mustafaozbag.org

Karabaş-i Veli Tekkesi - 12 Mayıs 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 13 Mayıs 2018 · 1:10:48

Selamun aleyküm, Allah gecenizi eylesin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah, Ramazan geliyor, Ramazanınızı da şimdiden mübarek eylesin, inşallah Ramazan'ın sonunda af olmuş olanlardan eylesin, Ramazan'ı değerli ve kıymetli olarak geçirmeye gayret ederim inşallah, O yüzden, o değer ve kıymet tâiresinde inşallah bizi de, Rabbim istihdam eder de, o değerden, o kıymetten bizden faydalanırız inşallah.
İçerideki Mesnevî kitabını bana alıverin, bu kendisini güncelleyecekmiş, birkaç sefer açıp kapatacakmış ya da buna nasıl girecekse gel, güncellemeyi durdur, durmaz o. Peki, içerideki bana Mesnevî kitabını alıverin. Namazı huşu içinde kılmak için ne yapmalıyız? İbadetlerde huşu. İbadetlerde huşu için o kimsenin ilk önce imanının kemale ermiş olması lazım.
Tam bir iman lazım. İmanında hiç şek şüphe kalmamış olması lazım. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en Muhammed'in abduhu ve resuluhu dedikten sonra, bu noktada o kimsenin imanı kemal noktaya, olgunlaşmış noktaya gelecek. Üzerinde şek şüphe olmayacak. Şek şüphe olmadıktan sonra kazancı helal olacak. İmanı kemale iman etti. O kemal noktada iman ettikten sonra o kimsenin kazancı helal yediği şey temiz olacak.
Kazancı helal yediği şey temiz değil ise, ibadetlerin hiçbirisinden huşu beklemesin. İslam temizdir. Temiz olanı ve temizliği sever. Temizliğin bir zahir kısmı vardır. Bir de batın kısmı vardır. Zahir kısmı nedir? Bir kimsenin vücudunu, elbisesini ve namaz kılacağı, ibadet edeceği çevreyi, etrafını temiz tutmasıdır. Müslüman bir topluluğun şehri de temiz olur. Yolları da temiz olur. Evleri de temiz olur. Caddeleri de temiz olur. Yaşadıkları alan temiz olur. Adamın iş yeri, bürosu, ne bileyim işte ilgilendiğin her yer temiz olur. Bu işin zahir tarafıdır. Bir de güzel olur. Temiz ve güzel.
Allah insanı ahsen takvim üzerine yarattı. Yani en iyi, en güzel, en olgun, en kemal noktada yarattı. O insanoğlu nasıl Cenab-ı Hak onu en kemal noktada yarattıysa, etrafını da en kemal noktaya getirmekle mükelleftir. Bu şehirleşme İslami değildir. Bizim yaşadığımız şehirleşme İslami değildir. İslami bir şehir sisteminde zenginler bir yerde, fukaralar bir yerde, orta haliler bir yerde değildir.
İslami bir şehirleşmede caddeler rahattır, evler rahattır, temizdir, düzenlidir, tertiplidir. Herkesin, ister Hristiyan, ister Yahudi, ister Müslüman, ister Budist, ibadethanelerine rahat gidip gelebileceği, ibadetlerini rahat yapabileceği bir şehirleşme vardır İslam'da. İnsanların yollarının gelip geçeceği yerler, yollarının gelip geçeceği yer, insanların gelip geçeceği yer işgal altında değildir.
İşgal altında değildir. Lanet olsun o kimseye ki insanların gelip geçeceği yerleri, yani engellerler, gelip geçeceği yere konar. Topluma aittir, kamuya aittir. Şimdi ibadetten huşuya çıktı. İbadette huşudan çıktı. Şehrin ne alakası var? Evet. Bir kimsenin ibadeti huşu içerisinde yapabilmesi için şehrin de önemi var. İbadeti huşu içinde yapabilmesi için sokakların da, caddelerin de önemi var. Evlerin de önemi var. Yaşadığı, yaşadığı meskenlerin de önemi var. Yaşadığı yerlerin de önemi var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir gün gece yolculuğu yapıyorlardı. Sabaha karşı durdular. Sabah namazı için o uyumamak istedi.
Bilal-i Habeşi Hazretleri dedi ki, Ey Muhammed sen benim dizime yat. Ben seni de sabah namazına kaldırırım. Dizine yattı, o da uyuyakaldı. Her ikisi de uyuyakaldı. Ashab da uyuyakaldı. Güneş yükselince sıcaklıkla uyandılar. Sıcaklıkla uyanınca Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hızla oradan kalktı. Bir müddet yol gittiler. Bir müddet yol gittikten sonra sabah namazını orada kıldı. Bulunduğu yerin kasavetli manasında olduğunu, kasavet olduğunu, orada ağırlık olduğunu, orada şeytanın onların üzerinde, şeyin üzerinde, ne o sahabenin üzerinde etkisinin olduğunu söyledi ve başka yerde namaz kıldı. Bakın, başka bir bölgede kıldı.
Ve dedi ki, sabah namazını devam ederler, sünnetini devam etsinler, kılsınlar. Sonra sabah namazını, sünnetini kıldırırlar, ardından farzını kıldırırlar. Şimdi, bir insanın yaşadığı mekan, yaşadığı mekan dahi, onun ibadetteki huşusunu etkiler. Dünyada üç şey nimettendir. Ne? Salih bir eş, ibadetteki huşuda önemlidir. Salih bir ev, ibadetteki huşuda önemlidir. Salih bir binek, ibadetteki huşuda önemlidir. Şimdi, salih bir eş, salih bir eşi varsa bir kimsenin, kadın erkek önemli değil. Evi cennet bahçesi olurun.
Salih bir eş yoksa, evde bıdı bıdı varsa, adamda bıdı bıdı varsa, kadında bıdı bıdı varsa, nereye o kimseler salih bir huşu içerisinde ibadet edecekler? Mümkün değil o. Evi güzel değilse, muntazam değilse, hoş değilse, orada huşu içerisinde ibadet etmesi mümkün değil. Buradaki güzellikten, hoşluktan kastım lükslük değil. Müslümanın evi lüks olmaz. Gerçek mümin israfa yönelmez, lükse yönelmez. Gerçekten iman etmiş o kimse, huşu içerisinde dinini yaşamak istiyorsa, onun evinde israf olmaz. Onun evinde lüks olmaz. Onun evinde abartı olmaz. Olmaz.
Müslümanlar zenginlik düşmanı değildir. Müslümanlar israf düşmanıdır. Müslüman şatahat, şatafat düşmanıdır. Müslüman gösteriş düşmanıdır. Müslümanlar evleriyle, eşyalarıyla, arabalarıyla, binekleriyle, çocuklarıyla, evlerinin içerisindeki lüksleriyle iftihar etmezler. Bunlarla övünmezler.
Mümin malıyla övünen kimse değildir. Bir kimse malıyla övünüyorsa, Allah muhafaza eylesin. Malına güveniyorsa, Allah muhafaza eylesin. Şirke doğru gidiyor o kimse. Hiç kimse, oğluna, kızına, damadına, akrabalarına, malına, mülküne güvenmeyecek. Şirktir bu. O zaman huşunun bir içsel dengeleri ve olguları var. Bir de dışla alakalı olan şeyler var. Evet, İslam sadece içsellikle ilgilenmez. Sadece içsellikle ilgilenirse zaten bu sefer doğru merkezde, doğru yolda gitmez o. Hem içi hem dışı ilgilendirir.
Öyle olunca Müslüman mümin kendince ibadetindeki huşuyu yakalayabilmesi için iç ve dış dengesini o tutturması, tutturması gerekir. İç dengesi Allah'tan, Allah'a tevazu, Allah'a kulluk, Allah'a yakınlık kur, peyda etmek. Biz ibadet birinci derecede farz olduğundan yaparız. Bu işin temel noktasıdır. Biz ibadetleri farz olduğundan, vacip olduğundan, nafile olduğundan, sünnet olduğundan yaparız. Eyvallah. Bu işin görünen noktasıdır, şeriatıdır. Biz ibadetleri asıl sufi felsefesidir bu. Biz ibadetleri Allah'a yaklaşmak, daha da yakin olmak için yaparız. Bunun içselliği nedir? Allah'a kulluk yapmak, Allah'a yakin olmak, O'na sevmek, O'na muhabbet beslemek, O'na muhabbet beslemek, O'nun için yaşamak, O'nun istediği gibi yaşamaktır.
Bunun dışı nedir? Bunun dışı temizliktir. Dışında da ahseni takvim ölçüsünde yürümektir. Bu normalde adam trafikte saatlerce kalmış, akşam namazına eve yetişmek için uğraşıyor. Akşam namazına beş dakika kalmış, üç dakika kalmış. O kimse akşam namazını yetiştirecek. Nerede huşu kalacak ki onda? Dışarı çıksanız, baksanız, akşam namazı saatinde, insanın işinden evine kadar yaşadığı stres yeter insana.
Psikolojisini bozması için yeterli. Hangi şehre giderseniz gidin. İstanbul'da yaşayanlar için namazı cem etme fetvası veriyoruz. İstanbul'da ikindiden önce bir kimse çıksa, yassıya evine anca varacak karşıya. Hele benim gibi yolu karıştıran, izi karıştıran bir kimse olduysa Allah hak getiriyor. On ikide anca varır. Eee o kimsede ne huşu bekleyeceğiz ki biz? Mümkün değil. İnsanların çalıştıkları iş ortamları ne kadar temiz? İnsanların temizlikten kastım sadece dışsal hijyenlik değil. Başlarındaki şefleri ne kadar onlara İslami davranıyor? Müdürleri ne kadar İslami davranıyor?
Patronları ne kadar İslami ve insani davranıyor? Ne kadar hak, hukuka riayet ediliyor? Bir iş yeri çalıştıranın stresini kimse bilemez ki. Yanında bir kişi çalışsa yeter sana. Bir kişi çalıştırdın mı yanında yeter. İkinciye gerek yok. Bir erkek için yanında bir tane eleman, ondan sonra bir de böyle hafif huysuz bir hatun yeter dünyayı zehir etmek için. Üçüncü bir şey aramana gerek yok. Yani iş yerindeki elemanı değiştirirsin, evdekini değiştiremezsin. Varsa imtihanın orada, ikinciyi getirsen ikincisi de, eleman da aynı olacak. İkinci eleman, üçüncü eleman, dördüncü eleman, öğrettin gidiyor.
Neden? Huzursuz. Bu da ayrı bir şey. Bakın, bir kimsenin ibadetteki huşusu sadece o kimsenin içselliğiyle bağlı değil. Yanıldığımız noktalardan birisi bu. Biz dini, bu acı bir şey. Deccalist, kapitalist sistemin altında İslam yaşamaya çalışıyoruz. Deccalist, kapitalist sistemin altında İslam yaşamaya çalışıyoruz. Bu nereye kadar huşuyu bulacağız ki biz? Koca koca AVM'ler var, millet sabahıyla bir giriyor, gece çıkıyor. Bu son yüzyılın ibadethaneleri. Ben ibadethane diyorum onlara, kızıyorlar bana. Bir de millet şey yapıyor, serzenişte bulunuyor. Buralara mescit yapılsın, ibadet edeceğiz.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, siz çarşıya gittiğinizde oralardan hızla geçiniz. Oralarda şeytan çoktur. Biz çarşının göbeğine mescit kuracağız diye uğraşıyoruz. Biz camilerin altını alışveriş merkez açıyoruz. Bir cami derneği, cami derneği cami yapıyor, altını da dükkan yapıyor. Bu ne? Kiraya vereceğiz. Sebep? E caminin giderleri için. Ya bu caminin giderleri için olmadı, aşağı siz bir tane de market açın o zaman. Açıyorlar da zaten. Milletten paraları topluyorlar, caminin altına market açıyorlar. Ondan sonra paralar gidiyor, iflas ediyorlar. Oradaki cami derneğinde bir kavga, bir gürültü, bir patırtı, bir çatırtı, bir küldürtü, belli paralar gitmiş.
Aynı şeyi belli dergahlar yapıyor, belli cemaatler yapıyor. Yapıyorlar. Ne yapıyorsunuz? En kolayı da o, market kuruyorlar bunlar. Bütün dervişler oradan olacak, bütün cemaat oradan olacak. Marketi kuracaklar, market büyüyecek, zenginleşecek. Ooo, bir arkadaş öyle de dedi. Kombazsan olacağız dedi. Ulan şimdi kombazsan da kalmadı. Nerede toplanan paralar şimdi? Yok. Kimin paraları? Müslümanların paraları. Ne oldu? İç oldu. Ama huşu içinde namaz kılmaya devam edecekken o. Paraları iç etti ama, benden büyük sakalı var, benden büyük şalvarı var. Devamlı sarıkla dolaşıyorlar. Harika.
Evet. Gitti ama paralar. Hiç kimse hesabını sormuyor. Ne? Huşu. Hani hemen ben böyle imandan sonra helal kazanca bağladım ya huşuyu. E bugün bu zamanda Müslümanların en can alıcı noktası ya. Ya nereden kalktın şimdi helal kazanca girdin? Böyle söyleyince birisi çıkıyor. Hocam şimdi helal kazanç diye bir şey mi kaldı? Bunu söyleyen ne biliyor musunuz? Kendisi haramdan geçiniyor. Tüh ya, Allah bizi affetsin. Kazancımıza leke girmiştir, sıkıntı girmiştir. Ya Rabbi bizi affeyle. Böyle diyeceğine, diyor ki, bu zamanda helal kazanç mı kaldı diyor. Böylece vicdanını rahatlatıyor.
Haram yemenin vicdanını rahatlatıyor. Haram yiyecek çünkü. Fetva buluyorlar. Haram yemeyle alakalı fetva buluyorlar. Bir yerden uyduruyorlar bir şey. Haram ya. Yeme. Müslümanın Müslümandan faiz alması haram. Annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girer. Müslüman, Müslümanla faiz alamaz. Faiz yiyemez. Müslüman, Müslümanla haksız kazanç yapamaz. Müslüman, Müslümanı kandıramaz. İman üzerine kandıramaz onu. İman üzerine yapamaz onu. Şimdi var ya, hani iman üzerine hırsızlık yapamaz diye, biz hırsızlığı sadece gidip oradan ekmek çalmak olarak görüyoruz. İslam ekmek çalana hiçbir ceza vermez.
Hani meşhurdu ya Antep'te çocuklar gitmişler, iki dilim baklava yemişler, dokuzar yıl ceza aldılar. Ulan memlekette bankaları soyuyorlar o zaman için. İç ediyorlar bankaları, bankaları iç edene hiçbir laf yok. Şirketleri iç ediyorlar, devleti iç ediyorlar, devletten alıyorlar kredileri, alıyorlar teşrikleri, teşrikleri iç ediyorlar. Hiç siz onların ceza gördüğünü gördünüz mü ceza aldığını? Yok, oradan Antep'te iki çocuk iki dilim baklava aldı diye dokuzar yıl ceza yedi. İki dilim baklavadan. İki dilim baklava yiyen İslam'da cezası yok onun. Ekmek almış bir tane, onda cezası yok. Oranın zenginlerine, oranın devlet teşkilatına, oranın belediye teşkilatına, İslam hukukuna göre onlara diyor ki gelin bakayım siz.
Ne oldu? Bu ülkede, bu şehirde açlar var haberiniz yok. Bu şehirde açıkta yaşayanlar var haberiniz yok. Bu şehirde ekmeksiz olan, susuz olan, aç açık olanlar var. Sizin bundan haberiniz yok. Sorumlusuz sizsiniz diyor İslam'da. İslam ona sorumluluk yüklüyor. İslami anlayışta, felsefede, inançta, tırnak içerisinde söyleyeyim. Belediye başkanı demek, o şehirdeki açlardan, açıklardan, yoksullardan, fakirlerden, fukaralardan, dullardan ve yetimlerden sorumlu kimse demek. Siz Hazreti Osman Efendimizin her gece erzak dağıttığını bilir misiniz? Hazreti Hasan Efendimizin her gece erzak dağıttığını bilir misiniz küfeyle?
Her gece. Gece karardıktan sonra küfeyi alır sırtına Medine'nin arka sokaklarında, bugünkü dediğimiz varoşlarda açları açıklara dolaştırılır. Medine'liler de derlerdi ki dedesi kadar onun, Müslümanlarda da bir de enteresan böyle bir hal var. Bakın Medine'li Müslümanlar derlerdi ki dedesi kadar bu cömert değil. Hazreti Hasan Efendimizin arkasından konuşurlardı. Dedesi kadar cömert değil diye. Öldüğündeki hikayeyi biliyorsunuz değil mi? Ölünce, tabi hizmetkarı yıkıyor, bakıyorlar yakın eşrafı, sırtında nasırlar var, küfe izleri var, nasırlar var. Diyorlar ki ya bunlar ne?
Biraz da yara olmuş onlar böyle çatlamış, patlamış, kanamış. Hizmetkarına soruyorlar, bundan ne? Hizmetkarı o zaman söylüyor. Diyor ki biz her gece Medine'nin arka sokaklarındaki fakir fukarayı dolaşır, onların ihtiyaçlarını görürdük. Her gece. Gece. Yine tırnak içerisinde, İslam ahlakında zekat dağıtırken kamyonun üzerinden çuval atmak yok. Sadaka dağıtırken tırın üstlerinden yoğurt atmak yok. Hacca gitmiş o da yoğurt tutacağım diye uğraşıyor. Nereye geldin? Hacca. Parası olana farz, gücü yetene farz. Buraya yoğurt kapmağa mı geldin? Bir tane su kapacağım diye uğraşıyor. Buraya su kapmaya mı geldin? Yemek dağıtıyorlar ya, atıyorlar yemekleri. Yok İslam'da.
Yok. Siz insanlara tırın üzerinden yemek atamazsınız, ekmek atamazsınız. Yok İslam'da. Yok. Bunları kaybettik. Şimdi kaybettiğimiz huşuyu arayacağız. Allah bizi inşallah ona eriştirsin. Bir kimseye talip olmayı düşündüğümüzde siz denk değilsiniz, manuvatınız farklı, onun babası falanca, filanca, o çavuş ama sen değilsin, onun gibi biri ancak filanca gibi manuvatlı bir kimseye denk gibi şeyler söylüyorlar.
Bu da bizim geri adım atmamıza sebep oluyor. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir? Arkadaşlar böyle şeylerden geri adım atıyorlar ise bizim sohbetlerimizi dinlemiyorlar hiç demek. Bizim yolumuzdan gitmiyorlar demek. Bizim yolumuz sünneti Resulullah. Ben bekarım, evlenmeyi düşünmüyorum.
İşte bir kiraya verdiğimiz bir yer vardı. Oradaki kiracılar çıktı. Çıkınca ben de evi tadilat yaptım. Salonu genişlettim, büyüttüm. Dışarı biraz mutfak biraz böyle işte uydur kaydır olacak şekilde bir banyo yaptım. Benim düşüncem orayı dergah yapmaktı. Orada da zaten daha önce Risale-i Nur okuyanlara ben orayı şeye ver dedim, kiraya vermiştim. Onlar çıkınca ben tadilat yaptım. Artık şey yapacağız orada, zikrullah yapacağız. Dersi dedemin evinde yapıyoruz biz. Dedemin evinde de su yok, elektrik yok. Ondan sonra gaz lambasında ders yapıyoruz. Ben tabii orada Risale okuyan arkadaşlar vardı ondan sonra. Hiç onlara çıkın demedim ben. Onlar kendileri çıktılar bir müddet sonra.
Tabii o da ayrı bir hikaye de. Onlar Risale-i okuyanlar var. Yani kendileri, kendi evlerini Risale'ye açmıyorlar. Çünkü karakolu 2'de 1'de çağırıyor. Benim bildiğim yok tabii karakolun çağırdığından. Ben verince evi, dakika bir gol bir gel bakalım gittim buyurun. Dediler bunlara vermişsiniz. Ha verdim. Ha yasak mı dedim ben. E değil, ne yapıyorlar bilmiyorum dedim. Sonra bir, sağ herhalde daha o kulakları çınlasın. Çok cevval bir adam. Çantacı Necm abi, meşhur. Onunla falan tanıştık, sohbet ettik falan. Neyse evde onlar vardı. Onlar çıkınca ben yıktım, işte taban tahtası çaktım oraya. Biraz ağzını yüzünü düzelttim. Orada ders yapıyoruz artık biz, zikrullah yapıyoruz.
Tabi bizim için o salon büyük, bana şey değil. Çok hoşumuza gidiyor, harika, Şeyh Efendi geliyor filan. Bir gün Şeyh Efendi geldi, abdest aldı. Ben havlu tuttum. Mustafa Efendi burası çok güzel oldu evladım dedi. Allah razı olsun efendim dedim. Buraya bir dişi kuş lazım dedi bana. Evlen oğlum dedim. Ben daha önce de konuştuğumuzda ben evlenmeyi düşünmedim mi? Onu birkaç sefer beyan edeyim. Evlen deyince emredersiniz efendim. Sonra neyse yani evlen dedi. Ömür demiri keser, evleneceğiz.
Orman işletmesinde çalışıyorum. Orada park var, çocuk park. Çocuk parkında da bir arkadaşın kayınvalidesiyle yanında bir kız var. Bizim arkadaşın çocuklarını oynatıyorlar orada. Kendi kendime dedim, bu kız bekarsa alayım bunu ya dedim. Feraceli kız, bir tek gözleri görünüyor. Başka hiçbir şey görülmüyor kızın. Nasıl olsa evleneceğim Şeyh Efendi, evlen demiş ya işte. Birini alayım, evleneyim bitsin mesela. Evlilikse evlilik. Şeyh Efendi'ye telefonda cuma mübarek. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Dedim burada bir kız gördüm dedim ben. Bizim bir arkadaşın, dedim, baldızının talebesiymiş. Müsaade edersen ona gideyim bir bakayım ben. Git bak dedi. Neyse gittik Manisa'da. Ondan sonra işte bir arkadaşın o baldızın evinde konuşacağız.
Tabii onlar istihara falan yapmışlar. Benim istihara falan yapmadım ben gideceğim. Yani aldım, aldım bitecek benim işim. Şimdi millet işi büyütüyor, çok uzatıyor böyle. Benim o zamanki kafam da o. Evlilik dedim, bir dakikalık bir şey. Tamam tamam, selamun aleyküm aleyküm selam. Ha öyle benim için bir dakika. Yüzü değişti de bu yüzden. Tuhafına gitti. Ben gittim, görüştüm dedim. Böyle böyle işte ben Kur'an ve sünneti yaşamak istiyorum. Hiçbir eşya yok, hiçbir şey yok. Tahtanın üzerine evleneceksin dedim. Tahtanın üzerinde yaşıyorum ben o zaman için. Bildiğiniz tahta. Bir tane dedenden kalma tahta bir divan var. O üstünde çapıt, minder var üzerinde. Samandan yastıklar var.
Saman yastık. Ben ciddi ciddi böyle yaşıyorum. Bir tane örme kilim var. Önceden çapıttan örme kilimler vardı. Şimdi gençler bilmez onu. Mahallede böyle kadınlar tahta tezgahlarda işlerdi. Bir şey eskiyince atılmazdı. Onlar böyle iplik gibi ince ince kesilir. Ondan kilim, çapıt kilim olurdu. Unuttuk biz bunları. Biz bunları unuttuğumuz için zaten özgürlüğümüzü kaybettik. Biz böyle yaşamayı bıraktığımız için ülke olarak özgürlüğümüzü kaybettik. Ben onun üzerinde yaşıyorum. Allah affetsin bir duvar dolusu da kitaplık var. Kitabın üzerinde uyuyorum ben. Okuyorum haberi. Hadis okuyorum. Fıkıh okuyorum. Fetevay-i Hindiye'yi okuyorum.
Buhari'yi okuyorum komple. Mesnevi okuyorum. Bildiğiniz kitabın üzerinde uyuyorum. Bir tane piknik tüpü var annemin. Üzerindeki demlik benim. Çay bardaklar benim. Geri kalan dedemden kalma. Miras. Hiçbir şey yok başka evin içinde. Dedemden kalma bakır kapkacaklar var. Ben onlarda yiyip içiyorum. Dedemden kalma hepsi de. Baba dedemden kalma. Kimse kullanmıyor onları. Ben kullanıyorum. Şey değil. Miras yani. Dervişlik o zaman güzelmiş. Bunun da altını çizeyim. Neyse. Yittik konuştuk. Neyse. Kıza dedim ki. Bende hiçbir şey yok dedim.
Benden hiçbir şey de bekleme. Dedim. Kur'an ve sünneti yaşayacağız. Bu kadar. Ailem böyle kabul ediyorsa. Dedim şeyhimden ben bakmak için izin aldım. Şeyhim he derse. Ben nikah kıyacağım götüreceğim. Bu kadar. Dedi ben bir anneme danışayım. Annesi oradaymış. Gitmiş annesine danışmış. Annesi demiş ki. Bir yatak odası alsın. Ya ben dedim bir şey almayacağım diyorum. Siz daha yatak odası alsın diyorsunuz. Geldi tekrar. Annesi demiş iki çek yat alsın. Ya siz dedim Türkçe konuşuyorum. Almayacağım hiçbir şey. Tabi bunlar da istihare yapmışlar ben gitmezden önce. İstiharelerinde onlar işte kız demiş. Kız rüya görmüş o beşinci makamda. Annesi rüya görmüş o dördüncü makamda.
Ondan sonra onlar böyle rüya görmüşler. İş bitik onlarda. Ondan sonra işte böyle böyle. Allah'ın emrini koysun koyamam dedim. Şeyhinden izin almam lazım. E telefon aç. E valla aradım. Hacı anne çıktı. Dedim selamun aleyküm aleyküm selam. Baba orada mı dedim Hacı anne? Sivas'a gitti oğlum dedim. Dedim Sivas'a gitmiş. Bulamayız orada hiçbir yerde. Mümkün değil. Ben de bulsam söyleyeceğim ama biz burada görüştük konuştuk. Ondan sonra bir sıkıntı yok. Ben nikahı kıyıp götürüyorum diyeceğim. Aa buluşamadık. Dediler ki işte olmalı. Dediler ki babasıyla tanış. Olur gideyim tanışayım. Nerede? Karayollarında şoför. Gittim karayollarını buldum. Adama telefon açmışlar söylemişler.
Ben dedim filanca yarıyorum. Dediler ki orada seni bekliyor. Ben yürüdüm gittim tabi adam gördü boy poz yakışıklılık endam yerinde. Böyle bir gördü beni. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Ben Mustafa Özbağ bir sarmaştık. Maşallah dedi ya. Ondan sonra gözlerinden öpebilir miyim dedi. Hayır dedim. Ha ilave söylediklerim var tabi.
Şataat o zaman. O zaman için şataat bunlar. Tabi şimdi şataat diyor. Adama şunu dedim. Deseniz ki dedim bu cesareti nereden buldunuz? Benim pirim Hazreti Ali radiyallahu anh Hazretleri dedim. O ki dedim. Kendi göbeğini kendi kesti. Kendi işini kendi yaptı dedim. Gitti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin kızını edeb etti. İsteyemedi ama isteyeceğini beyan etti. Benim pirim o dedim. Adam böyle kaldı. Benim dedim sahabeden pirim Hazreti Ali radiyallahu anh Hazretleri. Adama söylediğim şey bu. Benim şeyhim dedim Nevşehir'le Abdullah Gürbüz Efendi. Benim dedim pirim Abdülkadir Geylan Hazretleri. Ahmet el Rufay, Ahmet el Bedevi İbrahim Dursuki.
Sıraladım. Sahabeden pirim dedim. Benim Hazreti Ali radiyallahu anh Hazretleri dedim. Peygamberlerden pirim filanca dedim. Adam kaldı zaten. Söyleyecek laf yok. Dedi şeyhiniz dedi. Hani izin dedim. Ben bakmaya izin aldım. Eğer dedim isteme derse gelir ister alır götürürüm dedim. Adam kaldı. Ben dedim öyle geliver ayıozum gidiver tingozum yapamam dedim. Ben gelirim Allah'ın emrini koyar alır. Nikahımı kıyar alır götürürüm dedim. Bu kadar. Evlenmek bir dakika. İkinci dakikası israf. Üçüncü, dördüncü, beşinci dakikalar gitti zaten. Allah yoluna çık etsin. Bunu yazan kardeşler, bunun kaçıncı sefer anlattım bilmiyorum ben bu şeyi, kıssayı.
Öyle değil mi? Bunu hala da böyle insanlar kendi kendilerine, kendilerince dogmatik ölçüler koyuyorlarsa bunlar kendi problemleri. Müslüman, mümin, evliliği kolay olanıdır. Nikahı kolay olanıdır. İşi kolay olanıdır. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız hadisine uyan kimsedir. Ama aynı Müslüman doğru sözlüdür. Doğru sözlü. Emin insandır. Onun sözüne güvenilenir. O kimse bir söz verdiyse bitmiştir mesela. Mesele bitmiştir. Mümin bir erkek eşini boşamayı düşünmez. Mümin bir erkek. Geçindirmeyi düşünür.
Geçinmiyorsa, geçindiremiyorsa birinci derecede erkek sorumludur ona. Problem varsa evde birinci derecede erkek sorumludur. Kadın değil. Kadına sorumluluk yükleyen erkekler zayıf kimlik ve kişilikli erkeklerdir. Evini geçindirebilecek o. Bir kadını idare edebilecek, onun geçimini sağlayabilecek olgunlukta, kemalatta değil onlar. Evet. O yüzden öyle. Evlenecek olan kimse. Gider selamun aleyküm aleyküm selam. Ben senin kızına talibim. Veya ben senin oğluna talibim. Veya ben sana talibim. Öyle.
Çünkü daha önce evlenmiş, ayrılmış bir kadın istediği kimseyle nikahlanabilir. Hakkıdır. Annesine, bu Hanefi'ye göre. Annesine, babasına danışmak zorunda değildir. Evlenip ayrılmamış olanlar, nikah kıymaya hiç evlenmemiş olan hakları vardır Hanefi'ye göre. Ama ailelerinin istiyatifiyle yaparlarsa daha hayırlı olur. Daha güzel olur. Ama aileler de zorlanmayacak. O kimse gider, kızın babasıysa selamun aleyküm aleyküm selam. Ben sizin kızınıza talibim. Eğer evlenmeyi düşünüyorsa ben görüşmeyi arz ediyorum. Bitti. Bu kadar. Görüştüler, konuştular. Var mı bir sıkıntı? Yok. Var mı bir problem? Yok. Bitti. Selamun aleyküm aleyküm selam. Şimdi millet evliliği, ağırlık.
Bizim benim gençliğimde bayındır da millet 20 bölüm, 30 bölüm, 50 bölüm tarla satardı. Evlenmek için o hale geldi şimdi insanlar gene. Şimdi insanlar tekrar o hale geldi. Döndüler, dolaştılar. Ya evdeki beyaz eşya, alınacak olan beyaz eşyanın markası dahi konuşulur mu? Perdenin markası konuşulur mu ya? Biz bu hale mi geldik? Şimdi evlenecek adam, karşı taraf çocuğun, erkeğin üzerinde tapu ne var onu soruyormuş. Allah bize hidayet eyle ya. Yedi yüz elli beşinci beyit. Onlar bu meşhur yedi kat gökten başka diğer göklerde seyir ve hareket ederler. Birbirlerine bitişik ve birbirlerinden ayrı olmayan bu yıldızlar, Allah'ın nurlarının ışığında dururlar.
Hani geçen derste bu yıldızların ardında yıldızlar vardır, onlar sönmezler, onlar bozulmazlar deyip zamanın mürşidi kamillerini, velilerini anlattıydık. Aynı şey, aynı şey devam ediyor, aynı konu. Onlar bu meşhur yedi kat gökten başka diğer göklerde seyir ve hareket ederler. Hazreti Pir böyle söyleyerekten aslında sekiz yüz elli yıl önce samanyolunun dışını anlatıyor bize. İşin zahir tarafı. Güneş sisteminin dışında sistemler olduğunu, samanyolunun dışında değişik samanyolları olduğunu anlatıyor bize. Onlar meşhur yedi kat gökten başka, yedi kat gökten başka diğer göklerde seyir ve hareket ederler. Demek ki öyle yıldızlar var, öyle gezegenler var. Bu yedi kat gök dediği bu güneş sistemi.
Bunun dışında, bunun dışında, diğer göklerde, diğer gökte de değil, göklerde, samanyolunun dışında, diğer samanyollarında ne yapıyorlar? Seyir ve hareket ediyorlar. Birbirlerine bitişikler, birbirlerine bitişik ve birbirlerinden ayrı olmayan bu yıldızlar. Şimdi bunlar hem böyle birbirlerinden ayrı değil, birbirlerine de bitişik sistem olarak. Sistem olarak. Bunlar böyle ne yapıyorlar? Orada devam ediyorlar. Ve bunlar da yanma olmuyor, değişme olmuyor. Bunlar da bozulma olmuyor. Yani güneş sisteminde bozulma söz konusu olmuş olsa, güneş sistemi komple kıyameti yaşar. Çöker güneş sistemi.
Güneş kendi yörüngesinden milim kaymış olsa, komple güneş sistemi çöker. Güneşte ısı bilmem kaç derece, bilmem kaçta kaç eksilmiş olsa, dünya buzhaneye döner. Bildiğiniz buzhane olur. Ay buz kesilir anında. Dünya buz kesilir anında. Anında. Bakın anında. Dünyaya dışarıdan herhangi bir etki olmuş olsa, dünyanın bütün yörüngesi, bütün çalışma sistemi bozulur. Çünkü dünya tek başına bir şey değil, bağlantılı. Bağlantılı olan yıldızlar, bağlantılı oldukları noktaya göre hareket ederler. Ama öyle yıldızlar vardır ki, onlar bağlantısı yoktur.
Onlar başlı başına kutuptur. Hz. Pir diyor ki, o başlı başına kutup olanlar, Allah'ın nurundan alırlar. Zamanın kutupları, zamanın kutupları, direkt Allah'ın nurundan alırlar. Direkt Allah'ın nurundan. Bir kısım veliler vardır, o veliler bir velinin nurundan alır. Bir pirin nurundan alır. Bir sufi, şeyhinin nurundan alır. Şeyhinin nurundan alır. Sufinin hamı, sufinin bilmeyeni, yetişmemiş olanı nereden aldığını bilmez. Ama sufi, direkt şeyhinin nurundan alır. Direkt.
Başındaki şeyhi kutup ise, o direkt, Cenab-ı Hak'tan alır. Eğer başındaki şeyhi, kutup değil ise, o bir kutuptan alır. Hani Hz. Pir yine başka bir beytinde der ya, bir mumdan yanmaya bak. Hangi mumdan yanmışsın, önemli değil der. Bir mum, öbür mumdan yanar. O öbür mumdan yanar. Mumların arasında bir fark var mı da? Yoktur. İstersen şeyhinden al. İster Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden al. İstersen sen Cenab-ı Hak'tan al. Bu senin istidadınla alakalı. Bu senin onu kaldırıp kaldırmamanla. Buna yetişip yetişmemenle alakalı. Bu normalde işte ampul kaç watt? 220 watt. 220 wattla yanan bir ampule sen bakabiliyor musun? 60'lık, 70'lik, 80'lik, 100'lük bir ampule.
Bakıyorsun gözün buna dayanıyor mu? Evet. Peki oraya 500'lük bir ampul koysak sen ona çıplak gözle bakabilecek misin? Hayır. Ne olacak? Gözlerin kamaşacak, gidecek. Hiçbir şey görmeyeceksin sen. Bakın hiçbir şey görmeyeceksin. Hiçbir şey tanımlayamayacaksın. Bu onun gibi bir şey. Hiçbir şey tanımlayamaz o manevi olarak. Bazen sufiler böyle hal görürler. Hal gördüklerinde mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini gerçeğine yakın bir maneviyatta görürlerse gözleri kamaşır, göremezler. O bu noktada mesela direkt nur olarak tecelli ederse hiç bakamazlar zaten. Bakın hiç bakamazlar. Kafasını kaldırıp bakamaz bile. Ama kalben bilir mi?
O Hz. Muhammed Mustafa'nın nuru diye bilir. Kafasını kaldırıp bakamaz ama. Bakın tekrar söylüyorum. Kafasını kaldırıp bakamaz. Gözünü kaldırıp bakamaz ona. Sebep? O daha henüz o hale gelmedi. Ve yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gerçek nur tecelliyatıyla bir Müslümanın kaldırması çok zordur yine. Onun bakması yine zordur. O aynı mesele. İşte bunlar nedir? Bunlar bildiğimiz evliyaların üstünde olan kimselerdir. Evliyaların üstündedir bunlar. Evliya nedir? Dördüncü, beşinci makamdakılar evliyadır. Üçten sonra evliyadır. Altıda veli olur o kimse. Nefis meratibi olarak altıncı makama geldiğinde o kimse veli olur.
O yedinci makama geldiğinde Mürşid-i Kamil olur. Ey Muhammed de ki ey mülkün sahibi Allah'ım mülkü dilediğine verir dilediğinden de o mülkü alırsın. Dilediğini aziz dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz ki sen her şeye kadirsin. Ali İmran ayet 26 Bir kimse böyle olduysa onu hasislenme. Onu bu hale Allah getirmiştir. Dilediğine verir. Dilediğine hikmeti verir. Dilediğine veliliği verir. Dilediğini peygamber yapar. Yapmış. Sen neden o veli oldu ben olmadım diye hasislenme. Neden o evliya oldu ben olmadım diye hasislenme. Sen çalış gayret et.
Yürü sen. O normalde eğer onu aziz ederse bir kimseyi Allah aziz edecekse bütün dünya insanları toplansa onu zelil edemez hiç kimse. Allah bir kimseyi de zelil edecekse bütün insanlar toplansa onu aziz edemez. Hani yine bir ayet-i kerime var ya Allah sana yardım edecekse diyor. Bütün insanlar onu engellemeye kalksa onu engelleyemez. Allah sana yardım etmeyecekse bütün insanlar sana yardım etmeye çalışsa hiçbir kimsenin yardımı sana dokunmaz. Dokunmaz. Edemezler. Yardımın gerçeği, hakikati sahibi Allah'tır. İyyâken abbedü ve iyâken estain ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz. Cenab-ı Hak sebepler daresinde insanların üzerinden yardım ettirir ama onun arkasında gerçekte Allah vardır.
Biz bu noktada Allah'ı göreceğiz. Hazreti Enes naklediyor. Yeryüzünde alimler gökteki yıldızlar gibidir ki kara ve denizlerin karanlıklarında onlarla yollar aydınlanıp bulunur. Yıldızlar batınca rehberlerin yolu şaşırmaları an meselesidir. Ahmet bin Hanbel'den nakletmiş. Demek ki yeryüzündeki alimler yeryüzündeki veliler yeryüzündeki kutuplar yeryüzündeki Allah dostları bunlar nedir?
Gökteki yıldızlar gibidir. Bunlar güneş karanlığa gömüldüğünde çekildiğinde dünya karanlığa gömüldüğünde nasıl ki yıldızlar karanlıkta kalan bir kimseye yol gösterici hükmünde ise alimler, şeyhler bunlar da Ümmet-i Muhammed'e yol gösterici yıldız hükmündedir. Onlarla yollar aydınlanır. Onlarla insanlar yönlerini bulur. Yönsüz yolsuz insan bir yeri bulamaz. Ama İslam toplumunu dejenere etmek için İslam toplumunu Kur'an ve sünnetten ayırmak için içerideki batıcılarla dışarıdaki gavurlar bir oldular. Bizim nezdimizde şeyhleri alimleri yol göstericileri tu kaka ilan edip onların hepsini de gözümüzden düşürdüler.
Bir kısmını bu kimselerin kendileri de sebep oldu. Nasıl sebep oldu? Nefislerine uydular. İnsanlar insanlardan şeyenillah dediler. İnsanlardan istediler. Yaptıkları amellerin karşılığını insanlardan para, pul, makam, mevki olarak istediler. alimler bozuldu. Şeyhler de bozuldu. Şeyhler de dünyaya tamah ettiler. Şeyhler de etrafındaki insanların mallarına, mülklerine tamah ettiler. Onlar da bozuldular. Zaten dışarıdan bozmak istiyorlar. İçeriden bozmak istiyorlar. E bunlar da kendi kendilerini bozdular. Hepsi de böyle tevafukan bozuklukta birleştiler. ve böylece toplumun nezdinde değer kaybettiler.
Toplum nezdinde değersiz kimler? Alimler, şeyhler, hocalar, din adamları toplum nezdinde itibarsızlaştırıldılar. Yol gösterici hükmünde olan kimseler ne yazık ki itibarsızlaştı. Farkında değil toplum. Böylece din itibarını yitirdi. Siz hiçbir kimseye yavrum tıp okumana gerek yok evde kitabı oku doktor olursun diyenin duydunuz mu? Siz hiç evladım senin kalkıp da böyle işte eğitim fakültesinde okumana gerek yok. Al sen kitaplarını oku öğretmen çıkarsın. Hiç duydunuz mu böyle bir laf? Sen hukuku evde çalışaraktan mı kazandın?
Okula gitmedin mi? Gittin. Birisi demedi sana değil mi? Oku kitapları sen avukat olursun demedi. Hiç kimse demez bunu bakın. Siz birisine gitseniz ben kendi kendime bütün tıf kitaplarını okudum doktor oldum kardeşim. Gel bana tedavi ol. Gel bana ameliyat olsa dese kim burada ameliyat olur? Kimse olmaz. Kim tedavi olur? Kimse olmaz. Hatta klasik otla çöple tedavi edeceğiz diye uğraşanlara da yükleniyorlar siz de. Gitmeyin onlara yapmayın etmeyin oto çöpe gitmeyin. Ya bu deccellilerin kurduğu bu hapları YouTube oyna. Neden? Onlar bu işin ilminde değil. Hala ya tıp olunca ilmine gideceksin.
Okuyacaksın. İktisat olunca okuluna gideceksin. Okuyacaksın. Ne bileyim işte herhangi bir meslek sahibi olunca gideceksin bir yerde okuyacaksın veya gideceksin bir yerde çalışacaksın çıraklık yapacaksın öğreneceksin. Bütün dünya ilimleri için, bütün bilimler için bu geçerli bir tek İslam dini için geçerli değil. Kitabını oku sen evde öğrenirsin evde. Oku Kur'an'ın evde. Ha sen Kur'an'a alim olursun. Elif'ten haberi yok benim gibi B'den haberi yok. Bir tane meal alacak arkadaşı eve meali okucak dini öğrenecek. Ya buna alim lazım değil mi? Değil. En güzeli de şuydu ne o işte aracı kullanmayın bilmem kimsenin işte hiç kimseye şey yapmayın diye reklam var bilmem kimin kitapları bilmem kaç tane 25 bin lira.
Gece saat 3 kendi kendime dedim ulan şu adamlara bakın Kur'an yeter diyorlar dedim ben bilmem kimin kitapları bilmem kaç tane 25 lira. Ulan Kur'an yeterse sen ne yapma 25 tane kitap yazdın. Yetmedin de mi 25 tane kitap yazdın sen? Hem Kur'an yeter dedin eee sen ne yapma kitap yazdın o zaman? Ne kitabı yazdın sen? Roman mı yazdın? Yok ne yazdın? Dini kitap. Kur'an'ı anlama Kur'an'ı öğrenme Kur'an'a tabi indirilmiş din gönderilmiş din yok indirilmiş bir süre ismi var orada. Sen ne ama yazdın ya? Ne ama yazdın sen? Ah yok buradaki amaç ne? Aslında amaç şu dini hiç kimse gerçek manada anlamasın.
Gerçekten. siz o derdik Kur'an'ı mu zannediyorsunuz onlara? Öyle gelene diyorum doğru söylüyorsun faiz haram alan veren hepsi de haram Kur'an haram etmiş biliyorum ben etmiş. Bağırsana ya dedim ben faiz haram bakıyor şimdi bana Kur'an'ı yasak etmemişim kardeşim. Biz faiz haram derken helal mı diyoruz dedim. Biz de Kur'an'a tabiyiz. Arkadaşlar faiz haram fuhuş haram kumar haram falotları haram domuz eti haram kan haram leş haram temiz yiyecekler helal paketlenmiş yiyeceklerin hiçbirisi de temiz değil.
Kur'an diyor helal yetmiyor. Size temiz ve helal yiyecekler size diyor emredildi. Ve bir daha tehdit var eğer bundan saparsanız diyor. yani siz temiz ve helal yiyeceklerden saparsanız tehdit var. Evet büyük tehdit var. Neden? Allah insanı koruyor. Dertleri bu değil. Dertleri ne? İtibar kaybettiriyorlar. Ve insanlar dini öğrenmesin. Dini tam manasıyla anlamasın. Bakın İslam dünyasına buna Türkiye de dahil. Buna Türkiye de dahil. bütün dinini yaşamaya çalışan yaşayan biraz mürekkep yalamış biraz böyle bir şeyler söyleyen kimselerin hepsi de itibar kaybına uğratılır.
Hepsi de hepsine de laf söylerler. İslam dünyasında en rahat laf söylenecek insanlar alimlerdir şeyhlerdir sufilerdir. En rahat. En rahat. Neden? İtibarsızlaştırırlar. İslam'la mücadele eden gavurlar itibarsızlaştırır. Müslümanlarla uğraşan gavurlar onları itibarsızlaştırır. Onların aleyhinde konuşur. Onların aleyhinde yazarlar. Televizyonda basında yayında her yerde onların aleyhine konuşulur. Onların aleyhine konuşulur. ve insanlar bilir bilmez ne yazık ki onlara düşman olur.
Onların aleyhinde konuşmaya başlarlar. Hiç tanımalarına gerek yok. Bilmelerine gerek yok. Ben bir dikkana girdim. Selamun aleyküm aleyküm selam. İşte Mustafa abi hoş geldin falan. Böyle baktı. Mustafa hoca dedikleri sen misin? Ben hoca değilim. Senin hakkında çok şeyler konuştum da Allah verirsin hesabını. hakkını helal et. Etmiyorum dedim. Böyle baktı şimdi bu. Dedim beni tanıyor musun? Hayır dedi. Böyle hafif sakalı da var. Dedim ya sakallı Müslüman dahi tanımadığı bir kimsenin arkasından konuşuyorsa vay bizim dinimizde dedim.
Vay bizim Müslümanlığımızda vay bizim dindarlığımızda dedim. Neyse ya hakkını helal et. Bak nasıl tepeden davranıyor der. Ya ben sana etmiyorum dedim. Sen daha hakkını helal et bana dedim. Bir de kibirlenerekten söylüyorsun dedim. Tepeden bakaraktan söylüyorsun dedim. Sen kimsin dedim ya? Bu böyle baktı. Sen kendini ne zannediyorsun dedim ya? Ne zannediyorsun sen kendini? sen beni normal böyle vasıfsız kimliksiz kişiliksiz kimselerle karıştırdın herhalde dedim. Mahşerde dedim böyle senin gırtlağından tutacağım kaldıracağım böyle havaya dedim. Mahşer dedim bana ait dedim. Senin dedim böyle gırtlağından tutacağım kaldıracağım silkeleyeceğim böyle dedim. Diyeceğim ki dedim ben Ya Rabbi ben bunlardan davacıyım.
Bunlar çünkü benim namusuma şerefime haysiyetime benim kızlarıma damatlarıma çocuklarıma aileme bunlar laf söyledi. Bunlar benim namusuma şerefime haysiyetime laf söyledi. Bunlar benim dinime imanıma yoluma laf söyledi. Bunlardan davacıyım diyeceğim dedim. Bunun rengi gitti. Mahşerde dedim. Beni bekle zaten bekleyeceksiniz de dedim. Ama ben dedim büyük bir ihtişamla geleceğim oraya dedim. benimle olan hesabını dedim. Toplayacaklar böyle dedim. Sizin hesabınız bekliyor. Neden? Mustafa Özbağ gelecek diyecekler dedim. Böyle kaldı bu şimdi.
Ha dedim. Siz dedim dünyanın kralısınız şimdi. Dünya size güzel dedim. Filanca kimse at fişmanca kimse at fişmanca kimse at at arkasından dedim. Benim arkamdan söylediklerinin yüzde birini benim yüzüme söyleyebilir misin sen dedim. Ben böyle baktı bana. Bak söyleyemiyorsun dedim. Sen delikanlı yiğit adam değilsin ki dedim sana hakkım helal edeyim. Mahşer benim dedim. Şimdi o kimse o kimse tanımadığımız bilmediğimiz Müslümanların arkasından konuşmayı neden biz kendimize distor ediniyoruz? İtibarsızlaştırıyorlar çünkü. Bu bütün İslam dünyasında Osmanlı'dan sonra oldu.
Osmanlı'da başladı bu. Siz Mısır'da Mısır'daki şeyhlerin ilaçla uyutulup kadınlarla fotoğraflarının çekilip gazetelerde basıldığını bilir misiniz? Evet. itibarsızlaştırma adını. Siz Suriye'deki şeyhlerin böyle olduğunu bilir misiniz? Böyle yapıldığını. Bunu bana söyleyen Suriye bir iki önceki Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Keftari. Bu bütün İslam dünyasında oynanan bir oyun mu?
Bakın önce alimleri şeyhleri itibarsızlaştırdılar. Ardından mezhepleri itibarsızlaştırdılar. bir mezhepsizlik ürettiler. Ardından hadisi şerifleri itibarsızlaştırdılar. Sahih miydi değil miydi sahih değildi atalım hadislerin hepsini. Ben 30 yıldır bağırıyorum ya sıra Kur'an'a gelecek uyanın diye. Bundan 30 yıl önce ben kendim için konuştuğumu zannettiler. Birisi bana dedi ki ya sen itibarsızlaştıracaklar diye sen böyle söylüyorsun dedi. dedim ki Kur'an'ın üzerinde itibarsızlaştırma hareketi başladığında beni hatırla dedin. Bunu çünkü Cumhuriyet'in ilk yıllarında mecliste bunu tartıştılar. Kur'an'ın içerisinden bazı ayetleri kaldıralım diye bunu beceremediler yapamadılar.
Şimdi kim söylüyor bunu? Elim Fransızı söylüyor. Ne diyor? Kur'an'ın içindeki belli ayetleri kaldıralım diyor. İncil'deki ayetleri kaldıralım demiyor. İncil aynı cezalar İncil'de de var. Kur'an'daki cezalar var ya fazlasıyla İncil'de var. Neden biliyor? Fazlasıyla fazlasıyla Tevrat'ta var. Kim bunun tartışmasını yapıyor? Kimse yapmıyor. Ama ne diyorlar? Kur'an'da belli ayetleri kaldıralım. Neyin tartışmasını yapıyorlar? Kur'an tarihsel mi bakacağız? Evrensel mi bakacağız? Evrensel bakalım. Tarihsel bakmayalım. O zaman evrensel bakınca Kur'an'ın hukukla alakalı bu ayetlerini geçersiz kabul edelim.
Bunu tartışıyorlar şimdi. Bakın itibarsızlaştırma nereye geldi dayandı? Biz şimdi ilk önce alimleri ardından şeyhleri ardından mezhebi ardından mezhepleri yani ardından hadisleri itibarsızlaştırdılar. Şimdi sokakta 18 yaşındaki çocuk diyor hocam hadisler sahih mi? Ya oğlum sen kaç yaşındasın dedim. 17 yaşındayım dedi. Sizin evinizde hiç hadis kitabı var mı dedim ben. Yok amca dedi. Oğlum hadis kitabı yok evinizde dedim. Sen hadislerin sahih olup olmadığını nereden tartışacaksın? Tartışamazsın. Onlar söylüyorlar. Herkes din alimi. Adam oradan bir meal okuyor. Kur'an-ı kerimde böyle ayet var. Kardeşim o ayet nerede indirildi?
Niçin indirildi? Hangi olayın neticesinde olduğu? Esbab-ı nüzülünü biliyor musun? Hayır. Ya esbab-ı nüzülüne bakmadan o ayete nasıl mana vereceksin sen? Kur'an kendi kendine tefsir eder. Hocam ben başka ayetlere baktım onu tefsir ettim. Ya kardeşim Kur'an muhakkak kendi kendine tefsir eder. Ama o esbab-ı nüzülüne bak. Sebebine bak. O ayetin sebebi ona göre Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o ayetin tecelliyatını hükmünü nasıl vermiş? Ona bak. Yok bakmayacak. O mealden okudu bitti. Allah bizi muhafaza eylesin. İşte böyle alimler alimler şimdi başa geldim. Alimler insanların karanlıkta kaldıkları zaman yol göstericileridir.
Asıl alim odur. Vakkaya iştahat eder. O esnada o kimse ne yapacağını ne edeceğini ne tarafa gideceğini bilemez. O esnada yaşayan bir veliye yaşayan bir alime fıkıhla alakalıysa o kimseye danışır o kimse ona yol gösterir. Işık hükmündedir. Işık hükmünde. Eğer onlar olmazlarsa o zaman zaten kıyamet kopar. Hani en son Allah denilen de vefat ettikten sonra kıyameti bekleyiniz. Hadisesi tecelli eder. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Ben yine Hazreti Pirden bunu şerh ederekten bitireyim. Ben de yaratılışta sizin gibi karanlıktım. Fakat vahiy güneşi bana böyle bir nur verdi.
Güneşlere nispetle biraz karanlığım. Fakat insanların karanlıklarına nispetle nurluyum. Dikkat edin. Tahammül edebilsin diye nurum zayıf. Çünkü sen parlak güneşin eri değilsin. Balla sirkeden meydana gelen sirkencebin gibi ben de nurlu zulmetten meydana geldim. Ve bu suretle kalp hastalığına yol buldum. Faydalı oldum. Hasta adam hastalıktan kurtulunca sirkeyi bırak bal yiye gör. Gözü tahammül edemediği için çipile yıldız ışık verir. O da bu suretle yol bulur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin zeyde bunun sırrını faş etme gözet demesi. Peygamber sahabem yıldızlar gibi yola gidenlere ışık şeytanlara taştır dedi.
herkes uzaktan görebilseydi gökyüzündeki güneşle nurlanırdı. Ve ey aşağılık kişi güneşi nuruna delalet etmek üzere yıldıza ne lüzum kalırdı. Ay buluta toprağa ve gölge der ki ben de sizin gibi insanım ancak bana vahiy geliyor. Allah bizi hayırda buluşup hayırda ileriye doğru koşanlardan eylesin. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi