Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 14 Mart 2015

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 14 Mart 2015 · 1:04:17

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bir kişi bir işte uzun süre çalışsa ve daha sonra aynı iş üzerine kendine iş kursa, iş verene haksızlık olur mu? Müşteri tanıma, bilme, onların pazarına girme gibi. Olmaz. Bu gayet normal, doğal bir şey. Bir kimse bir konuda ustalaşırsa, ustalaştıktan sonra kendisine ait bir yer açması muhakkak kendi hakkı. Borsa haram mıdır? Haram ise sebebi nedir? Şans topu, sayısal loto, at yarışı, milli piyango iddia gibi şans oyunları da haramdır deniyor. Bunların sebebi nedir?
Bu normalde ayet-i kerime ile sabit şans topu, sayısal loto, at yarışı, milli piyango iddia bunların hepsi de şans oyunları olduğundan dolayı Cenab-ı Hak hem ayetle hem hadisle bunların hepsini de haram etmiştir. Ancak Darül Harp'te bir kimsenin, aslında bir gece burada Darül Harp dersi yapacağım inşallah. Aslında normalde aklıma gelseydi kitaplarla beraber gelip buradan bir gece burada bir Darül Harp dersi yapmak istiyorum.
Darül Harp'te eğer bunlar kafirden ütme söz konusu ise o zaman buna cevaz verilebilir. Borsa haram mıdır? Borsa denilen şey üretime dayalı bir şey değil, ticarete dayalı bir şey de değil. Borsa üretim ve ticaret söz konusu olmadığından dolayı dünya üzerinde üç kağıdın üzerine kurulu bu. Bu kapitalist sistemin bize dayattığı bir şey.
Kapitalist sistem böyle bizi ütüyor bunlarla. Üretim yok, ticaret yok. Ondan sonra orta yerde kağıtlar oynanıyor. Kağıtları alıyorlar, satıyorlar. Böylece kendilerince o kağıtlarla iş yapıyorlar. Paralar, kağıt. Bir renkli kağıtlar var. Renkli kağıtlar bizim cebimizde dolaşan paralar. Gerçekte para değil. Gerçekte karşılığı yok. Gerçek değil yani, sanal. Beyaz kağıtlar da o borsa kağıtları da gerçek değil, sanal. Karşılığı yok. Karşılığı yok. Bütün dünya o karşılığı olmayan kağıtlara ürettiklerini, bütün ürettiklerini ve madenlerini o kağıtlara peşkeş çekiyorlar. Sizin yeraltı zenginliklerinizi, ürettiklerinizi kağıtla ütüyorlar.
Kağıtla ütüyorlar. Siz götürüyorsunuz bankaya, banka size kağıt veriyor. Kağıt alıyor, kağıt veriyor size. Bu kadar bakın. Cebinizdeki kağıtlar da bir gün içerisinde bir kanunla yok hükmüne girebilir. Kağıt.
Bir gece bir kanun çıkardılar çek yasası diye, bütün çekler pert oldu. Yani 98'de miydi, 99'da mıydı, neydi? Çekte cezayı kaldırdılar, çekte ceza kalkınca bütün çekler kağıt oldu. Bitti. İflas ettik biz. Alacağın var, alacağının karşılığında ne aldın? Kağıt aldın. Ne verdin? Mal verdin. Malın karşılığında ne aldın? Kağıt aldın. O gece de hükümet dedi ki bu kağıtlar geçersizdir. Bitti. Bu kadar. Kapitalist sistem bu. Kahveyi üretti.
Kahveyi satarken kağıt aldı. O kağıt geçerliliğinin sürdüğü müddetçe bir sıkıntı yok. O kağıtladı gitti, o adam çay aldı. Harika. Aa, bir gün kağıdın üzerinde bir oyun oynuyorlar. Önceden normalde senin bir kağıdınla bir kahve içiyordun. Şimdi bir kağıtla bir kahve içemiyorsun. Ama o kağıt cebinde senin hiçbir şey olmadı. Dün bir kağıtla bir kahve içiyordun. Şimdi bir kağıtla bir kahve içmiyorsun. Oyun bu. Bakın tezgah bu. Uluslararası bir tezgah bu. Uluslararası bir oyun bu. Bu uluslararası tezgahı, bu uluslararası oyuna boyun bükmeyen devletleri bombalıyorlar.
Yıkıyorlar. Parçalıyorlar. Osmanlı'yı parçaladılar, yıktılar. Gerekirse, Türkiye'de bu oyunun içerisine evet demezse, Türkiye'yi bir daha parçalarlar. Irak bölündü, parçalandı, yıkıldı. Saddam kalktı. Dedi ki, ben dolardan çıkacağım dedi. Sen misin dolardan çıkacak olan dediler. Bombalayıverdiler bir gecede. Petrol üreticisi. Yıllardan beri iktidarda olan bir kimse bir anda diktatör oldu. Bütün bombalar onda. Yıllardan beri orada mı?
Hiçbir problem yok. Bir ters yüz ettiler. Bütün herkes bir bombaladı. Ne Saddam kaldı, ne ülke kaldı. Aynı şeyi Libya dedi. Libya da dedi ki, dolardan çıkacağım, dolardan çıkacak olan sen misin? İbretlik adamı öldürdüler. Kendilerini, kendi vatandaşına öldürttüler bir de. Kime sordular bombalarken orayı?
Kime sordular? Kimden müsaade aldılar? Bombaladılar, yerle bir ettiler. Libya diye bir ülke kalmadı. Irak diye bir ülke yok şu anda. Suriye diye bir ülke yok. Filistin diye bir ülke yok. Bırakmıyorlar. Türkiye'de şimdi kapitalist sistemin hoşuna gitmeyen bir şey yapacak olsalar, burayı da bombalarlar. Sakın öyle kendi kendinizi. Biz hürüz, özgürüz. Bizi bombalayamaz diye düşünmeyin. Hani yanlışlıkla bir geminizi batırveriyorlar ya sizin. Yani siz dost ülke diyorsunuz, tatbikat yapıyorsunuz, bir geminizi batırveriyor sizin. Özür dilerim, tiyansın diyor. Yanlışlıkla vurduk diyor. Ulan nereye yutturuyorsun bize?
Yanlışlıkla vurdun yok. O normalde füzeyi gönderince kadar dört tane, beş tane komutanın elinden geçiyor. Nereye yanlışlıkla vuruyorsun? O hedefi anında teyit geçiyorlar. Nereye yanlışlıkla vuruyorsun? Geri zekalı mıyız biz? Değil. Göz göre göre vurdun. O esnada ona cevap veren yok. Önceden ne yapıyordu? İsrail uçakları yakıt tanklarını bizim Diyarbakır bölgesine atıyorlardı. Öyle değil mi? Evet. Hükümet bir açıklama yaptı. Kim sınır ihlali yaparsa savaş sebebi sayarım düşürürüm dedi. O günden beri bir tane uçak sınır ihlali yapmıyor. O güne kadar falafoş olmuş. Giren çıkan belli değil. Hani aslanlar dolaşırken kendilerine bir bölge yapıyorlar.
O bölgeyi yaparken her ağaca bir çişini yapıyor ya aslan. Erkek aslan. Her yere kokusunu bırakıyor. Bölgesini, sınırını çiziyor. Diyor ki bu sınırdan içeri kokumu aldığın halde girersen parçalarım seni diyor. Allah'ın sınırı vardır. Allah'ın sınırını aşarsan Cenab-ı Hakk'a savaş açmış olursun. Hadis-i Kudüs'e de diyor ki Allah'a karşı savaş açanın sonu hüsrandır. Devletlerin sınırı vardır. Sınırı aşarsan o devletin seni parçalaması lazım. Parçalamazsa devlet değildir zaten. Ailenin sınırı vardır. Bir erkek ailesini korumaktan mükelleftir. Sorumludur. Senin karına, senin çoluğuna, çocuğuna hiç kimse yan gözle dahi bakmayacak. Bir laf söylemeyecek. Bir laf söylemeyecek.
Senden başka orada bir tane horoz ötmeyecek. Yok abinmiş, yok oğlan kardeşinmiş, yok babanmış, yok kardeş. Oranın horozu sen olacaksın. Oranın horozu sen olmazsan Önüne gelen gelir senin eşine laf söyler. Önüne gelen gelir senin çocuğuna laf söyler. Hop dur bakalım ya varsa bir problem gel bana söyle. Ne derdin senin? Senin derdin ne? E benim hanıma böyle demiş. Lan başka eşin yok mu senin? Karı muhabbetinden mi geldin sen buraya? Sen hanımın sözünden mi geldin buraya şimdi? Nerene sıkayım senin? Kalıyor. Birisi öyle yapmış da aferin dedim ben. Bir daha öyle yapmayanız dedim.
Nasıl yani? Nerene sıkayım deme dedim. Ama laf söyletme ben iyi bir şey dedim. Laf söyletme eşine. Sınır. Bunun gibi kapitalist sistem her yerde bu borsayla alakalı bir türlü borsaya caizdir diyenler var. Bizim İslam dünyasında da enteresan. Kapitalist sisteme göre fetva veriyorlar. Diyorlar ki borsa caizdir. Nerden çıkardın caiz olduğunu? Nerden çıkardın? Borsa bir kere İslami bir kuruluş değil. İslami bir nokta değil. İslam'ın ticaret hukukuna uygun değil. İslam'ın ticaret hukuku belli bir şey ürettin.
Sat parasını al. Para değerini normalde aslında İslam ticaret sisteminde kağıt parada yok. Aldanma yok hiç. Kağıt para yok İslam sisteminde. Osman'ın ne zaman kağıt paraya döndü battı. Bakın döndü battı. Şimdi Türkiye bir açıklama yapsa dese ki kağıt paradan çıkıyorsun. Bundan sonra her şey altın. Oturacak altın basacak. Bir gramlık altınlar basacak. Lira basacak. İki gramlık altınlar basacak. Üç gram altın. Dört gram altın. Beş gram altın. Altın bildiğiniz altın basacak. Diyecek ki ülke içerisindeki ticaret altına döndü.
Darphane ha bile para basmayacak. Darphane para basıyorsa bilin ki kapitalist sistemin emrini yerine getiriyor. Konuşmanın hiç anlamı yok. Hiç anlamı yok. Sistemi kökten değiştirmek lazım. Mütün yaz bir gramlık altın altın gramı ne kadar şu anda? 98 lira. Bir gramı bir lira mı yapıyor o zaman? 98 lira. Bir gramı kaç para yapıyor? 98 lira. Müthiş para bak ya. O zaman bir gramdan aşağı mesela örneğin karışık altınlar yapacak. Sen kuyumcuda mı çalışıyorsun? Maşallah. Çünkü düşünebiliyor musunuz? Bir gram altın 98 lira yapıyor.
98 ekmek alıyor. 98 ekmek alıyor bir gram altın. Bu ticaretimizin yerde olduğunu gösteriyor. Real olmadığını gösteriyor. Bir gram altınla mesela örneğin daha o zaman düşük altından bir gram altından daha düşük. Yine maden paralar çıkacak.
Bildiğiniz altın lirayla çıkacak. Adam para ödüyor. 10 gram altın, 10 gramlık altınlar olacak. Para bildiğiniz para. Yer yerinden oynar. Türkiye'yi bombalayabilirler. Evet. Yer yerinden oynar. Kapitalist sistem böyle bir şey istemez hiç. Onun kağıt olacak. Türkiye diyor ya. Bizim 130 milyar dolarımız var. Öyle değil mi? Öyle mi? 135 milyar dolar mı? Merkez Bankası'nın rezervi. Kullanıyor musun? Kullandırıyor mu seni? Hayır. Merkez Bankası'nın fikri kime ait? Bir ona çıkarın.
Derdim çoktur. Dinleyenim yoktur. Zerre kadar imanı olan cennete girecek buyuruyor. Zerre kadar iman nedir? Bir kimsenin ben Allah'a ve Muhammed-i Mustafa'ya inandım demesi zerre kadar imandır. Allah-u Alem. İçimizden geçirip fiiliyata dökmediğimiz şeylerden ahirete mesul tutulacak mıyız? Hayır. Bu konuda bir ayet var. Allah sizin içinizden geçenleri de bilir diye. Sonradan gelen bir ayette Allah sizin içinizden geçenlerden sorumlu kılmaz diye. Muhatap aldığımız kişiler İslam ile alay ettiklerinde veya inancımızda, inancımıza olan, inancımız olan İslam'a hakaret, hakaretinde tavrımız nasıl olmalıdır? Cihat farzayın.
Cihat farzayın. Bir kimse sizin inancınızla alay ettiriyorsanız siz bu noktada onun karşısında bir Müslüman vakarıyla durmadınız demektir. yanaşın kapının ağzını boşaltın gelin biraz da. Bir kimse sizin inanç dairenize, sisteminize hakaret ediyorsa siz baya baya gevşemişsiniz demektir. O kimse kendince bu alayı alma ve hakaret almayı düşünce bunu böyle aklından geçirdiğinde bakacak size.
Yani bir şey yapar mı, bir sakatlık yapar mı? Yapar diyecek. Zaten sakatlık da yapın yani. Bir kimsenin neye inanıyor? Bir kimse ineğe inanıyor. İneğe inanıyor ya. Adamın inancı o. Ona hakaret etmeye hakkın yok. Onu alaya almaya hakkın yok. Tebliğ edebilirsin. Ama hakaret etmeye ve onu alaya almaya hakkın yok. Hakaret etmek, alaya almak eğer bireyi ilgilendiriyorsa bireyin kendi hukuku. Bireyin üzerinde inancını ilgilendiriyorsa inanç hukuku giriyor işin içerisine. Ben senin inançsızlığınla alay etmeyeceğim.
Senin inançsızlığına hakaret etmeyeceğim. Ama sen de benim inançlılığıma hakaret etmeyeceksin. Benim inancımla da alay etmeyeceğim. Ben istediğime inanabilirim. Sen de istediğine inanabilir veyahut da inanmayabilirsin. Hakaret etmeye, alay etmeye hakkın yok. Hakkın yok buna. Çünkü böyle bir şey olursa, tebliğ edildikten sonra böyle de bir şey oluyorsa bana savaşma müsaadesi çıkıyor.
Çünkü inançla alay edilmez, hakaret edilmez. Sen hala da benim inancımla alay edip hakaret etmeye çalışırsan seninle savaşırım. Yüzüne de söylerim. Ne yaparsın? Elimden gelen her şeyi yaparım. Sana inancıma hakaret ettirmem, alay ettirmem. Benim inancımla alay edilir, hakaret ediyor değil de bir de sırtımı dönüp gitmem. Ya seninle mücadele etmem, farzayım bana. Ben o mücadeleyi yapmakla mükellefim. Siz bir kötülüğü gördüğünüzde, eliniz de mümkün değilse, diliniz de o da mümkün değilse, kalbim buz dedekten önlemeye çalışırız. Çalışırız. Hadis, emir. Sen benim inancıma hakaret edersen senin dersini verebilirim.
Elim çalışıyor. Bu kadar. Solcular kadar cesareti değil Müslümanlar. Ülkücüler kadar cesareti değil Müslümanlar. Değiller. Değiller. Değiliz. Bundan kaynaklanıyor. Siz bu ülkede olmasını istemem. Bir Alevi'nin inancıyla alay edildiğini gördünüz mü? Adam bir yarışma programı sunuyordu. Kızılbaş mısınız dedi. Programı şeyden kaldırıldı. Ne o? Yayından kaldırıldı.
Ama Müslümanlar denizin üstündeki köpük misali. Ağırlıkları yok. Yok ağırlığımız yok. Bu bizim korkaklığımızdan, bizim pısırıklılığımızdan, bizim dünya perestliğimizden bizim. Bizim nefis perestliğimizden, şeytan perestliğimizden bizim bu.
Bizden kaynaklanıyor. Allah bizi affetsin. İnancınıza hakaret ettirmeyin. İnancınızı alay ettirmeyin. Ettirmeyin. Buna kimsenin hakkı yok. Kimsenin inancına da hakaret etmeyin. Adam neye inanıyorsa inansın. İnanmayabilir. Allah yolunu açık etsin kardeşim. İnanmıyorsan inanma. İnanmak zorunda değilsin. Zorla seni cennete kaçacak değilim ya. Hiç. Derdim değil. Ama benim inancıma hakaret edemezsin. Benim yoluma hakaret edemezsin. Benim sufiliğime hakaret edemezsin. Bana hakaret etmek istiyorsan et.
Bu benim kendi sufilik anlayışım. Kendi kişilim. Kendi kişilim. İstersem kendime de hakaret ettirmem. Ben ettirmem kendime. Bir başkası ettiriyormuş. Allah yoluna açık etsin. Kendi kimliği kişiliği. Bir kimseyi benim inancımdan veya benim konumumdan, durumumdan dolayı bana hakaret etmeye kalkarsa yakasını toparlarım gerekirse.
Böyle bir hakkı yok kimsenin. Benim yoluma hakaret etmeye kalkarsa hakaret ettirmem. Elim kolum tutuyor. Böyle bir şey görüyorlar. Ya sufi. Ona istediğimiz gibi hakaret ederiz. Hayır kardeşim ya. Nereye hakaret ediyorsun sen? Kimsin sen ya? Hayır. Birisi öyle dedi. Ha ne yapıyorsunuz artık orada? Habire dönüyorsunuz mu? Dedi. Böyle baktım. Döndürürüm seni şimdi burada meydanda dedim. Tak kaldı. Alay edecek kendi kafasına göre. Döndüreyim mi dedim ben. Ya estağfurullah hocam öyle demek isteme dedim de. Hem de dedim büyük güzel dedim kafanı gözünü dedim imam gibi sarayım biraz kırmızılık olur dedim.
Daha hoş olur döndürürüm ben seni meydanda dedim. Tek kelime yok. Tek kelime yok. Senin içinde dedim münafıklık var dedim. Senin içinde münafıklık olmasa dedim milletin zikir yaptığı ritüelle alay etmeye kalkmaksın dedim. Ses yok bu. Bunda tek kelime yok. Baktı. Ya hocam dedi semadaki gibi yumuşak değilsin dedi. Ben semada da sertim dedim. Beni ne zannettin yumuşak diye dedim. Yok öyle de zannetmedim. Kelimelerine dikkat edeceksin o zaman dedim. Durdu. Oturuyor böyle. Bir de bacak bacak üstüne yıttı. İndir lan ayağını dedim.
Tınk indirdi. Topla ayaklarını. Tak topladı. Edepli ol dedim. Tek yok. Alışmışlar sufilerle alay edecekler. Alışmış beyaz sakallı birisi ya alay edecek onunla. Alışmış o Müslüman ya bizim Müslüman kardeş de onu İslam edeceğim Müslüman edeceğim diye böyle elini avuşturuyor ya. Yani ona böyle iyi niyetli. Değil kardeşim kibirlenene kibirleniniz. Herkes derviş edeceğim diye bir kaide mi var? Kibirlenme. Ayak ayak üstüne oturma. Otur dost doğru. Kılıyor. Disiplin yok. Önemsemiyor kendince. Çık dışarı.
Var ya bazen burada doluyor. Yanındakinden kritik ediyor. Konuşuyor. Dilim onun ucuna kadar diyor geliyor. Dönacağım. Çık dışarı kardeş. Kritik edeceksen dışarıda kritik et. Bu kadar basit. Kovdunuz. Evet kovarım. Buranın adab-ı erkanı var. Uyuyacaksın. Uyumayacaksan çıkacaksın dışarı. Birisi burada cigara içecek örneğin. İçme. Tekkede cigara mı içilirmiş? Tekkede, sohbette, semada konuşulmaz. Yanındakinden konuşulmaz. Biz şeyhimizin huzurunda öksüremezdik bile.
Öksüremezdik. Öksürmezdim ben öksüremezdim. Sohbet ederken o öksürmezdim ben. Edeb yok şimdi. Adam geliyor buraya. Telefon elinde. İşte burada birileri oluyor böyle. Genelde bugün yok. Telefondan konuşacağım diye uğraşıyor. Git kardeş dışarıda görüş. Telefondan görüşeceksen. Her şeyin bir disiplini var. Her şeyin bir adab-ı erkanı var. Biz onlara uymadığımızdan dolayı millet gevşiyor. Mesela hani derviş edeceğiz ya. Yumuşak davranıyoruz.
Ya kimisi de şimdi burada oturanlar iki dizinin üzerine. Kimisi de geliyor buraya oturuyor. Yayılıyor burada. Kardeşim dizlerini ağrıyorsa adabı öğren. Git arkaya rahat otur. Burada yayma kendini. Bilmeyen bir kimse olsa eyvallah. Sufilik, adab, edep. Burası tekke kardeşler. O yüzden adab erken her yerde lazım. Namaz kılarken çok esniyorum hemen hemen her rekatta. Bunu önlemek için ne yapabilirim? Esnemek şeytandan ne demiş Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Bir kimse esneme geldiği anda hemen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine salatu selam getirecek içinden. Aklını onu getirecek. Eşimin, karımın benim arkamda namaz kılması sıkıntı olur mu?
Olmaz. Cemaat yapmış olursunuz. Bir boy arkanda duracak. Eğer bir erkek evlat varsa çocuk, erkek çocuk namaza duran o bir boy arkada onun arkasında kadın duracak. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mescidinde saf düzeni önce erkekler. Onun arkasında genç çocuk yaştaki genç olan erkekler. Onun arkasında kadınlar, onların arkasında da genç kız çocukları durdu. Namaz safı böyleydi. Ailemizde aile fotoğrafları var. Duvarlarda, ünitelerde. Burada vesaire bunların olmasında bir sıkıntı var mıdır? Yok. Bunları normalde mümkünse eğer boydansa, boydan olanlar uygun değil Hanefi'ye göre. Doktora gittiğimde kanımın baya düşük olduğu söylendi.
Bazı ilaçlar kullandığım halde faydası olmadı. Ne tavsiye edersiniz? Besni üzümü. İlim tahsil etmek için medreseye mi gitmek gerekir? Olabilir. İlim Çin'de de olsa gidip alınız. Medreseden de olur. Ne bileyim işte herhangi bir okuldan da nerede varsa alınabilinir. Bugünkü sohbetinizde sevgi konulu bir gazi emir sohbetinden bahsetmiştiniz.
Bu sohbete internetten ulaşmak istiyoruz. Hangi yıl olduğunu hatırlıyor musunuz? Kardeşler ben geçmiş sohbetlerimle alakalı hiçbir şey bilmiyorum. Geriye dönüp nerede ne yayınlanıyor, nerede ne bakılıyor hiç bakmam. Hiç ama. Hakkımda internette ne var hiç dönüp bakmam. Hatta bana bazen arkadaşlar şurada şu var, burada bu var, bunlara bakar mısınız diyorlar. Ben onlara da bakmıyorum. Ben bugün ne konuştum? Konuştum. Yarın doğrularını alın, doğru olmayanlarını atın. Bu kadar basit. Ben dün nerede ne konuştum? İşte dün dünde kaldı cancağızım. Bitti. Sormam bile bu sohbeti internete koydunuz mu, yayınladınız mı, çektiniz mi? Hiç beni ilgilendirmez.
Ben bunlar için konuşmuyorum. Ben Allah rızası için doğru bildiğimi anlatmaya çalışan bir kimseyim. Bu kadar. O yüzden nerede ne yazılmış bana, nerede ne anlatılmış, nerede ne anlatmışım, kendimce yanlışlıklarım varsa Allah beni affetsin. Eksikliğim noksanlıklarım, Cenab-ı Hak affetsin. Bu kadar basit. O yüzden bilmiyorum nerede ne, Gazemir sohbetleri yayınlanamıyor, yayınlanmıyor mu, kim nerede ne yayınlıyor bilmiyorum. Hacı Mehmet burada ne yapıyorlar onu da bilmiyorum. Hiç sormadım değil mi Hacı Mehmet hiç bugüne kadar? Tamam. İyi sormamışım bak ona da hiç. Hiç ama. Hasan Sabbah hikayesini anlatır mısınız? Hikaye zaten işte.
Sınava girecek öğrenciler için bir dua eder misiniz? Allah hepsine zihin açıklığı versin inşallah. Çocukları yarıştırıyorlar. Kolay bir şey değil. Aslında bu sistem doğru bir şey değil. Doğru bir şey değil bu sistem. Değil. Özel okullara bir kilit vuracaklar. Devlet okullarını aşacak. Yatırım yapacak. Özel kurslara kilit vuracak. Devlet. Çocuklar ilkokuldan liseye kadar olan bütün okullarının ortalamasını alacak. Not ortalaması nereye tutuyorsa oraya gidecek. Bu kadar basit.
Çocuk ilkokul birden itibaren lise sona kadar. Her yılın not ortalaması onun üniversitesini etkileyecek. Özel okul yok, özel dershane yok, yok. Varsa o zaman özel ilkokul, özel ortaokul, özel lise, özel üniversite açacak o zaman oraya. Aslında bu da devletin sosyal ilkesine aykırı. Devlet yapmayacak bunu. Devlet eğitimde farklılık yapmayacak. Zengini de fakiri de aynı okullarda okuyacak. Sistem bozuk. Sistem bozuk. Temel. Yapacak devlet okul yapsın. Daha da yapsın.
Dışarıda bir tane ne okul bırakacak, ne özel okul bırakacak, ne dershane bırakacak. Bırakmayacak. Herkes ilkokuldan itibaren lise sona kadar bütün sınav, not ortalamalarından üniversiteye girecek. Bak nasıl çalışıyor bütün öğrenciler dersleri sınıflarda. Şimdi ne çalış? Çalışmıyorlar çocuklar. Gidiyor özel okulda okuyanlar üniversiteye giriyor. Devlet okulunda okulayanlar çok büyük performans sağlaması lazım. Ancak o zaman üniversiteye gidecek. Bu sistem değil. Bütün ülkede müfredat aynı olacak. Çocukların hepsi de aynı dersleri görecek. Aynı kitapları görecekler.
Bu böyle değil. Bu sistem değil. Değil. Zenginler götürüyorlar özel kurslar, özel eğitimler, özel okullar. Oradan çıkıyor. O da gidiyor. Üniversitede üst sıraya gidiyor. Fakir garibanın çocuğu habire çalışacak. O böyle çok fazla performans gösterecek ki öbür günle arayı açsın. Kapatsın. Mümkün değil. Mümkün değil. Devlet okulundaki öğretmen anlatıyor geçiyor. İster anla ister anlama dönüp bakmıyor dahi. Özel okulda dönüyor. Anladın mı anlamadım bir daha anlatıyor. Anladın mı anlamadım bir daha anlatıyor. Öyle olmuyor mu hocam? Öyle oluyor öyle değil mi? Anlayınca kadar anlatıyorlar. Öyle değil mi çocuk?
Üç aşağı beş yukarı. Parasıyla olduğu için mecbur. Evet. Doğru. Tabii. Öbür türlü anne baba evde ders çalışıyor boyuna devlet okulunda gidenlerin. Çocuklar gitmiyor okula anneler gidiyor. Sistem bozuk. Sistem bozuk. Sistem ayrıcalıklı. Yok. Özel hastaneleri kilit vuracaksın. Vuracaksın kilit. Vuracaksın. Doktor yetiştireceksin. Aşacaksın. Devlet sağlığı, eğitimi vermeyecek özele. Vermeyecek.
Ama veriyor. Kapitalist sistem. Bu doğru bir sistem değil bu. Sağlık, bütün herkes aynı hastanelere gidecek. Adam zenginmiş gitsin Amerika'da o zaman adam tedavi olsun. Allah yoluna açık etsin. Eğitim. Aynı eğitimi verecek devlet herkese. Herkese aynı imkanı tanacak. Aynı imkanı tanacak. Van'daki de, Diyarbakır'daki de, Edirne'deki de, Muğla'daki, Karşıyakal'daki de aynı eğitimi almış olacak. Aynı eşit hakka sahip olacak. Eşit hakka sahip olacak. Bu doğru değil. Şimdi yarın üniversite sınavı var.
Kazananlar mutlu, kazanamayanlar mutsuz. Bir günde. E kim kazanacak? Özel okulda özel ders alanlar kazanacak. Geri kalan bay bay edecek. Bay bay edecek. Ahmet Yesevi kimdir? Ahmet Yesevi, Türklerin babasıdır. Tarikat babası. Sufi babası. Hoca, Hace Ahmet Yesevi. Koca Ahmet Yesevi. Hoca Ahmet Yesevi. Baba Ahmet Yesevi. Bu lakabıdır çünkü. Türkler İslam'la tanıştıktan sonra, Türkleri tasavvufla tanıştıran büyük tasavvuf piridir. Hacı Bayram-ı Veli'nin, Hacı Bektaş-ı Veli'nin, Hazreti Mevlana'nın ve Anadolu'daki tasavvuf anlayışının temelidir.
Makalatıyla Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinin dört kapı kırk makamının temeli Hacı Bektaş-ı Veli'dedir. Dört kapı şeriat, tarikat, hakikat kapısını anlatan Ahmet Yesevi'dir. Ahmet Yesevi'nin atmış olduğu bu temelin üzerine yürümüştür Hazreti Mevlana'da. Hatta Mesnevi'yi biz Ahmet Yesevi'nin ve Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinin dört kapı kırk makamının şerhi dahi diyebiliriz.
O yüzden Ahmet Yesevi bu noktada Türklerin tasavvufla buluşmasının anlamasının yegane en büyük piridir. Tasavvufi düşünce onunla mı başladı yoksa onunla mı olgunlaştı? Biz onunla olgunlaştı diyebiliriz. Türkler tasavvufa katkıda bulunmuştur diye düşünce doğru mudur? El cevap evet. Biz onun normalde Ahmet Yesevi'nin yetiştirmiş olduğu o büyük dervişler, sufiler ta Balkanlara kadar yürümüş gitmiş insanlardır. Aynı öğretidir. Bugün bayramiliğe baktığımızda aynı öğretidir. Hatta Hazreti Üftada Hazretlerinden devam ederekten o yola da baksak o da aynı öğretidir. Çünkü Hacı Bayram Veli'ye dayanır Üftada Hazretlerinin yolu.
O yüzden Anadolu'da var olan bayramilik, bektaşilik, mevlevilik ana unsur olarak bu üç tarikatın üçünün de kökeninde Hoca Ahmet Yesevi yatar. Temeli Hoca Ahmet Yesevi'dir. O yüzden genel olarak, genel olarak Anadolu'daki İslam, İslamlaşma ve tasavvuf Hoca Ahmet Yesevi temeline dayanır. Ve hala da şeriat, tarikat, hakikat, marifet kapıları konuşuluyorsa bunun temelini atan bu manada Hoca Ahmet Yesevi'dir.
Tasavvufi manada, doğru ise ne gibi katkıda bulunmuşlardır? Hoca Ahmet Yesevi'nin öğretisi sevginin üzerine, muhabbetin üzerinedir. Sevgi ve muhabbetin üzerinedir. O yüzden aynı o öğreti devam ede gelmiştir. Bir insana mürşidi kamil niçin gerekli? İllaki şart değil herkese. Herkes tatlı yiyecek diye bir kaide yok. Yerse ala olur. Ama herkes yiyecek diye bir kaide yok. Herkes sufi olacak diye bir kaide yok. Her ağaçtan antika bir mobilya olmaz. Siz kavak ağacından antika bir mobilya yapamazsınız. Neden?
Kavak ağacı suyu görünce gevşer, rüzgarı görünce döner. Siz kavak ağacından bir kapı pencere doğraması yapamazsınız. Yaparsanız yağmur yağdığında pencereniz ya kapanmaz ya açılmaz. Şişer. Biz de söğüt derler ona, kavak ağacı derler. Bunun gibi. Herkesten sufi olmaz, derviş olmaz. Olmaz. O yüzden sufiler özel bir, özel hususi bir topluluktur. Hani diyor ben sizi kavim kavim yarattım diye. Bu kavimden kasıt sufiler derler ki sufi topluluğu. Dünyayı sevenler bir kavimdir. Ahireti sevenler bir kavimdir.
Allah'ı sevenler bir kavimdir. Allah'a aşık olanlar bir kavimdir. Allah'a muhabbet besleyenler bir kavimdir. Allah'a inananlar bir kavimdir. Kavim kavim. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ve Allah'a inananlar bir kavimdir. Kavim kavim. O yüzden herkese mürşidi kamil lazım değil. Herkes kuyumcu olmaz.
Herkes demirci olmaz. Herkes bakırcı olmaz. Herkes marangoz olmaz. Herkes kendince bir mesleği sever mesleğe doğru gider ya. Bu da onun gibi. Sufilik de bu manada sevgi işi, muhabbet işi. Sufi olmak isteyenlere mürşidi kamil farzdır. Sufi yolunda yürümek isteyenlere mürşidi kamil farzdır. Sufilikle ilgisi alakası olmayacaksa bir kimseye lazım değil ona. Bana soruyorlar işte bir mürşide bağlanmak şart mı? Değil diyorum ben. Neden? Ya kardeş herkes sufi olacak diye bir kaydı yok ki. Olmaz zaten. Kavak ağacından nasıl kapı pencere olmuyorsa bazı insanlardan da sufi olmaz.
Olması için onun o kimsenin özünü terbiye etmesi lazım. O terbiyede sabırlı olması lazım. O terbiyede sabırlı olursa ancak olur. Başka türlü olmaz. O yüzden sufi yolunda gidecek olanlara mürşidi kamil lazım. O yolda yürüyecek olan, o yolda kendini istihdam edecek olanlara lazım. Öbür türlü geri kalan lazım değil. Allah bizi affetsin inşallah. Kaçta kaldık? Evet. Vezir'in İncil buyduklarını karıştırması. Vezir her beyin adına bir tomar hazırladı. Her tomarda yazılan yazılar bir başka yoldaydı. Vezir din hazırlıyor.
Tomar dediği yazdığı yazılar, risaleler. Dini risaleler yazıyor. Dini risaleler yazmak bu noktada çok eski kadim bir gelenek. Veyahut da dini metinleri tefsir etmek eski kadim bir gelenek. Dini metinleri yorumlamak, onlardan mana çıkarmak çok eski kadim bir gelenek. Bu sadece, hani şimdi böyle Muhammedi Müslümanlar için söylüyorlar ya, neden işte mezhepler var?
Olmasa olmaz mıydı? Yok, dinin özü bu. Bu kadim gelenek. Dinde tarikatlar kadim gelenek. İsevilerin tarikatları var, Musevilerin tarikatları var. Tarikat kadim bir gelenek. Mezhepler var. Kadim bir gelenek. Farklı anlayışlar, farklı yorumlar, kadim bir gelenek. Bunu bir zenginlik olarak gör. Bunların içerisinde heva ve hevesine uyanlar var, var. İşte bu vezir de her beye, bir topluluğun başı, bir kavmin beyi var, padişahı var, sultanı var. Bir böyle grubun dinlediği bir kimse var. Bu hala daha var. Bakın hala daha böyle kimseler var.
İşte o vezir de her bey adına bir tomar, bir risale yazıyor. Her tomarda yazılan yazılar bir başka yoldaydı. Ve herkese yazdığı şey aynı değil. Birine diyor ki Ankara'ya gitmek için senin yola çıkıp Bilecik üzerinden, Bozyük üzerinden, Afyon üzerinden gitmen lazım. Birine diyor ki senin Bozyük üzerinden, Sivri Hisar mıydı?
Sivri Hisar üzerinden gitmen lazım. Öbürküne de diyor ki sen İzmit gölünün kenarından vuracaksın, öbür o yola çıkacaksın, o yoldan da Bolu üzerinden gideceksin diyor. Herkese Ankara yolunu tarif ederken farklı farklı tarif ediyor. Hatta daha önceki beyitlerden çıkıyor ki, kimisine de diyor ki Ankara'ya gitmene de gerek yok. Kimisine de diyor ki Ankara sana gelsin. Kimisine de diyor ki Ankara sensin. Önceki beyitlerden onu çıkarıyoruz. Her birindeki buyruklar bir başka çeşitti. Her birinde de mesela birinde diyor ki abdest alman lazım namaz kılmak için. Öbürkünde de diyor ki namaz için abdeste ritüele gerek yok. Sen namaz kılacaksın da yeter ki diyor.
Öbürkünde de diyor ki senin o ritüellere eğilip kalkmana da gerek yok. Senin kalbin temiz olsun yeter. Asıl namaz odur diyor. Öbürküne de diyor ki ya kalbinin temizliğine de önemli değil diyor. Sen namaz kılmayı istedin ya sen namaz oldun diyor. Millet seni kılsın boş ver diyor. Birinde diyor ki Tomar'ın birinde. Sen Muhammed'i Mustafa'yı kendine önder seç. Onun yolundan git diyor. Öbürküne de diyor ne yapacaksın sen peygamberi önder seçip de kendine. Sana Kur'an yetmez mi diyor. Öbürkünde de diyor ki Kur'an sensin diyor. Sen kendini aç oku. Kur'an'dan kasıt sensin diyor. Senin onu açıp okumana gerek yok diyor. Öbürkünde de diyor ki ya son peygamber dediklerine bakma. Peygamber nefsine uymuş.
O yüzden kendini son demiş diyor. Ben de peygamberim diyor. Öbürkünde de diyor ki her dönemin bir peygamberi vardır. Bu dönemin peygamberini bul sen diyor. Öbürkünde de diyor ki ya o peygamber çok uyanıktı diyor. Kurnazdı. Kalktı diyor. Bir kitap yazdı. O kitap da astı değil zaten diyor. Eee otur sen bir kitap yaz diyor. Öbürkünde de diyor ki ya peygamber şefaat ediyor diyorlar. Geç diyor. Peygamberin şefaat etmeye hakkı yok. Şefaat ancak Allah'a ait diyor. Kandırıyorlar seni diyor. Öbürkünde de diyor ki ya diyor bu Kur'an-ı Kerim'de saçma diyor. Ne alakası var bunun diyor. Allah'ın işi gücü yok. Gökten sana kitap mı indirecek diyor. Yok böyle bir şey diyor.
Öbürkünde de diyor ki aman ha Allah'a peygambere itaat et diyor. Birinde diyor ki zekat kırkta birdir. Kırkta birini zekat olarak vereceksin. Öbürkünde de diyor ki sen mi çalıştın diyor. Kim çalıştı kim kazandıysa onun. Öbürki oturduğu yerden para mı alacak diyor. Gibi böyle tomarlar dolaşıyor ortalıkta. Ama hiçbir tomar hiçbir tomarı teyit etmiyor. Hiçbirinin hakikati birinin hakikatine uymuyor. Hiçbirinin muamelesi birinin muamelesine de uymuyor. Bir tomar da diyor ki kasten haksız yere adam öldüreni öldürün diyor. Öbür tomarda da diyor ki canı sen mi verdin affedin diyor. Öbür tomarda da diyor ki boş ver diyor. Öldüren öldürsün ölmesi gerekiyormuş. Onun kaderinde o yazılmış diyor.
O da onu öldürüyor deyince onun da ölmesi kaderindeymiş diyor. Boş ver minnet birbirini öldürsün diyor boyuna. Bir tomardaki yazı öbür tomarını teyit etmiyor. Hepsi de farklı. Bu sonunda ta başına dek ona aykırıydı. Birinde riyazat yolunu açlığı tövbenin Tanrı'ya dönmenin direği saymadaydı. Birisinde riyazat etmek yani açlık aç olmak ve tövbe etmek Allah'a dönmenin yoluydu.
Birilerine diyordu ki siz riyazat yapın az yiyin. Riyazat yapın. Riyazatın hakikati haramlardan geri dönmekti. Ama onlara riyazatın hakikatini haramlardan geri dönmek diye değil onlara aç kalmak olarak söylüyordu. Onlar ha bile açlıkla pençeleşiyorlardı. Aç kaldıklarından dolayı zayıflıyorlar. Bir deri bir kemik kalıyordu. Güçsüzleşiyorlardı. Böylece dinlerini yaşamaya, ailelerini korumaya, çocuklarını, zürriyetlerini devam ettirmeye güç yetiremiyorlardı. Onlara diyordu ki açlıkta büyük keramet vardır. Devamlı aç kalın. Oysa Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri doymayı yasaklamıştı. İslam'da doymak yasaktı.
Açlık yoktu. Açlıkla doymanın yasaklanmasının arasında fark var. Bir tarafta doymak yasaklanıyor. Birileri İslam adına açlığı önümüze koyuyor. Sufilik adına koyuyor. Aç kalacaksınız diyor. Çünkü sizi aç bırakacaklar. Sizi sömürecekler. Sizi sömürecekleri için size şimdiden açlığı öğretiyorlar. Sizi aç bırakacağız diyorlar. O yüzden siz nefsinizi eğitmek istiyorsanız, nefsinizle savaşmak istiyorsanız, bu noktada Allah'a yakın olmak istiyorsanız aç kalın diyorlar. Bunlar zaten aç bırakıyor bu kapitalist sistem insanları. Bu deccal aç bırakıyor insanları.
Dünyanın yedide biri aç. Aç bırakanlar da bu deccallar. Önceden sufilere kızıyorlardı siz az yiyorsunuz diye. Bunlar aç bırakıyor. Bunu şimdi, aa ne kadar sufi, entelektüel, aç kalacaksınız. Kaç gün dedim ben, 3 gün hiçbir şey yemeyeceksiniz. Yok sünnette. Aç kalacaksınız, 10 gün hiçbir şey yemeyeceksiniz. Yok sünneti Resulullah'ta. Bu sufiliği nereden buldun? Bu sufiliği nereden buldun? Bizim sünneti Resulullah'ta yemekten doymadan kalkacaksın. Yemek yemeyeceksin değil.
Doymadan kalkacaksın. Göbeğini şişirmeyeceksin de. Bizde göbeği şişirmek de yok. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri parmağını batırdı göbeğe. Şişkin olana. Bizden değil dedi. Göbeği şişirmek yok. Eee sıfır aç kalmak da yok. Ne var? Doymadan kalkmak var. İşte o diyordu ki, birisinde açlığı methediyordu. Aç kalacaksınız ve tövbe edeceksiniz. Böylese Allah'a yakın olursunuz. Birinde de diyordu ki, riyazattan fayda yok. Bu yolda insanı cömertlikten başka bir şey kurtaramaz demişti. Ya sen riyazat yapma. Açlık çekme. Bundan bir fayda yok ya. Sen cömert ol.
Para da öt. Hani birisi de çıktı ya. Hani zekatla alakalı yeni bir klişe, bir söz söyledi. İhsan ele açık mıydı? Ele açık mıydı onun adı, soy ismi? Ne dedi? Zekatta şey yok. Ne o? Kırtta bir yok. Ya ihtiyacınızdan fazlasını dağıtınız. Kime söylüyor bunu? Müslümanlara söylüyor. Harika. İhtiyacımızdan fazlasını dağıtacaksa, hemen devlet bir yasa çıkarsın. İlk önce koç dağıtsın. Sabancı dağıtsın. İhtiyacından fazlalarını. Hemen İslam devletin hukukunu da değiştirsinler. Bunu savunanlar.
Ben şimdi değiştirin dersen ben buradan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin anayasasını, layık demokratik hukuk devletini, teokratik sisteme döndürmekten Cumhuriyet Savcısının önündesin. Tabi çarpılmadan yürüyeceksin. Al hadi çıkarın. Yasa çıkarın, anayasa çıkarın. Bütün Müslümanlar da dağıtsın mallarını. Ama önce en zenginden başlasın. Birinde de demiş ki, senin açlığın, senin cömertliğinin, Mahmud'una şirk koşmandır. Birinde de dedi ki, sen aç kalıyorsun, Mahmud'a şirk koşuyorsun Allah'a. Sen de cömertsin. Kendi kendine cömertim deyip de şirke girme.
Eee? Asıl cömert olan o. Eee? Asıl aç olandı o. Sen kendi kendine cömertim diyerekten, ben aç kalıyorum diyerekten şirke düştün dedi. Her gam çağında, hem esenlik çağında, Allah'a dayanmadan, tümden ona teslim olmadan başka bir şey düzendir, tuzaktır dedi. Gamlı, hüzünlü olduğun zamanda da, esenlik rahata erdiğin zamanda da, aslında bunlar bir taraftan doğru.
Allah'a yaslanmadıkça sen tuzaktasın dedi. Yani sen hüznünde de, eğlencende de, rahatlıkta da, zorlukta da, Allah'a yaslanacaksın. Allah'a dayanacaksın. Öbürkünde de dedi ki, gereken şey hizmettir, yoksa Allah'a dayanma düşüncesi bir tömettir dedi. Ya Allah'a dayanmayı bırak, sen asıl hizmet etmeye çalış, asıl o dedi lazım olan. Birinde de dedi ki, yap yapma buyrukları, tutulmak için değil, bizim acizimizi bildirmek için verilmiştir. Birinde de dedi ki, Kur'an, sünnet, bir sürü emirler var, bunları yapıp yapmaman önemli değil. Ya, sen acizini bilesin diye, Cenab-ı Hak bunları indirdi. Buradaki kasıt, illaki bunları yapmak değil dedi. Böylece bu buyruklarda, acizimizi bilelim de, o zaman onun da, kudretini anlayalım, yazılarını yazmıştı.
Birinde ise, acizini görme, aklını başına al, o aciz, nimete kafir olmaktır dedi. Birinde de dedi ki, sen aciz değilsin, ee, sen bu aleme halife olarak yaratıldın, bu acizlik ne dedi. Kendini acziyet içinde görme, kendini fakriyet içerisinde görme, Allah önünde. Eee, ya, aciz demek, nimete küfür eden kimse demektir dedi. Birinde, kendi gücünü, kuvvetini gör, çünkü kuvvet, kudret de ondan, kudreti, onun nimeti bil ki, kudret odur diyordu. Öbürkünde de diyordu ki, şu ikisinden de geç, göze görünen her şey put olur demediydi. Birinde dedi ki, bu gördüğün her şey put, geç hepsinden de dedi. Birinde de, şu mumu söndürme diyordu, çünkü bu görüş meclisi mum gibidir.
Birinde de diyordu ki, sen etrafa, insanlara din anlat, söyle, senin söylediğin etrafı aydınlatıyor, mum gibi. Öbürkünde de diyecek ki, sen bu mumu söndür. Öbürkünde de diyordu ki, bakıştan, görüşten, hayalden geçtin mi, gece yarısında buluşma, kavuşma, mumu söndürmüş olursun. 480'den devam edeceğiz. Allah rızası için, el-Fatiha. Aman selam. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi