Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 15 Haziran 2013

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 15 Haziran 2013 · 45:41

Bunun sesini anlatacakmış. Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Efendim geçmiş derslerde Deccaliyet ve Süfya'nın ordusuyla ilgili ders yapalım demiştiniz. Hatırlatmak istedim demiş. İnşallah diyelim ama bununla alakalı bir on yıllık sohbet ettiydik. Oradan internetten, sayfamızdan arkadaşlar onu indirebilirler, oradan bakabilirler inşallah. Bayandan mürşid olur mu? Mürşid, öğretici, eğitici demektir. Bu manada herkes bir şekilde öğreticidir.
Bunu geniş manada alacak olursak, mürşid olmayan, öğretici olmayan hiçbir şey yoktur. Kötüler kötülük öğretirler, amma velaki yine mürşittirler. İyiler iyilik öğretirler, yine mürşittirler. Anne çocuğuna bir şeyler öğretir, o da mürşittir. Baba çocuğuna bir şey öğretir, o da mürşittir. Bir arkadaş bir arkadaşına bir iyilik tavsiyesinde bulunur, o da mürşittir. Bir arkadaş bir arkadaşına kumar öğretir, o da mürşittir. Tabi biz bunların pozitif noktada olanlarına bakarsak, bunların hepsi de iyilikler Rabbinizdendir. Nefsinizdendir, ayet-i kerimesine göre Allah'a atfedilir.
Kötülükler de nefsinizdendir. O zaman kötülüklere bakarsak, nefse ve şeytana atfedilir. Kadından mürşid olur mu? Bütün kadınlar bir şekilde mürşittir. Çocuklarına bir şekilde bir şeyler öğretirler. Çocuklarına bir şekilde yemek yemesini öğretirler, su içmesini öğretirler. İşte tuvalet adabını öğretirler, geyinmeyi, soyunmayı öğretirler. Çocuklarına iyiyi, kötüyü öğretirler. Bu noktada kadınlar da mürşittir. Bir daha geniş perspektiften bakılırsa, gözünüzün gördüğü her şeyde bir mürşitlik görebilirsiniz. Ağacın çiçek açması size bir şey öğretebilir. Çiçeğin meyveye dönüşmesi size bir şey öğretebilir. Meyvenin olgunlaşması size bir şey öğretebilir. Olgunlaşan meyvenin düşmesi size bir şey öğretebilir.
Düşen meyvenin çekirdeklerinin topraktan tekrar filizlenip büyümesi size bir şey öğretebilir. O filizlenen meyveyi aşılanınca, aşılanmanın bir öğretisi olabilir. O zaman bu manada da bakılırsa, varlığın her mertebesi ve her derecesi de mürşid olarak görülebilir. Tasavvufi ıslah, tasavvufi manada bakılırsa, mürşid öğretici demektir. Ama bu öğreticilik dergahın içerisinde de vardır. Dergahın içerisinde de bir tekkenin içerisinde, bir tasavvuf grubunun içerisinde herkes birbirini bir şekilde bir şeyler eğitir, öğretir, bir şekilde mürşittir. Bir arkadaş bir arkadaşına tavsiyede bulunur, bunu böyle yapmadan bu noktada mürşid vazifesi görmüş olur. Bayanlar da bu noktada bir şekilde birbirlerine iyi, doğruyu, güzeli tavsiyede bulunduklarında, onlar da bir şekilde mürşitlik yapmış olur.
Şimdi bunu tasavvufi istilah noktasında sadece üstada bağlamak ve sadece üstadın bünyesinde bunu toplamak, diğer öğretici kardeşlerin haklarına riayet etmemek olur. Çünkü muhakkak bilenlerle bilmeyenler bir olur mu disturuyla, nasihat edenler, öğreten, öğretmeyenlerle bir olmayacak. O zaman öğreten, nasihat eden, doğruyu, iyiyi, güzeli anlatan herkes o mürşitlik sıfatını kendi üzerinde tecelli ettirmiş olur.
Bir nevi mürşid şöyle de denilebilir komple manevi olarak bütün herkes tek noktada o mürşidin yelpazesinin içerisinde her birisi küçük mürşitler olarak veyahut da kendi renkleriyle birer mürşid vazifesi yerine getirmiş olabilirler ki öyledir. Ve bu manada bayandan mürşid olur mu? Evet. Bunun bir üst derecesi diyelim veya bir üst noktası hani o tasavvuf yapılanmasının, tarikat yapılanmasının en üst noktasında görülen üstadın seviyesinde belki de değildir onlar ama hepsi de bir şekilde o vazifeyi yerine getirirler.
Buna ölçü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz der. Ashabının her biri birer mürşid seviyesinde, birer mürşidi kamil mesabesindedir. Ve ona sarılırlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini bulur. O yüzden bayanların ve erkeklerin içinde de öyle sufiler, öyle mürşid tabiatlı, mürşid sıfatına bürümüş öyle kardeşler vardır ki insanlara onlar birer güneş gibi, birer kandil gibi, birer mum gibi aydınlatırlar.
Fikirleriyle, düşünceleriyle, edepleriyle, adaplarıyla, meselelere bakış perspektifleriyle, meseleleri derinlemesine inceleyip bakmakla, üstün ahlakla, üstün zekayla kardeşlerinin arasında mürşidin, hadi tasavvufi manada öyle algılayalım, gölgesi mürşidin sayesi altında onlar da birer mürşitlik yaparlar ve yapmaları gerekir. O yüzden biz bu manada, evet kadından imam olmaz bu manada, bu manada evet bayanlardan bir dergahın başına, tekkenin başına mürşidi kamil olarak, üstad olarak bir kimse oturmaz ama bayanlardan da mürşid olur. Bu ehli tasavvufun içerisinde çok anlaşılamayan, çok böyle konuşulamayan, yerli yerini oturtulamayan hadiselerden birisidir.
Biz bunu kendi içimizde, kendi nefsimizde kabullenemeyiz, kabullenmezler. Oysa Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, Hz. Aişe Validemizi göstererekten, siz dininizin yarısını bundan öğreniniz demiştir. O zaman Hz. Aişe Validemiz aynı zamanda da en fazla hadis nakleden mübarek annelerimizden birisidir. Bunun yanında Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin ömrünün son demlerinde evlenmiş olduğu Bahadır annemiz, adı aklıma gelmedi, kapıda nöbet tutan, fakih gelmedi aklıma.
Mesela o üç tane, dört tane çocuğuyla dul kalıyor. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri dünürcü gönderi kabul etmiyor, ikinci gönderi kabul etmiyor, üçüncüsünü de kabul ediyor. Bahadır savaşta kılıcı eline alıp Ümmü Seleme, Allah razı olsun, Ümmü Seleme Validemiz fakih bir kadın. Kadınlara fıkıh öğretebilecek derecede, etrafına fıkıh tersi verebilecek noktada fakih bir kadın. Şimdi o annemizi mürşid görmemek mümkün değildir. O yüzden ehli sufinin bir kısmı, hatta büyük bir çoğunluğu, bunu böyle görmek istemezler ama ben öyle görmeyenlerden değilim. Bir üstadın, bir mürşidi kamilin sayesi ve gölgesi altında mürşid kadınlar muhakkak vardır. O mürşid kadınlar da etrafındaki kadınlara, etrafındaki insanlara bu noktada nasihat eden noktasındadır.
Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Yani nasihat edenlerden eylesin o manadadır. İslam dışı ortamlarla karşılaştığımda meylimin çok çabuk olduğunu fark etmeye başladım. İnancım var ama yaşamaya gelince çok zorlanıyorum ve içim soğuyor. Kendime zorla terkinler yaptırıyorum. Artık farzları bile. Evet. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Demirci dükkanına giden is kokar. Itırcı dükkanına giden ıtır kokar der. Hazreti Ebu Bekir radallahu an hazretleri der ki bana arkadaşını söyle senin dinini söyleyeyim. Sufiler önceden yeni böyle sufi olmuş kimselerin, sufi olmayan kimselerle konuşmalarını yasaklarlarmış.
Yasaklamalarının sebebi şu. O yeni sufi olmaya başlıyor. Dine yeni ısınıyor. Dini yeni alışıyor. Sufi olmayan bir kimsenin yanına gider, sufi olmayan insanlarla sohbet eder ise, ola ki aklı karışır, fikri karışır, soğur, şeytan onu vesvese verebilir manasında yasaklarlarmış. O yüzden böyle dinle, diyanetle, sufilikle, zikirle, yeni tanışan arkadaşların İslam dışı ortamlarda çok bulunmamaları kendileri için daha hayırlıdır.
Ha diyeceksiniz ki, şimdi İslam dışı ortam mı, kaldı mı, kalmadı mı, her taraf, bu ayrı bir tartışma. Ben bir çıt daha ilerisini söyleyeyim. Bugün kendisini sufi görenler dahi bozulmaya meyallidir. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, hadis-i şerifleri unutmayalım. Ahir zamanda kişi mümin sabahlar, kafir geceler. Ahir zamanda kafir geceler, mümin sabahlar. Bu bir tehdit. Bu tehdit yeniydi, eskiydi, mürşitti, mürşidi kamildi, veliydi. Namaz kılıyordu, kılmıyordu, oruç tutuyordu, tutmuyordu.
Yelpaze geniş. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bütün bayanlar ve erkekler komple kardeşliklerini tesis edip birbirlerinden ayrılmamaya gayret edecekler. Ve birbirlerine destek olacaklar. Yoksa şeytanın bir kimseyi bir anda hüpletmesi işten değildir. Güven yok, eminlik yok. Emin olanlar batarlar. Burada kendi nefsine güvenenler batarlar. Kim olursa olsun sufilerin içerisinde halifelik derecesine gelip de batanlar görülmüş. Halifelik icazetinin yazılıp da o icazetin feshedildiği insanlar olmuş.
Nefse güven yok. Allah muhafaza eylesin. Yarın üniversite sınavım var. Allah rızası için dua eder misiniz? Siz pirinç okumayı bilmiyorsunuz o zaman. Allah yardımcınız olsun inşallah. Zaten bu zamana kadar okutmadıysanız bu saatten sonra olmaz. Yarın sınav var zaten. Kırk gün öncesinden başlanıyormuş pirinçler yutulmaya. Sen öyle mi kazandın? Pirinç mi yuttun senle? Yutladın mı? Mayrıt var mı? Pirinç yutan içinizde üniversite okuyup da Ali İmran Suresi Ey Muhammed kafirlerin diyar diyar dolaşmaları seni aldatmasın. Onların varacakları yer cehennemdir. Biz Müslüman olarak kafirler gibi tatile çıkıyoruz.
bizler de diyar diyar geziyoruz. Biz de aynı safta mıyız? E tatile çıkanlar düşünsün ben ne düşündüm? yani İslam literatüründe tatil anlayışı işte yaylaya çıkmak ovaya inmek serin yerlere gitmek bunlar kendi kültürlerinin içerisinde var olan şeyler ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de görülmemiş.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiç tatile çıkayım diye düşünmemiş tatil yapmamış. eğer bu manada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bir kimse uymak tabi olmak istiyorsa onun için de tatil söz konusu değil. Ashabın büyüklerinden böyle bir hal yok. Hz. Ebubekür Ömer Osman Ali aşere-i mübeşşerede böyle bir hal yok. Böyle bir tatil zihniyeti yok. Zaten tatil zihniyetleri olmuş olsalardı çok kısa zamanda bütün dünyayı bu noktada bütün dünyanın dengelerini değiştirecek böyle büyük bir hareketin içerisinde başarı sağlayamazlardı.
Bu Müslümanlar için örnek olmalı. Sufiler Müslümanlar Müminler kendilerince Hz. Peygamberi ve ashabını örnek ederlerse hiç tatil düşüncelerinin olmaması gerekir. Ama işte yaylaya çıkıp böyle kültürleri vardır dağa çıkıyorlardır yok işte ovaya iniyorlardır bunlara söyleyecek bir sözümüz olmaz.
İslam bunları reddetmemiş. Haram kılmamış. Makul dairede. Ama ve lakin tabi bugünkü tatil anlayışı beş yıldızlı otellerde yiğindiğin önde yemediğin ardında böyle nefsaniyete hayvaniyete şeytaniyete uygun bu haller herhalde sahabenin hali değil zaten. Ben üniversite son sınıf öğrencisiyim. Mezun olunca da bankacılık finans alanında çalışmayı düşünüyorum. Malumunuz üzere bu alanın ana gelir kaynağı da faizdir. Bu kurumlarda çalışarak kazanılan gelir helal mıdır teşekkürler demiş. Faize nasıl helal diyelim ki? Ama bir sistem ekonomik sistem bir devletin sistemi bir yerin çarkı o işin ana kaidesi bir şeyin üstündeyse ondan herkes nasibini alır.
Bugün bizim devletimizin çarkı faizin üzerinedir. Finans kurumunda da çalışsan diyanette de çalışsan mühtü de olsan diyanet işleri başkanı da olsan o faiz çarkından maaşını alıyor. Ha biz değiliz de ne olacak biz de o çarktan nasibimizi alıyoruz. O çarktan nasibini almayan hiç kimse yok. Hiç kimse yok. Yani devlet gecikme faizi uyguluyor. Özel kurumlar gecikme faizi uyguluyor. Bütün herkes faize takmış gözünü.
Bankalar kredi kartına aylık yüzde dört gecikme faizi uyguluyor. Elektrik kurumu su doğalgaz maliye sigorta gecikme faizi almayan yok. Yani döngü faizin üzerinden dönüyor. siz şimdi kalksanız sıfır faiz istiyoruz deseniz bununla alakalı mitingler yapsanız otursanız sessizce faizlerin sıfıra indirilmesini istiyoruz deseniz sizi devletin düzenini layık demokratik hukuk devletinin düzenini değiştirmekten atarlar içeri.
Adamlar yakıyorlar yıkıyorlar onların ne yapıyorlar bir işte ifadelerini alıp bırakıyor adam bir daha yaksın yıksın devam etsin diye. Şurada biz bir çakmak çaksak kağıt yaksak bırakmazlar bizi sabaha kadar. Yakıyorlar ortalığı yıkıyorlar polis araçları sivil araçlar dükkanlar yağmalanıyor ortalık.
Giriyorlar karakola ifadelerini veriyorlar gidiyorlar yakmaya yıkmaya devam edin daha diye. Şimdi faizle alakalı veya herhangi bir şeyle alakalı dini bir meselede siz örgütlü bir şekilde hareket etmiş olsanız terör örgütü sayılırsınız. İsterse beş kişilik on kişilik böyle bir nümayiş yapan bir topluluğu terör örgütü sınıfına koyabilir hukuken.
Gezicilere bir şey yapamazlar. Onlar cesaretli inanıyorlar davalarına. tipik iman etmiş insanlar onlar. Tipik iman etmiş insanlar. Siz iman etmek olarak sadece Allah'a iman olarak görüyoruz biz. Bir kimse davasına iman ettiği zaman o davası uğruna anasından babasından malından karısından çocuğundan canından geçmesi lazım. Hz.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hz. diyor ki beni annenizden babanızdan eşinizden çocuklarınızdan mallarınızdan daha fazla sevmedikçe imanınız kemale ermez. İman iman ettiğin şeye iman ettiğin şeye anandan babandan eşinden çoluğundan çocuğundan canından geçip iman ettiğin şeye öyle bağlanıp onu öyle sevmektir. biz imanı şöyle algılıyoruz. Biz Allah'a Resulüne kitaplarına meleklerine din gününe hayrına ve şerrine iman ettik. Tamam bitti. Bu kadar. Ya kitapta bu yazıyor. Yazmıştır ya. Yazmıştır.
Biz iman ettik ya. Tamam. Onu canından en son insanın geçtiği şey canından canından da geçtiğinde imanın kemale erecek. O yüzden ayeti kerimede diyor ki çok azınız iman etmiştir. E Türkiye'de faizin sıfıra inmesi için insanların faizin haram olduğuna iman etmesi lazım ilk önce.
İman ederse faiz sıfır olur. İman ederse iman ederse bir şeye Cenab-ı Hak onu tecelli ettirir. Sizler kendilerinizi değiştirmedikçe Allah sizi değiştirmez. Siz bir şeye iman ederseniz siz bir şeye inanırsanız Allah sizin üzerinizdeki hükmü değiştirir.
Bizde öyle bir iman yok ki bizde öyle bir iman olmadığından başımıza gelen geliyor. Bizde öyle bir iman olmadığından dolayı biz çocuğumuz başını açsın önemli değil karımız başını açsın önemli değil çalışıyor aman çalışması lazım açsın bir tarafın önemli değil okuyor aman önemli değil açsın okusun acı tarafımız e şimdi de kardeş diyor ki ben işte faiz kurumunda çalışacağım kim faiz kurumunda çalışmıyor ki faiz kurumunda çalışmayan bir kimse söyleyeyim ben dahil ben dahilim buna ama bizim
şeytan bunları bizim gözümüze göstermez şeytan şeytan örter bizim buralarımızı biz mesela namazımızı kıldık mı tamamdır birisi kılma namazı derse kılmayız biz namazı da cuma farz mı evet bütün erkek ve kadınların Türkiye'de cumaya gittiğini düşünebiliyor musunuz rene fabrikası cuma zamanı namazı geldi kapat şalteri biz cumaya gidiyoruz tofaş kapat şalteri biz cumaya gidiyoruz fabrikalar kapat şalteri biz cumaya gidiyoruz dükkanlar esnaflar kapatın şalteri cumaya gidiyoruz farz mı cuma farz ayetle sabit
mi evet kadınların cuma farziyeti sonradan kaldırılmış islam kuvvetlenince sebebin üzülü islamın kuvvetlenmesi ile alakalı islam kuvvetli değilken cumaları bütün kadınlar gitmişler cumaya cuma kılamayacak olanlar mescidin dışında toplanmışlar hutbeyi dinlemişler islam kuvvetlendikten sonra cuma farziyeti kadınların üzerinden kaldırılmış bir yerde islamın kuvvetli olması demek oradaki islam hukukunun tecelli etmesi demek bir yerde islamın hukuku tecelli ediyorsa orada islam hakimdir eğer
bir beldede bir yerde bir ülkede islamın hukuku tecelli etmiyorsa orada islam hakim değildir oradaki müslümanların şafiye göre oradaki son müslüman şehit oluncaya kadar islamın hakim olması için cihad etmeleri farz ayındır islam hakim mi değil hadi herkes cumaya gitsin topyekun iman mı ettin cuma farz mı evet ne duruyorsun burada çok basit iman ettin mi kardeş cuma'nın farzı evet ne duruyorsun burada iman etmek
iman etmek orman işletmesinde çalışıyordum ben müdür MHP'liydi bizim cumaya gidiyorsun dedi farz dedim ben böyle baktı gidemezsin dedi boş kağıdı imzaladım masasına koydum ben cumaya gidiyorum müdür bey dedi bir gün arkama gelmiş müdür yardımcısından beraber haberim yok şeyh efendi de bana dedi oğlum sarığını sar da bu cuma dedi cuma mübarek için telefon açtım cumanız muarek olsun Allah razı olsun oğlum bugün cumada dedi başına sarık sar emredersiniz efendim koşa koşa gittim eve belime sardım beyaz sarı gittim cuma namazına
oturdum boş bir yere bizim Hasan Hoca da hutbe okuyor Hasan Hoca hutbeye çıktı ben sarığı başladım sarmaya mübarek adam hutbe kağıdı elinde bir bana bakıyor ben bir ara gözüm ona gitti okuyor Hasan Hoca da böyle güzel hutbe okur içten okur ağlar böyle hutbe okurken bir bana bakıyor bir kağıda bakıyor bir bana bakıyor bir kağıda bakıyor karıştırdı arkam yıkılmış zaten benim ben beyaz sarı sarınca müdürle müdür yardımcısı şef arkadalarmış namaz bitti ben daireye gittim hemen hizmetli geldi müdür bey çağırıyor dedi ne yaptın
dedi ne oldu dedim ben kafana bir şey sarmışın dedi ben girdim içeri böyle bana baktı kafanın sardığın şey neydi dedi sarıktı dedim ben bu ne dedi sünnet dedim ben senden başka bu memleketi kurtaracak yok mu dedi senden başka kafasına bir şey saracak kimse yok mu dedi ya yokmuş demek ki dedim ben bir tek sen mi varsın bayındır dedi ben varım demek ki dedim ben varım demek ki dedim bir daha sarmayacaksın onu dedi güldüm iman etmek Allah bizi iman edenlerden eylesin cenaze defnedildikten sonra başına neden talkım okunur
talkım nedir anlatabilir misiniz Harun Hoca ne okuyorsunuz ya defnedildikten sonra öldün aklına mı gelsin diyorsun ne diyorsunuz şimdi bize anlatıyorlardı ki işte diyorlarmış ki Arapça işte Hasan oğlu Mustafa Hasan oğlu Mustafa Hasan oğlu Mustafa öldün mü gördün mü o esnada o da kafasını kaldırıyormuş ta tahtaya vuruyormuş ha ölmüşüm diyormuş yatıyormuş ilk önce ben bunu böyle öğrendiydim sonra kendi kendime dedim derviş olduktan sonra dedim
içerideki adam kafasını tahtaya vursa önce hoca gider orada dedim tabi öldükten sonra talkım bu ama Harun Hoca'nın dediği gibi Peygamber Sallallahu Vesselam Hazretleri'nin zamanında yok zannediyorum bu başka mesela işte Anadolu Müslümanlarında var bu sadece bu tahmin ediyorum biraz böyle şamanlıktan kalma gibi öyle bu çünkü hadislerde filan yok bu Allah bizi affetsin inşallah karışmış olabilir veya birisi böyle bir öldün mü diye talkım verebilir filan işte böyle bir şey olmuş gelenek gibi adet gibi olmuş şimdi hocanın
birisi de aslında defnedilirken başında hoca da yok aslında o da yok cenazenin önünde arkasında imamın yürümesi yok imam olmazsa cenaze gömülmeyecek böyle bir şey yok bunlar neden kaynaklandı biliyor musunuz cumhuriyetin ilk yıllarında insanlar dini eğitimden ve öğretimden uzaklaştırıldılar bir kimse cenaze nasıl yıkanır kimse bilmiyor nasıl nasıl defnedilir kimse bilmiyor irtica yaygarasından dolayı bunların eğitimi yasaklandı layıklık demokratlıktan dolayı bunların eğitimleri yasaklandı yasaklanınca işte 4-5 köye
bakan bir imam kaldı o imamlar da cenazeden cenazeye koşmaya başladılar millet cenazesini kefenlemesini bilmiyor cenazesini yıkamasını bilmiyor defnetmesini bilmiyor bilmeyince imam yani o bölgedeki bir tane imam kıymetli din bilen bir tek kimse o var haydi koşuyorlar o olmadan cenazeyi de gömemiyorlar dokunamıyorlar neden eğitilmedi öğretilmedi bu sefer cenazenin kalkması için imam şart oldu cenazenin defnedilmesi için imam şart oldu bilen yok çünkü şimdi insanlar cenazeyi defnedemiyorlar adamın babası ölüyor arkadaşı ölüyor
oğlu ölüyor işte annesi ölüyor o kimse cenazenin yani kendi annesi kendi babası kefeninin bir ucundan tutup mezara indiremiyor mezara indirecek hiç kimse yok yok cenazelere gittiğinizde görmüyor musunuz adamın oğlu giymiş takım grand tuvalet kenarda duruyor babasının başkası indiriyor mezara hatta daha da ileri gitti şimdi mezarlıklarda çalışanlar indiriyor üstleri kirlenmesin kimsenin Allah bizi affetsin inşallah hekim onun hikayelerini dinliyor nabzının atışına dikkat ediyor bakalım diyordu kimin adı anılınca nabzı
atacak kimin adı anılınca nabzı şiddetle atarsa dünyada canının dileği odur hekim dostları saydı döktü kızın şehrini andı ondan sonra bir başka şehrin adını söyledi şehrinden çıkınca dedi önce hangi şehirlerde bulundun demek ki seven sevdiğinin adı anılınca nabzı değişecek dünyada bir şeyden ne kadar çok etkilenirse o etkilendiği şey anılınca o kimsenin kan akışının hızı değişecek kalp atışının hızı değişecek kalbinin atışını hızını değiştirecek kan damarlarının akışını değiştirecek bir şey gerek sevmek böyle bir şey
o kimsenin fizyonomisini değiştiriyor o kimsenin fizyolojisini fizyolojisini değiştiriyor sevmek öyle bir şeydir diyeceksiniz ki o kimsenin fizyonomisi değişir mi evet kişi sevdiğine benzer zaman içerisinde o kimse o çok sevdiği kimseye sadece fıtratı değil fiziki de değişmeye başlar bakışı görüşü gülüşü tutuşu yürüyüşü o sevdiğine benzemeye başlar fiziki değişir fizyonomisi değişir onun gibi düşünmeye başlar onun gibi hareket etmeye başlar onun gibi fikir yürütmeye başlar onun gibi sözler söylemeye başlar geldi birisi
buranın emiri kim ümmetine hizmet eden dedi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dediler ki bu meclin olmuş herhalde Hz. Ebubekir efendimize gittiler dediler ki buranın emiri kim ümmetine hizmet eden dedi aynı lafızı kullandı aynı kelimeleri kullandı aynı dengeyi güden aynı görüşte olur aynı düşüncede olur seviyorsa sevdiğinden aynı yörüngede olur seviyorsa sevdiğiyle aynı halde olur aynı hali yaşar sevmek öylesine bir iksirdir sevmenin hakikati insanın sevdiğine bezendirir onu dinleyen sanki sevdiğini
dinlemiş onu dinlemiş gibi olur o yüzden dedi Cenab-ı Hak onun elini tutan benim elimden tutmuş gibidir dedi o yüzden dedi o heva hevesinden söylemez o yüzden dedi attığı zaman o atmadı ben attım dedi o yüzden dedi sen öldürmedin ben öldürdüm dedi her şeyini üzerine aldı demek ki severse bir kimse sevdiğinin ismi geçse nabzı değişir sevdiğinin şehri ismi geçse rengi değişir onun e dünyalık sevenin böyle ya ahiretlik sevenin o da ashabın dediği gibi oluyor ben cennete gireceğimi ümit ediyorum ama orada beraber olamayız
diye peryadı bu yangını bu hüngürt faşürt ağlamasının sebebi bu o da diyor ki kişi sevdiği iledir kişi sevdiği iledir devam ediyoruz kız bir şehrin adını andı ondan da geçti ne yüzünün rengi değişti ne nabzının atışı başkalaştı kız iyileşecek ya hekim dedi ki senin canına can katacak olan benim sana şifa verecek olan benim bana güven ve inan bana anlat dedi hayatının olaylarını tabi buradan da şuraya sıçrayabiliriz bir mürid mürşidinin mürşidinin önünde hayatını anlatmalı mürşidi onun hayatını öğrenmek isteyebilir
onun yaşadıklarını öğrenmek isteyebilir ona şifa verecekse ona bir ders verecekse ona bir virt verecekse bunu anlatması gerekir hatta mevlevi şarihleri der ki mürid gider bunu üstadına anlatır halini üstadına anlatmakla mükelleftir üstadın vakıftır demek edepsizliktir derler bir mürid üstadına sana vakıftır benim anlatmama gerek yok demesi edebe mugayyir bir şeydir Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dinledi anlattılar sahabeler Hz. Peygamber bana anlatmayın ben ona vakıfım demedi dinledi sahabe de Hz. Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine anlattı başlarından geçen halleri ve olayları efendilerini şehirleri birer birer söyledi bulunduğu yerlerden tuz ekmek hakkından bahsetti şehir şehir ev ev hepsini anlattı ne nabzının atışı değişti ne de beti benzi sarardı demek ki o cariyecik başından geçen yediği içtiği ekmeğe tuza kadar her şeyini ne yaptı o hekime anlattı bir mürid mürşid gördü mürşid olarak inandı üstad olarak inandı kimseye anlatacak her şeyini ve o kimse anlattı diyor beti benzi zararmadı hekim şeker gibi
semer kantı soruncaya kadar namzı biteviye nasıl atıyorsa öğle atmadaydı fakat hekim semer kantı anınca nabzı değişti tez tez atmaya başladı rengi kızardı sarardı çünkü o semer kantı bir kuyumcudan ayrılmıştı hekim hastadan bu sırrı duyup o derdin o belanın aslını anlayınca hangi mahalle diye sordu demek ki o kimse etkilendi sevdiği sevdiği kimsenin şehrine gelince beti benzi değişti nabzı değişti ve anladı ki hekim semer kantı onu etkileyen onu derinlemesini etkileyen bir şey oldu ve dedi ki hangi mahallede diye sordu
kız köprü başında gafter mahallesinde dedi devam etti hekim tezce hastalığın sebebi nedir anladım seni kurtarmada büyü gibi hünerler göstereceğim dedi inşallah 170. beyitten devam edeceğiz hakkınızı helal edin bizden yana da helal olsun inşallah önümüzdeki hafta 170. beyitten sonra devam etmek ümidiyle el fatihama selam amin yarın malum koca yayla şenliğimiz var aynı zamanda da şenlikte sünnetimiz var bütün duyan duymayan kardeşler davetlimiz inşallah arabalar tespit edildiği yerde saat 8.45'te kalkacak o yüzden öyle bir bilgi vermişlerdi o bilgi dahilinde herkes otobüslerle gidecek olanlar toplanma yerlerine 8.45'te hazır olacaklar kendi arabalarıyla gidecek olanlar zaten serbest hakkınızı helal edin selamun aleyküm herkese tabi
tamam tabi tabi lよ konus l itu ya ı

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi