Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 12 Temmuz 2014

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 13 Temmuz 2014 · 1:04:14

Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Ramazanın tam ortasındayız. Cenab-ı Hak sonunda af olunmuşlar hitabına mazhar kılsın inşallah. Bir gün Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri minbere çıkarken birinci adımı attı, amin dedi. İkinci adımı attı, amin dedi. Üçüncü basamaya çıktı, amin dedi. Sahabe sordu minberden inince, Ya Resulallah ne oldu ki üç tane amin dediniz. Cebrel kardeşim geldi dedi. Dedi ki dedi, Ya Resulallah kim Ramazan'a ulaşır da sonunda af olmazsa Allah ona lanet etsin. Dedi diyor, ben de amin dedim.
İkinci adımı attı, Kimin yanında annesi babası ihtiyarlarsa, Cennetlik olmazsa ona lanet olsun dedi. Ona da amin dedim. Üçüncüsünde de diyor ki, Bir mecliste senin adın anılır da, O meclistekiler sana salatu selam getirmezlerse, Onlara lanet olsun dedi diyor. Ben de amin dedim. O yüzden kıymetli dostlar, Oruç tutabilenler, Oruçlarına muhakkak dikkat etsinler, Tutmaya devam etsinler.
Tutamayanlar, Hiç olmazsa bu saatten sonra tutsunlar, Tutmaya gayret etsinler. Tutmayanlar, Tutamayanlar, Rahatsız olanlar, Hasta olanlar, Yolcu olanlar, İşte kadınların muayyen zamanı olanlar, Bunlar oruçlarını tutmazlar. Yolcu tutmayabilir, Hamile tutmayabilir, Emzikli tutmayabilir, Çok hasta düşkün tutmayabilir. Bunlar tutmayabilirler, Tutarlarsa iyi olur. Ama öbür türlü normalde, Devamlı ilaç kullanan bir kimse. Onlar tutmazlar. Allah bizi oruçlarını düzgün bir şekilde tutanlardan eylesin inşallah. Bayanlar muayyen dönemlerinde, Türbelerin içine girebilirler mi? Normalde türbenin içine girmek, İslam adabında, Erkanında, Sünnetinde yok.
Bayanların kabir ziyaretleri, Serbest bırakıldı. Medine döneminde, Mekke döneminde yasaktı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Bayanları kabirlerinin ziyaretini, Mekke döneminde yasaklamıştı. Medine döneminde serbest bırakıldı. Medine döneminde serbest bırakıldıktan sonra, Kadınların kabristanlıklarının içerisinde dolaşılması da yasaktı. Şimdi kadınlar kabristanlıklarının içerisinde dolaşıyorlar. Bu yasak. Kabristanlığın dışından dua etmek, Oradan okumak, Ölümden hisse almak, Kabristanları ziyaret etmek, Sünnet çünkü. Bu noktada o sünneti işlemek için, Kabristanın dışından dua edilir. Kabristanın dışından kadınlar, Ne yapacaklarsa oradan yaparlar. Ama türbe dediğimiz, Üzerine böyle bir kubbe oluştuğu zaman, O kubbe oluşturmak da zaten çok eski gelenektir.
İnsanoğlu var olduğundan beri vardır. Öyle diyebiliriz. Onun içerisine girmek caiz değil. Yine aynı dönemde, Bayanlar derslerini çekerken bağışlamayı hiç mi yapmamalı, Yoksa belli sayıda tehdit çekip onu bağışlayabilirler mi? Kardeşler bu noktada ayeti kerime olan yerlerle alakalı, Yüz tane tevhid çekecekler. İhlas okuması gereken yerde, Yüz tane ihlas varsa, Onun yerine yüz tane tevhid çekecek. Bağışlamalar da normalde, Üç ihlas bir fatihaları okumayabilirler. Akıl bali olmanın ölçüsü nedir? On iki yaşında bir oğlum var, Namazlarını bazen abdestsiz kılıyor. Ben bu konuda nasıl müdahale edebilirim?
Allah razı olsun. Akıl bali olmak, Normalde bir fiziki akıl bali olmak var, Bir de akli akıl bali olmak var. Fiziki akıl bali olmayı herkes biliyor herhalde. Bir de akli akıl bali olmak var. Akli olarak akıl bali olmak, Bir şeyi anlama, idrak etme, Onun ehemmiyetini bilme, Onun kıymetliliğini ve kıymetsizliğini ölçebilme. Bu noktada öyle akıl bali olduysa bu kimse, Bu noktada din ondan sorumlu. Yoksa yani çok özür dilekten söyleyeceğim bunu. Kadınların muayyen hali görmesi, Erkeklerin muayyen fiziki bir şeyin oluşmasıysa, Bu akıl balilik olarak o yetmez. Çocuklarınızı abdeste, Namazı, orucu alıştırın. Yavaş yavaş, tatlı tatlı öğretin. 12 yaşına gelmiş olan bir çocuk, Dinini 3 aşağı 5 yukarı, İbadetle alakalı meseleleri, Öğrenmesi gerekir.
12 yaşına gelen bir çocuk, Namazı, abdesti, orucu öğrenmesi gerekir. Kız, erkek önemli değil. Normalde dini eğitimi, Küçük yaştan itibaren başlatılması gerekir. O normalde ailenin içerisinde, Aileyle beraber çocuk, İbadetlerini yerine getirmeli, Abdesti öğrenmeli, Namazı öğrenmeli. İnşallah. Yasin-i Şerif'lere boy abdestimiz yok iken, Dokunabilir miyiz? Normalde Kur'an-ı Kerim hükmünde olan musaflar, Abdestsiz dokunulmaz. O yüzden, Söz konusu olan abdesttir. Ama, Yasin-i Şerif, Kur'an'dan bir parça olduğu için, Kur'an'dan bir parça olduğu için, Yine Kur'an-ı Kerim'in kendi içerisinde, Yine, Normalde o kimse onu, Abdesti alıp eline okuması lazım. 10 gün bitince, Gusül abdesti almadan ilişkiye girilebilir, Ama namaz kılınamaz.
Bir kimsenin namazı kılabilmesi için, Gusle edip, Ondan sonra namazı kılabilir. Peygamber Efendimiz, Sallallahu aleyhi ve sellem'in, Hem madden hem ruhen, Miraç'ta Allah-u Teala ile görüştüğünü söylemiştiniz. Miraç bir mucize midir? Evet. Orhan Terziol hocanın dediği gibi, Bir matematiği, bilimsel bir açıklaması var mıdır? Bu Orhan Terziol'un sözü değil, Ben bütün her şey matematiksel, bilimsel olarak, Bir açıklamasının olduğuna inananlardanım. O yüzden normalde Miraç hadisesinin de bir matematiği vardır. Cenab-ı Hak bütün her şeyi yaratırken, Bir hesap üzerine yaratır.
Allah'ın bir hesap üzerine yaratmadığı hiçbir şey yoktur. Yaratılan her şeyin kendi içerisinde bir aklı, Bir aklı, kendi içerisinde bir matematiği vardır. Bu benim kendi inanışım. Eğer Cenab-ı Hak bir peygamberlerin üzerinde bir mucize gösterir, O mucize, o Allah'ın üstü hal, O güne kadar görülmemiş bir şeydir. Bu din, akıllı insanların akıllarını yener.
Mucizeler ve kerametler, Aklını ilah edilenlere gösterilir. Din, aklını ilah edilenlere bir cevaptır. Çünkü insanoğlu enteresan bir varlıktır. Cenab-ı Hak onun kendisini yaratmış olmasına rağmen, İnsanoğlu kendi kendini ilahlaştırır. Kendi heva ve hevesini ilahlaştırır. Kendi heva ve hevesini ilahlaştırdığı için, Cenab-ı Hak onlara, o insanlara peygamber ve kitap indirmiştir. Tabiri caizse, Cenab-ı Hak şatahat eder. Hadi siz böyle bir ayet indirin. Hadi siz böyle bir Kur'an indirin. Hadi siz iki kelimeyi bir araya getirin diye, Kullarına şatahat eder. Hadi bir şey yaratın der.
Bu niçin? Allah insanı yaratmış, Cenab-ı Hak insanı yarattığında, İnsanın yaratılış amacı, Allah'ı tanımak, bilmek, O'na ibadet etmek, O'nu tesbih etmek, tenzih etmek, Teşbih etmek olarak yaratmış. Ama o insanoğlu, Cenab-ı Hak'ı tenzih etme, Teşbih etme, Bu noktada onu, Cenab-ı Hak, Cenab-ı Hak'ı zikretme noktasında duracağını, Kendi kendisini, Kendi heva ve hevesini, Kendi düşüncesini, Kendi aklını, Kendi bilgisini ilahlaştırır insanlar.
Kendi bilgisini ilahlaştırdığı için, Kur'an-ı Kerim'de böyle ama, Böyle olmaması gerekir. Din bunu böyle emretmiş ama, Bunun böyle olmaması gerekir diye, İnsanlar kendi akıllarını ortaya koyarlar. O yüzden din Kur'an ve sünnettir. Hani ben itiraz ederim ya, Din akıl dini değildir diye. Din akıl ve mantık dinimiş. Aklının mantığının almadığı bir şeyi reddedecek o zaman. Din aklın ve mantığın üstündedir. Din aklın ve mantığın üstünde. Aklın ve mantığının kabul etmediği, Matematiğinin yetmediği yerler vardır. Biz gaybe iman ederiz, Gaybe iman etmenin akıl ve mantığı yoktur. Ama biz gaybe iman ederiz. Allah'ın zatı her şeyden münezzehtir.
Hiçbir şeye benzemez ve hiçbir yer olarak, Bir yer tespit edilmez. Ama biz Allah'ın zatullahına iman ederiz. Zatullahın ne olduğuna dahi düşünmeye bizim yetkimiz yoktur. Din budur. Ama birisi kalkıp, Zatullahın ne olduğunu hakkında düşünemiyorsan, Ben böyle bir dine iman etmem der. Etmezsen etme. O yüzden miraç hadisesi de bir mucizedir. Akıllı olanların aklını çökertmek içindir. Şimdi insanlar kendilerini akıllı görüyorlar ya, Aynı insanlar, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Peygamberlikle görevlendirildiğinde de, Mekke müşrikleri kendi akıllarını ilah edinmişlerdi. Mekke müşrikleri de kendilerini çok akıllı görüyorlardı, Ve akıllıları çok ilerideydi.
Onların da her birisi belaga sahibi, Edebiyat sahibi, Hepsi de fikir sahibi, Hepsi de kocaman kocaman adamlar, Devlet yönetiyorlar, Devlet idare ediyorlar, Kocaman kocaman insanlar, Savaşlar yapıyorlar, Savaşlar yönetiyorlar, Çok akıllılar. Ve hepsi de çok zenginler, Çok ileri görüşlüler, Harika insanlar, Yani, Pek insan, Bunu anlayabilmek için, Mesela, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden, İslam öncesi, Arap şiirini ve edebiyatını incelemek gerekir.
İslam öncesi, Arap edebiyatını ve şiirini inceleyen bir kimse, Arap edebiyatının o esnada, Ne kadar ileride olduğunda, Ne kadar belagat sahibi olduğunu, Hayalin ne kadar geniş ve yüksek olduğunu, Hayalin ne kadar geniş ve yüksek olduğunu, Onlardan öğrenebilir. Öylesine belagat ehlilerdir ki, Kur'an ile yarışmaya kalkarlar. Dikkat edin. Kabe'nin duvarlarında belagatın, Tarihçesi vardır. Herkes o büyük sözleri, Usta sözleri, Kabe'nin duvarına asar. Şimdi bizim şiirleri ve hikayeleri astığımız gibi, Öylesine belagat, Oylesine teknik, Öylesine insanlar, Bu noktada ekonomik refaha ulaşmışlar.
Yani Mekke devleti, Hem ekonomik olarak zirvede, Hem askeri olarak zirvede, Hem sanat olarak zirvede, Hem şiir olarak, Edebiyat olarak zirvede, Ticaret olarak zirvede, Her şey zirvede. Yani, Sakın ha böyle Mekke devletini, Böyle küçümseyen bir noktada bakmayın. O gün için Arap Yarımadası'nda, Ve çevre devletlerin içerisinde, En zengini, En kuvvetlisi, En refahlısı. Yani öyle, Mekke devletini küçümseyen almayın, Böyle bir kavim devleti gibi görmeyin. Oturmuş, yerleşmiş bir sistem var. Ve oturmuş, yerleşmiş sistem, Yüzyıllara dayanan, Oturmuş, yerleşmiş bir sistem var. Yüzyıllara, Bakmayın siz, Bizim cumhuriyetle beraber, Eskimizi reddettirirler bize. Ona bakarsanız, Bu, Anadolu insanının da, Bin yıllara dayanan bir, Geleneği vardır.
Yani biz bir Türk geleneği dediğimizde, Ta Orta Asya'ya dayanır. Bir 600 yıllık, Osmanlı İmparatorluğu var, Selçuklu İmparatorluğu var, Ondan daha ileriye doğru gittiğinizde, Türkler hep imparatorluklar kurmuşlar. Bu bir gelenektir. Bakmayın siz, Cumhuriyetle beraber, Cumhuriyet otursun, Yeni devlet otursun, Terenenlileriyle, Bizi aldatıp, Eskimizi bizim, Bize reddettirdiler. Bir dil, Ne o, Harf devrimi yaparaktan, Eskimiz de bizim komplemizi kopardılar. Eskiyle alakalı ne varsa, Tırları doldurup, Bulgaristan'a sattılar. Evet, Bulgaristan'daki, Kağıt fabrikasına satıldı. Ne varsa eskiyle alakalı. Eskiyle bağımızı kopardılar bizim hesapta. Bu sefer insanlar gidip, Kütüphanedeki bir tıp kitabını okuyamadı.
Bir astronom, Bir matematik, Bir fizik, Bir kimya okuyamadılar. Bir anda bütün herkes, Zır cahil oldu çıktı. Okuyacak hiçbir şey yok, Hiç kimse yeni bir dili de bilmiyor. Her bütün, Kimsenin okur yazarlığı kalmadı. Anadolu'daki insanların, Okur yazarlığı kalmadı. Kim memur olacak? Okur yazar olacak. Kimler okur yazar? Dönmeler, Üst noktada duranlar. Onlar dış işlerine, İç işlerine oturdu. Devletin içerisine sahip oldular. Devletin içine oturdular. Bunun gibi. Evet, Meseleyi toparlayayım. Her şeyin bir matematiği var. İşte o zaman içinde, Bu harikulade haller, O günkü insanların akılları, Çok kendilerini önde görüyorlar. Ve akıl susuyor bunda.
Bunda akıl mat oluyor. Aklın mat olduğu yerde, İman tecelli eder. Akıl mat olmazsa, Teslim olmaz çünkü. Akıl hep nedene, Niçine, Nasıl'a, Kafa çalıştırmaya çalışır. Hep şüpheyle bakar. Ne zaman akıl mat oldu, O zaman imanı kemale erer insanın. İşte peygamberlerin ve velilerin, Üzerindeki harikulade haller, Mucizeler, Kerametler, Aklı mat etmek içindir.
Kur'an, Aklı mat etmek içindir. Kur'an, Aklı mat eder. Hangi aklı? Negatif aklı mat eder. Pozitif aklı değil. Mucizeleri araştırıp, Sorgulamak doğru mudur? Evet, İnsanlar, Mucizelerin peşine takılırlarsa, Yeni ilim sahip, Sahibi olurlar. İlim, Bugüne kadar insanlar, Şimdi bizim oturup, Bizim Türkiye'mizde var, Bu, İslam dünyasına yeni sıçradı bu. Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleriyle alakalı, Ne varsa yok saymaya çalışıyorlar. Oturup, Onun mucizelerinin üzerine, Kafa yorsalar, Yeniden bir ilim, İlim üzerinde, Çağ atlayacaklar.
Ama onların üzerinde, Kafa yormuyorlar. Çünkü Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleriyle kabullenmek istemiyorlar. Yani, Elinden su akması, Parmaklarından su akması. Bu, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleriyle tecelli etti. O zaman, Bir kimse, Kendi kendisini, Bunu tefekkür etmiş olsa, Bunun üzerinde, Yoğunlaşmış olsa, Belki de, Gelecekte, İnsanlar, Susuz kalacaklar. Ve, Muhakkak, Onun bir matematiği var ki, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin elinden, Su olarak damladı. Biz, Suyu, İncelediğimizde, Hidrojenle, Oksijenin, Birleşmesinden, Su oluştu. Demek ki, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, Parmaklarında, Öyle bir, Kimyasal, Simya oluştu ki, Öyle bir, Kimyasal dönüşüm oluştu ki, Bildiğiniz, Hava, Suya dönüştü.
Bildiğimiz, Hava, Suya dönüştü, Ve parmaklarında dönüştü. Ve, Herkes, Parmaklarından, Su içti. Demek ki, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, Üzerinde, Öyle bir, Matematik, Öyle bir, Kimya, Öyle bir, Fizik, Öyle bir, Bilgi ve, İlim üstü, Bir, Ayrı bir, İlim oluştu ki, Parmaklarından, Su aktı. Asap, Susuzluğunu giderdi. Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, Elinden, Öyle bir, Fizik, Öyle bir, Kimya, Öyle bir, Matematik, Oluştu ki, Adamın, Ayağı kırılmıştı, Ayağını, Mesletti, Ayağı düzeldi. Şimdi, Çıkmış, İnsanlar, Biyo enerji, Adam ellerini uzatıyor, İşte, Tedavi ediyor, Ona inanıyor.
Biyo enerji, Uzmanlarına inanıyor. Ben de, İnanıyorum. Ben, İnanırken, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, Mucizesini, Bildiğimden inanıyorum. Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, Her şeyi, Mucize. Bir tek, Miraç, Mucize değil. Onun, Hayatı, Mucize. Doğumundan, Ölümüne kadar, Mucize. Hala da, Resulullah, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Mucize. Cenab-ı Hakk'ın, İnsanların, Önüne koymuş olduğu, Bir mucize. Şu anda da, Mucize. Hala da, Ümmetin, Rüyalarına giriyor, Ümmetin, Haline geliyor, Ümmetle uğraşıyor. Mucizenin, Mucizenin, Mucizesi. Sadece, Miraç değil.
Onun, Yemek yemesi, Mucize. Namaz kılması, Mucize. Abdest alması, Mucize. Evliliği, Mucize. Yürümesi, Mucize. Savaşları, Mucize. Tebliğ, Mucize. Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Her haliyle, Bir mucize. Biz, Ona baktığımızda, Biz, Ona uyduğumuzda, Allah'ın, Bizlere göndermiş olduğu, Bir mucizeye, Uyumuş oluyoruz. Bir mucize. Sadece, Miracı, Mucize olarak, Alırsanız, Yanılırsınız. O, Doğumundan, Ölümüne kadar, Bu dünya, Hayatıyla alakalı, Ve ölümünden sonra, Hayatıyla alakalı, Her şeyle, Mucize. Ve, Onun, Üzerindeki, Mucizelerin, Her şeyinin de, Muhakkak, Bir matematiği, Olduğuna inanıyorum. Ve, İnsanların, Bu matematiğe, Kafa yormalarını, Bu mucizelere, Kafa yormalarını, Bu mucizelere, Kafayı yorurken, Yeniden, Bugünkü, İlmin, Üzerinde, Bir ilme, Sahip olacaklarına, İnanıyorum.
Bugünkü, İlim, Geri bir ilim. Bu ilmi, Bugünkü, Teknolojiyi, Sakın ileride, Zannetmeyin. Bu dünya, İşin, Metafizik tarafını, İşin, Metafizik tarafını, Düşünmediği, Müddetçe, Metafizik tarafına, Kafa yormadığı, Müddetçe, İlmi de, Teknolojisi de, Çok geri kalacak. Şu anda, Bugünkü, Dünya üzerindeki, İlim ve teknolojiyi, Çok ileride, Zannetmeyin. Çok geri. Görüşmek için, Telefonlara ihtiyaç yok. Yürümek için, Arabalara ihtiyaç yok. Uçağa ihtiyaç yok. Yok. Bunlar, Teknolojik gerilik. Bunları, Çok ileri bir teknoloji olarak, Bizim önümüze sunuyorlar. Aldatıyorlar bizi. Kandırıyorlar.
Bize aldatıp, Kandırıp, Habire satıyorlar bize. Habire satıyorlar. Biz, Kendi, Aklımızın, Kendi, İnsanlarımızı, Yapmış olduğu, Ürünleri ilahlaştırıyoruz. Hz. Ömer Efendimizin, Dediği gibi, Biz diyor, Helvadan, Putlar yapar, Karnımız acıktığında, Onları yerdik diyor. İnsanlar, Şimdi helvadan, Put yapıyorlar, Kendilerine. Teknolojiden, Put yapıyorlar. Teknolojik, Putlarına tapıyorlar sonra. İnsanlar, Kendilerince, Ekonomik put yapıyorlar. O ekonomik putlarına, İnsanlar, Kendileri tapıyorlar sonra. Askeri putlar oluşuyor. Askeri putları, İnsanlar, Kendileri tapıyorlar sonra. Dünün, Helvadan putları, Şimdi, Hala daha helvadan put arıyor insanlar.
O günkü insan, Kafası helvadan put yapmaya çalıştı. Kafadan, Kafasından, O kadar çalıştı. Helvadan put yaptı. Ondan ibadet etti. Şimdi, Elimizde birer kredi kartı var. Ellerimizde cep telefonları var. Tabletler var. Bilgisayarlar var. Helvadan putlarımız bunlar. Ekonomik olarak, Gidip, Alışveriş ettiğimiz, Kocaman, Devasa, Mağazalar var. Alışveriş merkezleri var. Şimdi, Yeni puthaneler, Onlar, Önceden, Lat, Uzla vardı, Koyuyorlardı, Orta yere, Herkes onların etrafında dolaşıyordu. Onların etrafında dolaşırken, Kadınlar da, Erkekler de, Üryan olarak dolaşıyorlardı. O gün, Üryan dolaşan kadınları ve erkekleri, Biz gerici olarak nitelendirirken, Onları küfür olarak nitelendirirken, Bugün kadınlar ve erkekler, Erkekler aynı noktada, Belirli putlarının, Belirli heva ve heveslerinin etrafında, Tavaf etmiyorlar mı?
Bütün ilahi dinler ve peygamberler, İnsanların akıllarını yenmek için gönderilmiştir. Çünkü insanlar akıllarını, Bu noktada, Negatif noktasında, İlahlaştırırlar. Akıl ilahlaşmadığı müddetçe, Harika bir şeydir. O yüzden, Mucizeleri araştırıp, Sorgulamak gerekir ki, İlme erişelim. İnsan bilme, Ve ilme istediği kadar, Ulaşıp sahip olabilir mi? Yoksa, Allah-u Teala'nın verdiği kadarını mı kullanabilir? Biz Allah'ın bize ne verdiğini bilmiyoruz. Ben buraya karşı bir insanım. Bizim Allah'ın, Bizim üzerimizde takdir ettiğini bilmiyoruz biz. Bize ne kadar, Neyi ne kadar nasip ettiğini, Neyi ne kadar takdir ettiğini bilmiyoruz.
Bir. İkincisi, Bu takdirin, Kesinleşmiş bir ölçü olduğuna da, İnananlardan değilim. Yani, Ey kulum ben sana, Bir bardağı, Bir küçük bardak ilim takdir ettim. Bunun üstünü vermedin mi? Diyecek bize. Bunun üstünü vermedim dediği zaman, Niçin beni ilimden sorgulacak ki o zaman? Sen az ilim sahibi oldun, Hadi git cehenneme. Neden bana bu kadar takdir etmişsin? Demeyecek miyim ben ona? Ben dine bu açıdan bakan bir kimse değilim. Cenab-ı Hakk'ın bana ne takdir ettiğini bilmiyorum. Ama bana bir vazife vermiş. Vazife iyi insan olmak. Vazife iyi bir kul olmak. İyi bir mümin olmak. Bunun yolu belli.
Cenab-ı Hakk'ın bana yarın ne takdir ettiğini bilmiyorum. Ben kendimce, kendimce, kendi dairende, Ben kendimce yarın vazifemi biliyorum. Ben yarın İzmir'e sohbete gideceğim. Ben kendimce biliyorum bu vazifemi. Bana ne takdir ettiğini bilmiyorum. Ama ben gücüm nispetince, Yarın İzmir programına katılmaya gayret edeceğim. Niyetim bu. Bana ne takdir ettiğini bilmiyorum. Vazifemi biliyorum. Bana ne takdir ettiğini bilmiyorum. Allah izin verirse yarın orucumu tutacağım. Allah izin verirse yarın beş vakit namazımı kılacağım. Bana ne takdir ettiğini bilmiyorum. İlim olarak, ilim Çin'de de olsa gidip alınız. Emir.
Emir. Gidip alınız. Gidip alınız. Alır mısınız değil. Alabilirsiniz değil. Bakın almaya çalışın değil. Gidip alınız. Emir sigası. Oruç tutunuz. Emir sigası. Namaz kılınız. Emir sigası. İyi bir kul olunuz. Emir sigası. Emir. Hırsızlık yapma. Emir. Zina etme. Emir. Vefasızlık etme. Emir. Boş bırakmamış. Emretmiş. Ya istersen dindar ol. Yok öyle bir şey. İman ettin mi? Evet. İmanın şartlarını yerine getireceksin. Emir. İslam oldun mu? Evet. Yerine getireceksin şartlarını. Emir. Ya dinde özgürlük var.
Yok kardeşim öyle özgürlük. Allah'ın emri var. Müslüman mısın? Evet. Allah'ın emirlerini yerine getirmekle mükellefsin. Ben getirmem. Sen getirmezsen Allah'la senin aranda sana ceza verecek değilim. Ama emir var. Emir. Bana karışamazsın. Ya sana karışan yok. Ne karışacağım sana? Ben Allah emretmiş diyorum. Sen Allah'ın Allah'a iman ettiysen onun emrine bakacaksın. Emir var. O zaman emir varsa ilimle alakalı da emir var. Daha enteresanı. İlim Müslüman'ın yitik malıdır. Nerede bulursa alır. Yitik mal nedir?
Kaybedilmiş mal. Unutulmuş bir yerde kaybetmişsin sen bunu. Kaybetmişsin bir yerde. Senin malın bu. İlim senin malın. Bu bir bardak kahve benim malım. Nerede olsa tanıyacağım bunu. Benim bu. İlim Müslüman'ın yitik malı. Nerede olsa tanıyacak ve alacak. Yok bu gayrimüslimdi. Yok bu müslimdi. Yok bu Rusya'dandı. Yok bu Çin'dendi. Yok bu Amerika'dandı. Yok bu Ahmet'tendi. Mehmet'tendi. Yok ya. Yitik mal. Nerede bulduysa alacak onu. Bulduğu yerde alacak. Fatih Sultan Mehmet bulduğu yerde aldığı için topları döktürdü. İstanbul'u fethetti. Bulduğun yerde al.
Yani böyle İslami şimdi hani cihatçılar var ya. Ben kendi kendime diyorum ya. Müslümanlarla ne uğraşıyorsunuz? Madem cihat etmek, savaş atmak için çıktığınız yola. Gidin bir tane diyorum. Amerikan ondan sonra deniz gemisini o var ya. uçak gemisinin birisini alın. Birisini zapt edin. Örnek. Yitik malınız sizin. Gidin 5-10 tane İsrail tankını çevirip alın. Yitik malınız sizin. Evet. Onlar gidiyorlar Müslümanlarla savaşıyorlar. Ha o zaman arkasında başka bir şey var onun. Şimdi Mehmet benimle savaşıyorsa diyeceğim ki ya Mehmet. Sen neden savaşıyorsun benimle? Ne derdin var senin benimle?
İkimiz de la la illallah Muhammeden Resulullah diyoruz. Eee sen bana silah çektin. Sen neden bana silah çektin? Ha demek ki Mehmet'e birisi dedi ki git Mustafa Özbağ'a silah çek. Birisi silahı tutuşturdu eline bana silah çekiyor. Ben Mehmet'te kalırsam ben de Mehmet'i öldüreceğim. Biz Mehmet'le ikimiz beraber ha bire savaşacağız. Yok onun arkasında ona birisi silah vermiş. Allah bizi affetsin. O yüzden bilim ve ilimle alakalı insanın kapısı ve yolusu açık sonuna kadar. Bir kimse la la illallah Muhammeden Resulullah dese ancak Hristiyan veya Museviler gibi dinini yaşasa bu kişi affolunup cennete girebilir mi? Orada o kimsenin yaşantısını inanarak da mı yaşıyor, inanmayarak da mı yaşıyor onu bilemeyiz.
Ama la la illallah Muhammeden Resulullah dediyse bir kimse o iman üzerine vefat ederse ne kadar günahkar olursa olsun cehennemde günahlarını çekip cennete gideceğine inananlardanız. Ben la la illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimseye tekvir etme noktasında değilim. Bir arkadaşım İslam'da madem zorlama yok neden Kur'an'da emirler var dedi. Cevap veremedim ne demelim. İslam'da zorlama var. Bu millet böyle söylüyorlar, dini yumuşatıyorlar, dini dinlikten çıkarıyorlar. İslam'da zorlama yok. Kardeşim zorlama yok kime? Hristiyana, Museviye, Ateiste, Putpereste. Biz illaki gel İslam ol demeyiz, zorlamayız onu. İnanana inanır, inanmayan inanmaz.
Ama inanan kimse için zorlama var. Ya bu sıcakta 19 saat, 20 saat neden oruç tutsun insanlar o zaman? Zorlama yoksa haydi kardeşler orucu bırakalım o zaman. Havalar çok sıcak, ay kavurucu sıcaklar geliyor. Eee televizyonlarda bastırıyor boyuna 19 saat tutuyorlar, 20 saat tutuyorlar. Fetva arıyorlar boyuna harıl harıl. Yarın öbür gün önümüzdeki senelerde birisi daha çıkar der ki ya ne olacak yazın değil kışın tutuverin der. Bayındır'dan birisi çıktı, minbit toprak ya bizim orası. Tabi Fırınlı Köyü vardı bizim orada. Fırınlı Köyü'nde de bir tane de bir, şimdi ismini zikretmiyorum ama tarikatını da zikretmek istemiyorum ama Melami Şeyhi vardı.
Bizim orada kardeşler vardı. Tabi yaz günü sıcak, pamuk çapasında, pamukta işte pamuk çapası yapıyorlar. Sıcakta oruçlu, o öyle gelmiş. Ondan sonra bakmış, bizimkiler oruçlu tabi herkes böyle hem de tarlada iş yapacağım diye uğraşıyor. Demiş, siz şimdi demiş oruçlusunuzdur. Allah'ın alacağı 30 gün oruç değil mi demiş, kışın tutuverin demiş. Böyle çıkıyor, minbit toprak bizim orası. İslam dünyası da minbit toprak. Bir sürü neler çıkıyor, görmüyor musunuz bu televizyonlarda? Her yerde. Adam çıkıyor, halifelik ilan ediyor. Bazıları da halife ilan edildi. Ne zaman biat edeceksiniz diye bana da mail çekmiş birisi. Gerizekalı'nın birisi. Bir arada da Almanya'da çıktı da ya, tahtadan tüfekler yıkmaya yıkmaya yıkmaya geldik diye.
Onlar da Almanya, İslam Federe Devleti kurmuştu. Nerede devlet şimdi? Almanya'da bak, Almanya. Almanya'da ona müsaade etti onların o tip şeylerine. İslam Federe Devleti diye kurduk dedi. Burada geldiler, 28 Şubat'ı yaptırdılar. 28 Şubat'ın sebeplerinden birisi Almanya'da, Almanya, Anadolu, İslam Federe Devleti. Resim tamamlayın.
Almanya, İslam Federe Devleti kurulduğunda burada ne vardı? Refah Partisi hükümetteydi. Refah Partisi hükümetteyken Almanya'da Anadolu, İslam Federe Devleti kuruldu. Tahtadan keleşler, yürüyorlar bunlar kapalı spor salonunda, rap rap rap. Atatürk'ün posterlerini yakıyorlar, yıkıyorlar, cihad ediyorlar hesapta. Ne oldu? 28 Şubat'a malzeme oldu. O zaman ben kendi kendime düşündüm. Hadi bir daha aciz mendiler de vardı ya. Ellerinde asalar, siyah cübbeler, kafalarında kocaman kukulatalar dolaşıyorlardı. 28 Şubat'tan önce olan şeyler bunlar. O zamanlarda onlar benim küfrüme fetha veriyorlardı gene. Ne oldu?
28 Şubat. Bakın altlarına, zeminlerine bakın. Nerede şimdi? Adamı donsuz bastılar. Adamı evine girdiler, adamı donsuz bastılar. Öyle insan hakkıymış mı? İnsan hakkıymış yok. Yani beş yıldızlı, boyun beş yıldızlı diyeyim şimdi. Ramazan mübarek günde yıldız koyuyorlar ya. Herkes ne dediğimi, aslında ne demek istediğimi anlıyorlar. Herkes. O otellerde sürüyle kadın var. Hiçbir tanesinin basıldığını gördünüz mü? Yok. Vay burada zina yapıyorsunuz siz ne yapıyorsunuz burada deyip de basılan var mı? Yok.
Ama Müslüm Gündüz'ün dairesine basılıp adamın oturduğu yer basıldı, donsuz alındı. Müslüm Gündüz o basıldığı olaydan bir ceza almadı. Ha hiç. Suç unsuru yok yani. Anladınız mı? Suç unsuru yok. Bakın tekrar ediyorum. Suç unsuru yok. Normalde Türkiye Cumhuriyeti Devleti yasalarına göre suç unsuru yok.
Adamın bir suçu yok yani. Normal birisinin evine basılıyor. Tam adam evinde yatağa girecek veya yatakta basıyorlar, içeri giriyorlar. Adamın bildiğiniz yatak odasından adamı çıkarıyorlar. Normal. 28 Şubat'ta oluyor bunlar. Resim tamamlayın. Şimdi Türkiye'de AKP iktidarı var. Yeni bir İslam Devleti kuruldu. Nerede? Irak'ta. Ne adı? IŞİD. Bir de halifesi var şimdi. Bereket 28 Şubatçılar yoktu. Türkiye'de de bir 28 Şubat darbesi olurdu. Neden? Irak'ta bir İslam Devleti kuruldu diye. Millet ders almamış 28 Şubat'tan hiç. Şimdi de Türkiye'de orada bir halifelik kuruldu.
Biat etmemiz lazım diyorlar. Evet. Yeni bir tezgah var, oyun var. Kurulan halife de İslam Devleti Müslümanları katlediyor yalnız. Dikkat edin. Hiç bu Irak-Şam Devleti'nin İsrail'e karşı bir açıklamasını duydunuz mu? Yok. Gazze'de Müslümanlar katlediliyor. Bu Irak-Şam Devleti'nden bir işaret var mı? Yok. Suriye, Esad, Golon Tepeleri normalde, Golon Tepeleri İsrail'in işgali altında. Onunla savaşıyor mu? Hayır. Mısır'ın toprakları İsrail'in işgali altında. Mısır'la savaşıyor mu?
Mısır savaşıyor mu İsrail'le? Hayır. Savaşacak bir tane adam geldi, onu da devittirdiler sisiyle. Bitti. Dikkat edeceğiz. Allah bizi affetsin. O yüzden İslam'da zorlama, dinin içerisinde kendi kendisine bir disiplin ediş var, zorlama var. Hiç kimse İslam'da zorlama yok deyip martaval okumasın. Her inanışın kendi içinde bir disiplini vardır. Bir evin dahi disiplini varsa, bir ailenin disiplini varsa, bir dinin de kendi içerisinde disiplini vardır. Bir aile disiplinsizse, o aile batmaya mahkumdur. Bir adam, bir erkek disiplinsizse, evi de işi de batmaya mahkumdur. Bir kadın disiplinsizse, evi de çocukları da batmaya mahkumdur. Bir dergah disiplinsizse batmaya mahkumdur.
Bir cemaat disiplinsizse batmaya mahkumdur. Bu tekkenin disiplini var. Buranın disiplini olmazsa burası batmaya mahkumdur, batar. Batar. Bir cemaatin, bir tarikatın disiplini vardır, olmazsa batar. Bir devletin disiplini olması gerekir. Devletin disiplini olmazsa, o devlet batmaya mahkumdur. Dinin de disiplini var kendi içinde. Herkes o dinin kendi içindeki disipline uymakla mükellef. O kendi içindeki disiplini biz hafife alıp kenara atamayız. Az önce Hazreti Peygamber'in parmak ucundan su çıkartması hadisesini sallallahu aleyhi ve sellemin hadisesini anlattınız ve gerçekleştirebileceğini söylediniz. Peki bunun büyü gibi yollarla gerçekleşmesi mümkün müdür?
Büyü de zahirat yoktur. Büyü de su içiyor zanneder insan. Suyu içemez. Ama onda su içer. Arasındaki fark budur. Öbürkünde herkes yemek yiyormuş gibi görürsün sen. Bir bakarsın ki burada bin kişi yemek yiyor. Öyle görürsün sen. Ama keramet öyle değildir. Bin kişi yemek yer. Bizi Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Bayındır'a işte bazen anlatırım bunu. Yemeğe davet ettik. Ben dedim ki 10 kişi gelsin trenin zakirine o zaman ağabeyye. Ondan sonra ben ona 10 kişi gelsin dedim ben. O öyle düşünün. O herhalde nasıl olduysa. Hacı Saim'in minibüs otobüsü vardı ya 302. Bir 302.
İki tane özel taksi bir tane minibüs. Gelen. 5-10 kişi de biz varız. Benim hazırlattığım yemek şuydu. Hiç unutmuyorum. İki kilo kuru fasulye, iki kilo pirinçten pilav yaptırdım. Onu da annem ben yapmam dedi. Adamları sen buraya getiriyorsun dedi. Çekti gitti evden. Ben lokantacı bir arkadaş vardı. Götürdüm ona iki kilo pirinç, iki kilo fasulye. Dedim sen bundan kuru pilav yap. Bizim orada böyle dağır derler. Böyle bir tepsi de yoğurt aldık. Bizim Hacı Nuri de kulakları çınlasın. O da böyle 2-3 kilo baklava almış gelmiş. Allah razı olsun. Evde yemek var değil. Bizim yemeğimiz bu o zaman için. Bir baktım koca 302 yanaştı. İnen iniyor, inen iniyor, inen iniyor, inen iniyor.
Yapacak bir şey yok. Ardından bir baktım bir minibüs yanaştı. İnen iniyor. Balık istifi herkes. Ardından iki tane özel taksi indi. Tamam dedim ben. Velhat Dali Nam'in. Bizim öyle içeride oturacak oda moda yok. İki tane küçücük oda var. Oda, bahçeler, herkes, millet ayakta. Yapacak hiçbir şey yok. Tabii sofra, ne sofrası? Zaten o kadar çatal kaşık yoksa ohrobezi yok. Velhasıl bir şeyler bulduk, yaydık biz. İşte yemekleri de koyduk. Ondan sonra şey efendim, bir tevhid okuttu yemeğinin başında. Bir zikrullah uçuyor ortalık. Ondan sonra dağıt Mustafa'nın yemekleri dedi. Dağıt Mustafa'nın yemekleri. Ben içeriden yemekleri dağıtıyorum. Yiyen yedi, yiyen yedi gitti, yiyen yedi gitti, yiyen yedi gitti.
Oktay, abi ne oluyor dedi. Oktay'a dedim, sus Oktay. Dedim, sus. O kelime iksiri bozacak sanki. Herkes yedi gitti, yedi gitti, yedi gitti. Biz daha yemedik, hizmet edenler. Olduğu gibi konuşayım artık. Kız kardeşim de o zaman nişanlı. Ben de sevmiyorum adamı hiç. O çıktı, geldi. Hah dedim ya. İmtihana bak dedim. Bir de o geldi şimdi dedim. Şeyh Efendi dedi, Mustafa Efendi yemek koy bakalım. Allah'ım yarabbim. Biz ona yemek koyduk şimdi. O da yer maşallah, subhanallah. Yiyor o da. Biz tabii yemek doldurduk. En son tatlı koyduk.
Şeyh Efendi şimdi batırıyor baklavaya çatalı. Onun ağzına götürüyor şimdi. O ne mutlu ama o. Benim onu sevmediğimi biliyor. Ne mutlu o. O Şeyh Efendi'nin ağzına baklavadan koyuyor. O Şeyh Efendi onun ağzına koyuyor. İmtihan bu işler. Susuyorum ben. Mustafa Efendi dedi, buyurun efendim dedim ben. Bir sofra daha kurun şimdi dedi. Bir sofra daha kurduk biz. Nuri, Oktay birkaç arkadaş daha oturduk. Hadi siz de yiyin bakayım. Ben de sizden beraber yiyeyim dedi. Oturduk biz bir daha beraber yemek yedik. Daha yemek var içeride. Mustafa Efendi kalın da anan yesin oğlum dedi. Kalın da anan yesin oğlum dedi. Hani bu da kapak olsun gibisin lan. Tamam efendim dedim ben.
Neyse. Tamam yemek bitti. Yetmez diye düşünmeyin. Bakın bu büyü değil. Bu herkes doydu mu doydu. Herkes yedi mi yedi. İşte keramet bu. Akıl burada durur. Adama desen ki şimdi. İki kilo kuru fasulye, iki kilo pirinç pilavıyla. Yüz kişi karnını doyurur mu? Hayır diyecek adam. Akıl burada duruyor işte. Bunu yaşayan biliyor. Yaşayan kim? Nuri, Oktay, ben üçümüz. Bir de bizim yemeği pişiren lokantacı. Huriye'nin kocası vardı ya. Ne? Kamil. Evet. O da bizim mahalleden damat. Bizim bir alt sokaktan evliydi. Bir kızcağızla. Ona götürdüm ben. O pişirdi. O yemeği o pişirdi. E Kamil de keramet olamayacağına göre. Bunun normalde büyüyle alakası yok bunun.
O kimse karnını doyuruyor. Bitti. Keramet bu örneğin. Allah bizi affetsin. O yüzden normalde büyük olduğunda o kimselerin gözleri bağlanır. Oluyormuş gibi zanneder. Ama mucize ve kerametlerde olur. Bakın mucize ve kerametlerde olur. Et beş dakikada pişer. Bu olur. Olur. O durduğu yerde kızarır ve pişer. Olur. Yersin onu. On saatlik yol gidersin, sıcacık durur. Olur. Bunlar tamam. Bu keramet bu işte. O böyle mi diye zannetmezsin. Adamın eli yanar. Bir başkası tutar eli yanar. Bu olur. Sıcak kaynar su.
Atla der şeyh insanı. Atlarsın yanmazsın. Bu olur. Bu büyüyle alakalı değil. Öbürki bacağını parmağını dahi sokamaz. Bu olur. Adam parmağını sokuyor çok sıcak efendim. Parmağını sokuyor çok sıcak efendim. Kimse girmiyor suya. Dedi ne girmiyor? Çok sıcak efendim. Çok kaynak dediler. Çok mu kaynak dedi. Çok kaynak efendim dediler. Mustafa Efendi gir oğlum dedi. Çok kaynak denilen yere tak giriyorsun. Kımıldadım. Ha yandım. Ha dedi Mustafa Özbağ. Kımıldamak yasak. Girdiğin gibi duracaksın. Böyle duruyorum ben. Zikrullah yapıyorum boyuna. Suyun içindeyim. Burama kadar. Geldi. Mustafa Efendi nasıl oğlum su dedi. Harika efendim dedim ben.
Bismillahirrahmanirrahim. Tık o da girdi. Suyun içindeyiz biz karşılıklı. İkimizin de kafası görünüyor böyle. Bizim ne konuştuğumuzu baş... Bizim 6-7 kişi daha var yanımızda. Duymuyorlar. Ben duymadıklarını sonradan anladım. Mustafa Efendi ne güzelmiş su evladım dedi. Çok güzel efendim dedim ben. Herhalde o da mı kımıldadığı da anladı. Böyle kımıldanınca yanıyor çünkü. O kımıldamak demiyor onu. Ne dedi o? Tepreşmek dedi herhalde geçmiş gün böyle. Hani böyle kımıldama manasında. Kıpraşmak. Oğlum kıpraşınca yanıyor insan. Yanıyor efendim dedim ben. Kıpraşınca yanıyor. Yanıyor.
Kıpraşmadan duracaksın. Keramet o. Onun da matematiği var bak. Kıpraşmadan durduk biz. Ooo harika. Onlar biz başladık Şeyh Efendi ile konuşmaya. O esnada. Dışarıdakiler ayrı bir alemde. Burası ayrı bir alemde. Keramet bu. Yakmıyor su seni. Öbürkünde sen suya girmeden suya girmiş gibi görüyorsun. O farklı. Mümkünse bunun helal yolla ayrılması nasıl mümkün olur? Bizler bu yolda kendimizi nasıl geliştirebiliriz? Kardeşler Allah'ı çok seveceksiniz. Allah'a itaat edeceksiniz. Resulüne itaat edeceksiniz. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Ayet-i Kerime belli. Adem aleyhisselam bize yakını bir de uzağı varmış. Adem aleyhisselam bize yakını bir de uzağı varmış.
Bilgilerinizi bize de lütfeder misiniz? Ben bunu anlayamadım. Kıyamet elametlerinden biri de bütün mucizelerin açıklanmasıymış. Doğru mudur? Evet. Aklımı hiç mat edemiyorum. Bu yüzden imanım kuvvetlenmiyor. Sizce bununla nasıl başa çıkabilirim? Mat et. Ya da aklını mat etmiş bir kimseyi bul. 43 yaşında bayanım eşim emekli ben çalışıyorum.
Ailemden de kira gelirim var. Eşimin oruç kefaret parasını ben ödeyebilir miyim? Kendisinin durumu yok. Kendisinin durumu yoksa eşinin kefaret para ödeme zorunluluğu yok. Zorunluluğu olmadığından dolayı onun eşinin o parayı ödeme gibi bir zorunluluğu da yok. Bir kimse oruç tutamazsa, oruç tutamayacak noktada ona kefaret ödenmesi gerekiyor. Kefaret verebilecek noktada da değilse Allah onu affetsin. Oruç kefaretimiz yerine herhangi bir alacağımızı almasak ve kefaret ücretine saysak uygun olur mu? Olmaz. Oruç kefareti ödeneceği zaman bir oruç kefareti bir fukaranın hakkıdır çünkü. Senin alacak olduğun kimse fukara hükmünde olup olmadığı belli değil. Fukara hükmündeyse belki de senin verdiğin parayla karnı aç, karnını doyuracak.
Sana borcunu ödemek zorunda değil. Bir kimse birinci derecede kendini idame ettirme, ikinci derecede çoluğunu çocuğunu idame ettirmekle görevli. Ondan sonra o borç öder o kimse. Bizde şöyle bir algı var. O adam böyle yemesin, içmesin, çoluğu çocuğu da yiyip içmesin, sokaklara düşsün, rezil zebil olsun, onun parası ödensin. Böyle bir maddeci olduk biz. Bir kimsenin çoluğunu çocuğunun iaşesini sağlaması birinci derecede vazifesi. Sakın böyle düşünmeyin. Ya ben alacağımı sileyim ondan. Hayır, sana borcunu ödemek zorunda değil. Evinde aç, açık çocuğu varsa. Adam önce çoluğunu çocuğunu düşünecek. Bizde öyle bir materyalistlik oldu ki, bizde öyle bir maddecilik oldu ki, alacaklı olduğumuz kimsenin boğazını sıkıyoruz biz.
Yemesin çoluğu çocuğu hiç. Allah bizi affetsin. Kubbe göbeğindeki şekil ve rakamlar neyi ifade ediyor? Bunları söylüyorsunuz herhalde. Keşke bilebilsem de anlatabilsem size. İtikafa perşembe dersinden sonra girmemiz uygun olur mu? Yoksa akşam ezanı ile mi girilmesi gerekiyor? Açıklayabilir misiniz? İtikafa girecek olan kardeşler, perşembe gün akşam namazı vaktiyle itikafa niyet edip itikafa girecekler. 10 günlük girecek olanlar. Bayanlar evlerinde, erkekler camilerde. Camilerin içerisinde hücre olması gerekir. Hücresiz Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, mescidin içerisine bir hücre kurdurdu. Hücre. Erkekler, camilerin içerisinde itikafa girecek olanların hücreleri olacak. Hücrelerinde duracaklar.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hücrede durdu. Öyle 25 kişi, 30 kişi caminin içerisinde hep beraber selamun aleyküm, aleyküm selam öyle yok. Caminin içerisine hücre kurulacak, hücrede itikafa girecekler. Diyanet bu sene güzel bir çalışma başlattı. İtikaf camileri ayırmış. Cuma vaazında dinledim. Harika bir şey. Ama gönül arzu eder ki, tabi imamlar şimdi böyle mescitlerinde, camilerinde itikafa giren bir kimseyi görmek istemiyorlar. Yani itikafa gireceğim mahalle camisinde derse, işte bizde değil de filanca yerde de şöyle de böyle de bir sürü laf. Mescitler Allah'ın evi, Müslümanların yeri. Mescitler ibadethane.
İtikafa girecek olan insanlar mahalle mescitlerinde, mahalle camilerinde itikafa girebilmeli. Yani 30 kişi bir caminin içerisinde itikaf yapamazlar ki. Hücre kurmaları lazım. Hücre de ne? İşte bir buçuğa iki gibi. Adamın içerisinde bir tek kişinin namaz kılabileceği kadar bir hücre. İtikaf bu. Mümkün olduğunca dünya kelamı konuşmayacaklar, boş muhabbet etmeyecekler, haberi Allah'ı zikredecekler. Günlük 70 bin tevhid okuyacak bizim dersimizde itikafa girecek olanlar. Günlük derslerini 500'e çıkaracaklar, 100'de olan derslerini 500 yapacaklar. Hadi bunu bütün herkese ilan edin. Günlük derslerini çekecekler, 100'er olarak geri kalan 70 bin tevhid çekecek günlük.
İtikaf, yatma, uyuma yeri değil. İtikaf, dinlenme yeri değil. Günlük 70 bin tevhidi çekecek. Öyle ayaklarımı uzatayım, yan yatayım, çamura batayım. Öyle bir şey yok. Oturacak 70 bin tevhid. La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. Tevhid böyle, la ilahe illallah, la ilahe illallah yok. Öyle yok. Normal şartlarda 70 bin tevhidin saati 15 saat. Birinci gün 15 saat. Hadi sıkıştırsın kendisini 14 saatte bitirsin. İkinci gün 17 saat. Üçüncü gün 20 saat. Kimse kimseyi kandırmasın. Kimse kimseyi kandırmasın.
Neden? O içeride durdukça ağırlaşır çünkü. Demlenirsin artık içeride. Üç gün içerisinde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görürse, Hazreti Peygamber Efendimizin sarını, cübbesini, ayakkabısını, elini, sakalını, yüzünü, herhangi bir şeyini görürse, sesini duyarsa, ama rüyasında, ama uyanıkken, öyle itikaf boş, muhabbet değil. Üç gün içerisinde bunu görürse, bunlardan alakalı bir şey görürse, dördüncü gün yine normalde dersini çekip, on bin salavat-ı şerifeyle yüz bin lafz-ı celal, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Yüz bin çekecek. Beşinci gün yine günlük dersini çekip, yetmiş bin tevhid.
Altıncı gün günlük dersini çekip, yüz bin lafz-ı celal. Bir tevhid bin lafz-ı celal, bayram sabah namazında, bayram namazını kıldıktan sonra, itikaftan çıkacak. İtikaf zamanında, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri özel bir virt verirse, Adem aleyhisselamla her ikisinin arasında gelmiş geçmiş peygamberlerden birisi özel virt verirse, o özel virt'i verirken, şeyhini de onların yanında görürsen, işin şeyi budur çünkü, ölçüsü ve işareti.
O özel virt de çekilir içeride. Ama arkadaşlar bunu yapmayacaklar. Kendi kafalarından bunu yapmayacaklar. Böyle görseler de ne yapacaklar? Bak tekrar, parantez açtım, kapattım. Bu var mı? Var. Ama arkadaşlardan hiçbirisi bunu yapmayacaklar. Böylece itikaflarını bitirecekler. İtikaf bu. Öyle içeride yemeği yiyelim, öyle bir şey yok. Az yiyecekler. Hayvansal gıda yemeyecekler. Öyle baba tabaklar yok öyle. Öyle yarım kase kadar bir çorba, öyle işte, ne o yarım tabak bir yemek, tamam bitecek. Çay için içebildiğiniz yere kadar. İtikaf bu.
Akşam, perşembe akşam namazında niyet edip girilecek, bayram sabahı çıkılacak. İnşallah. Mehmet Akif Ersoy'un Senakkale şiirinde yazılı olan Bedir'in arslanları ancak bu kadar şanlıydı bölümü benzetme olarak sıkıntılı mıdır? Hayır. Neden sıkıntılı olsun ki? İslam'da teşbih vardır. Abdestsiz camiye girilir mi? Gusülsüz girilmez. Guslü varsa bir kimsenin ama abdesti yoksa girilir, bir sıkıntı olmaz. Kaçıncı beytte kalmışız? Ooo saat on birde geçiyor. Dört yüz kaç? Neyse önümüzdeki hafta nasip olursa devam edelim inşallah.
El Fatiha. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi