Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 14 Temmuz 2018 · 1:05:26
Selamün aleyküm. Allah gecenizi, gündüzünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak umduklarımıza nail eylesin. Korktuklarımızdan hırsı muhafaza eylesin. Âlem-i İslam'a dirlik, birlik, beraberlik ihsan eylesin. Memleketimizi de her türlü kötülüklerden korusun inşallah. İyi renkler temizlik küpünden hasıl olur. Çirkinlerin rengi ise kirli karasudan meydana gelir. Bir ders olarak yapmıştık hatırlıyorsunuz herhalde değil mi? 767 deyince orası oluyor. O latif rengin adı Sibgatullah, Allah'ın boyası.
Yani iyi rengin boyası Sibgatullah, Allah'ın boyası. Hani ayet-i kerimede de siz Allah'ın boyasıyla boyanınız der ya, Makara 138, Allah'ın boyasıyla boyandık. Allah'ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir? Biz ancak sana kulluk ederiz deyin. Allah'ın boyasıyla boyanmak, Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak. Sibgatullah, Allah'ın boyası. Bu Allah'ın boyası Cenab-ı Hakk'ın direkt ahlakıyla alakalı. Direkt onun sünnetullahına tabi olmakla alakalı. O yüzden bu normal ahlakın üstünde bir ahlak. Biz buna ince ahlak diyebiliriz. Mesela bir kimse zekatını verirse, ona sadaka vermek için zorlayamazsınız. Zekatın üzerine sadaka vermek, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetidir.
İnsanlara tavsiye ettiği. Ama Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Allah'ın boyasıyla boyanmıştır. Öyle olunca Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin evinde veya elinde ertesi güne hiçbir şey kalmaz. Bundan Müslümanlar, bundan zorunlu değillerdir. Siz bir Müslümanı din olarak bunu anlatamazsınız. Bu Allah'ın boyasıyla boyanmaktır. Bu Allah'ın boyasıyla boyanmanın da tabi bir ilmel yakin noktası var, bir aynel yakin noktası var, bir de hakkel yakin noktası var. Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi nefsinin üzerinde uyguladığı şey hakkel yakin noktası. Ertesi güne hiçbir şey bırakmamak.
İlmel yakin noktası ne? Bu da normalde o kimsenin sadaka vermesi. Hani sahabeden bir kimse ölümüne yakın dedi ki, Ya Resulallah ben malımın tamamını tasadduk etmek istiyorum. Ölümüne yakın. Ona dedi ki, sen eşin, çoluğunun, çocuğunun arkandan dua etmesini istemez misin? İsterim ya Resulallah. O zaman onlara bir şey bırak dedi. O sahabe dedi ki, o zaman ben malımın yarısını tasadduk edeyim. Yine ona dedi ki, sen eşinin ve çocuklarının senin arkandan dua etmesini istemez misin? İsterim ya Resulallah dedi. En sonunda malının dörtte birini, bazı rivayetlerde üçte bir deniliyor. Üçte bir diyelim. Üçte birini bıraktı. Üçte ikisini ne yaptı? Üçte birini tasadduk etti.
Üçte ikisini bıraktı. Bu da ne? Bu da sünnetullah. Hazreti Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin sünneti. Bu ne? Bu aynel yakin. İlmel yakin ne? Bir kimse farz olan zekatını verdi, vazifesini yerine getirdi. Bu da ne? Bu da ilmel yakin. Ama o kimse Allah'ın boyası ile boyanacaksa, o zaman o iyilikte önde koşacak. İyilik de önde koşmak, tasadduk etmek, yardım etmek sadece o değil. Allah yolunda koşmak, iyiliği icra etmek, yerine getirmek. En önemlisi Cenab-ı Hakk'ın ahlakı ile ahlaklanmak. Mesela bize birisi kötü davranırsa, biz ona iyilik yapmayız. Oysa Cenab-ı Hakk kendisine küfredeni de rızıklandırır.
Kendisine isyan edeni de rızıklandırır. Kendisine her an nemrutluk yapanı da rızıklandırır. Kendisine firavunluk yapanı da rızıklandırır. Hani Musa aleyhisselam diyor ya, o kendisiyle alay eden şaklabanlara diyor ki, bunları cezalandırsan. O da diyor, ya Musa, onlar benim sevdiğim seni taklit ediyorlardı. Onları rızıklandırıyor. Hani bir peygamber yine bunların rızıklarını kes deyince, iyi ki diyor, sen Allah olmamışsın ona. O diyor, bilmem kaç yıldan beri bana isyan ediyor. Hadisi Kudsi, ben onu rızıklandırıyorum. Allah'ın boyasıyla boyanmak, mevcut ahlakın üstünde bir ahlaktır. Mevcut iyiliklerin üstünde bir iyiliktir.
Hayatı en ince dairede yaşamaktır. Dini en ince dairede yaşamaktır. Kılı kırk yarmaktır tabiri caizse. Zaten böyle kimseler çok azdır. Allah'ın boyasıyla boyananlar çok azdır. Onlar imanın en kemal noktasıdır. İşte hadis-i şerife göre onlar kırk tanedir. Diğerleri de evet, onlar da tam onlar. Bütün müminler Allah'ın boyasıyla boyanmaya çalışırlar. Ama aynı renklilikte, aynı parlaklıkta değildir. O hadis-i şerifte beyan edilen üçler, beşler, yediler, kırklar. Bunlar Allah'ın boyasıyla boyanmakta zirve yapmış kimselerdir. Sibgatullah, Allah'ın boyasıyla boyanma. Onları gördüğünüzde Allah hatıra gelir.
Allah'ın boyasıyla boyanmış bir kimseyi gördüğünüzde mümin iseniz Allah hatıra gelir. Allah'ın boyasıyla boyanmış bir mümini gördüğünüzde ondan nefret ediyorsanız ya münafıksınız ya gavursunuz. İkisinden biri. Mümini ancak mümin olanlar sever. Bakın mümini ancak mümin olanlar sever. Bir mümini gavur sevmez. Bir mümini münafık sevmez. Bir mümini fasık kimseler sevmez. Bizde böyle bir algı var. Yani mümin kimse ya herkes onu sevecek değil. Herkes onu seviyorsa o Allah muhafaza eylesin. Münafık bir kimsedir.
Çünkü mümin Kur'an ve sünnete iman edip Kur'an ve sünneti yaşayan bir kimsedir. O Kur'an ve sünneti söylerse Kur'an ve sünneti kabul etmeyenler ondan nefret ederler. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden utube memnun muydu? Şeybe memnun muydu? Onlar seviyorlar mıydı onu? Müşrikler Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini çok mu seviyorlardı? Ama Mekkeli müşrikler ama Mekke'nin dışındaki müşrikler. Onları çok mu seviyordu? Münafıklar çok mu seviyorlardı? Kendi kendilerine toplanıyorlardı farklı yerlerde. Ne yapacaklarını düşünüyorlardı. Komplü düzenlemeye çalışıyorlardı.
Kim? Münafık bunlar. Bunlar namazda beraber duruyorlardı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin arkasında. Bunlar sahabelerin içerisinde dolaşıyorlardı. Sahabelerin içerisinde dolaşıyorlardı. Sahabelerle beraber namaz kılıyorlardı. Sahabelerle beraber oruç tutuyorlardı. Sahabelerle beraber hareket ediyorlardı. Ama münafıktı. Fırsatını bulduklarında, boşluğunu bulduklarında toplanıyorlardı gizli yerlerde. Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin aleyhine konuşuyorlardı. O yüzden bir münafık, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmış olan, Allah'ın boyasıyla boyanmış olan, inanmış erkek veya inanmış kadınları sevmez.
İnanmış kadın her şeyiyle Kur'an ve sünneti üzerinde taşıyor. Her şeyiyle. Diğer insanlar ona baktıklarında Allah'ı hatırlıyorlar ya, Allah'ı hatırlamak istemeyen münafıklar, Allah'ı hatırlamak istemeyen gavur gönüllüler, onu gördüklerinde rahatsız olurlar. Yani bir sakallı Müslümanı görünce rahatsız oluyor ya, kes o sakalları ya.
Neden? Rahatsız olduğu sebep, münafık çünkü. Eğer tam iman etmiş olsa, diyecek ki, Adem'den Hz. Muhammed'i Mustafa'ya kadar bütün peygamberler sakallı, sünnet olan bu, rahatsız olmayacak. veyahut da işte bir kimse, dininin gereği gibi kıyafet seçimi yapıyor. Dininin gereği gibi kıyafet seçimi yapmayanlar ondan rahatsız oluyor. Ondan rahatsız oluyor. Sebep, münafık gönüllü çünkü. Sebep, kafir gönüllü. Dışı Müslüman, içi kafir. Çok olur demiş ya Yunus. Dışı Müslüman, içi kafir. Sıbgatullah, Allah'ın boyasıyla boyanmış bir kimseyi ancak müminler sever.
Ancak müminler. Ve Allah'ın boyasıyla boyanmak, haramlardan komple uzak olmak, Allah'ın boyasıyla boyanmak, Allah'ın farz kıldığı bütün her şeyi yerine getirmeye çalışmak, Allah'ın boyasıyla boyanmak, farzların üzerine nafilelerle Allah'a yaklaşmak, Allah'ın boyasıyla boyanmak, nafilelerin üzerine Allah'ı sevmek, ve gözünün gördüğü, ve gözünün görmediği, aklının tespit ettiği, bildiği ve bilmediği, gönlünün tespit ettiği ve tespit etmediği her şeyden fazla Allah sevgisiyle haşır neşir olmak, Allah'ı sevmek.
Sivgatullah'a ulaşacaksa bir kimse Allah'ı sevecek. Allah'ı severken kendisini o sevgiye götürecek sevgilerle tanıştıracak. Davut'un ve dolayısıyla Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellemin, Davut'un dilinden bize aktardığı o dua yolundan gidecek. Allah'ım senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini, çölde susuz kalmış kimseye, soğuk şerbeti nasıl mübarek kılıyorsan, bana da öyle mübarek kıl.
Amin. Demek ki bize bu üç sevgi lazım. Sivgatullah'a ulaşabilmemiz için. Bir, Allah'ı sevdirecek olanın sevgisi. İki, Allah'ı sevenin sevgisi. Üç, Allah sevgisi. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin derecesi. İlmel yakin derecesi. Bu ne? Allah'ı sevdirecek olanı sevmek. Yani, Sivgatullah, Allah'ın boyası ile boyanmış bir mürşidi, bir veliyi, bir mümini sevmek. Allah için sevmek. İkincisi, Allah'ı seveni sevmek. İnsanların içerisinde gözünüzün gördüğü, görmediği, görmediği, bildiği, bilmediği, Allah'a en yakın, Allah'ı en yüksek derecede seven, Muhammed-i Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem.
O yüzden, Allah'ı seveni sevmek dediğimizde, birinci derecede, Hz. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gelecek. Bakın bu bizim ikinci delilimiz. Birinci delilimiz ne? Allah'ın boyası ile boyanmış, Sivgatullah noktasındaki bir kimseyi sevmek. Eğer Allah'ın boyası ile boyanmış bir kimseyi seversek, Allah'ı sevme yolumuz açılacak.
İkinci adım, Ey Habibim, de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyun. İkinci, o kimsenin durağı, Hz. Muhammed-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmek. Hadis-i şerifte diyor ki, annenizden, babanızdan, eşinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan ve canlarınızdan, beni daha fazla sevmedikçe, imanınız kemale ermez.
Annenizden, babanızdan, eşlerinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan ve canlarınızdan. Daha fazla, Hz. Muhammed-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmedikçe, imanımız kemale ermez. İmanımız kemale ermez. Üçüncü adım, Allah'ın sevgisi. Ben Allah'ı seviyorum. Harika. Muhammed-i Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uyma mecburiyetindesin. Ayet-i kerime ile sabit. Kim Allah'ı sevme iddiasında bulunuyorsa, ölçüsü, delili, tabanı, tavanı, Hz. Muhammed-i Mustafa'da sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Öyle haramı işleyerek, haramın göbeğinde, sünnet-i Resulullah'tan uzak, Kur'an'dan uzak, Allah sevgisi yok.
Kimse kendi kendini kandırmasın. Kimse Müslümanları aldatmasın. Kimse Müslümanların önünde yol kesici olmasın. Kimse. Büyük bir iddia çünkü. Harika. Herkes Allah'ı seviyordur. Bu noktada bir sıkıntımız yok. Ama Hz. Muhammed'e, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, uyduğu kadardır Allah sevgisi. Uyduğu kadar. Ne kadar uydu, o kadar seviyor. Ne kadar uydu, o kadar seviyor. Çünkü Allah'ı seviyorum demek soyut. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini seviyorum demek soyut.
Bir üstadı, bir mürşidi seviyorum demek soyut. Bir erkeği seviyorum demek soyut. Bir kadını seviyorum demek soyut. Bir çocuğu seviyorum demek soyut. Bir arkadaşı seviyorum demek soyut. Bunun somuta tecelliyatı olması gerekir. Arkadaş sevgisinin somutsal tecelliyatı olması lazım o kimsede.
Onun somutsal tecelliyatı yok ise, o kimse kendi kendisini aldatıyor. Arkadaşını seviyor. Harika. E o aç yattı, sen tok yattın. O taşın üstünde yattı, sen yumuşak yatakta yattın. E senin akşam evinde tenceren kaynadı, onunki kaynamadı. Arkadaşını çok seviyorsun. Eee? Nasıl sevmek bu? Birisi et yedi, birisi ot yedi. Biri dağda mangal yaptı, yelledi pazar günü, öbürkü de evde garibin bulgur pilavına talim etti evde. Ha çok seviyor birbirini. Olmadı. Olmadı. Somutsal tecelliyatı yok.
Çok seviyor birbirini. Neden beraber değilsiniz? Camiye giderken beraber, tekkeye giderken beraber gidin. Neden? Yanınızda değil. Çocuğunu çok seviyor. Harika. Çocuk Kur'an sünnette değil. Ciğerin yanmıyor senin. Çocuğunu çok seviyor. Cehenneme koşuyor çocuk. Eşini çok seviyor. Harika. Kadın veya erkek cehenneme koşarken sen neredesin? Eşini çok seviyor. Bu kalkan yumruk niye? Kocasını çok seviyor. Arkasından neden dedikodu ettin, gittin annene söyledin, vay anne adam bana şunu yaptı da bunu yaptı da dedin.
Nerede? Adamı çok seviyor. Harika. Arkasından mutfakta tabak kırıyor. Sebep? Yenisini alsın. Hiç mi vicdanın titremedi? Adam karısını çok seviyor. Akşam işten çıkarken yedi kebapları, kadın evde duruyor. O ne yiyecek evde? Boğazına dizilmedi mi kebaplar?
Hiç aklına gelmedi mi kebabı götürürken? Hiç düşünmedin mi evde beni bekleyen bir karım var diye? O olmadan nasıl yedin sen? E bizim işimizin gereği, iyi o da işinin gereği, gitsin yesin o zaman sen evdeyken. Eşi sevmenin somutsal tecelliyatı lazım. Kuru kuruya ben seviyorum demek yok. Eee bir üstada bağlandı. Harika. Onu seviyorsan somutsal tecelliyatı olacak. E söylediklerini yerine getir. E yerine getirme yok. Nasihatlerini yerine getir. Yerine getirme yok. Ama çok seviyor. Ölüyor.
Ama nasihatlerini yerine getirmiyor. Somutsal tecelliyatı lazım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir seviyor, bir seviyor. Harika. E çok güzel. E sünnetini işlesene. Sünnetini işlemek yok. Onun izinden, yolundan, peşinden gitmek yok. E nasıl seviyor? Yok olmadı. Sibgatullah. Allah'ın boyasıyla boyanacak olan kimsenin yürüyeceği yol var. Bu ne? Bu Kur'an ve sünnete sımsık yapışmak. Bu Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmanın yolunu yürümek. Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak. Hani Hazreti Aişe annemize sordu ya sahabeler.
Ya Aişe, Hazreti Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin ahlakı nasıldı? Onlara verdiği cevap müthiş. Siz Kur'an okumuyor musunuz? Evet, biz okumuyoruz şu anda. Sahabelere sordu. Siz Kur'an okumuyor musunuz? Okuyoruz ya Aişe. İşte onun ahlakı, Kur'an ahlakıydı. Sibgatullah. Dilini haramdan koru. Gözünü haramdan koru. Kulağını haramdan koru. Elini haramdan koru. Ayağını haramdan koru. Uzuvlarını haramdan koru. Kalbini haramdan koru.
Kalbini iyiliklerle donat. Kalbini zikrullah ile süsle. Zikrullah ile süsle. Kapının ağzını boşaltın. Sağlı sollu yanaşın. Yanaş, yanaş, yanaş, … Şurları da sıklaştırın. İki dizinizin üstüne sıklaştırın. Öyle sufilik öyle şey değildir. Disiplin ister. İki dizinin üstüne oturacaksın. Ayaklarını unutacaksın. Bir bakacaksın ki ayaklar gitmiş. Haydi kalkın dediğinde ayağın var mı yok mu diye bir tereddüt edeceksin. Pişecek ayaklar. Namaz kılanın sol ayağının dışında nasır bağlar. Namaz kılanların.
Sufilerin ise sağ ayağının dışı nasır bağlar. Bir sufinin iki ayağının dışı nasır bağlar. Eğer iki ayağı da nasır bağlamıyorsa o sufi daha pişmemiş. Neden? O çünkü iki dizinin üzerine oturur. İki dizinin üzerine oturunca iki ayağı da ne olur? Tersinden yere gelir. O devamlı otura, otura, otura. İki ayağının iki dışı da ne olur? Nasır bağla. İki ayağının ikisi, iki ayağının iki dışı da nasır bağlayacak. Namaz kılıyorsan, secden fazlaysa, namazını kılıyorsan zaman içerisinde sol ayağının dışı, devamlı sol ayağının üzerine oturuyorsun ya tahiyyatta. Nasır bağlar.
Erkeklerde. Erkek sufilerin iki ayağı da birden nasır bağlar. Ben bayan olsam, evleneceğim zaman hiçbir şesine bakmam. Çıkar çaraplarına, ne var? Bakacağım ayaklarına. Bakarım ayağına, ikisinde de nasır yok. İstediği kadar ben namaz kılıyorum desin. Allah yolunu açık etsin, hadi yürü. Bakarım iki ayağı da nasırlı mı? Harika, bu tamam. Bu oturmuş dervişlikte. Pişirmiş kendini. Şimdi düşünüyorsunuz değil mi? Nasırımız var mı yok mu diye kendi kendimize. eve gidince bakın. Eğer yoksa, o zaman sohbette, zikrullahta rahat oturmayı seçmeyin. Hiçbir zaman.
Bu bir nasihat, bir tavsiye size. Sohbette, zikrullahta, namazda, cuma hutbesinde iki dizinizin üzerine oturun. Ellerinizi dizlerinizin üzerine koyun. Öylece sohbeti ve zikrullaha devam edin. Öylece cuma hutbesini okuyun. Ha, orman haftasıymış da, kızılay haftasıymış da, boş verin. Tamam, eyvallah. Neymiş de bir cuma, ne o? Bacalarınızı temizleyin. Öyle dedi bir cuma'da. Botaş'ın bayisi sanki camiler. Botaş, dünyanın parasını kazanıyor. Gitsin bütün abonelerine, birer mesaj atsın. Bütün abonelerden telefon alıyor ya, işin kolayı.
Git müftülüğe, bir cuma vaazına, cuma hutbesine, ondan sonra botaş temizliğini koy. Oh, ne ala memleket. Allah muhafaza eylesin. Öyle olsa dair, hutbenin konusu öyle olsa dair. Ne yapacaksınız? Hutbeyi ciddiyetle, namazdaymış gibi oturaraktan dinleyeceksiniz. Namazdaymış gibi. Veya iki dizinizin üzerine oturaraktan hutbeyi dinleyeceksiniz. Ne yazık ki insanlar camilerde lakayt bir şekilde oturuyorlar. Camide lakayt herkes. Kimisi sandalyelere oturmuş, politbüro gibi her biri. Bir de sıralanıyorlar, melemen bardağı gibi. Bu da bu çıktı şimdi.
Bir de alıyor o sandalyeyi, ortada bir yere koyuyor. Yok camide sandalye kültürü. Sünnete aykırı. Bakın sünnete aykırı. Bidat. Bir kimsenin ayağı ağrıyorsun. Oturduğu yerden kılacak. Sandalye de kılmayacak. Oturduğu yerden kılacak. Oturduğun yerde kıl. Uzat ayaklarını kıbleye öyle kıl. Hanefi'ye göre. Belini ağrıyor. Gene öyle kıl. Sandalye de oturuyor, yerde oturamıyor arkadaş. Belini ağrıyor.
Ayakta kıl o zaman. Ayakta ima ile kıl. Ayakta kıl ima ile. Yok sandalye de kılacak. Ankara'da gördüm. Abartmış adam, koltuk getirmiş ya. Bildiğiniz koltuk getirmiş. Ankara'da bir camiye girdim. Bildiğiniz koltuk getirmiş adam. Bir de altına husisi, o büro koltukları gibi tekerlek koydurmuş onu. Adam caminin içerisinde gezdiriyor onu, oturuyor. Koltuk takılıyor namazı. Dedim tamam ya Müslümanlar yakında dedim. Yatağı da taşıyacak buraya. Ne oldu ben koltukta da oturamıyorum. Eee yatak takılacak orada.
Bu kadar lakaytlık oldu. Lakayt. Yani camiye giriyor lakayt millet. Cami de lakayt. Orada vaaz konuşuyor. Oradakilere boyuna muhabbet ediyor. Oysa orada vaaz konuşurken, Müslümanın orada yanındaki kimseyle konuşması sünnete aykırı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri veda hutbesinde okuyacağı zaman, söyleyeceği zaman, sahabeye diyor ki bunları uyar.
Bunlara sesler. Bunlar gürültü yapmasınlar. Konuşmasınlar. Beni dinlesinler. Bakın bu veda hutbesinde olan bir hadise. Orada bir vaiz var mı? Konuşuyor mu? Konuşuyor. Onlar orada vay gelini ne yaptın? Damadı ne yaptın? Oğlanı evlendirdin mi? İşler nasıldı da? Emekli parasını ne oldu da? Kaç parazam yaptılar da? Cami desin ya. Caminin içindesin. Müslümanlar gün geçtikçe lakaytlaşıyorlar. Tabiri caizse dünyevileşiyoruz. Dünyevileşiyoruz.
Burası da dünyevileşiyor. Millet neredeyse bir torba çekirdek getirecek, sohbet esnasında çekirdek çatlatacak dışarıda. Ne dedi be hoca? Çat çat çat. Ne dedi be? Söyle ne dedi? O hale geleceğiz. Lakaytlaşıyor. Lakaytlaşıyor. Sufiler de lakaytlaşıyor. Ben bazen anlatıyorum. Millete sert geliyor. Şeyhimizin yanında telefon çalmazdı bile. Sessize alırdık onu. Telefona bakamazdık biz onun yanında. Bana Husisi müsaade etmişti Mustafa Efendi. Oğlum sen telefonlarına bak. Sen organizasyonu yapıyorsun. Sen telefonuna bak. Bu kadar. Onun yanında hiç kimse telefonuna bakamazdı. Ben orada olayım.
Bir tane bir arkadaş orada telefonuna baksın. Bir daha onun yanına yanaştırmam ben onu. Derim ki uzak dur. Madem telefonun var senin git. Ticaretin mi var? Alacaksın mı? Satacaksın mı? Ne yapacaksan yap. Eşinle mi konuşacaksın? Sevgilinle mi konuşacaksın? Kimle konuşacaksan konuş. He oradayız. Ben üstadın yanındayım şimdi. Ha iyi. Çok iyi. Harikasın ya. Konuşulmaz. Lakaitlik kaldırmaz dervişlik. Sufilik disiplin ister. Müminlik disiplin ister. Müminlik disiplin ister. E biz sünneti Resulullah'ı bilmiyoruz ki. Biz okumuyoruz.
Dinlemiyoruz da. Okumuyoruz da. Dinlemiyoruz da. Hadi okumadık. Ya dinle. Dinlemek de yok. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Sibgatullah disiplin ister. Allah'ın boyasıyla boyanacak olan kimse disiplin ister o yolda. Yürürken disiplin ister. Öyle sakız çatlatmaya benzemez sohbette o. Öyle etrafındaki insanlarla gülüş ahenk yapmakla sohbette zikrullah da olmaz o. Olmaz. Sohbete kendini verirsin. İkinci kelimenin ne olacağının kalbine gelmesi lazım senin. Sohbete kendini öyle vereceksin ki konunun nereye gideceğini kalbine gelecek senin.
Zikrullah da öyle kendini zikrullaha vereceksin ki. Da la derken yok olacak her şey. Da la da yok olacak. O üç elif miktarında uzatmanın hikmeti odur. La derken üç elif uzatır. Üç elif. Birinci elifte dünyadan geçersin. İkinci elifte ahiretten geçersin. Üçüncü elifte kendinden geçersin. Kalmaz hiçbir şey. İlahe. İllallah. Bitti. Daha birinci la ilahe. Bakın ilahe hızlı söylenir.
La ilahe. İllallah. Üstüne bastırırsın illallah da. Kalmadı hiçbir şey. Ne kaldı? İllallah. İlla Allah kaldı. Yok oldu. Zıbgatullah. Bu noktada disiplin ister. Kendini verecek. Odaklanacak. Daha la derken yırtacak perdeyi. Kalmayacak hiçbir şey. E alışkanlık haline gelmiş. La ilahe illallah. Oldu. Hoş geldin yirmi üçlü insan. Ay oldu. Tamam ya. Yok.
Allah'ın boyası ile boyanacaksa o kimse disiplinli olacak. Sımsıkı olacak. Gözü şaşmayacak. Kalbi şaşmayacak. Kur'an ve sınete sımsıkı yapışacak. Dünya yıkılsa o Kur'an ve sünneti bırakmayacak. Yansa dünya cayır cayır cayır, gözünün önünde yansa, gözünün önünde yıkılsa.
O Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışık duracak o. Annesiymiş, babasıymış, eşiymiş, çocuklarıymış, geliniymiş, damadıymış. Yok o akrabaymış, yok o patronmuş, yok o işçiymiş. Yok sımsıkı tutacak o. Taviz vermeyecek. Sıbkatullah. Allah'ın boyası ile boyanacaksa o kimse. Ancak öyle duracak. Yok bir gün öyle, bir gün öyle. Bir gün oradan, bir gün oradan. Bir gün oradan. Yok kardeş. Olmadı ya. Yok. Yok. Sımsıkı dur. Sımsıkı dur ki sen o Allah'ın boyası ile boyananlardan ol. Bu kirli rengin kokusu ise Allah lanetidir. Bir iyi renk vardı.
Neydi? Sıbkatullah. Allah'ın boyası. Bir de ne vardı? Kötü renk var. Kötülük var. Kötü renklerin kokusu var. Bu ne? Allah'ın laneti. Allah'ın laneti. İbrahim suresi ayet 26. Çirkin söz ise topraktan sökülüp atılmış kararsız kötü bir ağaca benzer. İyi söz neye benziyordu? Meyvesi ahirete, ötelere meyve veren iyi bir ağaç. İyilik bu. İyilik bu Sıbkatullah. Kötülü ki sen ne? Çirkin söz. Kötü söz. Dikkat edin çirkin söz. Kötü söz.
Kötülük. Kökü olmayan sökülüp atılmış bir ağaca benziyor. Meyvesiz. Kökü yok. Yeşermez. Kuru bir ağaç. Zakkum. Kötülük düşünmek. Kötülük yapmak. Kötü söz söylemek. Çirkin sözler atfetmek. Karşındaki kimseyi rencide cidi. Karşındaki kimseyi kırıcı. Karşındaki kimseyi üzücü sözler söylemek. Karşındaki kimseyi hakaret etmek. Müslümanların aleyhinde konuşmak. Müminlerin aleyhinde konuşmak. Müminlerin aleyhine çalışmak. Müslüman odur ki elinden ve dilinden diğer Müslümanlar emindir. Mümin odur ki insanlar canlarından emindir ondan.
Müslümanların dilinden Müslümanlar emin olmalı. Müslümanın dilinden diğer Müslümanlar emin değiller ise o kimse imanını sorgulamalı. Müslümanın arkasından kim kıymet eder? Müslümanın kim kötülüğünü ister? Allah muhafaza eylesin. Denizden olan yine denize gider. Nereden gelmişse yine oraya varır. Bir şeyin çıkış noktası iyilikse o iyiliğe koşar. Sizin kalbinizde iyilik var ise dilinizde iyilik olur. Azalarınızda iyilik olur. İyilikler neredendi? Allah'tan.
Nereye döner tekrar? Allah'a döner. Onlar rahmet deryasından geldi. Rahmet deryasına geri döner. Sen istediğin kadar kötü ol. Allah'ın iyiliğine zarar veremezsin. Sen dünyanın en kötüsü olsan Allah'ın iyiliğine zarar veremezsin. Sen dünyanın en iyisi olsan Allah'ın iyiliğine bir katre katamazsın. Neden? O katrenin de sahibi odur. İyilikler Allah'tandır. Sen iyilik yaparaktan kendini kurtarırsın. Sen iyilik yaparaktan cennetlik olursun. Sen iyilik yaparak Allah'a vuslat olursun. Sen iyi söz söyle, iyilik yap. O Allah'tan geldiği için yeniden ne olacak?
Allah'a dönecek. Deniz suyu buharlaşır, yağmur olur. Dağın tepesine yağar, küçücük kanallardan küçücük ırmaklar olur. Onlar birbirleriyle buluşur, kocaman nehir olur. Nehir koşa koşa yine deryaya, denize koşa. Denizde yine buharlaşır, yine döner ne yapar? Tekrar denize koşar. Demek ki denize aitse denize koşacak. Havaya aitse havaya koşacak. Toprağa aitse toprağa koşacak. Sen nereye aitsin? Sen nereye aitsin? Sen bu dünyaya aitsen, aha toprak, kara toprak burada. Sen ötelere aitsin.
Ötelere aitsen, oraya göre yaşa. Oraya göre davran. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Dağ başından hızlı hızlı akan seller, bizim tenimizden de aşka karışık olarak akıp giden can, aslına gidip kavuşur. Nasıl sular aslına kavuşuyorsa, bizim onun kendi ruhundan ve nurundan üflediği şey de ona doğru koşar. Ne yaptı? Kendi ruhundan ve nurundan. Bizim aklımız ermez. Ne yaptı? Üfledi. Üfleyince ne oldu? Bizi üfledi. Ne yapacak o? Tekrar üflenilen yere doğru koşacak. Allah bizi iyilerden eylesin inşallah. Buradan devam edeceğiz inşallah. Birkaç soru var, onlara da bakalım.
İnşallah. Ya işte bak, çok gürültü var, duyamıyoruz demişler. Onu da zaten sohbetin arasında söyledik. Demek, kocamla evlenirken dergaha bağlıydı. Sohbetleri takip ediyordu. Şu anda sohbetlere ara sıra geliyor. Öncelik olarak görmüyor. Benim nasıl davranmam gerekiyor? E evleninceye kadarmış demek. Öyle bu işler. Benim dilim biraz ağırdır ama hakkınızı helal edin. Ya normalde şimdi bir kimse kendince, örneğin, bu dergahtan bir kızla evlenecekse, kolay kolay dergahtan olmayan bir erkekle kızlar evlenmek istemiyorlar. Neden?
İşte sohbetlere rahat gidelim, gelelim. Zikurullah'a rahat gelelim, gidelim. E ne olacak şimdi? Evlenenlerin bir kısmında ne yapıyorlar? İşte ya nasıl olsa dergahtan Allah'ı biliyor, peygamberi biliyor. E şeyhini de dinler. Bir sıkıntı çıktığında problem yaşamam. Ben dergahtan evleneyim. Halika. Evleniyor. E ondan sonra başlıyor. İstediğinin ulaştı. Aynı şey bayanlar için de geçerli. Eğer maksat oysa, maksadına ulaşınca gevşiyor. Bu işin acı tarafı tabii. Allah muhafaza eylesin. Hicret ne içinse onu bulur. Adı şerif. Hani Mekke'den Medine'ye hicret edilirken, müşriklerden bir erkek de Müslüman bir kadına aşık.
O da onun için hicret ediyor. Bakın sevmenin somutsal tecelliyatı. Kadın Müslüman, erkek müşrik. Onlar hicret edince, o adam da hicret ediyor. Aşkının peşinden gidiyor. E böyle işte herkes hicret etti, sevap aldı deyince, sahabeler diyorlar ki, ya Resulallah şimdi o da mı hicret sevabı alacak? Yani o kadın için hicret etti. O da mı sevabı alacak deyince, diyor ki, hicret neye yapıldıysa onu bulur. Allah için hicret eden Allah'ı bulur. Kadın için hicret eden kadını bulur. İş, dünya için hicret eden de dünyayı bulur. Hadis-i şerif. Gerçekten de, dışarı mal satanlar, mal satmaya gidenler, böyle para kazanırlar.
Enteresan bir şeydir. Dünyalık hicret ediyor. Kazanır o. Veyahut da biraz daha para kazanmak için, bir şehirden bir şehre gidiyor. Para kazanır o. Evet. Hicret. Neyi hicret ettiyse onu bulacak. Öbürkü de kadına hicret etmiş. Evlenecek ondan ama, kadın diyor ki, ben müşrikle evlenmem. O diyor, benimle evlenir misin diyor, ben Müslüman olursam. Evet deyince, o da la ilahe illallah, Muhammeden Resulullah diyor, Müslüman oluyor. Somutsal tecelliyatı. Seviyorum diyor ya, somutsal tecelliyatı. Allah muhafaza eylesin. Karı koca arasındaki muhabbet nasıl olmalıdır? Kocam çok konuşan biri değil. Ben sohbet ediyorum, bana da çok konuşuyorsun diyor. Ya hayır konuş, ya sus.
Hadis var diyor, ben ne yapayım? İnsanın eşiyle konuşması da sünnettir. Eşler arasında konuşmak, sohbet etmek, muhabbet etmek sünnettir. Erkekler böyle eşleriyle konuşması lazım. Erkeklik evde köş köş durmak değildir. O konuşacak, onunla sen de sohbet edeceksin. O soğanın faydalarından anlatacak. Eyvallah diyeceksin. O gün bir kitap okuduysa, kitaptan bahsedecek. Eyvallah diyeceksin. E kadınlar da kendilerini biraz entelektüel noktaya götürsünler. Örneğin bir hadis okusun. Adama desin ki, ya böyle böyle bir hadis okudum. Bunun şerhi ne acaba? Bu sefer de adam diyecek, git lan sohbette de.
İşte. Allah yiyesin inşallah. 16 yaşındayım. Genç olmama rağmen çoğu zaman unutkanlık yaşıyorum. Bu benim bir hatamdan mı kaynaklanıyor? Eğer öyleyse ne yapmalıyım demiş. 16 yaşındaki unutkanlık gerçekten önemli. O yüzden o kardeş yediği besinlere dikkat etsin. Unutkanlığa sebebiyet verecek besinler yemesin. Mesela insanlar şu anda natürel, otantik beslenmediklerinden dolayı mesela unutkanlık oluyor.
Çabuk yoruluyorlar. Ondan sonra tansiyonları çabuk değişiyor. Natürel beslenmiyorlar. Natürel bir hayatları yok. O telefonlarla uğraşıyorlar. Televizyondaki oyunlar, internetteki oyunlar. Tabiri caizse gencecik beyinleri man kafa yapıyor. Kafa gidiyor milletin. Şimdi bu delikanlıya desem ki interneti kapat, telefonu kapat, bilgisayarı kapat. Kitap oku. Yapmaz. Bırak kapat her şeyi. Git Riyay-ı Salih'in al Üşcit. Onu oku. Kafan da açılsın, gözün de açılsın, beynin de açılsın, kalbin de açılsın. Bir de amel et onunla. Allah'a dost ol.
Yapmayız ki. Allah bizi affetsin. 14-15 yaşındaki erkek çocuğuna bir bayan Kur'an-ı Kerim öğretebilir mi? Normalde 14-15 yaşında annesi yaşındaki bir kadın öğretebilir. Bunda bir sıkıntı olmaz. Hatta Maliki'ye göre de öğretebilir. Problem olmaz. Rukye'yi vesvese gibi birçok şey için dinlemeyi öneriyorlar. Bu konu hakkında görüşünü nedir? Rukye sünnet. O yüzden Rukye'ye karşı gelinmez. Rukye ne biliyor musunuz? Bir kimsenin herhangi bir hastalığı için bir ayet-i kerimeyi veya bir duayı okuması veyahut da onu üzerinde taşıması. Buna Rukye denir. Muska gibi.
Ama Muska değil. Bunun adı Rukye. Fatiha-i Şerife'yi yazıp üzerinde taşımak gibi. Bunları batıl inanç diye bizim toplumumuzdan yok ettiler. Muska'cı mısın sen? Bunlara inanıyor musunuz? En enteresanı şuydu. Bir Ramazan ömresinde ondan sonra bu aynı otelde kaldığımız bir kimse bizim arkadaşlardan değil hasta olmuş.
Böyle başı mı ne ağrıyormuş bir şey olmuş işte. Bunu götürüyorlar Suudi Arabistan'da doktora, hastaneye. Doktor muayene ediyor. Reçete olarak şunu söylüyor. Dua et. Bunlar kafayı kırmış ya. Doktora bak bana dua et dedi. Ya ne güzel demiş dedim ben de. Dua et. Hastalığın sahibi o. Dua et. Biz duayı unuttuk. Biz zikri unuttuk. Biz Rukye'yi unuttuk. Çocuk sabaha kadar ağlıyor diyor. İyi. Ne yaptın? Okuduk. Ne yaptın başka? Hiçbir şey yok. Yaz. Bir ayet el kürsü. Çocuğun üzerine tak. Yaz bir Fatiha-i Şerife. Çocuğun üzerine tak.
Çocuklarınızın üzerine birer tane Fatiha-i Şerife yazdırın koyun. Dört kitabın anası. Ümmül kitap Fatiha-i Şerife. Berekettir. Berekettir. Lütuftur. Lütuftur. İkramdır. İkramdır. Fatiha-i Şerife. Bir ayet el kürsü. Berekettir. Bunları. Bir ayet el kürsü. Yutsun. Dayan antibiyotikleri. Milletin her şeyini, demyasını bozun. Kadın otuz yaşında kadınlığı bitiyor. Adam kırk yaşında adamlığı bitiyor. Adamın elli yaşında zaten adamlığı kalmıyor.
Altmış yaşında adam kendi kendine diyor ki ben dedeyim ya tamam bitti artık. At çöpe adamı. Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri yetmiş yaşında on iki yaşında kızla evleniyor. Şimdi ona sübyancı der bu millet. Adam yetmiş yaşında. Seksen dört yaşında Eyübel Ensari hazretleri İstanbul surlarının dibinde.
Seksen dört yaşında. Seksen dört yaşında. Ve orada şehit olacağını, orada öleceğini biliyor. Vasiyet ediyor. Diyor ki benim cesedimi surlara en yakın yere gömün. Medine-i Münevvere'ye götürün demiyor. Cihat ruhuna bak. Ölüsü bile cihat ediyor. Ölüsü. Seksen dört yaşında Eyübel Ensari radiyallahu anh hazretleri. Atın sırtında. Atın sırtında. Bizans surlarının önünde. Sırf İstanbul'u fetheden asker ne güzel asker. Orayı fetheden komutan ne güzel komutan.
Buna layık olmak için orada. Bir söze layık olmak için. Demiyor. Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem benim evimde misafir kaldı ya. Ben mübarek adamım canım. Ne işim var benim orada burada. Benim evimde misafir kaldı o. Öyle düşünmüyor. Seksen dört yaşında. Bosna'ya gelen kardeşler gördü. Sırrı efendi kaç yaşında? Yetmişin üstünde var mı? Var. Nasıl zikrullah alakasında pervane dönüyor? Pervane dönüyor zikrullah alakasında. Neden? Naturel. Dervişlik yapıyor.
Sufilik yapıyor. Allah'ı zikrediyor. Adam tazecik, genç delikanlı gibi zikrullah'ta pervane dönüyor. Pervane dönüyor. E şimdi çocuk 15 yaşında unutkan. 13 yaşındaki çocuk anlama zorluğu çekiyor. Ver bilgisayar oyunlarının hepsini biliyor. İki kere iki dört onu bilmiyor. Koca koca adamlar oyun oynayacağım diye uğraşıyor. Şuradan gündüz sohbete çıkarken şurada aşağıda... Aşağı doğru inerken sol tarafta orada bir internet kafe var. Dolu gençler orada. Dolular. Kitap okuyen yok.
Her biri man kafa. Basmıyor kafaları. Yolda yürümesini unutuyor adam. Ben oradan çıkana baktım. Adam böyle şaşkın şaşkın. Gencecik çocuk delikanlı daha. Şaşkın şaşkın etrafına bakınıp da gidiyor. Bir müddet ta aşağı doğru şeye yaklaşınca, Kafkas'a doğru yaklaşınca, Yürüyüşü normale girdi. Hareketleri normale girdi. İzliyorum adamı. Benim önümden gidiyor. Dedim ki ya tam sohbetlik. Allah dedim sana gösterdi bunu işte. Adamın yürüyüşü bozuk ya. Bakışı bozuk adamın. Bakışı bozuk. O hale geldik. Anne babaların da hoşuna gidiyor. Çocuk ikide bir de soracak. Baba bu ne?
Anne bu ne? Bu nasıl oluyor? Bu nasıl gidiyor? Bizim onunla konuşacak zamanımız yok ki. Sus sen sonra öğrenirsin. Sen çok soru soruyorsun. Bu kadar soru sorma. Tamam sonra konuşuruz. O çocuk öğrenmiyor. Sen aç bilgisayarını bilgisayarınla oyna. Git ders çalış. Ders çalışmayacağını biliyor anne babanın o saatte. Başından açacak. Git ders çalış odana sen. O odasına gidiyor. Oyun oynuyor çocuk. Ondan sonra unutkan, unutkan. Otuz yaşında adam unutkan. Bir gün öncesini unutuyor adam. On beş yıl önce görmüşüm.
Seni derste görmüştüm diyorum ben. Maşallah hocam ya diyor. Nasıl hatırladın ya diyor. Ya diyorum on beş yıl geçmiş düzenine. Niye hatırlamıyorum? Yok. Veya yirmi yıl geçmiş. Önemli değil istersen. Otuz yıl geçsin. Kırk yıl geçsin. Ben bakıyorum öyle. Sen kaçkınlardansın herhalde diyorum ben. Nasıl işte ben seni tanıdım seni diyorum ben. Evet diyor. Biz diyor üç beş sohbete geldik. Ondan sonra gelmemiştik diyor. Kaçkın. Ama unutuyor şimdi insanlar. Allah muhafaza eylesin. Rabbim korusun inşallah. Unutanlar ezan dinleyecekler. Unutanlar Allah'ı zikredecekler bol bol. Bol bol Allah'ı zikredecekler. Unutanlar her sabah mesela Fatiha-i Şerif okacaklar. Şifa niyetine.
Unutanlar harama bakmayacaklar. Harama bakmak insana unutkanlık getirir. Harama bakan bir kimse unutkan olur. Harama bakmanın insan üzerindeki en önemli etkilerinden birisi budur. Fark etmez insan. Harama baka baka o kimse unutkan olur. Harama baka baka bir müddet sonra akli dengesini yitirir. Ne söylediğinin farkına varmaz. Haramla iştigal edenler, harama bakanlar, zina yapanlar, kumar oynayanlar, içki içenler, büyük günah kebar işleyenler, gıybetçiler, dedikoducular, iftiracılar. Bunların dengelerinde bozukluk olur zaman içerisinde. Bakın zaman içerisinde dengelerinde bozukluk olur. Ha bir kimse rahatsız olacak yine.
Olmayacak değil. Ama böyle yani sıkıntılı şeyler, genç yaşlarda oluyorsa, belli bir şeyde oluyorsa, evet problem var. Allah muhafaza eylesin. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun inşallah. Selamun aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.