Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 11 Ocak 2014

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 12 Ocak 2014 · 1:52:49

Allah Bismillah. Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Cansız varlıklar da Allah'ı zikreder mi? Örnek olarak saat, makine, araba gibi şeyler. Hiçbir şey yok iken Cenab-ı Hak bir şey yarattı. Yaratmış olduğu şey Allah'ı zikretti, tesbih etti, tenzih etti. Onun zikredip Allah'ı tesbih ve tenzih etmesi Allah'ın hoşuna gitti.
O yüzden varlığın ilk başlangıcı zikirdir. Bir kimse idraki yerindeyken Allah'ı zikrederse o sevaptır. O, o kimsenin iradesiyle bağlantılıdır. Ama bir de cebri olanı vardır ki, hiçbir şeyin onda iradesi yoktur. Her şey Allah'ı zikreder kendi lisanıyla.
Seven sevdiğinden sürekli darbe yese, hakir hor görürse, aşağılansa yine de onu sevmeye devam mı etmeli? Yoksa yenildim deyip geriye mi çekilmeli? Bunda bir sınır var mıdır? Bu tip soruları bana sorarsanız, bu sizin yaşadığınız, bildiğiniz felsefenin, yaşadığınız hayatın, düşüncenizin dışına çıkmış olursunuz. Bu size acı gelir. Sevmek bir davadır, bir iddiadır. Seven kimse o dava ve iddiaya düştüyse, sevdiğinden hor ve hakir görüldüğünü dahi fark etmez. Eğer sevdiğinden hor ve hakir görüldüğünü düşünüyorsa, bu aklın ve nefsin işidir. Aklın ve nefsin işinde de sevginin işareti yoktur.
O zaman bizim ona sevgi dememiz beklenmez. O ancak beğenme veya muhabbet etme olur. Bir kimse bir şeyi beğenir, muhabbet eder ona. Muhabbet edince, muhabbet ettiğinden muhabbet bekler. Muhabbet ettiğinden muhabbet bekliyorsa, o muhabbet menfaate dayalıdır. Hep insanlar Allah'a yalvarırlar. Allah dualarına hemen cevap versin isterler. Acelecidirler. Onlar Allah'ın kendilerine verecek oldukları şeye gözlerini dikmiştir. Allah'a değil. Gözünü Allah'a diken, Allah'ın verecek olduğu nimete bakmaz. Kimisi Allah'ı nimetlerinden dolayı sever. Allah'ı nimetlerinden dolayı sevenler, nimette bir sıkıntıyı düşünce, Allah'a sırt dönerler.
Allah'a ibadeti aksatırlar. Cenab-ı Hak da onlar hakkında, ayet-i kerimede der ki, nimetimi kestim de Allah'ı unutursunuz. O zaman, nimete karşılık sevenler, nimet kesilince sevmeyi terk ederler. Sevmek ise bu manada, sufi manasında, nedensizliğin, niçinsizliğin üzerine kuruludur. Menfaatsizliğin üzerine kuruludur. Ama bize kapitalist sistem her şeyin menfaatini öğretti. Menfaate yöneltti bizi. Öyle olunca, biz seviyoruz derken dahi, menfaatimizi düşünen hale geldik. Ve bir seven kimse, sevdiği tarafından, hor, hakir görüldüğünü düşünüyorsa, aklı ona galip gelmiş. O sevgi iddiasında bulunmasın.
O evlenme yoluna çıkmış. Bu ister kadın olsun, ister kız olsun. O evlenme yoluna çıkmış. Allah evliliğini mübarek eylesin. Evlensin. Kendisini hor, hakir görmeyecek bir kimseyle evlensin. Hakkıdır. Kendisini azarlamayacak bir kimseyle evlensin. Hakkıdır. Kendisine hiç itiraz etmeyecek bir kimseyle evlensin. Hakkıdır. Evlilik bu hukukun üzerinedir çünkü. Evlilikte karşılıklı saygı, sevgi, muhabbet, karşılıklı alışveriş, al gülüm, ver gülüm, dakikada dukka, ne yaparsan onu bulursun. Evlilik böyle bir şey olacak o zaman. Yemek yaptığı zaman kadın, adamın sevgilisi yemek yapmadığı zaman adamın nefret ettiği bir varlık olacak evde.
Veyahut da adam kadına iyi davrandığı zaman kadının iyi davrandığı, adam da kötü davrandığında kadının da kötü davrandığı bir ilişki yumağı olacak o zaman. Bu da hak mıdır? Evet bu da yoldur, bu da haktır. Buna hiç kimsenin itiraz edecek bir şey yok. Ama onların sevgi iddiasında bulunmayan da hakları yok. seven sevdiği onu çamurun içine batırdıysa lütfetmiştir.
Sevdiği onu yerden yere vuruyorsa harikadır, pişiriyordur onu. Sevdiği seviyor ya, sevilen onu ayağının altına alıp da çiğniyorsa, üzerinde hopluyorsa ne büyük lütuf, ne büyük ikram. Sevdiği onu azarlıyorsa bu muhteşem bir şey, onu çok sevdiğini gösteriyor. Ne kadar ters değil mi? Kim Allah'ın en fazla sevgilisi? Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Yoluna dikenler döktüler. Secdedeyken başına deve işkembesi koydular. Yanağından yaraladılar. Aç bıraktılar. Ambargo uyguladılar.
Ambargo uyguladılar. Kovdular, sürdüler, taşladılar. Kim? Sevgilim, Habibim dediğine. Halil'in dediğini ateşe attılar. Kelimullah'ım dediğini denize sürdüler. Ruhullah'ım dediğini çarmıha gerdiler. İşkencenin haddi hesabı yok. Sizin, yani halkın sevgi anlayışındaysa, o birisini seviyor ya, seviyorsa sevdiği onu ondan fazla sevecek. Onu hor hakir tutmayacak. Onun başına tac edecek. Niçin? O onu seviyor çünkü. Allah bizi iyi etsin inşallah. Böyle şeyler sormayın diyeceğim ama, yani hakkınızı helal edin.
Tabi insanların içerisinde bu tip inanışlar, davranışlar var. Bir yerden de haklılar. Tesbih dağıtıp, iki rekat namaz kılınıp, aynı tesbihle, üç kul huvallahu eha dokunup, tesbih kıbleye doğru asılıp, kırk gün boyunca, baş, ne o, başlarılır diye bir şey okudum. Eğer dileğin kabul olursa, tesbih alıp herkese dağıtılır. Dilek tesbihi diye bir şey var mıdır? Bu eksik. Böyle kırk gün tesbihi oraya asınca, işaret parmağınızın üzerine hamuda kakıp, bir de beklemeniz lazım kırk gün. Ondan sonra dileğiniz kabul olduğunda, öbür işaret parmağınızın üzerinde şükür olarak da bir kırk gün daha bekleyeceksiniz.
Bunların hepsi de boş şeyler. Bunların hepsi de bidat. Bir kimse ihlas-ı şerif okur, Allah'a dua eder. Bir kimse fatiha-ı şerif okur, Allah'a dua eder. Bir kimse kelime-i tevhid çeker, Allah'a dua eder. Allah'a dua etmenin, Allah'tan istemenin sınırı yok. Ama bu tip şeyler İslam değil. İslam değil. Allah bizi affetsin inşallah. Annelik müessesesinin önemi hakkında bilgi verir misiniz? Annesine zulmeden derviş olabilir mi? Muhakkak derviş kardeşlerden birisi annesinin kalbini kırmış. Muhakkak derviş kardeşlerden birisi annesini üzmüş. Muhakkak derviş kardeşlerden birisi annesiyle problem yaşıyor.
Anne babaya itaat etmemek, Kur'an ve sünnet dairesinde itaat etmemek, günah-ı kebairlerden ikincisi. Hz. Ömer radallahu anh hazretlerinin naklettiği yedi tane büyük günah-ı kebair var. Bu günah-ı kebairlerden birisi Allah'a şirk koşmak, ikincisi anne babaya asi olmak. Ama itaat hani meşhurdur ya, itaatla alakalı bir ayet-i kerime vardır. Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Bu emir sahibiyle alakalı devlet başkanı olabilir, alim olabilir, şeyh olabilir, evde elinizin altındakilerden sorumlusunuz, baba olabilir, iş yerinde patron olabilir, müdür olabilir, şef olabilir. Bu noktada elinin altındakilerden, kim sorumlusa, elinin altında kim varsa, o ona itaat edecek.
O zaman bu itaat maruftadır, iyiliktedir. İtaat, Kur'an ve sünnet dairesindedir, helaldadır. Haramda itaat yoktur. Yanlışta, eksikte itaat yoktur. Gayrimeşrulukta itaat yoktur. İtaat bu manada, Kur'an, sünnet, icma-i ümmet noktasındadır. O zaman anne babalar, çocuklarından haksız bir şey istiyorlarsa, çocukların onlara itaat etmeme hakları vardır.
Meşhurdur ya, Hz. Peygamber Efendimiz bir seriye çıkarır, seriye'nin başına bir tane komutan vardır. Komutanla seriyedeki askerlerin arası açılır, onlara odun toplattırır, ateş yaktırır. Atın kendinizi, bana itaat edin der, atmaz hiç kimse kendini. Bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine nakledilir. Kısa kısa geçiyorum bunu. Hz. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine der ki, eğer ateşe atlamış olsalardı, atsalardı, ebediyen ateşte kalırlardı. O zaman itaat maruftadır, iyiliktedir. İyilik nedir? Kur'an ve sünnettir. O zaman anne baba çocuğundan, Kur'an ve sünnetin dışında bir şey istemecek. Zikre gidersen hakkımı helal etmem.
Yok, hayır gidecek o. Neden? Zikrullah etmek farz. Namaz kılarsan hakkımı helal etmem demek gibi bu. Namaz kılarsan hakkımı helal etmem. İyi etme, namazı kılacak o kimse. Bunun gibi, haç farz o kimsenin parası var. Hacca gidecek. Annesi babası diyecek, hakkımı helal etmiyorum. Neden? Hacca gidiyorsun sen. Bunun gibi. O zaman itaat etmek, iyilikte, güzellikte şarttır. Ama anne baba, yanlış şeyler istiyorsa çocuklarından, erkekler bana itaat edeceksin deyip de, eşlerinden yanlış şeyler istiyorsa, amirler, memurlar, müdürler neyse, itaat edeceksin deyip yanlış şeyler altından, alttaki memurlardan, işçilerden istiyorlarsa, o itaate boyun eğilmez.
Evet, annelik, insanların içerisinde en yüce bir duygu. Onu benim bir yere koymama gerek yok. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, cennet analarının ayakları altındadır demiş. Eyvallah. Anneler, çocuklarınızı cennetlik yetiştirdiniz mi ki, çocuklarınızdan cennetlik bir iş istiyorsunuz? Anneler, çocuklarınıza dini eğitim verdiniz mi?
Anneler, çocuklarınıza helal süt indirdiniz mi? Anneler, çocuklarınızın dini eğitimlerini verdiniz mi ki? Ya çocuk döner de Allah'a, Ya Rabbi, bana dinden, diyanetten annem babam hiçbir şey öğretmedi. Davacıyım derse ne yapacaksınız? Bu topluluğun yüzde kaçı çocuğunu dindar eğitmiştir ki, dini eğitimini vermiştir ki?
Anne babalarda şöyle bir rahatsızlık var. Çocuk biraz dini eğitim almaya başlıyor, dindarlaşmaya başlıyor. Çocukların üzerine otomatikman başka türlü gidiyorlar. Sen nereden dini eğitim alıyorsun? Bak sana hakkımı helal etmem. Sana böyle mi öğretiyorlar? Ya bu çocuk içki içiyordu. Sen o zaman neden demedin evladım, sana hakkımı helal etmem içersen? Bu çocuk namaz kılmıyordu. Sen neden demedin evladım, hakkımı helal etmem namaz kılmazsan? Gel bakayım, namazı böyle kılacaksın. Gel bakayım, böyle oruç tutacaksın. 6 yaşında çocuğunu oruç tutturan var mı? 7 yaşında çocuğuna namaz öğreten anne baba var mı? 10 yaşına geldiğinde çocuğunun bir tamamı ibadetlerine yardımcı olan anne baba var mı ki?
Anne babalar için rahat bir şey. Hakkımı helal etmem, silah ellerinde. Dönse çocuk dese ki, ben de helal etmiyorum, bana dinimi öğretmedin. Çocuğun anne babasından hakkı 3. 1. Doğduğunda hayırlı isim konulması. Ne koydun çocuğunun ismine? Taş ismi, ot ismi, hayvan ismi, böcek ismi, dağda ismi, ova ismi koydun.
Birine öyle dedi, ne koydun? Merve, aa dağ ismi dedim, ulu dağ koyaydın dedim. Gelmiş ya birisi, Hz. Ömer Efendimiz'e, oğlundan şikayet edecek, dur demiş, Hz. Ömer Efendimiz. Sen çocuğuna ne ismi koydun? Demiş Şahin. Peki sen ona dinini öğrettin mi? Hayır ya İmir el-Mümin'in. Biz hayvan haşatla ilgileniyoruz. Peki o çocuğun demiş, önüne ziraattan, ticaretten, herhangi bir şeyden bir şey koydun mu? Hayır ya İmir el-Mümin'in. İlk o seni dövmemiş demiş. Dur sen kimden şikayet ediyorsun? İlk o seni dövmemiş. Anne babalar, çocuğunuzun sizden 3 hakkı var. 1. Onlara hayırlı isim konması.
2. Onlara dininin öğretilmesi. Anne baba, itaat edecek bir çocuk yetiştirecekse, ona dini eğitimi verecek, veyahut da verdirecek. 3. Ona ziraat, sanat neyse, onu bir işe meslek sahip etmesi. Biz ortadakini kaldırıyoruz. Hatta baştan ikiyi de kaldırıyoruz. İsim ne koyduğumuz önemli değil. Bütün ansiklopedileri indiriyorlar. Onun koyduğu isim hiçbir şey olmayacak. Manasız, anlamsız bir isim olsun. Hiç önemli değil. Ondan 2 kelime, bundan 3 harf ekleyecek. Yani bir böyle kaydırıp, bak bir isim bulacak ona. Ve o ismiyle övünecek. O isimden hiç kimse olmayacak. Bana dahi soruyorlar, Hocam çocuğumuza bir kız çocuğumuz olacak. Eee, bir isim ne önerirsiniz?
Ama hiç kimse de olmasın. Ben Google'ım sanki. Duruyorum bir kere diyorum, Allah'ım neyle karşı karşıyayım. Kalbini kırsam bir türlü, kırmasam bir türlü, konuşsam bir türlü, konuşmasam bir türlü. Yani bir isim bulacağım ben, işim gücüm yok başka. Ben oturacağım, o Hazreti Prenses'in, bir kızı olacakmış. Muhakkak, o da prenses. Ona hiç bulunmayan bir isim bulacağım. O da prensese hamileye. O onun keyfini yaşayacak. Bir de diyecek, Mustafa Hoca buldu bunun ismini. Bana sorma diyorum, ben sorarsanız, klasik geleneksel isimler koyarım. Hatice, Fatıma. Onu beğenmiyor. Beğenmediği kimsenin, beğenmiyor ismi. Kim? Hazreti Fatıma.
Kim? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, ehl-i beytinin, soyunun geldiği kimse. Hazreti Ali Efendimiz'in eşi, Hasan ile Hüseyin'in annesi. Cennetlik, kadınların cennetteki annesi. Müminlerin annesi. Klasik gördüğü, beğenmediği kim? Hazreti Hatice. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, biricik eşi. Her şeyini, İslam yolunda feda eden kadın. Hazreti Fatıma'nın annesi. Beğenilmeyen isimler bunlar.
Sümeyye, beğenmiyor. Kim? İlk şehit kadın. Sahabeden. Ama o bir tane kaydırı kuppak bir isim bulacak. Bulacak. Bir şey söylüyorlar mesela, ot ismi diyorum ben. Ya hocam neden öyle söylüyorsun? Ya ot değil mi bu? Türklerde çiçek ismi koymuşlar kızlarına. Eyvallah. Hiç olmazsa bir çiçek ismi koy. Ama hayırlı isim diyor aslında. Hayırlı isim. İsmiyle müsamma alacak. İkincisi ne? Dinini öğreteceksin ona. Hayırlı isim yok. Dinini de öğretmemiş. Çocuk bir şekilde bir dergaha, bir tarikata, bir cemaate, bir yere gitmiş.
Orada din öğrenmeye başlıyor. Başlıyor anne babana. Hakkımı sana helal etmem. Allah bizi affetsin. Bu demek değildir ki anne babalarınıza saygısız davranın. Anne babalarınıza saygılı olun. Muhabbetli olun. Kur'an ve sünnet dairesinde onların isteklerini yerine getirin. Size dinlerini öğretmeseler dahi siz onlara şefkatli ve merhametli davranın. İyi davranın. İnşallah. Bir kişi edep ederek bir hareket ediyor. Başka biri aynı hareketi edepsizlik olarak görebiliyor. Edep kişisel bir durum mudur? Nezaket, yumuşak huylu olmak gibi kişinin içinden gelen bir şey midir? Güzel, ahlaklı ve edepli biri olmanın temel esasları nelerdir? Kıymetli dostlar, edep insanlara göre değişmez.
Edep, en aşağısı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve Kur'an-ı Kerim'in haram gördüğü hiçbir şeyi yapmamaktır. Bunun adına biz güzel ahlak diyoruz. Kur'an veya sünnet-i resulullah ile yasaklanmış olan her türlü fiiliyattan uzak durmaktır edebin başı. O zaman bir kimse bir şey yapıyor, bana göre bu edep değil deme noktasında değil.
Biz haramlardan uzak duralım. Haramlardan kaçalım ki ateşten kaçar gibi kaçalım. Bize ahlak olarak, bize edep olarak bu yeter. Birinci derecede. Biz ondan sonra edebimizi, ahlakımızı ince bir şekilde yerine getirmeye çalışalım. Bunun için bol bol ahlakla alakalı hadisler okuyun. Bunun kitabı Edeb-ül Müfret Buhari'nin. Evinizde bu İmam Buhari Hazretlerinin Edeb-ül Müfreti bulunsun. Sırf Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve ashabın güzel ahlakını anlatan ahlak hadisleri. Herkesin evinde, herkesin elinde olması gereken bir kitap. İlmihal kadar önemli. İlmihal kadar önemli.
Eğer bir evde Edeb-ül Müfret yok ise, o evde Edeb yok hükmündedir. O evde Edeb olmasını istiyorsanız, Edeb-ül Müfreti okuyup tatbik edeceksiniz. Okuyup tatbik edeceksiniz. İslam dünyasının en büyük problemlerinden birisi bu. Namazlarını kılıyorlar. Oruçlarını tutuyorlar. Kadınlar örtünüyorlar. Adamlar sakal bırakıyor, cübbe giyiyor, şalvar giyiyor. Benim gibi sikkeyle, takkeyle, sarıkla dolaşıyorlar. Harika. Hiç sözüm yok. Ama Edeb'e gelince sıra, ahlaka gelince sıra, Allah muhafaza eylesin, büyük bir çoğunluğu çuvallıyorlar. Sen sakalınla cigara tüttüre tüttüre gidemezsin sokakta.
Sen sakalınla küfrede küfrede gidemezsin. Sen sakalınla kahkaha ata ata gidemezsin. Sen sakalınla karınla kızının orasını burasına baka baka gidemezsin. Sen sakalınla önüne gelenle kavga ede ede gidemezsin. Sen sakalınla evde eşine, çoluğuna, çocuğuna hakaret edip zulmedemezsin. Sen hem sufiyim deyip hem de dilini muhafazasız hayat yaşayamazsın. Hem sufiyim deyip hem de dilinden her türlü melaneti çıkaramazsın. Hem sufiyim deyip hem de gözünden her türlü melaneti çıkaramazsın. Hem sufiyim deyip hem de elinden her türlü melaneti çıkaramazsın. Sen sufiysen diline sahip çıkacaksın. Sen sufiysen eline sahip çıkacaksın. Sen sufiysen mimiklerine dahi sahip çıkacaksın.
Birisini gözünden kaşından azarlamayacaksın. Birini gözünden kaşından sen korkutmayacaksın. Birisini gözünden kaşından aşağılamayacaksın. Birisini sen gözünden terbiye etmeye kalkmayacaksın. Sufilik bu değil. Sufi merhametli, şefkatli, mülayim. Sufi güler yüzlü, tatlı dilli. Sufi yardım eden. Sufi mümin kardeşlerine karşı yumuşak, şefkatli. Sufi güzel ahlaklı, paylaşan, cömert, yardımsever. Sufi kardeşlerini düşünen kimse. Sufi kardeşlerini düşünen, etrafını düşünen kimse. Sufi, ahlakın en güzelini yaşayan kimse. Sufi, bırakın çalmayı, çırpmayı, peşkeş çekmeyi.
Kendi malına dahi acaba haram mı, helal mı deyip de titreye titreye. Yiyen, kullanan kimse. Acaba benimkinde de bir rahatsızlık var mıdır? Acaba yediğimde içtiğimde bir yanlışlık var mıdır? Acaba ben bunu çoluğuma çocuğuma yedireceğim, içireceğim bir eksiklik, noksanlık var mıdır? Bırakın bu başkasının kını. Sufi bu. O zaman edep, birinci dairece haramlardan uzak durmak. Kardeşler, elinizden, gözünüzden, dilinizden, kulağınızdan, ayağınızdan, uzuvlarınızdan haram çıkmasın. Gözünüzden haram çıkmak ne demek? İllaka harama bakmak olarak görüyoruz biz. Harama baktı, göze haram etti.
Hayır, sen kaşını çatarsın, gözünden dik bakarsın, o da haram. Yapma. Müslümanları tahkir etme. Müslümanları bakışınla taciz etme. Müslümanları bakışınla korkutma. Müslümanları bakışınla sen onları itme. Buna hakkın yok. Bilmeyen bir kimseye sen ne taciz ediyorsun? Nerede olursa olsun. Bilmiyor, taciz etme. Öğrenecek. Sen çok mu biliyorsun? Kendini biliyor görmen dahi şeytanın vesvesesi. Sen ne bildin ki? Allah muhafaza eylesin. O yüzden edep şahsa göre değişmez. Şahısların kendilerini uygulayabildikleri seviye ayrı meseledir.
Ama edep herkese umumidir. Yalan söylemek haram. Herkes için haram. Gıybet etmek haram. Herkes için haram. Sohbet esnasında yanındaki kimseyle konuşmak edebe mugayır. Herkes için mugayır. Sohbet dinlemeyeceksen çekilirsin arka tarafa dinlemezsin. Sohbet dinlemeyeceksen selamünaleyküm der çeker gidersin. Sohbet esnasında yanındaki kimseyle konuşmak herkes için yanlış. Edebe mugayır. Bir başkasının sohbetini engelleyemezsin. Bir başkasının odaklanmasını sen engelleyemezsin. O zaman edep herkese edep. Herkese edep. Birisinin kalkıp burada kendi kendine bağırıp çağırması nasıl yanlışsa bir başkasıyla oturup sohbet etmesi de konuşması öyle yanlış. Sohbet edeceksin.
Git evinde topla demlet çayını otur. Sohbet edin sabaha kadar. Eğlence parkı değil burası. Eğlence parkı istiyorsa var. Altı parmakta bir tane park. Git kaydıraklara bin. Hoplatan zıplatan şeylere bin. Akşama kadar sabaha kadar. Timseni engelleyecek ki. Camiye caminin edebi belli. Camiye patır patır patır … Konuşulmaz. Kavga edilmez. Camiye dünya kelamı konuşulmaz. Git otur Allah'ı zikret kardeşim. Camiye on dakika önce gidiyorsun. Oturmuşlar muhabbet ediyorlar. Kahve oca sanki orası. Muhabbet etmek için erkekler kahvehaneler kurmuşlar. Ben tasvip etmiyorum. İslam dünyasında kahvehane olmaz.
İslam dünyasında kafeterya olmaz. Olmaz. İslam dünyasında yolcular için gelip geçenler için lokantalar olur. Evet. İnsanlar nasıl zaman buluyorlar gidiyorlar onlara hayret ediyorum. Öyle diyorum ki ya insan bu hatta geçerken bakıyorum. Donu içerisi bunların hiç işleri güçleri yok demek ki diyorum. Bunların hiç dertleri yok demek ki. Örtülü bayanlar, hacı efendiler, hoca efendiler, şeyh efendiler, derviş efendiler, sufi efendiler. Dolu. Her taraf. Beş yıldızlı oteller dolu.
Şeyde, slogan da hazır. Eee nimetlerden Müslümanlar da faydalanmayacak mı? İyi, siz ahireti buraya taşımışsınız o zaman. Dolu. Her yerde konuşuyorlar ya, camide de konuşuyorlar. Camiyi de biz o hale getirdik. Her yerde insanlar her şeyi konuşuyor ya, tekkeleri de o hale getirdik biz. O hale getirdik. Dışarıdaki edep dışı davranış biçimlerini tekkeye de getiriyoruz. Dışarıdaki edep dışı davranış biçimimizi camiye de getiriyoruz. Bunu Mekke'ye de götürüyoruz biz. Tavafta da sohbet ediyor.
Nereden geldin sen bilmem nereden? Kaç çocuk var sende? Ya Beytullah'a bak. Sana ne milletin çocuğundan, eşinden, aşından, işinden, gücünden. Ağla, yalvar, Allah'ı zikret, tavaf ediyorsun. Ama yok. O da şimdi üstüne alınacak. Bir de telefon. Adam Mekke'nin telefonunu çekeceğim diyor. Ne o mesajı? Kamerayı alacak. Be mübarek insan. Allah'ı zikret. Sen fotoğrafını çekeceğim de yeni uğraşıyorsun. Herkesin elinde telefon, herkes fotoğrafçı. Ne yapıyor? Tavaf ediyor. Be mübarek insan. Allah'ı zikret. Hiç mi için senin sızlamıyor? Hiç mi günahını ağlamıyorsun? Ne derdin? Fotoğrafçı mısın? Çok basit. Mesleğin fotoğrafçı oldu herkes. Ölüyor adam fotoğraf çekeceğim de uğraşıyor.
Adam fotoğraf çekiyor. Annesinin, babasının. Komoda. Nasıl akıl ettin ya? Komodaki bir kimsenin fotoğrafını çekmeye. Bu annen, bu eşin, bu çocuğun. Başka akıl edecek bir şey kalmadı mı? Yok başka bir şey düşünmüyor adam. Geçenlerde böyle geç gittim cumaya ben. Adam fotoğraf çekiyor arkadan. Allah Allah dedim ya. Cuma. Vurdum. Ne anladın dedim. Böyle baktı. Dedim namaza yetiş ya. Namaza yetiş. Edep. Hani 28 Şubat'ta bir adam vardı ya. Zikullah oluyor.
Zikullah da cep telefonu çalıyor. Adam telefon açıyor. Telefonda cep telefonu. Ne bu? Şeyh. Zikullah devam ediyor. O telefondan konuşuyor o. Bunu televizyonlar gösterdi. Herkes bir şeyh diye, bir şeyh diye. Bir de o milletden o ders almış. Ondan sonra Fatime ile çıktı. Edeb. Taşıyoruz biz her yeri, her şeye. Taşıyoruz. Sınır yok ki. Dur diyecek bir şey yok. O kapitalist sistem, o neoliberal sistem dedikleri neydi belirsiz deccaliyet sistemi bizim damarlarımıza kadar işlemiş. Biz istediğimiz kadar sıyrılmaya çalışsak da ensemizden tutuyor bizim. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden dostla edebin birinci dairesi haramdan uzak durmak. Biz haramlardan uzak duralım. Haram işlememeye gayret edelim. Ve kendimizi çeki düzen verelim. Kendimizi disiplin edelim. İnşallah. Bunlardan seni dinleyenler vardır. Ancak senin yanından çıktıklarında kendilerine ilim verilmiş olanlara az önce ne söyledi derler.
İşte onlar Allah'ın kalplerini mühürledi ve arzularına uymuş kimselerdir. Muhammed Suresi 16. Ayet-i Kerime'deki kalpleri mühürlenmiş, arzularına uymuşlardan anlatılmak istenen nedir? Kendimizi nasıl muhafaza ederiz? Ve iyi bir dinleyici nasıl olabiliriz? Bu kafirlerle alakalı inen bir ayet-i kerime. O yüzden burada kafirlerin olduğunu inanmıyorum. Bu noktadan hareket ederekten o kafirler oradaki sohbeti yani Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin mescidine gelirler. Ve onun ne söylediğini dinlemezlerdi. İman eden insanlara ondan sonra biraz alayvarı bir şekilde ne söyledi şimdi bu derlerdi? Allah muhafaza eylesin. Onlardan oğlan olduğuna inanmıyorum burada inşallah.
Allah'ın isimleri çocuklara verilebilir mi? Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri Abdullah ismini çok verirdi. Ve işte müşrikler böyle bir şaiya dedikodu çıkarmışlardı. Bunlar kısır bunların çocukları olmuyor diye. Medine döneminde ilk çocuk olunca onun adını Abdullah koymuştu. Allah'ın gazabı ne demektir? Allah'ın gazabı cehennemdedir. Cenab-ı Hak gazabını cehenneme saklamıştır. Ben tanıdık tanımadık herkese selam vermeye çalışıyorum. Günümüzde insanlar selam vermeyi Angarya gibi görüyorlar. Oysa sahabi sırf selam vermek için çarşıya ve pazara giderlerdi. Aranızda selamı yayınız. Hadis-i Şerif.
O yüzden Müslümanlar birbirleriyle karşılaştıklarında muhakkak birbirlerine selam versinler. Her selam verip ve alana Cenab-ı Hak 10 sevap, 10 derece, 10 da günahını affeder. Din ne demektir? Dinini yaşamayanlar gerçekten cehenneme mi gireceklerdir? Din bu noktada bir inanışlar manzumesinin toplamıdır. Sadece inanmak mıdır?
İnandığını amele çevirmek, fiiliyata döndürmek de içindedir. O yüzden din ne demektir deyinince bir inanışlar manzumesinin toplamıdır diyebiliriz. Evet, yani bir inanışın manzumesinin akabinde o inanışın gereklerini yerine getirmeyenler için korkutucu olgular vardır. Bunun semavi dinlerde cehennem olarak isimlendirilebilir ama Budistlerde de vardır.
Hindularda da vardır bir ceza sistemi. O yüzden o ceza sistemi bütün din algısı altındaki bütün inanışlar da vardır. Kolonya kullanmak abdeste ve namaza zarar verir mi? Kolonyaların içerisinde iki şekilde alkol vardır. Bir kalıcı alkol, iki uçucu alkol. Uçucu alkol hükmünde olan kolonyalar süründükten sonra bir müddet sonra uçar. O yüzden o kolonyayla abdest bozulmaz, namaz da bozulmaz, namaz da kılınır. Kolonya uçucu da olsa, kalıcı da olsa alkolü bir kimsenin üzerine dökülse onun abdesti bozulmaz. Ama üzerinde kalıcı alkol olan kimse, üç dirhem miktarından fazla üzerinde necaset var ise onunla namaz kılamaz hükmüne girer. O yüzden namazını kılamaz.
Yoksa kolonya dökülen üç dirhemden fazlaysa, kalıcı alkol, o üzerindeki elbisesine biraz su dökse, o kolonya dökülen yere, o zaman alkol hükmü kalmadığından onunla namazını kılar. Kolonya abdesti bozan şeylerden değildir. Kusmak abdesti bozar mı? Ağız dolusu kusmak abdesti bozar. Gülmek abdesti bozar mı? Namazda kahkahayla gülen, göbeğini oynataraktan gülen, titreyerekten gülenin namazı da, abdesti de bozulur. Gülmek, namazda gülen kimsenin abdesti bozulur ve namazı bozulur. Saç boyası abdeste ve gusleğe engel olur mu? Bilmiyorum, 26 yıldan beri bu soruyu kaç sefer cevapladığımı. Saç boyasıyla alakalı, eğer saç boyası kına hükmündeki, kına hükmündeki, sentetik olmayan boyalardansa bu abdesti ve guslemani değil.
Ama ve lakin sentetik boya hükmündeyse, bir kimsenin başını mest etmesi, yani saçlarını mest etmesi veya abdeste, gusülde saçlarını yıkaması farzıdır. Guslün ve abdestin. O yüzden sentetik boya o kimsenin üzerinde var ise ve onu çıkaramıyorsa, altına da su geçmiyorsa, o kimsenin guslu gerekliyse guslu olmaz, abdesti gerekliyse abdest olmaz. Nasıl gusülde ağız içerisinde nohut tanesi büyüklüğündeki bir yere su değmezse, guslu olmayacağı gibi. Bir şey vardır, o şey onun geçici değil, kalıcı yüzü olabilir. Mesela kaplama, dişini kapattı, artık o kalıcı. Onun altına su değdirme zorunluluğu yok. Ama diş takma, altına su değdirme zorunluluğu var. Çünkü o kalıcı değil.
Kaplattı ağzını komple, onun yüzeyi, dişin yüzeyi hükmünde kaldı. Onun o kaplattı, sabit kaldı, onun dişlerini çıkartmasına gerek yok. Veyahut da işte yüzünde bir yara oldu, bu yüzünü estetik olarak bir plastik cerrahi, kimyavi bir maddeyle onu dikti. Kalıcı burası ama. Onun yüzünü mest etmesi, yıkaması o meseleye yeter. Ama saç boyası, oje, bunlar kalıcı hükmünde değil. Kalıcı hükmünde olmayınca, saçın asli hükmüne girmiyor. Saçın asli hükmüne girmediğinden dolayı, guslu olmaz, abdest olmaz. Tuvaletin yanında abdest almak günah mıdır? Değildir. Çünkü abdest nerede olunursa alınır. Gönül arzu eder ki, işte insanların büyük ve küçük abdest bozdukları yerde alınmasın.
Ama şimdi eski tuvaletler yok, necaset orada durmuyor. Çekiyorsun sifonu, çekip gidiyor. Var mı orada necaset? Yok. Siz onun adına ne derseniz deyin. Orada necaset var mı? Yok. Necasetin olmadığı yerde bir kimse abdest almış oluyor. Burada yanılgıya düşmeyin. Adı tuvalet, adı hela, adı vece, adını ne derseniz deyin. Adı banyo, adı lavabo, adını ne olursa olsun. Orada velev ki necaset olmuş olsa da, o kimse orada abdestini alabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Niçin sordum? Çünkü abdesti gezmeye çalışıyoruz da ondan. Harikasın, Allah mübarek etsin. Mest üzerine giyilen çoraplara mest edilebilir mi? Hayır, çoraba mest edilmez. Çorabı çıkaracak, mestin üzerine mest edecek. Bir şeyin mest hükmünde olabilmesi için altına su geçirmeyecek.
Bir, bıraktığınız zaman ayakta duracak. Müslümanlar çorap mest diye anılan mestler var. Onlara mest ediyorlar. Çorap mestler ayakta duruyor mu? Hayır. Hanefi'ye göre ona mest edilebilmesi için onun ayakta durması lazım. O ayakta durursa ona mest edilebilir. Ayakta durmuyorsa siz ona mest edemezsiniz. Ve çorabın üzerine mest edilmez. Bunlar enteresan ya. Şeyenillah ne demektir? Bunu açıklar mısınız? O uzun bir sohbet.
Vakit geçiyor, kısa kısa geçeyim. Mezarlarda cenazeden sonra cantık pide ve ayran dağıtılıyor. Ama bu edebe aykırı bir durum oluyor. Mezar etrafında yiyorlar. Biz de cami hizmetlisi olduğumuz için sık sık cenazelere gidiyoruz. Acaba biz de günaha giriyor muyuz? Gerçi ben alıp paket yaptırıp gidiyorum. Herkesin önünde yemek kul hakkı değil midir? İşin doğrusunu söylenirse benim gençliğimde, benim zamanımda böyle bir şey yoktu. İnsanlar cenazeyi defnederler. Defnettikten sonra cenaze evine gelirler. Cenaze evinde o gelene gidenen cenaze evi tarafından değil, cenazenin yakınları tarafından, o dışarıdan gelenlere işte ölen kimsenin hayrı olsun diye bir şeyler ikram edilirdi.
Bu ölen için hayır yapılır. Şimdi mezarlıklarda bir şey yemek içmek mehruhtandır. Mezarlıklarda bir şey yiyip içilmez. Hatta mezarlıklardan ot dahi koparılıp yenilip içilmez. Mezarlıklardan meyve olsa meyvesi koparılıp yenilip içilmez. Mezarlıklardan hiçbir menfaat elde edilmez. Aslında mezarlıklar satılmaz da. Boğaz'a nazır daire alıyor millet sanki yani mezarlık alıyor adam. Ama gel gör ki işte kapitalist sistem deyince herkes kızıyor bana. Diyorlar ki ne dedi geçen gün birisi bana senden için kızıl şeyh diyorlar dedi. E doğru söylüyorlar dedim ben bazen dedim siyah ne o kırmızı dedim vişne renginde cübbe ondan sonra arakiye sikke takıyorum dedim ben.
Yok ondan değil dedi. Ya neden dedim ben sen kapitalizme çok karşı çıkıyorsun da dedi. O yüzden sana kızıl diyorlar hani komünist diyorlar bana. Dedim ki ya kapitalizme karşı çıkmak her müslümanın vazifesidir dedim. Mümin iman eden bir kimse kapitalizme karşı çıkar. E şimdi bu tabi bizim içimize girdi. Şimdi millet bütün her şeyimizi sardı. Hemen daha mezarlıkta defnettiler. Hoca daha orada duayı bitirmiyor. Başlıyorlar cantik dağıtmaya. Çok üzgünler üzgün olduklarından ne yediklerini bilmiyorlar. Her yerde var.
Bakın bu her yere sirayet etmiş vaziyette. Ve buna birisi dur diyemiyor. Hemen cenazeyi oraya gömüyorlar. Hemen açıyorlar oradan bir araba geliyor. Nereden bulunuyorsa ben orada son anda görüyorum orada. Açıyorlar başlıyorlar cantik ayran dağıtmaya. Ve mübarek insan hiç olmazsa kabristanın dışına çık. Dağıtacaksın kabristanın dışında dağıt. Ama amaç oraya gelen bizim cemaate dağıtmak. Bizim cemaate bizim cenazemize kim geldiyse onu dağıtacağız. Ve cenazeye gelenler diyecekler ki çok iyi cantik yaptırmışlar. Veyahut da ulan bunlar cimriymiş zaten ya cantiklarında da iş yok. Veyahut da sen aldın mı cantik?
Ben almadım ya eksik getirmişler. Muhabbetler bunlar. Ben biniyorum arabaya kaçıyorum oradan. Hızla uzaklaşıyorum. Ve yiyenler nasıl yer hayret ediyorum. İyi ki öldün ha. Öyle mi yiyor acaba? Bakın bu var. Dışarıdan gelen misafirlere, cenazeye gelen kimselere misafir. Onlara orada yemek ikram edilir. Neyse bir şey ikram edilir herkesin adetine göre. Dışarıdan gelmişler. Veyahut da evde tevhid çekiyorlar işte insanlara. Orada yapılan her hayır hasenet ölen kimseye niyet edilir. O gün ölen kimse için yemekler verilir, tevhidler çekilir, fakir fukara doyurulur, gelen giden misafirler ağırlanır.
Ölenin niyetine yapılır bu. Bunlara eyvallah. Söyleyecek lafım yok. Ama velakin bu kabristanın içerisinde bir şey yenilip içilmesi zaten mekruh Allah muhafaza eylesin. O kardeş de zaten paketleyip götürüyormuş. İyi gene öbür günlerden iyi. Genelde insanlar, bazı insanlar dillerini tutmayı beceremiyorlar. Çok konuşmak onlara göre muhabbeti arttırıyor. İnsan çok konuşmayı nasıl öner? Sık sık oruç tutmak çözüm olabilir mi? Burada tabii muhakkak oruç tutan bir kimse vücudan düştüğünde çok konuşmasını bu noktada terbiye edebilir. Ama ve lakin çok konuşmaktan, çok konuşmayı böyle yasaklamaktan kasıt boş konuşmaktır. Siz boş konuşmaktan kaçının.
Mevlüt gecesini nasıl değerlendirelim? Mübarek gecelere ait özel bir namaz veya ibadet şekli var mıdır? Bu mevlüt kandiliyle alakalı gündüzden oruç tutabilenler şükür niyetiyle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ümmet olmanın bir şükür, o nimete bir şükür olarak oruç tutabilirler. Geceyi zikirle, geceyi namazla, geceyi bu noktada işte tesbih namazı gibi, nafile namazlar gibi, tövbeyle, zikirle geçirebilirler.
Gönül arzu eder ki her gün öyle geçirsin Müslümanlar. Abdestliyken meslerin çıkarılıp giyilmesi abdesti bozar mı? Abdestli bir kimse meslini çıkardığı anda hemen hızla gider ayağını yıkarsa abdesti abdest kalır. Ama hızla gidip ayağını yıkamazsa o zaman mesli çıkardı abdesti bozuldu. Ölümü temenni etmek çok sıkıntıda caiz midir? Değildir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri siz ölümü temenni etmeyiniz buyurmuştur. O yüzden mümin ölümü temenni etmez. Ölüm ancak Allah'a vuslat kapısıdır. Bir kimse ölümü o vuslat kapısında durma noktasında ölüme hazır olur. Ölüme hazır olur. O vuslat kapısıdır. Hani hadisi kutsi vardır ya kim bana kavuşmayı isterse Allah da ona kavuşmayı diler.
Kim bana kavuşmayı dilemezse Allah da ona kavuşmayı dilemez. Sınavlarda kızmayın çocuğa ağlıyor diye. Siz ona kızdıkça susturmaya çalıştıkça o daha ağlar. Sakin olun. Sınavlarda öğrencilerin bir çoğunun kopya çekmesi diğer öğrencilerin ise kopya çekmeden kendi hak ettikleri puanı aldıkları için kopya çekenler kul hakkına girmiş oluyorlar mı?
Evet. Bunu darül harp, darül islam noktasına koyup bazılarına cevaz verirler, fetva verirler. Harp hutadır, hilidir. Hadis-i şerif var ya. Harp halindeysen evet harp hutadır, hilidir. Git Almanya'da, Alman öğrenciler noktasında darül harptır. Orada hutaya yap. Ama burada herkes Müslüman kim kimin hakkını geçecek. Bunlar hoş şeyler değil. Bir tarikata soruların verilmesi, başka tarikata verilmemesi, bir topluluğa bu tip kıyaklar yapılması, bunlar bu tip böyle kayırmalar yapılması, bunlar hak değil. İşte ben kalkacağım, bizim kardeşler belediye sınavlarında belediyeye girsin, işte öğretmenin ne o?
Devlet sınavlarında ne diyorlar? KPSS mi diyorlar? KPSS bir sürü harfleri de topluyorlar böyle ASSS, BSSS neyse. Böyle toplanıp işte onlar buraya aman bizim arkadaşlar girsinler deyip, onlara soruları peşkeş çekmek bunlar hoş şeyler değil. Sufi adabı ve erkanı hiç böyle düşünmez. Allah emanetleri ehlinize vermenizden hoşlanır.
Herkes hak ettiği yere gitsin. Herkes hak etsin. Torpil yapıyorlar. Varsın o torpilciler batsın. Sen yapma. Sen yapma. Millet ihale almak için sıraya girmiş. Sen girme. Git hakkından alıyor sana. Ya hocam biz işte yapmayalım mı? Yapma. Sen hakkına riayet et. Dostlar, insanlar gelir geçer. Bir din ayakta kalır. Din dindarlarla ayakta kalır. Dindarlar kendi dindarlıklarını bozduklarında bilmeyenler hesabı dine çıkarırlar.
Dinin suçu yoktur. Ama bilmeyen insanlar onun hesabını dine çıkarırlar. O yüzden dindarlar mütedeyyin olarak nitelendirilenler bir tarikata, bir meşrebe, bir mezhebe, bir cemaate tabi olanlar başkalarından daha fazla kılı kırk yarmak zorundalar. Her erkek, bir herhangi bir erkek bir kadına bakıyordur.
Bunu herkes normal karşılayabilir. Bir sufi kadına şehvetle bakamaz. Bir sufi harama el ve göz dikemez. Bir sufi hakkı olmayan şeyi isteyemez. Buna hakkı yok. Buna hakkı yok. Bana kimse gelmez bu tip şeyler için ama mesela diyorum senin hakkın neyse verirler sana. Sen benim için özel sen, seni bir yere getirmek için uğraşırım ben. Sen bana bu dergaha hizmet ediyorsan. Ama bu ne bu? Ganiyet içerisinde olacak herkes.
Kopya çekmek, adam kayırmak, insan kayırmak. Bu bizim dervişimiz, bu bizim kardeşimiz. Bu bizim imamımız, bu bizim şeyhimiz. Bu bizim hocamız ya. Abi bu cemaattan birisi ya. Bizim cemaattan. İyi. Ne yapalım yani? Din belli. Mekke fethedilmiş. Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri o güne kadar bütün ailelerinden hep aileleri Mekke'ye, Kabe-i Tullah'a hizmet eden bir kimseden anahtar almış, koşa koşa gelmiş. Demiş ki ey Muhammed sen bilirsin ki dedelerimizin dedelerinden itibaren biz bu Beytullah'a hizmet ederiz. Müşrik!
Damadım Ali bizden Mekke'nin, Beytullah'ın anahtarını aldı. Ya Ali anahtar ona var. Hemen ayeti kerime. Emanetleri ehline vermenizden Allah hoşnut oldu. Hemen o müşrik kimse, adalet bu mu ya Muhammed? Evet. İslam'ın adaleti bu mu? Evet. İslam'ın adaleti bu. İslam buysa ben Müslüman oldum ya Resulallah. Bitti. Siz dinin adaletini kendi nefsinizle sağlayın. Siz katakülle yapmayın. Siz katakülle yapmayın.
Siz cemaatçilik, tarikatçılık, meşrepçilik, mezhepçilik yapmayın. Siz tarafkirlik yapmayın. Siz şeyhçilik, hocacılık yapmayın. Açık konuşuyorum yapmayın. Sevdiğiniz bir şeyhiniz ordur. Allah mübarek etsin. Sevdiğiniz bir mezhebiniz ordur. Allah mübarek etsin. Sevdiğiniz bir meşrebiniz ordur. Allah mübarek etsin kardeş. Kimsenin buna itiraz yok. Ama dersen ki benim şeyhim illaki. Dur kardeş ya herkesin şeyhi var. Benim cemaatim. Dur kardeş ya herkesin cemaati var. Benim meşrebim. Kardeş herkesin kendine göre bir meşrebi var. Yok. Birilerine bir şey nasihat ediyorsanız.
Nasihat ettiğiniz şey Kur'an sünnet olsun. Tavsiye ettiğiniz şey Kur'an sünnet olsun. Bizim şeyhimiz havada uçar demeyin. Bizim şeyhimizin yolu güzeldir. Başka yollar güzel değildir demeyin. Bu İslam değil. Bu İslam değil. Bu yol değil. Türkiye'yi önümüzdeki günlerde çok sancılı günler bekliyor diyorum. 2-3 yıldan beri bağırıyorum bu konuda. Dünya üzerindeki Müslümanları çok sancılı, kanlı günler bekliyor diye 2-3 yıldan beri bağırıyorum. Meşrepçilik, mezhepçilik, tarikatçılık, şeyhçilik, hocacılık, cemaatçilik, oculuk, buculuk, şuculuk. İslam dünyasını parçaladı gitti.
Kendi tarikat kardeşini kayırma. Kendi cemaat kardeşini kayırma. Onu ona peşkeş çekme. Onu ona devşirme. İslam bu değil. İslam bu değil. Herkes hakkına razı olsun. Çalışsın, gayret etsin. Birisi çalışacak, gayret edecek. Öbürkü kopya çekecek. Yok böyle bir şey. Birileri çalışacak, koşturacak bir şey elde etmek için öbürküne bu bizim tarikattan deyip soruları değiştireceksin. Yok böyle bir din. Böyle bir din yok. Bu bizden deyacaksın, hukukta kayırmacılık yapacaksın. Bu bizden deyacaksın, işte şurada kayırmacılık yapacaksın. Bu bizim partidendir, bu bizim tarikattendir, bu bizim cemaattendir, bu bizim cemiyettendir.
Bu filanca ne o şehir kulüpleri var ya kültür merkezleri gibi. Mesela örneğin X, şimdi kimse üzerine alınmasın diye işte ne diyelim hadi çilek derneği. Kimse üzerine alınmasın. Yani sohbet ederken dahi bunları biz şimdi ince dalacağız, ince şey yapacağız. Geçenlerde okudum Ardahanlılar derneği. İyi, harika, güzel, tamam. Bizim dernekten mi buna bir yol var ya? Bizim hemşerimiz bu ya. Yok İslam'da. Bunun ilk temeli Hz. Osman radiyallahu anh hazretlerinin zamanında atıldı. Ve bunun sıkıntısını Hz. Osman Efendimiz çekti kendi halifeliğinin son döneminde. Bunu böyle yorumlamaz hiç kimse.
Kendi sülalesinden valileri atadı her yere. O valilerden herkes şikayet ediyordu çünkü o valiler zulmediyordu insanlara. Ve yalvarıyorlardı her vilayetten, her sancak beylinden Hz. Osman Efendimiz'e. Bu valiler bize zulmediyor. Bunları çek kenara. Evet. Elçiler gönderiyorlardı. Ondan sonra muhasara ettiler. Her ilden silahlı adamlar geldi. Biz onlara anarşist diyoruz. Ama o güne kadar olan şeyler var. Arkasında siyasi oyunlar var, manevralar var, katakulleler var. Bunu İslam tarihi hep yaşadı.
Emevilerde yaşadı, sonra Abbasilerde yaşadı, sonra Selçuklularda yaşadı, sonra Osmanlılarda yaşadı. Bunu yaşadı İslam tarihi. Her yerde yaşandı bu. Şimdi kopya çekmeyi soruyorlar bana. Bugün 4-5 tane bayanların sohbetinde vardı. Kopya ile alakalı soru. Başka yerlere de gidiyorum. Soruyorlar. Ben çekin diyemem. Sabaha kadar göz nuru dökmüş, ders çalışmış bir kimsenin hakkını yiyen kimse, mahşerde Allah'ın huzurunda nasıl bakacak? Ne diyecek? Ya Rabbi bu bizim cemaattandı. Ben buraya girsin diye bunlara soruları mı verdim diyecek? Bu bizim tarikattandı.
Ben buna kopya çektirdim Ya Rabbi. Ay ne kadar güzel. Allah muhafaza eylesin. Yok. Emanetleri ehline verin. Çalışan kazansın kardeş. Hak eden alsın. Bayan kardeşler sema ile alakalı işte ortaya bir kırmızı giydireceğiz. Kimi giydirelim dediler? Ben dedim ki saat tutun en uzun süre kim sema ediyorsa kırmızı onun olsun dedim. Bakın çok basit. 4 saat 15 mi 4 saat 45 mi bilen oradan yanılmayayım var mı semazen yukarıda? Yok herhalde. Katılan yok herhalde o şeye. 4 saat 15 dakika mı 4 saat 45 dakika mı ne? Hiç soluksuz bayan kardeşin birisi sema etmiş.
Dedim kırmızı onun hakkı. O x kimsenin kızıydı. O x kimsenin hanımıydı. Değil. En uzun süreli kim sema etti? Evet o. Hakkın no. Çivisi sağlam mı dedim ben sağlam dediler. Dolaşmıyor deme dedim dolaşmıyor dediler. Tamam. Kim oldum dahi sormadım. Onun hakkı. Siz her yerde hakkın temsilcisi. Her yerde hakkı uygulayan olacaksınız. Semazen pişmemiş daha. Çivisi düzgün değil. Yapma. İlla konu programa götürmek zorunda değilsin. Çivisi düzelsin. Gezilmesin ortalıkta. Benim gibi. Hak hukuk. Birisi bir kimse hak etti.
Ver kardeşim hakkını. Allah bizi affetsin. Dergahta veya tekkede görevli olan bir bayanın çocuğu hastayken çocuğunu evde bırakıp görevine gitmesi doğru mu? Tabi bunu ben şimdi doğru diyeceğim. Ortalık ayağa kalkacak. Şimdi insanlar kendilerince bir şey yaparlar. İnsan heva ve hevesine kapar alarsa bütün her şey bahane olur. O zaman bir erkek de eşi evde hastayken gelip burada hizmet etmesi doğru değil.
O zaman bir kadın da evde hastaysa adamın gelip burada hizmet etmesi doğru değil. Şimdi ben hastalıklarımı sıralayıp kendimi acındırmış veya kendimi büyütmüş gibi görmeyim. Şeker var. Ritim bozukluğu var. Damar tıkanıklığı var. Ondan sonra birkaç tane daha var ilave etmeyin şimdi. Boş verin. O zaman benim hemen buradan acile gidip yatmam lazım. Ya çocuk hasta iyi iyileşecek. Ancak ki. Kimde çocuk yok ki?
Hiçbir kişi diyebilir mi? Bunu övünmek için söylemiyorum. Bir program yapılıp da o programa benim sağlığımdan veya çocukların sağlığından veya eşimin sağlığından dolayı veya işimden dolayı o programa gelmeyeceğim dediğime şahit misiniz hiç? Bir yerde memur olan kaç sefer çocuğum hasta deyip işe gitmemezlik etmiştir? Bir yerde işçi olan bir kimse kaç sefer çocuğum hasta deyip işe gitmemezlik etmiştir?
Fasit sorular bunlar. En fazla doktora götürecek kimse yoksa o kimse amirinden izin alır. Ya doktora götürecek kimse yok ben çocuğumu bir doktora götüreyim götüreyim mi der. Öyle değil mi? Başında bekleyebilir mi? Bu kadar yeter herhalde. Dergâhtaki görevli olan ablalarımızı veya abilerimizin davranışlarını bizimle taklit etmemiz veya küçük bir davranış bile olsa onu örnek almamız Mevlana'nın söylediği ya olduğun gibi görün. Ya da göründüğün gibi o sözünün tam tersi bir davranış mı olur? Yok.
İnsanlar öyle öğrenirler. Taklit edecekler. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki benim abdest aldığım gibi abdest alın. Beni iyi belin. Benim namazı kıldığım gibi namazı kılın. Hadi şerif. O Allah'ı zikredenler için peygamberde güzel örnekler vardır.
Bu taklitlerde bir mahsur yok. Bu taklitler tahkike geçiş sebebi. Bir kimse ustasını taklit eder önce. Ustasını taklit etmeyen kimse ustalık öğrenebilir mi? Mümkün değil. Gidecek kasap olacak. Bıçak tutmasını ustasından öğrenecek. Onu taklit edecek. Berber ustasından taklit edecek. Makası nasıl tutacak? Araba tamircisi. Cevdet'e gidecek şimdi birisi çırak. Cevdet diyecek ki böyle vijonu böyle sıkacaksın. Ha ne biliyorsun ki ben böyle sıkacağım diyecek. Olabilir mi? Cevdet bakacak oğlum bir senin akli bir rahatsızlığın var mı? Bakacak akli bir rahatsızlığı varsa diyecek ki senin akli rahatsızlığın var.
Yoksa diyecek ya tuhaf bu adam. Biraz daha deneyecek. Olmuyor. Bunun gibi. Tecrübe sahibini önce taklit edeceğiz. Tarımla uğraşan var mı içinizde? Kaldır elini. Tamam. Evet. Onlar şimdi iyidirirler. İndirin ellerinizi. Şimdi onlar normalde meyve budamasını biliyorlar. Öyle değil mi? Ha tamam. Şimdi ben meyve budamak istiyorum. Nereden öğreneceğim ben? Hercem. Diyeceğim şimdi hadi öbür günlerin yaşı büyük. Hadi diyeceğim İbrahim beni daha iyi dinler diyeceğim. İbrahim abicim gel diyeceğim ya.
İbrahim de değil mi? Tıkalı ya bazen karıştırıyor bu İbrahim. İbrahim diyeceğim hadi gel bakalım armut nasıl budanır? Nereden kesilir? Öğret bana. Bakacağım İbrahim'in makas tutuşuna. Destere tutuşuna. Nasıl buduyor? Öyle değil mi? Hangi dalı kesiyor? Öyle öğreneceğim. Ben onun kestiği gibi kesmeye çalışaraktan öğreneceğim. Budama mevsimi ne zaman İbrahim? Şimdi mi? Aa bana bir budama makası desteresi filan lazım. O zaman şu ağaçları ne yapalım? Siz mi buduracaksınız yoksa belediyeye mi söyleyelim? İyi hadi bakalım. Bak mevsimi gelmiş ben zannediyorum Mart'ta olacak. Şimdi mi? Tamam. İbrahim hatırlat bana budama işimiz var.
Bak iş çıktı işte. Dinimizde vadeli satış uygun mudur? Evet. Eğer bir mal peşin 5 liraysa biz bunu 3 ay vadeli 6 liraya satabilir miyiz? Uygun olur mu? Bir alışverişte 2 fiyat olmaz. Yoksa bir malı vadeli 6 lira değil 16 lira bile satabilirsin. 2 fiyat olmaz. Ben bu çay bardağını 6 ay vadeli 20 liraya satıyorum. Peşin para da 2 liraya. Geldi birisi. Dedi ki aldım ben bunu dur. Peşin mi aldın vadeli mi aldın? Ben bunu peşin aldım. Peşin 2 lira. Peşin aldım öde parayı. Yarın vereyim. Olmadı alışveriş. Şimdi peşin o. Yarın vadeli oldu. Ben yarın ödemek şartıyla bunu 2 liradan aldım. Verirsem vereceğim vermezsem vermeyeceğim.
Bu peşin ödersen 2 lira. Vadeli ödersen 20 lira. Aldım. Faiz oldu aradaki fark. Alışveriş. Hanefi'ye göre batıl oldu. Aradaki fark faiz oldu. Allah bizi affetsin. Sınavda kopya verirsek günaha girer miyiz? Yani kopya çekme de veriyor. O kopya olmayacak yani. İnşallah. Riyac-ı Salih'in kitabının 1, 3, 4 ve 8 ciltlik olanları var. Siz hangisini veya hangi yayın evinden olanını tavsiye edersiniz?
Valla ben de var diyordum. Bugün baktım. Benim bilgisayardaki kütüphaneme yokmuş. Riyac-ı Salih'ini çok seneler önce böyle belki de 20 yıl önce baktıydım, okuduydum biraz. Şimdi bu noktada kesin bir bilgi veremeyeceğim. Hakkınızı helal edin. Karısıyla koca arasında nikah düşse, karı koca zaten nikahlıdır. Nikah düşse, hani yok olsa manasında o zaman. Ve kadın adamdan iyice soğumuş olsa vebali nedir kadın tekrar nikahlanmak istemiyor. O derece ne yapması lazım? Zaten bir erkek bir kadını boşadı ise 3 talak tekrar Hanefi'ye göre onun geriye dönüşü yoktur zaten. Eşinden boşanmış bir bayanın ailesiyle, kardeşleriyle, çevresiyle davranışı nasıl olmalıdır? Hal ve hareketleri Allah razı olsun.
Yani bir kimse evlenince yolda dimdik gidiyor, boşanınca sekiz çizerek mi gidiyor? Hal ve hareketler nasıl olacak? Bir Müslüman nasılsa öyle olacak. Bu noktada bir sıkıntı yok. İnsanlarla konuşurken veya bir şeyler yaparken sıkılıyorum ama içimden bir ses bu yaptığın yanlış diyor ve sıkıldığımı bastırmaya çalışarak onlarla konuşmaya, yaptığım şeyi yapmaya devam ediyorum. Ama bu durumu ne kadar bastırsam bastırayım, mimiklerime, davranışlarımı, tavırlarıma yansıyor. Bu durumdan nasıl kurtarabilirim? Haram işlemiyorsan hiçbir sıkıntı yok. Din haramdan bizi sorgula. Teknolojiyi yoğun olarak kullanıyoruz. Teknolojinin bugünkü geldiği yerle alakalı Kur'an-ı Kerim'de bilgi var mıdır? Teknolojinin bu kadar gelişmesi kıyamet elameti midir?
Müslümanlar için böyle bir şey vardır. Yani birisi televizyonu bulur, Kur'an'da bu vardı. Ne yapmadın önce mi? Vardı da. Ne yapmadın kardeşim? Adam uzaya çıkmış. Kur'an'da vardı. Ne çıkmadın sen? Madem vardı da. Neden çıkmadan önce yazmadınız ki? Hiç sufi sohbetlerine baktınız mı? Sufi sohbetlerde insanların gelecek teknolojileri vardır.
Sufi sohbetlerini can kulağıyla dinlediniz mi? Çünkü sufiler rüyalarında görürler. Hallerinde görürler. Cenab-ı Hak onların kalbine ilham eder. Enteresan şeyler çıkar. Hiç onları iyi dinlediniz mi? Dinlediğiniz şeyleri kitabileştirdiniz mi? Aa enteresan bir şey. Bak bunu hiç duymamıştık. Böyle bir şey söylendi sohbette. Demek ki gelecekte böyle bir şey olacak. Aklınıza geldi mi? Hiç gelecek teknolojiyle alakalı sufi sohbetlerinden derlediğiniz bir şey var mı? Yok.
Yarın öbür gün bir şey olur. Aa bu Kur'an'da geçiyordu. Aa iyi neden yazmadın önceden? Aa bunu şeyhimiz söylediydi önceden. Ne yazmadın? Ne yazmadın? Teknoloji. Teknoloji mi var? Yerde sürünüyor teknoloji. Teknoloji geri mi geri? Teknolojiyi tanrılaştırıyorsunuz.
Teknoloji geri mi geri? Hallahim billah. Yeminle söylüyorum geri. Sufiler sufilik yapmıyor ki. Cenab-ı Hak onları manalarında göstersin. Hallerinde göstersin. Yaşatsın onlara. Allah bütün sınava gireceklere yardım etsin inşallah. Mevlana Hazretleri neyi üflemiş ve semayazanlar gibi dönmüş müdür? Şems-i Tebrizi Mevlana Hazretleri'nin oğlu öldürüp kuyuyamattı.
Öyle derler ama hayır. Mevlana'nın ve Şems-i Tebrizi'nin eşcinsel olduğunu söylediler. Bunun hakkında bilgilendirebilir misiniz? İnsanların ağzı torba değil ki dikebilirsiniz, dikebilesiniz. Bunu söyleyen bir kimse çok büyük bir iftira atmış oluyor. İslam hukukçuları bir kimsenin bir kimseyle zinasına şahit olabilmesi için bir kimsenin dört şahit isterler.
Dört şahit zinanın yani o ilişkinin bir fiil işlenişini görmesi gerekir. Bil fiil onun işlenişini görmeyen bir kimse onların zina yaptığına hükmedemez. Ya da zina yapan bir kimse kendisinin itiraf etmesi gerekir. Bir erkek eşini başka bir adamla zina ederken görse mahkemeye gider.
Mahkemede kadın onu kabul etmezse lanetleşme yapılır. Lanetleşme yapıldıktan sonra da rejim edilmez kadın yine. Lanetleşme nedir? Lanetleşirler. Adam der ki ben bunu böyle böyle gördüm. Hakim der ki onu. Bu böyle değilse Allah, melekler, onun olsun bütün iyi insanların laneti senin üzerine olacak. Olsun der. Kadına der ki lanetleşiyor musun sen de? Bunu yapmadığına der. Yapmadım lanetleşiyorum der. Ona da olsun denir. Biter mesela. Ayırır kadı onları şey olarak, hukuki olarak boşar onları. İslam hukuku. Bu lanetleşmedir.
Hani gündeme geldi ya işte Fethullah Hoca ben böyle bir şey yaptıysam, yaptıysam işte kim yaptıysa böyle bir şey olduysak evine ateş alsın, önlerini tıkasın, yıksın, yaksın dedi ya. Bununla alakalı. Onlar da dediler lanet değil neydi o? Melhame mi? Ne? Mübahale. Evet. Eyvallah. Bu normalde bu İslam hukukunda bu bir kadınla erkeğin bu tip meselesinden çıkmıştır bu. Lanetleşirler. Bir kimsenin üzerinde zina yaparken görmüş olsanız dahi yanınızda üç tane şahit olacak, üç tane şahitle beraber zina yaptığını söyleyebilirsiniz. Eğer bir kişiyseniz siz ben bunları zina ettim de diye söyleyemezsiniz.
Niçin? Sizin bir kişinin görmesi onun şehadetine yetmez. Ve siz tek başınıza bunu söylerseniz iftira etmiş, namuslu insanın üzerine iftira etmekten dolayı İslam hukukuna göre sizi değnekle vururlar, yalancı şahit yaparlar. Bir daha asla sizin sözünüzün doğruluğu kabul edilmez. El-İnsaf, insanlar Hz. Mevlana ve Şems-i Tebrizi gibi insanlara bunu söylüyorlarsa, El-İnsaf, artık onların ar namus damarları kalmamış demek ki.
İslam hukuku olmuş olsa o söyleyen kimselere bunun ispatı var mı dört tane şahidin? Yok. Hemen onlara değnek vurulur, onların normalde, orta yerde, halkın içerisinde şahitlik noktasında itibarları kalmaz. Bazı profesörler bu konuda olur olmaz şeyler söylüyorlar demiş. Allah muhafaza eylesin. Selçuk Üniversitesi profesör diye böyle bir şey var, isim yok burada. İyi ki yok, günaha gireceğiz, gıybiyete gireceğiz Allah muhafaza eylesin. Ama böyle bir şeyi söylemek, bu sadece Hz. Mevlana için değil, Şems-i Tebrizi için değil, bir başkası için de. Mesela diyorlar ya erkeklerden mesela işte trans seks, el filan.
İşte bunlar böyle ya, gördün mü gözünden? Gözünden gördün mü dört tane şahitle? E ne yapacağız bunları? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri onlara demiş ki, Medine'nin dışında oturun. Bir rivayette haftada bir, bir rivayette on beş günde bir gelin. Buradan ihtiyaçlarınızı görün. Kadınlar gibi giyinir, kadınlar gibi kırıtır, kadınlar gibi davranırlarmış. Mekke'de görülmemiş bunlar. Mekke'de çünkü böyle bir hukuk yok mesela. Mekke ile alakalı böyle bir şey yok. Ama Mekke'de vardı yoktu bilmiyoruz. Medine'de görülmüş böyle bu tip erkekler. Hz. Peygamber Efendimiz demiş bunlar ne? Oradan birisi demiş ki, ya Resulallah bunlar kadınlar gibi giyinirler, kadınlar gibi konuşurlar, kadınlar gibi hareket ederler.
Bakın, erkek erkeği kullanma çok büyük günahı kebahir. Tespit edilirse Hz. Ali Efendimiz'in fetvası yakılır. Halid bin Velid Hazretlerinin zamanında, vali olduğu zamanda Halid bin Velid'in vilayetinin altında böyle bir hadise olur. Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e mektup yazar. Benim vilayetimde böyle yapanlar var. Hani çıktı meydana, bunun cezası nedir, uygulaması nedir diye mektup yazar. Hz. Ebu Bekir Efendimiz radiyallahu anh Hazretleri, sahabelerin büyüklerini toplar, onlarla istişare eder. Bununla alakalı der. Hz. Peygamber'den bir şey gören, duyan var mı? Herkes gördüğünü, duyduğunu söyler.
Hz. Ali Efendimiz hükmeder. Hem o Lut'un, Lut Aleyhisselam'ın yaşadığı şehrin insanlarının yaptığı o melanetli işi söyler ayetle. Ve der ki, Cenab-ı Hak orayı yerle yeksan etti. Yaktı orayı, yıktı. Der ki, o evin yakılması ve oradaki insanların da bunun böyle işte yakılaraktan yakılması, evin yakılması, onların da rejim edilmesine fetva verir.
Hz. Ali Efendimiz'in fetvasıdır. Hanefiler o fetvaya dayanarak fetva verirler. Bunu o kimseye itiraf edecek ya da dört tane şahit olacak. Dört tane şahit. Nasıl söyleyebilirler bunu Allah muhafaza eylesin. Bir insan gittiği yerde çok konuşup insanları kırıyorsa nasıl akıl verirsiniz? Anlatacaksınız. Din nasiyattır. Allah'ım daimi ikamet yeri olan ahirette kötü komşudan sana sığınırım. Ya ahirette, cennette kötü komşu olur mu? Bu nasıl bir anlayış? Nereden çıktı bu? Çünkü dünyadaki komşu değişir. Bu adişlerinde ahirette kötü komşu olması nasıl oluyor? Cennetik bir kimsenin kötü komşusu nasıl olur?
Olmaz. O hadis-i şerife iyi bak sen. İnşallah. Ben hiç okumadım. Komşuluk ile ilgili bir hadis-i şerifte kişinin sağından kırk ev, sonundan kırk ev, önünden kırk ev ve arkadan kırk evdir. Aynı zamanda komşusu açken tok yatan bizden değildir. Buna göre bizim komşularımızı tanımamız gerektiği ortaya çıkıyor. Bunu günümüzde nasıl uygulayabiliriz? Ya insanlar alt kattakini tanımıyorlar, üst kattakini tanımıyorlar. Başka bir hadis-i şerifte yedi tane komşu onun iyiliğine şehadet ederse cennet ona vacip olur diyor. Evimizi temizleyemeyecek durumdaysek evimize hizmetçi tutmamız uygun olur mu? Olur.
Benim adım Aleyna. İsmim Kur'an'da geçiyor diye koymuşlar. Anlamı bela ve sıkıntı mı? Ya da ismimin anlamı ne değiştirmek gerekiyor mu? Yaşım 14. Wikipedia olsam hemen cevap vereceğim. Erkek evlendikten sonra boşama hakkını kadına verebilir mi? Anlık verir. Bu anlıktır. Mesela erkek dedi ki kadına sana boşama hakkını verdim. Odanın içindeler. Kadın o esnada mutfağa gitti geldi hak bitti. Mekan değişmeyecek. Adam dedi ki kendini boşamaya muktedirsin. Kadın da dedi ki bir talak boşadım bir talak boş oldu. Gitti geldi ikinci talak gitti geldi üçüncü talak Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah böyle bir boşama yapıyor.
Onun boşamasını kabul etmiyor. Diyor ki Kur'an'a göre boşayacaksın. Sünnete göre boşayacaksın. Ne yapacaksın? Bir talak boşayacaksın bekleyeceksin. İddidini bir ay. İkinci temizlik günü geldi bir talak daha boşayacaksın. Üçüncü temizlik günü geldi bitti. Üçüncü talak da boşayacaksın. Boşanmak bu der. Sizin boşanmanız dahi sünnete uygun olacak. Öyle var ya televizyonda orada burada söylüyorlar. İslam'a göre boşalmak ne demek? Üç sefer boşal boşal boşaldı boşandı. Yok öyle bir şey. İslam aileyi korur. İslam nikahı korur. Sen boşayacaksan bir talak boşadım diyeceksin. Kadının muayyen zamanını bekleyeceksin. O zamana kadar kadına dokunmak yok. Evi terk etmek yok.
Evi değiştirmek yok. Aynı evin içindesin. Sen gittin kadına yanaştın veya kadın geldi sana yanaştı. Cinsel ilişkiye girdiniz nikah fasit oldu. Bitti bir talak da kalktı ortadan. Vurucu oldu. Geriye dönüş oldu. Eee? Boşanacaksan sıfırdan yine başlayacaksın. Başlayacaksın şey bekleyeceksin. Yine muayyen zamana geldi. Muayyen zamanı geldi. Gördü mü kadın? Gördü. Bir talak boşadım dedin. Bekliyorsun yine. Yine aynı evdesin. Aynı çatının altındasın. Kadın yatağı terk etmesi yok. Adam alacak yorganı battaniye salondasa salonda öbür odasa öbür odada. Çek yatta çek yatta. Adam terk edecek yatağı. Kadına ben iddet bekliyorum.
Sen git salonda yat. Yok. Haram o. Yatak kadına aittir. Adama ait değildir. Ya bu ev benim. Yatak kadının. Ev benim üstüme. Senin üstün olabilir. O evin hanımı var. O evin hanımefendisi var. Yatak ona ait. Ben evi terk ederim. Sen dine görevi de terk edemezsin. Ya sen o eve geleceksin gideceksin. Akşamları yatacaksın orada. E kadın geldi. Senin gözünün önünde bir kadınlık yaptı. Dayanamadın. E bitti gene talak. Sar başa gene. Öyle boşanmak İslam'da. Üç sefer boş ol boş ol boş ol. Dedim boşadım. Ne yapıyorsun sen? Böyle bir dil mi var? Tutturmuşlar böyle bir şey.
Böyle bir şey yok. Kadınlar uyanın bunu. Adam sizi boşacak mı? Vereceğimiz çocukları et adamın eline. Bir de bu var. Kadınlar sarıyor çocukları. Ben çocuğumu vermem. Lan bırak. Herif sen beni boşanmak mı istiyorsun? Evet ben üç ay idlediğimi burada bekleyeceğim. Sen evden ayrılabilirsin. Al çocuklarını git nereye gidiyorsan. Üç ay ben burada duracağım. Dünyo hakkım benim bu. Adamı alsın çocukları. Kaç tane çocuk var? Üç tane al kucağını. Üç çocuk git. Nereye gidiyorsan git. Nereye gidiyorsan git. Sen beni boşayacaksın mı? Alâ. Harika. Zorla ben de senle evli kalacak değilim. Her şey güzellikle.
Daha doğdun değiliz. Ova da çalı değiliz. Al çocuklarını. Ben üç ay bu evdeyim. Sen her iddet ay halinde gel. Bir talak boşa git. Üç ayda benim yediğimi içtiğimi evime bakırıma bakacaksın. Ondan sonra ben üzgürüm. Sen üç tane, beş tane, iki tane, bir tane ne varsa. Haydi. Sepeti koluna, herkes yoluna. Ben çocuksuz olarak giderken kılçıksız balık gibi evlenirim. Bayan olarak. Sen. Sen de kendine güveniyorsun demek ki. Adamsın ya, delikanlısın ya, yiğitsin ya. Eee üç tane çocukla bir daha evlenirsin. Haydi git yanına. Din bol. Adamlar şimdi diyor, hocam nereden söyledin ya bizim hanım da burada. Bir daha boşama lafını ağzımıza alamayacağız.
Alamayacaksın tabii. Bizde şöyle bir şey var. Adam boşanıyorlar ya. Hemen kadın tutuyor. Çocuklar benim. Alırım çocuğumu. Vermem kimseye. Adamın canını açıyorum cam. Adam kaç yaşında olursa olsun oldu kılçıksız balık adam. İster kırk yaşında, ister elli yaşında. Ne hatun var, ne çocuk var, ne dert var. Her kadın evlenir onunla. Kadınların kafası basmıyor. Evet. Bilmiyorlar. Böyle hamasi duygular içerisinde. Arkasında annesi, arkasında baba. Ben torunlarıma bakarım. Dur. Sana torununa bakmazsın demiyoruz. Çocuklar biraz büyüyor.
Tehdit sonra. Babama giderim bak ha. Herkes çocukların emrinde. Şimdi kadın da kocası da burada değil. Yoklar yani. Bana kızdılar. Dergahı terk ettiler. Boşanacaklar bunlar. Dört tane emrinin çocukları var. Kadın arıyor. Adam da bizim derslere gelip gidiyormuş. Dedim çocuklarını da al kadına. Adamı da al. Adama dedim sen de gel. Çocuklarınızı da alın gelin. Geldiler şimdi. Bunlar konuşuyorlar dükkanda. Çocuk birisi vıngıldıyor. Sıralım böyle. Dört tane emrini. Dört taneydi. Böyle adam erkek. Bir de buraya geliyor ya. Ondan sonra böyle kendince sufi. Harika dedim oğlum. Tamam. Kadın böyle şey. Dur dedim yavrum. Kıza bekle.
Sakin ol. Siz dedim benden dini, hukuk ve hüküm bekliyorsunuz. Değil mi dedim ben. Evet. Adam dedi ki ben boşamak istiyorum. Tamam oğlum. Hakkın mı senin? Kıza dedim ki sen de illaki evliliğimi devam ettireceğim diye uğraşma. İstenilmediğin yerde ne işin var? Kıza ben şimdi. Bekle. Sabırlı ol. Sen dedim sabırsızsın. Bekle. Sus dedim. Konuşma sen. Sustu şimdi. Kadın da beni ilk defa görüyor. Dedim sus. Konuşma. Sustu bu şimdi. Anlat yavrum sen dedim ben şimdi. Çocuk anlattı anlattı anlattı. Harika tamam bu senin hakkın. Tamam. Şimdi dedim çocuklara al. Dosdoğru nereye gidiyorsan git. Böyle bak dışında adam. Oğlum.
Bu dört çocuk senin. Bakmakla mükellefsin. Dinin hükmü bu. Bu kadın üç ay burada dedim. Evinde kalacak. Kadın ne dese deyin. Ev benim zaten dedi. Tamam dedim. Sen evinde duracaksın. Evde kızın, kadının babasındanmış. Babası bir daire vermiş. Orada oturuyorlarmış. Dedim tamam. Sen de dedim evde kalacaksın. Çocuklar çocukları boğalacak götürecek dedim. Üç ayda sana bakacak orada dedim. Üç ay sonra dedim ben. Boşanıyorsa boşanacak. Ama çocuklar babada kalacak. O bakacak dedim ben. Bana dedi ki. Hocam bir dakika müsaade et dedi. Çekti. Telefon açıyor anasına. Dört tane çocukla gelir miyim diye. Anası oradan tabii. Ben renginden anlıyorum.
Dört çocuk istemiyor o. Anne. Babaanne istemiyor o çocukları. Dört tane. Bu durdu. Bana geldi. Hocam bunun başka çıkış yolu yok mu? Var dedim ben. Var. Ne yapacağım dedi. Sen şimdi dört tane çocuğu alacaksın dedim. Bir tane ev tutacaksın. Bir tane de hizmeti tutacaksın. Veyahut da dedim bir tane bakıcı tutacaksın. Veyahut şimdi dedim. Dört çocukla kim beni evlendirir diye düşüneceksin. Gideceksin dört çocukla evleneceksin. Bir ev açacaksın dedim. Ben dedi asker ücretle çalışıyorum dedi. E tamam olabilir dedim. Sen neyle çalışıyorsun demedim ben. Beni ilgilendirmiyor. Dinin hukuku bu. Çocuklar babaya ait. Anne çocuğunu emzirmek zorunda dahi değil.
Anne diyebilir ben çocuğunu, senin çocuğunu emzirmek istemiyorum. Bir tane süt anne tut eve. Senin çocuğun ben altına bakmak istemiyorum. İğreniyorum. Bir tane bakıcı getir. Kendine güveniyorsan evlen. Hukuk bu. Allah bizi affetsin. Boşanmayla alakalı mesele oldu. Yani işte eş boşama hakkını kadına verdikten sonra üç kere boş ol dese geçerli olur mu? Üç sefer, bir sefer de diyemez onu. Bir kadının eşi vefat ederse, başka erkekle evlenirse ahirete hangi eşiyle olur? Hangisi seni hoş tutarsa, gönlünü hoş tut ettiyse? İstediğinle.
Sen bir cennete gir. Allah'ın izniyle. Bir sıkıntı yok. Cenab-ı Hak istediğini verir orada senin. Cennete istediğini almamak yok çünkü. Sen bir cennete gir, oradan adama bakarsın sonuza. İnsanlar böyle bir şeyde haklı cennete girdiğinde hangisinden yapacak? Tamam. Cenab-ı Hak seni baş köşeye cennete oturttursun. Sen istediğin adamı iste ondan. O verir. İnşallah. Karşıda 290'da mı kaldık? Ya sohbet de uzun sürüyor herhalde değil mi? Hakkınızı helal edin. Soruları bitireyim. Hiç kimsenin gönlün kalmasın istiyorum. Ama iş biraz uzuyor herhalde. Her biri kendi durağına gider. Yani her şey birbirine benzer ama her şey kuştur, birbirine benzer.
Herkes insandır, birbirine benzer. Bu noktada birbirinin zıttı veya birbirinin benzeri bir sürü şey vardır. Ama her biri kendi durağına gider. Herkesin bir durağı vardır. Cennetlik olanlar cennete gider. Cehennemlik olanlar cehenneme gider. Her biri kendi adına uygun yol alır. Herkes kendi adına uygun yol alır. Herkes ama. Herkes ve her şey kendi adına yol alır. Kendine layık olanı yapar. Kendine yakışanı yapar. Kendine ne yakışıyorsa onu giyer insanlar. Hiç kendine yakışmadığı bir şey giyer mi? Giymez. Ben bazen giyinirken bakıyorum bu olmadı Mustafa Özbağ diyorum. Canım sıkılıyor. Giyip çıkıyorum bütünün alet rüyü en bozuk oluyor benim.
Herkes kendine yakışanı giyer. Herkes kendine yakışanı yapar. Zannetme yani kendisine kötülük yakışan iyilik yapmaz. Kendisine iyilik yakışan da kötülük yapmaz. Herkes kendi yoluna doğru yol alır. Ona mümin derler gönlü hoşlanır. Münafık dediler mi de öfkelenir ateş kesilir. Yani mümine siz münafık derseniz öfkelenir ateş kesilir o. Ona hiddetlenir. Nasıl sen kafir dersin bana? Nasıl bana münafık dersin der. Neden? Mümin çünkü o. Ama sen kafire kafir desen o sana hiddetlenmez. O sana öfkelenmez. Onun adı kendisinin yüzünden sevimlidir. Bunun adı ise uğradığı afetler yüzünden sevimsizdir. Geçenlerde birisi benim küfrüme fetva vermiş. Böyle bana mail çekti.
Ben de sert konuştum ona. Bir de bana cevap yazmış. Hocam hoşgörüye ne oldu? Sen bana ağzını doldur o dola kafir diyeceksin. Ben de dedim ki ya terbiyesizlik yapma. Sen la ila illallah Muhammeden Resulullah diyen namaz kılan bir kimseye nasıl kafir diyebilirsin? Moda oldu şimdi. Millet sahte bir hesap açıyor. Adı yok sanı yok. Tehdit ediyor. Adı yok sanı yok. Soru gönderiyor. Adı yok sanı yok. Bir laf söylüyor. Allah muhafaza eylesin. Mümin kendisine kafir denilince şedidleşir. Kızar, öfkelenir. Neden? O mümin çünkü. Senin imanına nasıl laf söyletirsin? Allah muhafaza eylesin. Onun adı kendisinin yüzünden sevimlidir. Bunun adı ise uğradığı afetler yüzünden sevimsizdir.
Münafık, kafir, sevimsiz olur. Mim, vav, mim, nun adlarında bir yücelik yoktur. Müminin sözü ancak özü tarifi için konmuştur. Harflerin bir anlamı yoktur. O sıfatı onları icra etti. Onları yerine getirdiği için ona mümin denmiştir. Ona münafık desen o aşağılık at içine akrep gibi sancar yaralar. O bu at cehennemde kopmadıysa ne diye cehennem tadı var onda? O kötü adın çirkinliği harfden değil, deniz suyunun acılığı kaptan değil. Demek ki kapt ne yapıyor? Bir şey acı veya tatlı etmez. Sen kaba acı doldurursan acı içer insanlar. Kaba tatlı doldurursan tatlı eder. İnsan insandır. Acı konuşursa acı insan olur. Tatlı konuşursa tatlı insan olur.
İnsan insandır. Mümince yaşarsa mümin olur. Kafirce yaşarsa adı kafir olur. Allah bizi müminlerden eylesin. El Fatiha. Hemen selam. Yarın Mevlid kandili. Yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hicri doğum günü. O yüzden inşallah yarın akşam burada hem oruç tutanlara iftar olacak. Oruç tutmayanlar da gelip tabii muhakkak bu noktada ayrımcılık yok. İkramdan hep beraber burada pilav yiyeceğiz. İnşallah. Ondan sonra yine sohbet ve sema olacak. Kulaktan dolma, duyma şeylere bakmayın. Biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin doğum gününü bu noktada kutlarız.
İbadetlerle, mevlütlerle, zikirlerle, namazlarla, niyazlarla, sevinçle, mutlulukla. O mevlüt kandillerini veya diğer kandilleri kutlarız. Böyle bir şaiye yayılıyor. Kandil yok, mevlüt kandili yok. Ona bakarsanız hiçbir şey yok. Böyle bir kendilerine değişik isimler takan bazı cemaat, cemiyet, kurum, kuruluş mensupları bunlara karşı savaş açıyorlar. O yüzden inşallah biz hiç olmazsa o savaş açanlara tek vücut olup göğsümüzü germek için yarın bütün ümmeti Muhammed, duyan duymayan, bütün herkese bizim kapımız açık. İnşallah burada yarın akşam pilavımız var. Ardından sohbet, sema, dua Allah izin verirse inşallah gecemizi sonlandıracağız. Şimdiden kandiliniz mübarek olsun.
Kandilleri kandil gibi yaşayalım, unutmayalım. İnşallah bu noktada dini ve dindarlığımızı ayakta tutalım. Hakkınızı helal edin. Allah'a emanet olun. Allah razı olsun. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi