Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 13 Aralık 2014 · 53:30
Destur. Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Kardeşler, lütfen böyle bu kadar uzun bir şey yazmayın. Bunları okumak, buradan cevaplamak biraz zaman alan şeyler. O yüzden böyle sorularınızı böyle bir cümle, iki cümle, üç cümle, içerisinde kayıtlarsanız memnun kalırız. Rabbimiz ebedi ve ezelidir. Rabbimizin vücut sıfatı yarattığı bir sonsuz boşluk içinde midir? Yoksa o boşluğu mu içinde barındırır? Bunu nasıl anlamalıyız? Cenab-ı Hakk'ın sıfatları ezeli ve ebedidir.
Kendisi ezeli ve ebedi olduğu gibi. Bu manada biz Cenab-ı Hakk'ın zat olarak, vücudunun ne manaya geldiğini konuşulması ve tefekkür edilmesi yasaklanmış. Cenab-ı Hak bütün sıfatlarıyla varlığın üzerinde tecelli etmiş.
Burada varlığın üzerinde tecelli edince varlığı bir bütün olarak ele almak, varlığı o bütünün içerisinde tefekkür etmek gerekir. Fakat bu varlığı bir vücut gibi algılarsak, çünkü hadisi kudside Cenab-ı Hak diyor ki, ben alemi Adem'in suretinde.
Bütün alem Adem'in suretinde. Ama Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Burada da alem tek değil. Alemin çoğu. Buradaki alemin sözü dişil. Biz aleminden kastı tek bir alem olarak algılamamız, Cenab-ı Hakk'ı sıfatsal olarak bir alemin içerisine hapsetmek gibi olur.
Şu anda insanlar kendi mevcut yaşadıkları, yaşadıkları kainat dediğimiz, alem dediğimiz bir olguyu anlayabilmeye çalışıyorlar. İçinde bulunduğumuz bu kainatın, içinde bulunduğumuz bu alemin, yaşı belli, 3 aşağı 5 yukarı. Varoluşu belli, 3 aşağı 5 yukarı. Ama alemin deyince, ben bu varlığın içerisindeki alemler olarak görmüyorum onu. Bu mevcut yaşadığımız varlığın içerisindeki alemler olarak görenlerin kendi hakları. ama alemin ayeti kerimesinden ben sadece insanoğlunun yaşamış olduğu bu alemin, bu kozmosun içinde hapsolmuş olarak görmüyorum.
alemin deyince bizim şu anda yaşadığımız bu alem gibi nice alemler vardır diye düşünüyorum. Ve alemin denilince bu alemlerin sınırının olduğuna da inanmıyorum. Bunu normalde matematik yetiştirmek bu manada mümkün değil. Öyle olunca bu kardeşimiz diyor ki, Rabbimizin vücut sıfatı yarattığı bir sonsuz boşluk içinde midir diyor.
Boşluk dediğiniz şey yok. Varlığın içerisinde boşluk tefekkür etmeyin, tahayyül etmeyin. Boşluk kelimesi bizim akıllarımızın algılayabileceği, anlayabileceği bir tabir. İçinde yaşadığımız bu aleme ait bir şeyi anlayabileceğimiz şekilde. Biz şimdi bardağın içerisindeki çayı boşaltırsak, ben hanginize sorsam, çayı bardağı boş diyeceksiniz.
Öyle değil mi? Ama boş değil o. Bizim gözümüz yanıldığı için onu boş görüyoruz. Göz aldatıyor bizi. Bizim duyu organlarımız bizi aldatmakta. Duyu organlarımız bizim tembel. Duyu organlarımız kör. Duyu organlarımız kör olduğundan dolayı biz, görebildiğimiz, duyabildiğimiz, bilebildiğimiz noktada aleme bakış açımız ve duruşumuz. Ama ve lakin bu manada, bu kardeşimizin sorduğu soruya cevap olsun, alemde veya alemlerde boşluk yok.
Varlık, boşluk barındırmaz. Boşluğun üzerinde de değildir. İçinde boşluk da yoktur. Biz körlüğümüzden dolayı boşluk görürüz. Körlüğümüzden dolayı. Ve bu manada Cenab-ı Hakk'ın vücut sıfatının nasıl tecelli ettiğini biz ancak teşbih ederiz. Biz kendi vücudumuza bakaraktan Cenab-ı Hakk'ın vücut sıfatının böyle tecelli ettiğini teşbih edebiliriz.
Ama o teşbih de tenzih gerektirir. O orada durmaz. Rıza lokması nedir, nasıl yenilir? Başına gelen hiçbir şeyden şikayet etmiyorsan ve hepsinden de razıysan rıza lokması budur. Bu bir sufi eğitimidir. Sufi başına gelen olumsuz hiçbir şeyden şikayet etmez.
Hiçbir şeyden. Ya bugün hava ne kadar soğuk. Hayır. Ya bu ne kadar da sıcakmış ya. Hayır. O başına gelen hiçbir sıkıntıyı şikayet söz konusu etmez. İşte bu rıza makamıdır. Hani bir kısım tasavvufi anlayış vardır. Allah'ı razı etmeye çalışırlar. Bizim yolumuz değildir. Biz Allah'tan razı olmaya çalışırız. Başına gelenlerden razı olursan yol yürürsün. Ümmetimden Sıla isminde biri gelir onun şefaatiyle birçok kimse cennete girer.
Bu Sıla-i Rahim'dir. Akrabaları ziyaret etmek. Kardeşler lütfen üzülüyorum böyle olunca. Liselerde zorunlu olan Osmanlıca dersi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu noktada Osmanlıca zorunlu mu demiş?
Zorunlu olan. Osmanlıca okunmalı, bilinmeli. İngilizce zorunlu oluyor, zorunuza gitmiyor. Fransızca zorunlu oluyor, zorunuza gitmiyor. İspanyolca zorunlu oluyor, zorunuza gitmiyor. Osmanlıca zorunlu olunca mı zorunuza gidiyor? İlkokul birinci, ikinci sınıfa gidenlere İngilizce zorunlu oluyor.
Daha çocuklar Türkçeyi öğrenmemişler. Türkçe konuşmasını bilmiyorlar. İngilizce öğreteceğiz diye onlara zorunlu muza gitmiyor da. Osmanlıca mı zorunuza gidiyor? Arkadaşlar bir toplum düşünün, bir millet düşünün. Komple kökünü inkar ediyor.
Annesini, babasını inkar eden kimsenin münafıklık helameti vardır. Kökümüzü nereye inkar edeceğiz? Nereye kadar gidecek? Geç kalınmış bir şey. Geç kalınmış.
Bugün misafirimiz var Bosna'dan Kazım Bey. Oraya gittiğinizde Bosna'ya, Sarayova'ya ziyarete de gidin, o bölgelere gidin. Mezar taşlarını ez, Osmanlı'dan kalma. Hiçbirisini okuyamazsınız. Şeyh Efendi'nin dergahına, ziyaretine gittiğimizde, aynı zamanda da kendisi sanat tarihiydi değil mi o efendim? Sanat tarihi profesörü Sarayova'da, üniversitede. Çok böyle eski elinde tarihi klasikler var. Osmanlıca hepsi de. Onlar bana baktı, ben onlara baktım. Sadece bakıştık. Bunun tartışması boş muhabbet.
Bu Atatürkçülük üzerinden bunu tartışmak daha da boş muhabbet. Bakın bunu Atatürkçülük üzerinden tartışıyorlar. Bu daha da boş muhabbet. Gereksiz. Hacamat yaptırmak isteyenler, dinen yaptırabilirler. Sıkıntı yok. Hz. Musa, mutluluk nefsini firavun gibi insanın başına bela olan ihtiras ve tutkulardan kurtarmaktır. Amak-ı hayal. Buradaki bahsi geçen tutku ne tip bir tutkudur? Bu duyguya ne şekilde sahip olmanız veya sahip olmamamız gereken bir şey midir? Sonuçta bu insanlar kendilerince nefislerinden gelen bütün kendisini Allah'tan uzaklaştıracak her türlü tutkudan arınması gerekir.
Nefsinden gelen, burada mutluluk kavramına aykırı düşündüğümüzü zannetmeyin. İnsanlar mutluluk ötelenebilecek bir duygu değildir. İnsanlar bunu ötelememelidir. Mutlu olan insanlar razı olan insanlardır. Razı olmayan insanlar mutlu olamazlar. Eğer gerçek mutluluğu yakalayacaksa bir kimse raziyeti yakalaması gerekir. Diğerleri o kimsenin nefsinden heva ve hevesinden duyduğu mutluluklardır. İşte muhakkak bir kimse bir arkadaşıyla bir kahve içer mutlu olur. Bu mutluluğu reddetmek, bu mutluluğu ötelemek mümkün değildir. Kendinizce mutlu olacağınız yerlere de gidebilirsiniz.
Bu da sizin hakkınızdır. Ama gerçek mutluluğu yakalamak istiyorsa insanlar, o gerçek mutluluk raziyetten geçer. Razı olmadığınız müddetçe mecaz sizi mutlu etmeyecektir. Razı olan kimse hem mecazdan hem hakikatten mutlu olacaktır. O yüzden mutluluk kavramını geçici şeyler gibi görmeyiniz. Ve mutluluğu arayınız. Mutlu olmanın yolunu bulunuz. Mutlu olmayı ötelemeyiniz hayatınızdan. Kimler mutlu olmayı ötelerlerse mümin olamazlar kemal ehli olarak. O yüzden mutlu olmak, mutlu bir şekilde yaşamak, mutlu bir şekilde düşünmek, mutlu bir şekilde ibadet etmek, mutlu bir şekilde hayatın adımlarını yürümek insana mutluluk verecek ve tat verecektir.
Bu dünya bu manada kendinizce mutlu olunmayacak bir yermiş gibi düşünüp kendi kendinizi hapse atmayın. Mutluluğu öteleyen insanlar, mutluluk kavramını kendisinden uzaklaştıran insanlar ne Allah'ı sevebilirler, ne Resulünü sevebilirler, ne de insanları sevebilirler. Ne dinle barışabilir, ne kendisiyle barışabilir, ne etrafıyla barışabilir, ne de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemle barışabilir, ne de Allah'la barışabilir.
Asla bunların hiçbirisiyle de barışamaz. İnsanlar vardır böyle, her daim mutsuzdurlar. Onlar Allah'tan razı olmayan, hayatın her perdesinde şikayetçi olan, Allah asla memnun, asla kabul edilebilir bir noktada durmayan insanlardır. Bu tip insanlar hayata karamsar bakarlar, geleceğe karamsar bakarlar, dünyaya karamsar bakarlar, kendilerine karamsar bakarlar. Onların üzerinde şeytanın hakimiyeti vardır. Mümin insan mutlu insandır. Mümin insan mutlu insandır. Sufi bir kimse mutludur. Mutluluk bu manada sufiler için olmazsa olmaz bir sıfattır. Mutlu olmayan gönüle Allah ilmini akıtmaz. Mutlu olmayan bir kalbe Cenab-ı Hak merhametini koymaz.
Cenab-ı Hak ilahi ilmini koymaz. O yüzden bu aleme bakaraktan, hayatına bakaraktan, nefesine bakaraktan, etrafına bakaraktan insanlar mutlu olmanın yolunu bulmalılar. Ve bunu ötelememeliler. Bunu öteledikleri her gün onlar için cehennem azabı gibidir. Ve cehennemdir. O cehennemi burada kendi elleriyle yaşıyor. Ey iman edenler siz kendi nefislerinizi kendi ellerinizle cehenneme atmayınız. Siz mutluluğun peşinde koşmaz, mutlu olmazsanız kendi ellerinizle kendi nefsinizi cehennem ateşine atarsınız. Başınıza gelen ufak tefek problemlerden razı olun. Başınıza gelen hadiselerden razı olun. Etrafınızda duran eşyadan razı olun.
Ceketinizden, paltınızdan, gömleğinizden, etrafınızda sizin isteyerek veya istemeyerek bulunanlardan razı olun. Kendinizce onlarla savaşmayın. Kendinizle savaşmayın. Kendi kaderinizle savaşmayın. Sizin başınıza gelen tecelliyatlarla bu manada mutsuzluk noktasında kendinizi girdaba atmayın. Hastalığınızdan mutlu olun. Yoksulluğunuzdan mutlu olun. Yokluğunuzdan mutlu olun. Ama bunlarla mücadele etmeyin demek değildir bu. O mücadeleden de mutlu olun. O mücadeleden de mutlu olun. Ayağınıza taş gelmiş. Mutlu olun. O taştan kurtulmaya çalışmaktan da mutlu olun. Mutluluk perdesinden mutluluk perdesine geçin. Mutluluk perdesinden mutluluk perdesine geçin.
Bu dünyada şu anda yaşayan insanların en büyük handikaplarından birisi bu. İnsanlar razı değiller. Razı olmadıklarından dolayı mutsuzlar. Habire yiyorlar, habire giyiyorlar, habire harcıyorlar yine mutsuzlar. Habire yiyoruz, habire giyiyoruz, habire harcıyoruz yine mutsuzuz. Şunu söyleyemiyoruz. Dün gece yarhanesinde yastığım bir daşidi. Altın çamur, üstüm yağmur, yine gönlüm hoş idi. Bunu diyebildiğiniz gün, mutlu olduğunuz gün. Bunu diyemiyorsanız, mutsuzsunuz ve Allah'la barışık değilsiniz. Mutsuzsunuz.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemle barışık değilsiniz. Şikayet ediyorsunuz. Başınız ağrıyor, ay başı ağrıyor, şikayet. Şikayet. Hastalıktan şikayet, önüne gelenden şikayet, güneş çıktı şikayet, battı şikayet, yağmur yağdı şikayet, soğuk oldu şikayet, sıcak oldu şikayet. Şikayet üstüne şikayet, işler az oldu şikayet, para az geldi şikayet, çok geldi şikayet, çocuk oldu şikayet, olmadı şikayet, evlendi şikayet, ev boşandı şikayet.
Hayat şikayetle geçiyor. Hayat şikayetle geçiyor. Oysa mümin, sufi, barışıktır. Barışık, barışık, barışık olanlar mutlu olurlar. Barışın, önce kendinizle barışın. Sakalınıza bakıp benim sakalım neden böyle sert çıktı, benim saçım neden dik çıktı. Ya ben çok yakışıklı değilim, ben çok güzel değilim.
Benim yanaklarım neden böyle? Şikayet. Önce kendinizle barışın. Dünyanın en güzel kadını sensin. Dünyanın en yakışıklı erkeği de sensin. Böyle girip de egonuzu da yükseltmeyin. Senden daha yakışıklısı da var. Ben oturuyorum burada. Havaya girmeyin. Ama kendinize de küsmeyin. Ben daha gencim. Buradaki ne? Çıkalım koşalım isterseniz. Öyle bir şey yok. Barışık olmak. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden burada tabii insanlar kendi dairelerinde mutluluklarını nefisten gelen olguya bağlarlarsa tamamiyetiyle bu büyük bir sıkıntı Allah muhafaza eylesin inşallah.
Ben bu kadar okusam oturur evde kitap okurum. Allah muhafaza eylesin inşallah. Yapmayın kardeşler. Hadi bu hani biraz bizim Hakan'ın şeyinden kaynaklanıyor. Hakan geliyor. Üç tane dört tane sayfa yazıyor. Mesela almış getirmiş. Dört tane beş tane kitaptan bölümler almış. Bir soruyla alakalı. Evet onu okuyorum burada. Şimdi okuyayım. Siz bana hak verin. Bunu normalde düşünebiliyor musunuz? Bunu böyle komple okuyabileceğimi. Konu ne?
Hz. Muhammed Bak bunu böyle yazan bir kimse Hz. Muhammed dediğinde yanına sallallahu aleyhi ve sellem diyecek. Lanet olsun. Kime ya? Kime? Senin ismin anılır da sana salatu selam getirmeyene. Lanet olsun. Kime? Otuz Ramazan gelir de o kimse affolmazsa. Yani oruç tutmayana. Lanet olsun. Kime? Anne babası yanında ihtiyarlar da o cenneti kazanmazsa. Allah muhafaza eylesin. Böyle asker arkadaşını yazar gibi Hz. Muhammed diye yazmayın sallallahu aleyhi ve sellem. Sufiler böyle kelam kullanmazlar.
Sufi geleneğinde yoktur. Sufi geleneğinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden bahsedilirken Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Hureyre hazretleri Abdülkadir Geylani hazretleri bu sufi adabıdır. Şeyh Efendi hazretleri sufi adabıdır. gıyabında konuşurken, hitap edilirken bu sufi adabıdır. Bu sufi adabıdır. Peder denmez. Baba. Sufi adabıdır. Adam. Bunu bir kimse, bu kardeş sufi değil büyük bir ihtimalle herhalde. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ilk kez hem sesli hem görüntülü bu film İslam alemini çok fena karıştıracak.
Herhalde biz ortasından başladık galiba. Neyse. İran'da İslam dünyasını ayağa kaldıracak Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem filmi İslam dünyasını ayağa kaldırdı. Filme sert tepki gösteren Lübnan müftüsü bu adım İran'ın putperestlik günlerine geri dönüşüdür dedi. Muhammed isimli film peygamberimizin hayatını anlatıyor. Filmde peygamberin rolünde birisinin oynatılması şimdiden infiale neden oldu. Lübnan müftüsü filmin İslam'a hakaret olduğunu söyledi. Söz konusu film İran'ın başkenti Tahran'da Şubat 2015'te yapılacak Şafak sinema festivalinde gösterime gireceği belirtildi. Yapımında son aşamaya gelinen filmin bölgedeki sui sinni gerilimini daha da arttırmasından endişe ediliyor.
Lübnan müftüsü Hz. Muhammed'in sesli görüntülü bir şekilde filmde temsil edilmesinin dinen günah olduğunu belirterek Peygamberimizin Müslümanlar nezdinde önem ve saygınlığından dolayı böyle bir girişimin caiz değildir. Kimse onun kişiliğini yansıtamaz ve rolünü oynayamaz. Soru Hz. Musa Hz. Nuh da ümmet açısından saygın peygamberlerdendir. Onların filmleri sakıncalı değilken Hz. Muhammed'in filminin neden sakıncalı olsun ki? Bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri eğer benim resmimi görürseniz onu ayağınızın altına alıp çiğneyin diye hadis-i şerif var. Bu manada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin görüntülü ve sesli olarak bir kişinin, bir kimsenin onu film senaryosu halinde yaşayabilir, gösterebilir mi, gösteremez mi bu tartışma konusu.
Eyvallah. Ben klasik düşünce sahibi bir kimseyim, kendimi öyle tanımlıyorum. Bunun olmasını istemezdim ben de. Eyvallah. Kıymetli kardeşler, bunlara hayır diyenler ve hepimiz dünyanın hiçbir yerinde İslam'ın hukuku yokken, İslam'ın hukukunu getirmek için mücadele etmeyen insanların bir film yüzünden yaygara koparması kadar ahmakça bir şey olamaz.
Bizi böyle olmazsa olmaz meselelerle değil, bu tip sünni gündemlerle oyalıyorlar. Buna biz karşı çıksak ne olacak, çıkmasak ne olacak bir de. Bununla alakalı eylemler görebilirsiniz.
Camilerden çıkarken slogan atan Müslümanlar görebilirsiniz. Camilerin içerisinde slogan atan Müslümanlar görebilirsiniz. Neresi sünnet-i Resulullah'a uygun tartışılır. Ama dünya üzerinde İslam'ın hukukunun icra edilmediğini Müslümanlar hiç düşünmüyorlar. Bütün müftüler toplansın, hadi İslam ülkelerindeki faizi kaldırsınlar.
Talih meseleler. Bunu günlerce tartışacaklar şimdi. Günlerce faizin tartışıldığını gördünüz mü? Günlerce zinanın tartışıldığını gördünüz mü? Günlerce uyuşturucunun tartışıldığını gördünüz mü? Günlerce fakirliğin tartışıldığını gördünüz mü? Günlerce haksızlıkların tartışıldığını gördünüz mü? Günlerce İslam'ın olmazsa olmazların tartışıldığını gördünüz mü? Günlerce bu insanların beş vakit namazlarını kılmaları gerek bunu tartışanı gördünüz mü? Cumaların özgür bir şekilde kılınması lazım. Devlet daireleri de bu konuda cuma ile alakalı düzenlenmesi gerekir.
Fabrikaların cuma ile alakalı düzenlenmesi gerekir. Bunu tartışanı gördünüz mü? AVM'ler pazar gün kapatılsın dendi ayağa kalktı ortalık. Öyle değil mi? Bunu tartıştı mı insanlar? Hadi gelin bu ülkede cuma saati 2 saat izinli olsun. O 2 saat izni de cumartesi gün 4 saat olarak geri alsınlar bu insanlardan. Cuma saati bütün fabrikalar izin yapsın. %99'u Müslüman diyoruz ya. Bunları neden tartışmıyorsunuz? Bunlar neden gündeme gelmiyor?
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sesiyle ve görüntüsüyle filmde gösterilmesi yanlış. Bu yanlışlığı ben de kabul ediyorum. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini inkar ediyorlar. Yok görüyorlar. Bunları tartışmayan bir Müslüman topluluğu. Bunu mu tartışacak? Siz hadisleri yok gören, inkar eden bir kimseyi tartışabiliyor musunuz?
Ölüm meleği Hazreti Azrail aleyhisselam Allah-u Teala'ya diyecek ki, Yüce Rabbim hem dünyadakileri hem de gökyüzündekilerinin hepsi de öldü. Sadece daha yaşamalarına izin verdiklerinin hariç Allah diyecek ki, kim yaşıyor daha? Ve ölüm meleğe cevap verecek. Yüce Rabbim Cebrail yaşıyor, Mikail yaşıyor, İsrafil ve senin tahtını taşıyan bütün melekler yaşıyor. Yüce Allah diyecek ki, Cebrail ölsün, Mikail ölsün, İsrafil ve benim tahtımı taşıyan bütün melekler ölsün. Sonra Allah diyecek ki, kim kaldı hayatta? Ölüm meleğe Azrail cevap verecek. Ya Allah, hiç kimse kalmadı hayatta.
Allah tekrar soracak ve Azrail, ya Allah ben varım, sen varsın, başka kimse yok. Allah diyecek ki, ben seni sadece bir neden yüzünden yaratmıştım, sen amacını yerine getirdin, sen de öleceksin ve Azrail de ölecek. Ve Yüce Allah, kainatı elinde yuvarlayacak ve diyecek ki, ben Allah'ım, ben Yüce Kral'ım, güç Allah'a, güç Allah'a icraat Allah'ın. Soru, bütün her şey ölecekse, bitecekse, cennette cehennem hayatı olmayacak mı? Sonra tekrar var edecek. Tevhile gerek olmayan rüyalar var mıdır, varsa bunlar hangiledir? Tevhile gerek olmayan rüyalar, bir, şeytani rüyalardır. İki, etkisinde kalınan rüyalardır. Üç, gerçekten bazı kimselerin gördükleri rüyalar, tevhile ihtiyaç kalmaz.
Bir insan, bir insanı öldürürse, o insanın ömründen çalmışım olur. Örneğin, 60 yıl yaşayacak insanı, 55 yaşında öldürmüş olur. Bu konuda bilgilendirirseniz, Allah razı olsun. Kimsenin, kimse öldürmeye hakkı yok. Kim öldürürse, bu noktada bütün insanları öldürmüş gibi günaha girer. Hristiyana benzer gayrimüsliman mezar kabristanlara, İhlas ve Fatiha suresi okunur mu? Bu konuda bilgilendirir misiniz? Okunmaz. İsim koyarken, Emine koymak mı gerekir? Yoksa bunun doğrusu Amine midir? Çoğumuzun ismi Emine koysak, çocuğumuzun hakkı geçmiş olur mu? Hakkınızı helal edin, geçmez. İsimler İslami oldu. Mesela Amine bize Emine olarak geçmiş. Örneğin, gayet normal. Muhammed bize Mehmet olarak geçmiş.
Örnek, bilmiş ol ki edep insanın bedeninde ruh gibidir. Aslında edep Allah'ın adamlarının gözü ve gönlünün nurudur. Edebi günümüz şartlarında yaşayan gençler olarak nasıl kazanabiliriz? Hiç haram işlemeyin, edeplenirsiniz. Hiç haram işlemeyin. Ben rahatsız biriyim, geceleri teheccüd namazı kılmak istiyorum ama bazen uyanamıyorum. Acaba yatsın namazından sonra teheccüd namazı kılsam olur mu? O gece namazı olur. Bu arkadaş da kırılmasın, incilmesin. Bunu da okuyayım. Allah her an yeni şan üzerindir ayetindeki mana edilen şan, hakkın tecelliyatı her an bilmediğimiz alemlere, bilmediğimiz sayılar kadar çok tecelli etmesi olarak öğrenmiştik. Sen hayatı hayal üzerinde görür gör diyen pirimiz, Cenab-ı Hakk'a ulaşmak için gönlü kuş kanadı gibi çırpan pirimizin bu sözündeki kasıt çok uzaklardan alemi hologram gibi izlemiş olabileceği, oralardan baktığında dünya hayatının ne kadar değersiz olduğunu vurgulayarak söylemeye çalıştığını farklı bir veçede düşünürsek,
pirimizin bu yaşadığı bu tecelliyat mıydı? Peki tecelliyat her an her zere değil midir? Hiçbir şey durağın olmadığına göre bir madde her an Allah Celle Celaluhun hem zaman hem mekan kavmini kavramını niteliyor. Bütün varlık alemi tecelliyattan ibaret olamaz mı? Cenab-ı Hakk o alemde her an yepyeni idrak edemeyeceğimiz sıfatlarından tecelli ettirmiş, durağın olmadan ettiriyor değil mi? Peki varlık alemine bir kapı düşürsek yanında da yokluk kapısı var mıdır? Peki kapıların etrafında ne vardır? Varsa kapının içinde olmaz mı? O zaman biz aslında her var olan şeyle Allah'ı yaşıyor değil miyiz? Varlık kesilmesi de bir sıfat değil mi? O zaman varlık Allah ile Hazretler'in bilinmez hazinesinden bir şey değil midir?
Peki Cenab-ı Hak ahirette bilinmeyen milyonlarca hazinesini kullarıyla paylaşır mı? Yeni buna benzer vaat müjdesi var mı? Bu sorular bazen aklımda fırtına kopartıyor. Bizi de fırtınayı koparttırdın zaten. Bunu da okuyayım hadi kimse kırılmasın. Örneğin siz de yeşil bir kaleme bakıyorsunuz. Ben de yeşil bir kaleme bakıyorum. Fakat sizin algıladığınız sizin içinizdeki yeşil rengin karşılığı ile benim algıladığım benim içimdeki yeşil rengin karşılığı acaba aynı mı? Siz bana sizin içinizdeki yeşil rengin karşılığını ne kadar tarif etmeye kalkışsanız da ancak tarif etmekten ödeye gidemezsiniz. Şöyle yeşil böyle yeşil diyerek en fazla yeşilin sıfatlarının özelliklerini bana anlatabilirsiniz.
Fakat yeşilin sıfatları özellikleri yeşilin kendi değildir. Devam et oku bunu orada. Benim sizdeki karşılığımı anlayabilmem için bir tek yol var. O da benim siz olmam. Bu da bana göre ve bildiğim fizik kurallarına göre aykırı bir durum. O zaman ben sizin algıladığınız, hissettiğiniz, yaşadığınız yeşili nasıl algılayabilirim? Bu düşünceden hareketle benim zihnimdeki algılarımla da içimde hissettiğim, içimdeki Allah tasviriyle Efendimiz sallallahu ve sellem hazretlerinin zihnindeki algısındaki Allah tasviri acaba aynı mı? Parantez içinde muhtemelen de aynı değildir. Bunu da anlayabilmem için o olmam gerekli. Fakat bu da bana göre imkansızmış gibi geliyor.
Bunun yanında durumun böyle olduğunu fark ettiğim için ne zaman bendeki Allah'ı zikretmeye kalkıştığımda ve Allah'a sığınmaya çalıştığımda aslında sığınmaya çalıştığım Allah'ın gerçek Allah olmadığını, bunun sadece kafamdaki bir tasvir olduğunu ve gerçek Allah'ın Efendimizin algıladığı bir Allah olduğunu düşünüp hemen bendeki büyük kudretli, merhametli, sonsuz vs. özelliklerdeki Allah tasvirini yok etmeye çalışıyorum. Ve gerçek Allah'ın bendeki değil Efendimiz'deki Allah tasviri olduğunu düşünüyorum ama gerçeğini de bilmiyorum. Durum böyleyken Efendimiz'deki Allah tasvirine ulaşabilmem için yukarıda bahsettiğim şartları yerine getirebilmem lazım. Yani Efendimiz sallallahu ve sellem olmam gerek. Bu da benim için bilinen ve fizik kullanılarına göre imkansız bir şey.
O zaman ben Efendimiz sallallahu ve sellem hazretleri olmayacağıma göre ondaki Allah tasvirine yani gerçek Allah'a nasıl ulaşacağımı merak ediyorum. Yarın Allah karşısına çıktığımda Allah bana kulum sen kafandaki Allah tasvirine inandın. Halbuki ben o değilim derse ben ne cevap vereceğim? O yüzden bir an önce gerçek Allah'ı bulmam gerekli ama nasıl? Hakkınızı helal edin saygılar. Senin kafandaki Allah tasviri de gerçek tasvirsiz. Hakikat değil. Bir kimsenin kendi kafasındaki Allah algısı yanlış değildir. Kendi iç dünyasındaki Allah algısı yanlış değildir. Ama onun hakikatine koşmak bize vazife kılınmış. Ben bugün sohbetimi kısa kesmek istedim.
Misafirimiz var Bosna'dan. Şeyh Efendi Hazretlerine sözü bırakmak istedim. Birkaç hoş geldin sohbeti olsun. Hem de küçük bir hediyemiz var Şeyh Efendi Hazretlerine. Lütfetsin inşallah. Şuradan ortadan bir yol açın Şeyh Efendi'ye. Yok mikrofonu da verin buraya. Allah razı olsun biz kendisini seviyoruz.
O da bizi seviyoruz. Seviyor. Biz misafir olmuştuk orada kendisine dergahında da. Orada bir güzel de ders yaptıydık. Zikrullah yaptıydık. Bu normalde Şeyh Bahruz programları için de davet ettik kendisini. Yarın inşallah orada Çanakkale'de de beraber olacağız. Bugün Çanakkale'de dün programlar vardı. Orada değişik etkinliklerde ve hizmetlerde bulundu. O yüzden lütfettiler, ikram ettiler. Bizi kırmadılar. Hoş geldiler. Ona böyle bir nacizane, fakirhane, dervişlerin başka bir şey olmuyor. Saçlarım eninki kadar güzel değil. Eyvallah.
Maşallah boyun posun yerinde ama beninki kadar değil yine. Eyvallah. Allah razı olsun inşallah. Teşekkür ederim. Hakkınızı helal edin inşallah. İnşallah siz de böyle arkadaşlara buyurun. Lütfen. Estağfurullah. Lütfen buyurun. Lütfen. Bismillahirrahmanirrahim.
Selamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ala seyyidina Muhammedin. Açıkçası ben bu akşam böyle bir şeyler beklemiyordum. Ama bu sürpriz benim için hakikaten büyük bir sürpriz oldu. Ustada çok teşekkür ediyorum. ve aynı zamanda sizi de efendim. Tabii ki birdenbire böyle bir şey olunca, böyle güzel bir cemaatın içinde bulunca yani insan ne desin diye düşünüyor. Ama ilk önce dün akşam bir konuşmamız oldu. Orada da bir Bosna'daki tarihi eserler dergahların hakkında konuşmayı yaptık. Slide'larla da böyle olduğu gibi nasıl saray evayı, aynı şekilde Bosna her şeyi oradaki gelen arkadaşları gezdirdik.
Tabii ki bugün akşam ben size kısaca olarak Bosna'daki bu tesavvuf geleneği ve tarihi elimden geldiği kadarıyla bir şeyler anlatmaya çalışırım. Türkçe'nin biraz zayıf olduğu için yani bazı kelimeleri doğru düzgün söylemesem veya ne bileyim yanlış bir şey söylersem kusura bakmayınız yani af ola. Malum biz yine hep Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri'nden işimizi başlamak istiyoruz.
Aslında bu bizim ceddimizdir. Ondan evvel Sarı Saltık Baba'dan başlamamız gerekiyor. Çünkü Sarı Saltık Baba ilk o Balkanlara gelen bir zattır. İslamiyet yayılmış olan bir zattır. Bu aynı zamanda yani Bosna'ya gelmiş olan insanlar veya Mostar'a, Mostar Köprüsü, Mostar Köprüsü'nde 30 kilometre ileride güzelce böyle bir dergah var. O kayaların altında nehrin çıktığı olan bir yer, bir dergah belki de resimleri görmüşsünüz. Orada da yatmaktadır. Yani onun yedi tane bir makamı var. O yedi makamdan bir tanesi orada. Bir de orada olduğunu da diye söylüyorlar. Ama makamı var. Hani o işte İslamiyet'i oradaki Boşniak krallara, Bosnalı krallara İslamiyet'i tanıtmış.
Ve ondan sonra gelen dervişler Bosna Hersek'te Balkanlar'da da İslamiyet yayılmaya başlıyorlar. Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri hazır yapıya geliyor ve Bosna'ya geldiğinden pek fazla savaş olmadan, çatışmalar olmadan Mesela Yaytsek Kasabası, Şalareli olan bir yer, çok güzel bir yerdir. Hani Mostar'a, Mostar veya Blagay, Blagay'a benzeyen biraz benzeyen bir yerdir. Aniden yirmi bin kişi İslam'ı kabul eder. Hiç zorlamadan, etmeden bizi kurtaracak olan bir kişi, bir sultan gelmiştir. Yirmi bin kişi aniden İslam'ı kabul eder. Oradan itibaren artık da Sarayvaya kadar ve diğer bölgelerde de oradaki Boşniaklar İslam'ı kabul ediyorlar. Ve bizim büyük dedemiz Fatih Han Hazretleri'dir.
Ondan sonra tabii ki gelen Sufilerle beraber İslam yayılmaya başladı. Ve malum Osmanlılarla beraber işte tarih vs. şeyler ta Evliya Çelebi'ye kadar. Evliya Çelebi kendi seyahatlemesinde sadece Sarayvaya, yani Saraybosna'ya başkent olarak kırk yedi dergah olduğunu da diye söyler. Bir de üç tane hanikah. Bir tane Bagdadi hanikahı, yani tesavvuf okulu olarak bilinen. İkincisi Bistriygin'in hanikahı, hanikah hanikahı. Bir de Gazi Husre Bey hanikahı. Bu iki tanesi yıkık ama Gazi Husre Bey hanikahı hala ayakta duruyor. Medresenin yanında. Bir de medreseyi yaptırıyor, camiyi yaptırıyor, yani külli olarak.
Ama medreseden önce, altı sene önce hanikahı, yani tesavvuf okulu yaptırıyor. Niye? Çünkü oradaki insanların temelleri atmışlar efendim. O da nedir? İşte dediğimiz gibi bu sufilik adabı, erkanı. O şekilde günümüze kadar devam etmişler. Bir de Evliya Çelebi gene de bahseder. Yüzün üzerine Bosna, Hersek'te dergah, teke olarak bilinmektedir. Bir de Saraybosna şehir olarak, zaten bir dergahın üzerine kurulmuş olan bir şehirdir. İsa Bey, orada da Mevlevi Hane'yi kurdurur. Ve o Mevlevi Haneden sonra şehir, şehirleşme olayı başlar. Yani Saraybosna, bir Mevlevi Hanenin üzerine kurulmuş olan bir şehirdir.
Ve maalesef bu komünist döneminde, 57'de oradaki dergah, oradaki dergahın yanındaki olan misafirhane, aşebi vesaire şeyler yıkmışlar. Yol geçecek diye falan. Şu anda kalıntılar var. Ama tepede, bunun maketini gene de bizim insanlarımız, yani Bursa'daki dostlarımız, Selcuk Belediyesi'nin belediye yardımı ile orada bir maket, yani tepede gayet güzel gene canlandırmıştır.
Oradaki şeyler ve hala da mesnevi okutuluyor. Bunun dışında daha çeşitli yerlerde de dergahlar, halka-i zikirler, dua edilen yerlerde de var. Bugün sorarsanız, bugün Bursa-Hersek'te nasıl dergahlarda da, aynı şekilde camilere de perşembe ve pazar akşamları, umumiyetle hem sohbet olur, hem zikir olur, hem de dua olur. Bir de yemek, tabii ki usule göre. Çoğu camilerde bu gece, haftada iki gece, bugün yüzün üzerine gene de böyle yerler var. Bazıları da imamlar yapıyorlar, yani sohbet, kelime-i tevhid, dua. Bazı yerlerde şeyh efendiler, bazı yerlerde vekiller, yani bunun belli bir usulü var. Ama izinli olarak yani, izin alıp o şekilde yapıyorlar.
Kendi başlarına, yani kendi başına değil. Tabii ki böyle bir şey var. Bosna-Hersek'te, buyurun ne zaman müsaitsiniz, Bosna'ya geliniz. Bosna tabiat olarak veya saray, Bosna, Bursa'ya benzer. Yani, Bursa'lılar Bosna'ya geldikleri zaman, yani, ah sanki Bursa'dayız diyebilirler. Evet, ama bugün Bursa'da neredeyse üç milyon nüfus var. Bosna-Hersek'te, dört yüz bin civarında nüfuslu bir şehirdir. Yaşamak için rahat bir şehirdir. Buyurun, ziyarette geliniz. Buyurun, bizim, biz zaten kardeşiyiz. Bir de, konuşmak için gelmedim. Baştan söylediğim gibi. Ama, buradaki sohbete bulunduğumdan, aklımdan bir, Kur'an-ı Kerim'deki bir ayet geçer.
Geçti. O da, ne diyor? Eğer bir sorularınız varsa, zaten burada bir hayli sorular olmuştur. فَسْأَلُوا اَحْلِ ذِكْرِ Zikr olanlara sorunuz. Diye Allah'a şanuhu, Kur'an-ı Zimuşa'ndan gider. Siz de, bu ayetin, şeyine, uyuyorsunuz. Allah, hepinizden razı olsun. Amin. Ustadın da razı olsun. Amin. Ve benden bu kadar olsun. Teşekkür ederim. Sağ olun efendim. Ustadın kıymetini iyi biliniz efendim.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.