Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 16 Kasım 2013 Sohbeti

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 18 Kasım 2013 · 1:40:02

Salaamün aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Peygamber Efendimiz, Miraç'ta Cebrail'den sonra yolculuğu nasıldı? Bir boşlukta mıydı? Ayakları neyin üzerine basıyordu? Yoksa zamanın üzerine basaraktan mı yürüyordu? Su görüşlerinizi lütfeder misiniz? Bununla alakalı bir tane hadis-i şerif var. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri soruyor. Bir rivayette ayağımı nereye basayım diye. Hazreti Allah da Celle Celaluhu sağ baş parmağının, sol baş parmağının üzerine koy diye. Böyle bir ilham var.
Bu noktada böyle bir hadis-i şerif var. Bunun üzerindeki konuşmaların hepsi de mütevatir, özür dilerim. İnsanların kendi görüşleri, kendi anlayışları olur. İnşallah bir gün onu da anlatırız. Cenab-ı Hak nasip eder inşallah. Hani bazı sanatçılar kapris yapıyorlar ya, bugün havamda değilim diye filan. Bu soru enteresan. Türk kahvesi içme adabını anlatabilir misiniz diye. Tabii kahve içme adabı da var. Kahveyi içecek olan insan önce bir yudum su içecek, ağzını çalkalayacak. Ondan sonra kahve içecek. Tabii eskiler onun yanına lokum, şekerleme filan koyarlarmış. Şimdi çikolata koyuyorlar.
Kahvenin yanına çikolata olmaz. Çikolatada da kafein var. Kahvede de kafein var. İki kafeini birleştiriyorlar. Onun yanına adab da küçük lokumlar olur. Herkesin konumuna, durumuna göre. Kahve zaten öyle şekerli, orta filan şekerle içilmez kahve. İçine şeker koyuyorlar. Kahve şekerle içilmez. Kahve benim içtiğim gibi sade olacak. Ben tabii büyük fincanda içiyorum bir de. Harika bir şey oluyor. İsmim Recep Ovalı Sol. Hocam midye yemek neden haram?
Midye hanefilere göre uygun değil. Şafiler denizden babam da çıksa yeriz demişler. Ama hanefiler denizden çıkan ürünlerin suretlerinin güzel olması, böcek türünden olmaması, insana böyle hoş gelmesini şart koşmuşlar. Şimdi balığa bakıyorsunuz, insana hoş geliyor. Ama işte istiridye, bilmem ne, yengeç, istakoz bir sürü şeyler var. Onlar böcek türünden. Hanefiler onları uygun görmemişler. Ama şafiye göre denizden ne çıksa yenir. Bir şey var bu midye ile alakalı, işte kadınların muayyen zamanlarındaki hal ile hallendiğine dair bir rivayet var. Ne kadar ilmi, ne kadar değil, onu ayrı bir tartışma. Ama midye sonuçta yosunlarla beslenen, ondan sonra kayalıkların dibinde duran bir hayvan.
Sufiler bilhassa necisle, yosunla beslenen hayvanları yemekten uzak dururlar. Aslında hanefiler de, İmam Şafi'de, İmam Malik'i de, İmam Hanbel'i de, yenilecek olan hayvanın beslenmesine önem gösterirler. Mesela bir hayvan necis yediğine dair elinizde kati bir bilgi var ise, mesela bu tavuk, kuş gibi hayvanlar en az üç gün, öbür türlü işte kuzudur, inektir, en az yedi gün ayrıyetten beslenip, onların normalde temiz yiyeceklerle yenilmesi lazım.
Hz. Ömer Efendimizin halifeliğinde, kurtlar, kuzularla beraber su içiyor, beraber dolaşıyor ve zarar vermiyorlar. Bu adaletin tecellisini açıklar mısınız? Bu Hz. Ömer Efendimizin sözü böyle değil. Fırat'ın kenarında bir kurt kuzuyu kapsa, bunun hesabını Ömer'den sorarlar der. Yani o zaman hiçbir mahluk, hiçbir kimse, hiçbir şeye zarar vermeyecek. Yoksa kurt kuzuyu görünce muhakkak parçalar. Bunda bir sıkıntı yok. Ama burada adaletsizliğin önüne geçme, hukuksuzluğun önüne geçme vardır. Bu Hz. Ömer R.A. Hazretlerinin zamanında, dört halife-i Raşidin dediğimiz, Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali R.A. Hazretleri, devrin en parlak devri.
Bu adaletin özü Kur'an ve Sünnet. Bakın, bir topluluk ne kadar Kur'an ve Sünnet'e uygunsa, oradaki sistem de o kadar Kur'an ve Sünnet'e uygun olur. Şunu bir kere kendi içimizde yerleştirelim. Biz ne kadar Kur'an ve Sünnet'e uygunsak, bizim başımızdakiler de o kadar uygun olur. Bizim başımızdakiler ne kadar Kur'an ve Sünnet'e uygunsa, biz de o kadar Kur'an ve Sünnet'e uygunuzdur. Bir milletin yöneticileri, gene kendi milletinin içinden çıkar. Bir milleti idare edenler, yine o milletin kendi içinden çıkar.
O idare edenler, kimin evlatları ki? Bugün hangi partiden olursa olsun, millet meclisindeki milletvekiller, kimin evladı? Hangi partiden olursa olsun, belediye başkanları, encümenler kimin evladı? Bizim içimizden. Toplum çok düzgün olursa, tarafkirliği düzgünlüğün üzerine olur. Toplum hakkı ve hakikati tanıyorsa, onun tarafkirliği hak ve hakikat olur. E toplum tarafkirlik açısından, hak ve hakikat noktasında değilse, o toplumun içinden çıkan yöneticilerle, hak ve hakikat noktasında olmayacaklar. Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri, bir gün hutbeye çıkar, bir Ömer şaşarsa ne yaparsınız der.
Sahabeden birisi de çıkarır kılıcını, bununla seni düzeltmesini biliriz, ya emrel müminin der. Ömer efendimiz der ki, Ya Rabbi sana hamdü sena ediyorum, Ömer saparsa düzeltecek insanlar var der. Şimdi, hepimiz kendi dairemizde, Hazreti Ömer efendimizin adaletini arıyoruz. Tabiinin bir sözünü söyleyeyim. Tabiin, teba-i tabiine diyor. Tabiin, sahabeyi görenler. Sahabeyi gören nesil diyor ki, kendisinden sonraki nesle. Eğer sahabe sizi görmüş olsaydı, bunlar dinden dönmüşler, sizi kılıçtan geçirirdi. Eğer siz sahabeyi görmüş olsaydınız, bunlar deli derdiniz. Bir toplumun düzelmesi, o toplumun Kur'an ve sünnete sarılmasıyla alakalı.
Biz bu işin edebiyatındayız. İşin hakikatinde değiliz. Kendimiz hukuk, adalet derken, bunun lafız olarak, hukuksuzluğu ve adaletsizliği kendimiz yapıyorsak, söyleyecek bir şey yok. İslam dünyası hukuk ve adalet peşinde değil sadece. Dünya üzerindeki en büyük sıkıntı şu anda, hukuksuzluk ve adaletsizlik. Bugün Hristiyan dünyada da, Avrupa'da da, Amerika'da da, Afrika'da da, Asya'da da, Rusya'da da, her yerde, dünya üzerinde, adaletsizlik ve hukuksuzluk hüküm sürüyor. Dünya üzerinde şu anda güç hakim, adalet değil. Dünya üzerinde derebeylik hakim, hukuk değil.
Dileyen devlet, dilediği devletin veyahut da insanların kanını çok rahat bir şekilde dökebiliyor, çok rahat bir şekilde orayı işgal edebiliyor, çok rahat bir şekilde orayı bombalayabiliyor, çok rahat bir şekilde orada elini kolunu dolaştırı dolaştırı her şeyi yapabiliyor. Ve eğer yapan devlet uluslararası arenada emperyalist güçlü bir devletse, bütün herkes susuyor, dünya insanları topyekün o hukuksuzlukla mücadele edemiyor.
Afganistan gözümüzün önünde, Irak gözümüzün önünde, Suriye gözümüzün önünde, Libya, Lübnan gözümüzün önünde, Afrika'daki yaşananlar gözümüzün önünde, Uzakdoğu'da yaşananlar gözümüzün önünde, dünyanın herhangi bir yerinde yaşananlar gözümüzün önünde. Dünya insanlığı komple, Evrensel bir hukuk anlayışıyla, Kardeşim can kutsaldır, Haksız yere öldüremezsin.
Bir kimsenin namusu kutsaldır, Haksız yere kirletemezsin. Bir kimsenin kendi malı kutsaldır, Haksız yere alamazsın. Bir kimsenin inancı kutsaldır, Haksız yere inancından dolayı zulmedemezsin. Bir kimsenin aklı kutsaldır. Sen onun aklını orta yerden kaldıracak, Herhangi bir şey yapamazsın deyip, İnsan olmanın bu değerlerine sahip çıkıp, İster Hristiyan, ister Yahudi, İster Budist, ister Müslüman, İster dinli, ister dinsiz, İster bizim mezhebimizden, İster başka mezhepten, İster bizim meşrepten, İster başka meşrepten.
Bunların kutsallığına inanır. Bunlar için tek vücut olursa insanlık, O zaman hukuk olur. Yoksa olmaz. Biz kendi nefsimizde, Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretlerinin, Adaletini isterken, Evimizde, iş yerimizde, Çocuklarımıza, Derviş kardeşlerimize, Arkadaşlarımıza, Sokağımıza, Kendi partimizde, Kendi memursak, Memurluğumuzda, İşçiysek işçiliğimizde, Patronsak patronluğumuzda, O adaleti, O hukuku, İsteyip, Kendimiz uyguluyorsak, O zaman o yakın demektir.
Ama biz onu istiyormuş gibi, Görünüp de, Evimizde eşimize, Çocuklarımıza, Akrabalarımıza, İş yerimizde çalışan işçilerimize, Veyahut da, İş yaptığımız patron arkadaşlara, Toplumun bütün kesimlerinde, O adalet ve hukuku oturtmak için, Mücadele etmiyorsak, İşin edebiyatındayız biz. Biz bin yıl geçecek, Bunu kendi nefsimizde ve etrafımızda uygulamıyorsak, Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretlerin, Adaletini, Dilimize persenek edeceğiz.
Konuşmak belki de faydalı olacak, Belki de hayırlı olacak, İnsanların kulaklarına girecek, Akıllarına girecek, Ama bu şuna benziyor, Hani sufiler öyle derler ya, Yani kavanozun içerisine bal koyup, Dışından yalamak, Bal yemekse, Biz kavanozun dışından, Ha bira bal yiyoruz gibisinden, Biz camı yalacağız, Duracağız hep. Bal güzel mi? Güzel. Şifa mı? Şifa. Kavanozun içinde bize bir faydası var mı? Yok. Kur'an ve sünnet şifa mı? Şifa. Adalet mi? Adalet. Hukuk mu? Hukuk. Ve uygulanmış, Denenmiş, İnsanlar mesut, Mutlu, Bahtiyar olmuşlar mı? Evet. Ve biz onu gerçek manada istiyorsak, Önce kendi nefsimizde ve kendi etrafımızda uygulayacağız.
Biz onu gerçek manada istiyoruz ama sözümüzle veyahut da öylesine bir tarafkirliğimiz var, öylesine bir tarafkirliğimiz var ki, Bu camiyi x kimseler yaptırdı deyip biz camiye gitmeyeniz. Bu camiyi filanca cemaat, filanca tarikat yaptırdı deyip o camide namaz kılmayacak kadar tarafkirliğimiz var. Ben burada eksik yanlış bir şey konuşursam, o eksik yanlış konuşmaz diyecek kadar tarafkirliğimiz var. Ben hatalı bir konuşma yaparsam burada, ya nasıl onun hatasını bulursun diyebilecek kadar tarafkirliğimiz var. Bu tarafkirliğimizden dolayı İslam dünyası ve dünya zulüm altında. Biz tarafkirliğimizden dolayı parçalanmış vaziyetteyiz.
Tarafkirliğimizden dolayı cemaatler parçalanmış, tarikatlar parçalanmış, aynı tarikatın içindeki insanlar parçalanmış, ümmet parçalanmış. O ona düşman olmuş, o ona laf söylüyor, o ona laf söylüyor, o ona laf söylüyor, o ona iteliyor, o onu indirmeye çalışıyor, o onun ayağına çelme takmaya çalışıyor. Nerede adalet? Bir Müslüman, bir Müslümanla uğraşıyorsa şeytan ona galip gelmiş. Kıymetli dostlar, kimin gıybetini yapıyorsunuz? Kime iftira atıyorsunuz? Kime suizanda bulunuyorsunuz? Kimin hakkını yiyorsunuz? Din kardeşiniz.
Hiç kimse oturup, gayrimüslim bir kimsenin, İslam olmayan bir kimsenin dedikodusunu gıybetini ediyor mu? Yanı başınızdaki kardeşinizinki ne diyorsunuz? Yanı başınızdaki başka bir tarikat, başka bir cemaat, hani başka dediğim, onlar da bir kendilerince bir yol tutturmuşlar. Onların kınıi yapıyorsun. Nerede İslam kardeşliği? Nerede İslam hukuku? Hani biz çok ulvi değerlere sahip bir toplum inşa edecektik. Allah çok ulvi değerlere sahip bir toplum inşa etmek ister. Bunu ister insanlardan. İnsanlar şirke düşmesinler, Kur'an ve sünnete sımsık yapışsınlar, dost doğru namazlarını kılsınlar, dost doğru ibadetlerini etsinler, dost doğru bir hayat sürsünler, kimse zulmetmesinler, kimseye haksızlık yapmasınlar, Kimseyi haksız yere öldürmesinler, katliam derecesinde insanlar öldürülmesin, hak ve hakikatten yana olsun herkes.
Vel asriden en sonunda ne diyor? Hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. Bütün insanlar hüsranda. Biz nasıl hakkı tavsiye edeceğiz? Yanımızdaki kardeşimiz başka bir kardeşimizin gıybetini ederken biz ona hakkı tavsiye edebiliyor muyuz? Yapma, gıybet etme diyebiliyor musunuz? Eşiniz yaparken diyebiliyor musunuz? Çocuklarınız yaparken söyleyebiliyor musunuz? İş yerinde herkes birbirinin gıybetini yaparken dedikodusunu çevirirken siz onu o noktada susabiliyor musunuz? Onu durdurabiliyor musunuz? Ama inşallah güzel şeyler. Bunları istemek Allah inşallah bizi onlardan eylesin.
Gazete küpürü, komutanların tutukluluğu ciğerimi yakıyor. Fethullah Gülen Hoca Efendi'nin. Şimdi bunun üzerine çok şey konuşulabilir, öyle değil mi? Ve herkes de konuşuyor. Gönlüm arzu ederdi ki Hoca Efendi böyle bir söz söylemesin. Eğer gerçekten o söylediyse.
Bakın teknoloji şu anda çok ileri. Teknoloji çok ileri olduğu için Hoca Efendi böyle bir söz söylemiş gibi bir şey yayınlanabilir. Bana ne kadar salak, ne kadar saf, ne kadar ondan sonra saf ya ne düşünüyorsun? Ya bu da olmaz diyebilirsiniz. Eyvallah. Yarın öbür gün bir başkasının üzerinden başka bir oyun, başka bir tezgah düzenlenebilir.
Sizin çok sevdiğiniz bir kimsenin ağzından bir beyanat gazetede duyabilir veya televizyonlarda sesini işitebilirsiniz. Bugünkü teknolojide bunların hepsi de mümkün. Ben şimdi burada konuşuyorum canlı canlı siz de dinliyorsunuz. Benim bütün konuşmalarım burada kayıt altında. Bunu açıkça konuşmak gerekirse kayıt altına aldıran da benim.
Bunu açıkça konuşmak gerekirse yarın öbür gün benim herhangi bir tarihte yaptığım konuşma herhangi bir gizli mahvellerde, dehlizlerde değiştirilip benim önüme suç unsuru olarak getirilebilir düşüncesiyle ben konuşmalarımı kayıt aldırıyorum. İnsanlar Türkiye'de yaşadıklarını unutuyorlar. Başlarına hiçbir şey gelmemiş çünkü. Bir şey yaşamamışlar. Bazı şeyleri temkinli ve tedbirli almak. Bazı şeyleri tedbirli ve temkinli dinlemek. Tarafgirlik noktasından bakmamak. Onu iyi araştırmak. Evet bütün gazetelerde bu mesele vardı bugün. Ben bugün internette bütün gazetelere baktım.
Hep bu konuyla alakalı. Herkes bir şey söylüyor. İnsanlar hata yapabilir. Fethullah Gülen Hoca Efendi de bir insan. Melek değil, peygamber de değil. İştahat hatası da yapabilir. Görüş hatası da yapabilir. Bir şeyi başka bir taraftan görmüş olabilir, gösterilmiş olabilir. Birisi gelip ona başka türlü konuşmuş olabilir. Evinden dışarı çıkmayan bir kimse. Ona ne haber getirildi, ona ne kondu önüne biliniyor mu? Yok.
Birisi geldiyse ona, dediyse, efendim bütün dershanelere el koyuyorlarmış, kapatıyorlarmış diye, o da bu hezeyandan böyle bir şey söylemiş olabilir. Olabilir. Olabilir. Söz çıkar ağızdan, iki saat sonra işin doğrusunu öğrenir, eyvah der. Olabilir. Bence bu zamanlar, bu tip zamanlarda insanlar birbirlerine daha örtücü davranmalı. Müminler birbirlerinin eksik ve kusurlarını ortaya çıkartmasınlar. Bakın, bir hareket vardır. O hareket, bütün memleketin zararına bir şeydir.
Ona topyekun, ona karşı durmak, onunla mücadele etmek, bütün Müslümanlara farz ayındır. Gezi olaylarında yakıp, yıkıp, bu memlekette terör estirip, darbe yapmaya kalkışanlara karşı, bütün Müslümanların topyekun, onunla mücadele etmeleri farz ayındı. Farz ayındı bu.
Bu çünkü uluslararası bir komplo, uluslararası bir oyun, uluslararası bir tezgahtı. Buna karşı bütün Müslümanların uyanık olup, bunun karşısında fikren dimdik durması gerekiyordu. tarafkirlik yapmadan ve bilmeden, iştahat adası yapıp, yakmanın, yıkmanın yanında duranları da uyarmak, tebliğ etmek, hakkı ve sabrı tavsiye etmenin içindeydi.
Bu, bu vazifeydi. Ama hükümet bir karar alıyor, o hükümete karşı bazı kimseler o karara karşı duruyorlar. Bu, ümmetin üzerine bu iş vazife değil şu anda. Memleketimizi savunma, memleketimizi ayakta tutma, memleketimize gelen bir saldırıyla alakalı bir şey değil. O yüzden bu noktada taraf tutmak, bu noktada insanların arasında böyle işte daha da yarayı derinleştirmek, tarafların arasında uzaklığı daha da fazlalaştırmak, ümmetin işi değil.
olabilir. Ama ne zaman, memleketin olmazsa olmaz damarlarına bir şey basıyor, biz hep beraber o zaman onunla mücadele edelim. Eyvallah. Bu vatan haini, komutanların yargılanması bir insanı üzebilir mi?
Vatan haini ayrı bir şeydir, darbe yapmayı düşünmek ayrı bir şeydir. Her darbe yapan, vatanı çok sevdiğinden darbe yapmaya kalkar. Adam şu vatanı batırayım, bir darbe yapayım diye yapmaz. Der ki bu vatanı kurtarmamız lazım. Hiç bu vatanı batırayım diye darbe yapanı gördünüz mü? 28 Şubat'ta biraz oldu bu da. Bankaları boşalttılar çünkü. Ama velakin darbeciler darbeyi yapmaya karar verip yola çıkarırlarken, vatan memleket aşkına yaparlar. Ve gidin oturun dinleyin. Ya dersin ki bu adamlar haklıymış.
Onlar sizin önünüzde öyle bir senaryo çizerler. Kendilerine de inandırırlar. Evet bu vatan elden gidiyor diye. Böyle bir şey bu. Bir polisin herkesi suçluluk görme psikolojisinde yetişmesi gibi bir şey bu. Çünkü polis öyle o noktada yetişmez, o noktada görmezse suçluları yakalayamaz çünkü. Bu eğitimler bitiyor ama ne yazık ki devam ediyor yine.
Ve kimin mizanı hafif gelirse işte onlar nefislerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar cehennemde ebediyen kalacaklardır. Kalacak onlardır. Mizanı hafif gelirse yani o kimsenin imanı olmaz, ibadeti olmaz, iman ve ibadet noktasında hiçbir şey yapmadıysa onlar iman, şirk noktasından ebedi cehennemde olacaklar. Darül Harp hukukunda sistemde boşluk varsa harbi ütmek caiz mi, resmi ve gayri resmi tefettiler bizim harbimiz sayılır mı?
Bir kimse eğer ki faizciliği caiz görüyorsa, haram görmüyorsa caiz olur. Çocuk istememek, korunmak caiz midir? Hanefiler bunu caiz görmüşler hamilelikten önce. Bu konuda çocuklarımıza baskı yapma hakkına sahip miyiz? Hayır. Evli karı kocaya dışarıdan çocukla alakalı birisinin baskı yapması caiz değildir. Bir süredir aile içinde eşimle çok sıkıntılı bir süreç geçiriyoruz ve bu her geçen gün artarak gidiyor. Bazen incir çekirdeğini doldurmayacak şeylerden tartışma ve kavga yaşıyoruz. Bir iki yere başvurduk, üstünde büyü var dediler. İnsan ve cinni şeytanların şerrinden Rabbime sığınırım, böyle bir hal var ise ne gibi bir yol izlemeliyim demiş kardeşimiz.
Bu noktada nefsinize uymayın yeter. İnsanlar birbirlerine karşı nefislerine uyuyorlar, Kur'an ve sünnetin dışında düşünüp davranıyorlar. Bunu da ondan sonra büyüydü, nazardı, cinnilere bağlıyorlar. Yani öbürke gidecek, birisini vuracak, öldürecek. O ne diyecek? Üzerinde cinnilerin tesiri vardı. O yüzden mi vurdum diyecek. İnsanlar nefislerine uyuyorlar. Biz nefsimize uyduk deyip de tövbe edip, geri dönüp, eşinden helallık almıyor. Ondan sonra büyücülerin peşinde koşuyorlar. Hakikate aşık olmak ile Allah'a aşık olmak aynı şeyler midir? Evet. Bir sahabe savaş esnasında bir müşrik öldürecekken, müşrik la la illallah Muhammed'e Resulullah diyor.
Ama sahabe can korkusuyla getirdiğini düşünüp adamı öldürüyor. Bunu diyen peygamberimiz adama kalbine mi yardım baktın diyor. Ve sahabeye küsüyor. Sahabe ne kadar pişman olsa da peygamber efendimiz sahabe ile konuşmuyor. Sahabe öldüğü zaman mezarın bile kabul etmediği söyleniyor. Dinde üç günden fazla küs kalmak doğru olmadığı halde peygamber efendimiz neden küs kalıyor? Bunu herhalde siz ya bir yerden dinlediniz ya da internetten Google hazretlerinden aldınız. Çünkü evet olay doğru, olaydan o doğru olan olayın ardısı, arkası doğru değil. Öyle küs durdu, yok toprağın kabul etmediği öyle bir şey yok. Annemizi kaybettik, onun birkaç parça kıyafetini saklasak o eşyalar için fitre ya da zekat vermemiz gerekir mi?
Mirasçılara düşer. O yüzden mirasçılar kalan malını asıl isterse öyle yaparlar. Dersanelerin kapatılması hakkında ne düşünüyorsunuz? Samanyolu kanalı günlerdir eğitime darbe diye haberler yazıyor. Hatta Fethullah Hoca bunlar yakında cennetin kapılarını dahi kapatacaklar dedi. Kendilerinden başkası girmesin diye bu olaya ne dersiniz? Bakın ne kadar önemli öyle değil mi? İnsan normalde topluma konuşan insanlar, ben de dahilim buna. Ağzından çıkacak oldukları kelimeleri çok ölçüp, biçip tartıp çıkaracaklar. Mesela ben de kandil günü sohbetimde şeyde ne o kantarın topuzunu kaçırmışım herhalde.
Allah razı olsun birisi dedi ya böyle böyle bir şey oldu dedi. Dedim ya tamam olmuştur dedim ben. Kantarın topuzunu kaçırdıysam herkesten özür diliyorum bu noktada. İnsanlar topluma konuşurlarken gerçekten dikkatli olacaklar. Bir başkasının konuşması değil çünkü. Yani birisi orada konuşabilir bir şey, bir kişiyi iki kişiyi bağlıyordur. E biz şimdi burada konuşuyoruz, internette de yayınlanıyor, bütün her tarafı bağlıyor. Fethullah Hoca da bir laf söyledi, her yeri bağladı. İnşallah toparlar o da. Bunlar şey değil, nasıl söyleyeyim, ayıp bir şey değil. Allah bizi affetsin inşallah. İnşallah o hallerini Cenab-ı Hak hayra tebdil ettirir. Tabi bu memleket bir 28 Şubat yaşadı.
Bu 28 Şubat'ı yaşayınca, yani 28 Şubat'ta insanlar direnmedi. Müslümanların bir kısmı. Öyle iştahat ettiler. Direnmeyi seçmediler. Şimdi bir iştahat eder alim bir kimse veya bir şeyh efendi. Çünkü ehli tasavvuf üstadların da bu noktada iştahat edebileceklerine hükmetmiş. O esnada o size doğruymuş gibi gelebilir. Bazı meselelerde doğru veya eksik olduğu zaman gösterir ona. Şimdi 28 Şubat'ta direnmeyen, direnmemekle kerhen destekleyenler, bu kim olursa olsun kimseye atıfta bulunmuyorum. Bunun benim kendi içinde bulunduğum tarikatın içerisinden bazı şehirler dahil buna.
Tarafkirlik yapmayayım. Yani bizde 28 Şubat'ta ders yapılan bir tek yer Bursa kaldı bizim. Nevşehir, Sivas, Konya, ondan sonra Kayseri, İzmir, Ödemiş, Tire, Ondan sonra İstanbul, Samsun, Ankara, Tokat, aklıma gelenleri söylüyorum. Buradaki arkadaşlar, buradaki kardeşlerin hepsi de dersleri iptal ettiler.
Nevşehir dahil buna. Bir İzmir bayındır benim kendi memleketimde ders devam ediyordu. Bir de Bursa'da devam ediyordu. Arkadaşlar baskı var diye dersleri iptal ettiler. Ben de o zaman dedim ki hata yapıyorsunuz, direnin. Baskı var dedim bizde de var. Onların kapısının önünden polis arabası geçmiş, bizi alıp götürüyorlar boyuna. Şimdi o gün için direnmeme iştahadı edenler, kendilerince doğru iştahat ettiklerini düşündüler. Bu devran dönüyor, senin önüne geliyor o fatura.
Şimdi 28 Şubat'ta Kur'an kursları kapatılırken, imam hatipler kapatılırken, ehli tarikatın derslerine kilit vurulurken, Türkiye'de belli gruplar ve cemaatler direnmeme kararı alıp, kerhen 28 Şubat'ı destekler gibi göründüler. Dışarıdan görünen bu. Biz işin içini bilmiyoruz, destek dedi diyemeyiz. Ama mücadele etmemek de bir destek gibi göründü. Şimdi insanlar haklı bir şekilde, haklı bir şekilde, kardeş, Kur'an kursları kapanırken bir şey demedin, imam hatipler kapanırken, ortaokullar bir şey demedin, şimdi dershaneler okula çevrilecek deniliyor, sen direnelim diyorsun.
Deyince, senin önceki iştahatını koyuyorlar senin önüne. Oysa, çıkıp, ey ümmet-i Muhammed, biz bu 28 Şubatçılara karşı direnmemekle hata yapmışız. O gün için böyle iştahat etmiştik, ama zaman gösterdi ki biz bu iştahatta yanılmışız. Yanılana da bir sevap çünkü. İsabet ettirene 10 sevap, bir rivayette 2 sevap diyor, bir rivayette de 10 sevap diyor, isabet ettirene. İsabet ettiremeyene 1 sevap. Yanılmışız deyip hesaplaşsa, kendi kendine desek ya, hatalı bir iştahat olmuş, şimdi anlaşıldı.
Özür dileriz, bütün ümmet-i Muhammed'den, direnen bütün kesimlerden özür dileriz. Bizler de sizlerin yanında saf tutup, bizler de sizlerle beraber, o hafızlık kurumlarının, o Kur'an kurslarının, o imam hatiplerin, o dergahların, tarikatların, vakıf yerlerine el konulmasının, o şeyhlerin, o halifelerin mallarına, mülklerine el konulup, satılmasının karşısında, biz sustuk, direnmedik, korktuk. Bizim de okullarımıza, bizim de dershanelerimize, gelirler dokunurlar diye, ürttük. Kendimizi kurtaralım diye sustuk. Özür dileriz. Deseler, insanlar bu faturayı, onların önüne koymaz şimdi. Ama şimdi koyuyorlar. Şimdi adama diyorsun ya, koyma, kardeş o gün neredeydi diyor.
İmam hatiplerin, ortaokulları kapanırken, neredeydi diyor. Hadi cehaf ver. Kur'an kurslar kapatılırken, neredeydi diyor. Hadi cevap ver. Başörtüsü yüzünden, insanlar okuldan atılırken, okula giremezken, sokulmazken, başlarını açtırdılar, neredeydiler diyor. Ne cevap vereceksin? Duruyorsun. Yine kardeşlik hukuku diyorsun, insanlar hata yapabilir, kusur işleyebilir diyorsun. Allah muhafaza eylesin, öyle götürüyorsun. Ama insanların içerisinde, bir yara var. Bu insanlar, çok olgun, çok kemale ermiş insanlar değil. Bu yarayı, kendi içlerinde, tedavi etsinler, tamir etsinler.
Yaşadılar bunları. Ya insanların gözünün içine, baka baka yaşadılar bunları. Ya adamın, döner şeyi, Merve döner, adam mahkemeye gitti. İsmi neden Merve döner diye, fişlendi adam. E o zaman böyle bir direniş olmadı. Biz şimdi intikam alır gibi, bir şey düşünmeyin bunda. Ama, bunun da altını çizmekte fayda var. Yani bugün işte, yine insanın önüne konuluyor. Bugün kocaman bir, şey, mektup. 28 Şubat'ta, çevik bire yazılmış mektup. Okullar sizin, dershaneler sizin. İstediğiniz gibi kullanabilirsiniz diye. Önüne konuluyor insanın. Hayır o mektup benim değil diyemiyor kimse. İnsanın önüne konuluyor.
Benim o zamanlar ev adresimi, bir evin adresi bilinmiyordu benim. Benim evin adresini bir arkadaş gitmiş söylemiş. Evin adresini verince, benim ev sahibini, paldır küldür siyasi şube almış götürmüş. Pardon özür dilerim, terörle mücadele. Adam fellik fellik beni arıyor ev sahibi. Ben de diyorum ki, ulan ortasına çek verdim bu adamı, ben. Ondan sonra alacağı yok benden. Neden arıyor beni? İşte kendi kendimi düşünüyorum. En sonunda dedi ya ben muhasebecinin yanındayım, beni kurtar dedi. Neyse gittim ben. Dedi ya evi boşalt. İşte şöyle işte böyle. Ne oldu dedim ben. Beni götürdüler dedi şeye. Ne o? Terörle mücadele. Senle bu örgüttensin deyip, adamı bir zorlamışlar.
Adam evden çık diyor bana. E dedim ben kirayı ödedim. Dedi kiranı da istemiyorum senin dedi. Ben vereyim dedi. Taşınma paranı da vereyim dedi. Boşalt evi dedi. Bana. 28 Şubat'ta olan şeyleri söylüyorum size. Ya dedim, nasıl böyle bir şey olabilir? Yani ben kiramı ödemişim, evinde oturuyorum senin. Ben uğraşamayacağım dedi. Bana çok baskı yaptılar. Götürmüşler bunu terörle mücadeleye. Biraz ürkütmüşler bunu. Ben 10 gün içerisinde ev boşalttım. Yaşanan şeyler var. Korkmuşlardır o esnada. Ürkmüşlerdir. Destek vermişlerdir. Ne bileyim işte bir şey olmuştur. Ama insanın önüne geliyor şimdi.
Biz de destek verseydik, şimdi bizim de önümüze gelecekti. Cenab-ı Hak'a hamdolsun. Ben diyorum ki, bir tek Bursa'da ve bayındır da zikrullah devam etti diyorum. Geri kalan her yer kilit vurdu diyorum kapılarına. O gün kapılarına kilit vuran Şivan'da dervişlik, şeyhlik taslıyor. Şimdi havada uçuyor herkes. Şimdi denizin üstünde yürüyorlar. Şimdi öylesine dervişler, öylesine şeyhler ki. Ben de diyorum ki, bir düdük ötünceye kadar. Çünkü bir düdük öttü, siz işe paydos dediniz. İkinci düdükte paydos demeyeceğiniz ne malum? Sen bir düdük ötmüş, paydos demişsin. Bir kere ara neyi terk etmişsin. Kaçmışsın, kaçarken de geriye bile bakmamışsın.
O zikir yaptığın, ders yaptığın yeri kitlerken, neyi kitlediğinin fark etmemişsin. Bir kasırga koparmış Cenab-ı Hak, sen o kasırgayı gerçek zannetmişsin. Hayal o. Sahtesiyle, hakikatını ayırmak için o, imtihan o. Hani bu dünya geçiciydi ya, hani bu dünyanın süsü aldatırdı ya, hani bu dünya ve dünyadakilerin içindekiler, seni aldatmayacaktı ya, sen sufidin ya, sen derviştin ya, sen şeyhttin ya, sen hakikat yolcusuydun, hakikat eriydin ya, neyine kandın da kilidi vurdun, zikrullah halakasına.
Hani edebiyat anlatıyordun ya, sahabeler canını vermişti ya, tabi'in canını vermişti ya, kolları kopmuştu ya, kanatları kopmuştu ya, mallarını, mülklerini terk etmişlerdi ya, müşrikler el koymuştu mallarına ya. Hani müşrikler onların mallarına el koydukları zaman, kendi mallarını dahi işleyememişlerdi, bırakmışlardı ya Mekke'de. senin de malına el konsaydı ya, sahabeyle sen aynı yolda değil miydin? Senin de malına el konsaydı, senin de evine el konsaydı, sen de sürüm sürüm sürünseydin, sürgüne gönderilseydin ya. Karşılığını Allah vermeyecek miydi sana? Hani neredeydi Allah'a inancın? Hani aşıktın ya.
aşık hayali bir rüzgara kapılıp da yenilir mi? Hayali bir rüzgar onu kandırır mı? Hayali bir rüzgar onu devirir mi? Hayali bir rüzgar onu yerle eksan eder mi? Hani maşuka koşuyordun ya. Hani yolun haktı, hakikatti ya. Hani sen Allah yolcusuydun, ölürsen şehittin, kalırsan gaziydin ya. Hani senden önceki pirler, senden önceki pirler, az mı zulüm çektiler? Hani senin İmam-ı Azam az mı zulüm çökti? Şehit olmadı mı? Senin imamların, o sultanların zalimliklerinin altında kalmadılar mı? Her biri canlarını feda etmedi mi? Hangi birini anlatalım?
Rahatlıkta dervişlik kolay, rahatlıkta aşıklık kolay. Şimdi ne var? Şeyhlik yapma. Herkes şeyh şimdi. Şimdi herkes şeyh. Şimdi herkes televizyonlarda boy gösteriyor. Sohbetler, zikirler, havalar, mercedesler, civalar, hanlar, hamamlar. Neler var şimdi? Ooo! Ben geriye çekiliyorum. Diyorum ki 28 Şubat'ta neredeydi bu? Aaa! Bunlar da kilit vurmuştu. Aaa! Bu da kilit vurmuştu. Kendi içimden diyorum ki, ha tamam. Bir düdüklük bu. Bir düdük hikayesini biliyorsunuz değil mi? Hani 12 Eylül günü.
Ben 12 Eylül'de ihtilal oldu. Bizim ülkücüler ihtilali yaptı dedim. Kendi kendime. Ben bahçeden geliyorum. Maydanoz sulamaktan. Evin içindeyim. Ben evden dışarı böyle ülkücülük var, bahadırlık var ya. Kapının önüne çıktım ben. bir sokağın başında bir tane şey, asker. Sokağın öbür başında da bir asker var. Sokağın başındaki pırrp bir düdük çaldı. İçeri gir diye. Ben babayydım yani. İçeri girer miyim öyle bir düdükle? Durdum ben geldi. Asker dedi ki bana abicim gir içeri şimdi dedi alırlar götürürler dedi. Kapıdan bak kapının eşiğinde duramıyorsun. Kapının eşiğine geçtim ben. Kapat kapıyı içeri gir dedi.
Bir düdük içeri. Benim bir düdük dediğim bu. Bir düdük çaldı 12 Eylül'de. Ne solcusu kaldı ne komünisti kaldı ne ülkücüsü kaldı ne türkücüsü kaldı. Hiç kimse kalmadı. Bir mavi bir mavi tren diyorduk. Kuyucu hatırlıyorsundur sen belki de. Değil mi? Böyle uzun bir Ford minibüs. Mavi tren geldi dedik mi kimi alıp götüreceği belli değil. Bizim yönetim kurulundan başladılar. Bir iki ben o zaman İlko Ocakları yönetim kurulundayım. Bir iki götürdüler sıra bize geliyor. Mustafa Özba ikinci gün mü üçüncü gün mü ben İzmir'de soluklandım. Bayındır'dan. Dedim burada da beni bulurlar mı bulurlar. Hemen orada bir iş buldum ben Cenab-ı Hak denk getirdi. Mehmet Bahçeli var şimdi şeyde o.
Karacabeyi Bandırma'da. Bandırma'da şu anda. O zaman o İzmir'de çalışıyordu. Ben ona dedim birader benim hemen iş bulmam lazım. O da dedi ki bizim şirkette var. Ben Kütahya azot fabrikasına gittim. Orada bir filtre montajında çalıştım. 66 gün azot fabrikasından dışarı çıkmadım ben. Dışarı çıktım da beni sorgular. Çünkü alıyor kimliği götürüyor seni. Bakıyor tipine bu ülkücü götürüyor. Bakıyor tipine bu solcu götürüyor. Bir düdük içeri. Bir düdük muhabbeti bu. 28 Şubat'ta bir düdük ne dervişliği kaldı milletin ne zakirliği ne şeyhliği. Herkes içeri. İşte o gün içeri girenler bugün baba etlik yapmayacaklar. Onlara derler ki düdük çaldığında neredeydin?
Şu Kuyucu Mehmet var ya arkada duran dayımın oğlu. Onun dedesi anlatırdı. Tarihle alakalı Yunan'ın işte bayındırdı o bölgede nasıl gittiğiyle alakalı liseliler, ortaokul liseliler tarih dersini dedeme giderlerdi benim. Dedem anlatır Yunan zamanını. Ben bir şey duydum. Yunan oradayken tabi efeler, zeybekler dağlara çıkmışlar. Baskınlar yapmışlar. Onlarla mücadele etmişler. Tabi Yunan İzmir'den gitmiş. Arkasından sahte efeler çıkmış. Bunlar raflardaki o yüklüklerdeki efe elbiselerini giyip meydanlara çıkmışlar. Bunu bir başkası da anlattı bana. Dedim bunlar neden giymediler daha önce? E kolay mı Yunan buradayken onu giymek dedi.
He. Demek ki Yunan oradayken efe elbisesini giymek kolay değil. Yunan gittikten sonra sen istediğin kadar efe elbisesi giy, sen sahte efe oluyorsun. Yunan oradayken efe elbisesini giymek önemli. 28 Şubat'ta direnmek önemliydi. Hani Hazreti Peygamber Efendimiz diyor ki hicret bir sefer. O da oldu diyor. Sonradan hicret edenler hicret değil. Hicret ne zamandı? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Mekke'deyken de hicret. Çünkü malını, mülkünü, her şeyini Mekke'nin içerisinde bırakıyorsun. Bağını, bahçesini, evini, barkını hicret ediyorsun. Ve sen Mekke'den çıkar çıkmaz senin malına müşrikler el koyuyor.
Senin burada tekstil fabrikam var. Malın, mülkün, her şeyin yerinde. Nerelisin? Bursalısın. Sana diyorlar ki hicret edeceksin. Sen her şeyini bırakıp gidiyorsun. Ama senin değil olmuyor bırakıp gidince. Orası başkasının oluyor. El koyuyorlar. Hicret o zaman. Sen malına, mülküne, evine, tarlana, hurma bahçelerine, dükkanına el konulacağını bile bile emre oyup hicret ediyorsun.
Hicret o gün. Sonraki hicretler gerçek hicret değil. Hicret sevabı alır. Ne yapan? Haramdan helala dönen. Hicret sevabı alıyor. Hicret etmiş olmuyor. Bu da onun gibi şimdi. 28 Şubat direnseydi, o kimse gaziydi. Direnmedi. Onunla beraber oldu. Allah bizi affetsin. Şimdi milletin önüne geliyor tabi bunlar. Gelecek de daha. Yakın tarih ya. Gelecek, anlatılacak da. Namazın önemini anlatır mısınız? Namaz dinin direğidir.
Namaz müminin miracıdır. Namaz dinde yıkılan son kaledir. Hadis-i şerif. Namaz dinde yıkılan son kaledir. Yani bir kimse namazı terk ederse dini yıkılır. Bir kimse namazı kasten terk ederse dini yıkılır. Namaz, namazı kılmamak, kasten terk etmek şafiye göre küfürdür. Namazı sevdirmeye çalışmıyorum.
Namaz kılmayan bir kimsenin nefsi namazı sevmez. O nefse emredilir. Çünkü sevgi içinden gelen hoş bir şeydir. Namazı sevceğim diye beklerse bir kimse ömrü heder olur. Namazını kıl. Emir. Zekatını ver. Emir. Orucunu tut. Emir. Emir. Cenab-ı Hakk'ın emrettiği şeyi biz yumuşatamayız. Emretmiş. Bu emir. Namaz dinde son kaledir.
Yıkıldı. Adamın dini yıkıldı. Allah muhafaza eylesin. Kasten namazı terk eden bir kimse dinini yıkıyor. Ben memurum. Cemet kardeşim. Öğleyle ikindiği cemet. Ben sabahleyen kalkamıyorum. Kalktığında kıl kardeşim. Ben gece geç yatıyorum. O yüzden sabah uyanamıyorum. Uyandığında kıl sen. Uyandığında kıl. Bir çalışan eleman düşünün. Hiç işe gelmiyor. Öbürkü de 10 dakika geç gelmiş. Yarım saat geç gelmiş. Ona dersin ki ya neden geç kalıyorsun? Geç kalma bir daha. O da der ki ya özür dilerim. Hakkınızı helal edin.
Kalkamamışım. Gidememişim. Yan yattı. Çamura battı. Trafik sıkışıktı. Ertesi gün kaza oldu. Ertesi gün bela oldu. Hep gelir ya böyle. Her gün onu bulur hep. Her şey. İyi tamam. O geliyor. Birisi mesela işte hasta oldum dedi. Hasta hasta geleydin dedim. Burada yatırırdık biz seni dedim. Ne olacak ki? Sen hasta gel. Biz gönderelim seni geriye. Ne olacak ki? Diyelim ki hasta hasta gelmiş işe. Bunun gibi. Sen işe gelmiyorsun kardeş. Namaz. Nasıl olacak? Sen bir iş yerine düşün. Ben burada çalışıyorum. E hiç gelmedin daha sen buraya daha.
Bir işin ucundan tutmadın. Nasıl seni bu iş yerinde çalışıyor hükmünde göreceğiz biz? Var mı böyle bir adama maaş verecek olan? Hiç işe gelmeyecek. Siz ona maaş vereceksiniz. Yok değil mi? Şimdi kime gitsek kardeş? Gelelim biz sen de çalışalım. Hiç işe gelmeyelim. Sen ay sonunda yatır bizim hesabımızı bank hesabını desek. Adam bize küfre mi geldin kardeşim? Çık git kafam mı kırık sen? Nesin sen der adam. Ama hiç namaz kılmadan cenneti isteyebiliriz biz. Değil mi? Hatta vururuz böyle. Var ya. Kalbime bak kalbime. Namaz müminin miracı.
Namazsız bir Müslüman düşünülemez. Allah bizi onlardan eylesin. Tövbe edip aynı hatayı tekrarlarsa günahı nedir? Tövbe edip aynı günahı işleseniz de bir daha tövbe edin. Yine işleseniz de bir daha tövbe edin. Benim bir arkadaşım var. Kandile inanmıyor doğru mudur? Lambaya inansın.
Yeni çıktı ya şimdi bu. Birisi de telefon açmış bana. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Mustafa Hoca ile mi görüşüyorum? Evet buyurun dedim. Ben hoca değilim ama dedim. Adım Mustafa. Bir şey soracaktım dedim. Buyurun dedim. Kandil var mı dedi. Yoktur şu anda herhalde dedim. Nasıl yani dedi. Herkes lamba taktırdı her yere dedim. Ben o manada demedim dedi. Ne manada dediniz dedim ben. Hani bu kutlanan kandiller var ya dedi. Evet dedim ben. Ben onlarla alakalı dedim dedi. Sen olmadığını mı iddia ediyorsun dedim ben. Evet dedi. Sen dedim yaşının gününü biliyor musun? Biliyorum dedi. Evli misin dedim ben. Evet dedi. Çocuğun var mı dedim ben. Evet dedi.
Çocuğunun dedim doğum gününü kutlanıyor mu evde dedim ben. Dost doğru soracaksın yalnızca. Kutlanıyor dedi. Ve kardeşim dedim. Sen çocuğunun doğum günü için pastalar alıyorsun. Mumlar alıyorsun. Çocuğunun arkadaşlarını topluyorsun. Evde davet veriyorsun. Herkesi yediriyorsun. İçiriyorsun. Öyle değil mi dedim ben. Evet. Bir kimse dedim. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri doğdu. İyi ki doğdu dese dedim. İnsanlar o gün Allah'ı zikretseler, dua etseler, Allah'a hamd etseler. Ya Rabbi böyle bir peygamber göndermişsin. O peygamberi bizi de ümmet etmişsin. Hamdü sena olsun deyip dedim. O günü bayram gibi kutlasalar dedim.
Haram mı olacak dedim ben. Durdu. Sen bir lamba tak evine dedim. Lamba tak demek, aydınlan demek istedin bana. Şimdi yeni yeni çıktı bunlar. Kan dil yok. Kardeş, biz Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini seviyoruz. Onun doğum gününü böyle kendimizce Allah'a hamd ile, zikirle, şükürle, namazla, oruçla geçirmek istiyoruz. İbadet ediyoruz. Sen istediğin kadar yok de. Biz bunu yapacağız. Ne yapacaksın? Ne yapacaksın?
Bakın kıymetli dostlar. İnsanlar, insanlar dini yaşamayanları bırakmışlar. Hristiyan'ı bırakmış, Yahudi'yi bırakmış, Putperest'i bırakmış, Budist'i bırakmış, inanmayanı bırakmış, inançsızları bırakmış. Dinle savaşan, Müslümanlarla savaşan herkesi bırakmış. Oturmuş, kandili kutlayanlarla tartışıyor. İnsanlar televizyona çıkıp din ve dinle alakalı her şeye hakaret ederken, oturmuş o da kandili tartışacağım diye uğraşıyor.
Allah bizi affed ha. Yakın akrabalarımızdan bizi vizen ve kıran bir takım davranışları karşısında onlara karşı nasıl bir tutum içinde olmalıyız? Görüşme ve irtibatımızı kesmek veya küsmek, konuşmak, konuşmamak doğru olur mu? Sufiliğin buna yaklaşımı nasıldır? Hiç kimseyle irtibatı kesmeyin, hiç kimseyle konuşmamazlık, görüşmemezlik yapmayın. Hiç kimseye küsmeyin, hiç kimseye. Gönül arzu eder ki herkes makul dairede onlarla görüşsün, konuşsun, bir sıcaklık oluşsun. Her ne kadar olamıyorsa da. Ama irtibat kesmek, küsmek, bile bile irtibatı koparmak, sıla-i rahmi kesmek, sufi dünyasında yok. Rüya ve hallerimizin açılması zahiren ve batinen kişinin iradesinde midir?
Böyle ise sufi nelere dikkat etmeli örnekler misiniz? Bunun için dikkat edecekse hiç etmesin. Atsın volant kayışını, kendine gitsin o. Hiç ama. İbadet kulluğun göstergesidir. Zikir kulluğun göstergesidir. Haramdan uzak durmak kulluğun göstergesidir. Edebe riayet etmek kulluğun göstergesidir. Hal için, rüya için, keramet için ibadet etmek Allah muhafaza eylesin. Ben daha ileri gideceğim, şirke yakındır. Yok. Bir kadın evinin kraliçesidir demiştiniz.
Eyvah ya! Öyle mi demişim? Evimizin kraliçesi nasıl olacağız efendim demiş. İnşallah. Hani, bu arada benim şu zamanıma denk gelmiş demek. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti, Hazreti Ayşe Validemiz, Hazreti Ayşe Validemiz, Ayşe Validemiz'e diyor ki, Senin diyor bana kızıp kızmadığın günleri ben biliyorum diyor.
Nereden biliyorsun ya Resulallah diyor. Sen diyor bana kızdığın zaman diyor, İbrahim'in Rabbine yemin olsun diyorsun diyor. Bana kızmadığın zamanlarda da Muhammed'in Rabbine yemin olsun diyorsun diyor. Ben de evin kraliçesi demişim, demek ki o zamanlar öyleymişim. İşin latifesi. Evet, kadınlar evlerinin kraliçesidir. Olabilirlerse. Şimdi öyle bir kadın profili çizeceğim burada, bütün erkeklerin çeneleri düşecek. Bütün erkeklerin. İsterse torunu torbası olsun. Onun dahi çenesi düşer. Ama böyle bir kadın yok.
Aramayın. Böyle bir şey yok. Sonuçta kadınlar, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin göğsünü dahi yumruklamışlar. Küçümsemek için söylemiyorum. Mübarek, damda yaşamış bir müddet. Sen olmasaydın bu kainatı yaratmazdım dediği peygamber, eşlerinden dolayı damda yaşamış. Evet, gönül arzu eder ki, kadınlar evlerinin kraliçesi. Erkekler de evde o kraliçeyi hizmet eden hizmetçisi olsun. Hiç işine gelmedi değil mi bu? Önemli olan kral veya kraliçe olmak değil, önemli olan her yerde ve noktada Kur'an ve sünnet edebiyle, ahlakıyla yaşamak. Ama şunun altını çizeyim, kadınlara bu sohbeti.
Erkekler dışarıda normal bir hayat yaşamıyorlar. Bunu erkekleri haklı konuma getirmek için söylemiyorum. Erkekler dışarıda normal bir hayat, düzenli bir hayat yaşamıyorlar, yaşayamıyorlar. Stresleri, sıkıntıları, problemleri çok. Ve dışarıdaki hayat dini bir hayat değil. Dindar erkekler dışarıda normal günlerini yaşarlarken zorlanıyorlar. Evlerine gidince evlerinde huzur bulmak, güler yüz, tatlı dil, sevecenlik, muhabbet, iyilik, güzellik, şefkat, merhamet, lütuf, ikram, ihsan arıyorlar. Bugün için erkeklerin sığınacakları liman, dervişler için söylüyorum.
Tekke ve ev. Bugün için erkeklerin başka, biz kendi içimizden söyleyelim, başka sığınabilecekleri, gidebilecekleri başka bir mekan yok. Başka bir oluşum yok. E dergâhta şimdi genelde birbirini dövmek, sövmek, kötü söz söylemek, ters bakmak, yan bakmak az olur. Olur, az olur. Ama evde bayan kardeşler biraz böyle agresif davranıp, biraz böyle hoşgörülü olmayıp, biraz böyle sert davranınca, adamlar istiyorlar ki, 10 gün ders olsa 10 gün derse gelecekler. Başka gidecek yer yok çünkü. Ama kadınlar bu noktada gerçekten ciddi ve samimi söylüyorum. Ailenin derlenip toparlanmasında, ailenin birlik ve beraberliğinde en önemli ögelerden birisi.
Bu noktada eşler çok dikkatli olmalı. Evdeki hal ve davranışlarıyla, temizlikleriyle, kıyafetleriyle, çocuklarını eğitmeleriyle, eşlerini olan davranışlarıyla, mümkün olduğunca, edep, terbiye, ahlak, kalite olmalı. Eğer böyle olmuyorsa ve evdeki hayat kalitesiz bir hayatsa, erkek için bu zulüm.
Aynı şekilde erkekler de evlerine kalite sunmalı. O da eve gittiğinde edep, adap, erkan, temizlik, hoşgörülü, tatlılık, sevecenlik, birazcık sempatilik, sempatik olma, biraz böyle şakacı olma, latifeci olma, etrafla ilgi, alaka, konuşma, görüşme, buna da dikkat etmeliler. Yoksa kadınlar da eğer dışarıda bir işleri ve hayatları yoksa, onların da işleri, evleri ve çocukları ve eşleri oluyor.
O da bütün gün evde yemek yapacağım, bulaşık yıkacağım, temizlik yapacağım diye. Çünkü genelde kadınlar şimdi sosyal faaliyetlerden eksik kalınca, kendilerini çamaşır suyunun içerisine atıyorlar. Önceden kadınlar lavanta kokarmış, güzel kokular kokarmış, şimdi çamaşır kokusu, yolda giderken bilen çamaşır kokusu geliyor. Çamaşır suyu, bu da olmamalı. O yüzden gerçekten insanlar, popüler kültür dediğimiz kültürsüzlükle, İslam kültürünün arasında sıkışıp kalıyorlar. Bu sıkışıklıktan çıkmanın yegane tek yolu var, sımsıkı Kur'an ve sünnet edebi, ahlakı, terbiyesiyle yürümek. O yüzden kadın kardeşler de, erkek kardeşler de kendilerine dikkat edecekler.
Resim bulunan odada namaz kılınır mı? Resmin konumuna bağlı. Boydan bir insan resmi var ise, o insan resmine karşı namaz kılınmaz. Ama boydan bir insan heykeli varsa, ona karşı namaz kılınmaz. Ateşe karşı namaz kılınmaz. Yani kıble tarafında bunlar olmayacak. Kıble tarafında işte at resmi, inek resmi, kurt resmi, köpek resmi olmayacak. Bakın, bir hayvanın veya hayvan figürünün veya boydan bir insanın bulunduğu mekana, rahmet meleklerinin girmemesi farklı bir şey, orada namaz kılınıp kılınmaması farklı bir şey. Duvarda yarım babasının resmi var, aa burada namaz kılınmaz, neden resim var? Ya kardeş, yarım resim, tam resme girmiyor, anefilere göre.
Orada namaz kılınır. Ha mümkünse, kıble tarafı, secde yerinde kıble tarafında olmasın. Tamam. Orada namaz kılınır. Hayır dedim. Demin okuduğunuz Fethullah Gülen haberinin başlığı ile haberinin metni çok farklı. Hoca Efendi, koskoca adamlar ne işler yapmışlar, şimdi ise ne duruma düştüler gibisinden söylemiş. Böyle ulu zatları eleştirmek yerine onları anlamaya çalışmanın daha isabetli olacağını düşünen bir kardeşinizim. Size de bu gözle bakıyorum, ellerinizden öperim. Eyvallah olabilir ama ben de okudum metni öyle. Belki de Hoca Efendi'nin kastı, metni bugün ben de okudum, dün akşam haberlerde dinledim, üzüldüm kendi kendime. Öyle değildir. Bir düzeltme yazısı istedim. Ama metni okuyan herkes, ondan sonra herkes gibi algılayabilir. Belki de maksat, amaç farklı olabilir.
Hani evet, yani yaşlı başlı adamlar, bakın ne hale düştüler dese, biraz daha usturuplu olacak. Ama onların bu hale düştüğüne ciğerim yanıyor dediğinizde, bu farklı bir şey olur. Yani onlara ciğerim yanıyor, niye ciğeriniz yanar? Sizin ciğerinizi ne yakar?
Sevdiğinizin başına sıkıntılı bir şey gelirse, ciğeriniz yanar. Öyle değil mi? Siyaseten de söylemiş olabilir. Ama bu ara İslam dünyası istim üzerinde, sadece Türkiye değil, Mısır'da Sisi'yi destekleyen bir Eser hocası var.
Eser'in imamı darbecilerinin yanında, ona, onun lehine destekledi orada. Görüntüde o da vardı. Bakın, şu denilebilir, adamı katleteceklerdi. Adamın kolunu keseceklerdi. Adamın çocuklarını öldüreceklerdi. Şimdi orada Müslüman kardeşlerinin, yöneticilerinin, bir tanesinin, iki tanesinin çocuklarını katlettiler, şehit ettiler. Bunların bir kimse, ilk et hafta ben mesela gördüm adamı orada, dedim ki ya, şehit olurdun, ne amma onun yanında durdun ki? Seni de atardı içeri. Atsın.
Hani Sisi seni de atardı içeri. Atsın. Hani ahiret bizim burnumuzun dibindeydi ya. Derdin bu. Yani ben hala da, bakın, söyledim de zaten sözümün bir kenarından. Bir ses kaydı var orta yerde. Bu ses kaydı onun mu gerçekten? Bu söz gerçekten onun mu? Bilemem. Ama benim değil denmedi şu ana kadar. Bu ses kaydı yalanlanmadı. Baskı altındadır. Zulüm altındadır. İşkence altındadır. Başka bir manevi bir baskı altındadır. Her şey olabilir. Ama ciğerim yanıyor sözü gerçekten altı çizilecek bir söz.
28 Şubat'ta Müslümanların ciğerini yakan insanların yargı önüne çıkarılması bir başkasının ciğerini yakıyorsa herkes durur. Ben davacıyım Allah katında. Ben 28 Şubatçılardan Allah katında davacıyım. Müslümanlar benim hakkımda aleyhimde ne yaptılarsa yapsınlar hepsine de helal hoş olsun.
2003 yılında ben 2002 yılında en son ömreye kaçta gittirdik İsmail? 2003 müydü? 2002 miydi? 2001 miydi? 2001'de ben ömreye gittim de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin başında dedim ki Ya Resulallah şahit ol. Bugüne kadar dedim hangi kardeş bana ne yaptıysa hakkımı helal ettim. Bugünden sonra da dedim hangi Müslüman kardeş bana bir şey yaparsa hakkım helal olsun dedim. Eyvallah. Bakın hakkım helal olsun. Varsa. ama 28 Şubatçılara böyle bir şey diyemeyeceğim. Benim ve benle beraber arkadaşlarımın ciğerini yaktılar. Ben onlara hakkım helal olsun diyemeyeceğim.
Kur'an kurslarını kapattılar. Hafızlık kurumlarını kapattılar. Yok. Bizim ciğerimizi yaktılar. Benim daha bir sürü mahkemen devam ediyor. Ben böyle konuştukça da zaten karar bütün davaları kazandım karar düzeltmede duruyor öyle. Ben hala da onların etkili olduklarına inanıyorum. Davalarını kazanalı 4 yıl olmuş 3 yıl olmuş 5 yıl olmuş 2 yıl olmuş karar düzeltmede duruyor. Demekulis'in kılıcı gibi. Karar düzeltmeden bir gene yanlış hani bozarsa kararı ben yeniden bir daha davalara girişeceğim. Karar düzeltmeden yerel mahkemenin ve bir üst mahkemenin verdiği benim haklılığımı teyit etse bitecek iş.
Ama devam ediyor daha. Ya bu konuşmalarımın etkisi vardır yoktur hiç bu konuda derdim de yok. Orada bir evet ben bütün hüsnü niyetimle Hoca Efendi'yi anlamaya çalışıyorum. Bir de ben Hoca Efendi'yi yeni tanıyan bir kimse değilim. ben İzmir'in Bayındır ilçesindenim. Hoca Efendi'nin Kestane Pazarı Camii'nden itibaren kendisini tanırım. Bir adım daha elere gideyim. Bizatihi tanışırız. Konuşmak istemiyorum şimdi. 76'dan tabii bir kimsenin şeyhini üstadını sevmesi hakkıdır.
Hoca Efendi'yi de sevmek onun peşinden gidenlerin onun disturlarıyla disturlar anlananlar hakkıdır. Ama o ciğerim yanıyor sözü hani bak ya işte bu adamlar neredeydi şimdi ne hale geldi. İbret almak lazım. Eyvallah. Bakın bu adamlar dünün şahıydı. Bunlar 28 Şubat'ın koca koca koca güçlü iktidar olan insanlarıydı. Şimdi cezaeindeler yanlış iş yapmanın sonucunu görün ibret alın. Senin nereye gelirsen gel eksik yanlış bir şey yaparsan ibretlik bir şey ne hale düşüyorsun.
Yani gerçekten de sen bu hale düşecek bir insan değilsin. Üzülüyorum senin bu haline. İnsanlık adına aldığın eğitim adına bulunduğun kurum adına düştüğün bu hal üzüntü verici. Eyvallah. Ama ciğerim yanıyor dediğinizde bu farklı. biraz böyle bazen bende de oluyor muhakkak kantarın topuzu kaçmış gibi. Allah bizi affetsin. İnşallah Hoca Efendi düzeltir onu tahmin ediyorum. Düzeltir bütün herkeste bu şeyden ne o didişmeden kurtulur. Gönül arzu ediyor ki Hoca Efendi de makul bir noktaya bu meselede parmak basar.
Hükümet de makul bir noktada durur. Müslümanların içerisinde ayrılık gayrılık ne bileyim yol ayrımı olmaz. İnşallah bu süreçte Müslümanların birliğine beraberliğine birbirinin desteğine ihtiyacı var. Ayrılıklardan ayrı düşmelerden Müslümanlar karlı çıkmazlar. Padişahtı o. Hem de pek uyanık bir padişah. Öz bir kişiydi o. Hem de Allah'ın öz kişilerinden hekimden için söylüyor bunu. Bir kişiyi böyle bir padişah öldürürse baht ne andaysa o yana en iyi bir mevkiye çeker iletir onu. Onun faydasını onu kahredişte görmeseydi o mutlak lütuf nasıl olur da kahretmeyi dilerdi.
O hekim mürşidi kamildi. O mürşidi kamiller bir şey yaparlarken Allah'ın emri ve hikmeti üzerine yaparlar. Allah'ın emri ve hikmeti üzerine bir şey yıkarlarsa onun yenisi ve daha iyisi gelecektir. Onda hikmet ara. Onlar o mürşidi kamiller o Allah'ın velileri peygamberleri o Allah'ın dostları bizim bizim gözümüzün önünde bir şey yırtar atarlarsa suizana düşme onun yenisini yapacaktır onlar.
Yenisiyle emredilmişlerdir. O yüzden onların bir şeyi yırtıp atmasında hikmet vardır. O yüzden onlar nefisle mücadelede senin nefsine zorluk vermelerinde hikmet vardır. Senin nefisle mücadelende sana emrettikleri şeyler sana acı gelebilir sana yıkıntı gelebilir sana ölüm gelebilir. Bunlar senin yeniden dirilişine sebep yeniden yenilişine yenilenmeye sebep olacaktır. Onlar zulmetmek için yola çıkmazlar. Allah kullarına zulmetmek istemez zulmetmez. Peygamberler ümmetlerine zulmetmezler. Allah'ın dostları velileri etrafındaki insanlara ve velilere ümmete ve ihvan kardeşlerine zulmetmezler. Onlara kötülük yapmazlar.
Onlara yanlış ilaç bile bile vermezler. Onlar ihya etmek için hidayete sebep olmak için yeniden diriltmek için yeniden diriliş olması için bir şeyi öldürürler. O yüzden suizana düşmek iyi değil. O yüzden bazen onların kahredişleri fayda verir. Onların yıkmaları bazen fayda verir. Onlar bazen bir şeyi yıkıyormuş gibi görebilirsiniz siz. O yıkıntının altından neşvi neva eder harika binalar çıkar. O kahredişin arkasından harika binalar çıkar. Çocuk hacamatçının açacağı yaradan titrer durur. Esirgeyici anaysa o solukta sevinçlidir.
Çocuğa hacamat yapmaya kalksanız çocuk jileti görür, usturayı görür, titrer korkar. ama anne bilir ki o çocuk o her camattan sonra şifa bulacak. Annesi o titreyen çocuğu sükunete erdirmeye çalışır. Ameliyata girecek olan hasta kesileceğim bitireceğim ameliyat masasında kalırım korkusuyla titrer durur. ama onun iyiliğini isteyen dostları onun ameliyat olmasından sevinirler. Birisi bıçağın altına yatmaktan korkarken onun dostları ise onun iyileşip şifa bulacağını ümit ederekten ameliyat olmasından sevinirler. Bir başkası onu dışarıdan gördüğünde vah vah demez hiç. Siz ameliyat olup şifa bulacağına inandığınız bir kimsenin ameliyat olmasına vah vah der misiniz? onun hasta haline vah vah dersiniz ve dersiniz ki neden tedavi olmuyorsun?
Tedavi olmak sünnet Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tedavi olmayı teşvik etti. Hatta Müslümanlar hasta olmazdı da Yahudinin birisi göşecekti. Dedi ki Müslümanlar hasta olmuyor. Onlar az yerler az konuşurlar az uyurlar o yüzden hasta olmazlar dedi. Demek ki hastalığın sebebi neymiş kıymetli dostlar. Çok yemek çok konuşmak çok uyumak bunlar insanı maddi manevi hasta eder. Çok yiyenler maddi manevi hasta insanlardır. çok çok konuşanlar olur her her yerde her şeyi konuşurlar. Bunlar maddi manevi hasta insanlardır. Çok uyuyanlar maddi manevi hastadır.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o Yahudi doktora dedi ki Müslümanlar az yerler az konuşurlar az uyurlar o yüzden hasta olmazlar. Dikkat edin hastalığın sebebidir çok yemek. Hastalığın sebebidir çok uyumak. Hastalık sebebidir olur olmaz her şeye konuşmak. Enteresan bir şeydir duyduklarınızı sizin anlatmanız yalan olarak yeter. Bakın duyduğunu anlatmak yalan olarak yeter. Duyduğunu dahi anlatma sana yalan olarak yeter diyor. Gıybet etmek iftira etmek boş lakırtı etmek insanları eğlendirmek için konuşmak şaklabanlık yapmak için konuşmak insanlara bu noktada şarkı söyleyip de oradan para kazanmak çalgıcılık yapıp para kazanmak bunlar caiz olmayan şeyler.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde işte bir kimse ameliyat olmaya gitse ameliyat olacak olan kimse belki de titreyebilir. Onu ama onu ameliyata gönderenler şifa ümidiyle onun ameliyat olmasından sevinirler. Bu zahiri hastalıklar e batine hastalıklar da aynı. Birisi bir mürşidi kamile gitse orada maddi manevi hastalıklarından kurtulunacağına inanılsa insanlar oraya gitmesi için teşvik etmez der mi?
Çekmeyen bilmez. Evde huzursuz huysuz bir kadın olsa evde huzursuz huysuz bir adam olsa kadın da adam da birbirlerini tedavi olacak yer ararlar. Bakın az önce geçinemiyoruz bizde büyüğü mü var diyorlar. Bu derdi ancak onlar bilirler. Onlar nefislerini terbiye etselerdi onlar nefislerini edeple süslemiş olsalardı bizim başımızda büyüğü mü var nazar mı var deyip üfürükçülere koşturmazlar hocalara koşturmazlardı.
Adı hoca onların. Onlar üfürükçü büyücü istismarcı. İşte manevi tedavi de budur. O mürşidi kamiller o veliler manen tedavi ederler. O manevi tedavi alan kimse iyileşir. Onun iyileştiğini gören kimse sevinir. Oysa o manevi tedavi esnasında acı çekiyordur. ona yeme demek onun o sözü dinlemesi çok konuşma demek onu dinlemesi bu haram bu caiz değil bu normal değil şunu şöyle yapacaksın riyazatları çekmesi o riyazatları yaparken o kimse acı çeker. Herkes kahvede kağıt oynarken sen oynayamazsın. Herkes mayosunu bikinisini giyip denizde güneşlenirken sen güneşlenemezsin.
Herkes gidip heva ve hevesini doyururken sen doyuramazsın. bu dışarıdaki kimselere bakılınca acı gelir. Hatta bunları yapanlar dönerler ona vah vah vah görüyor musunuz bunlar yapamıyorlar derler. Hatta kimisi yani yokluk kolay değil yani yaşayamıyor ya böyle bir hayat onu yokluktan zanneder. Ama bu riyazattır. Yolun adabı erkanıdır. Bu yol riyazatsız gidilmez. Yol riyazat ister. Yol çalışmak ister. gayret ister. Edep terbiye ister. Kendini muhafaza etmek sınırlamak ister. İşte o yüzden bunlar dışarıdan acıymış gibi gelir. Ama hekim bunları verir ki o oradan şifa bulsun. Yarım can alır yüzlerce can bağışlar.
Hekim bunları yaparken o veliler o mürşidi kamiller bu eğitime tabi tutarken insanları sanki canı gider insanın yarım canı gider. Ama sen yarım can verirsin o sana yüzlerce can bağışlar. O can bağışlanma kapısını aralar sana. Sen yüzlerce can bulma kapısını bulursun. Sana yüzlerce can bulmanın yolunu öğretir o. Vehme bile gelmeyen bir şey vardır ya onu verir işte. Bu hayale bile gelmez. Bu düşünceye bile gelmez. artık sen Allah'a vuslat yolcususun. Sana onu gösterir. Sana onu verir. Sana binlerce can bağışlar. Sana ebedi can bağışlar. Sen ebedi alemde hep onun cemalini seyrederekten kalırsın.
Sen kendine göre kıyaslamadasın ama çok pek çok uzak düşmüşsün. İyice bak bir hele. Sen kendi kendine de bunu kıyaslama. kıyaslamada hata yapıyorsun. O yüzden kıyaslayarak kendini bu meselenin hikmetinden uzak tutuyorsun. Sen velilerle normal insanları kıyaslama. Sen peygamberlerle normal insanları kıyaslama. Sen yol gidenlerle yolsuzları kıyaslama. Sen delice zeytinler delice zeytinle aşı zeytini bir tutup da sen onları böyle bir şey yapma. Ya sen git o velilerin o peygamberlerin yolunda yürümeye çalış. Sen git Kur'an ve sünnet dairesinde yürümeye çalış. Diyelim ve cariye padişah hikayesi bitmiş oldu.
Bu hikayeyi evlerinde mesnevi olanlar tekrar dönüp bir daha okusunlar. bu hikayeyi iyice anlamaya çalışsınlar. Çünkü Hz. Mevlana bu hikayeyi bu bizim hikayemiz diye adlandırmış. İnşallah önümüzdeki hafta Allah izin verirse Cenab-ı Hak sağlık afiyet verirse bakkalla Dudu kuşunun hikayesine geçeceğiz ki mesnevi deki ikinci hikaye. El Fatiha Selam Amin Destur

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi