mustafaozbag.org

Karabaş-i Veli Tekkesi - 14 Nisan 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 14 Nisan 2018 · 22:26

Selamun aleyküm, Allah gecenizi ayretsin inşâAllah, Cenab-ı Hak gününüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Bu Hakan kardeşinin hazırlamış olduğu sorunun son bölümü inşâAllah bitirmeye gayret edeceğiz. Ortaçağ'ın önde gelen Hanbeli Kelamcısı İbn-i Teymiye'yi izleyen modern Müslüman düşünür Fazlur Rahman şöyle der.
Tümüyle vahdetçi bir sistem ne kadar dindar ve insaflı olduğu iddia edilirse edilsin, doğası gereği tam anlamıyla ahlakı değerlerinin nesnel geçerliliğine sahip değildir. Fazlur Rahman İslam sayfa 145 Bundan dolayı hayır da şerde Allah'tandır. Ve Muhammed ne kadar hidayet eden anlamına gelen hâdi isminin tecellisi ise şeytan da o kadar delalete düşüren anlamına gelen muğdil isminin tecellisidir. Her şey mükemmel bir düzen içindedir. Allah'ın rahmetinin anlamı budur. Küçük bir soruyla bitirelim. Henrich Şihendir'in yazısında Gerçek İslam'ın özü olarak hallacın yaşamıyla ve ölümüyle gerçekleştirdiği ve tam bilinç düzeyine yükselttiği, kendini seve seve tümüyle Allah'a teslim ederek Kur'an'ı vahyin yerine getirilmesi meselesi İbn-i Arabi'de yerine artık ameli değil,
yalnızca mütefekkir bir dindarlıkla ilgili dünya izahının sistemleştirilmesine bırakmıştır. Açıklar mısınız? Konu komşu her şey o, dilencinin murakkasında, padişahın ipeğinde her şey o, ayrılmanın kalabalığında, toplanmışlığın yalnızlığında vallahi her şey o, billahi her şey o, cami. Bu yazıdaki her şey alıntıdır. Önce Fazıl-ı Rahman'dan başlayalım. Tümüyle vahdetçi bir sistem ne kadar dindar ve insaflı olduğu iddia edilirse edesin, doğası gereği tam anlamıyla ahlaki değerlerin nesnel geçerliliğine sahip değildir demiş. Bu vahdetçi sistemle alakalı. Tabi bu vahdetçi sistemden neyi kastetti?
Bu da ayrı bir mesele. Mesela Muhyiddin İbn-i Arabi Hazretleri vahdedi vücutla alakalı bir şey fazla söylemez. Ama insanlar kendilerince Muhyiddin İbn-i Arabi'nin vahdetçi olduğunu söylerler. Aslında asıl vahdetçi olan Arabi Nur-ül Arabi'dir. Nur-ül Arabi bu meselede direkt vahdet noktasında, vahdetçi diyebileceğimiz bir kimsedir. Bilhassa Türkiye'deki ve dünyadaki melami meşrepliler Nur-ül Arabi okurlar ve Nur-ül Arabi'nin disturları üzerine giderler. Nur-ül Arabi ile Muhyiddin İbn-i Arabi bu noktada bilmeyen kesimler arasında Arabi denilince Nur-ül Arabi mi, Muhyiddin İbn-i Arabi mi bunun arasında gel git yaşıyorlar. Şimdi Muhyiddin İbn-i Arabi'ye kasıtsa Fazlur Rahman'ın söylediği şey bu doğru bir şey değildir.
Çünkü Muhyiddin İbn-i Arabi Hazretlerinin tasavvuf anlayışı Hz. Muhammed Mustafa'nın ayak izini takip etmektir. Muhyiddin İbn-i Arabi tasavvufu kendince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin sünnetine sımsıkı sarılarak o yoldan gitmek olarak tanımlar. Ve Sufilik Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmaktır. Öyle olunca Cenab-ı Hak'ın güzel ahlak olarak nitelendirdiği her şeyi ve sevdiği bütün iyi huyları Sufi kendi üzerinde toplamak ve tamamlamakla mesuldür. O yüzden Fazlur Rahman'ın burada ahlaki değerlerin nesnel geçerliliğine sahip değildir sözünü bu manada eleştirel gözle bakıyorum. Oysa hani ister vahdet noktasında dursun ister vahdet noktasında durmasın bir kimsenin.
Bir kimsenin Sufilikte bir kimsenin Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmasıdır hedefi. Sufinin hedefi Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmasıdır. Bunun real örneği, yaşantıdaki kutbu Hz. Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. O yüzden Sufi kendisine ölçü olarak direkt Muhammed Mustafa'yı ölçü almalıdır. Benim zaman zaman kendinizi ölçü olarak Hz. Muhammed Mustafa'yı almaya çalışın dememin sebebi budur.
Sufi çünkü Allah'ın ahlakıyla ahlaklanma yolunda kendisine delil, kendisine delil. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'dir. Bu noktada Sufinin şeyhi de kendisine delildir. Ama Sufinin şeyhi Hz. Muhammed Mustafa'ya uyduğu müddetçe ölçü ve delil olur. Hz. Muhammed Mustafa'ya uymadığı müddetçe uymadığı konuda noktada ölçü ve delil olmaz. Bu bu kadar açık bir noktadır. O yüzden Fazıl Rahman'ın Sufilerle alakalı veyahut da muhattetçilerle alakalı söylemiş olduğu ahlakı değerlerin nesnel geçerliliğine sahip değildir sözü benim nazarımda doğru bir analiz değildir. Zaten Fazıl Rahman kendisi Sufi geleneğine savaş açmış bir kimsedir. Bunlar normalde İslam dünyasının içerisine fitili çekilmiş, atılmış el bombası gibi bunlar.
Bunların büyük bir çoğunluğu İngiliz menşeili, Amerikan menşeili. Fazıl Rahman da bunlardan birisi. Size ülkedeki meşhur Fazıl Rahmancıları söyleyeyim mi? İslamoğlu, Fazıl Rahmancıdır. Kaderi inkar eder. Hadislerle alay eder. Hadis ravileriyle alay eder. Hadislerle alay eder, kaderi inkar eder. Fazıl Rahmancı meşhur birisini daha söyleyeyim mi? Öldü gitti, vardı ya bir tane. Yaşar Nuri, Fazıl Rahmancıdır. O ekolün insanlarıdır. Şu anda bu ekolün insanları ilahiyatın öğretim üyesi olarak ilahiyatlarda vazifelidir. Bu ekolün öğretisini almış olan siyasetçiler de vardır.
Bu ekolün öğretisini almış olan siyasetçiler de mezhepleri de inkar ederler, hadisleri de inkar ederler. İnsanlar tabi bunları tanımadıklarından bilmiyorlar. Bunların hepsi de mezhep düşmanı, hadis düşmanıdır. Fazıl Rahman da bunlardan birisidir. Ve bunlar İngiliz sermayesidir. Direkt bunlar İngiliz, Amerikan ortak yapımı bunlar.
Allah muhafaza eylesin. Bundan dolayı da hayır da şer de Allah'tandır. Ve Muhammed ne kadar hidayet eden anlamına gelen hadis isminin tecellisi ise, şeytan da o kadar delalete düşüren anlamına gelen mudil isminin tecellisidir. Her şey mükemmel bir düzen içindedir. Allah'ın rahmetinin anlamı da budur. Eyvallah. Bu son nokta şu açıklanması gereken, oraya da değinelim, meseleyi bitireceğiz.
Henric Şiha der. Gerçek İslam'ın özü olarak, hallacın yaşamıyla ve ölümüyle gerçekleştirdiği ve tam bilinç düzeyine yükselttiği, kendini seve seve tümüyle Allah'a teslim ederek, Kur'an'ı vahyin yerine getirilmesi meselesi, İbn-i Arabi'de yerine artık ameli değil, yalnızca mütefekkir bir dindarlıkla ilgili dünya izahının sistemleşmesine bırakmıştınız. Kabul etmiyorum bunu da. İbn-i Arabi sadece meseleyi mütefekkir noktasında bakmamıştır. Bunlar Arabi'yi nereden inceliyorlar bilmiyorum. Arabi'nin nefisusunda, nefituatında ameli bir İslam söz konusu değil diyemeyiz. Bunu böyle söyleyenler, Arabi'yi düzgün yorumlamayan ve Arabi'nin üzerine iftira atan kimseler.
Fütuhatında ve füsusunda, her yerde, bütün ibadetlerin özünü ve hakikatini anlatan, bilhassa fütuhatta, namazla, abdestle, oruçla, zikirle alakalı bapları bulunan ve bu konulara ayrı bir ehemmiyet gösteren, Kur'an ve sünnetten oluşan şeriatın tecelli etmesi, yaşanması için ayrı ayrı baplar oluşturan Muhyiddin İbn-i Arabi Hazretlerine atılmış bir iftira bu.
Zaman zaman İslam'ın kendi bahçesinden neş-i neva bulmuş büyük sufi pirlerini sanki ibadetten, amelden uzakmış, sadece mütefekkir bir noktada duruyormuş gibi gösterme zafiyetine düşüyor insanlar. Aynı şey Hz. Mevlana Celalettin Rum Hazretleri için de söyleniyor. Sanki Hz. Mevlana, meselenin ameli boyutunu göz ardı atmış gibi, göz ardı etmiş gibi, sanki meselede amel noktası yokmuş gibi, beytlerinde bu namaz, oruç, zekat, hac, senin Allah'a iman ettiğinin bir göstergesidir diyen, Kur'an ve sünnetin dışında bir söz söylenirse, söyleyenden de sözden de uzağım diyen,
bir Hz. Mevlana'yı da tanıtırken insanlara mütefekkir bir zat olarak tanıtılıyor. Değil, o bir mürşidi kamil, o Allah'ın veli bir dostu. Kur'an ve sünnete bağlı, Kur'an ve sünnete bağlı. Şeriat-ı Ahmediye'nin tam göbeğinde yaşamış bir kimse. Aynı şekilde Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri de Kur'an ve sünneti kendine ölçe etmiş, Kur'an'ı yaşamsal noktada sünnet-i Resulullah üzerinden yaşanmasını tebliğ etmiş ve istemiş bir kimse.
Ama acı bir şey şu, biz Hz. Mevlana'yı da, Muhyiddin İbni Arabi'yi de batılı araştırmacılardan öğreniyoruz. Acı olan bu. Yani eserlerinin Türkçe'ye çevrilmesi, eserlerinin üzerine araştırma yapanlar ilk Nicholson. Böyle olunca sıkıntı çıkıyor zaten. Bizim kendi bahçemizden çıkmış olan, kendi bahçemizin üretmiş olduğu bu değerleri biz ne yazık ki bu acı bir şey.
Biz batıdan tekrar geriye almaya başladık. Batı aldı onları, inceledi, bize tekrar kendi yorumlarıyla sunum yapıyor. Kendi yorumuyla sunum yapıyor. Kendi yorumuyla sunum yaptığından dolayı hata ve kusurlar oluşuyor. Yani sadece işin amel boyutu yok, sadece mütefekkir boyutu var. Doğru değil, sadece amel boyutu da doğru değil.
Muhakkak ki Müslümanlar hem mütefekkir boyutunu hem de amel boyutunu yaşaması lazım. Bir Müslüman meselenin felsefesine hakim olması lazım. Eyvallah. Ama felsefesine hakim olup ibadeti terk etmemesi lazım. İbadetiyle felsefesi cem edildiğinde, birleştiğinde o kimse kemale erer. Ama o ibadet ve felsefe cem olmazsa o kimse de, o kimse sufilik noktasında kemale ermesi mümkün değil. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Bu yazıdaki her şey alıntıdır demiş. Tabi caminin burada bir sözü de var. Bunu da es geçmeyelim. Konu komşu her şey o. Dilencinin murakkasında, padişahın ipeğinde her şey o. Ayrılmanın kalabalığında, toplanmışlığın yalnızlığında vallahi her şey o. Billahi her şey o.
Bu alemde, varlık aleminde her ne tecelli ediyorsa, tecelli eden her şey, tecelli eden her şey, onun sıfatlarının üzerinden tecelli eder. Onun sıfatlarının üzerinden tecelli ettiğinde, la faili illallah. Allah'tan başka fail olan, çalışan yoktur. Hükmü geçerli olmuş olur. O yüzden cami söylerken, konu komşu da o derken, aslında büyük ahlaki bir değere de bize atıfta bulunur.
Bu nedir? Sen konu komşunu, o onun sıfatlarının tecelliyatı olarak görürsen, konuna komşuna sen yardımcı olur, zarar vermezsin. Hani sufilerde meşhurdur ya ibare, karşındakini hak görmek. Sen etrafındakileri, arkadaşlarını, dostlarını, anneni, babanı, çocuklarını, senin etrafında dönen her şeyi hak noktasında görürsen, o zaman sen ahlakın inceliğine sahip olmuş olursun.
Eğer hak noktasında görmezsen, o ince ahlaka sahip olmazsın. Allah bizi o ince ahlaka sahip olanlardan eylesin inşallah. Cümle ölmüşlerimiz ve hastalarımız için tevhid hatmi, on tane. Salat-ı şerif ve sayısız Yasin-i şerif bağışlama yapılırken bağışlayabilir misiniz? Burada dua eden arkadaşlar hatırlarlarsa inşallah bağışlasınlar. Bugün aile hekimimizden öğrendiğim, hemen her yeni doğan çocuğa verilen David 3 adında bir damlada domuz yağı ürünü olduğu beni rahatsız etti. Devlet maalesef bu konuda gerekli hassasiyeti uygulamıyor. Belki de bilmeden hayatımıza yediklerimize giriyor. Bunların günahı vebali nedir? Kendimizi nasıl koruyabiliriz?
Hakkınızı helal edin. Bununla alakalı bir ölçü lazım. Yani kullandığınız ilacın, bu işin şer'i tarafı. Kullandığınız ilacın yüzde bilmem kaçı haramdan oluşmuş. Bununla alakalı bir ölçü lazım. Bizim buna kalkıp da haram diyebilmemiz için. Ama başka alternatifi yok ise, hani ayet-i kerimede kan, domuz eti, leş ondan sonra bunlar size haram kılınmıştır diyor.
Ama zaruret olursa müstesnadır dediği bir hal var ya ayet-i kerimede. O yüzden normalde o ayet-i kerim-i mucibince, eğer bir kimsenin başka bir alternatifi yok ise, böyle bir ilacı kullanacaksa şeriaten söylüyorum bunu. Hanefi fıkhına göre kullanmasında bu tip ilaçlarda bir beis olmaz. Direkt domuz yağı değil örneğin. Direkt domuz yağını içmek caiz değil, haram olur. Bir haramla tedavi caiz değildir. Bir mesela diyelim ki alkol haram, onunla tedavi edemezsiniz. Şarap haram, onunla tedavi edemezsiniz. Kan haram, ya işte şu hayvanın kanını içersen iyileşirsin, onunla tedavi edemezsiniz. Ama böyle şeyler var. Ne o? İnce perdeler var.
Mesela işte o kapsüllerde domuz ürünü kullanıldığına dair, domuz jeli kullanıldığına dair şeyler var. Ne o? İbareler var. Orada ne kadar bir domuz jeli kullanıldı, yüzde kaç kullanıldı. Bunların o yüzdeliklerine göre bunlara hükmedilmesi lazım. Ama ne yazık ki bunlara hükmedilecek noktada değil. Yani diyanet de bunlara hükmetmiyor. Yani hükmetmeye kalksa diyanete, yani layık bir devlette, layık bir devlette. Diyanetin bunlara hükmetmeye hakkı yok çünkü. E şimdi bir de bu tarafa çıkıyor. Öyle olunca bunların üzerine direkt caizdir veya caizdir deme noktasında değiliz. Ama hadis-i şerif açık, şüphelilerden uzak kalınız. Ayet-i kerime açık, Allah size helal ve temiz şeyleri müsaade etti.
Helal ve temiz. Bir, helal olacak. İkinci noktası temiz olacak. Helal ve temiz. Helal olması yetmiyor, temiz olacak. E domuz ürünü helal olur mu? Olmaz. O zaman birinci derincide domuz katkısı varsa onda bu Sufice söylüyorum. Biz ondan uzak durmaya gayret edelim. Bu Sufice. Bu Sufi ölçüsü. Muhammed el-Bekri Kıddisesi Ruhi'ye ait olan salavat-ı Fatih olarak bilinen Allah'ım kapalılıkları açan, geçmişe son veren, Hakk'a hakikatle destek olan, mahlukat senin doğru yoluna ileten Efendimiz Muhammed'e, onun aline ve ashabına, onun yüce kadr-ı kıymetine salat eyle, selam eyle ve onu mübarek kıl.
Faziletlerinin bir hayli fazla olduğu söyleniyor. Bu salavatı bir kez dahi okuyup cehenneme girecek kişi Allah'ın huzurunda beni yakalasın dediği söyleniyor. En doğrusunu Allah bilir. Bu duayı edip başkalarını tavsiye etmemizde bir sakınca var mıdır? Bu konudaki görüşünüzü öğrenebilir miyim? Demiş bir kardeşimiz. Bu salavat-ı şerifeyle alakalı bir bilgim yok. Benim bildiğim salavat-ı şerifler, hadis-i şeriflerde geçen salavat-ı şerifler, birisine de bir şey tavsiye edecekseniz, ondan sorumlu olmayıp sevap kazanmayı, o tavsiye eden de, o kapıdan size de bir nasip açılmasını istiyorsanız, ayet ve hadislerde geçmiş olan, ayet ve hadislerde geçmiş olan dua, zikir, salat-ı selamları tavsiye edin.
Benim bildiğim bu. Haklarınızı helal edin. Allah razı olsun. Bizden yana da helal olsun inşallah. Geceniz mübarek olsun. Selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi