Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 13 Eylül 2014

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 14 Eylül 2014 · 2:11:36

Allah gecenizi, gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak inşâAllah umduklarınıza nail eylesin. Kortuklarınızdan hıfz-ı muhafaza eylesin inşâAllah. Dervişin mürşidine olan ihlas ve samimiyeti nasıl olmalıdır? Evet. Bir kimse Allah'a ihlaslıysa, Cenab-ı Hak'ın dinine ihlas ve samimiyetle bağlıysa, Kur'an ve sünnete ihlas ve samimiyetiyle iman ettiyse, onun diğer varlıklara karşı olan davranış biçimleri bu iman, bu samimiyet üzerine tecelli eder.
Yani bir kimsenin Allah ve Resulüne imanı samimi değilse, mürşidine, annesine, babasına, kardeşine, bir mümin kimseye, arkadaşına, dostuna veya ibadetine samimi olması düşünülemez. Zaten bir kimsenin Allah'a karşı samimiyeti yok da, insanların içerisinde samimi görünüyorsa, onun samimiyeti hakikatten değildir. Burada sıkıntı vardır.
Bir kimse Allah'a dost olup, Allah'ın yaratmış olduğu varlıklara, Allah'a dost olup, Allah'a iman etmiş müminlere düşmanlığı olabilir mi? Olamaz. Zaten bu dinde gizli şirk olarak beyan edilmiş. Bunun adı riya, riya da gizli şirk. Ümmetimin gizli şirkinden korkarım. Bir kimsenin samimiyetsizliği gizli şirktir. Samimiyetsiz olduğu halde samimi görünüyorsa, ihlası olmadığı halde ihlaslı görünüyorsa, o kimseye riya yapıyordur. Riya yapan kimse, gizli şirk üzerindedir. Örneğin bu amelde riya vardır.
Bir de normalde imanda şirk vardır. İşte amelde şirk vardır. Bu noktada iman, Allah'a imanda şirk. İbadetlerde riya, şirk gösteriş. Mesela bir kimse Allah'a inandım der, böyle bir münafık kalmadı da, ondan sonra ya benim inandım, bana sizin inandınız, size der. Böyle kalmadı artık. İnsanlar önceden bunu can korkusuyla diyebiliyorlardı. Şimdi can korkusu yok. Hatta bir ara tersine oldu. Müslümanım diyenin boğazını sıkıyorlardı. O zaman için Müslümanım demekten uzaklaşmaya çalışıyorlardı insanlar. Bunun gibi. Yani bu noktada duran bir kimsenin böyle bir can tehlikesi yok şimdi. Böyle bir münafıklık kalmadı. Ama Müslümanları aldatmak için münafıklıklar var şimdi.
Müslüman kitleleri aldatıyorlar. Müslüman kitleleri aldatırlarken de dinle aldatıyorlar. Bizi aldatan dinle aldatıyor. O yüzden normalde meseleyi dağıtmayayım şimdi. Bir kimsenin, bunları böyle sınıflandırmayın. Bir arkadaşına olan samimiyeti, işte dervişin dervişi olan samimiyeti, dervişin mürşidi olan samimiyeti, dervişin Hz. Resulullah'a olan samimiyeti, dervişin işte Allah'a olan samimiyeti deyip de kategorileştirmek, belki de eğitim açısından söz konusu olabilir ama bir kimse, şunu unutmayın, Allah'a samimiyse bütün hayatına o samimiyet tecelli eder.
Bir kimse Allah'a hakiki manada iman ettiyse, onun imanı, onun imanı, onun bütün hayatına ve felsefesine tecelli eder. Ne kadar imanı kemale erdiyse, oturduysa, yerleştiyse, hayat yaşantısına, tarzına ve felsefesine de o kadar yerleşir, oturur. O kimse o zaman evinde, işinde, aşinde, kardeşinde yalnız kaldığında, insanların içerisinde aynı ihlas ve samimiyetle gider.
Meşhur, hani ben bazen söylerim ya, burada herkes derviş. Oturuyor herkes, ooo harika, mükemmel, harika. Buradan çıktığında ne yapıyor? Evinde ne yapıyor? İş yerinde ne yapıyor? Sokakta ne yapıyor? Yanında çalışan elemanlarına ne yapıyor? Alışveriş ettiği kimselere ne yapıyor? Elinin altındakilere nasıl davranıyor? Kendisiyle ilişkide bulunan tüm kimselere karşı nasıl davranıyor? Bu önemli. Ben burada Mustafa Özbağ olarak size küfretmiyorsam, evde küfrediyorsam, ben riyakarın tekiyim.
Gizli şirk bu. Ben sizin yanınıza gelip de, işte böyle nafile namazdan başını kaldırmayıp da, eve gittiğimde yalam yapacak namaz kılıyorsam, bende şirk kokusu var. Gizli şirk bu. Ben buraya gelip de, size aman sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz deyip de, gizli mahvezlerde, gizli yerlerde sağ cebime koyun diyorsam, şirk var, şirk.
Sufileri toplum kabul etmez hiç. Gerçek Sufileri. Tarih boyunca gerçek Sufilerin düşmanları inananlardan olmuştur. Bir Sufi hakikatsa, onun düşmanı yanı başındadır. Ağır gelir yanındakine. Sufi eşine ağır gelir. Sufi çocuğuna ağır gelir. Sufi yanında duran kimse ağır gelir. O kimse yiyecek çünkü, ya Sufi'nin yanında yiyemez. Kandıracak, onun yanında kandıramaz. Aldatacak, onun yanında aldatamaz. Gevşecek, onun yanında gevşeyemez. Hakaret edecek, onun yanında hakaret edemez. Hanımına zulmedecek, onun yanında zulmedemez.
Birisine bağıracak, çağıracak, onun yanında bağırıp çağıramaz. Ağır gelir. Ağır gelir. O yüzden gerçek Sufilerin etrafında duran çok az insan vardır. Hani Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri'nin, böyle bir de o gerçek Sufileri, Padişaha hep jurnalleyenler vardır. Gerçek Sufileri, sisteme jurnalleyen insanlar vardır. İşte malum, o zaman da jurnallemişler. Demişler ki, Hacı Bayram var, etrafında çok mürid var. Sana karşı ordu çıkaracaklar. Yıldırım Beyazıt malum gider ya, der ki böyle böyle bir söylenti var. Doğrudur efendim, bize tabi olan çok der. Peki der, tabi olan hepsi de benim müridim değil der.
Meşhurdur ya, çıkar bir çadır kurdurur, bütün müritleri toplar, kılıcını çeker, kim bana teslimler. Kellesini alacağım onun, böyle der. Böyle dervişlerin içerisinde çok beğenilmeyen, böyle pejmurda, hırpani bir kimse. O çıkar, efendim ben size Allah rızası için inandım, iman ettim sizin velilinize. Ben size tabiyim, bu yola kellem gidecekse, başım gidecekse, başım gözüm üstüne der. Hacı Bayram Veli çok celalli, geri içeri der, girer o. Bir müddet sonra, kılıcından kan damlaya damlaya çıkar. Der ki var mı başka? Kadının birisi çıkar. Aynı şekildedir. Öyle çıkar bir kadının birisi. Efendim ben de size inandım der. Gir sen de içeri der, o da içeri girer. Yine kılıncından kan damlaya damlaya çıkar dışarı.
Var mı başka der, başka kimse yok. Döner padişaha der ki, der ki sayın devletli, biz der iki buçuk dervişiz. İki buçuk derviş. Geri kalan talip der, derviş değil, talip. Gerçek sufilik zor zanaattır. Adamın boynunda, ben hep öyle derim sufiliği, boynunda sufilik ilmiği vardır.
Sen o sufilik ilmiği boynundayken, hayat senin için kolay değildir. O yüzden, müridin şeyhine olan edebi nasıldır? O dervişin edebi sokaktaki kadına, erkeğe, çocuğa, bir insana nasılsa, o kimsenin şeyhine olan edebi de aynıdır. Değişmez bir şey. Adam gelir, şeyh efendinin yanında, böyle durur. Ala, ala. Babasına ne dediğine bakalım. Babasının yanında da böyle duruyorsa, annesinin yanında da böyle duruyorsa, bir yaşlı bir kimsenin yanında da böyle duruyorsa, harika, harika. Çünkü gerçek sufi, Allah beni görüyor, işitiyor diye düşünür.
Hakikat ehli ise, karşısındakini Rab görür. Bu ağırdır. Bu işin sır noktasıdır. O yüzden sufinin mürşidine olan edebi, çocuğuna edebi nasılsa öyledir. Eşine edebi nasılsa öyledir. Siz, çok affedersiniz, tilkiye aslan postu giydirebilir misiniz?
Tilkiye aslan postu giydirirseniz ne olacak? Tilki, tilkilini yapacak. Gene kandıracak ortalığı. Siz koyuna, koyuna, kuzuya, kurt postu giydirirseniz ne olacak? İlk hareketinde, onun koyun olduğu çıkacak meydana. Siz kuzuya, koyun postu giydirirseniz ne olacak? Koyun postuna bürünmüş.
İlk harekette, kurt olduğunu çıkaracak meydana. Sufilik, bir kimsenin ahlakını, en güzel noktaya getirmesidir. Ahlakını en güzel noktaya getirirse, ve bu ahlakını, oturtturur, yerleştirirse, işte o zaman, sufi, her yerde sufidir. Eğer sufinin ahlakı, bu noktada oturup yerleşmediyse, yerleşmediyse, onda oturmadıysa, değişim, dönüşüm bu noktada, olumlu noktada mutasyon gerçekleşmediyse, o kimsenin ahlakı, neredeyse o öyledir.
Yani bir kimse, buraya geldi, edeble durdu, harika, dışarıda edepsizlik yaptığında, Allah görmeyecek mi onu? Burada geldi çok güzel, dışarıda birisini aldatınca, Allah görmeyecek mi onu? Değişen bir şey yok. Burada harika, çok iyi derviş, o iş yerine gitti, çalışan elemanlara küfretti, hakaret etti, haksızlık etti, görmeyecek mi onu Allah? Allah bizi affetsin. Bir sohbetinizde, sevmek, efe yürekli insanların işidir demiştiniz. Sevenin efe yürekli olmasını, olması mı gerek? Açıklar mısınız? Burada efe yüreklilikten kasıt, bize öğretilen efelik. Ben Ege çocuğuyum ya biraz, bize efelik şöyle öğretildi, haks, haklının yanında durmak, haksızın değil, mazlumun yanında durmak, zalimin yanında değil, fukaranın yanında durmak, zenginin yanında değil, insanların içerisinde, halkın içerisinde bulunmak, iktidarın yanında değil.
Bize, efelik bize öğretilirken, biz orada, efeliği alırken, efelik duygusunu, düşüncesini, öğrenirken, bize bunu anlattılar. Bizim, anladığımız efelik buydu. Bizim anladığımız efelik, insanların namusuna göz dikmeyen, şerefine, haysiyetine göz dikmeyen, sofrasında bir lokma yemek yediyse, o sofra sahibine ihanet etmeyen, nankörlük etmeyen, bir yolculuk yaptıysa onunla, onu satmayan, onu değişmeyen, onunla bir şey paylaştıysa, paylaştığı kimseye karşı, o kimse, hata, kusur yapsa dahi, onun hatasını, kusurunu susan,
örten. Bizim efelik anlayışımız buydu. Biz efeliği hala da öyle biliyorum ben. Efelik sonradan değişmiştir, başkalarında değişmiştir, onun adı efelik değildir. O yüzden sevmek, efe yüreklilerin işidir. Sevmek nankörlerin, vefasızların, öfkeli hainlerin, sevmek ağzından çıkanı bilmeyenlerin, kulağa ağzından çıkanı duymayanların, kıran, döken, yaralayan, inciten, kimin haklı, kimin haksız olduğunu bilmeden, hareket edenlerin işi değildir.
Sevmek, insana istikamet veren, doğruluk, dürüstlük, sevmek, arkadaşına destek çıkmak, kardeşine, yoldaşına, kol kola girmek, ihanet etmemek, vefasız olmamak, üç adım sonra satmamak, beş adım sonra bir sandviçe değişmemek, sevmek, mala, paraya, pula, değişmemektir. içmemektir. Sevmek için, mangal gibi yürek lazım. Sevmek, köçeklik değildir. Sevmek, dansözlük değildir. Sevmek, kıvırtmak değildir. Sevecekse, adam gibi sever. Adam gibi sevmek, erkeklere has bir şey değildir. Buradaki adamlıktan kasıt, ademliktir.
Ademlikten kasıt, kemale ermektir. Kemal-i ermekten kasıt, Allah'a halife olmaktır. Bunun kadınla, erkekle alakası yoktur. Adamlık, ademden gelir. Adem, hem kadını, hem erkeği bünyesinde bulundurur. Ademden kasıt, hem erkekliği, hem kadınlığı üzerinde bulundurmaktır. Buradaki kadınlıktan kasıt, ilk kadın da Hazreti Havva'dır, Adem'den zuhur etmiştir. Kadından da adam olur. Hatta kadından öyle adamlar olur, adamız diye dolaşanların, yüz tanesini toplarsın, o kadının yarımı yapmaz. O yüzden sevmek, Efe yüreklerinin işidir. Sevmek, şu anda insanların, içerisinde dolaşan, şehvani duygu değildir.
Şimdi insanlar, Hazreti Mevlana'nın deyimine göre, şehvetlerine aşk zannediyorlar. Sevmek, ölümünedir, ölümüne. Bu insanların içerisinde, körü körüne sevmek deyip, kaçıyor herkes. Evet, sevmek, körü körüne sevmektir. Çünkü, gerçekten seven kimse, körün, körün, körüdür. Neden? Sevdiğinden başka, hiçbir şey görmez o. ve sevdiğinden başka, bir şey gören göz, seviyorum diye çıkmasın, onun gözü kör olur. Seviyorum diye çıkmasın, onun gözü kör olur. Bu, zahiri manada, kör olur. O yüzden sevmek, herkesin işi değil.
Herkesin işi değil. Herkes sever. Herkes sever. Herkesin neyi, ne kadar sevdiği, önemlidir. Yoksa, sevginin, bulaşmadığı, sevginin, tecelli etmediği, hiçbir, varlık aleminde, bir şey yoktur. Ama, insanların, veya varlıkların, neyi, ne kadar sevdiği, önemlidir. O yüzden, seveceğiniz, şahısa, seveceğiniz, şahsı, iyi belirleyin. Dönüşü, olmayan yoldur, sevmek. Seveceğiniz, kadınsa, iyi belirleyin. Dönüşü, olmayan yoldur. Seveceğiniz, erkekse, iyi belirleyin. Dönüşü, olmayan yoldur. Seveceğiniz, üstadsa, iyi belirleyin. Dönüşü, olmayan yoldur.
Seveceğiniz, Hz. Peygamber ise, iyi belirleyin. İyi hesaplayın. Dönüşü, olmayan yoldur. Seveceğiniz, Allah ise, iyi hesaplayın. sonunda, kanınızla onu ödersiniz. Sonu budur. Eğer sonu, kanınla yazılmıyorsa, sen gerçekten Allah'a aşık değilmişsindir. Geldi birisi, dedi ki, Ya Resulallah, seni çok seviyorum. Dedi ki, sıkıntılara karşı hazırlıklı ol. Dikkat edin. Sıkıntılara karşı hazırlıklı ol. Birisi geldi, dedi ki, Ya Resulallah, ben Allah'ı çok seviyorum. Bela ve müsibetlere karşı hazır ol, dedi. Bela ve müsibetlere karşı hazır ol. Sevmenin bedeli, gül bahçesinde gül derlemek değildir.
Gül bahçesinde gül derleyecek olanların, bu dünyada, sevmekle işleri yoktur. Bu dergaha gelenler, bu tekkeye gelenler, bizimle beraber yol yürüyenler, sevmek gibi bir iddianız var ise, ve sevmek gibi bir iddianız Allah ve Resulüne ise, size gül bahçesi vaat etmiyorum. Gideceğiniz yol dikenlidir. Gideceğiniz yol taşlıdır. Gideceğiniz yol engellidir. Gideceğiniz yol zorluklarla örülmüştür, kolaylıklarla değil. Gideceğiniz yol yalnızlıktır. Gideceğiniz yol garipliktir. Gideceğiniz yol etrafınız tarafından tanınmamaktır. Gideceğiniz yol ezilmektir.
Gideceğiniz yol zelil bir hayat yaşamaktır. Kıymetsizliktir. Gideceğiniz yol makam sahibi olmak, mevki sahibi olmak, para sahibi olmak, pul sahibi olmak değildir. Gideceğiniz yol beni alkışlasınlar, beni baş üstünde bulundursunlar, baş köşeye oturtursunlar yolu değildir. Eğer öyle bir yol arıyorsanız, Yezid'in, Muaviye'nin yolunu takip edeceksiniz.
Öyle bir yol arıyorsanız, bu yol burası değil. Burası değil. Bu manada sevmek hakikaten ise sıkıntılı bir yoldur, çileli bir yoldur. Hakikaten. O yolda koşan kimse onun farkında değildir. Bu ayrı meseledir. Bu ayrıdır. Çünkü seven kimse kendinde değildir. Kendinde değildir. O zorluğun içerisinden giderken, kendince o zorluğu yaşadığını daha fark etmeyebilir. O yüzden sevmek Efe yüreklilerin işidir. Efe yüreklilerin, on kişi yola çıkıp, iki kişi kalmak değildir.
Sekizi nerede? E kaldı. Ne oldu? Ayağına diken batmış. Yok aç kalmış. Yok ona yan bakmışsın. Yok ona ters bakmışsın. Yok ona ön bakmışsın. Yok ona selam vermemişsin. Yok onu davet etmemişsin. Yok onu çağırmamışsın. Yok onu püşpüşlamamışsın. Yok ona tebessüm etmemişsin. Yok onu yemek yedirmemişsin. Yok onu davet etmen gerekiyormuş. Her gittiğin yere önceden çağırıyormuşsun. Şimdi çağırmıyormuşsun. Oh oh oh. Dolu. Ben yazıyorum. Cuma günü İstanbul'da işte, ne o? Vakıf binasında gündüz bayanlara, gece erkeklere sohbet var. Bana haber vermiyorsun.
Var, haber verdim geldin mi? Yazdım oraya. Burada sohbet olduğunu bilmeyen var mı? Nerede salim? Kaçıncı yıl burası? 2003. 9 yıl mı olmuş? 11 yıl mı? 11 yıldan beri her cumartesi bayramlar hariç, cumartesi bayrama denk geldiyse hariç, 11 yıldan beri Cenab-ı Hak'a hamdolsun, Cenab-ı Hak inşallah istikametimizi bozmasın, burada sohbet var. Allah Allah! Bugün sema olmayabilir.
Semayı bekleyenler var ise şimdiden söyleyelim. Öyle ya. Ya da gece saat 1-2 olabilir. O yüzden normalde, burada 11 yıldan beri sohbet var. 11 yıldan beri sohbet olduğunu bütün herkes biliyor mu? Biliyor. Sevmek, her şey sevmek. Bizi ümitsizliğe düşüren şey nedir? Bununla nasıl mücadele edebiliriz? İnsanı ümitsizliğe düşüren şey, vesvese noktasında şeytan vesvese verir. Ama biz ümitsizliğe kendi kendimizi teslim ederiz. Bu da bizim Allah'a ve kendimize olan imanımızın eksikliğidir. Neden kendimize?
Biz Allah'a iman ederiz de, o işi Cenab-ı Hakk'ın bize bahşetip bahşetmeyeceğine dair, kendimizde olumsuzluk bakışımız vardır. Ümitsiz yaşamayın. Ümit edin, yaşayın, çalışın, çabalayın, Allah'a yardım eder. Bir günahı bırakmak için bir şart öne sürmek, örneğin üniversite sınavını kazanırsam alkolü bırakırım gibi. Bu adak yerine geçer mi? Yoksa haşallah ile pazarlık mı olur? Kardeş, haram haramdır, yanlışlık yanlışlıktır, pazarlık yapma. Namaz kılarken bir harfi yanlış okuyorum ve defalarca namazımı bozuyorum, ne yapmalıyım? Demek ki sen namaz kılarken harfi harfine onları düşünüyorsun. Eğer namazda Allah'ı tefekkür etsen, namazda desen ki ben onun huzurundayım, harf aklına gelmezdi.
Harf aklına geliyorsa, senin namazla olan bir ilişkini güzelleştir. Bir. İkincisi, bir kimse kasten bir harfi yanlış söylerse yanlıştır. Kasten bir harfi yanlış söylemiyorsak, sizin karşınızda zalim bir Allah yok, kolaylaştıran var. Diyor ki, bir harfi yanlış çıkarsa, ben ona melek görevlendiririm, o harfini düzeltir, katımı öyle çıkarırım der. O yüzden kardeşler, Allah sizin bizim düşündüğümüz gibi düşünmez. Allah gafur-u rahimdir. Sizin namazınızı kılmanızı ister. Namazınızı kılın. Namaz kılarken bir grup cemaat oluştursa, namazı bozup o gruba mı uymam gerek? Cemaatle namaz kılmak daha evla. Ama sen namazı bozup da onlara ulaşacağım diye uğraşma.
Namazını tamam et. Namaz kılarken ön safımız boş ise ne yapmalıyız? Safları doldurmak sünnettir. Abdest aldıktan sonra, göbek altın görünse abdestin bozulur mu? Bozulmaz. Hızla geçeceğim. Bir sufi adayının kibirlenene, kibirlenene, sadi-i şerifine bakışı nasıl olmalıdır? Hakkınızı helal edin. Sufiler eğitim ve öğretim dairesinde dururlarken, kibirlenene kibirlenmezler.
Dikkat edin. Ola ki onun kalbine kibir yer ede o zaman. Allah muhafaza eylesin. Kibirlenene kibirlenmek, bu noktada bu meselenin inceliğini bilen kimseleredir. Bazen gerçekten sıkıntılı haller olur. O zaman bu yol yine, sufi adayı da olsa yapabilir mi? El cevap yapabilir. Üstadım gideceğiniz, mübarek topraklardan hayırla vesile olup, hayırlısıyla dönerseniz inşallah. evladı Resulü'ne selamlarımı ve sevgilerimizi iletirseniz Allah'ın izniyle inşallah. İnşallah. Kardeşler, muhakkak ki Beytullah ve Medine-i Münevvere mübarek yerlerdir.
Dünya üzerinde kutsal üç tane Müslümanlarca mescit vardır. Mescid-i Haram yani Mekke, Mescid-i Nebevi yani Medine, Mescid-i Aksa Kudüs. Diğer mescitler, kutsal değildir. Bu mescitlere olan ziyaret, bu noktada mübarek ve kutsaldır. Ama şunu unutmayın. Siz burada neyseniz, orada da onu bulursunuz.
Burada neyseniz, orada onu bulursunuz. Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz, öyle diriltilirsiniz. Burada nasıl yaşıyorsanız, Beytullah'ta da onu bulursunuz. Farklı bir şey aramayın. Allah bizi affetsin. Ben üç senedir evliyim, çocuğum olmuyor, doktor tedavisi görüyoruz. Sizden Allah rızası için dua ediyoruz. Allah hayırlısını versin. Allah'tan hayırlısını isteyin inşallah. Veli kulları, kulları Allah dostunu nasıl tanırız? Nasibin varsa merak etme, dakikada tanırsın. Ben bunu böyle, evet insanlar ararlar, tararlar, bulmaya çalışırlar, arayan bulur.
Eyvallah. Ama şunu unutmayın, Allah'tan hayırlısını isteyin hep. Herkes bir sufi olacak diye bir kaydı yok. Herkes gelin, toplanın derler. Hani vardır böyle. Bunlar işin, meselenin, hakikatine, özüne vakıf olmayan insanlar. Her ağaçtan, harika bir mobilya olmaz. Kavak ağacından mobilya yaparsan, benim gibi 118 şekle bürünür o. O nemi görür, farklı olur. hava kurur, farklı olur. Her ağaçtan harika mobilya olmaz. Herkesten de harika sufi olmaz. İlla ki sufi olacağım Allah, sufi olacağım. Olamayabilirsin. Yürütemeyebilirsin.
Hakkın da hayırlısını iste. Sonra döner kendinden intikam alırsın. Yapamayabilirsin. An gelir birisine böyle ters bakarsın. Aa bana ters baktı der, çeker gider adam. Ya ne oldu? 20 yıldır buradaydın. Çektin gittin. E bana öyle baktın. Ha ne olmuş öyle baktıysam? Önceden bir bakış baktın, kalbimi yaktın diyordun ya. Şimdi bir bakış baktım, kalbini attın mı? Hayırlısını isteyin. O gelin, derviş olun, sufi olun, kendinizi kurtarın diyenler var. Biz onlardan değiliz. Ben onlardan değilim. ben 28 yıldan beri şunu söylüyorum. kardeşler, kardeşler, bu yol, güllük, gülistanlık bir yol değil.
Nefisle mücadele, güllük, gülistanlık bir yol değil. Nefisle mücadele, kolay atlatılacak bir şey değil. Nefisle mücadele, yanındaki adama kızmayacaksın, öfkelenmeyeceksin, adam sana haksızlık yapacak, nasihat edeceksin, anlatacaksın. Anlat, anlat, sabret, anlat, anlat, anlat. Bu. Sen hep etrafına iyilik yapacaksın, etrafına temiz davranacaksın, etrafına güzel davranacaksın, etrafına hoş davranacaksın, ahlakını düzgün tutacaksın, edebini düzgün tutacaksın, gerçek edepsizin birisi sana laf söyleyecek, sen sabredeceksin, gerçek sana hakaret edecek, sen sabredeceksin, gerçek senin olur olmaz konuşacak, sen diyeceksin ki sabredeyim, sabredeyim, sabredeyim, iyi olur, güzel olur.
Buna siniri, kimin katlanacak ya bu kadar? 28 yıldır bana bakıyorlar, ne zaman bizden bir şey isteyecek, ne zaman benden bir şey isteyecek, ne zaman benim paramı çalacak, ne zaman benim paramı çürpacak. Adam kendi kendini, kendisini paralı pullu zannediyor. Ben ne adı lan otur, oturduğun yere ne param var, senin diyorum, bir karman çorman oluyor. Kolay değil. Bir veliyi nasıl tanıcaz? İyi, nereden tanıcan? Nereden tanıcan? Birisinin gözünü açıp da, hasta olup olmadığını, doktor bilecek.
Sen nereden bileceksin? Doktor musun? Bizde şu var ya, biz doktordan fazla doktoruzdur, profesörden fazla profesörüzdür. Orada maden mühendisi var, ben şimdi maden mühendisliğinden, atıfta bulunacağım. Lan adam maden mühendisi, madenci. Ama ben madenden ahkam keseceğim. Veya en meşhur, kıssa odur ya, biz çocuğumuz elimizde doktora gideriz. Doktor çocuğumuz hasta. Doktor bakar, eder. Yani, gerçekten işinin ehliyse, bir şey yok. Aspirin al git der. Yok, bu bilemedi. Koş, başka bir yere. Koşarız biz oraya şimdi. O bakar, bize esnaflık yapar. Vay, efendim, hoş geldiniz.
Bu çocuğumuz hasta mı olmuş? Vay, evladım, benim kulaklıklar, iki tık tık, bir şık şık. Kızım, oradan şunu ver, bir ila, bir ağzına çocuğun bir şey, ağzına bakacak, kulağına bakacak, gözüne bakacak, bir tane hemşire, alınlı çalımlı olacak. Kızım, şunu ver, verecek, biz anlamayacağız, bakacağız öyle. o böyle bir esnaflık yapacak bize. Sonuçta aspirin yazacak yani. Veyahut da, böyle çocuğun sağlığını bozmayacak, hafif ateş düşürücü, hafif ağrı kesici, bir de diyecek ki bize, bakın, ateşi yüksekse, ateş düşürücü verin. Ha salakız ya biz. Ateşi yüksekse vermeyeceğiz de, düşükken vereceğiz. Bakın, dikkat edin, ee, ateşi düşük, ateşi yükselirse, yükselirse, yüksek değil daha.
Ateş düşürücüden verin, dinliyorum ben. Tamam. Ağrısı sızısı olur, ağrı kesici verin. İyi, tamam. E yok bunlar bu çocukta zaten. Ama o esnaf. Ne baktı doktor ya? Ne ilgilendi bizimle? Haa. Sen görüntüye aldandın. Hele daha enteresanı var. Bakıyor, inceliyor. Hadi biraz ıhlamur içerin, biraz nane, maydanoz, bal kaynatın, gidin. Bu hiç bilmiyor. Kim anlayacak veliden? Velinin veli olduğunu anlamak için veli olması gerekir bir kimsenin.
Birisi kalkmış, velinin belli olacağı yerler demiş. Cahil adamlar, hepsi de bu veli değil. Bu veli arıyor adam. Veliyi o imtihan ediyor. Kim imtihan ediyor? Cahil. Oturuyor şimdi. Ona demişler ya, gittiğinde kalbinden geçene cevap vermesi lazım. O geliyor, yeni gelmiş daha, kalbinden geçiriyor böyle. Be ahmak, o veli ise, senin öyle imtihan ettiğini görürse, zaten anlarsa, inadına söylemez daha.
Yani inadına derken, der ki ya ahma bak, imtihana gelmiş. Sen kimsin? İmtihan edecek olan Allah. Sen nesin? Ama yazmış ya birisi, veliler belli olsun diye. Ya kardeş, veliyi anlayacak olan ancak velidir. Veli olmayan bir kimse, veliyi nereden bilecek? Sen kör, ben kör. Bakacağız birbirimize. Ne alakası var? Veli, zahiri olarak anlayabilir ancak kimse, zahirini bilebilir. Bu ne? Kur'an ve sünnete bağlı olacak. Dakika bir, gol bir. Daha önce sen buraya geldin mi? Yok. Benim sohbetimi dinledin mi? Yok. Mesela örneğin, başka bir yer. Kendimle alakalı değil. Bu adamı tanıyor musun?
Yok. Sohbetini dinledin mi? Yok. Alışverisini biliyor musun? Yok. Yediğini içtiğini biliyor musun? Yok. Yaptığını ettiğini biliyor musun? Yok. Yürüdüğü yolu biliyor musun? Yok. Geçmişini biliyor musun? Yok. Be kardeşim, bir gecede nereden tanıyacaksın? Ama biz deccaliyet ve şeytaniyetin dayattığı popüler kültüre sahibiz. Biz onu raftaki kazak, askıdaki gömlek, raftaki ayakkabı gibi görüyoruz. Veli dediğin ne? Rafta ayakkabı. Getir koy, boldu mu ayağına, 41 oldu, tamam oldu. Bu Veli. Bu ayakkabı değil. Bu ayakkabı değil. Bu zahirende çözülecek bir mesele değil. Biz zannediyoruz ki adamın kafasında bir sikke, bir sarık, üstünde bir cübbe oldu.
Veli. Belki de deli. Belki de şeytanın askeri. Veli diye bildiğiniz adam, ertesi gün sabahleyen ben nebiyim diyor. Bir ertesi gün sabahleyen ben ne o Mehdi'yim diyor. Üç gün sonra diyor ki ben ne nebiyim ne Mehdi'yim diyor.
Nereden bileceğiz? Arkadaşlar, ölçü. Ahir zamanda ümmetimin peygamberlik kapısı kapanmıştır. Vah o ümmetin haline. Sahabeler bunu böyle söylüyorlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretine diyorlar ki, ne yapar ya Resulallah onlar? Ama diyor, ümmetime mübeşşirat kapısı açıktır. Mübeşşirat nedir ya Resulallah? Ümmetimin, ümmetimin, ümmetimden salih, ümmetimden salih rüyalar görülmesi. Salih rüya. Demek ki salih rüyalar, mübeşşirattan. Salih rüya ne? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin şekline, şemaline şeytan giremez. Cihar yeri güzün efendilerimizin şekline, şemaline şeytan giremez.
Adem aleyhisselamla Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin arasında peygamberlerin şekline, şemaline şeytan giremez. Sahih. Çünkü onlar din bize tebliğ ettiler. Sufiler derler ki, büyük veli mürşitlerin de şekline, şemaline şeytan giremez. Ben bunu kabul edenlerdenim. Bunun bir kısmı reddeder. Reddedenlere neden reddediyorsunuz demem. Onun yoludur. Ben kabul edenlerdenim. Çünkü benim ve varislerimin şekline, şemaline şeytan giremezler. Hadis-i şerif, başka bir hadis-i şerifte. O zaman o kimse ancak sen rüyanda böyle bir salih rüyayla gördüysen, Allah sana lütfetti kardeş. Bu Allah'ın lütfu. Allah'tan bunu dile. Bize iki üç lokmanın lafını yapıp ve o lokmaları kendi akrabalarına, yakınlarına dağıtıp üzerine de dalga geçer gibi helal et diyorlar.
Onların böyle yapmasıyla hak yemiş oluyor mu? Lokmanın lafı yapacak değilim. Fakat yaşlı bir bayana böyle davranılması hiç hoş değil saygıla. Lokma derken bizim dışarıdaki lokma ekibi için mi bu? Bunu anlayamadım. Lokma normalde insanların kendi yedip içtikleri lokma mı? Yoksa gerçekten bu bizim buradaki kardeşlerin yaptığı bir şeyse hemen bunu bana tekrar yazı olarak gönderin veyahut da şimdi burada hemen cehri söyleyin.
Bununla alakalı, bu soruyla alakalı tekrar söylüyorum. Bize iki üç lokmanın lafını yapıp ve o lokmaları kendi akrabalarına, yakınlarına dağıtıp üzerine de dalga geçer gibi helal et diyorlar. Onların böyle yapmasıyla hak yemiş olmuyor mu? Lokmanın lafı yapacak değilim. Fakat yaşlı bir bayana böyle davranılması hiç hoş değil. Burada bizim bahçede yapılan bir şeyse bunu, lütfen bahçedeyse bu mesele, bunu ayan beyan açıkça yazın buraya. Burada bahçede oldu deyin, biz onlar da bu sohbetimi dinliyorlar zaten, gereğini yapalım. Çok gürültü var, sohbeti dinleyemiyoruz. Evet dışarıdaki kardeşler bu konuda her hafta bununla alakalı konuşmak zorunda kalıyoruz, lütfen.
İnsanlar kurasız hacca gidiyorlar, böylece kura ile gidecek bir kişinin hakkına mı giriyorlar? Bakıyoruz, 11 bin euroya özel haç yapıyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Belli bir kontenjan yok mu? Ne yazık ki yok, zalimlik kol geziyor. 10 bin euroya hacca gidenlerin olduğunu görüyoruz, duyuyoruz. Sonuçta eğer ki devlet ve devleti idare eden diyanet bu noktada böyle bir işte davranıyorsa, böyle bir şey yapıyorsa gerçekten zulmediyorlar.
Zulmediyorlar. Aslında daha ileri konuşurum bu meselede, haçla alakalı meselede uluslararası bir zulüm var. Evet bahçedeki lokma ekibi bu sizinle alakalı. Kim bu arkadaş böyle saygısız davrandıysa gitsin o kimsenin gönlünü alsın, gönlünü alamıyorsa elbisesini çıkarsın.
Lokma ekibindeki arkadaş kimse bunun kim yaptıysa bunu. Gidecek o arkadaşın gönlünü alacak kimin kalbini kırdıysa, onun kalbini kırdığı kimsenin gönlünü alamıyorsa, her kimse lokmanın başındaki o kardeşin elbisesini çıkarın. Hiçbir kimsenin üzerindeki kıyafetle kıyafete yakışıksız hareket etmesi beklenilemez.
Dünyanın en zalim insanları peygamberlerin kıyafetiyle kıyafetlenip etrafına zulmeden insanlardır. Bir kimse üzerinde taşımış olduğu kıyafetin hakkını verecek bu kim olursa olsun. Dikkat edin. Üzerinizde kıyafet var mı? Var. Sizin üzerinizdeki kıyafetler de insan kıyafeti. Siz de insan olun. Eğer insanlığa uygun davranmıyorsanız, sizin de kıyafetinize hakkınız yok. Hele bir kimse özel bir giysi giyiyorsa, bu onun üzerine yüktür bir yerde. Niçin?
O bir şeyi temsil ediyor. O bir şeyi temsil ediyorsa, temsil ettiği şeye uygun davranacak. Bu kim olursa olsun. Hocam şimdi ilk defa geliyoruz, ben çocuğumuzu yolladım, onu dağlattılar maalesef saygılar. Dağıldı lokma ekibi bugün.
Bu işler böyledir. Her gün titiz olmak gerekir. Sufi uyanık olmalı derken, durum budur. Senin için gaflet söz konusu değildir. Sen bir kıyafet seçtiysen, senin gafletle davranmaya hakkın yoktur. Sen onu yıllardır yürütüyorsundur. Sende aynilik oluşmayacak. Sen o elbiseye uygun davranacaksın. Bir an gelir, gaflete düşersin, başını da yakarsın. Yakarsın. Allah hiç kimsenin başına vermesin. Ama ince ve titiz davranmak gerekir. Haklı insanlar. Bakın o kimse ilk defa gelmiş. İlk defa gelmiş bir kimse, ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyor.
Şimdi buranın müdavimleri diyorlar ki, içlerinden kimisi. Hocam, işte burada hizmet edenlerin bir seferde yaktın başını. O ilk defa gelmiş. Senin burada yıllardır hizmetini görmek zorunda değil. Ama sen hata yapmak lüksüne sahip değilsin. Yapabilirsin. Bu gayri ihtiyar bir hatadır. Bu ayrı mesele. Ama birini ağlatmak hiç kimse için yok. Kim var lokmanın başında bugün? Evin erkeği, içteki problemini kendi stres ve sıkıntısını eve taşımalı mıdır? Hayır. Evde terör estirmeli midir?
Cahil insan o. Tekke sohbetlerinin birinde Atatürk'ün Balıkesir hutbesiyle ilgili söylediklerinizden sonra, o sohbette Atatürk'ü övdü mü, ne demek istedi şeklinde sorularla karşılaşıyoruz. Bunları nasıl cevaplamalıyız? Bir real bir şey var. Real bir şey var. Bu real bir şey ne? Bir kimsenin yapmış olduğu bir şey. Atatürk Balıkesir'de hutbeye çıktı mı? Çıktı. Bunu reddedecek olan kim? Neden görmek istemiyoruz? Bunu görmemekle iyi bir şeyi inkar etmiş olmuyor muyuz? Hani biz iyiliği, iyiyi, güzeli, doğruyu görünce onun hakkını verecektik. Kötüyü, çirkini görünce de ona real davranıp bu da kötü çirkin diyecektik.
İnternette herkes ağzına geleni konuşmuş. Benim Facebook'um, Facebook'um yok. Ve kardeşler, Atatürk Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulmasında en büyük faktörlerden birisi mi? Evet. Bize hep dinsiz dediler değil mi onunla alakalı? Evet. Ben de dedim ki, Arkadaşlar, bir kimsenin imanlı veya imansız gideceğine hükmedecek olan Allah, bir adamın kafir veya mümin olduğuna hükmedecek olan Allah, bu yetkiyi nereden aldınız? Bu yetkiyi kim verdi size? Allah yetkisini mi sizden paylaştı?
Evet, Atatürk Balıkesir'e çıktı, hutbe okudu. En büyük din İslam dinidir dedi. Bozulmamış tek kitap Kur'an-ı Kerim'dir dedi. Muhammed-i Mustafa peygamberlerin sonuncusudur, ehvenidir, en iyisidir dedi. Neden gocunacağız bundan? Neden gocunacağız?
Elmalı Hamdi Yazır'ın büyük İslam tefsiri, Atatürk'ün zamanında basıldı, yayınlandı. Atatürk'ün bu noktada müsaadesiyle yazıldı. Atatürk'ün de haberi var, altında imzası var. Ey Türkiye Cumhuriyeti'ni, devletini idare eden, bugüne kadar idare edenler, Atatürk'ün zamanında yazılmış olan bu tefsiri, okullarda neden ders kitabı haline getirmediniz? Camilerde neden bunu sohbet konusu haline getirmediniz? Ey Atatürk'ü seviyorum diyenler, Atatürk'çüler! Atatürk'ün zamanında bastırılmış olan bu tefsiri, halk evlerine neden koymadınız? Atatürk'ün yazdırmış olduğu bu tefsiri, okullarda eğitim, öğretim programına niçin koymadınız? Bunu soruyorum.
Televizyonlarda neden okutmadınız? Neden okutmadınız televizyonlarda? Neden radyolarda okutmadınız? Neden ilkokul çocuklarını okutmadınız? Neden ortaokul çocuklarını okutmadınız? Neden lise çocuklarını okutmadınız? Niçin askeri liselerde okutmadınız? Niçin askeri okullarda okutmadınız? Niçin askere gidenlere okutmadınız? Niçin okutmadınız? Neden okutmadınız? Ben birisini met edip övme noktasında değilim. Herkes günahıyla, sevabıyla gitti. Hesabını verecek herkes. Gitti, hesabını verecek herkes.
Derdim bu. Kimse övme, yerme noktasında değilim. Bir realiteye parmak basıyorum. Hadi gelin. Hep beraber. Bütün okullarda şimdi o tefsiri yayınlatalım. Hadi. Milli Eğitim Bakanı'nı bedava bastırsın, Bedava dağıtsın bütün öğrencilere. Bedava bastırıp bütün öğrencilere dağıtsın. İçinden sorular sorsunlar. Ortaokullara da, liselilere de, üniversiteliler de içinden soru sorsunlar. Atatürk'ün partisiyim diyor CHP. Tefsirden hiç ders yapıyorlar mı? Şimdi belki de yapmaya başlayacaklar.
Dindarlaşıyorlar onlar da. Tabii güzel gelişmeler bunlar. CHP bir dindarlaşsa, şu bütün Türkiye'deki solcular var ya, bir dindarlaşsa, bakın, Türkiye'deki solcular, Türkiye'deki solcular bir dindarlaşacak, böyle mıymıntı, kaytan bıyıklı, Müslüman görüntülü münafıklar var ya, tüh, kaçaram Allah. Hepsi de denize dökülecek. Hepsi de. Böyle mıymıntı, korkak, ürkek, hiçbir şey yapamayan, hiçbir şey söyleyemeyen, böyle esen rüzgara göre dönen Müslüman tipleri var ya, o bankalarda, çankalarda, orada burada duran böyle, hoş geldin hacı ablacığım ha, gel paraları. Vay hacı abicim hoş geldin, nasılsın, iyi misin?
Vay ömreye gittiniz, Allah mübarek etsin inşallah. Euroları ver. Aa biz faiz vermiyoruz, kağıt parayı bizimki. Bunlar her yerde var. Diyanette, askeriyede, poliste, ondan sonra savcılıkta, hükümette, ticarette, bunlar böyle kaytan bıyıklı, temiz yüzlü. Ahir zamanda diyor, böyle yüzü temiz, sizden gibi konuşan, yüzü temiz, sizden gibi konuşan diyor. Müslümanlar türecek, onlardan korkun diyor. Onlardan korkun. Türkiye'deki, bunun ciddi inanaraktan söylüyor. İnanaraktan söylüyor. MHP'liler 1, yani ülkücüler, MHP'liler 1, solcular 2, CHP'liler demiyorum, solcular, böyle komünist, solcu, devrimci, var ya böyle, bov, barut gibi anıya.
Onlar, bir İslam'la tanışacak bunlar, yemin ediyorum, Türkiye, gerçek hüviyetine ulaşacak. Din de, diyecek ki ya, tamam, ben aradıklarımı buldum, ben aradığımı buldum, diyecek. Realist, inandığı gibi yaşayan, realist, inandığı gibi yaşayan, olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan, yürekli, öyle yok, içeri atılırmış, yok, dışarı satılırmış, yok öyle, sorgulanırmış.
28 Şubat'ta, millet dergahın kapısına, kilit vurdu gitti. O beğenmediğimiz, böyle, tuğkaka ilan ettiğimiz, o solcu, komünistler var ya, hep basılma korkusuyla, toplanıp, faaliyet yapıyorlar. Hangi birisi yapardı, Müslümanlardan? Kim yaptı, 28 Şubat'ta? Herkes, tekkelerin, dergahların, dershanelerin, kapılarına kilit vurdu mu? Hani, mücahid ettiniz ya. Hani, Allah'ı çok seviyorlardı ya. Bir düdükte, hepsi eve gitti. Tatil etti her şeyi. Bir düdükte. Denize gitmek, günah mıdır?
Bir erkek ailesiyle, denize gitmesi uygun mudur? Hiç çıkma istersen, orada yaşa. Kim verdiği, biattan geri dönerse, Allah'ın karşısında, delilsiz olarak çıkar. Kim de, ve boynunda, biat olmadan ölürse, cahile ölümüyle ölür. Hadis-i şerifinde, bahsedilen, biatın günümüzdeki karşılığı nedir? Bu şekilde ölen kimse, küfür üzerine mi ölmüş olur? Ne yazık ki, şu anda, İslam hukukuna göre, böyle bir şey yok. Lokma karıştı bugün. Lokmanın başındaki, görevlileri göndermeyin, bahçede alkış yapanları dışlayın. Ooo! Bu lokma sorusunu, ciddiye almayın. Bu grup, bildiğimiz grup. Bildiğimiz grupmuş.
Ben bilmiyorum. Ben bu akşam, nöbetçiyim. Lokma ile alakalı, arkadaşı ve problem yaşayan, misafiri yüzleştirip, helallik aldırdım. Teşekkür ederim. Mesele bitmiş. Evet. Biraz bu gece, uzun olacak dedik ya. Geliyor mu daha? Dervişlerinizin, içerisinde, çok temiz insanlar, var. Bunlar genelde, haftada bir gelip, hizmet yapıyorlar. Sorunumuz sürekli, burada olanlarla. Gece gününüz, burada duran, bir de üstüne, maaş alan, kardeşler var. Buraya gelenleri, çok üzüyorlar. Bir dervişiniz, engin ki, bana, ben ona, baş, psikopos, makarios diyorum. Aynı sakaldan, onda da var.
Çünkü, işte bu dervişimiz, geçenlerde, beni resmen kovdu. Gelme buraya dedi. Sırf, semaver, kireçlenmiş, temizleyin, dediğim için. Her gün, onun gibi, 5-6 sakallıya, Arapça dersi veren, bir abimiz de, terbiyesizlik yapmış. Bu abi, bana, pislik herif demiş. Engin cevap bile, vermemiş. Hocam, şu çay işini, düzene koyun. Ya çay ücretli olsun, ya da, Hüseyin'in suratını, görmemize gerek kalmadan, çay servisimiz yapılsın. Ücretli olursa, daha iyi olur. Dondurmada, tosta, meyve suyunda, sorun çıkmıyor. Çünkü, ellerinizden öperim. Bu kardeş, Engin kardeşin, imanını, Kur'an ve sünnete, iman ettiğine, La lehe illallah, Muhammedun Resulullah, dediğine, şahidim.
Onu, baş psikopos, Makaryos, diyen bir kimse, bu noktada, tecdil iman, tecdil nikaha gerekli. Onunla da, helallaşması lazım. Bu, ağır bir söz. Söyleyen için, söylenilen için değil. Kardeşler, buradaki kardeşler, arkadaşlar, hizmet ediyorlar. Hizmetleri Allah rızası için, Allah için hizmet ediyorlar. O yüzden, bilir bilmez, dışarıdan böyle konuşulması, hoş bir şey değil. Ve buradaki hizmetler, Allah için olan hizmetler. Burada eksiklikler, noksanlıklar, kusurluluk olabilir. Ama buradan, hizmet alan, belli bir grup var. Ben o grubu da biliyorum. Buradan hiç kalkmıyorlar. Bundan bir rahatsızlığımız yok. Ama onlar, hiç buradan kalkmadıkları için, burada böyle, kardeşler, arkadaşlar, bazen bu noktada, şikayetlerini de söylüyorlar.
Herkes, edebini muhafaza edecek. Sizler de onların, çay ocaklarına, karışma hakkına, sahip değilsiniz. Kireçlendiyse, onun başında bir amir var. Bir, ikincisi, bu, yazıyı yazanlar, o kadar, sınır tanımazlar ki, benim de ne yapacağıma, karar veriyorlar. Lütfen, bu o kadar da değil. Ben evet, reelim burada, her gelen yazıyı ve soruyu okuyorum. Bu noktada bir problemim yok. Biz kendimizi saklamak, gizleme noktasında değiliz. Olduğumuz gibiyiz. Olduğumuz gibiyiz. Hiç kimsenin burada, hiç kimseyi kırmaya, dökmeye hakkı yok.
Ama dışarıdan, yani, buraya gelen misafirlerin de, burada hizmet edenleri, kırmaya, dökmeye, hakları yok. Burada hizmet edenler de, Allah rızası için hizmet ediyorlar. Hizmet alanların, hiç beyleri, kocaları, çocukları, kendileri, hizmete rağm oluyorlar mı? Lütfen. İnsanların eksiktikleri, kusurlukları, yanlışlıkları olacak. Suç, kabul edilemez. Cezası gerekir. Ama buradaki kardeşler de, arkadaşlar da, fi sebilillah, hizmet ediyorlar. Kapının önünü boşaltın, biraz daha sıkışın inşallah. O yüzden, haftada bir gün buraya, iki gün gelenler var.
Cumartesiden, cumartesiye gelen misafirler var. Bu misafirlerin önünde, burada devamlı gelen, bahçede oturan kardeşler, buradaki misafirler, böyle bir günde, bu tip problemleri, burada, söz konusu etmeleri de, çok hoş değil. Hele isim vererek, buranın neyzen başısı olan, ve insanlara, ney dersi veren, ve beş vakit namazını kılan, dini yaşamasından, ve dindarlığından, şüphemiz olmayan bir kimseye, başpiskopos, makaryos diyen kimse, Allah'a hesabını verir.
İnsanın dili kopar, bunu söylemek için. Bunu söyleyen kim ise, o kadar edebi, terbiyeyi, hayayı, ahlakı, arkaya atmış ki, iman etmiş olan bir kimseyi, makaryosa benzetmekle, kendi küfrünü ortaya koymuş. Kim, la ilahe illallah, Muhammeden, Resulullah, diyen bir kimseye, küfür isnat ederse, kendisi küfre düşmüştür.
Kendisi küfre düşmüştür. O yüzden o kimse, eğer imanını düşünüyorsa, hem Engin'le helallık alacak, hem benimle helallık alacak, hem Engin'le helallık alacak, hem benimle helallık alacak. Ayıp, günah. Bunu söyleyen kimse, kendini ne zannediyor? Burada her soruyu okuyup, cevap verip deyip de, buradaki çalışan insanların küfrüne, buradaki insanların kafirliğine, kafirliğine fetva verecek noktada mısınız? Allah mı oldun? Bir kimsenin sünnet sakalını, makaryos gibi sakalı var diyen insan, küfür ehlidir.
O kimse tövbe edecek, helallık alacak. Buradaki topluluğu da bu meseleyle alakalı, işgal ettiği için, bu topluluktan da helallık alacak. Biz edeb ettik, edepsizliğiniz zirveye vuruyor. Biz edeb ettik sustukça, küfrünüz zirveye vuruyor.
Bunu söyleyenin evladı var mı acaba? Bir dekkede, bir dergâhta hizmet edebilir mi? Bunun söyleyen gelip, bu bahçede bir süpürge vurabilir mi? Allah hızası için. Bunu söyleyen kimse, şu tuvaletin arkasındaki tuvaleti, bir gün temizleyebilir mi? Makaryos'muş. Allah'tan korkun. Bu ne kadar ağır bir söz. Orada mı yengil? Gel buraya, orta yere çık.
Açın yol. Gel buraya. Dön yüzünü şu tarafa, oturun. Makaryos'a benzetilen adam bu. Bakın bakayım, bu adam Makaryos'a mı benzeriyor? Ahirette nasıl hesap vereceksin? Be cahil! Beş vakit namaz kıldığına, La ilahe illallah Muhammedun Resulullah dediğine, haram yemediğine, haram yemediğine, şahidim görmedim hiç. Hiç mi Allah'tan korkmadın? Yolumuz hak, yolumuzun hak olduğuna delil.
Hizmet eden bir kimseyi kafir gör. Önüne çay getiren kimseyi kafir gör. Sana çay veren kimseyi kafir gör. Pes! Bunu söyleyenler, bu mahallede oturanlar, bugün misafir olarak gelenler, sizlerden özür diliyorum. Böyle bir mesele, bu noktaya geldiği için. Hepinizden özür diliyorum. Ama ben içi dışında bir insanım. Ne olduysam öyleyim ben. Allah'tan korkun. Bu mahalleden kim gelirse, bu dergah, bu tekke, buraya var olduğundan beri, 11 yıldan beri hizmet ediyor. Hiç kimsenin gıkı çıkmıyor.
Kendi evlerinde rahat edemedikleri kadar, burada rahat ediyorlar. Şahidim. Bu muydu sonu? Burada kardeşlere laf söyleyenler, bu kardeşler sizin laflarınızı sabrediyorlarsa, dervişliklerinden, boğazlarında sufi ilmekli olduğundan, bu lafı söyleyenler kıymetli olduklarından dolayı, biz onlara susma noktasında değiliz.
Bizim sevdiğimiz kıymetli. Bizim yolumuz kıymetli. Bizim hizmetimiz kıymetli. Ama biraz da ya, el hak ya. Biraz insaf ya. Biraz insaf. Karar verin, Makaryosa mı benzettiniz? Ve bunu kim söylüyorsa, bu adam biliyor onu.
Yarın gene ona çay verecek. Sufilik bu işte. Boğazımız, sufilik ilmeğine takılmış. Boğazımız ona gitmiş. Yapacak bir şey yok. Edepsizin yapacak çok şey var. Terbiyesizin yapacak çok şey var. Ahlaksızın yapacak çok şey var. Hainin yapacak çok şey var. Zalimin yapacak çok şey var. Kötünün yapacak çok şey var. Terbiyesizin yapacak çok şey var. Ama sufinin yapacak hiçbir şey yok. Sufinin bir tek Allah'ı var. Sufinin başka hiçbir şey yok. Bir tek Allah'ı var. Bir tek Allah'ı var.
Çay parayla olacakmış. Sen evini çaydan getir o zaman. Evden getir. Allah'tan korkun. Allah'tan korkun. Edeb edin. Edeb edin, edeb. Herkes fise bilillah çalışıyor burada. Edeb edin. Yazık. Yazık ki yazık. Yazık ki yazık. Geç. Soru soran kardeşlerden de özür dilerim.
Ali Şeriatı'nın dediği gibi. Sizi rahatsız etmeye geldim. Allah razı olsun. İki korkunç kanser Allah ve İslam adına halkın içine atıldı. Bu iki kanserden birisi mürciye. Mürciye ne kadar cinayet işlemiş ve ne kadar kötülük yapmış ne kadar ihanet etmiş olursa olsun iyi kötü herkesin Allah'ın rahmetinden ümidini kesmemesi gerektiği görüşünü savunan insanlara denir.
Onun hakkından ancak Allah gelir gibi. Gitti mi soruyu soran gelsin gelsin. Celalimden mi kaçtı? Bu havale etme hastalığı bu mürciye kanseri İslami ve Kur'an'ı Hz. Muhammed'den Ali'den değil de satılmış düşünceden öğretildi halka. İkinci kanser Cebriye. Cebriye hiçbir şey diyordu. Verilene karşı sus ben de sen de seçecek güçte değiliz. Bu halkı uyutma taktiklerini ve sömürüyü legalleştiriyorlardı. Sen yönetimi dilediğine verirsin dilediğinden geri alırsın.
Dilediğini yüceltir dilediğini alçaltırsın. Ali İmran ayet 26 Sen ne diyorsun? Ne yapmak istiyorsun? Susup sabretmekten başka elinden ne gelir? Kaza ve kaderi elinde bulunduran o yüce varlığa boyun eğmekten başka ne yapabilirsin? Hiçbir şey. Bir kısım İslam aydını ya da İslam büyüğü bir köşeye çekildiler. Yalnız kalıp Allah'ı bir sevgili gibi düşündüler. Durmadan oruç tutup nafile namaz kıldılar. Bunlar Emevi zorbalarına karşı direnmeleri gerekirken mescit köşelerine çekildiler. Ali'yi Mihrab'da öldürdüler. Peki Ali'nin ateşi ne oldu? Ebu Zer uzak bir köşede Rebzeke'de öldü. Ebu Zer'in çığlığı ne oldu? Hucur direnişi ne oldu? Peygamber Efendimiz cihattan dönerken küçük cihattan büyük cihada döndük derken neyi kastetmiştir.
Mürciye ve cebriye hakkında görüşleriniz. Not bu yazı çok alıntı içerir. Evet. Kıymetli dostlar bu mürciye ve cebriye ne yazık ki İslam sufiliğinin içinden türetilmiştir. Mürciye düşüncesi yani ne kadar suç işlersen işte ne kadar hata yaparsan yap neyi ne kadar zulmedersen et bu zulümlerine bu hatalarına bu kusurlarına devam ederken sen af olursun.
Oysa bu düşünce sistemi cebriye de yine sufiliğin içerisinden veya sufiliğin içerisinden yürütüldü. Sufiliğin içinden çıkmasa da sufliğin içinden yürütüldü. Cebriyeciler de herkese Cenab-ı Hak bir kader yazdı her topluluğa da bir kader yazdı. Ve herkese ve her topluluğa bu kaderi yazaraktan herkes bu kaderine ve bu duruma razı olacak dediler. İslam toplumunun içerisinde zaman zaman yer buldu. Bu zaman zaman yer bulurken genelde Müslümanlar Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin siz çok olacaksınız ama denizin üzerindeki köpük misali gibi bir ağırlığınız olmayacak bir kıymetiniz olmayacak bu noktada bir hükmünüz olmayacak hükmü galip geldiği zamanlarda oldu.
Zaman zaman bu halden İslam toplumu kendini kurtardı bir gazaliyle örneğin. Zaman zaman İslam toplumu bir devletin bu noktada devlet başkanıyla beraber bundan sıçrama yaptı. Zaman zaman böyle yanar söner gibi fulu bir şekilde bazen ama bu genelde İslam toplumunun kendi içerisinde yenilgiyi kabul etmesinden kaynaklandı.
mücadeleden gayret etmekten savaşmaktan hakkı söylemekten hakkı haykırmaktan yoruldu bitap düştü korktu çekindi utandı güçsüz gördüğü zamanlarda oldu. Evet bu noktada bir kimse örneğin işte hadis-i şerifleri söylemediler bir kimse içki içmeye devam ettiği halde onun günahı affolmaz demediler. bir kimse faizciliğe devam ederse o günahı affolmaz demediler. Bir kimse anne babaya isyanı devam ediyorsa onun günahı affolmaz demediler. Bir kimse zalimliğe devam ediyorsa zulmetmeye devam ediyorsa onun günahı affolmaz demediler. Demediler. Biz sevdireceğiz korkutmayacağız biz işte yumuşak davranacağız doğruyu anlatacağız derken Kur'an ve sünnetin olmazsa olmaz ölçülerini öteledik.
Öteleyenler halkın kendisini sevmesi için uğraşanlardı. Öteleyenler halktan geçinen fukaralardan zenginlerden öşür toplayanlardı. Bunlar haramı haram olarak haykıramadılar. Haramı haram olarak haykıraylardı. idarecilerin kendi dairelerindeki göz göre göre haramlarını da haykırmaları gerekirdi. Bundan korktular. Bundan çekindiler. Bundan korktukları ve çekindikleri için Cebriye'ye kaydılar. Mürciyelik ve Cebriyelik kol kola yürüdü.
Cebriye de şuydu. Gözünün önünde birisi birisine katliam yaparken onun kaderi buymuş deyip katliama uğrayanın hakkını savunmamaktı. Katliamcıyla dost olmaktı. Katliamcıyla dost olmaktı. Muaviye Hazreti Ali Radiyallahu An Hazretlerine savaş açtığında Muaviye'nin zenginliğine ve şatafatına aldanıp Muaviye'nin yanında saf tutmak gibi bir şeydi bu.
Çünkü Hazreti Ali Radiyallahu An Hazretleri fukara etrafındaki insanlar da fukara. Ama Şam'daki Şam'daki devlet aslında bölünmüş parçalanmış değildi daha. Muaviye Merkez Valisi'ydi ama orada o Merkez Valisi'yken bir devlet kurmuştu. Kendi dairesinde ve Şam'daki devlet hem askeri tesisat açısından hem de tesisat açısından hem aynı zamanda ekonomi para açısından güçlüydü.
İlk yol ayrılığı o zamandı. Gözle görünür yol ayrılığı ydı bu. Bu yol ayrılığının temeli Hazreti Osman Efendimiz'in zamanında atılmıştı. Hazreti Osman Efendimiz mülayim mülayim olduğu kadar rahmetli rahmetli olduğu kadar yumuşak kalpli rıf sahibi bir insandı. Çok yumuşak kalpli ve çok rıf halinde bir kimse olduğundan Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri masum mahcup kalan kızlarını onunla evlendirdi. Çünkü Hazreti Osman Efendimiz edebin protipiydi. Bir insan üzerinde edeb elbisesi olacaksa o Hazreti Osman olurdu.
Hazreti Peygamberden sonra sallallahu aleyhi ve sellem bazı insanlar vardır o insanlar o edeple onun edebi istismar edilir. Hazreti Osman Efendimiz'in bu edebi bu yumuşaklığı bu rıfkı istismar edildi. Kim tarafından? Muaviye tarafından ve etrafı tarafından. Hazreti Osman Efendimiz'in şehit olmasının altında Muaviye'nin parmağı vardır.
Dolaylı. Bunu böyle söylemez kimse. Bu tarihi gerçektir benim kalbimden. Muaviye müdahale etmedi. Müdahale de ettirmedi. Göz göre göre Hazreti Osman Efendimiz'in şehit olmasını seyretti. Seyretti. Biz ona iştahat diyelim bu nokta. Öyle iştahat etti. Öyle iştahat ederekten kendince bir hüküm kurdu. Ve bu yol o Muaviye Hazreti Osman Efendimiz'den sonra Hazreti Ali Efendimiz'in seçileceğini tahmin etmiyordu hiç.
Diyordu ki kendince orada altı bin tane de askeri vardı. Medine Münevvere'de bir muasara altında tutan Hazreti Osman Efendimiz'i askerler vardı. Bir de Muaviye asker gönderdi. Onlar da Medine'nin dışında duruyorlar. Onlara dedi ki benden haber gelmedikçe hiç hareket etmeyin. Benden haber bekleyin. Yani devlet başkanı muasara altında devlet başkanına bağlı askerler var dışarıda. Onlar Muaviye'ye bağlılar. Yani valiye. Devlet başkanına bağlı değiller. Valiye bağlılar. Düşünün nasıl valiyse. ve Hazreti Ali radiyallahu an hazretlerini istişare etti.
Seçince Muaviye'nin bütün planları alt üst oldu. Hazreti Ali Efendimiz bunun çünkü mürciyenin ve cebriyenin çıkış noktasının bilinmesi lazım. Tarihin çıkış noktası. Ve Hazreti Ali radiyallahu an hazretleri çıkınca işte meşhur savaş. Savaşta hariciyeciler var. hariciyecilerin içerisinden çıkma cebriyeciler ve mürciyeciler. Ve ardından ardından İslam topluluğun içerisinde ne yaparsan yap bunları yapmaya devam ederken de Allah seni isterse affeder ne olduysa başımıza ne geldiyse takdir edilen olduğu emredilen olduğu cebriye bu senin yapacak bir şeyin yok sen namaz kılıyorsan da senin üzerine namaz yazıldığı için kılıyorsun cebriye de bu cebriye de bu bu her iki düşünce de İslam dünyasının içerisinde ehli sünnet tarafından reddedilen düşüncedir ehli sünnet benim
buradaki ehli sünnetten kastım gerçek hakiki kur'an ve sünnete dayalı olan ehli sünneti diyorum gerçek ehli sünnet mürciyeyi de cebriyeyi de kaderiyeyi de haricili de reddeder bunun ilacı nedir bunun ilacı şudur Bismillahirrahmanirrahim vel asri inel insane lefii husrin illel lezine amenü ve amülü salihati ve tevasav ve tevasav bil hakkı ve tevasav bil sabır bütün insanlar hüsrandadır ancak iman eden iyi amel işleyen hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna bizi her türlü her türlü islam dışı düşünceden
kurtarır o zaman hakkı ve sabrı tavsiye etmek var ise hak ve hak bu manada Kur'an ve sünnettir biz Kur'an ve sünnetin hükümlerine uyarız birisi kalkıp ya bunun böyle olması lazım dediğinde biz ona uymayız şöyle olması lazım dediğinde biz ona uymayız o zaman bir kimse çok affedersiniz ne kadar haltı işlersen işte cennete git yok öyle bir cennet bu haltı işlemeye devam ederken cumburlap cennete gideceksin yok öyle bir cennet biz zalimlerle mücadele etmekle mükellefiz biz haksızlıkla mücadele etmekle mükellefiz biz hak ve
hakikatin yanında olmakla mükellefiz biz zorbayla mücadele etmekle mükellefiz biz haksızlığa dinsizliğe imansızlığa biz her türlü yanlışlığa eksiklikle mücadele etmekle mükellefiz biz müslümansak biz müminsek yeryüzünde nerede haksızlık var ise biz ona karşı durmakla mükellefiz yeryüzünde yeryüzünde biz yeryüzünde nerede bir mazlum varsa o mazlumun ahına koşmakla mükellefiz benim inandığım din bu benim inandığım din bu nerede aç varsa onu doyurmakla mükellefiz nerede çıplak varsa onu giydirmekle mükellefiz nerede
yetim varsa onun başını okşamakla mükellefiz nerede bir dul varsa ona yardım etmekle mükellefiz kim bizden yardım istiyorsa onun yardımına koşmakla mükellefiz bizden istemesi şart değil onun yardıma ihtiyacını görüyor isek ona yardım etmekle mükellefiz biz bununla emrolunmuş bir ümmetiz bununla emrolunmuşuz biz biz o Allah'a ve Allah'ın gönderdiği peygamber Muhammed-i Mustafa'ya ve o peygamberin ağzından dökülen Kur'an'a ve o peygamberin hali olan sünnetine iman ettiysek biz bunlarla mücadele etmekle mükellefiz kötülük
neredeyse o kötülükle mücadele etmekle emrolunmuşuz haksızlık neredeyse o haksızlıkla mücadele etmekle emrolunmuşuz biz bundan bunun dışına çıkmakla bunun dışında bir İslam anlayışı durmakla bu mümkün değil bu iman değil bu İslam değil benim sufilik anlayışım da bu değil biz ben sufiliği tekkelerin içerisine kapanıp orada sadece zikirle iştigal etmek olarak görenlerden değilim beni tanıyanlar tanıyor benim sufilik anlayışım o değil benim sufilik anlayışım kimsenin etlisine sütlülisine karışma otur oturduğun yere benim
sufilik anlayışım o değil değil ben bu nokta benim sufilik anlayışım şu değil ne kadar kötülük yaptıysan yap tövbe et kardeş geri dön herkesin hakkına hukukuna riayet et kimin hakkını yediysen o hakları öde kime zorbalık yaptıysan git onunla helallaş kime hainlik yaptın git onunla helallaş kime beklemediği anda yandan hançeri vurdun git helallaş ve bir daha geri dönmemek için dön Allah senin o zaman geçmiş günahlarını affeder ama sen hainliğe devam edersen zorbalıya devam edersen zalimliğe devam edersen sen Allah'ın
sevmediysin yerin cehennemdir Allah öyle diyor Allah zalimlerini cehennemle korkutuyor Allah fakirin fukaranın hakkını yiyenleri cehennemle korkutuyor ama Müslümanlara da bir hak veriyor diyor ki siz Allah'ın eli olun bunlara adaletle hükmedin cezalarını verin diyor Allah'ın eli olmak Allah'ın adaletini sağlamaktır adaletini sağlamaktır Allah'ın dili olmak hakkı hukuku konuşmak savunmaktır bu Allah'ın dilidir o zaman biz mühürciye noktasında duramayız biz cebriye
noktasında duramayız ben kendimce kaderiye noktasında da duramam bana emredilmiş bana dinim emretmiş emretmiş iman edeceksin iyi amel işleyeceksin iyi amel işlemek sadece namaz kılmak oruç tutmak değil o ibadet iyi amel işlemek iyilik yapmak iyiliği savunmak insanların arasında düzeni sağlamak hakkı hukuku sağlamak iyi amel işlemek o zaman din bana iyi amelle amellenmemize emretmiş yetmedi hakkı tavsiye geçeceğiz hakkı tavsiye etmek sadece namazı tavsiye etmek değil hakkı tavsiye etmek sadece
ibadetleri tavsiye etmek değil islam dünyasının en büyük handikaplarından birisi hakkı tavsiye etmek olarak sadece sadece ibadetleri tavsiye etmek olarak görüyor kıymetli müslümanlar kıymetli müminler kıymetli kardeşlerim Allah'ın hukukuyla hukuklanmadığınız müddetçe ve Allah'ın hukuku yeryüzünde hakim olmadığı müddetçe insanlığın kurtuluşu mümkün değil dininizin tamam olması yaşantı olarak mümkün değil ama bizden istenen şu şu anda yıllardan beri 200 yıldan beri 250 yıldan beri müslümanlara giydirilen elbise şu ey
müslümanlar siz iman edin ibadet edin iman edin ibadet edin bu kadar geri kalanına karışmayın iman ettin harikasın ibadet ettin alkışladım burada yangın var ona karışma sen ya burada zulüm var ona karışma kardeşim sen adam gelsin istediği gibi bombalasın yıksın yaksın zaptetsin alsın yürüsün gitsin sen ne karışıyorsun sen ibadete devam et camiler dolup taşıyor mu dolup taşıyor tekkeler dolup taşıyor mu dolup taşıyor dostlar avm'ler dolup taşıyor mu dolup taşıyor ne kadar güzel beş oteller
dolup dolaşıyor mu dolup taşıyor ya burada bir yanlışlık yok mu burada bir eksiklik yok mu burada çarpık giden bir şey var camiler doluysa tekkeler doluysa bu avm'ler neden dolu bu camiler doluysa tekkeler doluysa bu beş şeyli oteller neden dolu bu camiler dolu bu tekkeler doluysa ya bu sefahat ne bu lüks ne bu gösteriş ne nasıl dolu bu camiler dolu tekkeler dolu eyvallah parklar dolu bahçeler dolu avm'ler dolu meyhaneler dolu fuhuşhaneler dolu barlar dolu pavyonlar dolu eğlence haneler dolu zalim haneler dolu zulüm
haneler dolu dolu yanlış giden bir şey var dolu her taraf dolu her taraf dolu bize şunu dediler camiler açık mı açık açık tamam bakın yapın ibadetinizi kardeş bankalar dolu bankalar dolu herkes borçlu şimdi burada yoktur zannediyorum ben öyledir herhalde az da olsa vardır ben bangır bangır hep bağırıyorum ya kredi kartı borcu yapmayın kredi kartı yapmayın bankalardan almayın
diye ama gene de kredi kartı borcu olan vardır var mı içinizde kredi kartı borcu olan utanır elini kaldırmaz belki de ama var bak kredi kartı borcu olanlar var evet dolu bir yerde bir şeyler yanlış gidiyor bir yerde bir şeyler yanlış gidiyor bu eksiklik dini anlatamlardandır birinci derecede benimdir benimdir ama islam dünyasında bir şeyler yanlış gidiyor islam dünyasında bir şeyler yerli yerinde değil islam dünyasında iki yüz yıldan beri iki yüz elli yıldan beri taşlar yerine oturmuyor taşlar yerine
oturmayınca biz inandığımız gibi yaşayamıyoruz biz inandığımız gibi anlatamıyoruz biz inandığımız gibi kendimizi istikamette götüremiyoruz sıkıntımız var o yüzden kıymetli dostlar bir yerde yanlışlıklar eksiklikler varsa biz onları havale edecek bir yerimiz yok onlarla mücadele etmekle emrolunmuşuz mücadele etmemiz gerekir nerede bir kötülük nerede bir zulüm nerede bir zalim nerede bir haksızlık var ise ona susamayız susarsak değilsiz şeytan oluruz onunla mücadele etmekle emrolunmuş bir peygamberin ümmetiyiz o zaman
nerede kur'an ve sünnetin hem felsefesine hem yaşantısına aykırı bir şey var ise onunla mücadele etmekle emrolunmuşuz onunla mücadele etmekle emrolunmuşsunuz dini camiye ve sadece tekkeye ve sadece eve bağlı kılmak islam değil islam evde sokakta devlette belediyede islam alışverişte dükkanda islam beynimizde aklımızda kalbimizde ruhumuzda islam yemeğimizde içmemizde giyinmemizde kıyafetimizde konuşmamızda islam nefes alıp verişimizde hakim olmalı hakim olmalı çalgı görünce kalgı ölü görünce ağla
hüzün değil değil biz inandığımız gibi yaşamalıyız ve inandığımız gibi haykırmalıyız hakkı tebliğ etmek bu yoksa islam dünyası yoksa islam dünyası daha çok çarpık düşüncelerin ve çok çarpık fikirlerin çok çarpık oluşumların etkisinde kalacaktır elin israeli mosatı siyayesi ingilizli bilmem nesi bir yerde bir örgüt kuracak adına da isid koyacak o da la la ilala muhammeden resulullah diyenleri dahi öldürecek biz onu islam öğreneceğiz bileceğiz veyahut da kaytan bıyıklılar
gelecekler önümüze bir tane banka kuracaklar vay muhterem efendim hoş geldin diyecekler biz götüreceğiz paraları güldür güldür güldür oraya yatıracağız biz onu islam zannedeceğiz birisi çıkacak zalimliğini zulmünü ishar edecek her tarafta biz onun arkasından düşeceğiz onu islam zannedeceğiz milletin hüra paralarını toplayacaklar nereye gitti ne olduğu belli değil biz onu islam zannedeceğiz kuran elimizde sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz derken biz bizden ücret alanların peşinden gideceğiz resulullah sallallahu aleyhi ve sellem
adetleri kuranda benim ücretimi Allah verir derken biz bir sohbet edip şeyen illah diyenlerin eline para koymaya devam edeceğiz veya birisi bizden ücret almazsa kuran ve sünnet dairesinde durur fütursuzca davranırsa diyeceğiz ki bunun dili sivri zaten başına gelecek olduğu vardı geldi biz çünkü bize bize dondurulmuş sebze meyve yemek gibi dondurulmuş din lazım din bize konserve balık gibi din lazım bize konserve yemeği alıştırdılar ya bize bizde konserve din lazım hazır pişirilmiş al yavrum din bu yut bakayım yuttu
tamam bitti sen dindarsın yürü git ne farkımız kaldı ki bizim gitti papanın önünde durdu papa al yavrum dedi ağzına bir şeker koydu onun kurtuldum dedi o cennetlik oldum dedi gitti şimdi de hocalar var cemaatler var şeyhler var partiler var geliyor müritler al yavrum dondurulmuş din o kimse kurtuldum kurtuldum diye gidiyor dondurulmuş gıda yiye yiye dondurulmuş din yiyoruz din dondurulmuş bizde din hareketli değil bizde din bizde canlı değil din bizde yaşamıyor biz mutfağa gidip biz pırasayla havucu karıştırıp içine biraz da
bulgur koyup ayrı bir yemek yapabilecek muhtedilikte değiliz biz biz ayeti kerimeyi alıp düşünüp sünneti resulullah alıp düşünüp ya bunun böyle olmaması lazım diyebilecek kafasitede değiliz böyle diyenleri de küfürle itham ediyoruz zaten biz böyle diyenleri de zaten böyle hani böyle diyenlerden birisi somuncu babaymış bursa'da somuncu baba bunu böyle söylerken şeyde sütünün arkasında bekleyen de molla fenari imiş molla fenari somuncu babanın bir hata yapsa da ben bunu al aşağı etsem diye uğraşıyormuş orada çünkü somuncu
babanın ilmi ezberi değil donmuş dondurulmuş hazırlanmış gıda değil onunki canlı onunki heyecanlı onun ilmi vehbi kalbi kalbi onun ilmi imani siretten geliyor suretten değil ezber ilim yapanlar ezberin dışına çıkamayanlar çevir sayfayı yapanlar minarenin şeyin sütunun arkasında bekliyor nerede hata yapacak diye somuncu baba da beşinci manayı veriyor fatihayı diyor ki bu beşinci manayı verince diyor ki ey insanlar siz bunu anlamazsınız siz bunu bilmezsiniz bunu ancak diyor somuncu babanın hata yapmasını bekleyen
sütünün arkasındakiler bilir canlı heyecanlı hareketli dondurulmuş din yemeyenler toplum tarafından kötülenirler eleştirilirler çünkü onlar onların dininden değildir asıllılar halıcı monsuru gibi kovulurlar şehirlerinden sürgüne gönderilir hançerlenirler aldatılırlar kandırılırlar tükkaka edilirler çünkü onlar halkın dininden değildir halkın dininden değildir onlar onlar ben Allah'tan korkmuyorum derken o ezberlenmiş olan din sahipleri hemen derler
nasıl bu Allah'tan korkmuyor bak edepsiz bak hain bu Allah'tan korkulması lazım derler halbuki Allah'tan korkmuyorum derken ibadetim imanım Allah'tan korktuğum için değil Allah'ı sevdiğim içindir vardır ya meşhur Hz. İsa giderken bir grup insanla karşılaşır niçin ibadet ediyorsunuz cehenneme girmekten korkuyoruz benim aradığım siz dersiniz değil de bizim korkumuz bu bu işte bizim halimiz bu biz cehennem korkusuyla ibadet edenlerden değiliz cehennem korkusuyla iman edenlerden değiliz ama dondurulmuş gıda gibi dondurulmuş
dine sahip olanlar bize yaftayı takarlar bu Allah'tan korkmaz onun peşinden mi gideceksiniz derler derler onlar dondurulmuş din yerler çünkü bütün toplum dondurulmuş din yer toplumun uyutulması toplumun normalde bu şekilde sömürülmeye devam etmesi için dondurulmuş din yenmesi lazım biz burada kadın erkek kadınlar orada erkekler burada kadınlar üst katta nasıl oturuyorsa oturuyorlar öbürki oradan der bu günah değil mi dondurulmuş din yerler buna da ben müsaade ettim diye beni de küfür ehli derler dondurulmuş din yerler
beş yıldızlı otellerde tatil yapmayı bilmem nerelerde Hilton'da ömre ve haç yapmayı kendilerine yedirirler ama insanların din öğrenmelerini istemezler onlar paraya onlar dine onlar iktidara onlar devlete onlar her şeye hükmetmek isterler ve bu hükümlerinden birisinin eksik olmasını istemezler dondurulmuş dini de bunlar üretirler bunlar uluslararası vampir gibidir bunlar uluslararası güç teşkilatıdır bunlar Hristiyanlara da dondurulmuş din yedirler bunlar Musevilere de dondurulmuş din yedirler bunlar ehli tarikat ehli
cemaat dediğimiz insanlara da dondurulmuş din yedirirler bunlar dondurulmuş din yedirler herkese kim bu dondurulmuş dine karşı çıkarsa onu da savcılıktan savcılığa mahkemeden mahkemeye süründürürler onu zaten bir algı oluştururlar birisi el atar o topluluğa bu adamın bu adamın peşinden mi gidiyorsunuz bu adam cahilin teki bunun sizi nereye götüreceği belli değil bunun sizin başınıza ne getireceği de belli değil bunları duydunuz mu hep Mustafa Özbağ yüzünden duydunuz öyle değil mi memurlarınız karşı çıktı aileleriniz
karşı çıktı mahale cami hocalarınız karşı çıktı müftü zamanın geçmiş müftüsü adam beni bir şey zannetmiş Bursa Ulu Camu hutbesinden bağırıyor bana ahsız olmuş benden ben kendimi o dondurulmuş din yemekten kendimi uzaklaştırmaya çalışanlardan bir insanım cahil diyorlar doğru söylüyorlar ben ben ilahiyat fakültesi mezunu değilim şükür ki şükür ki değilim dondurulmuş din yemedim yememek için gayret gösteriyorum size de bildiğim kadarıyla dondurulmuş bir din
anlatmak istemiyorum bundan uzak durmaya çalışıyorum nerede dondurulmuş bir din var ise bilin ki sizi ifsad edecek bozacak sizi ifsad edecek bozacak ibadetler dondurulmuş ibadetler de dondurulmuş saat kaç 11'i 20 geçiyor siz bir tane açık cami bulamazsınız bir tane açık cami bulamazsınız nöbetçi eczane vardır nöbetçi meyhane vardır nöbetçi ne bileyim işte hastalar için aciller vardır nöbetçi polis vardır nöbetçi mahkeme vardır nöbetçi bir cami yoktur nöbetçi bir hoca
yoktur nöbetçi bir müftü yoktur nöbetçi bir din adamı yoktur bu memlekette her şeyin nöbetçisi vardır dinin nöbetçisi yoktur nöbetçi çorbacıya kadar vardır belediye der ki sabaha kadar bu çorbahane açık basar oraya koyar levhasını o adam sabaha kadar çorbahanesi açıktır dostlar 53 yaşındayım 53 yaşından beri sabaha kadar açık bir cami görmedim sabaha kadar açık kumarhane gezdim sabaha kadar açık pavyon gezdim sabaha kadar açık meyhane gezdim sabaha kadar açık bar gezdim sabaha kadar açık fuhuşhane gezdim gezdim sabaha kadar
açık çorbacısı var sabaha kadar açık lokantası var bu memlekette sabaha kadar açık bir tek camisi ve tekkesi yok camisi ve tekkesi yok bu memleketin sabaha kadar açık Hiç istediniz mi?
Hiç aklınıza geldi mi? Gelmedi değil mi? Evet. Yapamazsınız. Dondurulmuş hap gibi. Yutacaksınız onu. Uyuşacaksınız. Onun dışında bir şey istemeyeceksiniz. Ama biz Müslümanlar olarak da böyleyiz. Birisi Kur'an ve sünnete uygun olduğu zaman bakıyoruz biz. İşimize geliyorsa alıyoruz. İşimize gelmiyorsa bunu sen nasıl yaparsın? Ya kardeş haram mı? Değil. Ya dinin hükmünün içinde mi? Evet. Nasıl itiraz ediyorsun sen? Diyemeyiz ki biz ona. Diyemeyiz biz ona. Dondurulmuş. Yuttuk çünkü. Dondurulmuş. O yüzden biz Mürciye'ye de kayarız. Cebriye'ye de kayarız. Kaderiye'ye de kayarız. İşi de de kayarız.
Vahabi'ye de kayarız. Biz bir şeye kayarız. Gideriz biz bir yere. Bizim sahibimiz yok. Bizim sahibimiz yok. Bizim bu noktada durun ya birisi dediğinde diyorlar ki aha bu suçlu. Taşlanacaksa bu taşlanacak diyorlar. Herkes de taşlıyor. Açın Facebook'u Mustafa Özbağ'la alakalı olanca yazıları görün. Hakaretleri görün. Birisi geçen gün ondan sonra işte bunca hakarete nasıl dayanıyorsun dedi. Kim hakaret ediyor dedim ben. He dedi onca yazı var dedi. Hiçbirisi de benim yüzüme gelip konuşamaz onlar dedim. Konuşan da cahilliğinden konuşur dedim.
Durulmuş gıdalarla beslenen bir ümmet olduk. Bizim hakkımızda dondurulmuş sırada vardır daha neler olacağı. Evet. Onlar planlı programlı çalışırlar. Şeytan ve deccaliyet planlı programlı çalışır. Zalimler planlı programlı çalışır. Kafirler planlı programlı çalışır. Onlar dondurulmuş fikirleri, düşünceleri, yaşam tarzları hazırdır. Bizlere neler verileceği sırasıyla hangi şırıngaları yiyeceğimiz, hangi hapları yüteceğimiz, hangi felsefelere inanacağımız hazırdır. Biz tam IŞİD'den kurtuluyoruz derken MİŞİD çıkar. MİŞİD'den kurtuluyoruz derken ÇİŞİD çıkar. ÇİŞİD'den kurtuluyoruz derken Mehdi çıkar. Mehdi'den kurtuluyoruz derken Nebi çıkar. Nebiden kurtuluyoruz derken bir cemaat daha çıkar.
Ondan kurtuluyoruz derken bir de bir şeyh çıkar bizim karşımıza. Hazırdır sırada gelir onlar. Tabii. Sıralanmış ümmet. Bakarsın öyle hep. Ben kendi kendime soruyorum. 28 yıllık İslam dairesindeki hayatımda Mustafa Özbağ bitmeyecek ya diyorum bunların çıkması. Hazır ya geliyor ardı ardına. Tespitli gibi. Bir ara Ankara'da Anadolu İslam Federe Devleti vardı. Ne o tahtadan şeyler ne o keleş şeyleri ondan sonra ne yıkmaya yıkmaya geldik. TC'yi yıkmaya geldik. Ankara'da kapalı spor salonlarında program yapıyorlardı. 28 Şubat zamanda. Öyle değil mi? Neredeler? Dondurulmuş gıda.
Bir ara acil mendiler vardı. Öyle değil mi? Bakın ben Türkiye içinden size şimdi bunları örnekleyeceğim. Ellerinde asallar kocaman kafasında külahlar cübbelerle ne yapıyorlardı? Dolaşıyorlardı. Otobüslere binip şuraya gideceğiz buraya gideceğiz. Asallar devam. Allah ne cihat mücahit bunlar. Neredeler? Dondurulmuş gıdaları yemeye devam. Bunlar şey değiştiriyorlar. Ne o? Renk değiştiriyor. Bunlar böyle. Ondan sonra desen değiştiriyor. Biz o renk ve desen değişik olunca bu yeniymiş gibi geliyor bize. Kardeş bunların atkısı çözgüsü aynı. Bunların atkısı şeytan çözgüsü deccal. Atkısı şeytan çözgüsü deccal olunca kumaş işlemeye devam ediyor.
Onu renklendiriyorlar bize. Hiç değişmiyor bunun atkısı çözgüsü. Bunu tanıyan atkısını çözgüsünü bilen iyi bir tekstilci olunca yalan bakıyor. Atkısı çözgüsü aynı bunun diyor. İbliği de aynı ev safı da aynı diyor. Rengini değiştirmiş hain oğlu hain diyor tanıyor onu. Biz tanıyamıyoruz. Bir farklı boya vuruyorlar üzerine bir elbise giydiriyorlar. Aa yeniden elbise ya. Moda dedikleri bu. Evet. Hani kadınlar da boyunan elbise değiştiriyorlar ya. Atkısı çözgüsü aynı. üç aşağı beş yukarı. Değişmiyor bir şey. Üzerine kumaşın üzerinde boyada oynuyorlar. Kumaşın üzerinde bir iki uyanık değişiklik yapıyor. Modelde bir iki değişiklik yapıyor. Bir bakıyorsun bütün hatunlar kırmızı örtüyor.
Bir bakıyorsun bütün hatunlar yeşil bir mantı. Böyle callak bir yeşil dizüstü. Aa bir bakıyorsun geçen bu sene işte mor moda olmuş. Bu sene mor. kumaş aynı. Kumaş aynı. Aynı. Dindarlığımız da aynı bizim. Bizim dindarlığımız da aynı. Keşke bizim dindarlığımızın çözgüsü Kur'an atkısı sünnet olsa. Harika olacak o zaman. O elbise hiç yırtılmayacak. Sağlam olacak. Ama biz öyle değiliz. Müslümanlar olarak da öyle değiliz. Biz Müslümanlar bir şey nefsimize uyarsa bu kaide bize uygun. Nefsimize uymazsa bu kaide olmaz. Nefsimize uygun olacak. Nefsimize uygun bir Allah. Nefsimize uygun bir Resulullah. Nefsimize uygun bir Kur'an.
Nefsimize uygun bir İslam olması lazım. Bunun için hazır gıdalara devam. Hazır dine de devam. Yutmaya da devam. Hazır sufiliğe de devam. Onu da yutmaya devam. Değişen bir şey yok. Hani az önce birisi sormuş ya veliyi nasıl tanırız? yazmış ya birisi. İşte o da hazır dondurulmuş bir velilik bilgisi bekliyor. Ben velilik bilgisi dondurulmuş açacağım ağzına yutacak veliyi tanıcak arkadaş. Melamilik hakkında bilgi verir misiniz Ramazan'da nefsini aşağılamak için oruç bozuyorlarmış dinen hükmü nedir? Onlar gelsinler nefislerini aşağılamak istiyorlarsa bize bir iki gün takılsınlar birisi bir hakaret etsin benim yanımda ona yeter ona.
Boşsuz bunlar. Melamilik o değil. Melamilik farzları terk etmek değil. Melamilik insanların kafasına şüphe getirmek değil. Melamilik geçmek her şeyden. Melamilik fedai can olmak. Melamilik fedai ruh olmak. Melamilik fedai kalp olmak. Melamilik Allah'a kendisini feda etmek. Başka bir şey değil. El-Fatiha amin. Şimdi bekleyenler gerçekten semayı can ile bekleyenlerdir. Şimdi işte tamam erdi ya şimdi. Şimdi erdi.
Hani şey Guddüsü Baba vefat etmezden önce vasiyet etmiş dervişlerine. Dervişin çavuşuna demiş ki evladım demiş benim öldüğümde cenaze mi sabah namazında kaldırın demiş. Efendim Hikmet ne demiş. Oğlum sabah namazına gelenler südün kaymağı gibidir demiş. Sabah namazına gelenler südün kaymağı gibidir demiş. İnşallah sizler de gece kaldınız ya südün kaymağı olun inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi