mustafaozbag.org

Karabaş-i Veli Tekkesi - 13 Ocak 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 14 Ocak 2018 · 1:53:40

Destur ya Allah. Selamun aleyküm. Selamak gününüze hayır eylesin, gecenizi hayırlı eylesin, ayınız, yılınız, ömrünüz hayırlı olsun inşallah. Hadiste münafığın alametlerinden birinin düşmanlık yapınca da aşırı gider ifadesi geçmekte bu hâri.
Düşmanlık yapınca aşırı gitmekten anlamamız gereken nedir açıklayabilir misiniz? İslam öyle enteresan, öyle hikmetli bir dindir ki, İslam'da düşmanlığın dahi ölçüsü vardır. Yani siz ölçüsüz bir şekilde birisine düşmanlık yapamazsınız. O sizin hasmınız da olsa, kafir de olsa, münafık da olsa, ona düşmanlık yaparken, onunla mücadele ederken daha doğrusu. Müslüman bu noktada kafirle veya kendisini savaşanla veya kendisiyle uğraşan kimseyle dahi ölçülü mücadele eder. Hatta meşhurdur ya hadis-i şerif, hani severken ölçülü sev bir gün düşmanın olabilir, düşmanlık yaparken ölçülü yap. Bir gün o senin dostun olabilir.
Müslüman her daim karşısında düşman dahi olsa, onun bir gün hidayete erip İslam olacağını düşünür. Ve aynı safta namaza duracağını düşünür. Öyle olunca, ona düşmanlık, hani onun düşmanlığına cevap verirken dahi ölçülü cevap verir. Bir kimse sizin hakkınızda olumsuz şeyler söylemiştir, her şeyi söyleyebilir. Siz ona karşı ölçülü davranmak zorundasınız. İslam'ın en önemli özelliklerinden birisi, her şeyde bir ölçü sahibi olmaktır. Ölçü, ölçüsüz insan, dengesiz insan, dengesiz insan, zararlı insan, cahil insan. Ya bana bakma işte ben böyle parlayıveririm. Ha cahilsin sen, o yüzden. Sen parlayıveriyorsun, dengesizsin sen, cahil insansın. Ya sana selam diyeceğiz, geçeceğiz, ya da seninle yüz çevireceğiz.
Tebliğ edeceğiz, olmadı senden yüz çevireceğiz. Başka çaresi yok. O yüzden normalde İslam'da harbin, mücadelenin, her şeyin kendi içerisinde ölçüsü vardır. O yüzden bu ölçü hem Kur'an'la, hem sünnetle, hem de imamların iştihatlarıyla sabittir. Neden hadisleri inkar ediyorlar, mezhepleri inkar ediyorlar? Ölçü bize koyuyor çünkü. Sünnet-i Resulullah'ta ölçü vardır. Kaç rekat namaz kılınca belli değil. Sünnet-i Resulullah'ta ölçü var. Ne kadar oruç tutulacak belli değil. Sünnet-i Resulullah'ta ölçü var. Ne kadar zekat verilecek belli değil. Sünnet-i Resulullah'ta ölçü var. Düşmanla nasıl savaşacaksın belli değil. Hangi düşmanla savaşacaksın, nasıl savaşacaksın?
Sünnet-i Resulullah'ta ölçü var. Arkadaşına nasıl davranacaksın? Sünnet-i Resulullah'ta ölçü var. Eşine nasıl davranacaksın? Kur'an ve sünnette ölçü var. Çocuklarına nasıl davranacaksın? Kur'an ve sünnette ölçü var. Anne babana nasıl davranacaksın? Kur'an ve sünnette ölçü var. Ticarette nasıl davranman gerekiyor, ne yapman gerekiyor? Kur'an ve sünnette ölçü var. Dinin insan hayatını ilgilendiren her alanında ölçü vardır. Hani bazen söylüyorum ya, neden Orta Doğu'da kan gölü oluyor? Ölçüsüz. Neden mezhep savaşı çıkıyor? Ölçüsüz. Neden camideki ibadet eden insanlara Allahu Ekber deyip bombayı patlatıyor?
Ölçüsüz. Neden canlı bomba olup da ister mümin ister gayri mümin olsun onların içinde patlatıyor? Ölçüsüz. Ölçü yok. Ölçü yok. Sivil insanları nereden öldürme hakkı verildi sana? Ölçüsüz. Ölçü yok. Bunların hepsi de ayette, hadiste, imamların iştahatlarıyla sabitlenmiş şeyler. Allah bizi affetsin inşallah. Burada bir soru daha var. Ona da bakalım. Sonra hazır ol denilen bir konu var. Ona geçeceğiz. Soru bir size göre vahiy ile ilham nedir açıklayabilir misiniz? Vahiy peygamberlere indirilen Cenab-ı Hakk'ın ilahi emirleridir.
Bu ya bir melek vasıtasıyladır ya da Hazreti Muhammed peygamberlere has peygamberlerin üzerinde tecelli eden şeydir. İlham bunun arasında çok ince bir perde vardır. Müslümanlar ehl-i sünnet bilhassa o ince perdeyi belirtmek için buna ilham demiş. Çünkü buna da vahiy dese cahil Müslümanlar onu da peygamber statüsünde görürler.
Bilmiyor ya ilmi derecesi, ilmi inceliği olmayan bir kimse o Allah'ın diğer kullarına olan vahyini peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ve diğer peygamberlere gelen vahiy ile karıştıracak. O yüzden karıştırmasınlar diye ona ilham demişler. Yoksa Cenab-ı Hak arıya da vahyeder, Meryem'e de vahyeder. Ayetle sabit bunlar. Allah bir ağacın arkasından vahyeder, bir ateşin arkasından, bir taşın arkasından vahyeder. Bunlar ayetle sabit. Ama bu normalde vahyi alan kimse, peygamber ise bu farklı kategoride, farklı derecede, farklı renktedir. Ama bir veli zat ise, bir mümin ise farklı derecede, farklı kategoridedir. Ayrıştığı yer orası.
Kuşeyri Risalesinde reca, ümit bahsinde Allah'ın celalenin cema sıfatıyla tecelli ettiğine dair bir cümle geçiyor. Soru 2. Sizin görüşünüze göre Allah'ın celalenin cema sıfatıyla tecelli etmesi nasıl olur? Açıklayabilir misiniz? Cenab-ı Hak herhangi bir sıfatını herhangi bir sıfatının üzerinden veya herhangi bir sıfatının içerisinden tecelli ettirebilir. Cenab-ı Hak bir sıfatının üzerinden binlerce isim ve fiiliyatını geçirebilir. Sufiler bu konuda biraz daha çerçeveyi geniş tutarlar. Cenab-ı Hak mesela işte, rüzgar ne kadar tatlı değil mi? Allah'ın bir sıfatı o da. Bir ilmi, tatlı tatlı esiyor, harika. Ama aynı rüzgar, bir bakıyorsun celalleniyor. Cabbar ism-i şerîf oluyor, ortalığı yıkıyor.
Öyle değil mi? Ama rüzgar, adı rüzgar. Batıdan eserse hoş bir seda geliyor. İşte ne bileyim, payraz eserse sert, soğuk geliyor duruma göre. Ama aynı rüzgarla da ne yapıyor? Tufan veriyor. Su ne kadar güzel değil mi? Latif. Ama unutmayın. Nuh tufanı suyla oldu. Su rahmet, bereket, lütuf, ikram öyle değil mi? Vücudumuzun büyük bir çoğunluğu su. Ama Nuh tufanı suyla oldu. Evet. Soru sahibi nasıl gideceğiz? Yine her zamanki gibi adım adım mı gideceğiz? Konu belli değil.
Baştan yazmamışım konuyu. Evet. Oku da gör diyorsun yani. Bugün İslam'a yapabileceğimiz en büyük iyilik, onu temsil etmediğimizi söylemektir. Muhammed İkbal. Bir, İslam'ın yeryüzünde yaşayan tek tek temsilcisi olmuştur. O da Hazreti Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem.
Birinci derecede felsefik olarak İslam kendisinin, kendisinin yaşanabileceğini. Ama velakin bir kişinin veya bir zümrenin temsil hakkını üzerine alabileceğini reddeder. Temsil hakkı bugünkü İsevilerde ve Musevilerde vardır. Mesela bir papa kendince Hristiyan dininin yeryüzündeki temsilcisi hükmündedir. Ve dinin hükümlerinin üzerinde oynama, hükümlerini değiştirme yetkisi vardır. Herhangi bir hükmü.
Mesela işte önceden kürtaja izin veriyorlardı, şimdi kürtajı yasakladılar. Bunun gibi. Oysa İslam'da haramı helal etme, helalı haram etme yetkisi hiç kimsede yoktur. Bu direkt Kur'an ve sünnetle sabitlenmiştir. Ancak Kur'an ve sünnetten kıyas yaparaktan hüküm çıkarabilir bir kimse. Kur'an ve sünnetten iştihat ederekten hüküm çıkarabilir.
Bunlar kesin emirle belirlenmiş olan şeylerin üzerinde değildir. Hadis-i şerifte haramlar bellidir, helallar da bellidir. Ama arasında şüpheli olanlar vardır, siz onlardan sakınınız. Bakın arada flu bir şey var, gri bir şey var. Arada üzerine hükmedilmemiş şeyler var. Sen takva sahibiysen onlardan sakın yine. Ve iştihat edilecek olan şey, hüküm sürülecek olan şey o aradaki nardır, başka bir şey değildir. Bunu da kim yapar? Bunu da ancak o işin ehli, uzmanı yapar. O yüzden bir kimsenin, herhangi bir Müslümanın İslam'ı temsil etme yetkisinde bulunma hakkı yoktur. Bir devletin, bir kurumun, bir kuruluşun, bir şahsın, bir partinin, bir tarikatın, bir sufi topluluğun, bir şeyhin, bir velinin, bir halifenin adına ne derseniz deyin siz bunların.
Hiçbirisinin de temsil yetkisi yoktur. Hiçbirisinin de. Zaman içerisindeki bazı şahıslar zaman içerisinde, bazı kurum ve kuruluşlar, bazı devletler, bazı topluluklar kendilerini İslam'ı temsil ettiklerini söylemişler. Bu boş heva hevesten başka bir şey değildir. Bu kapağı açılırsa, herkes birbiriyle kavga eder, dövüşür, biz yetkiliyiz İslam'a, biz temsil edeceğiz diye.
Böyle bir şey yok. Bunu bazı yerlerde devlet eliyle oluşturmaya çalışıyorlar. Zaman zaman değişik devletler, değişik kurum ve kuruluşlar, bunu temsil yetkilerinin, temsil kabiliyetlerinin kendilerinde olduğunu, bunun dışındaki bir şahsın, kimsenin temsil etme yetkisinin olmadığını söylüyorlar. Türkiye'de buna dahil. Mesela Türkiye'de diyaneti de Müslümanları temsil eden, Müslümanlar da değil, İslam'ın temsil yetkisini kendi üzerinde bulunduran bir kurum gibi göstermeye çalışıyorlar. Doğru değil. Çünkü İslam öylesine bir din ki, bu yetkiyi hiç kimseye vermemiş.
Hiç kimseye, birisine vermiş olsa ben derim hemen, işte X kimse, Y kimse, Y topluluk, X topluluk, bunlar ne kardeşim derim. Ama değil. Bu noktada yelpaze olarak geniş. Siz ancak onlara Kur'an ve sünnetten bir hüküm çıkarabildiyseniz, Kur'an ve sünnetten anladığınız bir şey var ise, onlara cevap verebilirsiniz. Bu da sizin İslam'ı temsil ettiğinizi göstermez.
O yüzden Muhammed İkbal, onu temsil etmediğimizi söylemektir demiş. Zaten onu temsil ettiğini söyleyen kimse hata yapmış ki. Ve şu anda zaten İslam dünyası uzun müddetten beri, İslam dünyası tamamiyetle uzun müddetten beri, İslam'ı kendi üzerinde yaşamsal olarak gerçekleştirebilen bir topluluk değil. Hristiyanlar da aynı, Museviler de aynı. Yani İseviler, Museviler, hani hak din olarak gösteriyorlar ya, normalde bizi ilgilendirmiyor. İseviler ve Museviler ikinci derecede ilgilendiriyor. Ama birinci derecede Müslümanları ilgilendiriyor. Bu benim kendince, kendi kanaatim benim. Bu dört halife döneminden sonra, bu zaten işin ipinin ucu kaçmış zaten. Ben meseleyi öyle yakın tarihe de almıyorum.
Hadis de var ya, Hz. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hz. Ali Efendimiz zamanı gelince diyor ki, iyice ondan sonrası fitne zamanıdır. O yüzden normalde, hani İslam'ın, bırakın temsil etmeyi, yaşamsal olarak dört halifeden sonra, İslam'ın tam olarak yaşandığını hiç kimse söyleyemez. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin döneminde de zaten yüzde yirmi beşi yaşanmış İslam'ın.
Bütün olarak baktığımızda. Yüzde ellisi kendisinden önce yaşanmış. İslam'ı bir bütün olarak alıyor Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Adem'den itibaren gelen bütün dinler İslam'dır diyor. Benden önce yüzde ellisi yaşandı. Benim zamanımda yüzde yirmi beşi yaşandı. Ahir zamanda da kalan yüzde yirmi beşi yaşanacak. Allah nurunu tamamlayacak. Bu ayeti kerime ile alakalı, bağlantılı bu. Şimdi öyle olunca, yani İslam dünyası zaten bu son üç yüz yılda zaten dökülmüş vaziyette. Hani böyle kendi kendimizi eleştirmeden, kendi kendimize hamasi nutuklar ataraktan bir yere gelmemiz mümkün değil. Yani ne olup olmadığımız ülkeye bakın, Orta Doğu'ya bakın, Müslüman ülkelerine bakın yeter.
Yeter. Bunun suçu İslam'da değil ama. Bunu zaman zaman değişik siyasi elit gruplar, değişik felsefik elit gruplar, yanlış yerde hata aramışlar. Aradıkları yer ne? Kur'an, sünnet. Yanlış yerde aramışlar. Onların uygulayacılarına bakmamış. Onları kurumsal olarak uygulatanlara da bakmamış. Mesela kurumsal olarak uygulatan Osmanlı'da şeyhlistanlık var. Yani bu ertler ama felsefik olarak, ama siyasi olarak, ama askeri olarak toplumu normalde sevk ve idare edecek olan bu ertler, meselenin nerede olduğunu incelemeden direkt Kur'an ve sünnete saldırmışlar. Kur'an ve sünnete saldırınca, Müslüman topluluklar ritmik olarak, Kur'an ve sünneti savunuyoruz diyerekten karşıdaki kimseyi hiç dinlememişler.
Onlarla mücadele etmişler. Kendilerince doğru mu? Evet. Yani siz kalkar Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, İslam hukukunun hukuksal olarak, Kur'an-ı Kerim'deki ayet-i kerimeleri kaldıralım diye önerge verirseniz, bu önergede dışarı sızarsa, İslam topluluğu, bu Müslümanlar haklı olarak her şeye karşı çıkacaklardır. Ama İslam'ın yaşanmasına katkıda bulunuyoruz, hizmet ediyoruz diyen kurum ve kuruluşları denetlenseydi, onlar rehabilite edilmiş olsaydı farklı olurdu.
Hani ben sohbetlerde diyorum diye değil, zaman zaman söylüyorum ya, arkadaşlar bu ilahiyatçılar ne yapıyorlar? Toplansınlar, bu yeni meselelere iştahat getirsinler. Bu diyenetçiler ne yapıyorlar? Bunların hepsi de devletten maaş alıyorlar. Bu iş için maaş alıyorlar. Toplanıp bu insanların önünde bir konsansüs oluşturup, bir kurul oluşturup, bu insanların önüne yeni iştahatların için getirmiyorlar. İnsanlar hala da eski iştahatların içerisinde perişan olup gidiyor. Din yaşanmaz hale geliyor. Bakın ben kurumları sorguluyorum, dini değil. Eğer bu noktada işlevsel manada işlevini yerine getirmeyen ehli tarikatlar varsa, işlevini yerine getirmeyen sufi topluluklar varsa, evet kurumsal olarak sizler ne yapıyorsunuz?
İnsanlara direkt Kur'an ve sünneti anlatmak varken, insanların Kur'an ve sünneti yaşamalarını kolaylaştırmak varken ve felsefenizi bu noktada oturtturmaya çalışmanız gerekirken, neden zorlayıcı, neden rampaya vurucu, neden yaşanmaz hale getiriyorsunuz dini? Herkes bundan sorumlu. Bütün Müslümanlar sorumlu. O yüzden Müslümanların bu noktada, bir, ne bir şahsın, ne bir topluluğun, ne bir grubun, ne bir devletin, ne bir kurum ve kuruluşun, İslam'ı temsil etme gibi bir vazifesi yoktur. Din bu vazifeyi hiç kimseye vermemiştir. İslam, Müslümanlar, İslam, kendisine tabi olanların dinin yaşanmasına ve yaşatılmasına mücadele etmesini emreder.
Ayet-i kerimede der ki, kim Allah'a, Allah'ın dinine yardım ederse, Allah da ona yardım eder. Bakın, Allah'ın dinine nasıl yardım edilir? Yaşanması ve yaşatılması için mücadele etmekle. Temsil etmekle değil. Mesela sufilerin, filanca sufileri temsil eder. Edemez kardeşim. Filanca topluluk sufileri temsil eder. Edemez kardeşim. Edemez. Bu sufilerin temsilcisi, hayır kardeşim, oradaki o grubun temsilcisidir o. Bütün sufilerin temsilcisi değildir. Birisini buradan vazifelendirirsin, bir yere göre, bir yere gidecek. Ona dersin ki sen, işte tasavvuf vakfının temsilcisisin. Git orada işlerini gör, gel vakıf adına.
Budur. O bütün sufilerin temsilcisi olamaz. Termidor soru işareti. Termidor kavramı 1789 Fransız devriminde ortaya çıkmış, sosyal bir olguyu anlatmak için kullanılan bir terimdir. Sosyal bir devrinde ya da sosyal bir gelişim aşamasında egemenliklerini kaybeden toplum kesimlerinin yükselen yeni değerlerin temsilcisi görünümünde yeniden iktidara gelip, o devrimi yapanlardan, o devrime öncülük edenlerden intikam almasını anlatır.
Evet. Bu İslam'da münafıklıkla nitelendirilir. Münafıklar, İslam toplumunda yükselen bir değer, yükselen bir topluluk, yükselen bir kimliğin hemen yanı başında, hemen arkasında toplanırlar. Bunlar, hani derler ya esen rüzgara doğru yön alır diye, bunlar bu münafık kimlik ve kişilikler, topluluklar, güçten yanadır hep.
Hak'tan yana değillerdir. Bunlar her toplumda, her toplulukta vardır. Bakın, her toplumda, her toplulukta vardır. Ve bunlar, bu yükselen değeri, kendi karhanelerine geçirmeye çalışırlar. Ve bu mesele, dinsel ise, muhakkak intikam almak isterler. Bu mesele, ekonomik ise, muhakkak intikam almak isterler. Bu mesele, siyasi ise, muhakkak intikam almak isterler. Ve beklerler. Ondanmış gibi görünürler, onun yanında görünürler. Onunla beraber kılıç sarlarlar, onunla beraber bayrak sallarlar. Bu parti ise, aynı partide toplanırlar. Bir topluluksa, onun içerisinde, normalde işte, maddi değerler var ise, hemen onun içine girerler.
Orada bir güç varsa, hemen orada toplanırlar. Böylece, oranın nimetlerinden faydalanmak isterler ki, bunlar münafıktır. İslam dini, bu tip insanları münafık olarak nitelendirir. O yüzden, gerçek bir sufi topluluğun içerisinde, bir, ekonomiksel yatırımlar yoktur. İki, siyasal yatırımlar yoktur. Sebep, eğer bir yerde ekonomik ve siyasal yatırımlar var ise, orada münafıklar çok olur. Bu topluluğun içerisinde, bu topluluğe gelen kimseler, gel seni belediyede bir işe koyalım. Gel seni hükümette bir işini yapalım. Gel şurada şunu yapalım.
Gel burada böyle bir para var, pul var. Bunu böyle böyle yapalım. İşte biz milletten zekat topluyoruz, himmet topluyoruz, para topluyoruz. Bu paraları çalıştıracak yer arıyoruz. Ondan sonra, gel sana bir iş kuralım. Hem oradan da işte cemaat faydalansın, dergah faydalansın, bu tip işin içerisine para, siyaset, güç giriyorsa, orada münafıklar cirit atar. Ne kadar dikkat ederseniz edin, önleyemezsiniz. Çünkü adamın yüzüne münafıksın demek, bir tek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine aitti. Geri kalan böyle bir şey söyleyemez. Söyleyemeyince de, siz onu kendi içinizde barındırmak zorunda kalırsınız ve o istediklerini almazsa fitne çıkarır orada. Bakın, istediklerini almazsa fitne çıkarır.
O fitne eğer ki orada yer bulmazsa, kendisi çeker gider. Ya o fitneye müsaade edersiniz, o fitne sahip olur oraya. Ya da o fitneyle mücadele ederseniz, o fitneci çeker gider. İkisinden birisi olur. Hani iş yeri düşünün, iş yerinde on tane eleman çalışıyor. Birisi fitne çıkarıyor oradan. Öbür elemanlar da ona tabi olurlarsa, fitne büyüyecek. Öbür elemanlar ona tabi olmazsa, öbür elemanlar sımsıkı durursa, o fitneci ne yapacak? Tek başına kalacak, çekecek gidecek. Aynı şeydir bu. Her yerde bu tip münafıklar vardır. Ve o münafıklar tekrar baş köşeye oturmak için, baş koltuğa oturmak için gelirler sizdeniz derler.
Bu 12 Eylül ihtilalinde görülmüştür Türkiye'de. Bu 28 Şubat döneminde görülmüştür Türkiye'de. 28 Şubat'ta okulları devretmeye çalışan ben değildim. Biz 28 Şubat'ta bizim derslerimiz basılırken, biz karakollara götürülürken birilerine hiç dokunulmadı. Hem dergah noktasında hem cemaat noktasında.
Sonradan da ne oldu? Bir cemaatin başındaki kimse dedi ki, arzu ederseniz okulları size teslim ederiz dedi. E sonra da devlet şimdi el koydu, bağırıyorlar. E 28 Şubat'ta vereceğiz dediniz. Şimdi de aldılar işte. Ama 28 Şubatçılara teslim edilecekti. Meseleyi anladınız öyle değil mi? Güç neredense güçten yana tavır koymak. Güce ben sendenim demek. O güç haklı haksız önemli değil. Ben sendenim, sen benim yüzlerimde istediğin gibi tasarruf edebilirsin noktasına düşmek. Münafıklık böyle bir şeydir. Münafık gider, güce teslim eder kendine. Hakka teslim etmez. Ve münafık bugün sabahlen X kimseden yanadır, yarın Y kimseden yanadır.
Münafık bugün ülkücüdür, yarın solcudur. Ertesi gün bir bakmışsın, o Refah Partisi'nin gençliğine gitmiş. Bizim gençliğimiz de öyleydi. Ulan ertesi gün bir bakmışsın, aa dev genç olmuş. Üç gün sonra bir bakmışsın, aa adam filanca yerde ülkücülerin içerisinde. Şimdi ben her ne kadar o camianın içinde olsam da, lider noktasında görüştüğümüz kimseler vardı bizim. Mesela hiçbir kafası çalışan, böyle okuyan bir solcu benimle kavga etmezdi. Biz oturur saatlerce konuşurduk. Kavga edenler cahil insanlardır. Mesela onlara derdim, ulan birader bu adam ne bu sizin yanınıza gelmiş, dev gençin yanına. Ne oldu?
Ulan bu adam geçenlerde ülkücüydü, sonra gitti milli mücadeleci oldu, ondan sonra gitti filancacı oldu, şimdi sizin yanınızda. Biz hemen ona damgayı yapıştırırdık. Bu mit, bit, bunlardan birisi derdik. Bundan uzak durun derdik. Münafık böyle bir şeydir. Tabi bunun demek ki şeyde Avrupa termolojisinde termidor olarak kullanılmış. Albert Sobul, 1789 Fransız İnkılabı Tarihi adlı kitabında buna değinir. Troçki'de ihanete uğrayan devrim kitabında Sovyetler Birliği'nde devrimin geriye doğru gidişe başlayıp devrimi yapan kadroların tasviye edilmeye başladığı Stalin dönemini Sovyet termidoru diye isimlendirir. Bakın, bir meşhur söz vardır.
Her ihtilal ilk önce kendi çocuklarını yerlerler. Bir yerde ihtilal olur, o ihtilali destekleyen ihtilalin içerisinde olanlar önce güme gider. Bu kaçınılmaz sondur. Normalde bir şey olur, bir şey olduktan sonra ondan intikam almak isteyenler, eski hiyerarşilerini kaybedenler yeni hiyerarşiden intikam almak ister. Mesela bunun bariz örneği vardır.
Devletlerin içerisinde ve İslam dininde de. Enteresandır bu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ölüm gününü kendilerince bayram ilan eden Arap kabileleri vardı. Bunlar tabiri caizse, haşa, özür dilerim herkesten ve her şeyden, Muhammed öldü diye trampet çaldı bunlar. Çünkü bunların bir kısmı Mekke müşriklerinin bağlı bulunduğu kabilelerdi.
Bunlar kabile kabile, köyleri var. O kabilenin yüksek eşrafı Mekke'de yaşıyor. Örneğin Sabancılar nereli? Aslında Kayserili. Ama nerede yaşıyorlar? İstanbul'da yaşıyorlar. Sabancı Kayserili değil mi? Kayserili. Kayserili nerede yaşıyor? İstanbul'da yaşıyor. Örneğin. Vehbi Koçlar nereli? İstanbul'u değil. Ama İstanbul'da yaşıyorlar. Örneğin Doğan nereli? Gümüşhaneli miydi? Gümüşhaneli. Nerede yaşıyor? İstanbul'da yaşıyor. Ve orada kabilesi duruyor mu onun? Sülalesi, hısım akrabası duruyor. Hepsinde sülaleleri, akrabaları, şunları, bunları orada mı? Orada.
Şeyde de, Arap Yarımadası'nda da aynı. Orada da yaşayanlar var. Bunların büyükleri, yani kelleli kulaklığıları, öyle söyleyeyim, Mekke'de yaşıyorlar. Ama bunlar bir kabileye müntesipler. Bu kabilelerin de köyleri var, kasabaları var, ne bileyim kazaları var. Orada kabilenin bulunduğu yerde meralar var, hayvanlar var, develer var. Güç asıl orada. Ama o Mekke'de grand tuvalet dolaşıyor. Mekke'de. Mekke eşrafından oluyor. Neden? Mekke o günün İstanbul'u. Bugünün İstanbul'u. Bir şehrin İstanbul'u gibi. Şimdi İstanbul düşünebiliyor musunuz? Paranın, ekonominin, siyasetin, ülkenin zirvesi ne? İstanbul. İstanbul'u alan ülkeyi alıyor.
Ülkenin vergi gelirlerinin yüzde ellisi İstanbul'dan, yüzde ellisi diğerleri. Bakın bir ülke düşünün, vergi gelirlerinin yüzde ellisi bir şehirde toplanmış. Diğer yüzde ellisi diğer şehirler. Neden? Adam Bursa'da bir tane, iki tane, üç tane işyer oluyor. Bursa hemen göze batıyor. Vergi İdaresi diyor ki, gel ben seni öpeceğim bir sefer. E bir öptürüyor, iki öptürüyor. Neden? Burada 5 trilyon, 10 trilyon, 50 trilyon aylık iş yapmak, 50 trilyon aylık iş yapınca göze batıyor. İstanbul'da 50 trilyon aylık iş yapan adamın, orada küçük ölçekli bir esnav.
Burada adam aylık 10 trilyonluk ciro etmiş olsa, vergi dairesinin gözüne görünür. İstanbul'da 10 trilyonluk aylık işlem hacmi olan bir şirket, orta ölçekli bir firma. Küçük yani. İstanbul'da kimse onun yüzüne bakmaz. Vergi dairesi çağırmaz onu. Topla hesabını, kitabını, defterini, kitabını getir bana demez İstanbul'da. Neden? Rakam küçük. Adamı mecbur bırakıyorlar. İstanbul'a gitmeye. Siz zannediyorsunuz ki İstanbul'da bunların bütün işyerleri. Değil. Adamın İzmit'te orada burada fabrikası var ama gidiyor İstanbul'a şirketinin ana merkezini açıyor. İstanbul defter darlığı bakıyor ona. Adam başka türlü yakasını kurtaramıyor. Tekstilci burada adam bir tane iki tane fabrik açıyor bakıyor yakasını kurtaramıyor.
Gidiyor İstanbul'a bir tane merkez açıyor. İstanbul vergi dairesine kaydoluyor bitiyor mesela. İstanbul'da işleri yürütmek daha kolay çünkü. Basit. Bunun gibi Mekke'de müşrikler var. Bu müşriklerin sülaleleri, kabileleri dışarıda. İşte o dışarıdaki kabileler bayram etti. Dışarıdaki kabileler bayram ederken o kabilenin reisi hükmünde veyahut da büyüğü hükmünde olan nerede? Aslında Mekke'de. O kabilesinde ne olup bittiğini bilmiyor mu? Biliyor. Bunlar da ne yaptılar? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat ettikten sonra dinlerinden rucu ettiler. Rucu ettiler. Hatta birisi dedi ki biz zekat vermeyeceğiz. Birisi dedi ki biz vergi vermeyeceğiz. O yüzden Hazreti Ebubekir radiyallahu anh hazretleri dedi ki kim dedi?
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında ne yapıyorsa, ne veriyorsa onu verecek. Vermezse bu kılıcım onun hakkından gelir dedi. Hazreti Ömer Efendimiz dedi ki sen la ila illa Muhammeden Resulullah diyenleri mi öldüreceksin? O da hemen ayeti kerimeleri sıraladı, hemen hadisleri sıraladı. Dedi saddak evet sen haklısın. Evet. Bunlar her dönemde her zaman olabilecek ve olmuş olan şeyler. Olabilecek ve olmuş olan şeyler. Normal. Örneğin siyasi ertte de vardır bu. Daha önce X parti iktidardadır. Hep o X parti iktidardarken o iktidardan düşünce büyük bir hırsla iktidar olmak için mücadele ederler. Sebep nemalanırlar.
Baktılar onu düşüremediler. Bu sefer o münafık takımı, o işte müteahhittir, o böyle devletten iş alıyordur, şunu yapıyordur, bunu yapıyordur. Devletle, belediyelerle, onunla bununla ilişkisi olanlar yavaş yavaş tornistan eder. Nerede? İktidar partisinin arkasına sıralanır. Ondan daha büyük o partili kimse yoktur. Bu işler böyle. Sonra o parti devrilince onlar giderler, tekrar eski partilerine dönerler derler. Biz zaten onlara inandığımız için gitmemiştik. Böyledir bu işler. Gelelim konumuza. Oh, İslam'da terminidor. Yani Müslümanlarda da demek ki İslam'da da böyle sulandırmaya çalışan, ondan sonra kaybeden toplulukların hareketleri varmış demek ki.
Bir de iman edenlere zarar vermek, küfür, iman edenler arasında ayrılık çıkarmak, daha önce Allah'a ve Resulüne savaş açmış kimseyi gözetmek için mescit açmış olanlar var. İyilikten başka bir amacımız yoktu diye yemin ederler. Allah şahitlik eder ki onlar kesinlikle yalancıdır.
Tevbe 107. Bunlar, bu münafıklar iman edenlere zarar vermek için ve iman edenlerin arasında ayrılık çıkarmak için, fitne çıkarmak için. Dışarıdan Allah ve Resulüne iman etmiş, kimselerle mücadele eden kimseleri arkadan desteklemek. Bunlar bakın münafık.
Ne? Burada ayet-i kerime çok açık. İman edenlere zarar vermek. İman eden kimselere zarar vermek. Bir kimse açıktan veya kapalı. Müslümanlara zarar veriyorsa açıktan veya kapalı. Müslümanlara zarar veriyorsa birinci şart bu. Münafıktır. İki, Müslümanların arasında ayrılık, fitne çıkarıyorsa yine münafıktır. Bakın direkt münafıktır. Bunlar endirek değil. Bunlar böyle hani ben bazen sohbetlerde derim ya amelde münafıklık diye. Bunlar amelde münafık değil. Bunlar itikatta münafık.
Bir kimse iman etmiş bir kimseye göz göre göre zarar veriyorsa. Hani Müslüman odur ki öbür Müslümanlar elinden ve dilinden emindirler. Eğer bir Müslüman diğer Müslümanlara Müslüman görünümündeki bir kimse Müslümanlara zarar veriyorsa münafıktır. İki, Müslümanların arasında fitne çıkarıyorsa münafıktır. Üç, Müslümanlarla mücadele eden, savaşan kimselere yardım ediyorsa münafıktır.
Ve bunlar kendileri içinde ne yaparlar? Bir mescit, bir ibadethane, bir toplantı yapılacak bir yer tesis ederler. Bu tabii bu aynı zamanda mescid-i dırar vardı ya. Bu onunla da alakalı. Münafıklığın buradaki Kur'an-ı Kerim'deki alameti üç. Üç, bu üçü değil bunun bir tanesi daha üzerinde bulunsa o kimse münafıktır. Bir, iman edenlere zarar veriyorsa. İki, iman edenlerin arasında fitne çıkarıyorsa. Üç, iman edenlerle savaşanlara yardım ediyorsa. Bunların üçü de ne? Münafık.
Tevbe 107 Aklıma Dede Korkut'un sözü geldi. Hain içeriden olunca kapı kilit tutmaz oğul. Evet. Hain içeridense kapı kilit tutmaz. Hain bir kimsenin eşlerden herhangi birisi olabilir. Evlatlardan birisi olabilir. Yola çıktığın arkadaşlarından birisi olabilir. Hain. Bir ülkenin kendi içerisindeki bir bürokratı olabilir. Bir askeri bürokratı olabilir. Bir sivil bürokratı olabilir. Yargıdaki bir bürokratı olabilir. Siyasetçilerin içerisinde milletvekili olabilir. Bakan olabilir. Bu bir vali olabilir. Belediye başkanı olabilir. Bu ister dinsel anlamda olsun, isterse devletsel anlamda olsun.
Hain içeridese kapı kilit tutmaz. Hain içeridese kapı kilit tutmaz. En büyük sıkıntı budur zaten. Toplulukları yıkan, devletleri yıkan, normalde bir grubu yıkan, dağıtan içindeki hainlerdir. O böyle konuşurken şey konuşur. Çok mantıklı bir şey konuşur senin yanında. Örneğin atıyorum. Aslında ben Said'i seviyorum ama ya Said abi de böyle böyle yapmasa. Aslında Said'in gıybetini etti şimdi. Bakın fitne çıkarıyor. Arkadaşlar, Said abi hepimizin abisi. Ama bir sürü hatası yanlışlığı var. Biz onun hatalarını yanlışlarını düzeltmemiz lazım. Ona iyilik yapmamız lazım. O zaman hep beraber gel, beraber olalım.
Said abinin hatalarını ve yanlışlıklarını düzeltelim. Onu uyaralım. Bütün insanların arasına fitne soktu. Herkesi Said abinin hatasını, kusurunu araştırmaya, hatasını, kusurunu bir de gıybetleştirmeye davet etti. Farkında değil hiç kimse. Ve herkes Said abiye yardım etmek için uğraştığını zannediyor. Ne yapıyor? Gıybet ediyor. Ne yaptı? Cemaatın içerisini karıştırdı. Ama çok makul. Öyle değil mi bu? Adam Said abisini sevdiği için yapıyor. Bize ne kadar makul görünüyor değil mi? Biz de ne yapacağız? Said abinin hatalarını düzelteceğiz. Ya ne kadar büyük erdemlilik yapacağız değil mi? Ben ona soruyorum. Ben ona soruyorum. Sen diyorum Said'in hatasını gördün mü?
Hayır. Sana karşı bir yanlışlık var mı? Hayır. Sen bu adamın nesini araştıracaksın şimdi? Hatasını araştıracaksın. Haram değil mi? Ayette sabit değil mi? Evet. Sen bunu neden gözetleyeceksin şimdi? Düne kadar gözetlemiyordun. Halisane, muhlisane seviyordun adamı. Şimdi gözetleyeceksin. İslam'da gözetlemek yasak. Araştırmak yasak. Sen kendinle olan hukukuna baksana. Yok. Neden? Birisi, bir münafığın birisi fitneyi patlattı. Dedi ki, Said abiyi düzeltmemiz lazım. Bizim abimiz ya, kardeşimiz bizim de. Herkes iyilik yapıyor zannediyor onu. Değil kardeşim, gıybet ettin, dedikod ettin, fitne çıkardın. Aynı şey.
Yani sözde devletin âli menfaatleri için yapıyor onu. Fitne çıkarıyor. Zayıflatıyor devleti. Milletin âli menfaatleri için yapıyor. Zayıflatıyor milleti. Allah muhafaza eylesin. Hain içeriden. Bir makaleden alıntı yapalım. İmam Ali öldürülünce, Tövbe 107'de söylendiği gibi, daha evvel Allah'a ve Peygamber'e karşı savaşmış olan, sonradan İslam'ın içine girip, İslam'ın içinde İslam kisvesi altında yükselmeye başlayan Ümeyye, Emevi oğullarının önünde hiçbir engel kalmıyor.
Bundan sonra ellerine geçirdikleri devletin adını Emevi devleti diye değiştiriyorlar. Emevi devletinin ilan edilmesi İslam'da Termidor Harekatı'nın taçlandığı andır. Rıza Aydın, 20 Mart 1923, Konya Türk Ocağı. Bu Ümeyye oğullarının, Ümeyye oğullarının, bu noktadaki sıkıntıları ve problemleri, ta Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin dönemindendir.
Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin zamanında, bunlar yenilmişlerdi. Mekke'nin fethiyle, sonuçta ama canlarını kurtarmak için, ama mallarını kurtarmak için, ama halisane, muhlisane iman ettikleri için iman ettiler. Ama bunların, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin dönemi, Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali dönemlerinde, fazlaca hareket edememişlerdi.
Hazreti Osman Efendimizin zamanında kendilerini gösterdiler, ve zaten güçlendikleri dönem de, Hazreti Osman Efendimizin zamanıdır. Güçlendikleri dönem. Çünkü, ne Hazreti Ebu Bekir Radiyallahu Anh Hazretleri, onlara karşı bir tavizkar davranmış, ne de Hazreti Ömer Efendimiz tavizkar davranmıştır. Bu, ben Hazreti Osman Efendimiz'i eleştirmek haddim değil, ama, yani bir tarihi bir gerçek varsa da, bunun beyan edilmesi, söylenilmesi lazım.
Ümeyye oğullarının, fitursuz bir şekilde güçlendikleri zaman, Hazreti Osman Efendimizin zamanıdır. Hazreti Osman Efendimiz, Radiyallahu Anh Hazretleri, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerinin, değişik zamanlarda, önce bir boşanan kızını alır, ölür o, ardından ikincisini alır, o da ölür. Yani, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretleri'nin, nezdinde çok yumuşak, çok kadirşinaz, böyle, cömert, aşırı derizyede yumuşak, huylu bir kimsedir. Böyle hani derler ya, şahin değildir. Mesela, Hazreti Ebubekir Radiyallahu Anh Hazretleri'nde, ikisi de galiptir.
Hem böyle, iyi ahlak, hem merhamet, aynı zamanda, şahinlik de vardır. Hazreti Ebubekir Efendimiz'de. Hazreti Ömer Radiyallahu Anh Hazretleri'nde, şahinlik bir çıt ilerdedir. Hazreti Ebubekir Efendimiz'de, benim bunlar kendi analizim, böyle, kitabi değil. Bunu böyle, bir ölçü olarak da almayabilirsiniz. Hazreti Ömer Radiyallahu Anh Hazretleri'nde, şahinlik bir çıt ilerdedir. Hazreti Ömer Efendimiz zaman, böyle bir şey olması mümkün değildir. Ve, Hazreti Ebubekir Radiyallahu Anh Hazretleri ile, Hazreti Ömer Radiyallahu Anh Hazretleri, bu Ümeyye oğulları ile çok uğraştılar. Hem Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin zamanında, hem de ondan sonra. Yani Mekke müşriklerini organize edenlerin içinde bunlar var.
Böyle Mekke müşriklerini ayağa kaldıranların içerisinde bunlar var. Bunlar böyle Mekke'de ve güçlü bir kabile, Ümeyye oğulları. Mesela, enteresan bir vakka var. Hazreti Ali Radiyallahu Anh Hazretleri, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin zamanında, sağlığında, Ümeyye oğullarından Süfya'nın kızını teklif ederler ona. Enteresan bir şey. Süfya'nın kızını, Süfya'nın kızını teklif edince, Hazreti Ali Radiyallahu Anh Hazretleri, bir an için böyle hani sessiz kalır, olabilir diye düşünür. Bu haber, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ne gider. Bu haber, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ne gidince, hemen koşa koşa mescide gider.
Mescitte Hazreti Ali Radiyallahu Anh Hazretleri oturuyor. Der ki, kalk! Ona. Kaldırır onu. Der ki, böyle böyle bir şey varmış. Ne benim sağlığımda, ne de diyor Fatıma'nın sağlığında. Asla böyle bir şey yapmayacaksın. Bakın, ne benim sağlığımda, ne de kızım Fatıma'nın sağlığında. Asla böyle bir şey yapmayacaksın. Ümeyye oğullarıyla, Hazreti Ali Radiyallahu Anh Hazretleri'nin de, böyle, çaprazlama aralığının açıldığı zamanlar bunlar.
Tohumlar arkadan. İntikam tohumu bunlar. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, Kur'an'la ve sünnetle sabit olan, çok eşliliği, Hazreti Ali Efendimiz de kestirir atar. Olmayacak der. Ne benim sağlığımda, ne kızımın sağlığında. Tabii, yani, şöyle düşünün, koç, koçun kızı. Koç, koçun kızı. koçun kızını, size teklif etmişler. Sizin kayınbabanız ve, kayınbaba olarak görün. Reddediyor. Olmaz böyle bir şey. E intikam alır mı o kimse? İntikam almak için uğraşır mı? Uğraşır. Eğer münafık ise. Hikmet varmış deyip oturmaz o. O intikam alacaktır.
Tabii, Hazreti Osman Radiyallahu Anh Hazretleri zamanında, Ümeyye oğullarının lideri konumundaki olan kimse, Süfyan. Şey, Yezid'in babası, Muaviye. Muaviye'nin, Şam'a vali ataması, Hazreti Osman Efendimiz zamanındadır. Yine onun, böyle karındaşı gibi, onun, en önemli arkadaşlarından birisi, Amur bin As da, Mısır valisidir. Şimdi resim tamamlayın. Hazreti Osman Radiyallahu Anh Hazretleri'ni şehit eden topluluk, nereden geldi? Mısır'dan geldi. Bu topluluk, Medine'nin dışına, beş bin kişilik, üç bin kişilik bir topluluk, üç bin, beş bin neyse.
Bu topluluk, Medine dışına geldi, Hazreti Osman Radiyallahu Anh Hazretleri'nin, kötü yönetimine karşı, öyle dediler. Kötü yönetiminden şikayetçi oldukları için, ne yapıyorlardı? Tabiri caizse, ihtilal girişiminde bulundular. Buradaki, yazının girişine göre, karşı devrim. Bunu daha önce anlatmıştım size, hatırlıyorsanız. Bunun karşılığında, bunlar, Mısır'dan, Medine'ye yola çıktılar, konuşlandılar, aynı zamanda da, Şam'dan, üç bin kişilik, bugünkü, süper, komondo birliği diyeyim size. Veyahut da, askeriyenin şu anda, en yüksek birliği ne? Kırmızı Bireliler, ne o? Özel harekatçılar. Üç bin kişilik, özel harekat timi de, Medine'ye münevverinin, başka bölümüne geldiler, yerleştiler.
Onlar da kimin? Muaviye'nin emrinde. Ve Muaviye'nin söylediği, tek bir şey var. Benden haber gelmedikçe, asla hiçbir şey yapmayacaksınız. Bu beş bin kişilik, karşı devrimci, bugünkü şeyden, yazıdan hareket ederekten söylüyorum. Bunlar, ne zamanki, Hazreti Osman, radiyallahu anh hazretlerini, şehit ediyorlar, ondan sonra, Muaviye'nin, üç bin kişilik, özel harekat ekibi, Medine'den ayrılıyor.
Siz, ne düşünürdünüz? Bu beş bin kişilik, çapulcuların vazifesi neydi? Hazreti Osman Efendimiz'i, şehit etmekti. Şehit ettiler, vazifeleri bitti. Bunlar da, onun şehit edilmesine, nezaret ettiler. Üç bin kişilik. Ama, bunun normalde, bu noktada, Muaviye'yi, bu noktada, güçlendirilen zaman, ne zaman? Hazreti Osman Efendimiz zamanında. Ardından, seçim ne oluyor? o, aşerî mübeşşere seçiliyor, aşerî mübeşşere seçiyor, aşerî mübeşşere seçildi. O zaman, dört kişi var ayakta, bir de Hazreti Ali Efendimiz var, beş. O dört kişinin, iki tanesi, Hazreti Ali Efendimiz, radiyallahu anh hazretlerinin, halifeliğine, şehadet edince, o ikisi, Muaviye'nin taraftarı.
Halifelik seçildi, Muaviye seçilemedi. Muaviye seçilemedi. ve Hazreti Ali, radiyallahu anh hazretleri, Medine'den çıktı, küfeye yerleşti. Küfeye yerleşmesinin sebebi, Muaviye ile alakalıdır. Velhasıl kelam, sonra, o da, şu heda şerbetini içti. Ardından, oradaki, eşraf, oradaki eşraf, küfedeki eşraf, Hazreti Hasan Efendimiz'in, halifeliğine, biat ettiler.
Hazreti Hasan Efendimiz'in, halifeliğine, biat ettiler. Ama, Şam, Muaviye, Hazreti Hasan Efendimiz'in, hilafetine, biat etmedi. Altı ay böyle geçti. Altı ay sonra, savaş çıkacak. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, hadis-i şerif var, Hazreti Hasan Efendimiz için diyor ki, bu seyyidimin üzerinden diyor, iki kavim, iki topluluk diyor, savaşmadan barışa gider.
Hazreti Hasan Efendimiz, hatta, bunu böyle söylemek istemem ama, mesela işte, Hazreti Hasan Efendimiz'in, Muaviye'ye, hilafeti bırakmasından dolayı, kızanlar da var. Hazreti Hasan Efendimiz. Biz bu noktada değiliz. O hilafeti, Muaviye'ye bırakır. Ona, tabi olduğunu söyler. Devletle alakalı. Savaş çıkmaz. Ondan sonra da, Ümeyye oğullarının, şeyi başlar. Ne o? Saltanatı başlar. Zaten, kıyametin kopması da, şeyden ne o? Muaviye'nin, ölmezden önce, Muaviye'nin, ölmezden önce, oğlu Yezid'i, halife tayin etmesidir. Bakın, Muaviye'nin, ölmezden önce, oğlu Yezid'i, halife tayin etmesidir.
Burayı anladınız değil mi? Şimdi gelin, siz Orta Doğu'ya bakın. Ben sizi şimdi, şeyden, ne o? Emevilerin başlangıcından, Orta Doğu'ya götüreyim. Şimdi, Orta Doğu'daki, krallıklar da, aynı şekilde devam ediyor mu? Ve hepsi de, sağken, birisinin, oğullarının, kral olması için, meclisi toparlayıp, o kararı çıkartıyorlar mı? Hatta, birisi geldiydi, değil mi? Kendi oğlunun, krallığını çıkarttırdı, Amerika'da tedavi görüyordu, özel uçakla geldi, onu imzalattı, çıkarttırdı, üç gün sana mı, iki gün sana mı, öldü? Acaba o mu geldi, yoksa onun benzerini mi getirdiler, Amerika'dan? Hiç araştırdı mı insanlar?
Şimdi bir kimseyi, bir başka bir kimseye benzetmek, Hulvet için kolay mı? Milleti zaten, iki yüz metre, kenara hiç kimseye alma, herkes dışarıdan fotoğraflar çeksin, kral geldi, çok hasta desinler. İki gün sonra ne öldü ya? Öyle olması lazım. Düşünebiliyor musunuz, bir kimsenin, iki gün sonra, hemen imzalatıp öldüğünü? Şimdi bakın, ne yapıyorlar? Nereye döndü iş? Ta emevi zamanına döndü. Ne yaptılar? İntikam alıyorlar. Geriye döndüler.
Daha da geri dönecek onlar. Siz şimdi onları böyle, Müslüman olarak görüyorsunuz. Öyle değil mi? La la ilanam olmadan Resulullah demiş, Müslüman. Değil mi? Evet. Ne diyordu ayet-i kerimede? Bir, Müslümanlara karşı savaş açmamış olacak. İki, Müslümanların arasını açmayacak. Üç, yardım etmeyecek Müslümanların kafirlerine. Değil mi? Bakın bakalım şimdi Suudi Arabistan'a. Bakın şimdi Körfez ülkelerine. Körfez ülkelerinin yöneticilerine. Ya. Evet.
Efendiler. Gerçek din bilginleriyle dine zararlı ulemanın birbirine karıştırılması Emeviler zamanında başlamıştır. Hz. Peygamberin zamanı saadetlerinde peygamberimizin vefatından sonra Hülefay-i Raşid'in hazretleri zamanlarında hep doğrudan doğruya Hz. Peygamber irşadıyla İslam olan Hülefay-i Raşid'in aydınlatmalarıyla selamette bulunan ümmet kitlesi arasında hakikati nezahat, kalbi hürmet, ulvi bir irtibat vardı.
Vaktaki Muaviye ile Hz. Ali karşı karşıya geldiler. Sıfın vakasında Muaviye askerleri Kur'an-ı Kerim'in mızraklarına diktiler. Ve Hz. Ali'nin ordusunda tereddüt ve zaaf husule geldi. İşte o zaman hak olan Kur'an haksızlığı kabule vasıta kılındı. Ondan sonra bütün müstebit hükümdarlar hep dini alet edindiler. İcap ettikçe hadisler bile uydurmaktan çekinmediler. Bu malum hariciler vardı ya, Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri zamanında Muaviye ile olan Sıfın vakasında, savaş esnasında hariciler, bu hariciler şunlardı. Böyle direkt biz Kur'an'a bakarız, başka bir şeye bakmayız diyenlerdi. Bunlar bakın, bu hariciler direkt Kur'an'a bakarız. Biz başka bir şeye bakmayız diyenlerdendi bunlar.
Ve bunlar artık Muaviye ertesi gün yenileceği kesin. Savaş gün gün devam ediyor ya, gün gün devam ederken ertesi gün yenileceği kesin artık. Bu hani az önce bahsettim ya Mısır'da bir Amr bin As vardı diye. Amr bin As çok zeki bir insan, çok zeki, müthiş zeki. Muaviye'ye bir akıl verdi.
Muaviye kara kara düşünüyor sarayında. Dedi ki, sana bir akıl vereyim. Dedi söyle. Yarın dedi, askerlerin dedi, hepsinde mızraklarının ucuna Kur'an sayfalarını dedi, işte takacaklar. Ve sabah olduğunda hepsi de yürüyecekler savaş meydanına. Diyecekler ki, biz bize Kur'an'ın hükmetmesini istiyoruz. Bize Kur'an hükmetsin. Lafızlara dikkat edin. Bugünkü lafızları da dinlersiniz bunlardan. Bakın ne diye çıktılar Muaviye'nin askerleri? Dediler ki, bize Kur'an hükmetsin.
Yani bu savaş esnasında bize Kur'an hükmetsin. Askerler mızraklarının önünde bize Kur'an hükmetsin deyince, hariciler şunu dediler. Yani bunlar hakkı istiyorlar. Bu savaş batıl olmuştur, biz çekiliyoruz. Hz. Ali Efendimiz onlara dedi ki, bu dedi bir hile, bir oyun. Kur'an'ı yorumlayacak olan, Kur'an'ı uygulayacak olan insan dedi. Hatta rivayet edilir ki, o esnada haykırıyor bu haricilere. Diyor ki, Kur'an benim. Kur'an benim. Tabi hariciler bu noktada tasını, tarağını, ipini, iğnesini, kılıcını, mızrağını toparlayıp, savaştan geri döndüler.
Savaştan geri dönünce, Muaviye tarafı rahatladı. Onlar da geri çekildiler. Dediler ki, Kur'an hükmetecek bize. Savaşın galibi olmadığı Muaviye, Şam'a çekildi. Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri küfeye çekildi. Galipsiz bir savaş oldu. Ama Muaviye, Şam valisi dolaylı olarak, Muaviye orada dolaylı olarak bir halife varken, halife varken, bunu böyle kullandığım kelimeyi tabir görün.
Bizim böyle hoş görün bu tabiri. Ben İzmir bayındırlıyım. Zeytinlerin aracından bir delice zeytin çıkar. Zeytinin kökünden, dibinden. Biz ona piç deriz. Şam'da böyle bir devlet kuruldu. Irak'ta bir devlet var mıydı? Vardı. Son dönem, Barzani orada bir şey yapmaya kalktı değil mi? Ne yapmaya kalktı? Devlet kurmaya kalktı değil mi? Şimdi Suriye'de bir devlet var mı? Var. Şimdi Amerika ne yapıyor şimdi orada? PYD'ye bir devlet daha kurdurmaya çalışıyor mu? Bakın, resmi tamamlamak söz konusu.
Resmi görmek söz konusu. E şimdi normalde küfede bir devlet var mı? Var. Onun başında halife de var mı? Var. Şam'da da böyle bir tane devletçik kuruldu. Küfe'ye bağlı değil. Küfe'ye biat etmemiş. Hz. Ali Efendimiz'e biat etmemiş bir devletçik var. Kardeş kanı dökülmesin diye ve Hz. Ali Efendimiz'in de o zaman için askeri olarak güçsüz çünkü Hz. Osman Efendimiz'in zamanında gücü ele geçirmiş Muaviye.
Onunla mücadele edemedi. Bu sözler kime ait biliyor musunuz? Gazi Mustafa Kemal'e ait. Az önce okudum metin. Gazi Mustafa Kemal'e ait. İzin verirseniz birkaç makaleyi nakletmek isterim. Suçlular ve sorun herkesçe malum. Peki çözüm ne? Bir öğreti ne kadar mantıksız olursa olsun toplum tarafından kabul edilerek güç kazandığı zaman milyonlarca insan kendilerini dışlanmış hissetmektense ona inanmayı tercih ederler. Erich Fromm. Evet bu müthiş bir toplum algısıdır. Siz öyle bir enjekte edersiniz ki ona inanmayanlar çok özür dilerim hakkınızı helal edin.
Ona inanmayanlar veya o taraftar olmayanlar kendilerince ikinci sınıf vatandaşmış gibi hissederler. Bu bir toplum algısıdır. Artık haklı haksız ayrılmaz. İnsanlar güçten yana tavır gösterirler. Gücün arkasına geçerler. Sufileri bundan ayrı tutuyorum. O yüzden sufiler tüm siyasi erkler tarafından tokatlanmış topluluklardır. Zaman zaman siyasi erkler ekonomik erkler onlarla böyle hani dirsek temasında bulunsa da sufiler bir siyasi akıma veya güç akımına enjekte olamadıklarından uyum sağlayamadıklarından dolayı bütün siyasi erkler tarafından reddedilirler.
Eğer bir sufi topluluk bir siyasi erk tarafından kabul görüyorsa o sufi toplulukta sıkıntı vardır. Kabul eden de değil. Anladınız mı? Sufiler der ki kardeş hak neyse o öyle deyince kalır. Kur'an ne diyor bu konuda sünnet ne diyor bu noktada deyince herkes kalır. Kalır. Ancak Kur'an ve sünnete iman etmiş bir kimse onu kabul eder. Öbür türlü adam rüşvet alacak ayıracak kayıracak hoplatacak zıplatacak sufi ne yapsın o? Beni yaratan bana doğru yolu gösterecektir. Zühruf 27 Allah Kur'an'ı eksiksiz 6'ya 38 yeterli 29'a 51 apaçık 36'ya 69 korunmuş 15'e 9 kolaylaştırılmış 54'e 17 ayrıntılı 6'ya 114 rehber ve şifa 41'e 44 ve de tek sorumlu olacağımız kitap 43-44 olarak tanımlamıştır.
Ayrıca biz biliyoruz ki Hz. Muhammed Kur'an'da olmayan bir şeyi bu İslam'dır bu dindir diye söylemedi. Eyvallah. Bu manada Kur'an hem eksiksizdir hem yeterlidir hem apaçıktır hem korunmuştur hem kolaylaştırılmıştır hem ayrıntılıdır hem rehberdir hem şifadır. hamd olsun. İlk dört halifenin hadislere karşı olan tutum ve davranışlarını biliyoruz. Hz. Ebu Bekir hadisleri toplamaya başlayanları şirke suçlayıp cezalandırdı ve şöyle dedi. Sizler Allah'ın elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler daha büyük anlaşmazlıkları düşecektir. Farklı hadis toplayanlara söylemiş. Normalde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra bu tip şeyler vardı.
Bazı kimseler Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin nakletmediği bir sözü nakletmiş gibi söylüyorlardı. Oysa Hz. Peygamber Efendimiz bunu yasaklamıştı. Kim benim söylediğim söylemediğim bir sözü bana atfederse diye hadisler var. Bunu yapanlar zaman zaman çıkmıştır hep. Ve sahabenin ileri gelenleri bunlarla mücadele ederdi. Ama Hz. Ebubekir radiyallahu anh hazretlerinin halifeli dönemindedir mesela. Ben bazen bunu naklederim ya Halid bin Velid'in bulunduğu yerde iki tane eşcinsel yakalanır. Ben ne yapayım bunları diye yazı yazar. Başkente Medine. Medine'de Hz. Ebubekir Efendimiz toplar herkesi der ki bu konuda Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden bir şey duyan varsa söylesinler.
Yani onlar hadisleri inkar edenler hadisleri kenara atanlar değildi. Zaten kendileri birinci derecede hadisleri duymuş insanlardı. Uygulamayı bilen insanlardı. Bakın hadisleri duymuş ve uygulamayı bilen insanlardı. Allah'ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. sizden hadis nakletmenizi isteyenlere de deyin ki işte Allah'ın kitabı aranızda onun helalini helal kılın. Haramını haram görün. Zehebi teşküratul huffaz bir taksim üç Buhari birinci cid. Zehebi'nin Buhari'ye yazdığı şerkle alakalı bu. Bu Buhari'nin aldığı bir söz değil. Şu anki sünni mezheplerin dayanağı hadis kitapları peygamberimizin ölümünden yaklaşık iki yüz yüz yıl sonra toplanmıştır.
Allah'a dininizi öğretmeye mi çalışacaksınız? Hucurat 16 Hadisler derlenip toparlanması Kur'an'dan sonradır. Ama hadisler de metin olarak asaf zamanında yazılmıştır. Herkesin normalde ellerinde üçer beşer onar yirmişer ellişer yüzer tane metni olan asaf vardı.
Geçenlerde bir haberde okumuştum. Tarihsel olarak da incelenip hesaplanmış Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında yazılmış yüz otuz tane hadis risalesi bulundu. Yüz otuz tane hadis var içinde. Bu hani tarihselliğini hesaplıyorlar ya bu şimdi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sağlığına dayanıyor.
tarihsellik olarak bir hadis var ya yine sahabeden bir kimse diyor ya ya Resulallah senin sözlerini ezberleyemiyorum. O da ona diyor ki sağ elinden güç al kuvvet al yani yaz. O kimse de yazmaya başlıyor. Şimdi İslam dünyasında bu son dönem çıkan tartışmalar var. Bu son dönem çıkan tartışmalar hadis redcileriyle alakalı. hadisleri komple reddedenler ondan sonra normalde işte örnek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisleri yasakladığına dair bir rivayet bulamıyorlar. Direkt Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağzından benim sözlerimi dinlemeyin.
Böyle bir şey olabilir mi? Kur'an'dan bir ayet geldi. Ayetin neye tecelli ettiğini ne manaya geldiğini o ayetin nasıl yaşanması gerektiğini kim söyleyecek? Dinin mantalitesi açısından düşünün. Bir metin var. Daha önce olmamış gelmemiş bir metin. Hiç kimsenin bilmediği bir metin var. Bu metin geldi. Bir ayet geldi. Bir ayet geldi. Namazla alakalı ayet geldi. Bu topluluk namazı bilmiyor. Hiç kılmadı ki. Hiç namaz kılan da görmedi.
Söyler misiniz bu topluluk namazı nasıl kılacak? Söyler misiniz bu topluluk namaz vakitlerini nasıl tespit edecek? Bir metin siz kafirlerle savaşın diyor. Metin söyler misiniz bu topluluk kafirlerle olan savaşı nasıl dizayn edecek?
Yorum yapma. Direkt mikrofon veririm eline. Hemen mikrofonu veririm. Sıkıntı yok. Verin bir tane mikrofon. Karşı olarak değil de daha önce de namaz kılınıyor. Namaz kılınıyor. Daha önce namaz kılınıyor. O topluluk namaz kılmamış hiç. Ama Kur'an'da açıklayıcı ayetler de var. Bana söyle vakitlerini. Bana söyle rekatlarını. Yok. Ben bak kendim diyorum yok diye. Kur'an'da rekat adı yok. Kur'an'da öğlen namazının kaç rekat kılıncağına dair bir ayet yok. İkindi namazının kaç rekat kılıncağına dair bir ayet yok. Sabah namazının kaç rekat kılıncağına dair bir ayet yok.
Gece namazının kaç rekat kılıncağına dair bir ayet yok. Hepsini iki rekat olarak belirtiyor. Ayetler yok. Ayetlerde iki rekattı değil. Ayetlerde rekat yok. Bütün namaz ayetlerini dökün. Hiçbir namaz ayetinde rekat yok. Cuma namazı rekat yok. Yok. Bir topluluk düşünün. Kur'an'ın emri. Kur'an'da emri nasıl yapacak onu? Ben şimdi bilgisayar önünde açarım şimdi size öyle ayetler bulur söylerim ki siz buradan güldür güldür savaşmaya gitmeniz söz konusu olur. Bunları sadece ibadet noktasında bakmayın çünkü bu meseleyi fırtınayı ibadet etmeyenler koparıyorlar.
Farkında değiller. Bu fırtına koparsa kendileri de yerle yeksan olur. Bu fırtınayı koparanlar da yerle yeksan olur. Neden? Adam namazı terk etti. Onun küfrüne birisi fetva verirse kim bunun altından çıkacak? Dedi ki namazı kılıyor musun sen kılmıyorsun kafirsin seni öldüreceğim dedi. Neden? Adam dedi ki kafirlerle öldürebilirsin kafirleri. Ben size şimdi çok basit en önemli şey aslında kafirlerle alakalı şey ne o ayet-i kerimeler insanlar farkında değil bunun. Normalde bir böyle aslında sıkıntı öylesine sıkacak ki öylesine sıkıntı problem çıkacak ki insanlar nereden geldiklerini şaşıracaklar.
Bulamadım ki şimdi aramalı değilmiş bu olacak mu olacak durum bulacağım merak etmeyin sakin ol bu mesele açıldı şimdi herkes de dinliyor ya bunları çökecek şimdi
bütün hadisi inkarcılar bu gece temeli çökecek bu ara zaten çok canlar sıkkın bana cevap da veremiyorlar habire ondan sona itiraz edeceğiz diye uğraşıyorlar. maide ayet 44
herkesin hoplucu ayeti kerime şüphesiz ki biz içinde hidayet ve nur bulunan Tevrat'ı indirdik Allah'a teslim olan peygamberler Yahudilere onunla hükmederlerdi Rablerine samimi olarak kulluk edenler ve alimler de Allah'ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden onunla hükmederlerdi onlar Tevrat'ın hak olduğuna şahit ediler insanlardan korkmayın benden korkun ayetlerimi az bir değere satmayın kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir haydi söyler misiniz bana şimdi Allah'ın indirdiği ile
hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir bu ayeti nasıl anlayacağız biz şimdi attık peygamber hadislerini peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini attık bir kimse namazı terk etti Allah'ın indirdiğinin hükmünün dışına çıktı mı kafir oldu mu o zaman başka bir yerde de diyor ki kafirleri öldürün öldürdü bir kimse ne yapacaksınız hadis yok ne ile hükmeteceksiniz buna kiminle hükmeteceksiniz kim verecek bunun kararını bakın çok basit husisi bu
ayeti kerimeye buldum çıkardım tekrar söylüyorum kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir evde bir mesele oldu birisi nefsine uydu dedi ki Allah'ın hükmü ile hükmetmedin indirdiği ile hükmetmedin ee kafir oldun derse onu nasıl durduracağız kim durduracak onu nasıl durduracak daha bulacağım kötü amel
işleyenlerin cezaları ise kötülükleri kadardır kim bunların cezasına hükmetecek yunus suresi ayet 27 birisi bir kötülük yaptı bunun cezası ne kim hükmetecek buna öyle bir kötülük yaptı buna hükmetecek olan kim onların çoğu ancak müşrik olarak Allah'a iman ederler iyi kime biz bunu hükmeteceğiz birisi kalkar birine derse ki sen Allah'a müşrik olarak iman ettin kim durduracak bunu sen müşriksin diye cevap verse kim bunu şey ayet-i kerimenin üzerinden
gitti çıplak ayet-i kerime çocuk edinmek Allah'a asla yakışmaz o bundan münezzehtir meryem suresi ayet 35 o bir şeyin olmasını hükmedince ona sadece ol derdi oluverir şüphesiz ki İsa'ya Allah'ın oğlu diyenler kafir olmuşlar ve Allah'a ihtira etmişlerdir Allah'ın çocuk edinmesi ona yakışmaz zira o her şeyin yaratıcısıdır yarattıkları onun oğlu olamaz Allah kafirlerin bu iddialarından münezzehtir beridir Allah bir şeyin olmasını hükmedince ona ol der o da hemen oluverir iyi
Allah'a oğul isnat eden Hristiyanların hepsi de kafir hadi savaşalım hadisleri attık kenara Allah'a oğul isnat ediyorlar mı ediyorlar o zaman kafirlerle savaşmak farz mı gidelim savaşalım canımızın sonuna kadar gidelim ya ölelim ya öldürelim şey yapmıyoruz ya biz herkesin ancak gücünün yettiğiyle mükellef kılarız nezdimizde hakkı konuşan bir kitap vardır onlar haksızlığa uğratılmazlar ama kafirlerin kalpleri bundan gafildir onların bunun dışında yapmakta oldukları başka kötü işler de vardır peki ne yapacağız
sonra gelen ayeti kelimeye bak sonunda zenginleri zenginlerini azapla yakaladığımız zaman da hemen feryat ederler haydi zenginlik düşman olalım öyle değil mi ne yapalım Avrupa bizden zengin gidelim fakirleştirelim mı onları hadisleri inkar ediyorlar ya Allah kafirleri
öfkeleriyle geri çevirdi hiçbir şey elde edemedi savaşta iman edenler Allah'ın yardımı yetti Allah güçlüdür her şeye galiptir kafirlerinle olan savaşınızda Allah size yardım edecek hiç durmayalım daha okumamak gerek var mı yetti mi şeyi bulacaktım kafirlerle
yahudilerle ve hristiyanlarla savaşın diye o ayeti kelimeyi bulamadım her neyse evet devam edelim devam edelim Allah'ın elçisinden sözlerini yazmak istedik bize izin vermedi tirmizi biz hadis yazarken Hazreti Peygamber yanımıza geldi ve yazdığınız şey nedir dedi senden istediğimiz hadisler dedik Hazreti Peygamber Allah'ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz sizden evvelkiler Allah'ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar el hatip takyid normalde mesela bu el hatip takyid hadis kitabı mı bu
hiç hadis kitaplarının içerisinde benim daha doğrusu okuduklarının içerisinde hiç böyle bir hadis kitabı yok ey Rabbim benim toplumum bu Kur'an'ı terk ettiler Furkan 30 bu ayet-i kerime yalnız
Mekkeli müşrikler için indirilmiş bir ayet-i kerimedir bu ayet-i kerime Ümmet-i Muhammed için değildir çünkü ayet-i kerimenin nüzul sebebi ben böyle olduğunu biliyordum da emin olmak için söyledim nüzul sebebi Mekkeli müşriklerle alakalıdır ve ayet-i kerime Mekki'dir zaten yani Mekke'de nüzul olan ayetlerdendir oradaki müşrikler Müslümanlar Kur'an okurken normalde Kur'an'ın dinlenmemesi için alkışlıyorlardı sesler çıkarıyorlardı değişik sesler çıkarıyorlardı o yüzden normalde bir de birbirlerine bu Kur'an'ı dinlemeyin
diye birbirlerine teşvik ediyorlardı bu ayet-i kerime Mekke'de o yüzden inzal oldu yani bu ayet-i kerime Ümmet-i Muhammed için inzal olmuş bir ayet-i kerime değil müşrikler için indirilmiş artık ardındaki ayet-i kerime de şöyle diyor biz her peygamberin karşısına böylece mücrimlerden bir düşman çıkarmışızdır yol gösterici ve yardımcı olarak sana Rabbin yeter yani her peygamberin karşısına böyle mücrimler çıkarırız böyle insanlar çıkarırız o zaman şimdi bir kimse de bu ayet-i kerimeyi hadissiz sebepsiz nedensiz çıplak
bakarsa Kur'an'ı dinlemeyen herkesi Kur'an'ı dinlemeyen herkesi mücrim ve kafir kabul eder mi eder kafirler Kur'an'ı Muhammed'e topluca bir defada indirilmedi değil mi dediler oysa biz onu kalbine yerleştirip pekiştirmek için böyle peyderpey indirdik ve onu aheste okuduk evet dikkat edilirse peygamberimiz şikayette bulunurken benim sözlerimi davranış ve yaşantı şeklimi terk ettiler demiyor Kur'an'ı terk ettiler diyor işte bu saptırmak bu işte bu çünkü bu soruyu yazan kimsenin yorumu değil bu senin yorumun değil bu
alıntı bu yani direkt Kur'an'ın Kur'an'ı saptıran bunlar müşrikler için indirilmiş olan ayeti kerimeyi müslümanlara atfediyorlar geçenlerde de çünkü böyle bir şey televizyonda dinlemiştim ben bunu da ben onun üzerine baktım buna televizyonda bunların hepsinde replikleri de aynı birbirlerinden çalıyorlar çünkü yüzeysel ilimleri var yani bu ayeti kerime müşrikler Kur'an ilk indirilirken Kur'an'ı kerimin okunmasını ve anlaşılmasını istemeyen Mekke müşrikleri Mekke müşriklerine karşı indirilmiş olan bir ayet Mekke buna yorum
yapıyor arkasından gelen dikkat edilirse peygamberimiz şikayette bulunurken benim sözlerimi davranış ve yaşantım şeklini terk ettiler demiyor Kur'an'ı terk ettiler diyor bu toplum bu ayeti kerime esbabı nüzülüyor yani indiriliş sebebi ne hangi olay karşısında bu ayeti kerime indirilmiş diye bakabilecek noktada değil ki alim geçinen diyanetçi ilahiyatçıların evinde dair esbabı nüzül ile alakalı bir eser yok ki neden sonradan yeni yeni tefsirler yazıyorlar kendilerince yeni bir şey mi getiriyorlar bakıyorum yeni tefsirlere
sebebi nüzül sebebi yok nüzül sebebi yok niçin indirilmiş anlatmamış onu Allah muhafaza söylesin Hüsamettin Ferzizade hadisler Kur'ansız bir İslam oluşturmanın en önemli truva atıdır hadisler Kur'ansız bir İslam oluşturmanın en önemli truva atıymış Hüsamettin Ferzizade kimse kim İranlı Şia evet son bir makalenin sadece başlığını yazacağım Allah'a mı itaat etmeli Buhari'ye mi Allah muhafaza söylesin bizim itaatimiz Allah'a ve
Resulüne'dir bu da ayetle sabittir bizim itaatimiz Allah'a ve Resulüne'dir bizim Müslümanlığımız Kur'an ve sünnete dayalı bir Müslümanlıktır bakın benim Müslümanlığım Kur'an ve sünnete dayalı bir Müslümanlıktır benim itaatim Allah'a ve Resulüne itaattır düşünebiliyor musunuz Allah'a itaat edin Resulüne itaat edin söyleyin bana hadisleri attık Resulüne itaat nerede kaldı hadisleri attık Resulüne itaat nerede kaldı biz her peygambere kitap ve onunla beraber
bir hikmet vermişizdir biz her bir peygambere kitap ve onunla beraber hikmet vermişizdir ayet-i kerime hadisleri attın hikmet nerede kaldı attık hadisleri peygambere kitap ve onunla beraber bir hikmet indirilmiş hikmet nerede kardeş birçok ayet-i kerime de Allah'a itaat edin Resulüne itaat edin diye var birçok ayet-i kerime var iyi bu hadis inkarcılarına sormak istiyorum Allah'a itaat edin anladık Kur'an biz öyle yorumluyoruz bir kimse de şunu diyebilir mi Allah'a itaat edin Allah bana bir şey söylesin ben de itaat edeyim
nasıl yani basbayağı ne diyor Kur'an-ı Kerim'de Allah'a itaat edin iyi kardeş tamam bana bir şey söylesin ben de itaat edeyim böyle yorumladı kim ne diyecek ona Allah'a mı itaat edeceğiz Buhari'ye mi yok sana mı itaat edeceğim Buhari'ye de itaat etmiyorum hadisleri inkar edenlere de itaat etmiyorum eğer birisinin sözünü dinleyeceksem Buhari'yi dinlerim yine seni dinlemem eğer birini dinleyeceksem tekrar söylüyorum Buhari'yi dinlerim ya zayıf hadismiş
ya zayıf hadis seninkinden daha kuvvetlidir zayıf hadis evet tamam iyi zayıf ya ben zayıflamel edeceğim senin dediğin ne değil ne yapacaksın asacaksın mı beni sen misin din din sen misin kardeş islam dininin temsilcisi sen misin hem diyeceksin ki soruyu soran için söylemiyorum bunu islam dininin temsilcisi olmadığını söyleyelim iyi söylüyoruz tamam sen nesin hadisleri inkar etme hakkını nereden aldın kim verdi bunu sana inkar ettin iyi kardeş Allah yoluna çık etsin neden dayatıyorsun bizi de inkar edelim biz inkar etmeyeceğiz
biz hadisleri de inkar etmeyeceğiz mezhep imamlarını inkar etmeyeceğiz etmeyeceğiz ya etmeyeceğiz sonuna kadar da kendi içimizde mücadele edeceğiz etmemek için yavaş sakin ol bakara 279 dur buradan bakarız bunlar dokunmadık ya dokununca gitti tamam tamam bakara 260 kaç 279 tamam onu da söyleyelim
279'du değil mi ey iman edenler Allah'tan korkun ve eğer iman ediyorsanız faizden arta kalanı bırakın bu faizle alakalı bu mesele o savaşla alakalı değil eğer böyle yaparsanız Allah ve Resulü tarafından size karşı harp ilan edilmiş olduğunu bilin iyi ayet-i kerime Allah ve Resulü tarafından size harp ilan edilmiş diyor ee o zaman Müslümanlar sorumlu değil bunla değil mi Allah ve Resulü gitsin savaşsın faizcilerle biz hadis yok ya Allah muhafaza
eylesin bebeklikten havale geçirip sağır ve dilsiz olan bir kızcağız annesi yardımıyla görerek her işi yapmayı öğrenmiş ama okuma yazması yok namaz kılmak istiyormuş ona namaz farz mı değil nasıl namaz kılar ne yapabiliriz aynı annesini taklit ederekten namaz kılacak şimdi bir kimse namaz kılmasını bilmese hiçbir şey okumasını bilmese namaz kılanlara bakarak da namaz kılabilir hadis bununla alakalı bir ayet bulamazsınız ama hadis ne dedi ibadetlerinizi benden
gördüğünüz gibi yapın o kimse ne yapacak annesini taklit ederekten annesi nasıl namaz kılıyorsa o da öyle namazını kılacak bir kimsenin tasarrufunda bulunan bir ev hakkında başkası delil getirerek babasının öldüğünü ve bu evi kendisine ve hazır bulunmayan falanca kardeşini miras olarak bıraktığını iddia ederse evin yarısı kendisine verilir kalan yarısı da elinde bulunduran tasarrufunda bırakılır el hidayede geçen bu bölümü daireste anlatmakta zorlandık yardımcı olabilirsiniz islam hukukuna geçilip de miras hukuku tecelli ederse
o zaman anlaşılır ve anlatılır şu anda türkiye'de islam hukuku olmadığından türkiye'deki miras hukuku da şey değil ne o islam hukuku değil o yüzden kafanızı yormaya çalışmayın şimdiden hakkınızı helal edin soru sahibi de hakkını helal etsin sonuçta onun bütün soruları alıntı kendisinin bir şeyi yok ne o dahli yok bunda o yüzden bizim de cevabımız bu alıntıları yazan kimselereydi geceniz mübarek olsun Allah'a emanet olun inşallah Allah razı olsun

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi