Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 13 Nisan 2019 · 52:17
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. 12. sayfada kalmışız herhalde. Nerede şey? Yunus'a bir seslenin bakayım.
Aa yok. Tamam buldum. 15. sayfada kaldı. Tamam. Tamam buldum. Evet. Son sonuç kısmının birinci paragrafını okumuşuz. Evet. Hatırlama babından son birkaç cümleyi inşallah okuyalım. İbn-i Haldun aynı görüşle ve Müslüman âlimlerin ortaya koyduğu hüküki hükümlerin ilahi hüküm, şeriat veya din olarak kabul edilmesidir.
Bu hükümler müştehitler tarafından iştihat yoluyla zann-ı galip üzere konulmuş, zamanla değişebilen dini ve iştihadi hükümlerdir. Dedik, buna da katılıyoruz dedik, burada kaldıydık. Devam ediyoruz. Sonuç bölümüne. Siyasi ve hüküki hakimiyeti elinde tutan ruhbanlık sınıfı ve kilise olmadığı için teorik olarak İslam özünde laiktir ve laikleştirilmeye ihtiyacı yoktur.
Bundan dolayı yapılan bu ayrımlar kendine özgü olup batıda geliştirilen laiklikten bazı bakımlardan farklılık arz eder. Bu terimden içim daralıyor. Yani böyle içim daralıyor derken, İslam'ı bir başka bir benzetmeyle veya İslam'ı başka bir teoriyle isimlendirmek içime daraltı geliyor. İslam kendi içerisinde, kendine ait bir din. Bunu normalde laiklikle özdeşleştirmek veyahut da işte belli farklılıklar var demek, bu normalde batı laiksizmden etkilenen kimselerin bizim üzerimize önerdiği şeyler.
Yani bunun arkasında ben bir samimiyet görmüyorum. Batılıların o yüzden İslam'ın kendi içerisindeki, kendi doğrularına bakaraktan siz de laiksiniz veyahut da İslam da laik demek doğru bir algı değil. Aslında İslam normalde kendi içerisinde, kendi dairesinde her şeyle bütüncüllük isteyen ve bütüncül bir şekilde kavranılması gereken, bütüncül şekilde yaşanması gereken bir din. O yüzden normalde İslam, bu benim kendi şahsi kanaatim. İslam devletiyle, hukukuyla, ahlakıyla, sosyal hayatıyla, şehirleriyle, köyleriyle, bütün her şeyle bir bütün. Yani İslam'ın normalde şehrinden tutun, köyünden tutun, yolundan tutun, işletmelere varınca kadar her şeye ve her şekilde dokunması gerekir ve dokunur. O yüzden onu böyle batıda kiliseler, siyaseti, devleti, bütün her şeyi yönetir hale gelmişler.
Bu sefer batı, kilisenin bütün her şeyi yönetir hale gelmesinden bıkmış ve kendince bir sistem kurmuş. İşte kiliseye ait bir devlet oluşturmuşlar. Mesela Vatikan devlettir aslında. Her yerde, hemen hemen dünyanın her tarafında elçilikleri olan, bütçesi olan, ekonomisi olan, normalde ve bu noktada belki de dünya üzerindeki devletlerin içerisinde en kuvvetli olanlardan birisidir.
Batı kendince, hani Hristiyan bir Vatikan'ı devletleştirmiş. Ama öbür taraftan da kendilerini, devlet işlerini kiliseye bağlı tutmadıklarını söylemişler. Bu böyle bir şey oluşturmuş ama böyle değil. Bakın böyle değil. Örneğin bugünkü batıdaki uygulama, her şey Hristiyan dinine uygun. Neden Müslümanlara zulmediyorlar? Neden Müslümanlara orada rahat vermiyorlar? Neden Müslümanların başörtüsüyle, camisiyle, kıyafetleriyle uğraşıyorlar? Neden orada ırkçılık, ayrılıkçılık yapıyorlar? Neden Müslümanları öteliyorlar? Demek ki normalde batının kendi içerisinde, kendi dairesindeki laiklik anlayışı da kendilerince olduğu gibi uygulanmıyor. Ama batı bize Osmanlı'dan sonra çok katı bir laiklik dayattı.
Bakın çok katı bir laiklik dayattı bize. Ve bütün organlarıyla, devlet bütün organlarıyla laiklik adı altında insanların inancıyla, örfüyle, geleneğiyle, adetiyle, her şeyle uğraştı. Hala da aynı şeyle karşı karşıyayız biz. Bakın hala da karşı karşıyayız. Bugün Anadolu'daki Müslümanlar, kiliseye giden vatandaşlar kadar hür ve özgür değil.
Havra'ya gidenler kadar hür ve özgür değil. Bakın değil. Siz Havra'daki hahama, sen bu pazar ayinde bunu okuyacaksın deyip de eline bir kağıt tutuşturabilir misin? Siz kilisedeki papaza pazar günü ayinde bunu okuyacaksınız diye, siz ona bir şey tutuşturabilir misiniz devlet adına? Tutuşturamazsınız.
Ama diyanetin komple eline tutuşturursunuz. Yani kiliseler diyanete mi bağlı değil, Havra'lar bağlı mı değil. E diyanet nereye bağlı? Devlete bağlı. Ve diyanet özgür mü? Değil. Hepsi devlet memuru. Peki, hahamlar devlet memuru mu? Değil. Papazlar devlet memuru mu? Değil. Örneğin, Alevi dedeleri devlet memuru mu? Değil. Tekke şeyhleri. Adamın kabul et, etme. Adam şeyh mi? Şeyh. Dergahı tekkesi var mı? Var İstanbul'da, Urfa'da, menzilde, Van'da, Konya'da. Adamlar şeyhliklerini ilan etmişler mi? Evet. Herkes şeyh diye onların etrafından gidiyor mu? Evet.
Dergahları, tekkeleri var mı? Var. Bunlar devlet memuru mu? Değil. Sen o tekkedeki şeyh efendiye, o perşembe sohbetinde hangi konudan sohbet edeceğini bir şey diyebiliyor musun? Hayır. O yüzden normalde, yani batıdaki layıklık ile Türkiye'ye dayatılan layıklık aynı noktada, aynı dairede değil. Veya batıdaki sistem farklı, Türkiye'deki sistem farklı. Öyle olunca, yani normalde İslam da kendince, özünde layıktır, layıkleştirilmeye ihtiyaç yoktur sözüne katılman mümkün değil. İslam'ın kendince bakın, kendince, kendine ait bir sistemi, kendine ait bir yolu var. Bunu neye göre yorumluyorum ben? Bunu ben ancak, benim elimdeki örnek şu. Ben bir İslam devlet modeli olarak, İslam devlet modeli olarak elimde, benim Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem'in çekirdeğini kurup bıraktığı Medine Devleti var.
Çekirdeğini kurdu bıraktığı, ardından bunu devam ettiren Hz. Ebubekir Ömer Osman Ali. Bu dört tane Cihar Yargüzin Efendilerimizin devlet başkanlığı ve devlet yönetimi var. Benim elimdeki rol model bu. Ben bilebildiğim kadarıyla, görebildiğim kadarıyla ben o rol modellere bakaraktan bir şeyi olur veya olmaz diyorum. Benim rol modellerim onlar. O zamanki, hani İslam'ın kendi içerisinde de kabul ettiği, bütün ulemanın birinci derecede, ikinci derecede, üçüncü derecede, bütün İslam dünyasının kabul ettiği, altın devir olarak nitelendirilen o devir, benim rol modelim o. Tekrar bunun altını çiziyorum. Yani devlet rol modelim. Ha, bunu biz oturalım, bunu her zaman için söylüyorum.
Bütün İslam dünyası, bunu otursun, tartışsın, oradaki o rol modelden, örnekler alarak kendisine bir yol haritası çıkarsın. Ama İslam dünyasında bu eksiklik var. İslam dünyasındaki en büyük eksikliklerden birisi bu. Bizim rol modellere bakaraktan veyahut da o rol modellerin ışığında biz bir metot geliştirmeliyiz. O metot yok bizde. Biz bir metot geliştirmeliyiz ve insanların önüne sunmalıyız. Ama böyle bir şey olması da biraz mümkün değil. Sebep, yani mevcut anayasal hükümler, mevcut ceza hukuku, mevcut siyasi hukuk, bunun normalde müsaade etmesi mümkün değil. Yani siz, % öyle anlatılıyor ya, %95 Müslüman olan bir ülkede İslami esaslar ve kurallar dairesinde bir devlet nasıl kurulmalı, organları nasıl çalışmalı, nasıl işlevsel hale getirilmeli o teorinin?
Bu teorinin, bunun metodu yok bizde. Ve hiç kimse bu metodu konuşmuyor. Hiç kimse bununla alakalı bir laf söylemiyor. Hiç kimse bununla alakalı oturup bir şey yazmıyor. Biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hayatını okuyoruz biz. Sahabelerin hayatını okuyoruz. Hadisler var elimizde, hadisleri okuyoruz. Çok tefsir var elimizde, tefsirleri okuyoruz. Okuyoruz biz. Kendimizce namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz. Dini ibadet açısından onu yapıyoruz. Örtünen örtünüyor, örtünmen örtünmüyor. Bayanlar açısından. Erkekler açısından, dileyen dilediği gibi bir kıyafet veya bir tarz seçiyor kendine. Bu kadarız yani. Biz normalde örneğin, bayanların bir başörtüsünde kopardığımız kıyameti, yani biz zulümle mücadele etmekte kıyameti koparamıyoruz.
Biz normalde örneğin, işte herhangi bir öyle bir şey, herhangi bir simgeleşmiş bir şeyde biz kıyameti koparıyoruz. Kıyameti koparıyoruz. Ya bu ülkede fuhuş yasak değil. Hiç kimse bunun üzerine kıyamet koparmıyor. Kumar yasak değil. Eşcinsellik yasak değil. Cezası yok. Kıyamet kopmuyor. Bakın kıyamet kopmuyor. Bizde böyle bir çarpık bir nokta var. Yani biz, örneğin, bir müddet muhakkak mücadele edilmesi lazımdı. Sakın ha bunu küçümsediğimi düşünmeyin.
Üniversitelerdeki başörtüsü mücadelesi kadar gayri ahlakla, yani ahlak dışılıkla mücadele edilmiyor örneğin. Yok. Yani siz rüşvetle alakalı bir yürüyüş gördünüz mü? Kayırmacılıkla alakalı bir yürüyüş gördünüz mü? Puhuş istemiyoruz diye bir yürüyüş gördünüz mü? Eşcinsellik istemiyoruz diye bir yürüyüş gördünüz mü? Bunlar evrensel hak olarak görünüyor. Bununla alakalı ben bunu istemiyorum dediğinizde suçlu görünüyorsunuz. Bunlar evrensel hak. Ama ben İslam'ın emrettiği gibi yaşamak istiyorum dediğinizde bu evrensel hak olmuyor. Siz gerici oluyorsunuz.
Bir çıttı ilerisi terörist oluyorsunuz. Ben suçlamak adına söylemiyorum. Onca ilahiyat fakültesi var. Ya bir oturup İslami bir sistem düzen nasıl olur? Bunun fikri çalışması olmaz mı? Yok. Bakın yok. İslam kendi içerisinde, kendi ölçüleri dairesinde bir din. O yüzden normalde layıkleştirilmeye ihtiyacı yoktur. İslam'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Hani şeydeki, geçen haftaki vardı ya. Yani iştahat mekanizmasının düzgün çalışmaması ile alakalı sıkıntı var. İştahat mekanizmasının bundan 500 yıl önce, 600 yıl önce, 700 yıl önce, 300 yıl önce iştahat mekanizmasının iştahat ettiği bir şeyi biz dinin öz hukukuymuş gibi algılayıp onu değiştirmeyi dahi düşünemiyoruz.
En büyük handikapımız bu. Ama iştahat edebilecek seviyede kaç tane biz entelyoktel yetiştirdik? Bu da ayrı bir tartışma. Bundan dolayı yapılan bu ayırımlar kendine özgü olup, batıda geliştirilen layıklıktan bazı bakımlardan farklılık arz eder. Aslında batıda da bir layıklığın geliştirildiğini düşünmüyorum, katılmıyorum. Batıda bir layıklık geliştirilmedi. Batı, yani sığ, kültürsüz, kültürü günün birlik olan, menfaati dayalı bir sistemdir. Başka bir şey değil. O yüzden batı bugün için menfaati böyle gelir, öyle davranır. Yarın başka türlü olur, başka türlü davranır.
Onların hiçbir ölçüleri hiçbir zaman birbirine uymaz. Batıda kendi içerisinde bir bütün değil. O yüzden batıdaki uygulamalar da bir bütün değil. Batıda bütün devlet başkanları İncil'in üzerine yemin ediyor. Nerede layıklık var? Hepsi de İncil'e bağlı kalacağına dair yemin ediyor. Layıklık kaldı mı?
Kalmadı, mümkün değil. Batıdaki uygulamadan dinin layıkleştirilmesi olarak bahsedilebilir. Eyvallah. Onlar normalde dini layıkleştirdiler. Eyvallah. Aslında dini kendi kafalarına göre dizayn ettiler. Hala da dizayn ediyorlar. Yani bir papa kürtajı serbest ediyor. Sonradan gelen papa bakıyor. Herkes kürtaj yapıyor. Hristiyan dünyası azalmaya başlıyor. Bu sefer kürtajı yasaklıyor. Onlar da kendilerine göre değiştiriyorlar. Türkiye'deki gibi devletin layıkleşmesinden bahsedilebilir. Türkiye'de de devlet layıkleşmiyor. Hiçbir zaman layıkleşmedi. Hiçbir zaman layık bir devlet olmadı Türkiye'de.
Ne batı anlamında layık bir devlet oldu. Ne de doğu anlamında layık bir devlet oldu. Hiçbir şekilde, hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti layık olmadı. Anayasada dahi layıklığın tanımı yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti layık bir devlettir der. Ama layıklığın tanımı yoktur. Lastik gibidir o. İstediği anda, istediği şekilde demoklesin kılıcı derler ya, kafana indiğini görürsün. Çünkü sen layıklık ilkesine aykırı bir söz söylemiş olabilirsin her yerde. Oradaki hakimin anlayışına göredir. Oradaki savcının anlayışına göredir.
Yok layıklık tanımı. Kıyametler koptu ya, dediler ki bu layıklığa bir tanım koyalım. Gelin anayasayı değiştirelim. Bir layıklık tanımı koyalım. Koyamadılar, koymadılar. Koymazlar. Bu mümkün değil. Layıklık tanımlanabilen bir şey değil yani. Açın anayasaya bakın, layıklık tanımı var mı? Yok. Bize okullarda öğretiyorlar. Layıklık nedir? Din ve devlet işlerinin ayrılması. Ha nerede? Nerede ayrılmış din ve devlet işleri? Mümkün değil. Avrupa'da da ayrı değil. Bu tanım çok uzunma gitti.
Batı'daki uygulamadan dinin layıkleştirilmesi olarak bahsedilebilir. Evet. Batı'daki uygulama dinin layıkleşmesi. Türkiye'deki uygulama da aynı aslında. Türkiye'de de dini layıkleştirmeye çalışıyorlar. Batı'da öyle olunca biz batıdan alıyoruz ya her şeyi. Türkiye'de de diyorlar ki din layıkleşmeli. Layıkleşmeli. Layıkleşti zaten. Bakın din layıkleşti zaten. Devlet kendince dini layıkleştirdi. Müslümanları da bu konuda ikna etti. Ama cebarut bir şekilde ama baskıyla ama zulümle ama kanunla Müslümanları buna ikna etti. Siz layık bir İslam yaşıyorsunuz şu anda.
Siz layık değilsiniz. Ama siz layık bir İslam yaşıyorsunuz. Bunun farkında değil Müslümanlar. Yani hiçbirimiz bunun farkında değiliz. Biz kendi öz dairemizde bize müsaade edilen din layık bir İslam. O yüzden siz tehlike arz etmiyorsunuz. O kocaman kapitalist sistem için Türkiye'deki Müslümanlar tehlike arz etmiyor. O kocaman kapitalist sistem için İslam dünyasındaki Müslümanlar tehlike arz etmiyor. Cezayir, Fas, Tunus, Kuzey Afrika halkları asla tehlike arz etmiyor. Aynı şekilde Orta Asya Müslümanları da bir tehlike arz etmiyor. Dini layık bir şekilde yaşamaya layık bir İslam yaşadığınız müddetçe hiç tehlike arz etmeyecek.
Yani siz faiz sistemine hayır demeyeceksiniz, banka sistemine hayır demeyeceksiniz, ceza hukukuna hayır demeyeceksiniz, ekonomik hukuka hayır demeyeceksiniz. Yani İslam'ın dışında olan hiçbir şeye, devletin bize dayattığı, devletin bizim önümüze koyduğu şey, hiçbir şeye hayır demeyeceksiniz. Layık bir İslam yaşıyorsanız, devlet layık değil burada, sizin inancınız layık, siz layık bir Müslümansınız, bu acı tarafı bu.
Aksi halde batıda olduğu gibi toplumun dünyevileşmesi, dine kayıtsızlaşması ya da dinsizleşmesiyle sonuçlanan bir layıkleşmeye sebep olur demiş, sebep oldu zaten. Biz şu anda aynen bunu söyledi, benim görüşüm, bunun söylediği gibi yaşıyoruz biz. Toplum komple dünyevileşti, komple. Hepimiz dünyevileştik. Bizim burada dünyevileşmeyen hiçbir yanımız ve yönümüz yok. Yani biraz daha biz ekonomik zorluk çekmiş olsak, intiharlar başlar bizde. Dünyevileştik çünkü. Bugün bayan sohbetinde dedim, bir tane yamalı giyen bir kimseyi görüyor musunuz?
Bir tane sökünü dikeni görüyor musunuz? Bir tane yamalı ayakkabı görüyor musunuz? Herhangi bir kimsenin ayağında. Fakiri, zengini hiç önemli değil ki. Biz dünyevileştik. Bizi komple dünyevileştirdiler. Biz dünyevileşmemiş olsak, koca koca AVM'lere, koca koca AVM'ler eklenir mi daha? Biz dünyevileşmemiş olsak, onca restoranlara hala daha restoranlar eklenir mi? Müslümanlar olarak biz yiyoruz, içiyoruz, geyiyoruz, geziyoruz. Avrupa'da yok, Türkiye'de satılan iPhone kadar.
Birinci sıradayız. İnterneti kullanmada birinci sırada. Lüks telefon almakta birinci sıradayız. Lüks araba almakta birinci sıradayız. Lüks markalar giymekte birinci sıradayız. Teknoloji üretmede en sonuncu sıradayız. En sonuncu sırada. Açın, istatistik okuyun. O yüzden İslam dünyası komple dünyevileşti. Biz haydi haydi dünyevileştik. Kim itiraz edebiliyor? Beytullah'ın etrafı kocaman, devasa otellerle çevrili. Siz Beytullah'ı diye yüzünüzü, gözünüzü, kafanızı kaldırdığınızda kocaman otelleri görüyorsunuz. Bundan rahatsız değil İslam dünyası.
Neredeyse Beytullah'ın bahçesine kocaman oteli konduracaklar. Diyecekler ki bahçeye yapmamız lazım. Dünyevileştik. İlk orada Hilton olmuştu. Hilton'un camlı bir mescidi vardı camdan önü. Oradan o camdan namaz kılmak, oradan teraviheye katılmak ayrı bir ayrıcalıklıydı. Şeyh efendiler, mübarekler oradan namazlarını kılarlardı.
Ben gördüm şeyhleri orada namaz kılıyor diye böyle otele camdan bakan müritleri biliyorum ben. Yüz elli, iki yüz tane, üç yüz tane toplanmışlar. Şeyhleri oradan camdan namaza duracak ya. Yani onu görmek için bekleşen müritler gördüm ben. Biz dünyevileştik bu noktada hem böyle o kadar çok dünyevileştik ki her şeyimizde dünyevileştik.
Buradan kendimizi geri aldığımızda hepimiz psikolojik rahatsızlıklar yaşayacağız. Hepimizin elinde dünyevilik oyuncaklarımız var. Eğer o oyuncaklarımızı kaybedersek biz hepimiz psikolojik rahatsızlık yaşayacağız. İnsanlar cep telefonlarıyla yatıyorlar. Rahatsız. Evde çocuklarımız cep telefonlarıyla yatıyorlar. Biz onları gördüğümüz halde bir şey yapamıyoruz. Çünkü çocuklar rahatsız, bildiğiniz rahatsız. Tedaviye ihtiyacı var. Ama aynı şekilde anne babaların da tedaviye ihtiyacı var. Onlar da bağımlılar. Neye? Onlar da cep telefonuna bağımlı. İnternet kesilirse hayatın sonu olacağını düşünüyoruz şimdi biz.
Rahatsızız. Dünyevileştik. Bir gün fırınlar ekmek çıkarmazsa aç kalır herkes. Rahatsız. O kadar dünyevileştik. Elektrikler kesildiğinde çamaşırımızı yıkayamayacak noktadayız. Bizi yönlendirmek, bizi yönetmek çok basit şimdi. Bizi tehdit etmek çok basit şimdi.
Bu kapitalist sistemin işidir. Gidin kocaman büyük, devasa bir kapitalist şirkette işe başlayın. Altınıza araba verir, telefonunuzu verir, yemek kartları verir, kıyafet kartları verir. Her şey verir size. Siz onu kaybetmemek için habere koşarsınız. Önünüze bir de sizin satış miktarı koyar. Örneğin işine göre der ki sanayide 400 bin lira satacaksın. Pestilinizi çıkarır sizin. Ama sizin altınızda araba. İşte kıyafet kartı nereden? İşte atıyorum. Beymenden. Beymenden işte yılda dört tane takım elbise giyeceksiniz. Ayakkabısından, kravatından, gömleğine kadar.
Beymen giyiyorsunuz örneğin. Altınızda araba. Beymenden her şeyinizi giymişsiniz. Çantanıza varınca kadar Beymenden. Şirket telefonunu veriyor size. iPhone X. E telefon sonsuz internet, sonsuz konuşma. Bitti. Siz onu kaybetmemek için var gücünüzle çalışıyorsunuz. Onu kaybettiğiniz anda zaten yolun sonu sizin için.
Aynı şeyi ülkelere yaptılar. Aynı şey ülkelere oldu şimdi. İnternetin kesildiğini düşünebiliyor musunuz? Türkiye'de kaos. Ve internet bizim elimizde değil. Google Türkiye'nin şalterini kapatırsa komplo Google yayınları çöker. Evinizi bulamazsınız.
Gideceğiniz adresi bulamazsınız. Yönünüzü bulamazsınız. Bütün erişimleri Google'un kendisinin bütün erişimlerini şifresiz açtığını düşünebiliyor musunuz? Bütün şifreleri kaldırdı. Yazdın Mustafa Özbağ diye. Mustafa Özbağ Instagram'da, Twitter'da, Facebook'ta ne paylaştıysa hepsini de döktü. Kim yazarsa yazsın. WhatsApp'ına varıncaya kadar. Kimle ne paylaştıysa. Kim ona ne paylaştıysa. Düşünebiliyor musunuz? Ne hale geliriz?
Dünyevileştik. Kendi kendinizi hayal edin. Bayanlar kendi kendinizi hayal edin. WhatsApp'larda orada burada gönderdiğiniz mesajları hayal edin. Düşünün. Kaldırdı şifreyi. Dünyevileştik. Her şeyimizden. Her şeyimizden. Allah bizi affetsin. Batı'da ruhban sınıfın siyasi hakimiyetine tepki olarak layıklık doğdu. İslam kültüründe ise Batı tipi bir layıklık uygulanırsa ruhban sınıfı doğacaktır. İslam kültüründe normalde Batı tipi bir layıklığın uygulanması mümkün değil.
Burada bu işi organize eden o kocamanlar, tepedekiler muhteşem bir şey yaptılar kendilerince. Komple Müslümanları inançlarını, vicdanlarını hapsettiler. Bizim Müslümanlığımız iman ettik. Müslümanız. Namaz, abdest, oruç bu kadar. Onu da tartışıyoruz zaten. Eller kulağının memesine değecek mi, değmeyecek mi? Sakız, orucu bozar mı, bozmaz mı? Ramazana bir ay kaldı. Şimdiden başlamamız lazım tartışmaya. Hocam ojeyle abdest alır mıyım, alamaz mıyım?
Saç boyası caiz midir, değil midir? Başka en gündemde olanlar. Dövme yaptırabilir miyiz, yaptıramayız mıyız? Gündemde bunlar. Bunlar hep gündem soruları. Yani işte kar payı almak caiz mi, değil midir? Bankalardan faiz alabilir miyiz, alamaz mıyız?
Ben takvaya yaşıyorum, bankadan faiz almıyorum, bankaya bırakıyorum. Çok matah ediyorsun, daha hala da faizi güçlendiriyorsun. Biz bunlarla uğraşıyoruz. Bizim uğraştığımız şeyler bunlar. Bizim normalde biz namazın rekatlarını, ezberli namazın mendupları, namazın mekruhları, namazın farzlarının vaciplerini, sular seller gibi okuduk. Başka bir ders yapmıyoruz zaten. Mesela bir sufi toplulukta böyle bir dersin olması mümkün mü? Yemin ediyorum değil. Vallahi de billahi de mümkün değil. Bütün Türkiye'yi dolaşın. Ne böyle bir soruyla uğraşırlar, ne de bununla buna kafa yorarlar. Gidin bütün cemaat cemaat, tarikat tarikat dolaşın.
Türkiye'deki bütün cemaatleri dolaşın. Yazıcısı, çizicisi, okuyucusu, risalecisi, süleymancısı, ışıkçısı, menzilcisi, İstanbul, Esat Çoşanmış, işte şuymuş, buymuş. Ne kadar tarikat, cemaat, topluluk varsa dinle alakalı hepsini teker teker dolaşın. Bakın yemin ediyorum ya böyle bir konu konuşmazlar. Mümkün değil konuşmaları. Böyle bir konunun içinden çıkmaları da mümkün değil. Konuşamazlar ve konunun içinden çıkmaları da mümkün değil. Yani tarikat sohbeti şöyle olmalıdır. Vay Şeyh Efendi'nin kaşlarına bak ya. Vuruldum ya. Ay ya. Ne kadar sakalı var ya. Pırın pırın parlıyor ya. Nur ya nur.
Baktım baktım kendimden geçtim ya. Allah. Bir de arada böyle bir sayha böyle bir, bir de titrecek böyle. Ondan sonra tamam ya cezbe geldi bitti. Hadin arkadaşlar. Işığınız gücünüz az gelsin. Bu, başka hiçbir şey konuşmuyorlar. Konuşamazlar da. Ben söyleyince de kızıyorlar bana. Onlara eleman lazım.
Bir titrecek, bir sayha atacak, bir bağıracak. İyi oluyor tabi uyanıyor cemaat biraz da. Herkes uyuyor ya. Birisi bana geldi öyle böyle dedi cezbe geçirenler var. Lazım dedim ben. Neden dedim. Uyuyor herkes ya dedim. Birisi bir sayha patlatınca uyanıyor hepsi de. Yoksa uyumaya devam edecekler. Bu ama. Kızıyorlar bana. Ben hani böyle zekat topluyorlarmış, zekat memurları varmış diyorum. Şimdi neyse örneğin işte başka bir cemaatten veya tarikattan bir evin içerisinde birkaç kişi var. Canları sıkılıyor. Yani böyle olur mu? Laf attı gene bize. Ya kimseye laf attım yok. Kimseye laf attım yok canım kardeşim benim. Din karşılığı para değil ki.
Kimseye ne laf atayım? Bana ne? Git sen kaç yüz bin lira veriyorsan ver. Beni ne ilgilendirir? Ben inandığım dini anlatıyorum. Ben Kur'an anlatıyorum. Sünnet-i Sen'i anlatıyorum. Diyorum ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azedette din anlattı diye. İnsanlardan bir ücret topladı mı? İsa aleyhisselam topladı mı? Musa topladı mı? Yakub'u, Yusuf'u, Yunus'u topladı mı? Hangi peygamber din anlattı diye para topladı? Çok basit. Bana bir tane peygamber getirin örnek. Bu din anlattı diye para topladı desinler. Buradan dünyevileşiyoruz biz. Dünyevileştiğimiz yer burası.
Buradan dakika bir, gol bir başlıyor. Bizim şimdi dünyevileştiğimizin, dünyevileştiğimizin işaretidir. Çayı parayla satmaya başladığımızda burada. Diyeceksiniz ki ya çay ne olacak ya? Bir lira toplansa ne olacak değil mi? O bir liraya kapı aralarsanız yarın beş lira olur burada çay. Ya ne olacak işte yeni kapı mevlevanesi alıyor işte bütün şeydeki İstanbul'daki mevlevaneler alıyor, Konya'dakiler alıyor.
Sema'da ücret alıyorlar. Her gelen ücret ödüyor. Sema izleyeceksen ücret ödeceksin. Birinci kategori, ikinci kategori, üçüncü kategori hepsinin fiyatları farklı. Yani işte onlar böyle tabii böyle üç selam yapıyorlar, devri veletle yapıyorlar. Bizi de eleştiriyorlar ya devri velet neden yapmıyorsunuz diye. E siz ücret alıyorsunuz yapın kardeşim işte tam usulü kaidesi. Milleten parayı ödüp hem devri veletsiz bir sema izlemesin. E siz buradan bir ücret almaya başlarsanız dünyevileşiyorsunuz. Oraya kapının önüne bir tane yardım kasası camilerde de var ya. Nerede var başka? Kiliselerde de var.
Camilere nereden girdi? Kiliselerden girdi. Hadis-i şerifte diyor ya adım adım siz onlara uymadıkça kıyamet kopmayacak. Camilerimizde de uyduk. Kocaman böyle gör gözün kör mü? Bak burada kocaman bir kasa var. Bir de kocaman kilitli bir de. Ulan hala daha görmüyorsun ya. Gözün kör mü? Oraya bir para at. Sebep? Yardım et. Neden? Neden? E edeceksin ya neden? Burası dilenme yeri mi? Ama göreceksin onu. Dünyevileşiyoruz.
Farkında değiliz. Hutbeler dünyevileşiyor. Hutbe. Siz bir cuma namazı, hutbenin sonunda para istenilmediği bir cuma namazı hatırlıyor musunuz? Ben hatırlamıyorum. Geçen cuma bunu düşündüm, düşündüm, düşündüm, … Yok dedim ya bir cuma yok. Bir cuma yok. Yukarıdaki dükkandan arkada bir cami vardı. Böyle ikide bir de adam istiyordu. Gittim kulağına dedim. Ya isteme ya. Bir cuma isteme dedim. Ne ihtiyacınız varsa ben göreyim dedim ya. Ben alacağım her şeyi dedim ya. İsteme dedim. Böyle baktı bana. Sen böyle tuhaf tuhaf ne söylüyorsun diye. Geldi bu dükkana.
Dedim isteme. Ne lazımsa bana söyle dedim. Yok isteyecek adam. Gene istedi. Dedim ya istemeyecektin ya. Ya bırak dedim doğalgaz parası toplanır mı ya dedim. Bu cemaat burada caminin doğalgazını ödemiyorsa dedim. Elleme soğukta kılsınlar dedim ya. Ya söyle dedim. İki tane, üç tane esnaf ödeyelim biz bunu dedim. Yok isteyecekler. Olur olmaz hutbe de okuyacaklar. Bir cuma ya bir cuma. Yani bir cuma. Düşünebiliyor musunuz? Hutbenin sonunda para istenmeyen bir cuma. Dünyevileştik. Bakın dünyevileştik. Hiç kimse de bir şey demiyor.
Ben bir iki bir şey diyecek olduğum cumaları. Bir arkadaş sonra cumaya gelmedi benden. Kulağını kaşıyor bir de şimdi. Sen dedi tehlikeli adamsın dedi ya. Ben senden cumaya gelmeyeceğim bir daha dedi. Yoksa senin derdin cumaya gelmemek dedi. Onu mu bahane ettim. Bilmiyorum artık bak. Sorumlusu sensin. Türkiye örneğinin İslam dünyasında yaşanan layıkleşme tecrübili. Tecrübelerinden farklı ve başarılı olmasının sebebi Seyit Bey ve Ziya Gökalp'in Hanefi maturidiliğe ait hukiki ve fıkhi metinlere başvererek din devlet ayrımını meşrulaştırmaya çalışmış olmalarıdır. Katılmıyorum. Profesör Doktor Sönmez Kutlu.
Bu yozuda her şey alıntıdır. Eyvallah. Katılmıyorum. Türkiye örneği hiç kimseye örnek olacak bir noktada değil. Allah bizi affetsin inşallah. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hayatını tam anlamıyla anlatan bir kitap tavsiye eder misiniz? Bu konuda bir hayli kitap var hayatını anlatan ama bana deseler ki komple hayatını okuduğum bir kitap var mı? Yok. O yüzden de bu noktada tavsiye edebileceğim bir kitap yok. Ben de normalde klasik işte Kütüb-ü Siddet, İmam Buhari, Tirmizi ondan sonra, İmam Malik'in Muvattası, kitap olarak elimde var olan hadis kitapları. Aklıma gelenleri söyledim şimdi. Bunlar var bende. Normalde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin direkt hayatını anlatan, zannediyorum şeyin bir kitap var ama bende onun hayatını anlatan, onu da okumadım.
Şimdi kitabın ismi de aklıma gelmiyor. O yüzden bu noktada bir kitap ismi veremeyeceğim. Hakkınızı helal edin. Ben hoca nikahıyla evlenmiştim ama altı aydır görüşmüyoruz. Nikah devam ediyor mu? İslam hukukuna göre bir kimse evlenebilecek olan bir erkek, evlenebilecek olan bir kadını, seni nikahıma aldım dese, İslam hukukuna göre nikah nikahtır.
O adam seni boşadım deyinceye kadar o kimse onun nikahında durur. Görüşsün, görüşmesin, konuşsün, konuşmasın. Ama normalde işte erkek ben seni boşadım, sen benim eşim değilsin, sen benim karım değilsin, sen bana artık haramsın dediyse o zaman talak vaki olmuş olur. Yani boşama gerçek olmuş olur. Ama öbür türlü, ben seni boşadım demediyse veyahut da boşama kastıyla, kinayesiyle, onu kinayeli sözler olarak geçer nikahda.
Hani örneğin, sen benim annem gibisin, sen benim kız kardeşim gibisin artık, sen bana haramsın. Bu noktada bu tip, bunlar kinayeli sözlerdir, hanefilerce. Böyle kinayeli sözler söylediyse yine normalde o zaman o kimse boşamış olur kadınına. Öbür türlü bunları demediyse, görüşüp görüşmemesi ikinci plandaki şey, nikah nikahtır duruyordur.
Erkek boşadım der ise, nikah biter. Üç talak boşadım der ise, nikah biter. Öbür türlü nikah bitmez. Hakkınızı helal edin. Şimdi mesneviden bir şey yapsak saat on. O yüzden önümüzdeki hafta inşallah mesneviden devam ederiz. Bu önümüzdeki cuma değil mi? Kandil. Önümüzdeki cuma kandil. Allah izin verirsen inşallah buradayız yine. İftarı da burada edeceğiz. Cuma günü tek gün oruç tutulmaz. Tutabilecek olanlar perşembe, cuma tutmaya gayret etsinler. Yani cuma, cumartesiye değil, perşembe, cuma yapsınlar. Veyahut da kandil niyetiyle perşembeden de oruç tutabilirler. İnşallah cumayı da tutarlarsa harika olur.
Ama cuma günü tek gün oruç tutmak caiz değil. Ondan sonraki bir dahaki pazara da Allah izin verirse cepheye sema etkinliği var. İnşallah bu cuma kandil ondan pazar değil bir dahaki pazarına da ayın kaç oluyordu. Öyle mi? Cumanın pazarına mı cepheye sema? Ardı ardına ha maşallah tesbih tanesi gibi ya. Evet bu cuma kandilmiş. Cumanın ardına da cepheye sema imiş. Ben böyle çok uzun, bir haftalık yani on günlük program benim için uzun program oluyor. Ben böyle o zaman sıkıntı yapıyorum kendi kendime. Ben böyle iki üç günlük programlar benim için şey.
Yani ardı ardına geliyor nasıl olsa diye. O yüzden karışıklık bende o yüzden. O zaman önümüzdeki cuma kandil, pazarına da cepheye sema. İnşallah. Allah şimdiden kabul etsin inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.