Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 16 Mart 2014 · 1:17:51
Allah gecenizi hayır eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, ömrünüzü, yılınızı hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'i muhafaza eylesin inşâAllah. Namaz kılıyorum sürekli, içimde bir vesvese var, bunu nasıl yok edebilirim? Vesvesenin olması bir noktadan iyi, bir noktadan iyi olması şu, yani iyi bir iş yapıyorsun ki şeytan, vesvese veriyor.
Bir kimse hayırlı bir iş yaparken, iyi bir iş yaparken, nefsinin hoşuna gitmeyecek bir şey yaparken, şeytan onun içindeki nefse bu noktada kendince bir irtibat kurup, onu ayağa kaldırır. Böylece o kimse de vesvese oluştur. Üç mü kıldım, dört mü kıldım, abdestim var mıydı, yok muydu, namazda değişik başka olaylar, hadiseler, daha önce yaşanmış, kendi kendine hayali kurgulamalar, bunların hepsi de nefis bu noktada vesvese verir.
Bunlar bir taraftan olumlu, şöyle bir taraftan olumlu, o çünkü o vesvese oluştukça o vesveseyle mücadele edecek, oluştukça vesveseyle mücadele edecek, bu noktada onu hep diri edecek. Bu noktada bir şekilde nefsiyle mücadele etmiş olacak o kimse, böylece nefsiyle mücadele ede ede yürüyecek. Vesveseye o yüzden bu noktadan, bu veçeden bakılırsa, vesvese bütün hayırlı ibadetlerde, iyi ibadetlerde önümüze çıkacak. Cömertlik yapacağımız zaman bize verme, iflas edersin diyecek. Oruç tutacağımız zaman tutma, rahatsız olursun, hasta olursun diyecek. Yola çıkacağımız zaman çıkma, kaza yaparsın diyecek. O vesvese devamlı olacak bizde. Namaz kılarken işte namazı üç mü kıldın, beş mi kıldın, var mıydı, yok muydu diyecek. Bu nefisle olan mücadelede, bu noktada bizim iyiye, doğruya, güzele doğru yol aldığımıza işaret.
Hayırlı bir noktaya gittiğimize işaret. Buraya gelirken de insana vesvese verir. Ne yapacaksın gidip de der, gitme der, her şeyi söyler. Kocam çok kıskanç, hiçbir yere gitmemi istemiyor. Tartıştığımız zaman da, tartıştığımız zaman küs kalıyor. Uzun sureli, benim ne yapmam gerekiyor bu durumda? Allah yardımcın olsun. Kıskanmak iyi bir şey. İnsanın eşini kıskanması, kadının kocasını kıskanması, kocanın karısını kıskanması gayet normal. Bu noktada kıskançlığı, hor, hakir görme noktasında değiliz. Hadis-i Kudsi'de Cenab-ı Hak der ki, ben de kıskancım. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri der ki, ben en kıskancınızım.
İnsanın eşini kıskanması kadar doğal bir şeyse olmaz. Kadın erkek hiç önemli değil. Ama bu kıskançlık hayatı yaşanmaz hale getirmemeli. Bu kıskançlık böyle küslüğe götürmemeli. Bir erkeğin uzun sürede eşiyle küs kalması veya bir kadının uzun süreli eşiyle küs kalması normal bir psikoloji değil. Makul bir psikoloji değil. Bir evin içerisinde küs nasıl yaşanır? Hadi üç saat, beş saat. Hadi bir gün, iki gün neyse diyeyim. Üç gün müminin mümine küskünlüğü üç gündürmüş en fazla. Hadi üç güne kadar Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hadis-i şerifi mucibince böyle diyelim. Ama üç günden sonra bu daha devam ediyorsa, bu önce günah-i kebair ama bunun yanında bir piseşik bir problem bu.
Bu resmen piseşik bir problem. Başka bir şey değil. Erkekler, eşlerinizden üç günden fazla küstürmeyin. Daha doğrusu adam eşine küsermiş mi ya? Bu nasıl bir şey? Buna aklım ermez mi? Ben kendi ailemden örneklemek gerekirse, yani babam işte anneme bazen böyle bir iki vururdu, çekerdi eski tabirle.
Annem konuşmasa bir daha onun için ayrıyeten tokat yerdi. Yani aile içerisinde küstürmek hoş bir şey değil. Bu nefse işaret. Kadınlar da erkekler de eşlerine küsüyorlarsa nefse işaret bu. Kadın da erkek de küsmemeli. Canı sıkkın olabilir, problem olabilir, morali bozuk olabilir. Yaşanabilir bu tip şeyler. İnsanın olduğu yerde problem olur çünkü. Ama erkek küsüyorsa, kadın küsüyorsa, piseşik psikolojik problem var. Problemi konuşmak istemeyebilir bir kimse. Birkaç gün o problemi konuşmayabilir. Veya işte ama yine bir evin içerisinde yaşıyor insan, küser mi ya? Bunlar nefsin oyunu hep.
Ben kendi kendime tasavvur ettim de, bir kadınla bir erkeğin bir evin içerisinde iki üç günden sonra küs bir hayat nasıl yaşayacağını tasavvur edemiyorum. Yani bunu böyle konuşmak istemezdim, hakkınızı helal edin. Ya adamın adamlığı yoktur ya kadının kadınlığı yoktur. İkisinden birisidir. Ya da gerçekten piseşik psikolojik problem var, tedaviye ihtiyaçları var. Gidecekler bir psikologdan, bu noktada faydalanacaklar, yardım alacaklar. Dicekler ki bizim piseşik psikolojik problemlerimiz var. Biz birbirimize iki üç günden fazla küstürüyoruz. Üç günden fazla küstürmek piseşik psikolojik bir problem. Bu piseşik psikolojik problemi aşamıyoruz.
Ondan sonra işte o da psikolog da yatıracak seni oraya. Anlat yavrum evladım diyecek. Anlatacak artık çocukluğundan itibaren. Ona diyecekler ki onlar bizim çocukluğumuza inme. Ya anne karnına in, anne karnından da geriye doğru git. Bu şaka değil. Bu şaka değil. Psikolojik problemler anne karnından başlamış olabilir. Yani o anne karnında, henüz daha anne karnındayken çocuk, ailedeki sıkıntılar ve problemlerden çocuk etkilenir. Ailenin yaşantısından çocuk etkilenir. Yediğinden içtiğinden çocuk etkilenir anne karnında.
Yukarısını biraz daha yerleştirin bakalım. Burada misafirler çıkamadılar yukarı. Hadi bir yardımcı olun bir yerleştirin yukarısını bakayım bir. Hadi bir yerleştirin yukarı. Hadi bakalım. O yüzden normalde bu küslükle alakalı meseleleri öyle hafife almayın. Hafiften de geçmeyin. Bu dergaha geldiğimden beri peygamber efendimizden çok sizden söz ediliyor. Bu çok hoşuma gidiyor. Fakat şirk olduğu söyleniyor. Doğru mu? Bizim öğretimiz peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolunu anlatmaktır. Eğer kardeşlerimiz bizden fazla bahsediyorlarsa burada bir sıkıntı vardır. Ama insanın üstadını sevmesi gayet normal, doğal bir şeydir.
Üstadını Allah rızası için sever, Allah için sever, Allah için sevdikten sonra bir sıkıntı yoktur. Ama ve lakin bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden fazlası, fazla muhabbet etmek çok hoş bir şey değil. O yüzden kardeşler bu noktada ifrat ve tefrit noktasına dikkat edecekler. Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin mektubat 29. mektup 9. kısım 8. telvi. Tasavvuf, tarikat, hakikat namları altında öyle nurani, öyle şirin bir yol vardır diye bir mektubattan bir kısım vardır. Orada ehli tarikatın vartalarını anlatır. Ehli tarikatın vartalarından birisi şudur. Bir kimse sünnet-i Resulullah orada dururken üstadının edebini, adabını uygulaması vartadır der. O zaman sünnet-i Resulullah'ın bulunduğu bir noktada üstadın adabı, erkanı olmaz.
Benim bu noktada orta yere koyduğum kendime ait bir adab, erkan yok. Bunu beyan edeyim burada. Benim kendi yolum da yok. Bunu da beyan edeyim. Ben Allah'a kul olmaya çalışan bir kimseyim. Bilebildiğim kadarıyla, yapabildiğim kadarıyla, elimden geldiği kadarıyla etrafımdaki insanlara Kur'an'ı, sünneti, imamların iştahını, eski tasavvuf büyüklerinin hallerini, fiiliyatlarını anlatmaya çalışan bir kimseyim.
Öyle fazla önemsenecek, büyütülecek bir kimseyim. Değilim bunu böyle tevazu yapıyormuş gibi konuşmayın. İçimdekini söylüyorum. Allah beni affetsin. Sufilik yolu, insanın kendisine kıymet vermemekten geçer. Bir kimse kendisine kıymet veriyorsa, bu noktada onun sufilik yolunda işi zordur. Yol, insanın kendisine kıymet vermemesinden geçer. Biz bende, arkadaşlar, kardeşler ne kadarsa biz de o kadarız. Allah bizi affetsin. Oğlumu dershaneye gönderiyorum. Maddi durumum iyi olmadığından. Fakat o da hep kızlara takılıyor. Elimden geleni yaptım ama ona arkadaş gibi davrandım. Fakat olmadı.
Boş gitti, boş geldi. Okula bu durumda ne yapmam gerekiyor, nasıl davranmam kendisine, dershaneye göndermeye devam edeyim mi? Hayır. Herkes okuyup vali olacak değil. Böyle bir algı var bizde. Biz çocuklarımız böyle illa ki bizim istediğimiz gibi olsun istiyoruz. Yani hayat yolunda. İşte okusun, tıp kazansın. Olmuyor çocuk. Siz onun üzerine ne kadar yatırım yaparsanız yapın. Çalışmayacaksa o kimse çalışmayacak. Çok basit. Ders orada, okul burada, sen buradasın diyeceksin. Çekileceksin kenara. Kitaplar burada, ders burada, okul da orada. Sen de buradasın.
Okumak istiyorsa okuyacak, çalışacak okuyacak. Ben bu dershaneydi, kurstu, murstu bunların, bu hani dershaneler var ya herkes gönderiyor, uğraşıyor. Ben hiç onları normalde önemsemiyorum. Okucak olan kimse okuyor. Hakkari'de çoban üniversiteye girdi mi? Dereceye bile girdi. Hakkari'de çoban adam. Dağın tepesinde, koyunların peşinde. Dereceye girdi. İşin bir bu tarafı var. Ha yok bir de bir tarafı var. Ya bir dershaneye yazdırayım. Oraya da birileri rüyalarında görüyormuş. Hangi soruların çıkacağı da onlara geliyormuş deyip de bizinkiler de onlardan faydalanır diye düşünüyorsanız ona söyleyecek bir sözüm yok.
Ona da söyleyecek bir sözüm yok. O da ayrı bir mesele. Ama bu noktada gerçekten okuyacak olan kimse okuyor. Bir var iktirmekle okuyacaksın onu. Bir de var kendiliğinden koşturuyor. Dervişlik de aynı. Adam derviş olacaksa oturuyor. Derviş oluyor o. O neden birisi bana öte gittin demiyor. Öte git diyorlar. Ona öte gidiyor. Beni gel diyorlar. Beni geliyor. Öbürküne öte git diyor. Neden diyor. Ya öte git dediler diyor. Nasıl der bana diyor. Çekiyor gidiyor. Veya hiçbir şey demeseler dahi ben gittim oraya kimse selam vermedi bana diyor. Ya tanıyamamışlar seni o zaman dedim. E kimse tanımıyordu zaten dedi. E nasıl selam versinler dedim.
Ha nasıl samimi olsunlar. Sen samimi olsaydın. Aynı şeyler. Ve insan bir yere gidecek mi gidiyor. Bir şey becerecek mi başaracak mı başarıyor. O yüzden dershaneye gitmiş. Kızlarla düşmüş kalkmış. Daha ilk kızla düşüp kalktığında alacaktın dershaneden. Çok basit. Ama bizde şu var. Çocuk yemek yemiyor. Annenin elinde tabak kaşık. Çocuğun arkasından koşturuyor. Çocuk dolaşıyor. Anne elinde tabak kaşık. O da dolaşıyor. O yemeyeceğim diyor. Aman o evladım ye diye arkasından koşturuyor. Bıraksa aç kalırsan aç kal dese bitecek. Gelacak karnım acıktı diyecek. Yemek saatini bekle.
Akşam saat altıda yemek inecek diyecek. Bitecek. Öyle bir şey yok. Hiç kimsenin evinde yok. Ben de dahilim buna. Çocuklar padişah şimdi her yerde. Öyle. Biz ne dershane gördük ne kurs gördük ne bir şey gördük. Okul orada defter kitap önünde sen de oradasın. Bu kadar basit. Şimdi öyle değil. Tekamülün tek bir yolu mu var yoksa o da insanların meşrebine göre midir? Yani insanlar nasıl tekamül eder? Herkesin bir yolu mu vardır? Yoksa tek bir yolu mu izlemek gerekir? Tekamül edecek olan su akarsa yol bulur kendine. Kayanın içerisinden bir su domburdu. Kayanın içerisinden bir pınar çıktı.
Bir yerden bir su akmaya başladı. Yol bulur mu kendine? Aksın yeter ki o. Öyle değil mi? Aktıkça onun yolu düzelir mi? Düzelir. O yol bulurken kendine eğer debisi fazlaysa bir yerlerden yarar. Bir yerlere zarar verir. Ne bileyim işte bir tarafların toprağını alır götürür, ağacını alır götürür. Önüne katar biraz bir bulanı kaktırır ortalığa. Bir karman çorman olur ortalık. Karman çorman olduktan sonra yol yürür o. Bir bakarsınız ki içerisinde ağaç var, çerçöp var, taş var, toprak var, ne varsa var. Bulanıktır onun ilk noktası. Bulanık bir şekilde bakarsın, bulanık bir su akıyor. Ama o bir müddet sonra onun bulanıklığının durulduğunu görürsün. Hani az önce namaz kılmaya başladım, kalbime vesvese geliyor diyordu ya.
İşte o bulanıklı. Önüne bir şeyler almış gidiyor o. Tekamül edecek olan kimse yol yürür. Hangi yoldan gideyim? Sen zaten yol bulursun ki sen de ki ben yol yürüyeceğim. Sen de ki ben Allah'ı sevmeye çalışacağım. Ben Allah'ı seveceğim. Başlangıcı ne bunun? Aramak. Arayan bulur. Bulan tanır. Yol belli bakın. Arayan bulur. Hadisi kutsu bu. Bizde bunu ateş sözü haline getirmişler ya. Arayan bulur, inleyen ölür derler. Arayan bulur. Ne arıyorsan onu bulursun. Neye kavuşmak istiyorsan ona kavuşursun.
Neye kavuşmak istiyorsan. Neyi arıyorsan makul dairede onu bulursun. Neyi arıyorsan. O yüzden sufilik yolu mecburiyet yolu değildir. Mecbur edemezsin adamı. Aradığı nerede bilinmez ki. Aradığının ne olduğu da bilinmez. Herkesin içindedir o. Herkes bir şey arar. Bir şeyi arar kendince. Hani hicret edildi de adamın birisi de bir kadın için hicret etmişti. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dediler ki o da mı hicret sevabı alacak. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin cevabı manidar.
Kim neye hicret ederse ona kavuşur. Allah için hicret eden Allah'a kavuşur. Dünya için hicret eden dünyaya kavuşur. Kadın için hicret eden de kadına kavuşur dedi. Ve o adam o kadına kavuştu. Kadın dedi ki Müslüman olmazsan ben seninle evlenmem. Adam Müslüman oldu evlendi onunla. Neye kavuşmak istiyorsan oraya koşarsın. Bunu senin şeyhin benim şeyhimi döver istediğin kadar konuş. Benim tarikatım yukarıda senin tarikatın aşağıda yok öyle bir şeyler de bunlar. Ama birileri hep bunları söyler. Senin cemaat benim cemaat o cemaat daha kıymetli bu cemaat daha kıymetsiz. O tarikat kıymetli bu tarikat kıymetsiz. O şeyh efendi çok iyi bu şeyh efendi çok iyi değil.
Bunların hepsi de dedikodudur başka bir şey değil. Dedikodu boş laf. Bir kimse aradığını bulur. Ben arıyorum bulamıyorum. Bulursun gerçekten arasan. Neyi arıyorsan bulursun. Neye kavuşmak istiyorsan da kavuşursun. Neyle beraber olmak istiyorsan olursun. Hiç sana engel yok. Hiç kimseye engel yok. Yol koşmayacak olana bahane çok. Yol yürümeyecek olana bahane çok. Bizim orada meşhur bir söz var. Kıza demişler kalk bir oynayver. Demiş ki yenim dar. Yen kolu yani. Yenini yırtmışlar. Demiş ki yeni gelin.
Yerim dar. Yerini genişletmişler. Demiş efendim darılır. Efendim dediği kocası. Koşturmuşlar kahveden efesine söylemişler. Demişler hanımını oynayabilir mi kadın kadın kadına? Oynasın demiş. Koşturmuşlar. Koşa hoşa gelmişler. Efendiden izin aldık demişler. Bizim orada bu söze çok affedersiniz. Devenin bilmem ne yaptığı yere kadar kovalamak derler. Bizde bu oturmuş yerleşmiştir. Biz orada bırakmayız bir şeyi. Biz devenin yaptığı yere kadar kovalarız biz. Gerçeğiyle yüzleşeceğiz biz onu. Ya işte yeni darmış. Bırakmayız yenini yırtarız. Yeni darmış. Sandalye bir tekme vururuz biz. Yerini genişletiriz. Ne efesi darılırmış. Koşturuz biz efesinden de izin alırız. Demiş ki ben kıvırtamayacağım.
Demişler ki baştan söyleseydin ya. Nefis bahane üretiriz. Bahanesi çoktur onun. Şimdi burada öyle bahane var ki. Biri der ki çok kalabalık. Öbürki der ki yer bulamadık gittik. Öbürki der ki ya kadınlar dışarıda dedikod ediyordu. Oturdum orada çektim gittim. Ya adamlar ne suratsız adamlarmış ya. Gittim orada yüzüme bakan olmadı. Nefse çok oyun. Benim öyle tanıdığım insanlar var. Hayatları boyunca bir şeyhe intisap edemediler. Hayatları boyunca. Onlara göre her şeyhin bir kusuru var. Ben de diyorum ki evet her şeyhin bir kusuru var. Kusursuz hiçbir şeyh yok. Kusursuz bir tane şeyh efendi yok.
Beyan ediyoruz. Sen kusursuz şeyh arıyorsan yok kardeş. Kusursuz şeyh yok. Sen şeyhlerin kusuruna bakarsan hiçbirinden ders alamazsın. Hiçbirine de tabi olamazsın. Hiçbirinden de yol gidemezsin. Neden? Ya kusurlu hepsi de. Hepsi de kusurlu. Cenab-ı Hakk onları kusurlarıyla saklıyor senin gibi ahmakların gözünden. Cenab-ı Hakk senin gibi ahmaklardan kusurlarıyla onu muhafaza ediyor onları. Bugün en halkın nazarında en kötü şeyhi getirin bana. Adam şeyhim diyorsa eli öpülür onu.
Cesaret isteyen bir şey. Cesaret isteyen bir şey. Gerçekten. Şimdi rahat da. 28 Şubat'ta göreydim ben milleti. Bundan 4-5 yıl öncesine kadar göreydim. Cesaret isteyen bir şey. O yüzden nasıl yol alınır? Sen yol almak iste. Yürü. Bir üstad bul kendine. Bir mürşid bul kendine. O mürşide de sımsıkı yapış. Sımsıkı yapış. Onun kusuru yok mu? Var. Kusursuz bir kimse getirin bana. Yok.
Ve hepsinin de yolu aynı. Abdülkadir Geylana Hazretleri'nin sağlığında Geylana Hazretleri'ne söylenmemiş, laf bırakmamışlar. Doğru mu? Doğru. Ahmet Er Rufay Hazretleri'ne seyyid bile kabul etmemişler. Medine-i Minevure'ye gitmiş. Orada seyyidlerin böyle kaldıkları localar varmış. Oraya bile katmamışlar. Sen ne seyyidisin demişler ya. Yürü git işine. Ahmet Er Rufay Hazretleri. Mübarek hiçbir şey söylememiş. Kabri şerifin başına gitmiş. Hey ceddi demiş. Bu fakir demiş. İsterdi ki demiş elini öpsün. Mübarek içeriden elini çıkarmış.
Öp ya velidi demiş. Öp. Yaklaşık 500 bin kişi görmüş bunu. Tarihçiler yazıyor. Ehli tasavvufun dışında tarihçiler yazıyorlar. Tarihçiler. Herkes kendinden geçmiş. O mübarek Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin elini öpmüş. Kendinden geçmiş herkes. Gene ona da laf söylemişler. Sürülmüşler şehirden şehire. Kendi bulundukları şehirde hiç kimse yüzüne bakmamış. Mübareklerin. Kusurlular hepsi de. Hepsi de kusurlu. Hepsi de. Benim şeyhim için de bir sürü laf söylüyorlardı. Ben diyordum o da kusurlu. Kusurlu.
Ya burada neden bunu yapar? Yapar. Kusurlu. Hatalı. Bırak git. Çok basit. Yol yürüyecek olan. Yol yürüyecek olan. Bir üstad bulacak kendine yürüyecek. Ya işte filanca üstad çok faziletmiş. Allah muharek etsin. Git bağlan. Kim senin için faziletli? X kimse. Ne duruyorsun burada da? Örneğin. Burada derken size kastım değil. Sizin için de önemli. Önemli değil. Öğrendin mi? Birisi çok mübarekmiş. Git hemen. İntisap et. Git ders al. De ki ben geldim teslim oldum. Sen ne diyorsan yerine getireceğim. Bu kadar. Yol gidecek olan. Kolay.
Fütüvvet nedir? Fütüvvet kardeşliktir. Uyanıştır. Bu noktada insanların birbirleriyle kardeşliğini tesis etmesidir. Müslüman odur ki elinden ve dilinden diğer Müslümanlarla emindirler. Fütüvvet bu. Mümin odur ki diğer canlılar canından emindir. Tuğli emel. Uzun emelli olmak. Adam hani torununun torununun da düğün yapmayı düşünüyor ya. Uzun emelli olmak. Adamın parası pulu var hacca gitmiyor. Neymiş? Adam çolunu çocuğunu bir evlendirip bir iş güç sahip edecek ondan sonra. Ya fars sana.
Fars paran varsa fars. Ama o uzun emelli. Allah muhafaza eylesin. İhanet nedir? İnsan neden ihanet eder? İhanet Kur'an ve sünnetin dışında davranmaktır. İhanet birinci derecede Allah'adır. İkinci derecede Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinedir. Üçüncü derecede müminleredir. Veyahut da devlet başkanına, devletine, etrafındaki insanlara, ailesinedir. Birinci derecede ihanet kimedir? Allah'adır. Allah'a şirk koşmak, Allah'a ihanet etmektir. Kur'an'ı dinlememek, Allah'a ihanet etmektir. Sünnet-i Resulullah'ı dinlememek, sünnet-i Resulullah'a uymamak, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ihanet etmektir.
Kendini Kur'an ve sünnet dairesinde yürütmemem, kendine ihanettir. İhanetin bölümleri var, vatana ihanet var. Bir kimsenin üstadına ihaneti var, gittiği yola ihaneti var, ailesine ihaneti var. Bir kimsenin kendi milletine ihaneti var. Darbeciler ihanetten yargılanmalı. Kendi memleketlerine ihanet ediyorlar. Örnek, vatana ihanet. 28 Şubatçılar vatana ihanet ettiler. 80 milyar dolar bu memleketin parasını yok ettiler. 28 Şubat'ın sivil, askeri, bütün hepsinin de yargılanması lazım. Vatana ihanetten, vatana ihanetten, gezi olaylarını başlatanların vatana ihanetten yargılanması gerekir. Örnek, 300 tane sivil araba, bilmem kaç tane iş yeri, bilmem kaç tane yaktılar, yıktılar, vurdular, kestiler, öldürdüler, attılar kenara.
Vatana ihanetten yargılayacağım bunların başlangıcını. Bir günde operasyon yapıp, organizasyon yapıp, doları fırlatmak, borsayı, Allah'ın bomu gibi atmak bizi ilgilendirmez diye düşünmeyin. Bu memleketin cebinden çıkıyor bunların hepsinde parası. Bu memleketin cebinden çıkıyor, senin benim cebinden çıkıyor. Bu memlekete zarar veren herkes, her kim ise vatana ihanetten yargılanmalı.
Göz göre göre çarçur ediyorlar memleketi. Göz göre göre. Vatana ihanetten yargılanacak. Memlekete kim bir kuruş zarar verdi memlekete? O bir kuruş zarar vereni yargılayacağım vatana ihanetten. Bu memleket herkesin. Adam yakacak, yıkacak ortalığı, elini kolunu sallaya sallaya dolaşacak. Üç yüz tane arabayı kim yaktı? Bunların failleri nerede? Nerede faili? Kim? Oradaki o iş yerlerini yakanların, yıkanların failleri kim? Bunun hesabını soran var mı? Yok.
Vatana ihanet. Birisi bu milletin, bu devletin malını çarçur etmiş. Vatana ihanetten yargılayacağım. Yargılayacağım. 28 Şubat'ta bir gecede bankaları boşalttılar. Kim boşalttıysa vatana ihanetten yargılayacağım. Bizi öyle görmüyoruz ki. İhanet ediyor adam. Çıkıyor televizyona, Kur'an ve sünnetin dışında din anlatıyor. Hemen ona götüreceğim. İnsanların dinini ifsad etmekten, Allah'a ihanet etmekten yargılayacağım. Benim dinimi ifsad etmeye hakkın var mı senin? Dini görüşümüz. Olamaz kardeşim senin öyle dini görüşün.
Dinin görüşü belli, Kur'an belli, sünnet belli. Kur'an belli, sünnet belli. Ama herkes konuşuyor. Allah bizi affetsin inşallah. Maneviyatta ilerlemenin bedeli olarak bazı ruhi sıkıntılar yaşanmasının sebebi nedir? İnsan maneviyatta yürüdüğü için ruhi sıkıntı yaşamaz. İnsan nefsine uyduğu zaman ruhi sıkıntı yaşar. Ruhi sıkıntılar ve bunalımlar nefse uyduğundandır insanın. İnsan Allah demekle ruhi sıkıntı yaşamaz. Allah demediği için ruhi sıkıntı yaşar. İnsan abdest almakla ruhi sıkıntı yaşamaz. Namaz kılmakla ruhi sıkıntı yaşamaz. Oturup günlük beş bin tane, on bin tane, elli bin tane, yetmiş bin tane tevhid çekmekle ruhi sıkıntı yaşamaz insan.
Yaşayacak olsaydı. Ahmet ruhi sıkıntı yaşıyor mu? İtikafta yetmiş bin tevhid çekiyordun. Burada adam. O kimse kendince, o rahatsızdır, o psikolojik problemi vardır. O yüzden insanın Allah yolunda ilerlemesi ruhi sıkıntıya sebep değildir. Allah'a yaklaşmak ruhi sıkıntı değildir. O kendince kendi nefsine uymuş. Allah muhafaza eylesin inşallah. Kur'an-ı Kerim'in her satırında Rabbiyesi duasını okusak hatim sevabına nail olur muyuz? Bunlar sünnet-i Resulullah'ta olmayan şeyler. Kur'an-ı Kerim okuyacak olan oturacak, Kur'an'ını dosdoğru okuyacak. Dosdoğru Kur'an'ını okuyacak.
Onun haricinde Kur'an-ı Kerim okumak. Yok önüne şunu koydum, yok arkasının bunu koydum, hepsi de nefis. Başörtüsü firuattır. Ne demektir? Firuat bir meselede meseleyi ana unsur olarak görmemektir. Dinin ana unsurlarının içerisinde onu görmemektir. Başörtüsü farz. Onu düğinin ana unsurlarının arasında görmemek, hadi biz hafifinden alalım, iştahat noktası diyelim.
Birileri bu iştahata katılır katılmaz, bu ayrı mesele. Ama ve lakin bunu böyle... Bakın bazı zamanlar vardır, bazı şeyler vardır. Bazı zamanlarda bazı şeyler çok kıymetlidir. Bazı zamanlarda bazı şeylerde onun kıymetini normalde yitirmek değil, o kadar çok kıymetli olmaz. Mesela düşman gelse, kapıya dayansa Veya kurtuluş savaşında imamların şimdi cuma kılma zamanı değil, şimdi düşmanı bu memleketten atma zamanıdır deyip cuma namazına gelen insanları cihada yönlendirmeleri o gün için meselenin ana damarıdır.
Çünkü o esnada düşman senin memleketini istilaya gelmiş. Senin için ana damar o esnada ana kaide memleketi düşmandan temizlemektir. Otomatikman orada düşmanla cihat namazdan kıymetli noktaya geldi. O esnada cumadan kıymetli noktaya geldi. Bu bir iştahat. Doğru mu? El cevap doğru. O esnada çünkü memleketin tehdit altında senin. Hendek'te Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri namazı kılamadı. Savaşırken. Dikkat edin. Savaşırken namazı kılamadı. O esnada namaz cihattan bir kademe aşağı inmek zorunda kaldı. Birinci derecede savaşmak öne geldi.
Oysa gözümün nuru namaz diyordu. Ama karşıda bir düşman tehlikesi var. Eğer yarılırsa cephe Medine elden gidecek. Cephe yarılırsa Müslümanlar telef olacak. Cepheyi yarmamak için savaşmaya devam etti. Sonuna kadar. Öyle zamanlar vardır ki siz o esnada bir ibadeti ana ibadet noktasına çekip diğerini bir çıt alta düşürebilirsiniz.
O konuma duruma göre değişir. Stratejiye, iştahda göre değişir. O esnadaki gördüğünüz tehlikeye göre değişir. Fethullah Gülen Hoca 28 Şubat'ta başörtüsü firüattır dedi. Benim kimseye dil uzatma derdim yok. İştahat etti. Ben o iştahada katılmadım. Hala daha katılmıyorum. Bu şahsi planda olabilirdi. Bireysel planda olabilir. Bu nedir? Birisi dine daha yeni, henüz yeni alışıyordur. Yeni alışan bir kimseye sen önce başını ört demezsin. Hatta o kimse namaz da kılmıyordur. Sen ona önce imani meseleleri anlatırsın. Ona lazım olacak olan önce imani meselelerdir. Onun için birinci derecede imani meselelerdir.
Geri kalan firüattır. Niçin? Onun önce iman etmesi gerekir ve imanı anlaması gerekir. İmanı idrak etmesi gerekir önce. Biz ona imanı idrak etmeyen bir kimse zikrin faziletinden anlatacağız. Tarikatın faziletinden anlatacağız. Ehli tasavvufun böyle yanları vardır ya. Hayır. Ona ilk önce imani meseleler lazım. Neden? Ya birinci derecede o daha iman etmemiş. İman edecek. Ondan sonra ona İslam'ı anlatacaksın. Ondan sonra ona ihsanı anlatacaksın. Bakın yol bu. Ama biz ona ilk önce ihsanı anlatacaksak. O adam daha iman etmemiş. O kimse daha namaz daha yıkılmıyor. Ona diyeceğiz ki Allah'ı görüyormuşçasına ibadet et. O diyecek ki ya bu sapık mı, manyak mı, salak mı bu? Nedir bu?
Ne demek? Allah görünür mü? Yürü bak işine diyecek ya. Sapıtmış insan diyecek. Neden? O çünkü o yok da. Bakın bu o kimseye o esnada firüat aldı. Bunu yerli yerinde kullanmak lazım. 28 Şubat'ın ana damarlarından birisi vardı. Birisi imam hatiplerdi. Birisi başörtüsüyle okula gitmekti. Bakın 28 Şubat'ın olma sebepleri bunlar. Kur'an kurslarıydı. Bir memleketin İslami dönüşümü sağlayacak olmazsa olmazlar. Ne Kur'an kursları, ne imam hatipler, ne başörtüsüyle okumak. 28 Şubat bu manada dini inançlar üzerinden, dini inancın üzerinden bunlara odaklandı. Yani dedi ki, ben sizin dininizle, imanınızla uğraşmıyorum ya, Kur'an kursları kapanacak.
Ben sizin dininizle, imanınızla uğraşmıyorum ya, imam hatiplerin ortaokulları kapanacak. Ben sizin dini inançlarınızla uğraşmıyorum. Ne? Kur'an kursları ortaokul seviyesindeki kimseler olacak. Ben sizin dininizle, imanınızla uğraşmıyorum. Ne olacak? Başörtüsüyle okullara girmek yasak. İmam hatipler de dahil buna. Bakın, onun karşımızdaki güç, karşımızdaki güç, bizim o güne kadar tırnaklarımızla çabalayaraktan geldiğimiz noktayı alıyor elimizden.
Topluma ait bu. Bütün ümmete ait Türkiye'deki. Şimdi 10 yıl sonra Gezi oluyor. 15 yıl sonra. Gezi'de koşan çocuklar dinden haberleri var mı? Yok. İmandan haberleri var mı? Yok. 28 Şubat'ın çocukları. O gün için bir kimse, başörtüsü firat dedi.
Yani dinde olmazsa olmaz nokta değil. Yani siz başlarınızı açabilirsiniz hükmü çıktı. Açtılar başlarını. İmam hatip olması şart değil dedi. E imam hatipler de direnmedi kimse. Yani direnenler direndi. Böylece ne oldu? İmam hatiplerin orta kısımları da gitti. Başörtüsü de gitti. Gitti. Geriye almak 14 yılımızı aldı. Geri dönüşümü 14 yıl oldu. E füruat dedi. Eyvallah. Füruat dedi.
O gün için onun kendisine doğru geldi belki de o. Ama doğru olup olmadığını zaman gösterdi. Allah muhafaza eylesin. Muğta nikahı ne demektir? Bize uzak olan bu konu için cemaat Muğta nikahı sempozyumu düzenleyerek, Muğta ve Şia'yı işleyerek nereye varmaya çalışıyor? Bir bildikleri var demek ki.
Türkiye'de Muğta nikahını savunacak bir kimse çok az bulunur. Bazı yerlerde bazı rahatsızlıklar vardır. O rahatsızlığa karşılık siz bir ilaç önerirsiniz. Ama bir rahatsızlık yoksa insanlara o ilacı yutturmaya kalkarsanız başka bir sıkıntı çıkar orta yere. Şimdi Türkiye'de Muğta nikahını savunacak olan insan çok az. Muğta nikahı nedir? Zamanlı nikahdır. Zamanlı. Bir erkeğin bir kadını bir aylığına, 15 gününe, bir günlüğüne, 10 günlüğüne, 15 günlüğüne, 3 aylığına, 5 aylığına nikahlamasıdır. Oradaki söz konusu olan şey zamana bağlamaktır. Bu sünni kesim için, sünni kesim bunu kabul etmez. Sünni kesim der ki Muğta nikahı kaldırıldı.
Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri vefat ettikten sonra da sahabelerin içerisinden bazıları Muğta nikahının kaldırılmadığına dair fetva verirler ve devam ederler. Şimdi bir şeye böyle karşı çıkarken ilmi olarak karşı çıkmak, ilmi gerekçelerini de onun önüne koymak gerekir. Yani işte ya Şia namazı 3 vakte indirdi derseniz Şia'yı kötülemiş olursunuz. Siz Şia'nın herhangi bir iştihadına yine sizin ilmi olarak cevap vermeniz sizin hakkınızdır. Ama kötülemek sizin hakkınız değildir. Şia namazı 3 vakte indirmez. Şia cem eder namazı. İkindi ile öğlenle ikindiyi cem eder, akşamla yatsıyı cem eder, sabah namazı vaktinde kılınır. Cem eder namazı.
3 vakte indirmez. Cem etmeysi ile alakalı hadis-i şerif var mı Hz. Peygamber Efendimizin? Var. Siz bir noktada hadis-i şerif var ise o hadis-i şerife itiraz edemezsiniz. O hadis-i şerifi neseden başka bir hadis-i şerif vardır, vardır. O neseden hadis-i şerifi ortaya koyarsınız, neseden hadis-i şerifi o zaman ona laf söyleyebilirsiniz. E muta nikahı ile alakalı sıkıntı var. Yani muta nikahı haktır diyenler de var, muta nikahı yasaklandı diyenler de var. E cemaat bunu normalde muta nikahı ve şia'yı işleyerekten herhalde bir bildikleri var. Yani bildiklerini biliyorum ben de. Ama bir mümin için, bir mümin için müminin ayıbını orta yere çıkarmak dünyanın en büyük günahı kebahiridir.
Mümin vasfı bak, mümin odur ki diğer müminler elinden ve dilinden emindirler. Diğer müminler, o zaman birileri benim elimden ve dilimden emin değiller ise ben kendi imanımı sorgulacağım, kendi müminliğimi sorgulacağım. Yani benim dilimden x cemaat emin olacak, benim dilimden x tarikat emin olacak.
Ben onlara iftira atmayacağım, ben onlara ne yapacağım gıybet etmeyeceğim, ben onlara renk bir şey söylemeyeceğim. Bakın nezaketle, füruatla alakalı iştahat dedim, ben katılmıyorum dedim. Burada kötülemiyorum, iştahat ama ben katılmıyorum. 28 Şubat'ta öncelik sırasının arkasında değildi başörtüsü.
Hz. Ali radallahu an hazretleri Muaviye ile savaşıyor. Hz. Ali emirel müminin. Ben örnekleri sahabeden alırım. Siz bu tarafa bunu odaklayın, bu tarafa siz taşıyın. Hz. Ali radallahu an hazretlerinin yanında sonradan harici denilen, böyle kendilerince çok dindar görünen insanlar var yanında. Onlarla beraber savaşıyorlar.
Beraber aynı cephedeler. Onlar böyle kendilerini çok takva, çok dindar görüyorlar. Zaten Hz. Ali Efendimiz de şehit eden onlar. Onlar Muaviye ile savaşırken, Muaviye tam yenilmek üzereyken, yanında Hz. Ömer Efendimiz'in Mısır, Fatih, Emur bin As var. Çok zeki adam, çok, müthiş zeka var adamda.
Muaviye diyor ki, sana bu savaşı kazandırttırayım mı? Kurtarayım mı seni? Yeniliyorlar. Diyor ne yapacaksan söyle. Söyle diyor, yarın askerlerin mızrakların ucuna, mızrakların ucuna. Kur'an-ı Kerim'leri koysunlar. Bir gazetenin yazarı bunu aldı, bu hadiseyi çarpıtarak bunu konu etti. Çarpıtarak bunu konu ederekten, sanki o gazetenin, yazarının müntesip olduğu cemaata, birileri öyle yapıyormuş gibi oldu.
Rolleri değiştirmeyeceksiniz hiçbir zaman. Roller meydanda. Birisi seçilmiş devlet başkanı kim? Hz. Ali. Seçilmiş devlet başkanına karşı Kur'an-ı Kerim sayfalarını koyup savaşmaya çalıştılar. Kim? Muaviye ve taraftarları. Seçilmiş devlet başkanı.
Müslümanlar, hadis-i şerif, müminler yanlışta toplanmaz. Benim ümmetim yanlışta toplanmaz. Ümmet bir yerde toplanmış. Ümmet bir yerde ittifak etmiş. Müslümanlar o ittifaka dahil olacaklar. Müslümanlar o ittifaka dahil olmazlarsa harici olurlar. Ne yaptı? Ya Muaviye'dir ya haricidir. Harici ise Hz. Ali Efendimiz'i yanından vurdu. Ne yaptı hariciler? Dediler ki, onlar Muaviye askerlerine taktırdı. Kur'an sayfalarının mızrakların önüne. Bize Kur'an hükmetsin istiyoruz dediler. Bize Kur'an hükmetsin. Şimdi böyle söyleyenler var mı? Var.
Hadis-i şerifleri reddediyorlar, kenara koyuyorlar. Ümmetin iştahatlarını kenara koyuyorlar. İmamların iştahatlarını kenara koyuyorlar. İmamların iştahatını kenara koyaraktan kendilerince iştahat ediyorlar. Ümmetin arasında fitne çıkarıyorlar. Ümmeti bölüp parçalıyorlar. Ve Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri döndü onlara dedi ki yapmayın. Bunlar takiye yapıyor. Bunlar aldatıyor. Bunlar kandırıyor. Bunların derdi Kur'an değil. Bunların derdi din değil. Bunların derdi devleti ele geçirmek, devleti yönetmek. Bunların derdi seçilmiş bir başkanı devirip Muaviye'yi getirmek. Bunların derdi din değil.
Bunların derdi İslam değil. Bunların derdi Kur'an ve sünnet değil. Bunların derdi o olmuş olsaydı, bunların derdi o olmuş olsaydı, zaten seçilmiş bir Hz. Ali gibi kimse var. Herkes biat edecek, yoluna devam edecek. Yok. Bunlar aynı şekilde o Muaviye ve taraftarları Hz. Osman Efendimiz'e hırsız diyorlar. Hz. Osman Efendimiz'in valilerini istemiyorlar. Hz. Osman Efendimiz'in valilerine karşı mücadele ediyorlar. Ve olmuyor, onlar toplanıyorlar, onlar toplanıyorlar. Devlet başkanının evini muhasara altına alıyorlar. Anarşizm budur. Bak Ukrayna'ya düzeliyor mu? Ne yaptılar?
Devlet başkanının evini yerle eksan ettiler. Birbirlerine uğruyorlar şimdi. Ne yaptılar? Başbakanının evini yerle eksan ettiler. Aynı şeyi Türkiye'de geziciler yaptılar. Dolmabahçe Sarayı'na, başbakanının sarayına gittiğine, orayı normalde saldırıp orayı ele geçirmek istediler mi? Evet. Cumhurbaşkanının bulunduğu yere geçirmek istediler mi? Evet. Ankara'da başbakanına girmek istediler mi? Evet. Muaviye ile bunların arasında bir fark yok. Gezi ve gezicileri destekleyenlerle Muaviye'nin arasında ve askerlerinde bir fark yok. Ne yaptı Muaviye'de? Zengin iş adamlarını, şirketleri yanına topladı. Bütün valilikleri kendi valilerine oturtturmaya çalıştı.
Valilerin alt katındaki bütün askeriyeleri kendi askeriyelerine oturtturdu. Hz. Osman Efendimiz'i kurtarmaya sözde bir bölük asker gönderdi 2000 kişilik. Onlara da dedi ki siz dışarıda Medine'nin dışında duracaksınız. Medine'nin dışında durup hiç dokunmayacaksınız. Ve ne yaptılar? Hz. Osman Efendimiz'i şehit ettiler. O dışarıdaki 2000 kişi de onları dinledi. Seyretti. Bir fark yok. Bir fark yok. Anarşi, anarşidir her zaman. Anarşi, anarşidir. Anarşinin hiç başka bir yerde farklı bir yüzü yoktur. O zaman da anarşi çıktı. Düzeldi mi? Düzelmedi. En sonunda Muaviye'nin oğlu Yezid oturdu. Devlet başkanlığına Hüseyin Efendimiz'i şehit etti.
Hasan Efendimiz'i kim şehit etti? Cariyesi. Cariye'yi kim gönderdi? Yezid gönderdi. Hediye gönderdi. Cariye'yi kim gönderdi? Yezid gönderdi. Hediye olarak gönderdi. Kim zehirledi? Yezid'in gönderdi cariye. Haa o zaman evet. Bu noktada insanlar bir zamanda bir noktada bir şeyi önde görebilirler. Bir şeyi de geride görebilirler. Bu nedir? Bu iştahattır. Katılmayabilirsin, katılmazsın. Laf söyleme. Laf söylemeyiz. Ama iştahatına da katılmak zorunda değiliz. O yüzden Allah bizi iyilerle beraber eylesin. Birileri bana kırklardansın dediler. Ne demek istediler?
Anlayamadım cevap vermediler sorunca. Siz cevaplar mısınız? Kötü bir şey ise nasıl kurtulurum? Yok. Kötü bir şey yok. Sormuş oldum. İnsanlardan net bir cevap alamadım. Bu size beşinci sorum oluyor. İlk sorumda size paşalı diye bir aileyi şikayet etmiştim. Tavsiyeniz için teşekkürler. Allah yardımcınız olsun. Enfa suresinde müminleri cihada teşvik ediyor ve sizden yirmi kişi müşriklerden iki yüz kişiye galip gelirler. Yüz kişi olursanız bin kişiye galip gelirsiniz diyor ve ayetin devamında Allah muhakkak sizde bir zayıflık bulunduğunu bildiğinden sizden yükünüzü hafifletti diyor. Ve devamında yüz kişi iki yüz kişiye bin kişi de iki bin kişiye galip gelirler. Burada ayetin başında on kata galip gelinirken daha sonra iki kata iniyor açıklayabilir misiniz?
Az olunca insan daha sıkı savaşır da o yüzden. Benim kocam güzel koku sürüp yanıma gelmiyor. Ben rahatsız oluyorum. Ne yapmalıyım? Sen sür. Kafasından aşağı boca et. Okulda dersimize giren bazı öğretmenlerimiz siyasi konu açıp başbakanı ve bazı partilere küfrediyor. Böyle bir durumda ne yapmalıyız?
Hemen şikayet dilekçesi milli eğitime. Hiç affetmeyin. Öğrenciler hiçbir şey de olmaz. Hiçbir şey de olmaz. Anında hemen bir dilekçe yazıp hem direkt milli eğitim müdürlüğüne, il milli eğitim müdürlüğüne hatta valiliğe hiç hem adınızı, soğadınızı, sınıfınızı, öğretmenin adını yazacaksınız. Hemen götüreceksiniz valiliğe şikayet edeceksiniz.
Evet, hiç ama zerrece korkmayın. Zerrece çekinmeyin. Zerrece korkmayın, zerrece çekinmeyin. Sınıfta bırakır en fazla bıraksa seni. Onu da bırakamaz. Hiç ama. Köpeksiz köy bulup değeneksiz dolaşmasın kimse. Korkmayın. Hemen dilekçeyi yazın, bir satır. Filanca dersimizde filanca öğretmen böyle böyle davrandı, küfretti, hakaret etti. Başbakanımıza veyahut da işte herhangi bir partiye, x kimseye, x şeye. Hiç önemli değil. Hemen alıp götüreceksiniz, valiliğe vereceksiniz hem. Direkt valiliğe.
İl milli eğitim müdürüne de değil, direkt valiliğe gideceksiniz. Bu kadar. Nerede, hangi resmi dairede varsa. Yok öyle bir şey. Öyle bir şey yok. Bitti o Türkiye'de. Ben meslek lisesine gidiyordum, solcu öğretmenler girerdi bizim sınıfımıza. Ben hemen elimi kaldırdım, böyle konuşamazsın sen. Konuşurum konuşamazsın, konuşurum konuşamazsın. Ders biterdi. Çık dışarı dedi birisi de, beni çıkaramazsın da, sen çık dışarı dedim. Ben çıkarırım seni dedi, gel dokun da dedim ne oluyorsun gör. Vurur musun dedi, vururum dedim.
Çıktı sınıftan. Anladım ben dedim, bu gidecek şimdi şikayet edecek beni. O çıktı, ben çıktım. Gittim güldür, güldür, güldür, … aleti koydum yerine ondan önce geldim. Tak müdür yarımcısı geldi benden sonra. Çıkma sıradan dedi, çıktım ben. Bütün sınıf biliyor benim dışarı çıktığımı. Aradılar, aradılar, aradılar silahı bulamadılar. Dediler yürü, biz de meslek lisesine gidiyoruz, elbise dolaplarımız var bizim, iş dolapları. Oraya gittiler, aç oraya, açtım ben. Biliyorum orayı da arayacaklarını. Oraya baktılar, orada da bir şey yok. Müdür yarımcısı dedi, silah nerede dedi, satın mı alacaksın dedim. Lazımsa söyle dedim. Ben sana soracağım dedi, sorabilirsin dedim.
Ondan sonra okuldan atıyorum seni dedi. Gönder aileninden birisini dedi. İyi dedim. Bizim o zaman Kulakları Çinlesin Furunlu köyünde Mesut Mocu vardı, dernek başkanıydı. Tabii başkan oldu muydu, olacak mıydı, öyle bir şeydi. Dedim sen dayım ol da dedim, gel arada bir göster. Gelmiş, demiş ya yeğenle problem mi yaşadınız ne oldu içeri girince. Demiş ya böyle böyle okuldan atacağız. Böyle ceketi kaldırmış. Demiş ya yeğen öyle şeyler yapmaz ama demiş, iyidir demiş bu tamam mı. Ya işte öyle değil de Mesut Bey de böyle de başlamış lafı değiştirmeye. Kurban olduğumun bazen lazım. İnsanı düzene katıyor. Çizgiden şaşınca çizgiye katıyor bazen insanı. Öyle. Çizgiye girdi.
Ondan sonra ben tabii kapının önündeyim ben bekliyorum. Ondan sonra neyse çağırdılar beni. Bana diyor ki okul müdürü. Ne kadar iyi dayın varmış. Bilmiyor dayının kafası esince desteresinden saç ayıklıyor dayı. Dayının kafası esince birkaç kişiye az geliyor dayıya. Zaten o da yetmeseydi bir tane fatalı İsmail abimiz vardı bizim aynı köyden.
O böyle hemen adam konuşuyor değil mi? Çok konuşmaz. Onda bir destere vardı. Bıçak da kullanmıyordu o. Adamın kafasından cağırtak kesiyordu o. Ondan sonra saç topluyordu desteresinden. Biz oralardan geldik. Allah bizi affetsin. Korkmak yok. Bu gideceksin şikayet edeceksin. Bitti. Bu kadar. Kanuni hakkın senin. Sınıfta siyaset yapamaz. Yaptırmayın. Kimseye. Kimseye. Birisi başbakanı övmek için de siyaset yapmasın. Hayır. Okullar siyaset yeri değil. Okullar öğrenim yeri, eğitim yeri. Hiç kimse siyaset yapmasın orada. Hiç kimse cemaatçilik yapmasın, tarikatçılık yapmasın, şehşçilik yapmasın. Yapmasın okulda.
Yapmasın. Eğitim kurumu, eğitim kurumluğunu bilecek. Orada cemaatçilik, tarikatçılık, şehşçilik, hocacılık, yok ne bileyim siyasi particilik okulda olmaz. Okulda öğrenecekse insanlar Kur'an ve sünneti öğrensinler. Allah bizi onlardan eylesin. Bir kimse akşam namazını kaçırdığı zaman yatsı namazını kılarken aklına gelirse yatsıyla akşamı cem edebilir mi? Önce akşamı kılacak, ondan sonra da yatsıyı kılacak. Şehitlik makamını bu kadar önemli yapar nedir? Şehitlik makamına erişmek Allah'ın lütfettiği bir kader midir? Şehitlik, candan geçmek. Candan geçmek kolay bir şey değil. Ömre farz mıdır? Değildir, haç farzdır. Bir kız çocuğu doğduğu günden itibaren evlenebilir mi?
Yoksa ergenlik dönemine sonra mı evlenebilir? Kız çocuğu doğar doğmaz evlendirmek caiz değildir. Velisinin evlendirmesi şafiye göre hak olsa da bu çok uygun bir şey değildir. Beşik katmesi diyorlar ya, bacağındaki bir hastalıktan dolayı namazı oturarak kılan bir kimsenin farzlarını kılması yeterli midir? Sünnetlerini de kılması gerekir mi? Kılabiliyorsa kılacak sünnetlerini de. Anason çayı içmekte dinen bir mahsur var mıdır? Yoktur. Anason çayı içmek dinen mahsurlu olursa üzüm yemek de dinen mahsurlu olur. Dershaneye gittik, kızlarla gezmeye başladı diye çocuğumuzu dershaneden almamız gerekiyor dediniz. Okuyacak olan için okul burada, kitap burada, sen de buradasın.
Okuyacaksan oku diyerekten onu tek başına bırakmak şeytanın vesvese vermesi için bir an bile yalnız bırakmadığını bizim yalnız bırakmamız doğru mudur? Zorla mı okutacaksınız? Yani şeytana bırakmayın, beş vakit namazını kıldırmış olsaydınız şeytana bırakmayacaktınız. Ona dini bir eğitim vermiş olsaydınız baştan şeytana bırakmayacaktınız. Dini bir eğitim vermediğinizden dolayı kızlarla dolaşıyor, haram işliyor. Önce onun dinini öğretseydiniz, önce ona diyanetini öğretseydiniz, önce ona Allah korkusunu, Allah'a karşı edebi, adabı, güzel ahlakı öğretseydiniz, o dershaneye gönderdiğinizde kızlarla dolaşmayacaktı. Asıl şeytana o zaman bırakmışsınız siz onu.
Şimdi toplayamıyorsunuz. Niçin şeytana bıraktınız? Anne babanın, ebeveynin anne babadan hakkı üç, bir hayırlı isim konması, İki, ona dininin öğretilmesi. Önce dinini öğret, onu şeytanın kucağından elinden al, ondan sonra ne eğitimi vereceksen ver ona. Biz çocuklarımıza yüzme kursu, boks kursu, karate kursu, bale kursu, yazı yazma kursu, gitar kursu, saz kursu, caz kursu, bir sürü kurs veriyoruz biz.
Ama onların dinlerini öğretmiyoruz. Dini eğitim yok. Ondan sonra erkek çocuğu kızlarla dolaşıyor, kız çocuğu da erkeklerle dolaşıyor. Olmuyor, üçüncü cinsiyet yok ama üçüncü cinsiyet oluşturuyorlar. Olmuyor, üçüncü cinsiyetlerle uğraşıyorlar. Çocuklarınızı dini eğitimlerini verin. Çocuklarınızı dindar yetiştirin. Çocuklarınız dindar olsun. İlkokuldan itibaren çocuklarınıza dini eğitim verin. İlkokuldan itibaren. O çocuk ortaokula geldiğinde dinini yaşıyor hale gelsin. Orta sona geldiğinde beş vakit namazını dosdoğru kılan namazın da abdestinde bir kimse olsun orta sona geldiğinde. Kız erkek değişmez bir şey. Orta sona geldiğinde artık bitmesi lazım onun dini eğitimi.
Kız çocukları da erkek çocukları da kız çocuğunsa orta sona geldiğinde o çocuk örtülü mantolu bir hale gelecek. Erkek çocuğu namazın da abdestinde bir hale gelecek orta sona geldiğinde. Önceden daha çabuk ergenliğe giriyordu çocuklar. Ama şimdi üç aşağı beş yukarı çocuklar orta sonunda ergenliğe giriyorlar. Üç aşağı beş yukarı. Yani orta son dediğim şimdi eskiye göre ne oluyor? Yedi sene. Şimdi normalde beş üç daha sekiz sene. Şimdi dört dört oldu. Yani şimdi ikinci dört bittiğinde yani. Çocuklarınızı dindar yetiştirin. Çocuklarınızı eğitin. Çocuklarınızı eğitin. Allah bizi onlardan eylesin.
Zuhurat, rabıta sırasında nedir? Başkasının bizim için gördüğü bir şeye ne kadar inanmalıyız. Biz bir kendimiz görelim göreceksek. 16 jef 84. Araç mı çekilmesi lazımmış? 16 jef 84. Aracınızın başına beklenmektesiniz. Kaçta kalmışız?
Padişah dedi. Peki dedi ne yapalım? Nasıl bir düzen düzelim ki? Dünyada ne meydanda ne gizli bir tek Hristiyan bile kalmasın. Vezir, söz de bana gazap etmiş gibi ol. Kulağımı, elimi kestir, burnumu, dudağımı yardır. Sonra da beni dar ağacına, çarmıha gerdirmeye yolla. Derken birisi sana yalvarsın, bağışla desin. Bunu tellal pazarında dört yol ağzı olan bir yerde yaptır. Sonra da beni uzak bir şehre sür de, ben onların arasında yüzlerce kötülük sokayım, yüzlerce aykırı işler ettireyim onlara dedi. Vezir, Hristiyanlığı bozacak ya, Hristiyanlığı bozmak için düzen kuruyor. Padişah diyor ki, herkesin içerisinde bana öyle bir eziyet etti ki.
Ben böyle o eziyete duçar kalmış bir kimse gibi olayım. Sen benim elimi, kulağımı yardır. Bir güzel dövdür. Milletin içerisinde beni bir hor hakir et. Ondan sonra beni de tam asacağın zaman, birisi bir şefaatçi olsun gelsin, beni senden yalvarsın, beni senden kurtarsın. Ve beni diyor, uzun bir yere, senin bulunduğun yerden daha genişte, dışarıda bir yere, beni sür.
Ben uzakta olayım, senin bulunduğu yerden. Senin bu memleketten uzağa gideyim. O memleketten uzağa giderekten, o insanlara yapacağını yapacak. Vezir, Allah muhafaza eylesin inşallah. Evet, ondan sonra onlara diyeyim ki dedi, ben Hristiyanım, gizli din taşıyorum. Al gizlileri bilen Allah, sen bilirsin beni. Ondan sonra diyor, o Hristiyanlara diyeyim ki, ey Hristiyanlar, ben aslında Hristiyandım, gizli bir şekilde. Ben Yahudi değildim, ben gizli bir şekilde Hristiyandım. Yahudi cemaatine ne diyecek? Yahudi çünkü padişah, diyecek ki ben gizli Hristiyandım. Kime diyecek? Hristiyanlara.
Ne yasak? Hristiyanlık yasak. Kendisi ne? Yahudi. Demek ki din yasak olunca, bakın şunu unutmayın. Din bir yerde yasaklanırsa, dinin içerisinden, o dindarların içerisinden, o dindarları ifsad edecek, yasaklayanların kendi insanları olur. O insanlar, yasaklayanlar, bir şeyh üretirler, bir hoca üretirler, bir imam üretirler, bir müftü üretirler, bir şey üretirler.
O ürettikleri adamla ne yaparlar? O ümmeti ifsad ederler. Allah muhafaza lezsin. El-Fatiha ma selam. Amin. Yarın Allah'a izin verirse Çanak, Gelibolu'da cepheye sema programımız var. Arkadaşlar, kardeşler biliyorlar. Allah'a izin verirsin inşallah bayanlar onu ilan edeyim. Herkes birbirine ilan etsin bayanlarla. Sırf bayanlar Gazcılardaki vakfın binasından hareket edecekler. Geri kalan arkadaşlar yerlerini biliyorlar. Geceniz hayır olsun.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.