Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 11 Mayıs 2019

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 11 Mayıs 2019 · 46:58

Seferide namazın sünnetleri kılınır mı? Hanefiler namazın sünnetlerini kılmakta serbest bırakmışlar. Dileyen kılabilir demişler, dileyen kılmaz demişler. O yüzden seferi olan bir kimse nafile namazlarını eğer müsaitse kılabilir. Müsait değilse kılmasa onu neden kılmıyorsun diye soru sorulmaz. Teravih namazı kılınır mı? Teravih namazıyla da alakalı aynı şey. Teravih namazı da Ramazan ayının sünnetlerindendir. Teravih namazı. Normalde mesela teravih namazı Ramazan'ın haricinde kılınması mümkün değildir.
Hani gündüz oruç tutup Ramazan'ın gündüzünü oruçlu geçip gecelerini ihya edenler. Bir Ramazan boyu bunu devam ettirirlerse bir yıllık geçmiş günahları affolunur. Bir rivayette bütün geçmiş günahları affolunur. Bunun gibi rivayetler var. O yüzden Ramazan ayının gündüzünü oruçlu geçirip gecesini ihya, hadis-i şerifinde beyan edilen ihyası bu teravih namazıyla alakalıdır. Bir kimse gündüzün orucunu tutup gecesinin teravih namazını kılacak. Şimdi oruç tutan kimse teravih namazı kılma zorunluluğu var mı? Yok. Veyahut da oruç tutmadı. Teravih namazı kılabilir mi? Evet. Bizim halkımızda böyle bir tersine bir şey var. Ya adam oruç tutuyor, teravisini kılmıyor. Orucu oruç mu? Orucu oruç kardeşim. İkisi farklı ibadet.
Bir kimse oruç tutsa da tutmasa da teravih namazını kılabilir mi? Evet. Teravih namazını kılaraktan Ramazan gecelerini ihya etmiş, kabul edilir mi? Evet. Bir kimse, çünkü oruç tutamayabilir bir kimse. Şeker hastası olabilir, kalp rahatsızlığı olabilir, ne bileyim işte yolcudur, herhangi bir problemi vardır. Bir şekilde Ramazan orucunu tutamama gibi bir problemi olabilir. O yüzden oruç tutmayanları da kerih görmeyin, kem gözle bakmayın, tepeden bakmayın. Vay bu nasıl oruç tutmaz, işte şöyledir demeyin. Adamın rahatsızlığı vardır, sıkıntısı vardır, seferidir. Veya seferi bir kimse orucunu bozabilir mi? Evet bazı hadis-i şerifler var, o kimse seferi de orucunu bozmazsa sünneti terk etmiştir diyor.
Bizim sünnetimizden değildir, bizim yolumuzdan değildir diye hadis-i şerifler var. O yüzden normalde Hanefiler de bu konuda eğer gücü müsaitse, mümkünse tutabilirse, seferi olan bir kimse orucunu tutar. Eğer normalde gücü müsait değilse bozar veyahut da gücü yerinde olmuş olsa dahi bozabilir mi? Bozabilir. Sünnet mi? Evet. O yüzden bunlara da kerih bakılmaz. Teravih namazı o yüzden yine nafile namazdır. Seferi de de kılınabilir mi? El cevap kılınabilir. Şafi'ye göre kılamaz o kimseye. Hanefi'ye göre söylüyorum. Nafile namaz kılınır mı? Yine hepsi bunların zanneden... Bakın sünnet namazıyla nafile namaz, fıkıh dilinde aynıdır. Fıkıh dili olarak. Biz öğlenin ilk sünneti deriz, öğlenin ilk sünneti nafile bir namazdır.
Ama sünnettir. Veya öğlenin son sünneti deriz, nafile bir namazdır. Teravih, nafile bir namazdır. İşte tahyyat-ül mescid namazı, nafile bir namazdır. Küsuf namazı, nafile bir namazdır. Ay tutulmasında, güneş tutulmasında kılınan namazlar. Nafile namazlardır. Evvâbin, nafile namazdır. Gece namazı, nafile namazdır. Bunların hepsi de nafile namaz hükmünde geçer. Ama bu nafile namaz dediğimiz namazları kılmak sünnettir. Bunların içerisinde kuvvetli sünnetler vardır. Öğlenin ilk sünneti, öğlenin son sünneti gibi. Kuvvetli sünnetler vardır. Sabahın sünneti, sünnet, sabah namazının iki rekat sünnet namazı gibi. Kuvvetli sünnetler, akşam namazının iki rekat sünneti gibi. Bunlar kuvvetli sünnetlerdir.
Mesela ikindinin sünnetiyle, bunda gevşeklik yapın diye söylemiyorum. Bir yerde okursunuz da, vay Mustafa Özbağ bize bu arada eksik bilgi verdi dersiniz. İkindinin ilk sünnetiyle, yaslının ilk ve son sünneti bazen, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kılmadığı görülmüş. O yüzden kuvvetli sünnet denmez. Kuvvetli sünnet denilince, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hiç terk etmediği, eğer yapamadıysa, en kısa zamanda iade ettiği namazlar veya ibadetler, onu hiç terk etmemiş. Gece namazı, namaz farz olmazdan önce de kılmış, hiç terk etmemiş. Hani yatar da kalkarsa teheccüh, yatmadan kılarsa gece namazı.
Bakın bir kimse yatar, kalkar, teheccüh olur o namaz. O teheccüh olması için teheccüh daha sevaptır çünkü. Mesela yat on dakika sağının üzerine, kalk, kıl namazı, teheccüh namazı oldu. Hiç yatmadan ya on dakikalığına diye yatarsam ben uyur kalırım, ben namazı da kılamam. O zaman iki rekat kıl, gece namazı. Bunları Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu namazları terk etmemiş. Sabahın ilk sünneti, dünya ve içindekiler bir kefeye konsa, sabah namazının iki rekat sünnetini kılmaklığım bana daha evladır. Sabah namazının iki rekat sünnetini hiç terk etmeyin. Geciktirdiniz, geç kaldınız. İşte kalktığınızda kılıyorsunuz, sünneti de kıl. Çünkü bir gün seferi haldedirler, uyuyakaldılar. Hemen hızla uzaklaştılar uyandıklarında.
Namaz vakti geçmişti çünkü. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, bu iki rekat namazı kılmaya devam edenler kılsınlar. Kendisi de kıldı. Onu terk etmedi bakın. O yüzden sabah namazının sünnetini terk etmeyin. Ne zaman kılarsanız kılın, terk etmeyin. Hiç terk etmediği sünnetler. Öğlenin ilk sünneti, öğlenin son sünneti, akşamın sünneti. Hiç terk etmedi bunları. İnşallah sizler de terk etmeyin. Nisab miktarı bir arazi, ticaret maksadı olmadan alındığında, zaman geçtikçe ileride satarım düşüncesi olursa ve yıllar geçse, bu arazi için zekat uygulanır mı? Bakın, gayrimenkuller ikiye ayrılır. Bir, ticaret maksadıyla alınanlar. Ticaret maksadıyla alan bir kimse, ben aldım burayı satacağım.
O aldığınız para, kaça aldığınız yeri, atıyorum yüz milyar aldınız. Yüz milyar alcının satacağınız orayı. Orası zekata girer. O para girer. Siz orasını yüz lira olarak koyacaksınız. Müşteri çıktığında satacaksınız çünkü. Yani alıp satıyorsunuz, o iş yapıyorsunuz. O zekata girer. Bir tarla aldınız, satmayı düşünmüyorsunuz. Ticaret meta olarak görmüyorsunuz. O zekata girmez. Elli tane daireniz var. Elli tane daire de yatırımlık sizin. Kira alıyorsunuz oradan. Elli tane dairenin ederi zekata girmez. Ama oradan bir gelir elde ettiniz, parayı biriktirdiniz. Biriktirdiğiniz para nisap miktarına ulaşınca bir senede elinizde durursa, o para zekata girer.
Biriktirdiğiniz para. Adamın elli tane daire var, satıyor ama. Al sat yapıyor. Elli tane dairenin parası zekata girer. Cuma namazı sırasında bayanların alışveriş yapması caiz mi? Cuma ile alakalı iki durum var. Bir, Darül İslam, Darül Harp durumu var. Darül İslam'da Cuma, Cuma saatinde ticaret yapılması, çalışılması, mecburi görevler olmadığı müddetçe caiz değildir.
Ama orası Darül İslam olması gerekir. Darül İslam değilse, o zaman o kimse için Cuma namazında normalde işte, kendi hürriyetine kalmış. Mecbur değilse, bir şey değilse, bir sıkıntısı yoksa, yapabilir mi? Yapabilir. Tiyatro oyuncularının rol icabı, yalan söylemesi caiz midir? Bu normalde birisini kandırmaya girmiyor. Hoş, hadis-i şerif var, şaka da olsa yalan söylemeyiniz diye. ama ve lakin bunu şaka değil, latifeye dönüştürebilirler. Hani örnekleriz ya, bazen hadis-i şerif var, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bir yaşlı bir kadına diyor ya, sen bu halde asla cennete giremezsin diyor. Kadıncağız üzülüyor, hani ben cennete giremeyecek miyim diye, latife yapıyor. Çünkü cennete girenler hep diyor, otuz üç yaşında olacak diyor.
Sen yaşlı ihtiyar, hani bu halinle cennete giremezsin. Bunun gibi böyle, latifeli konuşmak caiz. Elli bin değerinde, yatırım amaçlı aldığım bir arsan var. Bu arsanın zekatını nasıl hesaplamam gerekiyor? Bu zekata girmez. Ticaret malları zekata girer. Malı alırken, kendinizce şöyle düşüneceksiniz. bir mal aldım, burası ticaret maksatlı değil. Bitti. Ben araba alıp satıyorum, örnekliyorum bunu. Ben araba alıp satıyorum, o araba alıp satıyorsa, o araba satılıksa, ticaret malı. ama ben bir araba aldım, kapının önüne koydum. Ben buna bineceğim dedim. Bu benim binek arabam dedim. O zekata girmez.
Meseleyi anladınız mı? Ama bir araba aldım, bunu satacağım ben. Bunu satacaksam, onun parası zekata girer. Kaç paraya aldım onu? Atıyorum, yüz lira. Yüz lira. O araba isterse, yüz elli liraya yapsın satarken. Ben onu kaça aldım? Yüz liraya aldım. Yüz lira olarak zekata girer. Ben o arabayı sattım. Kaça sattım? İki yüz liraya sattım. Yüzde yüz para kazanmazsam, benim hoşuma gitmiyor çünkü ticaret. O yüzden ben derim, benden mal almayın ben. Çok fazla para kazanırım derim. Yüzde yüz kar değildir aslında da. İşte öyle geçiniyip gidiyoruz işte. Allah bereket versin. Şimdi normalde kaç paraya aldın onu?
Yüz liraya aldın. O yüz lira zekata girer. Kaça sattın? Yüz elli liraya sattın. O elli lira kar, bir yıl duracak sende daha. Bir yıl durduktan sonra zekata girecek. Ha bunu normalde, hani biraz daha böyle, ya olur mu olur bir taraftan bir eksim kalmıştır, bir hatam kalmıştır, bir kusurum kalmıştır diye düşünürsen, ben mesela bana zekat hesaplatmayın derim ben. Ben o kadar çok ince hesap bilmem. Bana mesela arkadaşlar, eş, dost, etraf, zekat hesaplatmaya gelince, ben çok böyle, ne koca be işi. Ne kadar elinde çek var? Şu kadar. Ne kadar elinde mal var? Bu kadar. Ne kadar elinde nakit var? Bu kadar. Ne kadar senin elinde satılacak mal, ıvır zıvır var? Şu kadar. Düş borcunda bu kadar.
Tamam, geri kalan zekata girdi. Ama bir ticarete, kendim ticaret yapan bir insanım, ulan şu kadar para zekata girdi, bu kadar girmedi, bu bir yıl durdu, bu bir yıl durumu da, kim hesaplayacak onu? Ben hesaplayamam. O yüzden de derim ben, bana zekat hesaplatmayın. Ben hesaplatırken, düz bastı hesaplarım. Ne kadar elinde çek var? Örneğin atıyorum, beş yüz milyarlık. Ne kadar nakitim var? Beş yüz milyar lira. Ne kadar elinde mal var? Beş yüz milyar lira. Tamam, bir buçuk trilyon. Ne kadar borcun var? Beş yüz lira. Düş, bir trilyon zekata girdi. Bitti. Bir yıl bekledi, beklemedi. Onu mu hesaplayacaksın? Ver geç. Fazla verirsen, sanki Allah senin kulağından tutup, ırgalayacak mı?
Neden fazla verdin diye. Gerek yok. Allah zekatını dosdoğru hesaplayıp, dosdoğru doğru yerlere verenlerden eylesin. Çünkü bir kimse zekatını doğru yere vermezse, zekat ibadetini yerine getirmiş olmaz. Zekat bir önce fakirlere. Fakir kim? Çalışıyor, çabalıyor ama yetiştiremiyor. Nisap miktarı kadar kenarda parası olmayan kimse fakir insandır. Nisap miktarı ne kadardı? Seksen dört, kaçtı? Seksen iki kusur muydu? Kaçtı? Seksen gram, seksen altı gram mı? Geçen birisi sorduydu onu, şey yaptıydım ya, seksen altı gram mıydı?
Seksen beş kusur, seksen altı gram. Seksen altı gram altın, kaç para? İki yüz kırk bin lira mı var mı altıncı? Yirmi bir bin lira para yapıyor. Ya insanın etrafında bir tane de kuyumcu lazım bak ya hatırlatıcı. İyi ki varsın bak ya. Yirmi bir bin lira parası bir yıl boyunca bir kimsenin elinde durduysa zekata girdi. Tamam. Kırkta biri ne yapıyor Latifanın? Beş yüz lira yapıyor. Tamam. Yani kenarda yirmi bir bin lira parası olan bir yıl boyunca o para elinde durduysa, beş yüz bin lira şey ödeyecek, zekat ödeyecek. Bilhassa bayanları ilgilendiriyor bu. Bayanlar bileziklerini gidecekler, ölçtürecekler. Bayanların bileziklerinden bir parça keseceğine canlarından bir parça kes.
Yani her şeylerine dokun ama onların parasına, puluna, altına, malına, mülküne dokunma. Yoksa hızar makinesinin önüne yatır. De ki koldan gidecek bir parça. Kol değil mi ya gitsin ama bilezik orada dursun. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir bayram sabahı aralarına girdi ya dedi ki sizler nankörsünüz ve cimrisiniz. Cimri. Kadınlar çünkü yani kadının yaratılış fıtratıyla alakalı. Bu sefer kadınlar da kulaklarındaki küpeleri çıkardılar. Kollarındaki bilezikleri çıkardılar. Ayaklarındaki halhalları çıkardılar. Ebu Hureyre de Bilal-i Habeşi de eteklerini açtılar. Kadınlar boyuna attılar onun içine altınları. Tasadduk ettiler. Sakın burada öyle bir şey yapmayacağız.
Rahat olun altınlarınız sizin. Bir sıkıntı yok yani. Allah muhafaza eylesin. Borçların zekat vermesi zorunlu mu? Değil bakın. 21 lira parası var. 10 lira borcu var. O zekat vermez. 21 lira parası var. 5 lira borcu var. Zekat vermez. Borç düşülür nisap miktarından. Nisap miktarından borç düşürdükten sonra kalan nisap miktarında. Para var ise o zaman o zekat verir. Kredi borcu olan boşanmış çocuklu bayanlar kurban kesmemesi günah mıdır? Değildir. Bir kimsenin kredi borcu varsa önce zekatı hesapladı. Ne kadar elinde para var? 500 milyar. Ne kadar kredi borcu var? 600 milyar. O insan zekat alır daha. 500 milyar parası var.
600 milyar borcu var. O zekat alır. Borcu fazla çünkü onun. Bir kimse ev aldı kredi borcu var. Ne kadar kredi borcu? Eve aldı. 250 milyar ödeyecek kredi olarak. O nisap miktarından 250 milyar borcu düşecek. Öylesi ödeyecek. Varsa kaldıysa geriye. Çocuklu bayanlar kurban kesmemesi günah mıdır? Kurban Hanefi'ye göre vacip. Şafi Maliki Hanbeli'ye göre nafile bir ibadettir. Ancak zekat veren kimselere vaciptir kurban. Ancak zekat veren kimselere vaciptir. Zekat vermeyen kimseye kurban vacip değildir. Hadis-i şerif var. Bir hadis-i şerif var. Her eve bir kurban yeter gibisinden. Ha bir kimse kendince, aile reisi. Yani bir kurban kesebilir.
Nafile hükmünde ama o artık. O şey değil. Vacip değil ona. Zekat verenler ne yapacaklar? Kurban kesecekler. Evleneceğimiz kişiyi rüyamızda görebilir miyiz? Görünce evlenecek misin hemen? Tehlikeli işlerdir bunlar.
Zahire göre yürüyün hayatınızı. İyi rüyanızda gördünüz. Filanca kimseyle nikahınız kıyıldı. Bayan olarak söylüyorum bunu. Sen gidip o kimseye diyebilecek misin? Beni nikahına al ben seni rüyamda gördüm diye. Veya erkek. Rüyanda gördün. Filancayı nikahlıyorsun kendine. Rüyan sahi. Gidip alabilecek misin? İyi nikahlanmayı gördün yaptın. Ertesi günde dediler ki git şu filanca fakire elli milyar ver. Verebilecek misin? Ertesi günde dediler ki gideceksin filanca yerde bir fukara bir kimse var.
Onun elini öpeceksin geleceksin. Duasını alacaksın. Gidebilecek misin? Bizler genel olarak nefsimize hoş gelen şeyleri istiyoruz. Biz böyle istiyoruz işte. Evlenecek olduğumuzu rüyamızda görelim. Hala. Yarın ne olacak rüyamızda görelim. İyi ertesi gün kaza yaptığını görüyorsun. Yola çıkacak mısın? İsmail gibi rüyanda görüp patlatacaksın mı? Abi ben seni kaza yaparken gördüm. Sus İsmail. Ha İsmail. Rüyamda gördüm.
Kaza yapıyorum arabayla. Allah'ım ne yapsam ne etsem diyorum ben. İsmail aradı. Selamun aleyküm aleyküm selam. Abi bir şey diyeceğim sana. Söyle İsmail. Abi rüyamda kaza yapıyor. İsmail sus. Gördüm dedim rüyamda. Yapacak bir şey yok. Allah rahmet eylesin. Abdurrahim'in babası arabayı da yeni almış. Annesi arkada. Bindik arabaya. Ben şimdi bir müddet götürdüm. Bıraktım. Dedim Hacı abi al sen. Dedi yok ya bin. Allah'ım dedim içimden. Yok. Ben biliyorum onun kurtuluşu yok. Bir tane golf yanımızdan geçti. Gitmiyor mu bu be dedi abi ya. Bu ne dedi bizi böyle solladı. Tamam. Hacı abi çaktım ben.
Araba daha yeni. Ben solladım. Geçtim. Sakinleştim gene. Kaza yapacağım ya ben. Kazayı bekliyorum. Adam bir daha geçti. Yürü ve dedi. Tamam Polat'ın o düz rampasına. Şimdi sanayi kurdular. Sanayiye gelmezden önce. Oradan bir rampadan aşağı doğru iniyorsun. Ben çaktım arabayı. Tam arkasındayım. O öndekine vurdu. Gol. Ben de onu arkadan vurdum. İndim. Rüyamda gördüğüm gibi. Arkadan secda diye aldım. Kulakları içeri nasıl. Hacı'nın anası başladı. Dumanını çıkarıyor ortalama. Ben aldım secdada. Gittim oraya. Allah'u ekber namaza durdum. Bir de namaza duruyor dedi. Ben namaza durunca. Ben Allah'u ekber namaza durdum.
Benim namaz bitmiyor. Hacı Mehmet Allah rahmet eylesin. Çileği çekiyor. Durmuyor. Onun acısı durmuyor. Ama ben kıldım namazı. Ne sakinleşti. Dedim hacı abi hadi yürü şimdi. Polatlı'dan gittik. Araba yeni dağ. Ön farlarını aldı orada. Bir farlarını değiştirdi. Başka bir şey yok arabada. Farları değiştirdik. Yola devam yine. Gördün kaza yapacaksın. Ne yapacaksın? Sıkıntılı işlerdir bunlar. Allah bizi yiyesin. Sufilik güzel bir şeydir. Heyecan verici bir şeydir. Bu metafizik alan var ya daha da heyecan vericidir. Böyle rüyanda görürsün. Zikrullah da halinde görürsün. Bir şey olur böyle.
Gözünün önünde canlanır. Sen orayı bile bile koşarsın. Ama hiç bildiğini belli etmezsin. İşin tadı da burada. Yani sen aslında bir çıt sonra ne olacağını biliyorsundur. Ama bilmiyormuş. Aaa gerçek değil mi? Veyahut da ya tahmini bu. Tahminen söylemiştim. Oysa onu görmüşsündür. Hatta yaşamışsındır. Normal böyle perdede yaşarsın. Kendini kendin görürsün. Bütün olayları, hadiseleri, protipleri görürsün. Şahısları görürsün. Ne söylediklerini. Kelimesi kelimesi. Allah gösterirse. Görürsün onu. Bu sufilin hani hakiki manadaki böyle ehliyetli böyle bu noktada hüccetli bir sufilikten bahsediyorum. Bu muhteşem bir şeydir.
Gördüğünü sonra sen gayri ihtiyarın. Gördüğüne tabi olmazsın sen. Olaylar senin önüne gelir. Sen oraya takılma. Oraya takılırsan hata yaparsın. Sen normal hayatını yaşa. Sonra da zevk edin onu. Ne güzel. Hem zahirde orada yaşarken perdede de onu görüyorsun. Ama bu muhteşem bir şey oluyor. Bu güzel. Ama öyle yani bu evleneceğin kimseyi rüyada görmekle kalmıyor. Sekiz yüz kaç. Biz gene bugün işi kaçırdık gene saat kaçtı ama Ramazan artık aranmaz kavgada başlıyorsun. Hele bir de etrafındakinlerin rüyalarını da görürsen daha da şeydir böyle. İş böyle daha da renklenir.
Bir başkasının rüyasını rüyanda görmek, halinde görmek veya bir başkasının zikrullaktaki gördüğü hali sen de halinde görürsün. Bu daha da muhteşem bir şeydir. Şimdi biz Oktay'la zikrullahı yaptık ilk zikrullahı. Her yer karanlık. Oktay'a dedim. Oktay bir şey gördün mü dedim ben. Abi tuhaf tuhaf şeyler gördüm ya dedi. İyi. Şimdi bizde acemilik var ya o zaman için. Hoş hala da acemiyiz de. Oktay'la çıktık dedim. Oktay gel. Bizim orada meşhur bir eskici dede var. Bütün şarap içecek olan, ucuz şarap içecek olan, esrarı vuracak olan. Herkes orada toplanır. Eskici dede diye bir yer var. Neyse gittik onun başına. Gece. Fa'le mennehu la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah.
Üç tane biz zikrullahı vurduk şimdi. Oktay'a sordum. Oktay gördün mü dedim ben. Sanki başkası duyacakmış gibi biz böyle nefesle konuşuyoruz. Gördün mü? Gördüm abi dedi. Ulan dedim bu çocuğun da hala açıldı içimden. Değil mi Oktay? O gündür bugündür gidiyor diyorsun. Tıngır elek tıngır saç ha. Tabi o zamanlar onun önündeki nara mı gidiyoruz, nura mı gidiyoruz diye soruyordu. Sen tek renkçisin Hacı Nuri. Evet. Bir kızıl goncaya benzer. Yanındakiydi. Değil mi? Eyvallah. Değil mi? Kızıl gonca mıydı? Neydi Harun Hoca'ya? Allah'ına kurban sevinin.
Öyle olsun bakalım. Haftalardır şuradan bir giriş yapamadık. Bir giriş yapalım. Bir kilit mi vardır? Nedir? Burada manevi bir şey mi var? Bir türlü buraya giremedik. Çünkü o yüzden ısrar edeceğim inşallah. Okuyacağım buradan. Muhammed Aleyhisselam'ın adını eğlenerekten anan kimsenin ağzının çarpık kalması. Konu başlığı bu. Pişman olup ey Muhammed affet ey peygamber sen milletün ilminden lütuflara mazarsın. Ben bilgisizlikten seninle alay ettim.
Alay edilmeye layık ben oldum dedi. Tarih boyunca Adem'den itibaren gevşek gönüllüler, müşrik gönüllüler, kafir gönüllüler peygamberlerle hep alay etmişlerdir. Peygamberin yolundan gidenlerle de alay etmişlerdir. Peygamberin sünnetini işleyenlerle de alay etmişlerdir. Peygamber ise peygamberin kendi zatıyla alay ederler. Peygamber vefat etti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bütün peygamberler için yolundan gidenlerle alay ederler. Veya peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetiyle alay ederler. Bu alay edenler sakın şey olarak görmeyin. Yani bir tek peygamber sadı, o peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini o kimse işte alay etti.
Sonra kimseyle alay etmedi değil. Bunlar peygamberlerin varisleriyle de alay ederler. Bunlar peygamberin yolundan gidenlerle de alay ederler. Bunlar peygamberlerin sünnetlerini işleyenleri icra edenlerle de alay ederler. Bu alay edenler sadece peygamberlerle etmezler. Dolayısıyla ama peygamberlerle alay edenler ama peygamberin sünnetiyle alay edenler ama peygamberlerin yolundan gidenlerle alay edenler aynı zihniyettedirler. Bunlar ya kafirdir yani din tanımazdır ya müşriktir şirk ehli olmuşlardır ya da gönülleri gevşek kaypak böyle çok affedersiniz ama böyle sıkıntılı kalbi bozuk insanlardır. Allah muhafaza eylesin. Rum suresi ayet 100. Sonra o kötülük edenlerin akıbeti çok kötü oldu. Çünkü onlar Allah'ın ayetlerini yalanlıyorlar ve onları alaya alıyorlardı.
Aslında peygamberi ve peygamberin sünnetini ve peygamberin yolunda gidenlerle alay etmek Allah'ın ayetleriyle alay etmektir. Çünkü bir peygamber Allah'ın ayetidir. Bir peygamberin sünneti Allah'ın ayetidir. O peygamberin yolundan gidenler, onun sünnetine tabi olanlar da Allah'ın ayetidir. Veyahut da işleyen, icra eden Allah'ın ayetleridir. Güneş Allah'ın ayetidir. Ay Allah'ın ayetidir. Yıldızlar Allah'ın ayetidir. Ağaçlar, çiçekler, böcekler, hayvanatlar bütün hepsi de bunlar nedir? Allah'ın ayetleridir bunlar. Ve bunların aslında hiçbirisiyle alay edemezsiniz. Çünkü varlığın üzerindeki tecelli eden sıfatların hepsi de Allah'la alakalıdır. Allah'ın sıfatlarıdır.
Allah'ın sıfatsal tecelliyatıdır. Bununla da alay edenler Allah'ın ayetleriyle alay etmişlerdir. Allah muhafaza eylesin. Münafıklara, münafıkın ayet 5. Gelin de peygamber sizin için Allah'tan af dilesin denildiği zaman onlar peygamberi ve onun af dilemesini alaya alarak başlarını sallarlar. Ve görürsün ki onlar davet edildikleri affa karşı böbürlenerekten yüz çevirip giderler. Yani normalde o münafıklara, o müşriklere, o gavurlara, o kafirlere, o kaypak gönüllere. Gelin kardeşim peygamberin yolundan tutun, gelin peygamberin izinden gidin, gelin peygamber sizin için af dilesin. Gelin o peygamber hani diyor ya senin yanına gelip de af dilenmiş olsaydı kendilerini affedecek bir Rab bulurlardı.
Yani sen o peygamberin izinden git, o peygamberin yolundan git ve o peygamberin yolundan giderekten Allah'tan af dile veya tövbe et bir kimseye dersin ya mesela bu dervişlerin arasında da var. Rüya anlatıyor, tövbe etmen lazım diyorum bakıyor öyle. Hani ben her gün tövbe ediyorum ki ya senin tövbenin de tövbeye ihtiyacı var neden alaya alıyorsun rüya tevilini. Madem çok biliyordun anlatma rüyanı veyahut da bir kimse bir şey oluyor diyorum tövbe et kardeşim ya ben günlük tövbe mi ediyorum ya günlük tövbe mi ediyorum yetmemiş. Sen dosdoğru tövbe etmemişsin neden burun kıvırıyorsun veyahut da bir kimseye diyorsun ki kelimeye şehadet kedir. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu de.
Ben onu diyorum ama her zaman ya bir daha de. Neden hafif alıyorsun veyahut da işte bir kimsenin bir rahatsızlığı oluyor kelimeye şehadete devam et tevhide devam et la ilahe illallah devam et. Ben onu çekiyorum ama ya demek ki düzgün çekmemişsin sen. Düzgün çekmiş olsan tevhid şifadır. Hani Musa aleyhisselam da dedi ya ona dedi ki kelimeye tevhide devam et. Ya Musa bunu herkese söylüyorsun herkes bunu yapıyor. Ey Musa bütün varlık bir kefeye konsa kelimeye tevhidim bir kefeye konsa kelimeye tevhidim ağır gelirdi. Sen bunu hafif mi görüyorsun? O zaman hafif görmek yok. Tevhidi düzgün çek la ilahe illallah. Allah'tan başka ilah tanımadım. Gönlümde nefsimde ne kadar ilaheler varsa hepsini yıktım attım.
Dışarıda tapındığım ne kadar ilaheler varsa hepsini de elimin tersiyle ittim. Ya Rabbi beni affeyle. Benim hevam ilahımmış. Benim hevesim ilahımmış. Benim şehvetim ilahımmış. Benim zenginliğim ilahımmış. Benim fakirliğim ilahımmış. Benim gençliğim ilahımmış. Benim yaşlılığım ilahımmış. Benim etrafımda çepeçevre çevreleyen senin verdiğin senin sayende elde ettim ne varsa benim ilahım ilahım olmuş de tövbe et. Tevhide ulaş. Tevhide ulaş. La ilahe illallah manası bu. Bunu küçük görüyor kimse. Allah muhafaza eylesin. Tövbeye davet edildiğinde küçük görüyor.
Şimdi kardeşler bunu yaşarlar. Bunu yaşayarakten geldim. Ben hala da ara ara yaşarım. Birisini gel sohbet var. Gel zikrullah var dediğinde alaya alır seni. Alay eder. Ha kafa sallamaya geleceğiz değil mi? Ha kafa sallayacaksın. Bu dünyada kafayı sallamazsan öbür tarafta iyi sallatırlar cehennemde sana. Gel burada salla. Sen bu dünyada secde etmezsen öbür tarafta iyi secde ettirler sana merak etme. Sonuçta secde ettirirler sana. Gel burada kendi isteğinle et. Yok dalga geçerler. Alaya alırlar. Allah muhafaza eylesin. Her sünnet-i seniyeyi alaya almak, peygamberi alaya almaktır. Bizim halakayı zikrullah olarak yaptığımız eylem peygamberin sünnetidir.
Onu alaya alanlar küfre düşmüş olurlar. Tecdid-i iman, tecdid-i nikah gereklidir onlara. Allah muhafaza eylesin. Ey peygamber şüphesiz ki senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Onlara hiçbir peygamber gelmedi ki onunla alay etmemiş olsunlar. Bakın bu tarihi bir şey. Bu insanların içerisinde bir hastalık. Senden önce de peygamberler gönderdik. O senden önce gönderdiğimiz peygamberlerle de alay edildi. O zaman bu zalim, bu müşrik gönüllü, bu kafir gönüllü, bu gevşek gönüllü insanlar peygamberlerle Adem'den itibaren alay ettiler hep. Ve Hz. Muhammed-i Mustafa'yla da alay ettiler. Sallallahu aleyhi ve sellemle. Ve ashapla da alay ettiler. Ve velilerle de alay ettiler.
Dervişlerle de, sufilerle de alay ettiler. Müslümanlarla da alay ettiler. Bir kimse mesela bir Müslümanlıkla, İslamla alakalı bir şeyle alay ediyorsa, müşriktir, kafirdir. Bu ara öyle oldu ki. Yani bir Müslümanın hatası bütün İslam dünyasına mal edilmeye başlandı. Alay ediyorlar. Bu sosyal medyada devam ediyor, normal halkın içerisinde devam ediyor. Farkında değil insanlar. Bir yerlere muhalefet edeceğiz derken, dinle alay ediliyor. Bir yerlere muhalefet edeceğiz derken, Müslümanlarla, müminlerle alay ediliyor. Bir yerlerle muhalefet edeceğiz derken, dinin kendi içerisindeki hükümlerle alay ediliyor. Kıymetli kardeşler, dünya üzerinde hiçbir devlet yok ki, Kur'an ve sünnet üzerinde yaşamış olsun.
Müslümanların Kur'an ve sünnete dayalı bir devletleri yok. O yüzden çarpıklıklar, eksiklikler, noksanlıklar, Müslümanların çarpıklıkları, eksiklikleri, noksanlıkları İslam'ın suçu değil. Bu dinin suçu değil. Bu bir Müslümanların suçu. Müslümanlar Kur'an ve sünnetle hükmedilmeyi sevmiyorlar. İstemiyorlar. Tam anlamıyla bununla mücadele etmiyorlar. Bunun için koşturmuyorlar. Bunun için mücadele etmeye, koşturmaya çalışırlarsa da zaten önlerine kanun, hukuk, madde geliyor. Anayasa geliyor. Ceza hukuku geliyor. Siz Kur'an ve sünnete dayalı bir kanun, bir sistem isteyemezsiniz. Bunun için çalışmaya kalkar.
Eğer bunu isterseniz devletin anayasasını değiştirmekten, layık, demokratik hukuk sistemini, teokratik sisteme döndürmekten savcılığın karşısındasınız. Eliniz, kolunuz bağlı. Her şeyi İslam'a atfetmek, her şeyi Müslümanlara atfetmek ve onlarla alay etmek, bu organize bir iş. İnsanları Kur'an'dan, sünnetten, imandan ayırmanın, uzaklaştırmanın organize işi. Bir kimse, hepimiz yanlışlık yapabiliriz. Bütün Müslümanlar yanlışlık yapabilirler. Onların yanlışlıklarını cımbızlayıp bütün Müslümanları aynı kefeye koymak, bir kimsenin yanlışlığını cımbızlayıp bütün Müslümanlarla alay etmek, dinle alay etmek, dindarlarla alay etmek, çok affedersiniz ama gavurluğun ta kendisidir.
Alay ediyorlar. Biz şimdi bakıyoruz ki, yani bu ayet peygamberlerle alay ettiler, orada kaldı. Değil kardeşim. Kur'an'ın bütün ayetleri, bütün zamanları kapsar. Kendi bulunduğu zamanı kapsamaz sadece. Dün peygamberlerle alay eden müşrik kafalılar, gavur kafalılar, bugün de Müslümanlarla ve İslam diniyle alay ediyorlar. Aynı kategoride der. Aynı yerdeler. Dün peygamberlerle alay eden deccal bozuntuları, bugün de peygamberlerin yolundan gidenlerle alay ediyorlar. Tutturdular bir devesi diye meselesi, götürüyorlar boynuna, alay ediyorlar. İlla konu alayvari konuşuyorlar.
Sanki bu Ümmet-i Muhammed devesi diye içiyor. Tutturmuşlar nereden, daha yeni duydum onu da. Sözde peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bevlini içmişler. Okumadım öyle bir hadis. Ondan sonra kalbime geldi. Ya şimdi peygamber sağ olsaydı da, peygamber sağ olsaydı, ona hürmet etmez miydiniz ya?
Alay ediyorlar. Sahabenin o aşırı hürmetine, hürmetine alay ediyorlar. Ve Müslümanlar suskun, sessiz, zayıf, sanki kimlik ve kişiliklerini kaybetmişler. Sessiz, tepkisiz, sen kimsin diyen yok. Köpeksiz köy bulmuşlar, değneksiz dolaşıyorlar. Alay ediyorlar. Bu Müslümanlar için yüz karası. Müslümanlar kendi dinleriyle alay ettiriyorlar. Müslümanlar kendi dinleriyle alay edilmesine göz yumuyorlar. Müslümanlar bu konuda gayret sahibi değiller.
Cihat ruhumuzu aldılar bizden. Mücadele yeteneğimizi bizim kaybettiler. Biz birisi bizim dinimizle alay edince, biz suskun kalıyoruz. Çok abi ya ne olacak mı? Olacak ama, suslan ağzını yırtıverim senin, diyemiyoruz biz. Biz seviyorum dediğimiz, Allah'ı savunamıyoruz. Biz seviyorum dediğimiz, Muhammed Mustafa'yı savunamıyoruz. Biz iman ettiğimiz dini savunamıyoruz. Değil ki biz eşimizi, çoluğumuzu, çocuğumuzu, sevdiğimizi, arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi, şeyhimizi savunacağız. Mümkün değil bu. Birisi bizim arkadaşımızın aleyhine arkasından gıybet etse dinliyoruz biz. Konuşma kardeşim bizim kardeşimizdir.
Diyemiyoruz. Konuşma kardeşim benim akrabamdır o. Diyemiyoruz. Konuşma ya. bizim cemaatimiz hakkında konuşma kardeşim. Diyemiyoruz. Herkes def çalıyor. O zaman, onlar tamam, eski kavimlerin yolunu devam ettiren, deccal kafalı. Biz neyiz? Biz neyiz? Yapamıyoruz. Allah bizi affetsin. Enbiya ayet 41. Ey Muhammed, şüphesiz senden önceki peygamberler de alaya alındılar. Ama onlarla alay edenleri, alay ettikleri azap yakalayıp kuşatıverdi. O alay ettiklerinden ne yaptılar? Onları da Cenab-ı Hak azablandırdı. Allah bizi affeylesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun.
Vaktinizi aldık. Biraz geciktirdik. Sürtçülisan ettiysek affola. İnşallah. 815'ten devam edeceğiz. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi