamadım mı
dedim ben hayır dedi söyleyecek bir sözüm yok o zaman dedim bak sen dedim kuşun rengini hatırlayamadın hocam rengini hatırlasaydım dedi muhakkak bir manası vardı dedim gerçekten de öyle kaldı ne yapmalıyım dedi rengini hatırladığında Allah denk etirse tekrar bakarız dedim şöhret afat tanınmıştık afat ben bir gün emir sultan hazretlerinin karşında çay ucağında çay içiyorum böyle emir sultan hazretlerine doğru da döndüm gün gibi hatırlıyorum yeni bursa'ya geldiğim zamanlar Allah affetsin kendimce dertleşiyorum ondan
derviş bir arkadaş var onun oğlan kardeşi görmüş beni ertesi gün dükkanda yakaladım seni dedi ya hayırdır dedim ben dün dedi emir sultanın önünde oturmuşsun kadınlara öyle baygın baygın bakıyordun ki dedi beni dahi görmedin dedi ne zaman dedim ya filanca saatte dedi saat bile tutmuş düşündüm tamam doğru söylüyorsun dedim ya dedim seni dahi görmemişim ya dedim elhamdülillah dedim benden nasıl yani dedi ya seni görseydim kendimden şüphe edecektim dedim seni görseydim kendimden şüphe ederdim zaten dedim bakmıyor mudun dedi
sen diyorsun ya dedim bakmışım işte şöhret afat getirir senin neye baktığını nereye baktığını senin hangi olduğunu bilmez o ya der ki sen böyle bakıyordun bir başkası dönse baksa o tarafa kimsenin umurunda olmaz bir sufi hiç öyle değildir herkesin umurundadır o sen bir söz söylerken kırk sefer tartman lazım bir yere bakacağın zaman kırk sefer düşünmen lazım bir iş yapacağın zaman elli sefer düşünmen lazım niçin?
Allah muhafaza eylesin herkesin sınıfından değilsindir sen Allah nefsimize düşenlerden eylemesin hakkınızı helalin böyle ramazandan kalma bir alışkanlık oldu sohbetler uzun sürüyor belki de o yüzden sıktıysak sürçülisan ettiysek af ola inşallah semada buluşalım El Fatiha

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi