Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 14 Eylül 2019 · 58:12
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır eylesin inşallah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bu geçtiğimiz pazartesi günü malum aşure günüydü. Biz bundan sonra aşure günlerinde aşureyi onun cumartesine kaynatmaya karar verdik. Aşure günü malum aynı zamanda da Hazreti Hüseyin Efendimiz'in şehit olduğu, şu heda şerbetini içtiği gün.
Bu sene onunla alakalı programı yetiştiremedik. Önümüzdeki sene inşallah aşure gününe yani şehit olduğu gün ayrı bir program yapacağız. Allah izin verirse inşallah. Aşureyi de onun cumartesine denk geldiğinde cumartesine yapacağız inşallah. Çünkü aşure günü bir tarafta Hazreti Hüseyin Efendimiz'e karşı ciğer yangını, öbür tarafta aşure kaynatıp yemek çok içimiz el vermiyor.
İçimiz el vermediği için kendimizce böyle bir karar aldık. Sağlı sollu yanaştı. Tam şuraya böyle hizalanın. İki dizinizin üstüne çıkın yanaştı. Sadece su. Tamam. Bir tarafta Hazreti Hüseyin Efendimiz'in ve yanındakilerin dostlarının şehit oluşu, öbür tarafta aşure günü.
Biraz böyle bu noktada içimiz burkuk olmuyordu. O yüzden ki bence olmuyordu kendimce. Bu sebepten dolayı aşureyi dedik ilk cumartesine kaynatalım. Öyle bir kendimizce karar aldık. Allah kabul etsin inşallah. Tabi aşure günü de sadece aşureden bahsetmek.
Bu tabi kadim bir gün. Bununla alakalı çok rivayetler var. Ama işte bu gece konusu Hazreti Adem Aleyhisselam'ın tövbesinin kabul olduğu gün olarak. Olarak nitelendiriliyor, atlandırılıyor. Tabi işte Hazreti Yusuf'un kuyudan kurtarılması, İsa Aleyhisselam'ın o gün doğmuş olması, işte göklere o gün çıkarılması, işte Davut Aleyhisselam'ın tövbesinin kabul olması, İbrahim Aleyhisselam'ın ateşten kurtulması, Yakub Aleyhisselam'ın gözlerinin açılması, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin o gün müjdelenmesi gelmiş ve geçmiş günahlarından arındığına dair,
o da normalde aşure günüyle alakalı. Nuh Aleyhisselam'ın geminin işte Cudi Dağı'nın başına oturması, Musa Aleyhisselam'ın aşure gününde ondan sonra Firavun'un zulmünden kurtulup denizin üzerinde yürümesi, bunlar hep aşure günüyle alakalı, geçmiş ümmetlerden, geçmiş topluluklardan, rivayetlerle gelen bir gün. Tabi yine Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri Medine'ye münevvereye göçtüğünde, Medine'deki Yahudilerin oruç tuttuğunu görünce diyor ki, hani neden oruç tutuyorlar?
Diyorlar ki bugün bizim için Musa Aleyhisselam'ın Firavun'un zulmünden kurtulduğu denizin üzerinde yürüdüğü gün, biz bugüne şükran günü olarak böyle Cenab-ı Hak'a hamd ediyoruz, oruç tutuyoruz deyince, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri o gün oruç tutmak bizim için bize yakışır, bu bizim için daha yüksek bir şeydir deyip aşure orucunu tutuyor. Daha o zaman ama Ramazan orucu farz kılınmamış. Tabi aşure günüyle alakalı bu tip normalde işte rivayetler var. Böyle rivayetler olunca da Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri o gün normalde oruç tutmuş, bu sonra devam etmiş bu Müslümanlar aşure gününü oruç tutmaya. Tabi bu normalde tarih boyunca topluluklar, kavimler değişik vesilelerle o aşure günü normalde işte aşure kaynatmışlar.
Kimisi pilav yapmış, kimisi mevcut elinde ne yemek varsa onları yapmışlar. İnsanlara tasadduk etmişler, dağıtmışlar. Tabi bu geceki bu noktada bizim sohbet konumuz Hazreti Adem Aleyhisselam'ın tövbesinin kabulü. Ben böyle kendimce aşure günleriyle alakalı işte o peygamberlerin bir mucizeyle veyahut da önemli bir olayla karşılaşmalarını böyle aşure sohbet olarak kendimce tanzim edeyim dedim. İlk önce de Adem'den başlayayım dedim. Malum bizim sonuçta atamız Adem Aleyhisselam. Onun duasının aşure günü kabul edildiğine, kabul olunduğuna dair rivayetler var. Ama tabi Adem Aleyhisselam'ı biraz daha geriden alalım. Madem ki aşure gününde Adem'in tövbesinin kabulünü konuşacağız. Dünya üzerinde veyahut da hiçbir yerde insan yokken, henüz daha yaratılmamışken insanlar, Cenab-ı Hak Adem'i yaratmayı murad etti.
Adem'i yaratmayı murad edince ayeti kerimede Bakara ayeti 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37. ayetler Adem Aleyhisselam'ın yaratılışıyla alakalı bir başlangıç denilebilinir. Malum Bakara sonuçta Mekki bir ayettir. Yani Mekke'de inzal olmuş, Mekke'de indirilmiş bir ayettir. O yüzden normalde tabiri caizse dinin, İslam'ın başlangıç yıllarıdır. O başlangıç yıllarında Adem Aleyhisselam'ın yaratılışıyla alakalı ayetler var. Tabi Mekke'li müşrikler de sonuçta 3 aşağı 5 yukarı bu dini bilgilerin bir kısmını veyahut da belli bir tarafını biliyorlardı. Ve Cenab-ı Hak ayet-i kerimelerde Adem'in yaratılıştan bahsetti. Bu belki de dünya gündeminin de bir şeyi. Önemli gündem başlıklarından birisi dünya için.
Niçin? İşte Adem'in yaratılması. Bununla alakalı çok tartışma var ya. Hani Darwinistler maymundan geldiklerini iddia ediyorlar. İşte o Darwinistler maymundan geldiklerini iddia ederlerken tırnak içerisinde bir bir teori. Yani kanıtlanmış, ispatlanmış bir şey değil. Kanıtlanmış, ispatlanmış bir şey olmamasına rağmen bizim ülkemizde ne yazık ki sanki kesinleşmiş, kesin bir ilmi, bir kanıtmış gibi ilkokulda, ortaokulda, lisede, üniversitelerde, her yerde yani insanların maymundan geldiklerine dair tanımlamalar, sohbetler, programlar
ve işte ders müfredatları da bizim zamanımızda öyleydi. Yani maymuncular vardı. Onlar kendilerini maymundan geldiklerini iddia ediyorlardı. Hala da maymuncular var. Yani kendilerini maymundan geldiklerini iddia edenler var. Tabi biz daha önce bu mevzularla lise çağlarında konuştuğumuzda biz habire bunun maymundan gelme olmadığımızı ispat etmek için uğraşıyorduk. Ben dinle tanıştıktan sonra, İslam'la tanıştıktan sonra ispat etme ihtiyacı duymadım. Sebebi şu, çünkü Cenab-ı Hak ayet-i kerimede bazı bir kısım hani böyle bozulmuş, ifsad olmuş insanları biz onları maymuna çevirdik diyor. Allah'ın maymuna çevirdiği bir insan topluluğu var, bir kavim var. Ben bunu öğrenince, Kur'an-ı Kerim'den biz maymundan geldik dediğine aha ayet-i kerimenin bahsettiği siz dersiniz diyorum ben.
Evet doğru, maymundan gelmiş olabilirsiniz. Çünkü sizin atalarınız da maymun olabilir. Çünkü Cenab-ı Hak diyorum, bir kavmi maymuna çevirdi diyorum. Öyle deyince duruyorlar. Tabi bugüne kadar bir insan yok, bir maymun yok ki zaman içerisinde, gelişim içerisinde insana evrilmiş olsun. Demek ki o maymunlar komple, onların tabirleriyle insana evrilmişler. Ama din bize böyle anlatmıyor. Bakın din bize böyle anlatmıyor. Din bize hiçbir şey yok iken Cenab-ı Hakk'ın kainatı yarattığını, bütün varlık alemini yarattığını, bir müddet sonra insanı yarattığını bize anlatıyor. Ve insanı da normalde bir balçıktan, çamurdan, topraktan yarattığını bize beyan ediyor. Bir zaman Rabbin meleklere, ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti.
Melekler de orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Halbuki biz seni överek teşbih ediyoruz ve tenzih ediyoruz dediler. Allah da onlara şüphesiz ki ben sizin bilmediklerinizi bilirim dedi. Cenab-ı Hak demek ki bir kısım yeryüzünde bir halife yaratacağım diye söylüyor. Halife yaratacağım deyince, yani bu halife değişik manalara gelebilir. Nesilden nesile, sonra nesilden nesile, asırlar boyunca insanlığın devam edeceğini ve böyle devam edecek bir varlık yaratacağını beyan etmiş. Halife denilince yeryüzünde, yani normalde Cenab-ı Hakk'ın emir ve nehilerini yerine getirecek bir insan yaratmış. Onu da algılayabiliriz. Ve normalde meleklerin de cevabı var ya, sen yeryüzünde fesada, ondan sonra fesat çıkaracak, kan dökecek bir varlık mı yaratacaksınız diye.
Bununla alakalı tabi İslam tefsircileri, bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken çok farklı farklı tefsirler var. Bu farklı farklı tefsirlerin, böyle bence en kendime yakın gördüğüm tefsiri, Hz. Abbas'ın oğlu İbni Abbas'ın bu ayet-i kerimeyi tefsir edişi. İbni Abbas diyor ki, yeryüzünde yerleşmiş olan ilk varlıklar cinni tayfeleridir. Ve normalde onlar da yeryüzünü fesada vermişler ve kan dökmüşler. Birbirlerini öldürmüşler. Ve birbirlerini öldürünce, cinni tayfesi, bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar var bunda. Bu yeryüzünde bu bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar, cinnilerin savaşı, bu savaşlar daha devam ediyor. Şimdi cinni tayfesi, o kafir cinniler kafirlerin üzerine tasallut edip bu savaşları devam ettiriyorlar.
Tabi yeryüzünde bunlar böylesine savaş çıkarınca bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar, İbni Abbas'ın rivayeti böyle. Cenab-ı Hak iblisin komutanlığında, iblisin komutanlığında bir ordu gönderdi dünyaya. Normalde tabi İbni Abbas bu kadar nakletmiş. Yani diyor ki, iblisin komutanlığında bir ordu gönderdi ve bu ordu, bu savaşan cinnilerin büyük bir kısmını katletti.
Ondan sonra katledilmeyenler de işte yeryüzünden, topraklardan sürüldü. Metafizik anlamda yani manevi anlamda, meleklerin sen yeryüzünde kan dökecek, yeryüzünde fitne çıkaracak bir kavim mi yaratacaksın deme noktası yok. Niçin? Çünkü meleklerin bu noktada muhakeme etme, meleğin muhakeme ederekten doğruyu yanlıştan ayırma gibi bir lüksü, böyle bir yaratılışı yok.
Ama normalde işte Cenab-ı Hak meleklere böyle söylüyor ayet-i kerimede ve o melekler Cenab-ı Hak'a kan dökecek, fesat çıkaracak bir varlık mı yaratacaksınız dediği, bu akli olarak bir muhakeme etmeyen melekler grubu değil. Şimdi bu ayet-i kerimeler yarın öbür gün ileride çünkü Müslümanlar bunları tefsir etmekte zorluk çekecekler.
Yani bu muhakeme edenler o zaman hangi grup? Burası söz konusu olacak. Bu grupta bunlar kimler? Kimler muhakeme etti? Evet, yeryüzünde cinni taifesi vardı. Cinni taifesi de kendi içerisinde farklı farklıdır. Cinni taifesi de kendi içinde kavim kavimdir. Mesela cinni taifesi ateşten yaratılma, şeytan da ateşten yaratılmadır. Ama şeytanın kavmi ile cinni taifesinin kavmi aynı değildir. Mesela şeytanın komutanlık yaptığı kavim ile cinni taifesi aynı kavim değildir. Ve şeytanın o komutanlık yaptığı kavim de normal melekler kavminden değildir. Onlar da farklı bir kategorideki melektir.
Bu nasıl harutla marut var ya, Kur'an'da geçen, bu şeytanın komuta ettiği harutla marut sınıfındaki meleklerdir. Şimdi bu harutla marut sınıfındaki melekler ile cinni taifesi yeryüzünde çok kanlı bir savaş yaptılar. Bu savaşta harutla marut taifesinin, onlar da kavim kavim de ben şimdi meseleyi iyice sizin kafanızda karıştırmamak için daha böyle düz bir şekilde gitmek istiyorum.
O harutla marut da onlar da farklı bir kavim, onlar da kendi aralarında farklı farklı ayrışıyorlar. İşte onlardan oluşan bir ordu, o ordunun başında da iblis var. O iblis, o orduyla beraber yeryüzüne inip, yeryüzünde savaşan o cinni taifesinin üzerine galip geldi. Topraklardan sürdüler, çıkardılar onları. Ve sürüp çıkardıktan sonra iblis, hatta kendince gururlanmasının ve kibirlenmesinin başlangıcı bu. İblis büyük bir iş başardığını, büyük bir kahramanlık yaptığını, büyük bir komutan olduğunu kendince gördü. Kibire kapıldı, gurura kapıldı. Kibire ve gurura kapıldınca o askerlerin başında da komutan, tabiri caizse devlet başkanı gibi.
O gururla, o kibirle böbürlendi. Ve Cenab-ı Hak onlara hitap etti, onlara dedi, ben yeryüzünde bir halife yaratacağım diye. Onlar o kibirle, o böbürlenmeyle dediler ki Cenab-ı Hak'a karşı, sen yeryüzünde fesada çıkaracak, kan dökecek, ayrı bir kavim mi yaratmak istiyorsun? Bunlar onlar. Çünkü normal meleklerin, normal meleklerin böyle cevap vermeleri mümkün değil. Ama bunlar da melek sınıfından. Çünkü o zaman için insan yok henüz daha. Varlığa südür etmiş, varlığa zuhur etmiş bir insan yok. O yüzden Cenab-ı Hak diyor ki, ben yeryüzüne bir de işin, hani o böbürlenmenin, o küstahlanmanın, o kibirlenmenin karşısına, Cenab-ı Hak diyor ki, ben yeryüzünde bir halife yaratacağım. Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım deyince, işte o iblisin başını çektiği, o güruh buna itiraz etmek değil, böyle şerh düşmek de değil.
Yani birden o kibirle, o gururla, gururla, yani yeryüzünde bir fesat çıkaracak bir kavim mi yaratacaksın? Biz seni tesbih ediyoruz, biz seni tenzih ediyoruz, biz seni teşbih ediyoruz. Yani tesbih, tenzih ise bunu biz yerine getiriyoruz diyerekten, o yüzden normalde onlar bu noktada, tabiri caizse ben öyle söyleyeyim, şerh düşüyorlar. Tabi, halife denilince Cenab-ı Hak başka ayeti kerimelerle de bu meseleyi farklı cenahtan bakıyor. Mesela, sizi yeryüzüne halifeler kılan odur. Fatır suresi ayet 39, insanlarla alakalı. Yine sizi yeryüzünün halifeleri kılar. Nemil suresi ayet 62, ve yine biz isteseydik, sizden yeryüzüne halef olan melekler halkederdik.
Zuhruf 60, demek ki Cenab-ı Hak yeryüzüne meleklerden oluşan bir halef yaratmıyor. İsteseydik yaratır mıydık? Evet. Ama ben diyor, yeryüzüne meleklerden oluşmuş bir halef yaratmadım. O zaman, tırnak içerisinde şeytan, yeryüzünün halefi değildir. Veya melekler, yeryüzünün halefi değildir. Veya varlığın halefi statüsünde değildir. İşte, yine bu nesilden nesile olduğuna işaret. Araf suresi ayet 169, aynı zamanda da Meryem suresi ayet 59'da geçiyor. Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki, yani bu halifelik, halifelik insandan kaldırılacak bir şey değil. Ardı ardına o halifeler ne yapacak? Devam edecek.
Ve normalde işte Cenab-ı Hak Adem'i yaratmayı murat edince, bu itiraz eden melek grubu, bu normalde itaat eden, her şeyi yerli yerine getiren melek grubu değil. Onlarda zaten bu noktada akıl olarak, muhakeme olarak bir şey yok. Ama bu iblis ve onun emrindeki askerler. Bunların o zaman için böyle bir akıl muavzenesi söz konusu. Bunlar normalde yeryüzünde cinnileri katledince, onları yenince, bunlarda bir gurur, kibir oluştu. Öyle söyleyeyim. Ve Allah, Allah Adem'i yarattı. Adem'i yarattıktan sonra da, ne yaptı? Ona kendi ruhundan ve nurundan, üfledi ve normalde onun bir de yaratılış aşaması var tabii.
Cenab-ı Hak Adem'i yaratmayı murat etti. Adem'i yaratmayı murat ettikten sonra, onu topraktan yarattı. Topraktan yarattıktan sonra boş, bildiğiniz işte testi gibi, öyle söyleyelim. Adem komple, şekil olarak testi gibi. O zaman şeytan, onun bütün her taraflarına bakıyordu, inceliyordu. Tabiri caizse, ayağına vuruyordu, tın tın tın ses geliyor. Gövdesine vuruyordu, tın tın tın ses geliyor. İçine giriyordu. Kuru bir testi gibi bir varlık. İçine giriyordu. Başından aşağı doğru giriyordu. Kuru bir varlık, ayaklarından yukarı doğru çıkıyordu. Kuru bir varlık, o yaratılmış olan, o Adem'in komple, vücudunun, nasıl söyleyeyim size, protipi değil mi?
Veya manken gibi olan, hani şimdi, ne diyorlar ona manken mi diyorsunuz? Manken gibi. Adem upuzun yatıyor. Normalde şeytanın, onun ağzından, burnundan, içinden, dışından, her tarafından giriyor, çıkıyor, bir de vuruyor. Adem'in o topraktan, yaratılmış olan, protipine, tabu ondan sesi duyuyor ya, tık tık tık, tak tak tak diye, yani bu ne işe yarayacak diyor. Yani bu ne olacak diyor. ve Adem öyle durduğu müddetçe, şeytan hep onun altından girdi, üstünden çıktı, hep inceledi onu. İçinden, dışından hiçbir zaman bırakmadı onu. Gitti, geldi, baktı, gitti, geldi, baktı, gitti, geldi, baktı, aklına, aklına geldikçe baktı, fikrine geldikçe baktı, onu inceledikçe inceledi, inceledikçe inceledi, bir türlü kafası basmadı şeytanın.
Ve dedi, diyordu ki, işte bu, yani bildiğimiz, topraktan yaratılma, testi gibi bir şey, bu ne işe yarayacak diyordu. Ve, Cenab-ı Hak, onlara, siz de bilmezsiniz, Allah bilir deyince, susup kalıyorlardı. Bu konuda muazeneleri, daha fazla çalışmıyordu. Tabiri caizse donuyordu kafaları. Ve Cenab-ı Hak vakti ki, Adem'e kendi ruhundan ve nurundan üfledi. Adem'e üflemesi ağzındandı. Adem'in ağzından üfledi. Adem'in ağzından üfleyince, ağzından yukarı ve aşağı, vücuduna komple, can dediğimiz şey, oluşmaya başladı. Ruh dediğimiz şey, üfleyince, can da oluşmaya başladı. Hemen anında aşağı doğru, ete kemiğe bürünmeye başladı. Yukarıdan beyni oluşmaya başladı. Yavaş yavaş, yavaş yavaş, beline doğru, ete kemiğe bürünmeye başlayınca, şeytan büyük bir telaşla, yine onu incelemeye, tabi tutmaya başladı.
Yine o şeytan, altından, üstünden girip, ne oluyor burada diye, habire uğraşıyordu. Çünkü neden? O kendini büyük bir komutan, büyük bir devlet başkanı gibi görüyor. Büyük bir hükümran görüyor. Ve çok önemli bir iş yaptığını zannediyor. Öyle olunca da, kendine muhalif, bakın, kendine muhalif, kendi saltanatını aşağı indirecek, bir varlığın var edildiğini görüyor. Ve diyordu ki, şeytan kendi kendine, eğer bu, hani böyle canlanırsa, ben bunun altından girer, üstünden çıkarım. Ben bunun her şeyini ne yaparım? Bozarım. Ben bunu ifsat ederim. Ben bununla savaşırım. Ben bununla mücadele ederim diye, kendi kendine, habire ne yapıyordu? Mücadele ediyordu. Ve kendi kendine, bunun kararını almıştı.
Yani bu, kendi kendine bu kararı aldığından, devamlı Adem'in, o, tabiri caizse, maketinin üstünde, zerresine, küresine, her şeyini inceliyordu. Ne zaman ki, Adem'e, ruh üflenince, can üflenince, canlanmaya başladı. Adem canlanmaya başlayınca, ilk önce, normalde kalbi çalışmaya başladı. Kalbi çalışmaya başlayınca, aklı çalışmaya başladı. Gözü açılmaya başladı. Kulakları duymaya başladı. Ardından, dili konuşmaya başladı. Henüz de, daha can, göğsünden aşağı doğru gitmeye başladı. Adem gözünü açtı. Adem'in kulakları duymaya başladı. Adem konuşmaya başladı. İlk konuşmaya başladığında, La ilahe illallah dedi. Adem'in ilk sözü, La ilahe illallah'tır. O yüzden, La ilahe illallah'a devam edin.
Her daim. Atanız, Atanız ilk kalbi ve aklı çalışıp, dili çözülünce, söylediği ilk kelime, Allah'ı zikir, Allah'ı zikir, La ilahe illallah'tır. Ve Adem aleyhisselam, beline kadar can, ete kemiğe bürününce, hızla kalkmak istedi, ayağa kalkmak istedi. Hızla ayağa kalkmak istedi, ama ayağa kalkamadı. O insan çok acelecidir. Ayet-i kerimesinin manası budur. İnsan çok acelecidir. Hani hızla yürümek ister. Çocuk bile hemen yürümek ister ya, hemen konuşmak ister. Konuşamazsa böyle canı sıkılır. Yürüyemezse çocukken dahi canı sıkılır. Bu Adem'den kalmadır. Fıtridir. Adem henüz daha beline kadar, can, ete kemiğe bürününce, hızla ayağa kalkmak istedi.
Ihıldadı, ama kalkamadı. Gücü yetmedi. Neden? Belinden aşağısı henüz daha, ete kemiğe bürünmemişti. Yavaş yavaş, yavaş yavaş, Adem ete kemiğe büründü. Ete kemiğe bürününce, o ayağa kalktı. Ayağa kalkınca, cennetin içerisinde dolaşmaya başladı. Cennetin içerisinde dolaşmaya başlayınca, o zaman işte, Cenab-ı Hak meleklere dedi ki, ama hangi meleklere biliyor musunuz?
İblis ve avanesi olanlara. Onlara dedi ki, Adem'e secdedin. İblisin etrafındaki savaşan avane, Adem'e secde etti, ama iblis secde etmedi. Sebep, iblis dedi ki, bu topraktan yaratılma, ben ise ateşten yaratılmayayım. Bu ne işe yaradı ki? Ben bir işe yaradım, ben bir savaş kazandım, ben komutanım, ben büyük bir komutanım, ben bugüne kadar olmayan bir işi yaptım, bugüne kadar başarılmayan bir işi yaptım. kendini tabiri caizse, dev aynasında gördü. O yüzden Adem'e secde etmedi. Adem'e secde etmeyince, Cenab-ı Hak da ne yaptı?
Diğerleri secde etti. İçlerinden bir tek, iblis secde etmedi. Ve Cenab-ı Hak, bütün melakelerine dedi ki, Adem'e ne soracaksanız sorun. Çünkü ayeti kerimede diyor ki, Cenab-ı Hak biz Adem'e bütün isimleri, bütün isimleri öğrettik. Biz Adem'e her şeyi öğrettik. O melakeler başladılar sormayan, bu ne? Bu ağaçtır dedi. Bu ne? Bu meyvedir. Bu ne? Bu elma ağacı. Bu ne? Bu armut ağacı. Bu ne? Bu inek. Bu ne? Bu koyun. Bu ne? Bu şu. Bütün eşyanın ve varlığın isimleri Adem'de mevcut. Mele o iblisin avanesi. Onlar sormaya başladılar. Soruyorlar, Adem cevap veriyor. Adem olanlar hala da cevap veriyorlar.
Soruyorlar, cevap veriyor. Soruyorlar, cevap veriyor. O zaman melekler anladılar ki, o iblis ve avanesi, hani siz bilmezsiniz, Allah bilir, sözünün hikmetini o zaman anladılar. Ve Cenab-ı Hak secde emrini verince, hepsi de ne dediler? Ve secde ettiler. Ve dediler ki, ayeti kerime bakar, ayet 33, seni teşbih ederiz. Biz, öğrettiklerinin dışında hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz ki sen, her şeyi çok bilensin, hüküm ve hikmet sahibisin. Hüküm ve hikmet sahibi. Allah hükmeder. Bir şeye hükmeder. Ve hikmet sahibidir. Hükmederken de, hikmet üzerine hükmeder. Cahilce hükmetmez. Bu Allah için geçerli değildir. Ve, Cenab-ı Hak, Adem'in isimlerini bildirince, hiçbir şey yok.
Adem cennette yaşarken, böyle bir uyku halinde, Cenab-ı Hak, Havva'yı yarattı ona. Allah, Havva'yı yarattı. Baktı ki, kendisinden bir Havva yaratılmış. Melekler üşüştüler. Dediler, ey Adem bu nedir? Kesköse. Kesköse ne? Bu nedir? Biz İngilizce okuyorduk, Fransızca'da bir tane ortaokulda, müdür yardımcısı vardı. Önüne gelene kesköse diyordu. Kravatı tutuyordu, kesköse. Biz söylüyorduk, işte, say Fransızca diyordu. Biz Fransızca ona kadar ezberle dedik. Bilmeyene bir tokat patlatıyordu.
Öyle bir, çılgın bir adam vardı. Kesköse oradan kaldı bende. Şimdi, melekler dediler ki, Adem'e bu ne? Havva annemizin ismini, Adem söyledi. Dedi ki, bu Havva'dır. Bu nedir dedi? Dedi ki, bu kadındır. Dedi ki, bu kadındır. Bu Havva, bu kadındır. Ve, dedi ki, ne işe yarar? Öyle ya. Dedi ki, bu beni hoşnut eder, gönlümü hoş eder, sakinleştirir, rahatlatır. Havva odur. Sizin aklınıza başka bir şey gelmezsin şimdi. Havva eştir. Ve Cenab-ı Hak, o yüzden, bu durayı çok fazla, açmayayım, sulanacak ortalık şimdi. Cenab-ı Hak, bundan sonra dedi, ayeti kerimede, cennetimde yaşayın.
Havva yaratıldı. Havva yaratıldıktan sonra, dedi ki, cennetimde, rahat bir şekilde, yaşayın. onlar cennette yaşamaya başladılar. Ve Cenab-ı Hak onlara dedi ki, işte, bir ağaç olarak nitelendiriliyor, bir varlık olarak nitelendiriyor. Bu meyveden yemeyin. Buna yaklaşmayın. Bununla alakalı, İsrailiyetten olan tevhiller var. Geçmiş ümmetlerden. Adem'le Havva annemiz, cennette yiyorlar, içiyorlar, geziyorlar, dolaşıyorlar. Tabi bununla alakalı, bir sürü tartışmalar, rivayetler var. İşte, Adem aleyhisselam, cennette mi yaratıldı? Yaratıldıysa, cennet neredeydi? Yani, dünyada bir cennet oluşturuldu, yoksa oradan mı dışarı çıkıldı? Yoksa işte, gökte bir, ayrı bir cennetin haricinde, ara bir cennet mi oldu?
Orada mı yaratıldı? İnsanlar bunu normalde, gün geçtikçe, materyalist oldukça, materyalist oldukça, materyalizm bunları sorgulamaya başladı. Yani, dini sorgulamaktansa, dinin içerisindeki inanış biçimlerini, inanışları sorgulamaya başladı. Birebir bunların cevaplarını aramaya başladı. Müslümanlar da normalde bunlara cevap verirlerken, değişik yollara saptılar. Hani bunların içerisinden çıkmayı arz ediyorlar. Yani normalde, materyalist bir şey söylüyor, Müslüman da o materyalizmin, o söylediği şeye cevap vermek zorundaymış gibi, onlara cevap üretmeye çalışıyor. Halbuki, materyalizmin ulaşamayacağı şeyler var. Metafizik, yani siz, normalde, İsa'nın oluşumunu nasıl anlatırsınız?
Veya, Adem Aleyhisselam'ın ilk yaratılışını, bu noktada, biz böyle anlattık, hadis-i şerifler ışığında böyle anlattık. Ona, ayeti kerimede Cenab-ı Hak onu topraktan yarattım diyor ama, onun normalde o geliş istikametini, biz, normalde işte, kah ayeti kerimelerden, kah hadis-i şeriflerden, kah, işte manada, hal olarak, onu gördüklerinden, anlatmaya çalışıyorsun. ama bunun, normalde, materyalistlere, materyalistlerin karşısında, iki kere iki, dört yapar gibi, bu noktada, senin elinde bir delil, hüccet var mı? Yok. O yüzden, bu ayeti kerimelerde, zaten, hani, tabiri caizse, böyle, hukuki ayeti kerimeler olmadığından, yani, her türlü, tefsire açık, öyle olunca, Adem'in yaratılışı, yaratılışından sonra, Havva'nın yaratılışı, mesela, Havva annemizin yaratılışı, Adem aleyhisselam, uyku halindeyken, Cenab-ı Hak onu, iyilik kemiğinden yaratı, iyilik kemiğinden yarattı, Adem aleyhisselam,
uyku halindeyken, iyilik kemiğini aldı, oraya et doldurdu, ve normalde, iyilik kemiğinden, Havva'yı yarattı, Havva'yı yaratınca, baktı ki, Adem kendisine benzeyen, bir varlık, eti etinden, gözü gözünden, canı canından, dili dilinden, kanı kanından, bir varlık, bunu şimdi, biz iman ettik, böyle yaratıldığına, bunda bir sıkıntımız yok bizim, ama bunun, bir, hani, ateiste anlatılacak, bir şey mi, bu değil, o diyecek ki, ya, böyle bir saçma bir şey mi olur, bunun yaratılışını, bize sinüsünü, kosünüsünü, tanjantını, kotanjantını,
söyle diyecek, din, bu noktada, yani ona, cevap üretmek zorunda değil, inançla alakalı, çünkü, maddeyle anlatılacak, bir şey değil bu, o yüzden, kabire inanmıyorlar, mesela, şimdi, bu kabiri, anlatamadıklarından dolayı, bir kimse, ateistin karşısında duruyor, cevap veremiyor, neden, ya kardeşim, ne alakası var, beden, uçtu gitti, ne kabir ediyor, Müslümanlar, bunlardan etkilendiği için, Müslümanların da, bir kısmı, öte alem duygusundan, çıkmaya başladılar, bu çıktığını, itiraf edemiyor, ama hareketleriyle, davranışlarıyla çıktı,
çıktığını itiraf etmiş olsa, küfür, damgası yiyecek, ama normalde, hesap vereceğini, düşünmüş olsa, onları yapmaz, onları yapıyorsa, hesap vereceğini, düşünmüyor, bir kimse, bir hesaba çıkacağını, bile bile, eşcinsel olur mu? Olmaz, bir kimse sonunda, hesaba çıkacağını, bildiği halde, bazı, küfri davranışlar, yapar mı? Yapmaz, bu normalde, hani, bu noktada, işte, ateizmin, veyahut da, işte, din dışı olguların, oluşturduğu şeyler bunlar, ama, belki de, insanoğlunun, teknolojisi, insanoğlunun, bu noktada, o, bilgi edinmesi, daha da ilerleyince, belki de bunlara, matematik cevaplar da verilecek, bakın, belki de bunlara, matematik cevaplar da verilecek, aslında, bir nebzede, bunların cevaplarını, veriyorlar şu anda, mesela, nasıl veriyorlar, işte, bu kuantum fizikçileri, farklı farklı deneyler yapmaya başladılar, bu kuantum fizikçileri,
farklı farklı deneyler yapmaya başlayınca, yaşadığımız evrenin, sadece bundan oluşmadığını, farklı alemlerinde var olduğunu, kendilerince tespit ettiler, ve kuantumcular şu anda, kendilerince, bu görünen alemin haricinde, görünmeyen bir alemin olduğunu, bu görünen alemin, bütün hal ve hareketlerinin, görünmeyen alemden tecelli ettiğini ve, yansıması olduğunu söylüyorlar, burada fizikçimiz, hatan var mı bu konuda, böyle bir, teori mi, yoksa bu, ispatlanmadığı için, teori halinde, değil mi bu, böyle bir teoriye geldiler ama,
buna benzer daha birkaç tane daha var, evet, yani normalde şimdi, bunlar, bu noktada, teori, ama bu normal, bu daha da ilerleyecek, bakın bu daha da ilerleyecek, yani normalde şimdi mesela, teknolojik olarak, buraya bir tane cep telefonu, süliyeti oluşturabiliyor mu, evet, bu süliyetten, o cep telefonu numaranı normal, süliyet oluşturuyor, bu süliyetten, normalde bu bilgisayarlar kalktı şu anda, şu gördüğünüz bilgisayarlar bitti, bitecek ya da, biz demoda, geri kalmış bir teknoloji, şu anda bizim elimizdeki, sizin elinizdeki,
en iyi cep telefonu, geri kalmış bir teknoloji, elinizdeki fotoğraf makinelerinin, hepsi de geri kalmış teknoloji, elinizdeki bilgisayarların, hepsi de geri kalmış teknoloji, çöp hükmünde, ne iPhone 11 çıkarmış, çıkarsın çöp hükmünde, geri kalmış bir teknoloji, iPhone 11, elinizdeki bütün, ne kadar teknolojik alet varsa, hepsi de geri kalmış vaziyette, çok geride, çok çok geride hem, ama bunun normalde, daha da ileri şeyler var, bunun normalde karşılığı, matematiksel anlamda bir şey yok, matematiksel anlamda bir şey yok,
yani siz burada, devasa bir tane tank görebilirsiniz, ama tank yok, siz devasa bir uçak görebilirsiniz, devasa bombalar görebilirsiniz, o bombaların patladığını, ortalığın devasa bir şekilde, savaş olduğunu görebilirsiniz, ama yok, kaçışırsınız, ne tarafa yönlendirmek istiyorlarsa, sizi o tarafa yönlendirebilirler, siz bütün şehirlerin, cayır cayır yandığını görebilirsiniz, bütün şehirlerin bombalandığını, bütün televizyonlarda, bunların normalde, haber kanallarında, bunları görebilirsiniz, izleyebilirsiniz, ve bunların hepsinin,
gerçek olduğunu inanıp, nereye göndermek istiyorlarsa, sizi oraya gönderebilirler, siz Ankara'dan ötede, çok büyük bir savaşın olduğunu, ve insanların bu tarafa doğru, kaçıştıklarını, bu heyecanla, siz de batıya doğru, kaçabilirsiniz, bütün cep telefonlarınızda, bütün bilgisayarlarınızda, bütün haber kanallarında, bu haberleri, izleyebilirsiniz, ve sizi ne tarafa yönlendirmek istiyorlarsa, o tarafa yönlendirebilirler, hala daha bu mümkün, diyorum ya, kullanılan teknolojiler, çok geri diye, ama bunu ben, şey olarak ispatlayamam,
matematiksel olarak, veyahut da maddesel olarak, bunu ispatlayamam, bakın maddesel olarak, bunu ispatlayamam, bütün insanlığı, bütün insanlığı, tek merkezden yönetebilirler, bunların içerisinden, bir tek, velileri, evliyaları, nefis meratibi olarak, dördüncü makamdan, yukarı olanlar, hariç derim, geri kalan hepsini de, sevk ve idare edebilirler, geri kalan hepsini de bak, sevk ve idare edebilirler, çok darda kalırlarsa, bir çıt yapıyorlar bunu, daha tam olarak, başarıya ulaşamadılar, bunu değişik şeylerle yapıyorlar,
şimdi o yüzden, bazı şeyleri, matematiksel olarak, ispat etmek mümkün değil, Adem'in yaratılışını, bu noktada, matematiksel olarak, ispat etmek mümkün değil, şu an için, şu an için, Adem'den, Havva'nın yaratılışını, matematiksel olarak, ispat etmek, mümkün değil, bunlar mümkün değil, ama, sizin, normalde, cesede, bürünmüş, bir görüntü olduğunuzu, matematiksel olarak, ispat etmek mümkün, sizin, sizin bütün, hayatınızın, doğumdan, ölüme kadar, resimlendiğinin, matematiksel olarak, ispatı mümkün, Adem, cennette, Havva annemizde,
yaşamaya başladı, yaşamaya başlayınca, Cenab-ı Hak, Adem'e dedi ki, cennette, yiyin, için, gezin, tozun, ondan sonra, hayatınızı yaşayın, ve, istediğiniz yerden, bol bol yiyin, için dedi, ama, şeyde, ayet-i kerimede, ağaç olarak, netelendiriliyor, ama dedi, şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz, dedi, öyle olunca, Adem'le Havva annemiz, büyük bir zaman içerisinde, o ağaca yaklaşmadı, o ağaca yaklaşmayınca, yaklaşmadılar, ama burada, normalde, işte, hadis-i şerifler var, değişik ayet-i kerimeler var, burada,
şeytanın, Adem'in nefsine, vesvese vermesi var, Havva'nın nefsine, daha doğrusu, Havva'nın nefsine, vesvese verince, bu ağaca yaklaş deyince, bu ağacı meyvelerinden, ye denilince, Havva annemiz, o ağacı meyvesinden yedi, bununla alakalı da, bu ayet-i kerimenin, tefsiriyle de alakalı, değişik görüşler, değişik düşünceler, değişik, bu noktada söylemler var, tefsirler var, herkes, o ağaçla alakalı, bir şey söylüyor, kimisi diyor ki, buğday ağacıdır, o ağaçtan kasıt, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri'nin,
bu konuda da, hadis-i şerifi var, bir kısmı diyor ki, bu ağaç, ölümsüzlük ağacı, eğer ağaç, ölümsüzlük ağacı, olmuş olsaydı, o zaman normalde, her nefis ölümü tadıcıdır, ayeti kerimesi, bununla alakalı, çelişmiş olurdu, demek ki, her nefis ölümü tadıcıysa, o zaman, ölümü tatacak, her nefis, ha, ölümü tatmak ayrı, ölmek ayrı, buradan da bir tartışma çıkabilir, veyahut da işte bu ağaç, örneğin, meleklerin, kendince gıdalandığı bir, meyvesinden gıdalandığı bir ağaç da olabilir, veyahut da bu ağaç, iblis ve avanesinin gıdalandığı bir ağaç da olabilir,
bu ağaç üzerinden herkes bir şey söyleyebilir, herkes bir şey diyebilir, burada söz konusu olan, önce havaannemizi o ağaçın meyvesinden yemesi, ardından da Adem aleyhisselam'a yedirmesi, o ağaçtan yenilince, Adem'le Havva'yı, Cenab-ı Hak cennetten sürdü, çıkardı, cennetten sürdü, çıkardı, cennetten sürüp çıkardıktan sonra, Havva annemiz, bir rivayette, Hindistan'da, Adem babamız da, Mekke'de, o bölgede, başladılar, Allah'a yalvarıp yakarmaya, bazı rivayetler var, Adem aleyhisselam'ın, Urfa tarafına doğru geldiğini,
sonradan Arafat'a gittiğini, buluştuğunu, ben bu rivayeti daha fazla, önemsiyorum, tabii bir rivayet daha var, tırnak içerisinde, bizim Harun Hoca diyor ki, Adem bayındırlıydı, bir de bayındırın, ara boyun kahvelerinin, o bölgeden geçti diyor, bizim Harun Hoca'nın, böyle bir şeyi var, onun da böyle bir, tespiti var diyor, kesin buradan geçti diyor, ben de diyorum ki, doğru söylüyorum, Harun Hoca diyorum, yani Adem aleyhisselam, daha doğrusu, Adem diyorum, bayındırlı olabilir, ben bunu, kenara atmıyorum, onunla, velhasıl Adem aleyhisselam da,
normalde, ben yalnız Anadolu'ya, geldiğine dair, kesin inancım var, Adem aleyhisselam, Anadolu'ya geldi, Anadolu'dan, normalde, bütün isimler, ona öğretildiğinden dolayı, bütün esma ve sıfatlar, ona derç edildiğinden dolayı, Anadolu'dan, Arafat'ta buluşma meydanına doğru, yürüdü, ve, Arafat'a doğru yürüdü, Arafat'a doğru, yürüdükten sonra, tövbe ededi, Allah'ı zikrede, zikrede gitti, ama, şu bir kesin, Adem aleyhisselam, cennette bir ağaca yaklaşma dedi, o ağaca yaklaştı, kovuldu, ama Adem aleyhisselam, bir ağacın altında,
yine duası kabul oldu, bu ne ağacı, zeyti, o yüzden Bakara'nın başı, zeytine and olsun, zeytin, iyi, Musa aleyhisselam'a, Cenab-ı Hak, hangi ağacın arkasından seslendi, zeytin, yine Cenab-ı Hak, kendi nurunu tarif ederken, zeytinden bahsediyor, veya adam bahsediyor, demek ki zeytin, bu manada, mübarek bir ağaç, meyvesi de mübarektir, o yüzden bol bol zeytin yiyin, bol bol zeytinyağı yiyin, zeytinyağından başka yağ kullanmayın, alıştırın kendinizi,
o yüzden zeytin yiyen, zeytinyağı yiyenler, az hastalanırlar, zeytin yiyen, zeytinyağı yiyenin, vücudu daha iyi çalışır, maneviyatı daha kuvvetli olur, maneviyatı daha kuvvetli olur, vücudu daha kuvvetli, daha sağlıklı olur, kalbi daha rahat olur, zeytin ve zeytinyağı yiyen, her gün muhakkak zeytin yiyin, her gün muhakkak zeytinyağı yiyin, ve Adem Aleyhisselam duası, yine bir zeytin ağacının dibinde kabul oldu, ve Adem Aleyhisselam, başladı, dua etmeye, ve Adem Aleyhisselam, normalde, duası da neydi, Rabbimiz, biz kendimize zulmettik,
eğer bizi bağışlamaz, ve bizi acımazsan, mutlaka, ziyan edenlerden oluruz, Araf ayet 23, tabi bununla alakalı, onun duasıyla alakalı, hani sözleriyle alakalı, değişik rivayetler var, ama bu, ayeti kerime, Adem Aleyhisselam'ın duasıyla alakalı, yine bir, biz sohbeti, Adem Aleyhisselam'ın duası, ve Mesnevi'den, kapatalım inşallah, Adem Aleyhisselam'ın duası, amin diyelim hep beraber, Allah'ım, senden başka ilah yoktur, seni teşbih eder, sana hamd ederiz, Rabbim, ben nefsime zulmettim, sen beni bağışla, sen bağışlayanların,
en iyisisin, Allah'ım, senden başka ilah yoktur, seni tesbih eder, ve sana hamd ederiz, Rabbim, ben nefsime zulmettim, bana merhamet et, muhakkak ki sen merhamet edenlerin, en hayırlısısın, Rabbim, senden başka ilah yoktur, seni tesbih eder, ve sana hamd ederim, Rabbim, ben nefsime zulmettim, bana tevbe-i nasip et, muhakkak ki sen, tevap ve rahimsin, Allah bizi o dua ile, haşru neşre eylesin inşallah, dualarımızı kabul etsin inşallah, Mesnevi'de bununla alakalı, bir böyle şey var, Adem aleyhisselamla alakalı, kısa bir bölüm var,
oradan birkaç şey okuyayım inşallah, ondan sonra sohbete son bulalım, 3895. beyt, Mesnevi birinci ciddi, Adem peygamber, ansızın, esasen şaki olan, iblise hor baktı, bu da normalde, Mesnevi'nin, Adem kısasıyla, bakış açısı, Hz. Mevlana'nın, kendisini beğenip, kendisini ulu görüp, melun şeytanın yaptığı işe güldü, Allah gayreti bağırdı, ey tertemiz adam, sen gizli sırları bilmiyorsun, bilmiyorsun, eğer Allah, kürkü ters giydirirse, dağı bile tak kökünden, temelinden söker, o zaman yüzlerce, Adem perdesini yırtar, yüzlerce yeni,
Müslüman olmuş, suçsuz, günahsız, iblis yaratır, Adem bu hor görüşten, tövbe ettim, bir daha böyle, küssahça düşünceye düşmem dedi, ey yardım dileyenlerin yardımcısı, bize hidayet ver, bilgilerle, zenginlikle, övünmeye, inkan yok, kerem ederek, hidayet ettin, kalbi azdırma, takdir ettiğin, kötülükleri bizden def et, kötü kazaları, üstümüzden esirge, bizi Allah'a razı olan, kardeşlerden ayırma, senin ayrılığından, daha acı bir şey yok, sana sığınmazsak, sen esirgemezsen, işimiz gücümüz, ancak kargaşalıktır, zaten malımız,
mülkümüz, malımızın, mülkümüzün yolunu kesmekte, zaten cismimizi soyup, çırılçıplak bırakmakta, elimizi ayağımıza kastettikten sonra, artık kimsenin lütfun olmaktadır, ulaşmadıkça, canını kurtarabilir ki, bu pek büyük tehlikelerden, canını kurtarsa bile, kurtardığı şey ancak, idbar ve tehlike sermayesi kesilir, çünkü can, canana ulaşmadıkça, ebediyen kördür, ebediyen, yaslıdır, Allah bizi körlerden eylemesin, hakkınızı helal edin, aşureniz, muharema'yınız, mübarek olsun, burada sorular var ama, vakit geç oldu, soruları soranlar da,
haklarını helal etsin inşallah, selamun aleyküm, geceniz hayır olsun, aşuremize katıldığınız için, herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum, Allah hepinizden de razı olsun, bizi şenlendirdiniz, bizi mutlu ettiniz, Allah sizi şenlendirsin, ve mutlu etsin inşallah, selamun aleyküm,
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.