Karabaş-i Veli Tekkesi - 16 Şubat 2019 (Nefsi Safiye)
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 16 Şubat 2019 · 1:14:00
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gününüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Tekkede, cemaatte namaz kılınırken bayanlar üst katı mihrabın üstüne gelen bölümlerde kılarsa, imamın önüne geçilmiş oluyor, bu uygun mudur? İmamın normalde mümkün olduğunca burada mihraba durması lazım, mihraba durarsa o zaman zaten yukarıda kimse yok, sıkıntı olmaz.
Mihrabın üstü, genelde bu tip yerlerde mihrapların üstü boştur. Mihrapların üstünün boş olmasının sebebi, namazı orada duran olmasın diye. 735 miydi?
Nefs-i sâfiye, bazı eserlerde nefsi kamile olarak geçer ama genel itibariyle nefs-i sâfiye olarak söyleriz. Bu bir yolculuk, bir kimse nefisle mücadelede, sufi hayata ama emmareden başladı ama levvameden başladı.
Emmareden başlarsa o kimse kötülüklerin içerisindeydi, her türlü harama, her türlü kötülük yapmaya müsaitti ve yapıyordu. İman etmişti ama imanı kıpkuru bir şekilde duruyordu. Hiçbir şekilde imanını yerine getirmiyordu. Ondan aşağısı ne? O kimse hayvandan daha aşağı mahluk. Allah muhafaza eylesin. Necis, pislik, onlar emmareden de aşağıdır. Emmaredeki kimse haramlara dalmıştır, ibadetleri terk etmiştir. Namaz kılmayan, oruç tutmayan, Allah'ı zikretmeyen, haram, helal, dikkat etmeyen bir kimse emmarededir o. Ama levvame, o kimse bir yolculuğa çıktı artık.
Emmareden kurtulmak istiyor. Günah kebayelere tövbe etti. Yanlışlıklarına, eksikliklerine tövbe etti. Kendince farz ibadetleri yerine getiriyor artık. Ama çevre sıkıntılı, kendisi sıkıntılı, kah dalıyor yine günahlara, kah çıkıyor tövbe diyor. İşte içki içiyor, sabah olunca içmeyeceğim bir daha, yarabbi beni affeyle diyor. Akşam olunca bir arkadaşı geliyor, hadi ya gidelim diyor ya, yarına bırakırsın, boş ver diyor. Bugün de yapalım yapacağımızı da diyor. Yarına diyor, Allah kerim yarına içmezsin. Veya bir gün, iki gün namazını kılıyor. Ondan sonra bir arkadaşın uyuyor, etrafına uyuyor. İşte böyle bir namazı boşluyor birkaç gün.
Sonra pişman oluyor, tekrar dönüyor. Bu levvamenin hali. Ama o kimse yolda yürümeye, yolda durmaya, nefsini temizlemeye, teskiye etmeye azimli. Bu arada böyle düşünürken bir arkadaşı, bir kardeşi kulağını fısıldıyor. Gel bir dergaha gidelim, bir zikrullah gidelim, bir şeyhimiz var, oraya gidelim filan. Neyse o esnadayken o böyle bir yere gidiyor. Böyle bir yere gidince, orada zikir var, sohbet var, ders var. İnsanlar farklı, kardeşlik var, arkadaşlık var, birbirlerine karşı iyi niyet var, dostluk var, samimiyet var, muhabbet var. Yani böyle işte Allah'ı zikrediyorlar. Ya bu insanların hepsi mübarek ya.
İnsan gelince öyle görür önce. Bilmez orası da kaynayan kazandır. Sonra kimisi öyle der ya, ya ben bir dergaha girdim ama orada böyle her şey süt liman zannetti. Eyvah orası neymiş ya. O kimse artık böyle kendince yola katıyor kendisini. Levvame'den mülhümeye geçti. Farzları yerine getiriyor. Haramlara kolay kolay dalmak istemiyor. Haramlara dalmıyor. Mümkün olduğunca. Kendini ibadette sıkılaştırıyor. Haramlara dalmamakta sıkılaştırıyor. Ufak tefek rüya görmeye başladı. Ufak tefek ses duymaya başladı. Farklı bir alem var. Farklı bir perde var. Farklı bir şey bu.
O. Bu yürüdükçe orada iş daha da farklılaştı. Ya dünya sadece bizim gördüğümüz gibi değilmiş. Kalp bizim sadece etten, damardan, kastan yapılma bir şey değilmiş. Gönül denilen ayrı bir şey varmış. Ya sevmek farklı bir şeymiş. Muhabbet etmek farklı bir şeymiş. İbadetten, ibadeti sevmek farklı bir şeymiş. Önceden namazı zorla kılıyordu. Şimdi severek kılıyor. Önceden orucu tüh ya Ramazan geliyor gene filan diyordu. Şimdi Ramazan gelsin diye bekliyor. Aa biraz daha farklılaştı. Pazartesi, Perşembe de oruç tutmaya başladı. Etrafıyla olan ilgisi, alakası değişti. Etrafına şimdi iyilik yapmak istiyor, yardım etmek istiyor. Güler yüzlü davranmak istiyor. Muhabbetli davranmak istiyor.
Etrafındaki arkadaşlar, güzel arkadaşlar, samimi arkadaşlar. Bu harika. Nereye geçti? Mutmainne'ye geçti. Mutmainne'de iştaha da değişti. Ooo! Manası değişti, rüyası değişti, zikrullahı değişti, gönlü değişti, tecelliyatlar değişti, ortam değişti. İştaha farklı. Mutmainne'de. Bu kabristanın yanından gidiyor. Esselamün aleyküm ve rahmetullah diyor. Ehli kubur. Bütün mezardan ses geliyor. Ve aleyküm selam ehli dünya. Ooo! Ortalık karman çorman oldu. O ne demek bunlar diriymiş ya filan. Veya işte Emir Sultan Hazretleri'ne gitti. Esselamün aleyküm ya ehli kubur dedi. Veya Emir Sultan Hazretleri dedi. Bir ses. Ve aleyküm selam evlat.
Eyvah! İş değişti. Mutmainne'de daha farklılaştı. Aaa! Şimdi Vahid'in gönlünden bu geçti. Yıldırım gibi tak geçti. Vahid tak onu söyledi. Ulan kalbime geldiydi benim. Bak onun gönlünden bu geçti. İşte değişti biraz daha. Mutmainne'de bu tip. Hani televizyonlarda egzotik şeyler diyorlar ya. Böyle enteresan şeyler hissetmeye başladı.
Mutmainne'de çark daha da farklılaştı. Artık böyle yavaş yavaş iş farklı düzlemde, farklı noktada, farklı yerlere doğru gidiyor. Mükemmel. Artık o böyle namazı zevkle, tatla Allahu Ekber Beytullah önünde. Eyvah! Muhteşem bir şey. İşte kamet getirecek Allahu Ekber, Allahu Ekber kamet getiriyor ya. Aa! Önünde Bilal Habeşi kamet getiriyor. Ya gitti Cuma'ya kılıyor diye imama Allah-u Ekber uyduma hazır olan imama dedi. Sakın uydum bu imama demez Sufi. Uydum bu imama derse o imama uyan. Sufinin imama ayrıdır. Uydum hazır olan imama dedi.
Tak! Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri oldu Cuma'yı kıldıran. Eyvah! İş karıştı. Veyahut da işte o Cuma örneğin işte bir kalbine ilham geldi. İş biraz daha büyüdü. Bugün Cuma memuru Hazreti Ebubekir Efendimiz'miş. Ta Hazreti Ebubekir Efendimiz namaz kıldırıyor. Cuma'yı kıldırıyor. Ama sen işte örneğin X bir camidi Cuma'yı kılıyor herkes. Ama o Cuma manevi olarak Cuma imama atanmış başka bir kimse. Bu artık beşe geliyor. O mülühüme mutmainne râ diye geldi artık. O bir camide namaz kılarken dahi uydum bu imama demiyor.
Uydum hazır olan imama. Niyet ettim ikindi namazının farzını kılmaya. Uydum hazır olan imama. İmam farklı çünkü. Beşteki bir kimsenin imamı farklı. O imam değil o. Bunlar sizin bugüne kadar duymadığınız perdeler. Öyle mi? Anlatmamın sebebi teşvik etmek için. Bunlar teşvik rüşveti. Rüşvet bunları gider bir yerde biz böyle biz buyuz diye ben böyle namaz kılıyorum diye anlatırsanız diliniz kopar. Hırsızlık yapma sen hiç kimse.
Bu işin de hırsızlığı bu. Adam bir yerde bir rüya dinliyor. O rüyayı kendisi görmüş gibi anlatıyor. Bir hal dinliyor. O hali kendisi görmüş gibi başka yerde anlatıyor. Allah muhafaza eylesin. O artık böyle radiye makamında. Onun imamı farklı. O namaz kılarken uydum hazır olan imama tak imam farklı. Önceden cumaları görüyordu. Şimdi vakit namazlarında da görüyor. İş değişti. Önceden ses duyuyordu. Kabristandan. Çünkü Esselamun Aleyküm diyor kabristana. ve aleyküm selam kadın erkek kimin nesiymiş kimin fesiymiş söylüyor kendisine. Neden ölmüş? Ölüm sebebi ne?
Kazadan mı oldu? Oradan mı öldü? Buradan mı öldü? Anlatıveriyor birden. Önceden kabir azabı çekiyor mu çekmiyor mu bilmiyordu. Şimdi kabir azabında mı değil mi görüyor onu. Kabir azabındaysa dua ediyor. Ya Rabbi sen buna merhamet eyle. Buna ikram eyle. Bunu affeyle. Ta kabir azabı değişiyor o kimsenin. Cenab-ı Hak onun duasının bereketine, onun kabir azabını tehir ediyor.
Cenazeye de gidiyor. Oho kabristan ayakta muhabbet güzel. O iş değişti artık. Mutlmayın neden? Radiye'ye geçti. Radiye'ye geçince ruhanilerle görüşüyor. Radiye'ye geçince melekutlarla görüşüyor. Radiye'ye geçince cinni tayfesiyle görüşüyor, konuşuyor. Ardından Mardiye'ye geçti. İştah da büyüdü. Daha da derinleşti. Ardından Safiye'ye geldi. Nefis meratiplerinin sonu. Artık orayı bitirdiğinde onun veliliği tasdiklenecek. Buraya kadar bütün hepsi de evliya mertebeleriydi. Dörtte evliyadır o kimse. Mutlmayın niye?
Geldi mi? Evliyadandır. Kendini muhafaza eder. Ölü ölürse direkt cennete gider. Evet. Dört, beş, altı, yedi de evliyadandır da yedi kurmay artık. Zaten beşi geçti mi bilin ki o kurmay olacak. O böyle gidiyor onunki. Beşi geçince. Beşte kalır büyük bir çoğunluğu. Beşi geçti mi onu bırakmazlar. Şeyhi de ölse bırakmazlar. Kim olursa olsun bırakmazlar. Beşi geçen bir kimseyi. Oraya kadar gelmiş o böyle o yabana atılmaz o. Onu heder etmezler. O çok büyük bir günah kebari işlemedikçe oradan geri dönmedikçe onu heder etmezler. Onu birisi ele alır.
Onu birisi yürütür. Bu alem boş değil. Allah muhafaza eylesin. O artık Safiye'ye geldi. Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir. Şem suresi ayet dokuz. O artık kurtuluşa ermiştir. Safiye demek nefsini tamamiyetle temizledi demek. Nefs-i sâfiye. Nefsi tertemiz onun. Günah kebairlerle hiç işi yok artık onun. Onun üzerinde hata kusur var mı? Var. Küçük günahlar var mı? Var. Onu hani bir şeyhin üzerinde böyle görürler şeyler, dervişler. Onun hatalarını, küçük kusurlarını böyle dervişler onun, şeytan onların gözünün önüne getirir. Bilmez derviş onu.
İki namaz arasında Allah küçük günahları affeder. İki cuma arasında biraz daha büyüklerini affeder. E bir zikrullah alakasını oturunca kompresini affeder. Derviş şöyle der, ya gördün mü bak koca şeyh olmuş ama bunu böyle yaptı. Bu tehlikeli yerdir derviş için. Hiçbir mürşid-i kamil peygamber değildir. Hiçbir mürşid-i kamil, hiçbir veli peygamber değildir. Masumiyet karinesi onlar için çalışmaz. Tek masum olan, Hz. Muhammed-i Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. Geçmiş peygamberlerin dahi küçük hataları olmuştur. Sağlı sollu yanaşın, kapının ağzı boşalsın. İki dizinizin üstüne çıkın. O artık nefs-i sâfiye geldi, nefsi kurtuluşa erdi onun.
Ama bu uzun bir yolculuk. Anköbüt ayet 69, uğrumuzda cihad edenlere biz mutlaka yollarımızı gösteririz. O kimse Cenab-ı Hakk'ın uğrunda nefisle mücadele etti, cihad etti. Allah da onun ne yaptı? Yolunu açtı. Kim Allah yolunda mücadele eder, cihad eder? Kim nefsini temizleme yoluna girdiyse, Cenab-ı Hakk ona yolunu açar. Allah yolları kapatıcı değildir. Cenab-ı Hakk kendi uğrunda mücadele edenlere yolunu açar. Ben yıllardan beri şunu duyardım. İşte benim esmamı vermedi Abdullah Efendi. Benim makamımı mutasdik etmedi Abdullah Efendi. Ben gülerdim hep. Neden?
Yani sen kabir halin açıldı da Abdullah Efendi geldi makas attı, kesti mi? Sen Zikrullah'ta hal gördün de Abdullah Efendi geldi kesti mi senin gördüğün hali? Sen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görüyordun da Abdullah Efendi araya girdi parazit mi yaptı? Bunlar dervişlerin hamları. Bunları Bursa'da dinlemedim. Ha böyle düşünmeyin. Zakirlik yaptığım yerlerde böyle muhabbetler olmaz bilir eskiler. Bu böyle işte İzmir gibi, Tire ödemiş gibi, Konya gibi ve eşik yerlerde duyduğum muhabbetler bunlar. Ben de diyordum ki ne yaptı?
Sen Zikrullah'ta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle rabıta kurdun. Onu görürken Abdullah Efendi geldi parazit mi yaptı sana? Bunlar dervişin hamlarıdır. Ham. Bunlar böyle neyin ne olduğunu da bilmez. Başındaki zakirlerden kaynaklanıyor. Başındaki zakir onları doyurmayınca hele kendi kendine muhabbet ediyor işte minnet.
Allah muhafaza eylesin. Allah yolunda kim mücahede ederse kimse kimsenin yolunu kesmez. Kesemez zaten. Sen otur kardeşim dergatta dervişine devam et. Kimsenin yolunu kesecek. Otur sen edebinden, adabından yürü devam et. Zakir beni istemiyor. İyi istemiyorsa sen kendisi çeksin gitsin. Sen otur orada. İşte çavuş abimiz beni istemiyor. Sen otur abicim orada Zikrullah'ta adabından, edebinden Zikrullah'ını yap. Sohbetini dinle. Çek git. İstemiyorsa o bıraksın gitsin. Çok basittir. Ben otururum oraya. Beni istemeyen kendisi çeksin gitsin. Çok umurumda sanki. Ben derim buna dergah, Allah'ın dergahı. Dergah benim, senin, hepimizin.
Eee? Eee kim istemiyormuş? X çavuş abi beni istemiyormuş. İyi çeksin gitsin bana ne? Ben ne çekeceğim gideceğim? Ömrüm böyle geçmiştir benim. Bu yüzsüzlük değil. Bu sahiplenme. Benim kardeşim dergah. Filanca abi beni istemiyor. Ben de o yüzden gelmiyorum. İyi. Sen nefsine yenilmişsin. Git otur orada. O seni istemiyorsa o çeksin gitsin. Ben seni istemiyorum. Ben de seni istemem o zaman. Yürü git. Allah yoluna çık etsin. Ne demek seni istemiyorsun? Senin isteyene göre mi dergah? Mücahede edenlerin yolunu açar Cenab-ı Hak. Nice zakirler yıkılır, nice çavuşlar yıkılır, nice nakipler yıkılır, nice nükabbalar yıkılır, yıkılır.
Sağlam bir dervişin önünde duracak hiç kimse yoktur. Bu tecrübeyle sabittir. Bir derviş sağlam olsun, otursun lök gibi oraya. Valla benim diyen zakir yıkamaz onu. Benim diyen nakipmiş, nükabbaymış, sugabbaymış yıkamaz onu. Dervişlik kadar kutsal, dervişlik kadar böyle liman babalığı yoktur. Zakir yıkılır, derviş yıkılmaz. Nakip, nükabbay yıkılır, derviş yıkılmaz. Neden onlar yıkılır? Onlar makamını düşünür. Onlar makam yıka. Ama öyle derviş bir zakire de denk gelirsen dikkat et. Benim diyen liman babasının kökü kalmaz orada. Ama o derviş zakirdir. Derviş zakir ne? Herkesten tevazu eder. O Allah'ın ipine sımsıkı yapışır.
Tabiri caizse arsız kuzular gibi emer o manumiyatı. Öyle zakirden kork, onun ilerisi şeyhtir zaten. Bak öyle bir kimseden sopanı sakla. sebep onun gece de keser, bıçağı gündüz de keser. Sakın aldanma. Allah muhafaza eylesin. İşte o yolda mücahede edenlere yolunu açar Cenab-ı Hak. Bu ayeti kerimeyi o yüzden aldım. Hiç kimse kendince şunu demesin. Benim istidadım buraya kadarmış. Benim takdirim buraya kadarmış. Böyle bir şeye düşmeyin. Hiçbir zaman ticarette, dergahta, eğitimde hayatınızı ilgilendiren bütün yönlerde ben şuna asla ve asla kani değilim. Ben böyle düşünmem.
Benim nasibim bu kadarmış. Sözü benim için geçerli değildir. Bunu kabullenmem ben. Yolumuzda cihad edenlere yollarımızı açarız. Bitti. Sen mücadele etmeye, mücadele etmeye, cihad etmeye devam edersen Cenab-ı Hak vaat etmiş kardeşim senin yolunu açacak.
Başka bir ayeti kerimede der ki Allah vaadinde haktır. Allah vaadinde sabittir. Allah bir şeyi vaad ettiyse vaad ettiğinden geri dönmez. Kim tövbe ederse tövbelerini kabul ederim. Allah vaadinden dönmez. Sen tövbe edersen gerçekten Allah seni affeder. Kim dua ederse duasına icabet ederim. Allah'ın vaadi haktır. Sen kendi kendine yeise düşüyorsun. Kendi yaptığın duaya kendin inanmıyorsun. Yoksa sen ya Rabbi dedin de Arşela titrer. Öyle bir şey yok. Onun vaadi haktır.
İnsanlar vaadinden döner. Cinliler vaadinden döner. Gözünün gördüğü görmediği mahlukatın hepsi de vaadinden döner. Hazreti Muhammed'in Mustafa peygamberler büyük veliler hariç. Ama Allah ve Resulü vaadinden geri dönmez. Allah vaadinden geri dönmez. Geri dönmez. Tövbe edersen affeder. Dua edersen kabul eder. Zikredersen seni zikreder. Hamd edersen sana nimetlerini arttırır. Vaad etmiş. O yüzden uğrumuza cihad edenlere biz mutlaka yollarımızı gösteririz. Yolumuzu açarız ona.
Hem gösterir hem açar. Onda terbiyeci mi eksik? Onda mürşid mi eksik? Onun bir ism-i şerîfi mürşid. Dağdaki çobanı şeybanı rayi veli etmiş. Ümmi. Eder seni de merak etme. Senin de başına bir mürşid verir. Maddi manevi verir. Sen yeter ki o yolda yürü. Allah bizi muhafaza eylesin. İşte o nefs-i sâfiye ulaşan kimse artık insani sıfatlarında kemale ermiş. Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarına mazhar olmuş kimsedir. İnsani sıfatlarında da kemal noktasındadır o.
Aslında ayırt etmek hoş değil. İnsani sıfatları ve Cenab-ı Hakk'ın sıfatları diye. Ama biz öyle diyelim. İnsani sıfatları kemale ermiş. Yani Allah'ın sıfatlarında cem olmuş. Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarına bırakmış kendisini. Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının mazharı olmuş. Aynı olmuş. Allah onlardan eylesin. O artık felaha, kurtuluşa kavuşmuştur. O duvarı gördüğü gibi, bu direği gördüğü gibi cenneti görür, arş-ıla'yı görür. Burayı gördüğü gibi Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının tecelliyatını görür. O artık felaha kavuşmuş. Artık onun nefsi arınmış, temizlenmiş. O artık nefsini arındırmak için değil.
O okyanusun içerisinde kulaç atıyor boyuna. İşi o. O üzerinden artık manevi olarak perdelerin hepsi de kalkmış. Manevi perdesi kalkmış. O tekrar geri döndürülmüş. Eğer mürşid olacaksa. Yok mürşid olmayacaksa geri gönderilmez. O manevi hallerin içerisinde sudur eder gider o.
Yok ona mürşidlik verilecekse o geri döndürülür. Geri döndürülmesine herkes gibi yer, içer, insani sıfatların içerisinde dolaşır. O artık bekada oturuyor. O gitti, gördü, dolaştı, gezdi. Tabiri caizse kendince miracını yaptı. Hz. Muhammed-i Mustafa gibi geri döndü. O mürşidlik yapıyor. Geri dönmedi. Bakın geri dönmedi. Ondan mürşid olmaz. Velidir o. Allah'ın ricali gayb ereni dediği erenler bunlardır. Onların veliliğini hem kendisi bilir, hem Allah bilir onun veliliğini. Halk bilmez onun veli olduğunu. Ve o insanlara o bir öğretide bulunamaz.
Şurada şunu yapacaksın, burada bunu yapacaksın, şunu şöyle yapacaksın, bunu böyle yapacaksın. Ondan öyle bir öğreti gelmez. O ricali gayb oldu o. O normalde ama bu ricali gayblerin kendisini bilenlerden kimisi vardır, hiç kendisini bilmez. O da velidir. O kendisinin veli olduğunu da bilmez. İnsanlar da bilmez. Onun veli olduğunu. Onu bir tek Cenab-ı Hak bilir veli olduğunu. Onun üzerinden keramet sudur eder mi eder. Ama tanıdık insanlar bilmez, görmez onu. Adam örneğin atıyorum işte Eskişehir'de yaşıyordur. Keramet İstanbul'da sudur eder. Bir işle alakalı İstanbul'a gitmiştir.
İstanbul'da bir keramet onun üzerinden zuhur eder. Oradaki insanlar vay lan ya bu adam evliyamış der. Ertesi gün yok ama orada o. Sonra oradaki insanlar da ha bire onu arar. Böyle bir kimse geldiydi de, böyle oldu da, şöyle oldu da, şuydu da, buydu da, sağlı sollu yanaşın da. O kimse kendinde değildir.
Bilmiyordur o kendisinin veli olduğunu da. Ama öyle meczupça konuşurlar mı? Evet. Ya nasıl meczupça konuşur? İşte bir yere gidersin, namaz kılıyorsundur. Selamun Aleyküm, Aleyküm Selam. Hoş geldin, hoş bulduk. Nereden geldin? Bursa'dan geldin. Aa, Bursa'da Semazenbaşı Ali var, ona selam söyle. Aleyküm Selam. Çocuk der ki ya, diyelim ki Semazen ya, Ulan Ali abiyi tanıdı demek ya. Nereden tanıyorsun? E tanımıyorum ben onu. Ya bir dakika orada, 10 saniye önce selam söyle dedi. Şimdi, ya sen işte abi, Ali abiyi tanıyor musun? Kim o? Az önce selam söyle dedi. Öyle bakıyor. Ama Ali'yi gördü o. Nasıl gördü?
Tak perdede gördü onu. Onun Semazen olduğunu anladı. Onun şeyhini gördü. Onun başındakini gördü. Onu gördü o, o esnada. O esnada coştu. Taştı bardak. Aradan 10 saniye geçmedi. Kim? Ses yok. Bunlar kendilerinin veli olduğunu bilmezler. İnsanlar da bunların veli olduğunu bilmez. Bunlar din, diyanet tavsiye edemez hiç kimseye. Bunlar da Allah'ın veli kolu mu? Evet. Bunlar da nefis meratiplerinden geçtiler mi? Evet. Geçerken bu farkında mıydı? Hayır. Öbürkü farkında, biliyor. Ama o gitti, örnekliyorum bunu. İşte, ne o Gökçeada mıydı?
O gittiğimiz bir yer vardı ya Çanakkale'de. Gökçeada. O karşıya geçti, Gökçeada'yı gezdi, dolaştı, gördü. Vay ne güzel yermiş ya dedi. Kaldı Gökçeada'da. Dönüş bileti yok, dönüş gemisi yok. O orada durdu. Veliliğinin farkında. Ama insanlar onu veli olarak bilmiyor. Gökçeada'nın güzelliklerinin arasında dolaşıyor o. Çanakkale yanıyor. Ama Çanakkale'nin yangınını görmüyor. Onların veliliği öyle. Ricali kayıp. O dua eder, devamlı zikrederler. Öyle geçirirler. Makbul olanı dönendir. O gitti, gördü.
Gökçeada'yı geldi. Çanakkale'dekiler anlatıyor. Şöyle güzel bir yer var. Şöyle güzel yerler var. Şöyle insanlar var. Şöyle yaşantı var. Böyle hayat var. Oradan taşıyacak insanları öbür tarafa. İşte bu safiye, safiyenin bekaya dönene, kamil olana. Bu artık vazifeli. Bu insanlara din anlatacak, yol anlatacak. O yüzden normalde onun artık nefis makamlarını bitirdi. Perdeler onun gözünün önünden kalktı. Kalbinden perdeler kalktı. O artık ama şeydeki, dördüncü makamdaki keramet hastalığı kalktı. Beşinci makamdaki kabristen hastalığı kalktı. Bunlar da kalktı. Artık o yol boyunca yaşamış olduğu kerametler, yaşamış olduğu perdeler, görmüş oldukları hepsi de onlar önemsizleşti.
Oysa dördüncü makamda, vay hal görmek, onun için kabristanlarda görüşmek, konuşmak önemli bir şeydi. Şimdi önemini yitirdi. Veyahut da insanların kalbinden geçeni bilmek, insanların ne soracağını bilmek, birisi bir şey sorarken karşıdaki kimsenin ne cevap vereceğini bilmek, bunlar önceden önemliydi. Şimdi artık önemli değil. Cinni taifesi nerede oturur, ne yer, ne içer, hangi gezegendeler, nasıl yaşıyorlar, insanlarla nasıl irtibat kuruyorlar, kime nasıl görünüyor, kime nasıl süliyette görünüyor, bunlar merak uyandıran şeylerdi. Artık merak uyandırmıyor. Birinci kat gökte kim var? İkide, üçte, dörtte, beşte, altıda, yedide. Şimdi, hangi peygamber bunlar bu göklerde sorumlu, hangi peygamber otağını kaçıncı göğe oturmuş, hangi sahabe kaçıncı gökte oturuyor, meleklerin bu göklerdeki görüntüleri nasıl, işleri ne, işlevleri ne, zikirleri ne,
bunlar merak uyandıran şeyler. Önceden bunları merak ediyordu, şimdi artık merak etmiyor. Önceden, vay, şu yoldan geçen kamyonu durduruvermeli. Ya Rabbi, şu kamyon dursun, tam duruyordu kamyon. Bu önemli şeydi, artık önemli değil. Ya bu, şimdi televizyonlarda görünüyor ya, bir şeye odaklanıyorsun, eşya bir yerden bir yere gidiyor. Ya böyle bir şey olur mu acaba ki ya? Allah Allah. Ya masanın köşesinde bardak. Ya Rabbi, bu bardak buraya gelir mi? Bı zıt geldi. Lan bardak mı kaçacak, sen mi kaçacaksın belli değil. Mutfağın neresine saklanacaksın? Veya ne yapacaksın belli değil. Düşünsenize, bardak havada dolaşıyor. Hatun da açıyor kapıyı, bir giriyor, bardak havada dolaşıyor, süra ile beraber.
Sen gidiyorsun, beni iç diye arkasından geliyor. Eyvah! Boşanır büyük bir çoğunluğu. Hangini ister duvarda bir kimseyle konuşan bir hatun? Boşarsınız siz, beni aldı diyor bu birisinden niye.
Veyahut da adam zikrullah yapıyor. La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. Tak! Duvarda şeyhi. Evladım Allah kabul etsin. Allah razı olsun efendim. Hatun duydu. Ne dedin sen? Allah razı olsun efendim dedim. Kime? Şeyh Efendi'ye. Nerede? E görmedin mi sen? Burada koltukta oturuyordu. Anne! Kadın! Ne oldu? Benimki kafayı giydi. Ne oldu? Zikrullah yaparken şeyh Efendi koltukta oturuyor dedi. Ondan konuşuyor anne. Babama söyle gel sen alsın beni. Dakika bir goldir. Çocuklar büyükse anne bulaşık yıkıyor. Anne babam nerede?
Şeyhi ile konuşuyordur. Nerede anne? Salonda. Babanız kafayı kırdı yavrum. Hala da ona babam diyorsunuz. Bir çıt daha üstü. Kızım babanız ilaçlık. Nasıl yani? Basbayağı. Onun ilaç kullanması lazım. E şimdi bir de bu tarafı var. Bunlar geçiyor. Araba konuşuyor seninle. Eşyalar konuşuyor. Bunlar geçiyor. Yolda gidiyorsun. Çok affedersiniz. Kediler konuşuyor. Köpekler konuşuyor. Kuşlar konuşuyor. Bir bakıyorsun kuşun yanında başka varlıklar var. Onlar yürüyor. Onlar konuşuyor. Bir bakıyorsun.
Aa! Kadir gecesi hepsi de Beytullah'a tavafa geliyormuş. Sen biliyorsun artık. Bekliyorsun son 10 gün. Gözün hep tavanda. Hep yukarıda. Ne zaman intikal başlayacak diye. Neden intikal? Çünkü şeyde ikindi namazından sonra başlıyor. Tam böyle akşam namazına yarım saat kala intikal başlıyor. Arkasından askerini, bölüğünü, komutanını ne bileyim işte tebaasını alan gidiyor.
İlk gördüğünde soruyor. Nereye gidiyorsunuz? Beytullah bugün Kadir gecesi diyorlar. Eyvah bugün Kadir gecesiymiş diyorsun. Her yere mesaj çekiyorum. Bugün Kadir gecesi. Millet dalga geçiyor seninle. Ne alakası var lan Kadir gecesi yarın akşam ya. Siz gene gaza gelmişsiniz ya. Halbuki görüyorum bölük bölük gidiyor hepsi de tavafa.
O gün sabaha kadar. Sabah namazı. Allahu ekber. İş bitti. Herkes tavafını yaptı. Herkes kendi semasına, kendi göğüne, kendi vatanına gidiyor. Zaten tavafını eden gidiyor, tavafını eden gidiyor, tavafını eden gidiyor. Bitmiyor zaten sabaha kadar. Bekle eşin yoksa. Çünkü bu nefsin artık yürüdü. O artık seyrillikta. Bunlarla ilgilenmiyor artık. O direkt cemali sıfatı seyrediyor. Bunlar yoldaydı hepsi de. Onun artık kalbi, zikri seyrillâ. Yani varlığın her, her karesinde tamamında onun sıfatlarını seyrediyor. Her şey onun sıfatı artık.
Her şey. Onun seyrillâ. Zikri yâ kahar. Zikri yâ kahar. Dersi ne onun? Yâ kahar. O yâ kahar ismi şerifine de ne yapıyor? Devam ediyor. Kâh o kesrette vahdet yaşıyor. Yani çoklukta teklik yaşıyor. Kâh, teklikte çokluk yaşıyor. Tabiri caizse, bir tarafı kesrette vahdet, bir tarafı vahdette kesret. Her ikisini de kendisini de cem etmiş, toplamış. O kesretten de konuşsa vahdedi konuşuyor. Vahdetten de konuşsa kesreti konuşuyor. Onun için ayrım kalmamış.
Kesrette vahdet, vahdette kesret. O böyle deniz dalgası gibi. Bir kesret vuruyor, bir vahdet vuruyor. Onun normalde içinde onun bir de sır dünyası oluşuyor. Onun iç âleminde bir sır dünyası var. Öyle söyleyelim. O sır dünyasında tecelliyatlar tabiri caizse o sır dünyasına düşüyor. Her ne düşecekse. O içi onun bu manada sırlar âleme gibi. Oradan müsaade edilirse, söylenirse, bir şey çıkarsa oradan çıkıyor. Hani Arabi'de bir tabir var ya, bütün ruhların, bütün varlığın kendisince manevi vücut bulduğu yer, ne diyorduk biz ona? Ayağını sabite.
O kimsenin kalbinde sır dediğimiz şey, o şahsın ayağını sabitesi gibi. O velinin ayağını sabitesi gibi. O sır olan yer. Bütün her şey orada dönüyor. Bütün her şey. Bütün onun olmuşu, olacağı, ne varsa onun kendi o sır denilen o ayağını sabitesinde dönüyor. Orası oluşmuş artık. Hatta öyle de söylenilebilinir. O ayağını, kendi ayağını sabitesini o ayağını sabiteye bağlamış. Öyle diyelim. Onun normalde bütün zatsal ve sıfatsal tecelliyatlar onun o ayağını sabitesine geliyor hepsi de. Bütün zati ve sıfati tecelliyatların hepsi de onun ayağını sabitesine geliyor.
Bu normalde bunların kendi içlerinde de, benim bu söylediğim böyle kutup seviyesindeki kimseyle, bu normalde anlattığım şey. Bu anlattıklarım yedi tanedir. Bunlar böyle kutup seviyesindedir. Bunların normalde o ayağını sabitesi var dediğim şeyde, kutup seviyesinde olan kimseler de vardır. Onların konuşması, uyuması, yürümesi, içmesi, kalkması, sevmesi, nefret etmesi, hepsi de onun o ayağını sabiteden bağlantılıdır.
O ayağını sabitelerinden, kendi ayağını sabitelerinden, kendi sırlarından dışarı çıkmaları mümkün değildir. Allah cümlemizi bu kullarla beraber eylesin. Allah cümlemizi bu kullardan eylesin. O Fatiha-i Şerif'e de inam ettiğin, ihsan ettiğin, var ya sonunda, bizi onlarla beraber eyle denilen kullar, bu kullardır. Allah bizi onlarla beraber eylesin.
Nefsin her anda hilesi var. Her hilesinde yüzlerce firavun, firavuna uyanlarla boğulmuş. Yani bu nefsi terbiye etmezsen eğer, sen bu nefisle yaka paça olmazsan, sen bu nefisi alt etmekle uğraşmazsan, sen bu nefisi bu terbiye yoluna sokmazsan, sen bu nefisle cihat noktasında durmazsan, Hz. Pir diyor ki, bu nefsin her anda hilesi vardır.
Her hilesinde yüzlerce firavun vardır. Firavuna uyanlarla boğulmuş. Bunların hepsi de ne olmuş? Firavuna uyanlarla boğulmuş. Firavun gibi bu nefsine uyan kimse. Firavunu dışarıda arama. Terbiye etmezsen, firavun senin içinde. Terbiye etmezsen, sen firavunla dost olmuşsun. Firavunla yaşıyorsun. Firavun nasıl boğuldu, helak olduysa, senin de boğulup helak olman şaşılacak bir şey değil. O zaman bu nefisle mücadele edeceksin. Bu nefisle mücadele edersen, bu yolu tamamlarsan, o zaman firavun ve firavunlaşmışlıktan uzak olacaksın. Musa'nın Allah'ına ve Musa'ya kaç.
Sen bu nefisten kurtulmak istiyorsan, sen Musa'ya ve Allah'a kaç. Eğer sen Allah'a koşmazsan, eğer Allah'a kaçmazsan, eğer Allah'a doğru yürümezsen, sen firavundan başka bir şey değilsin. Adının ne olduğu önemli değil, sıfatının ne olduğu önemli, cinsinin ne olduğu önemli değil, senden çıkan fiiliyat önemli. Senden çıkan fiiliyat önemli.
Eğer normalde Allah'a koşup, gerçekten uyarıcılara, yani peygambere uymazsan, senin boğulma mukadderat, Musa'nın Allah'ına ve Musa'ya kaç. Musa o günün peygamberiydi. Neydi? Bir Yahudi, zalim bir padişahın hikayesini anlatıyordu. O hikayede diyor ki, sen Musa'ya ve Allah'a kaç.
Ehat ve Ahmet'e yapış ey kardeş, ehat ve Ahmet'e yapış ey kardeş, ten Ebu Cehli'nden kurtul, ehat Allah, sen diyor Allah'a ve Ahmet'e ve peygambere yapış. Size iki şey bıraktım, kim bunlara sımsıkı yapışırsa kurtuluşa erer.
Birisi Allah'ın kitabı Kur'an, öbürkü de benim sünnetimdir. Hazreti Mevlana Celalettin'in Ruma Hazretleri söylüyor, 840 yıl önce, ehat ve Ahmet'e yapış. Ten Ebu Cehli'nden kurtul. Ten Ebu Cehli dedi ne? Sen kendi varlığından kurtul. Varlığından geç. Hiçliğe doğru yürü. Şu topraktan ve sudan yaratılmış olan vücudunu geç.
Bu vücudu Kur'an ve sünnete sabitle. Bu varlığını Kur'an ve sünnete sabitlemezsen bu varlığın necasetten ibaret. Senin bu varlığın topraktan ibaret. Sen bu toprağa hayat vereni tanı. Sen bu toprağa can üfleyeni tanı. Sen bu toprağa ruh üfleyeni tanı. Sen bu toprağa can üfleyip, ruh üfleyip, eti kemiğe büründüreni tanı.
Sen onu tanımazsan, sen Firavun'la beraber boğulanların içerisinde yürüyeceksin, gideceksin. Sen bu nefisle mücadele etmezsen, sen nefsine dur demezsen, sen nefisle mücadelede geri adım atar, nefsinle mücadele etmez, nefsi neyi emrederse onu yaparsan, sen firavunlaşıp gideceksin, sen Ebu Cehilleşip gideceksin, Ebu Cehil olacaksın, Ebu Cehil olacaksın.
Sen Ebu Cehil'i 1400 yıl öncesinden arama, kim Kur'an ve sünnete tabi olmaz, uymazsa Ebu Cehil ol. Bugünün Ebu Cehil'i, sanki o Ebu Cehil, şeye, cehenneme odun taşıyacak, odun olacak da sen olmayacaksın mı? Her günün Ebu Cehil'i var, her zamanın Ebu Cehil'i var. Kim Kur'an ve sünnete sımsık yapışmazsa, Ebu Cehil başka bir şey değil. İşte Hazreti Peygamber diyor ki, Hazreti Pir diyor ki, sen Allah'a ve onun peygamberine yapış, sen başka yerlerde dolaşma. Din, Kur'an ve sünnettir. Kur'an ve sünnete uymayan herhangi bir şey dinden değildir. Kur'an ve sünnete uymayan herhangi bir fiiliyat dinden değildir.
Sen hayat yaşayacaksan, Kur'an ve sünnet dairesinde yaşa. Kur'an ve sünnet dairesinde kendini muhafaza et, tut. Asıl nefis mücadelesi bu, Allah muhafaza eylesin. Zariyat, ayet 50-51. Ey insanlar, Allah'a koşun! Ey insanlar, Allah'a koşun! Şüphesiz ben, Allah tarafından sizlere gönderilen apaçık bir uyarıcıyım. Allah ile beraber başkasını ilah edinmeyin. Şüphesiz ben, Allah tarafından size gönderilmiş olan apaçık bir uyarıcıyım. Bu uyarıcı kim? Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Bu uyarıcılar kim?
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin izinden giden onun halifeleri. Biz, biz o apaçık Kur'an ve sünneti tebliğ eden, nasihat eden, o uyarıcılara biz uymak zorundayız. Allah bizi onlardan eylesin. Evet, işte böyle. Onlardan önceki ümmetlere hiçbir peygamber gelmemiştir ki, ona sihirbaz veya deli dememiş olsunlar. Bu uyarıcılara, bu peygamberlere tarih boyunca hep ne demişler? Deli demişler, sihirbaz demişler. O yüzden Allah'ı öyle zikredin ki, dışarıdan görenler sizi deli olmuş desinler. Hiçbir peygamber yoktur ki, kendi ümmetleri onları sihirbazlıkla ve delilikle yaftalamamış olsun. Çünkü insan nefsi hak ve hakikati kabullenmek istemez.
Ona hak ve hakikati anlatınca, o der ki, siz sihirbazsınız. Neden sihirbazsınız der. Onun üzerinden mucizeler çıkar peygamberlerin. Neden sihirbazsınız der. O velilerin üzerinden keramet zuhur eder. Ve onlar derler ki, siz sihirbazsınız. Siz büyücüsünüz. Sebep? Onlar çünkü sihirbazlara ve büyücülere inanırlar. İnanırlar. Harikulade hallerin sihirbazlardan ve büyücülerden çıkacağına inanırlar çünkü. Allah'ı unutmuşlardır. Allah bizi muhafaza eylesin. Ayet 53 yine Zariyat suresi. Onlar bunu birbirlerine tavsiye mi etmişlerdir? Hayır. Onlar azgın bir kavimdir. Kur'an ve sünneti kabul etmeyen, hak ve hakikati kabul etmeyen insanlar, azgın insanlardır.
Sapık insanlardır. Bunlar yoldan şaşmış, delalete uğramış insanlardır. Bir yerde Kur'an ve sünnetin disturu var ise, Kur'an ve sünnetin ölçüsü var ise ve insanlar o Kur'an ve sünnet ölçüsünden bile bile uzaklaşıyorlarsa, onlar azgınlık yapıyorlar. 54. ayet Ey Muhammed sen onlardan yüz çevir artık sen kınanacak değilsin. O hani Kur'an ve sünnete düşmanlık eden, imana, islama, hakikate düşmanlık eden, o Nuh'un kavmi gibi Kur'an ve sünnetten bir şey söylediğinde onlar nasıl kulaklarını tıkıyorlardı, başlarını gözlerini örtüyorlardı, dinlemek istemiyorlardı. Ey Muhammed, senin de ümmetim de dinlen, senin zamanında da senin getirmiş olduğun Kur'an ve sünneti dinlemek istemeyecekler.
Senin getirmiş olduğun hakikati, hikmeti, çünkü her peygambere kitapla beraber hikmet verilmiştir. Hikmet nedir? Sünnettir. Senin de zamanında, senden sonra da, senin ümmetinin içinden hatta bir kısım insanlar çıkacaklar ve bunlar senin getirdiğin Kur'an'ı kabul etmeyecekler. Kimisi tarihselcilikten bahsedecek, kimisi geçmiş ümmetleri bahsediyor, 1400 yıl öncesinden bahsediyor diyecek.
Kimisi bu ayetlerin bir kısmı değiştirilmeli diyecek. Kimisi bu ayetler yanlış yazılmış olabilir diyecek. Kimisi Kur'an'ın üzerinde şüphe uyandıracak sözler ve hareketler yapacak. Kimisi sünneti seniyeyi inkar edecek. Tertemiz sünneti seniye yolunu tahrif etmeye, tertemiz sünneti seniye yolunu bozmaya çalışacak. Alacak bir şişe, devesi diye, işte sizin hadis dediğiniz bu diyecek.
Çıkacaklar, adına profesör denilen, din alimi denilen, araştırmacı denilen, hoca hacı denilen, şeyh denilen, üstad denilen kimseler çıkacaklar. Sünneti seniye ile alay edecekler. Sünneti seniyeyi tahrif edecekler. Sünneti seniye yolunu bozmaya çalışacaklar. Kur'an'ın tertemiz yolunu ve anlamını bozmaya çalışacaklar. Geçmiş ümmetlerde yaptıkları gibi bunların soyu, bunların soyu soysuzluğa dayanır.
Soysuz. Bunların soyu kabile dayanır. Bunların soyu kabile dayanır. Şit'in kılıç artığı bunlar. Şit'in kılıç artığı. Şit Aleyhisselam çünkü Habil'in intikamını aldı. Şit Aleyhisselam, Adem Aleyhisselam'ın öğretisiyle ne yaptı? O kardeşi Kabil muhteşem villalar, muhteşem şehirler kurdu. Zulmetti. Zalimlikle şehirler kurdu. Zalimlikle insanları topladı. Esir aldı. Köleleştirdi. Ve o şehirlerde zalimlik hükmediliyordu. Küfür hükmediliyordu. Cenab-ı Hak Adem'in üzerinden Şit'e peygamberlik verdi. Ve Şit, inananlarla beraber, bir avuç inananlarla beraber Kabil'in şehirlerine gitti.
O şehirleri fethetti. Köleleri kurtardı. Esirleri serbest etti. O zulüm padişahlığını, o zalim iktidarı yerle bir etti Şit. Ondan sonra o Şit'in kılıç arttıkları, dünya üzerine küfre devam ettiler. Ne zamana kadar? Nuh'a kadar. Nuh Aleyhisselam zuhur etti. Nuh Aleyhisselam'a Cenab-ı Hak peygamberlik verdi. Bunlar azdıkça azdılar, azdıkça azdılar, azdıkça azdılar. Nuh'u dinlemediler. Gözlerini kapattılar, kulaklarını tıkadılar. Nuh'la alay ettiler, sen sihirbatsın, sen delisin, sen kafeyi yidin, sen kafeyi üşüttün dediler. Çocuklarının ellerinden tuttular, Nuh'u gösterdiler yolda.
Dediler ki sakın ha bununla konuşmayacaksın. Bununla konuşursan seni evlatlıktan men ederim. Zenginlere dediler ki sakın ha, bu Nuh'un peşinden gitmeyeceksiniz. Bu Nuh'un peşinden giderseniz sizinle ticareti keseriz. Sakın ha bu Nuh'la kimse alışveriş etmeyecek, kimse bununla beraber olmayacak, kimse bununla aynı yolda gitmeyecek. Yoksa onu yerle yeksan ederiz dediler. Bunlar şitin kılıç artıydı. Ve Nuh dayanamadı. O kadar baskı, o kadar zulüm, o kadar sıkıntı. En sonunda dedi ki, Ya Rabbi hiç kafir kalmayence kadar bunların hepsini helak et. Ve Cenab-ı Hak hepsini helak etti. Bunlar sonra Hud'a doğru gene azdılar.
Bunlar Kabil'in çocukları. Hud'da bir afat daha geldi. Lut'da bir afat daha geldi. Bunlar azgınlıklarına devam ettiler. Ne zamana kadar hala da devam ediyorlar. Bunlar azgın, sapkın, delalete dalmış insanlar. Bunlara insan demek dahi mümkün değil. Ayet-i Kerime'de hayvandan daha aşağı bir mahluktur diyor. Bunlar o haleler. İşte hani o rahmet peygamberine Cenab-ı Hak diyor ki, Ey Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesselam'a sen onlardan yüz çevir. Artık kınanacak değilsin. Sen tebliğini yaptın.
Sen anlattın. Sen koşturdun, gayret ettin. Bir peygamberin yapabileceğinin en zirvesinde olanı yaptın. Artık bu Ebu Cehillerden, Utbelerden, Şeybelerden sorumlu değilsin. Kur'an ve sünnete iman etmeyenlerden sorumlu değilsin. Ve onlardan yüz çevirdiğin için de kınanacak değilsin. Seni ne Allah, ne melekler, ne de yeryüzündeki insanlar seni kınamayacaklar. 55. Ayet Sen hatırlat. Çünkü hatırlatma müminlere fayda verir. Kime hatırlatacağız? Müminlere hatırlat diyor. Neden? Müminler çünkü iman ettiler.
İman ettikleri için, iman ettikleri hususları, yapmaları gereken kaideleri unutabilirler. İnsan çünkü. Sen onlara hatırlat. Kardeşler, farzlara sımsıkı yapışın. Sünnetlere sımsıkı yapışın. Allah'ı sevin. Bunu böyle devam ederim ya, her derste söylerim ya. Hatırlat diyor. Hazreti Peygamber'e. Çünkü diyor, müminlere mutlaka fayda verir. O nefsi azgınlaşan, firavunlaşan, o vahşileşen, o yırtıcı hayvanlara benzeyen, o helalı heramı tanımayan, insanların namuslarını, şereflerini hiçe sayan, insanların insanlık haysiyetlerini hiçe sayan, o azgınlaşmış, o nefsini ilahlaştırmış, o nefsini taatlaştırmış olanlar var ya, evet, onlardan yüz çevir.
Sen müminlere hatırlat. Müminlere. Allah bizi onlardan eylesin. 56. ayet. Ben cinnileri ve insanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben cinnileri ve insanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım. Yaradılış gayemiz Allah'a kulluk etmek.
Yaradılış sebebimiz. Allah'a kulluk etmek. O yüzden burada bir kimse nefsini Allah'a kulluk etmeye zorlayacak. O hayvanlığı isteyen, vahşiliği isteyen, harami isteyen, heva hevesi isteyen nefsen önüne kulluğu koyacak. Çünkü Allah'ın bizi yaratma sebebi sadece ve sadece O'na kulluk edelim diye. Yaratma sebebi bu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden nefsi mücadele etme, onun üzerine riyazat etme, onun üzerine durma bu açıdan çok önemli. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Bir beyt, işim bitti. Hazreti Mevlana diyor.
Toprak ol, toprak gibi, toprak ki gül bitsin. Çünkü gülü topraktan başka bir şey göstermez. Nefsi, nefsi, safiyenin sonu da budur. Toprak olmaktır. Allah bizi toprak olanlardan eylesin inşallah. Evet, o Yahudi padişahının küçük bir çocukla bir kadını getirip, o çocuğu ateşe atması, çocuğun dile gelerek halkı ateşe atılmaya teşvik eylemesi.
Buradan devam edeceğiz. O Zinuvas, Zinuvas'ı hatırlayalım, ondan sonra kapatalım. Ne yapmıştı? O Yahudi padişah, İsa'ya inananlara zulmediyordu. Şehrin içerisine hendekler kazdı, çukurlar kazdı. Onların içerisini yakacak odun, çalı, çırpı, ne bulduysa hepsini doldurdu ve inananları onun içine atıyordu. Evet, konu buradan gelmişti. İnşallah Allah'tan bir şey gelmezse, önümüzdeki hafta buradan devam edeceğiz. Geceniz hayır olsun. El Fatiha, Hemen Selahı. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.