Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 11 Ekim 2014 · 1:14:11
Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak her daim hayırda buluştursun hepimizi inşâAllah. Hasret olgunlaştırır, ilmel yakin ise hasret acıtır, annel yakin ise hasret kelebeğin bilmek için güneşe gitmesi gibidir.
Hakk el yakin ise ne kanat bırakır, ne düşünce cümlesini açıklayınız. Açıklayamayız, bizi aşar mı? Allah iyi etsin inşâAllah. Hasret neye hasret? Evet yani normalde hasret insanı olgunlaştırır da neye hasret insanı olgunlaştırır? Eğer hasreti Allah'a ise o kimsenin, evet o kimse ilmel yakin noktasında, aynel yakin noktasında, hakkel yakin noktasında, olgunlaşmanın sonu yok. O zaman o perdeden perdeye, perdeden perdeye geçer.
Ama bu hasret eğer Allah'a değil ise, o zaman aşık olduğu şeye karşı olgunlaşır o kimse. Neye hasret çekiyorsa, bu çok su götürür. O yüzden hasreti bilmeyenlere hasret anlatmak zor bir şeydir. Bir kimsenin hasreti anlayabilmesi için hasret çektiği bir şey olması gerekir. Biz şimdi hepimize, herkese teker teker sorsak niye hasretsiniz diye, herkes diyecek ki ben Allah'a hasretim.
Bu işin ucuz edebiyat tarafı. Ben de çok basit bir şey söyleyeceğim. Allah'a hasretlik çeken kimse haram işler mi? Allah'a hasret olan farzı terk eder mi? Hasret çünkü sevginin tecelliyatıdır. Bir kimse severse sevdiğine karşı özlem duyar. Özlem duyduğu için hasret çeker. Hasret çünkü ulaşamamaktan kaynaklanır.
Vuslata erememekten kaynaklanır. Vuslata o kimseyi koşturtacak olan duygu ise sevmektir. Sevip kavuşamamaktır. Aşk sevip kavuşamamaktır. Ona kimse aşkın kendi içerisindeki ayrı bir sıfatıdır hasret, özlem, şevk. Bu aşkın kendi içerisindeki sıfatıdır. O yüzden normalde bu tip sözleri sorarken veya anlatırken bir kimsenin hasret duygusunu anlaması lazım. Hasretin bir veçesinden daha girebiliriz. Çok veçesinden gireriz de bir veçesinden daha da girebiliriz. Mesela bir kimse gördüyse, aşık olduysa, ondan uzaklaştıysa, uzak durduysa ona da hasret çeker. O zaman hasrete hangi veçeden bakacağız ki?
Mesela Hazreti Mevlana Celaletin Ruma Hazretleri meslevinin başında dinle, nasıl şikayet etmekte ayrılıktan der. Ve ayrılıktan dediğinde, birden bir olandan veya bir alemden, bir mekandan, bir boyuttan başka bir boyuta geçip, o boyuttaki haline hasret çeker. E şimdi bir kimseye desek ki, kopup geldiğin yerden haberin var mı? Bir kimseye desek ki, sürgününden haberin var mı? İlk sürüldüğün yer neresiydi? Son sürüleceğin yer neresi? Gördün mü? Yaşadın mı? İdrak ettin mi? Yürü geriye doğru, ana rahmini yaşadın mı?
Geriye doğru yürü. Sperm halini yaşadın mı? Geriye doğru yürü. Babanın belini, annenin yumurtasını gördün mü? Geriye doğru yürü. Seni normalde maddeden manaya doğru geçirecek. Geriye doğru gidersen, daha da geriye doğru gidersen, kopup geldiğin ruhlar alemini göreceksin.
Gördün mü? Neyin hasreti o zaman? İleriye doğruysa, âlâ. Cenab-ı Hak bize bir estantene anlatıyor. Son nefesini gördün mü? Kabir hayatını gördün mü? Kabirden sonra mahşere çıktın mı? Mahşerden sonra hesabın, kitabın görüldü mü? Görüldükten sonra nereye gittiğini gördün mü? Eğer gidiş noktasında sonunu gördüysen, hadi ona da hasret çekeceksin. O zaman bizim çekmiş olduğumuz hasretler, çok özür dilerim ama, yani öyle derinlemesine tecelliyat değil.
Hasret dedi, adı hasret ama bizde de, adı özlem ama bizde de. Hasret çekiyoruz hepimizde, hepimizde. Hasret çektiğimiz her şeyi bırakıp gidiyoruz. Bırakıp gidiyoruz, bıraktık geldik. Ve Beytullah'a baktım, dedim ki ya, bu insanoğlu ne kadar vefasız dedim sana karşı. İbrahim Aleyhisselam'dan beri, biz hesaplayalım, 3 bin yıl olsun, 4 bin yıl olsun. 4 bin yıldan beri insanlar tavaf ediyorlar, öyle değil mi? Hacirel Esvet'i öpmek için birbirlerini eziyorlar. Kaç gün?
Orada kaldı 10 gün, 15 gün. Ne vefasızız, öyle değil mi? Çekip gidiyoruz, bırakıp. Ağladığımız, gözyaşı döktüğümüz, duvarına tutunduğumuz, örtüsüne büründüğümüz, ona ellemek için nice Müslümanları ezdiğimiz, başını gözünü kanattığımız, zulmettiğimiz, iteklediğimiz, vurduğumuz, kakmakladığımız, hakkına tecavüz ettiğimiz, niçin dokunmak uğruna, biz dokunayım diye yaptığımız şeyi veya o objeyi bırakıp gidiyoruz.
Desem ki şimdi, herkes Beytullah'a hasret mi? Herkes hasret, bende daim. Herkes Medine-i Münevvere'ye hasret mi? Evet, hasret, bende daim. Kaç günlük hasretimiz? Eğer hasretsen, burada da, orada da önemli değil. Burada, biz hasrete ilmel yakin, aynel yakin, hakkil yakin derecesinde anlatmaya çalışalım.
Değil, önce hasreti anlayalım. Bizim hasretimiz ne? Kendi kendimize, gönlümüze soralım. Niye hasret çekiyorsun? Niye özlem duyuyorsun? En çok sevdiğin ne? İnsan çünkü, en çok sevdiğine hasret çekecek. En çok sevdiğine özlem duyacak. Biz baksak, kendi kendimize sorsak, niye en fazla hasret çekiyoruz? Niye fazla özlem duyuyoruz diye, o zaman bizim anatomimiz de çıkacak zaten, kendi içerisinde. Duygu anatomisi. Ama eğer onu sormuyorsak kendimize, gerçek manada, kendi kendimizi hesaba çekmiyorsak, o zaman ilmel yakin, aynel yakin, hasretle alakalı sıkıntılar var. Bayanların akşam namazından sonra sokağa çıkması ve çalışması ile ilgili bilgi verir misiniz? Bayanların dışarı çıkması, emniyetle alakalıdır.
eğer bir yerde anarşi var ise, terör var ise, akşam namazından sonra sokağa çıkmakta bu noktada emniyet açısından bir sıkıntı var ise, bayanların karanlıkta sokağa çıkmaları caiz değildir. O zaman bayanların tek başına yolculuk yapmaları da caiz değildir. Emniyet söz konusu ise, gündüz bile kadının tek başına dışarı çıkması caiz olmaz. Emniyet söz konusu ise, emniyet söz konusu ise, bir erkeğin dahi dışarı çıkması caiz olmaz. Bayanların tek başına, ama mukim oldukları, oturdukları şehirde sokağa çıkmaları, ama başka bir şehre hicret, yolculuk yapmaları, emniyet, yol emniyeti ile alakalı. İslam fıkıhçıları, sahabeden günümüze kadar, Hanefiler, Şafiler, Malikiler, Hanbeliler genelde emniyeti önde tutmuşlar.
İmam-ı Azam Hazretleri, bir kadının yanında mahremi olmaksızın, 83 kilometre uzaklığa gitmesini caiz görmemiş. Şafii, Maliki, Hanbeli uleması ise, yol emniyeti var ise, bunu caiz görmüş. Burada İmam-ı Azam Hazretleri de, yol emniyeti ile alakalı kaygılarından dolayı bu şerhi düşmüş. Mesela esir alınan bir kralın, bir padişahın kızını, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, başına asker koyaraktan, onu geri göndermiş.
Yol emniyetini aldırmış onun. O yüzden normalde yol emniyeti söz konusudur. Yol emniyeti var ise, o zaman bir kimsenin, bir kadının, gece dışarı çıkmasında bir beis olmaz. Bir hadis-i şerif vardır, enteresandır. Mehdi aleyhisselam ve ahir zamanla alakalı hadis-i şeriftir. Ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki, bir kadın işte, filanca yerden, fişmanca yere kadar, tek başına seyahat edecek, ve emin bir şekilde, başına hiçbir şey gelmeyecek diye, hadis-i şerif var. Demek ki, öyle bir eminlik kuracaksınız siz, öyle bir emniyet teşkilatı ve, emniyet düşüncesi oluşturacaksınız. Sizin kadınlarınız ve kızlarınız, emniyet içerisinde, hem sokağa çıkacaklar, hem de bir şehirden bir şehire yolculuk yapacaklar. Bunun için, toplumun bilinçlenmesi, şuurlanması, haram-helal duygusunu öğrenmesi, zulümle, masum noktanın öğrenilmesi, öğretilmesi, artı, devletin de, devletin de çok iyi bir şekilde, emniyet tedbirlerini alması gerekir.
Siz ne kadar eğitirseniz eğitin, şeytana uyan, şeytanın vesvesesine kanan, nefsine uyan insanların olması, hep ihtimal içindedir. İhtimal dışında değildir. O yüzden devlet, insanların canını, ırzını, malını, dinini, aklını korumakla mükelleftir. O devlet, ancak bunları koruduğu zaman, devletlik mükellefiyetini, yerine getirmiş olur. Emniyet, bu manada sağlanırsa, şayet, o zaman bir kadının, sokağa çıkmasında, bir beis olmaz. Kaç olursa olsun saat. Eğer emniyet, söz konusu değil ise, o zaman cehalet, orada kol geziyordur. Cehalet, kol geziyorsa orada, birinci derecede, sorunlu olan Müslümanlar, ikinci derecede, devlettir.
Birinci derecede, niçin Müslümanlar sorunludur? Din onlara, emniyeti sağlama vazifesi verir. Bu da, nasihatledir. Siz insanlara, doğru Kur'an ve sünnet bilgisi vererekten, insanların nefislerini terbiye etmelerine, nefislerini terbiye etmelerine, öğretir, onları bu noktada eğitir, onları bu noktada nasihat ederekten, nefislerini terbiye etmelerini sağlarsınız. Ve böylece, yolda yalnız giden bir kadını, laf atma, veyahut da başka düşünceler içerisinde değil, koruma anlayışı ve düşüncesinin içerisine girersiniz. Eğer siz, dışarıda, nasıl geyinirse geyinsin, hangi düşünceye sahip olursa olsun, hangi inanca sahip olursa olsun, bir kadını, bu noktada, tehlikelerden korumayı düşünürseniz, kendi içinizde, ve bununla alakalı bir şey olduğunda, bununla alakalı hareket ederseniz, siz, Allah'ın emrini yerine getirmiş, aynı zamanda, en iyi bir, Müslüman, İslami bir, amel işlemiş, ve en iyi bir,
insani noktada durmuş olursunuz. Ama, bir kimse, yalnız dolaşan, yalnız giden bir kadını, başka gözle bakarsa, en büyük günahı kebari işlemiş olur. Bu eğitimi vermezse toplum, bu eğitimi almazsa toplumun bireyleri, emniyet ortadan kalkar. Bir yerde emniyet ortadan kalkarsa, orada her şey ortadan kalkar. Bakın, her şey ortadan kalkar. Her şey. Bir yere anarşi hakimse, orada hiçbir şey kalmaz, orada şeytan ve şeytanlaşmış insanlar, kol gezerler. İslam anarşiyi kabul etmez. Asla. Bakın, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, Mekke döneminde, azken, azken, veya çokken, hiç önemli değil, hiçbir zaman anarşiye fırsat vermemiştir.
Hiçbir Müslümanın, Mekke döneminde, bireysel bir eylem yaptığını göremezsiniz. Medine döneminde, hiçbir Müslümanın, bireysel bir eylem yaptığını göremezsiniz. Hiçbir Müslüman, ne Mekke'de, ne Medine'de, din adına, din adına, kendi kendisine, bireysel eylem yapıp, herhangi bir kimseyi öldürdüğü, yaraladığı, katlettiği görülmemiştir. Ebu Zerifar'ı gider, Mekke'de, müşriklerin yüzüne karşı, İslam'ı tebliğ eder, müşrikler döver onu. Hazreti Abbas Efendimiz kurtarır. Yanılıyor olabilir mi? Ya Hazreti Hamuz olacak, ya Hazreti Abbas olacak. İkinci gün yine aynı şeyi yapar.
Bu sefer, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, onun kendi kavmine, kendi köyüne gönderir. Onun ferdi bir şekilde, müşriklerle böyle cedelleşmesine, müsaade etmez. Hani var ya, canlı bombalar, şunlar, bunlar, böyle işte, Müslüman'ı katletme, öldürme filan, var ya şimdi, işitti, mişitti, bir sürü şeyler çıkarıyorlar ya, yok, İslam'da. Siz, birey olarak da, birisini gidip katledemezsiniz, yok, İslam'da. Siz gidip, birisinin evini, dükkanını, osunu, busunu, yağmalayamazsınız, yakamazsınız, yok, İslam'da. Yok. Din adına bunları yapamazsınız, yok. Yok. Yok. Ama çıkarıyorlar, Allah bizi affetsin. Nerede kalmıştık?
Dört yüz otuz. Evet, Cenab-ı Hak nasip etti, hacca gittik, geldik. Amin inşallah. Cenab-ı Hak hepinize nasip etsin. Tabi, bugünkü şartlarda, ancak sekiz yıl sonra nasip olacak. Eğer yazılırsanız. Bu büyük bir handikat. Burası da ayrı bir şey. Yani, bir de, Diyanet Vakfı'na, haccın bağlanması ayrı bir, mesele. Bunların, Türkiye'de artık konuşulması lazım. İslam dünyasında bunların konuşulması lazım. Bunlar konuşulmadıkça, kangren haline geliyor. Yani sıra bekleyenler var. Sekiz yıl boyunca sıra bekleyecek.
Öbür tarafta sekiz bin euroyu verirsen sıra mıra yok. Bastır sekiz bin euroyu, yarın hacca git. Sıra mıra yok. Sekiz bin euroyu ve üstü. Programlar var tabi. Diyanetin, dizayn ettiği, düzenlediği, on beş bin euroluk, yirmi bin euroluk, en altı sekiz bin euroluk. VIP hacılar var. E tabi yani Mekke'nin de etrafına kocaman kocaman gökdelen lüks oteller yapılınca onları dolduracak lüks hacılar da lazım. İslam dünyası ne yazık ki her şeyini kaybetmiş vaziyette. Beytullah'a gittiğinizde sakın Kabe'yi göreceğinizi düşünmeyin.
İçinde dahi otursanız tam net olarak göremiyorsunuz. Bir tane bir demir yığını, bir tavaf alanı uydurmuşlar. Onu görüyorsunuz. Yani sakın Beytullah'ta hür olacağınızı düşünmeyin. Ben Beytullah'ın dahi esir olduğunu düşünüyorum. Mescid-i Aksa esir ya. Mescid-i Aksa, Yahudilerin esiri. Bütün ümmet, gözünü Mescid-i Aksa'ya döndürmüş. Beytullah'ı görmüyor. Ve hacca giden Müslümanlar, Beytullah'a gitmenin, Beytullah'a gitmenin, Beytullah'ın değil, oraya gitmenin sarhoşluğundan ve zevkinden, ne olup ne gittiğinden habersiz.
Beytullah'ın manevi halinden de habersiz. Müslümanlar da, ne yazık ki büyük bir çoğunluğunda şu var. Onun Beytullah'a gitmesi lazım. Onun Beytullah'a gitmesi lazım. Oradaki hal, hareket, oradaki tavır, davranış, oradaki öz, yok, onu aramıyor kimse.
Yok. İslam dünyası da sessiz, Beytullah, Suidilerin işgali altında. Beytullah, tekrar bunun altını çiziyorum. Suidilerin işgali altında. Beytullah'ın, Suud işgalinden kurtarılması lazım. İşgal altında Beytullah.
Bütün Müslümanlara vaat edilmiş olan, 1400 yıldan beri Müslümanların vaat edilmiş yeri olan, ve kıyamete kadar bütün Müslümanım diyenlerin hakkı olan yer, Suudilerin işgali altında. İşgal. Bu konuda zaman zaman, bu meselelere dokunacağım inşallah fırsat olursa. İslam dünyasının uyanıp, kendi, kendi kıblegahlarını, kendi kıblegahlarını, işgalden kurtarması lazım. Tabi, Müslümanlar da kendilerinin üzerindeki işgaliyete son vermesi lazım. Sakın Beytullah'ı hür olarak görmeyin. İşgal altında Beytullah.
Bunu böyle, hamasi bir nutuk olarak görmeyin. Bu noktada içim kan ağlıyor. Eğer horlanmak istiyorsanız, iteklenip kakatlanmak istiyorsanız, Suud polisinin kötü davranışına maruz kalmak istiyorsanız, bunlara susacaksanız, adamın, adamların, Beytullah ve etrafındaki, bizim tarihimizi yok etmesine, susacaksanız, göz yumacaksanız, yarın öbür gün adam Beytullah'ı da yıkacak.
Kafasına göre bir Beytullah yapacak oraya. Yol bulabilen hacca gitsin, emri yerine getiremezsiniz, mümkün değil. Beytullah işgal altında, Müslümanlar da işgal altında. Gidemezsiniz hacca. Gidemezsiniz. Hacca gidebilmeniz için, Diyanet Vakfı'ndan izin almanız gerekir. Diyanet Vakfı'ndan iziniz yoksa, hacca gidemezsiniz. Bugün, haçta arkadaşlara söyledim. Amerika'ya gitmeyi, örneğin, işte, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlasa, Milli Eğitim Bakanlığı bir vakıf kursa, Amerika'ya gidecek olanların, bütün işlerini, Milli Eğitim Bakanlığı'nın vakfı organize etse, olmaz mı?
Madem hacca gidenlerin, bütün organizasyonunu, Diyanet Vakfı yapıyor, devletin, bir kurumu değil. Millete, siz kandırılıyorsunuz. Zannediyorsunuz ki, Diyanet bizi hacca götürüyor. Hayır. Diyanet Vakfı sizi götürüyor. Devletin bir kurumu, turizm şirketi mi? Bunlar, konuşulmayan şeyler. Ben konuşacağım, yine benim, pasaportum geri dönecek. Hiç önemli değil, pasaportumun geri dönmesi. Suudlular'dan. Aynı şey, Diyanet için de geçerli. Diyanet için de geçerli.
Ben şimdi buradan çağrı yapsam, yüz yirmi bin kota var değil mi? Yüz otuz bin kota var. Sekize katladığınızda ne yapıyor bu? Kaç? Dokuz yüz altmış bin. Yani bir milyon kişi değil mi? Bir milyon kişi, haç sırası bekliyor değil mi? Evet. Şimdi desem ki, ey bir milyon kişi, alın pasaportlarınızı elinize, gidin Suudi konsolosuna.
Kardeş ben haç vizesi istiyorum. Aslında vize almaya ihtiyacımız da yok, bizim topraklarımız. Bütün Müslümanların toprakları. Suud'un oraya vize verme hakkı da yok. Ben Riyad'a gideceksem bana izin versin. İzin vermiyorsa girmeyeyim Riyad'a. Zulm'in son perdesi yaşanıyor. Zulm'ün son perdesi. Siz bütün yolları açsanız, kolunuzda diyanetin damgası yoksa, Arafat'a giremiyorsunuz. Arafat'ın etrafını tel örgülerle çevirmişler. Açık hava hapishanesi gibi. Yolları da koymuşlar, o yollardan mecbur geçeceksiniz. Yani kalkıp da siz böyle, ben dağdan aşı vereyim, sakın ha öyle bir şey yok.
Ve eğer sizde diyanetin vizesi yoksa, diyanetin damgası yoksa, sizi Arafat'a çıkarmıyor. Suud. Bitti. Kaçaksınız. Hani büyük şair demiş ya, öz vatanında par ya, yüzüstü çok süründün, ayağa kalk sakar ya. Siz kendi vaat edilmiş kutsal topraklarınıza, elinizi kolunuzu sallaya sallaya gidemezsiniz. Hür değilsiniz. Oraya gitmeye ulaşsanız dahi, Arafat'a çıkamazsınız. Hür değilsiniz. Oraya gittiğinizde dahi, sizi itekleyip kakaklayacak, size yön ve dizayn edecek, size sistem öğretecek, size tepeden bakacak, sizin eşinizi yanınızda savutturacak, eşinizi iktirecek, sizi iktirecek, istediği zaman kapıları kapatacak, istediği zaman herhangi bir ibadet bölümünü engelleyecek, istediği zaman istediğini yapacak bir suud yönetimi var.
Size şunu anlatamayacağım. Beytullah'a bir baktım, şu nurda göründü. Bunu anlatmayı çok isterdim. Ama yok. Kesin kat'i olarak şunu söylüyorum size. Beytullah işgal altında. Suudların işgal altında.
Ve bütün bu işgali destekleyen, bütün organizasyonlar da, bundan sorumlu. Beytullah'a gittiğinizde, demir ve beton yığını göreceksiniz. Gidenler biliyorlar, Beytullah'ın etrafı, gökdelen otellerle sıralı. Beytullah'a ne taraftan bakarsanız bakın, hemen Beytullah'ın arkasında kocaman bir gökdelen görüyorsunuz. Bir tarafını zemzem tavır, bir tarafını işte Hilton, bir tarafı bilmem ne, bir tarafı, ne o, kralın sarayı, Beytullah'ın etrafı, saray ve gökdelen otellerle dolu. İçeriden baktığınızda, otelleri görüyorsunuz. İçeri baktığınızda, demir yığınlarını görüyorsunuz. Hilkat garibesi bir demir yığınları. Oturduğunuz yerden Beytullah'ı görmeniz mümkün değil.
Yani Sefa ile Merve arasında, giden hacıların bundan haberi yok. Yani hızlı koşulan yerde, koşarken hacıların, soluna bakıp, şeye koşarken, Merve'ye koşarken soluna bakacak. Soluna bakaraktan Beytullah'ı görecek. Beytullah'ı görmesi mümkün değil. Sefa ile Merve arasında, o koşu yerinde Beytullah'ın görünmesi lazım. O Beytullah'ın görünmesi mümkün değil. Ve insanlar niye koştuklarının haberinde yok. Beytullah'ı tavaf eden insanlar, Beytullah'a bakmıyorlar. Bütün hacıların ellerine birer tane kitap tutuşturmuşlar. Hacılar ha bire kitaptan okucaz, dua okucaz diye bakıyorlar.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kitaptan dua okumadı. Sahabe kitaptan dua okumadı. Hepinizin eline birer tane defter parçası, birer tane kağıt parçası tutuşturup, sizi onunla meşgul ediyorlar. Beytullah'a bakmak 60 sevap, namaz kılmak 60 sevap, tavaf etmek 120 sevap. Bir kimse tavaf ederken aynı zamanda da Beytullah'a baktığı 180 sevap. Herkesin elinde bir kitap, önünü görmüyor hiç kimse. O duayı okuyacağım diye uğraşıyor. Allah de, la ilahe illallah de, Ya Rabbi beni affet de, Müslümanları affet de, bu dua içine ne geliyorsa onu oku. Yok. Biraz hızlı sesli dua ederseniz, Suud polisi gelip sizi uyarıyor.
15-20 kişi toplanırsanız geliyor, Suud polisi sizi uyarıyor. Hac Müslümanların toplanıp istişare ettiği bir ibadetten çıkmış. Turistik seyahat. En pahalı turistik seyahat. Özer kaç paraya bilet aldınız, geldiniz? 1700 dönüş, 1700 TL. Cenazesi oldu bir kardeşler, dönmek istediler. Türk Hava Yollarına bir kişi için dönüş bileti 1700 lira ödediler. İki askeri ücret parası. Dünyanın en pahalı turistik seyahati. Vaat edilmiş Cenab-ı Hakk'ın size tahsis etti.
Cenab-ı Hakk'ın size burası haram bölgesi, burası Müslümanların, burası İslam'ın, burası la la illallah Muhammeden Resulullah'ı diyenlerin yeri denilen yere toprak bastı ödüyorsunuz. Toprak bastı ödüyorsunuz. Arafat'a toprak bastı ödüyorsunuz. Arafat'a çıkmak parayla, oraya girmek parayla.
Yayan gidemezsiniz. Otobüs de gidemezsiniz. Taksiniz de gidemezsiniz. Dünyanın her yerine istediğiniz gibi ulaşabilir, istediğiniz gibi gidebilirsiniz. En rahat, en güzel, en âlâ, en hafif, en ucuz, gidecek olduğunuz, ibadet etmeye gittiğiniz yere gidemezsiniz. Gidemezsiniz. Mümkün değil. Öyle sakın işte böyle bir yerlerden, kenarlardan, oradan buradan gideceğim diye uğraşmayın. Temelli perişan olursunuz. Temelli perişan olursunuz. Tez zamanda bütün İslam dünyasının Beytullah'ı işgalden kurtarması lazım. Cenab-ı Hak kurtarsın. Temzi zamanda Medine-i Münevvere'nin işgalden kurtulması lazım.
İşgal altında. İşgal altında. Ancak insan Müslümanlara hizmet eder. Başka bir şey yapamaz. Orada bir Müslümana sert davranıyorsanız siz zulmediyorsunuz ona. Bir Müslümana tepeden bakıyorsanız zulmediyorsunuz. Bir Müslümana ters bakıyorsanız zulmediyorsunuz. Bir Müslüman'ı korkutuyorsanız zulmediyorsunuz. Zulmediyorlar. Beytullah'ın etrafında beş bin metreye kadar, beş kilometreye kadar ne kadar yapı varsa hepsinde yıkılması lazım. Yıkılsın inşallah. Beytullah'ın etrafının komple açılması lazım. Eski, orijinal, otantik hale getirilmesi lazım.
Cenab-ı Hak getirtirsin inşallah. Hacılar Beytullah'ı görmeden namaz kılıyorlar. O Diyanet Hacıları yirmi gün kaldıysa orada yirmi sefer Beytullah'ı görmemişlerdir. Görmemişlerdir yirmi sefer. Görmemişlerdir. Utturmuşlar bir izdiham. Gece Müzdelife'de taş attırıyorlar. Bunu daha önce de söylediydim. İbadetlerinizi benden öğrenin demiş Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Onun yaptığı gibi yapılacak. Bitmiş. Hiç kimse hakkını, hukukunu sormuyor. Diyanet fetvayı vermiş. Güldür güldür güldür güldür gece attırıyor taşı götürüyor. Öbür gün nerede aynı yapmış?
Herkes işin o tarafında. Neredeyse oturacaklar Hilton'a veyahut şimdi Hilton'dan baktım ben şimdi yeni gidince. Ben daha önce iki bin beşte gittiğimizde daha öncesinde de gittiklerimizde Hilton baş numaradaydı. Hilton'un ne o şeyinden orada bir camlı bir kafes vardı. Oradan millet namaza duruyordu. Gördüm gene hala da oradan namaza duruyorlar. Şimdi zamzem tavırı var. Hilton'u geçmiş. Yakında Hilton'u yıkıp Hilton yeniden bir Hilton daha yapar oraya. Kendisinin geçirmesini azmedemez çünkü. Orada müşriklik kol geziyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Beytullah'ın içindeki putları yıktı. Şimdi suud dışarı yapıyor putları. Yaklaşın biraz daha.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri içindeki putları yıkmış. Şimdi suud yönetimi dışına putlar yapıyor. O günün putu Lat'ı Uzza'ydı. Bugünün putu da Kontinentel. Ne o şey? Zamzam tavır. İşte Hilton. Bugünün putu da onlar. Başka bir şey değil. Etrafını çevirmiş komple. Komple. Müslümanlara danışmaya ihtiyacı duymuyor adam. Duymuyor.
Çok basit halbuki. Yıkacak bütün otelleri. Koyacak pergeli orta yere. 5 kilometre çizecek etrafını pergelin. Hepsini yıkacak. Kademeli yükseltecek. Veya kademeli aşağı indirecek. Kademeli yükseltse geriye doğru. Allahu Ekber diyen Beytullah'ı görür. Çok basit. Kalsın altına da. Altına da tuvaletleri koysun. Altına çarşıyı koysun. Yemek yeme yerleri koysun. Çay içme yerleri koysun. Alışveriş yerleri koysun. Koysun altına. Millet Beytullah'ın içinden insin aşağıya. Tuvaletini yapsın. Yemeni yapsın. Çıksın yukarı. Yemeni yapsın. Çıksın. Altına ne o? Arabaların veyahut da işte tren rayım yapacak. Ne yapacaksa altına metromu yapacak. Yapsın. Bitecek iş.
Bu kadar basit. Beş kilometre ötesine, sekiz kilometre ötesine otelleri de yapsın. Yapsınlar otelleri. On kilometre ileri yapsınlar otellerini. Otelleri de yaparken böyle yapmayacak. Hicek her ülke kendi kültürüne göre ama bir odada, hemen iki odada. İnsani şartları yerine koyacak, bitecek. Hacca niçin gidiyor insanlar? İhrama girmenin hali. Kardeş, zengini, fakiri, amiri, memuru, işçisi, patronu, herkes bütün kimliğini dışarıda bıraktı. Bir izar, bir rida çıktı meydana. Ne? İşte o kimse beyazlarını giydi, ihramlandı. Yanında kadem genel müdürmüş, kimin umrunda?
Yanında kadem genel başkanmış, kimin umrunda? Yanında kadem çok zenginmiş, kimin umrunda? Bu olması lazım. Bu olması lazım. Hacca giden insanlar kardeş olması lazım. Kimsenin kimseden üstünlüğü, alçaklığı olmadığı bir yer olması lazım. Bunun yaşanması lazım. Adam trilyoner olabilir, orada aynı otelde kalacak, aynı yerde kalacak, aynı yemeği yiyecek gerekirse. Ya ne olacak? Ömründe beş gün öyle yaşa. Ömründe on gün öyle yaşa. Ömründe on gün öyle yaşa. Yok. Hac, mana itibariyle, içsellik itibariyle yitirmişiz. Yani herkes beten yığınlarının içinde yaşıyor, beten yığınından beten yığınına gidiyor.
Estetiklikten uzak, kültürden uzak, eğitimden uzak, derinlikten uzak, manadan uzak. Uzak. Allah bizi affetsin. Bunları konuşmak istemezdim ama böyleyiz. Bu. Bu. Biz işkimiz hiç kimse de gidip diyaneti sorgulamıyor. Siz buradan ettiğiniz karla ne yapıyorsunuz? Kimse sormuyor. Vakıf çünkü. Biz de bir vakıfız. Bizim vakfımızda da haç ömre işi verecek mi acaba? Örnek. Kimse sorgulamıyor. Bu sıra nereden çıktı?
Kimse sorgulamıyor. Bu kota nereden çıktı? Kimse sorgulamıyor. Neden ülkelere kota konuyor? Kimse sorgulamıyor. Kimse sorgulamıyor. Kaldırmayacakmış. Gidin kardeşim çıkın siz oradan. Ümmet kendi işini kendisi halleder. İşgale son verin siz. İşgal etmişler. İşgal etmişler. Bildiğiniz asker kıyafetli insanlar. Asker var. Bildiğiniz asker var. Zaten asker kıyafetini görünce militarist bir düşünce var. Görüyorsunuz. O askerler neyi neden koruyorlar?
Neyi neden koruyorlar? Burada da kalabalık var. Şimdi buraya da bir askeri bir bölük mü gelmesi lazım? Allah bizi affetsin. Zaman zaman değineceğiz inşallah. Kız istemenin günü veya akşamı var mı ya da haftanın hangi günü gitmemiz uygun olur? Salı sallanır, çarşambayı sel aldı, perşembe mübarek gün, cuma bayram, cumartesi, pazar, tatil. E pazartesi zaten haftanın başı. Bitti. Kız isteyecek olan beklesin artık boyuna. Kardeşler bunların hiçbir şekilde dinle, diyanetle alakası yok. Haber gönderirsiniz. Biz kızınıza Allah'ın emrini koymaya geleceğiz. Ne gün müsaitsiniz?
Bitti. O da size bir gün verir. Size uyuyorsa o gün gidersiniz. Size uyumuyorsa biz o gün değil başka bir gün verin. Başka bir gün. Böyle de asla yaşanmaz ha. Yani kız tarafına bir haber salsanız işte ne gün müsaitsiniz deseniz onlar da deseler ki çarşamba gün müsaitiyiz. Sizin de çarşamba gün müsait olmadığınız olsa diyemezsiniz çarşamba gün biz müsait değiliz diye. Veya erkek tarafı şöyle demez ben pazartesi gün müsaitim siz de müsaitseniz gelelim kızınızı isteyelim. Bunu diyemez kimse. Oturmuş. Allah bizi affetsin. Ruhumuz da bedenimiz gibi eskiyor mu? Yaşımız gibi yaşlanıyor mu? Böyle bir şey olmuyor ne yazık ki.
Ruh hep genç kalıyor ya da hep olduğu gibi. Osmanlı'nın son dönemi. Lavris, Vahabilik bunların etkisinden mi? Her şey etkilenmiş. Böyle söylediğinizde ondan mı bundan mı diye her şey çıkabilir. Müslümanların pısırıklığından. Müslümanların ilimsizliğinden. Müslümanların cesaretsizliğinden, korkaklığından. Müslümanların kendi imanlarını ve inançlarını dört elle sarılıp yaşayamadıklarından.
Bunu kendilerine hayat felsefesi haline getiremediklerinden. Bunu dünya görüşüne aksettiremediklerinden. Biz bir şeye bağlamayı çok seviyoruz biz. Ya biz neden geri kaldık biliyor musun? Neden geri kaldık? Bu kör olasıca batı bizi geri bıraktı. Biz neden geri kaldık biliyor musun? Neden geri kaldık? Bizi bunlar şöyle etti. Çok basit şeyler. Biz ne yaptık ona bakmıyoruz biz. Öğlen namazına bir saat var adam kapıyı kapatmış. Ben yanımdaki arkadaşa diyorum ki şimdi diyorum örgütlesek buradaki insanları. Üç yüz kişi, dört yüz kişi beni dinlerler mi ki diyorum. Desek ki biz içeri gireceğiz. Askerlerin üzerine yürüsek diyorum ben. Yürüsek dört yüz kişi, beş yüz kişi.
İçimden de diyorum ki hiç kimse gelmez. Bir diyorum sivil itaatsizlik yapsanız. Var ya meşhur ya şimdi sivil itaatsizlik. Ben gireceğim içeri ya. Beytullah benim. Mesela o inşaatları durdurmayı kim akıl edebilir? Her gün hacılardan üç bin kişi, iki bin kişi inşaatların başına çıksaydı Yaptırmıyoruz, demir yığını haline getirmeyeceğiz Beytullah'ı deseydi.
Bütün İslam ülkeleri sizi terörist görürdü. Öyle görünürdü. Şuna kim cevap verecek merak ediyorum. Bir kimse yol bulup oraya kadar gelmiş. O yol bulup ihramlanmış bir kimseyi Arafat'a katmamanın, katmamanın aklı, fikri, vicdanı, dini, İslami nelerden buna cevaz verecek?
Buna cevap nereden bulunacak? Buna Diyanet nereden fetva verecek? Bir şey daha duydum doğru yanlış bilmiyorum. Diyanet PTT ile de anlaşmış. Diyanetle hacca gitmeyenlerin PTT kargosunu da almıyormuş. Öyle mi? Yani sen işçi vizesiyle gittin, senin kargonu almıyor PTT. Sen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değilsin. Anlında Diyanet'in damgası olacak. Görüldü, hacıdır. Yani gideceksin, Diyanet'e giderken diyeceksin, alnıma damgayı vurun. Görülmüştür.
Bu eleman etkisiz elemandır. Diyanet'in damgasını alnına vurduracaksın, öyle gideceksin. Ya da kulağına bir tane soğuk damga yaptıracaksın, kulağını göstereceksin, damgalanmış. Merak ediyorum, Diyanet İşleri Başkanı'nın bundan haberi var mı, yok mu? Dikkat edin, bir kimse yolları aşağı aşağı gitmiş, kolunda Diyanet'in damgası yok diye Arafat'a giremiyor.
Buna cevap verecek hiç kimse yok. Hiç kimse yok. Sürüsü gibi yürüyeceksiniz. Başınıza bir tane Diyanet'in hocası olacak. O yat, yatacaksınız, kalk, kalkacaksınız, yürü, yürüyeceksiniz. Bu kadar. Müslümanlar işgal altında.
Herkese hakkınızı helal edin demiştiniz. Ettim, ahirette durumum ne olur. Bazen çok korkuyorum, etmeyenler vardır diye. Sen et hakkını helal, boş ver. Herkese hakkın helal olsun. Bizim de herkese hakkımız helal olsun. Kendi bireysel olarak. Birey olarak hakkım helal olsun. Yolla alakalı değil. Yol benim değil çünkü. Zikri edeplerine riayet etmeden yapanların da kalbi katılaşırmış diye duydum. Merak ettiğimi yalnızken, zikrederken nasıl hareket edilmeli? Örneğin yüzü koyun yatarken, ayak ayak üstüne atarken de zikre devam edebilir miyiz? Zikrin edepleri nedir? Kardeş, sen Allah'ı zikrette. Neyi zikrettiğini fark ettiğinde merak etme sen.
Bacak bacak üstüne atanlar neyi zikrettiğinin farkında değildir. Öyle zikrederler. Veya edebe, adaba, mugayir bir şekilde zikredenler, farkında değildir neyi zikrettiklerini. Veyahut da o kadar biliyorlardır. O yüzdendir. Onun sen farkına vardıkça merak etme edebi gelir onun. 430'da mı kalmıştık dediniz. Gölgeden çık, gölge yüzünden bir güneş bul. Padişah Tebriz-i Şems'tir. Onun eteğine sarıl. Her şeyin gölgesi vardır. Şeyhin de gölgeleri vardır. Peygamberin de gölgeleri vardır. Her şeyin bir gölgesi vardır. Hz. Mevlana'da burada gölgeden çık, gölge yüzünden bir güneş bul. Padişah Tebriz-i Şems'tir.
Onun eteğine sarıl diyor. Demek ki şeyhin de gölgeleri var etrafında. Bu şeyhin gölgeleri kimdir? Zakirlerdir, çavuşlardır, nakiplerdir, nükabbalardır, baba dervişlerdir. Kendilerini entelektüel gören dervişlerdir. Etrafındaki böyle oluşan kendi kendisini bir şey zannedenler vardır. Bunların hepsi de gölgedir. Yalnız bunlar seni şeyhe ulaştırır. Nasıl şeyhe ulaştırır? O der ki gel burada bir üstad var ona intisap et, ondan ders al. Onun vazifesi o kadardır. Ama bazen gaflete uğrayan, gaflete düşen dervişler ve zakirler, dervişler ve zakirler ikisi de, dervişler nasıl?
Gölgede kalırlar. O zakiri, o çavuşu, o nakibi aktap kabul ederler. Böylece dervişler onda kalır. Güneşe yani Tebriz-i Şems'e ulaşamazlar. Ulaşamazlar. Bunu bir kısım zakiran, bir kısım nakiban, nükabba, bunu bilerek bilmeyerek bu hataya düşer.
Benden şeyhe ulaşılır der. Önce bende vustad olacağınız der. Önce beni tanıacağınız der. Önce benim elimi öpacağınız der. Aman yanımdan ayrılmayın der. Aman etrafımdan ayrılmayın der. Aman benim yaptığım gibi yapın der. Allah rahmet eylesin. Bir abimiz vardı bizim. Şeyh Efendi Hazretleri ile gittiydik oraya. Şeyh Efendi oturun dedi. O abinin bir derviş var orada. O böyle duruyor orada. Abiye bakıyor. O otur derse oturacak. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi baktı ona. Buraya direkt lazım değil oğlum dedi. Buraya direkt lazım değil.
Yani otur herkese oturun demiş. O ayakta duruyor. O abi açık verdi. Gafleti düştü. Ona döndü. Onun ona döndü. Otur dedi ona. O da tak oturdu. Gölge. Gölgede kaldı. Abi de gölge oldu. Gölge gölgeye gölge oldu. O yüzden o gölge seni güneşe götürdüğü müddetçe makbul. O gölge güneşe devşirdiği müddetçe makbul. Ama o gölge engelse Allah muhafaza eylesin. Ben perişan olanları gördüm.
Beni sevmeniz lazım diyenleri gördüm. Perişan oldular. Bu sözüm dergahdaki bütün zakir, çavuş, nakip, nügabba'ya Bizde yok bunlar da isim olarak söylüyorum. Bizde hiçbir şey yok. Bizde ders yaptıran kardeşler var. Sözüm bu ders yaptıran kardeşlere. Nefsinize uyarsanız perişan olursunuz.
İnsanları kendi gölgenizde bekletmeyin. Hz. Mevlana diyor ki gölge seni güneşe götürmesi gerekir. Yürü diyor. Tebriz-i Şems'in eteğine yapış. Bu sözüm bütün derviş ana. Şeyhi kim olursa olsun. Eğer şeyhiniz de sizin aranızda birisi perde ise ve sizi perdeliyorsa yırtın o perdeyi.
O perdeyi kendi ellerinizle yırtın. Eğer şeyhiniz sizinle görüşmeyecekse gitsin dağda çobanlık yapsın. Beş tane koyun verirler sonra. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle hedef ve adab tarihinde bütün sahabe onunla görüştü, konuştu istediği zaman. Namaz saati belliydi. Namaz saatinden sonra otururlar. Ashab-ı Resulullah Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine soracaklarını sorarlardı. Onunla alakalı ayeti kerime indi. Kapıyı çalın, seslenin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlere ses veriyorsa içeri girin soracağınızı sorun. Ses vermiyorsa rahatsız etmeyin dendi.
Bitti. dünya üzerindeki dervişlere sözüm. Şeyhiniz bir telefon kadar yakın değilse size sünnet-i Resulullah'a aykırı. Siz gölgedesiniz. Siz gölgedesiniz. Bütün derviş ana sözüm. Şeyhinizden başka bir aktap kabul ediyorsanız şeyhiniz odur sizin. Şeyhinizden başka bir kimseyi bu noktada bir kimseyi gönlünüz kaydıysa şeyhiniz odur sizin. Bu kim olursa olsun. Eski yaşadığım dergahta ayakları kayan kardeşlerin ayakları buradan kaydı.
Hataya buradan düştüler. Beni sevin demekten hataya düştüler. Etrafında toplanan derviş kardeşleri kendi malları gibi gördüklerinden hataya düştüler. Etrafındaki toplanan derviş kardeşleri kendi askeri gibi gördüklerinden hataya düştüler. Derviş kardeşler herhangi bir kimseyi herhangi bir kimseyi şeyhinden başka aktap kabul ettikleri için yanıp perişan oldular.
Gölgeden çık. Gölgeden çık. Senin başında ders yaptıran bir abi var. Ona da saygısızlık etme. Saygıda kusur etme. Onu görmemezlikten gelme. Onu hiçe saymaktan gelme. O o senden önce gelmiş. Tecrübeli, bilgili. Onun tecrübesinden faydalan. Onun bilgisinden faydalan. Onun edebinden, adabından faydalan. Onu da es geçme. Hiyerarşiyi bozma. Ama onu da kendine aktap kabul etme. Etme. Çok kardeş gördüm ben Şeyh Efendi orada işte şunu şöyle yapın der.
Ondan sonra adam zakirine bakar. Başındaki çavuşuna bakar. Veya Şeyh Efendi bir şey söyler orada. İşte Mustafa Efendi şunu şöyle yaptırılın der. Ben derim giderim arkadaşlar bunu böyle yapın. Bizim zakirimizin haberi var mı? İyi oğlum sen yapma. Çekil. Yapacak olan kim var? Gel sen yap. Ha o da yapmıyor. Hiç benim tarzım bellidir. Ben öyle çok zamandır Bursa'dan arkadaş isterdim. Cafir'e kaldırırım telefonu Cafer yarın burada bir iş var. Beş kişi al gel. Bu kadar basit. Biz Konya'ya ev düşeceğiz o zaman ev şey yapacağız. Ben diyorum arkadaşlar gelmiş bir de hizmet etmeye gelmişler. Şunu şöyle yapın bunu be.
Nuri hocanın haberi var mı? Ulan başlarım sizin Nuri hocanız da size dedim. Çekilin defolun gidin şuradan hepinizden. Hepsi de gitti. Cafer'e telefon açtım. Cafer yanına dört beş kişi al gel buraya dedim. Güldür Cafer ertesi gün hemen sabahtan geldiler. Evi tuttuk düzenledik. Haydi bir araba daha buradan eşyaları getirttirdik. Biz döşüyoruz yapıyoruz biz. Sonradan birisi geliyor ben kovuyum. Gidin kardeşim bakın işinize. Biz hallediyoruz. Yoktur böyle bir şey edepte adepte böyle bir şey olmaz. Gölge Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hazreti Mevlana diyor ki gölgeden çık.
Gölge yüzünden bir güneş bul. Bak vesile o sana sadece vesile ve padişah Tebriz-i Şems'tir onun eteğine sarıl. Hazreti Mevlana'daki inceliğe bak. Kendi nefsini dahi koymuyor ortaya raya. Padişah Tebriz-i Şems'tir diyor. Mesnevi yazdığında Şemseddin Tebriz-i Hazretleri vefat etmiş. Vefatından sonra ama şeyhine olan inceliğe bak. Şeyhine olan işarete bak. kendi benliğini koymuyor ortaya. Mahlas kullanıyor. Sen onun eteğine yapış. E Şemseddin Tebriz'i var mı? Yok. Ha o zaman onun vazifesini yerine getirenin eteğine yapış. Başka bir kimseyi kendine aktap kabul etme.
Bu düğüne bu geline varacak yolu bilmiyorsan Allah'ın ışığı Hüsamettin'e sor. Sen yol yordan bilmiyorsan bu işi bilmiyorsan Hüsamettin Çelebi kim? Hazreti Mevlana'nın halifesi. Aynı zamanda Şemseddin-i Tebriz'i hazretlerinde halifesi. Hüsamettin Çelebi asıl Şemseddin-i Tebriz'i hazretlerinin dervişidir. Daha gençtir onun dervişliğinde. Gençtir daha. Genç olmasına rağmen çok atak, çok dirayetli, çok maneviyattı, çok ehil bir kimsedir. Kumaşı temizdir. Harika bir kumaşı vardır. Zaten Hazreti Mevlana Celalettin Ruma hazretlerinden sonra da posta oturan Hüsamettin Çelebi'dir. Ondan sonra Sultan Veled oturur.
Sultan Veled de Şemseddin-i Tebriz hazretlerinin devrişidir. Dikkat edin. Ve Hazreti Mevlana bir incelik daha yapıyor. Eğer sen diyor bu güneşi bulabilecek bilgi beceriye sahip değilsen, yol yordam bilmiyorsan bunu Hüsamettin'e sor. Yani halifeye sor. Hüsamettin Çelebi Hazreti Mevlana Celalettin Ruma hazretlerinin halifesi. Yani Nakibi Nükabbası veyahut da Zakiri orada ders yaptıranı. O zaman sen yolu yordamı ona sor. De ki ben şeyhe nasıl bulurum? Ben ona nasıl ulaşırım? Ne zaman namaza çıkar? Ne zaman ben onunla sohbet edebilirim? Bunu ona sor. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Allah'a ibadetle alakalı diyor ki benden öğrenin nasıl ibadet edileceğini.
Sen Allah'a kendi kafandan ibadet edemezsin. Kendi kafana göre ibadet edemezsin. Yeni bir ibadet oluşturamazsın. Üniversiteye girme namazı icat edemezsin sen. Üniversiteye girme orucu icat edemezsin sen. Yapamazsın. Bunu yapmaya muktedir değilsin. İbadetleri Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine soracağım. Yolda yolda haset gelir çatar da gırtlağına yapışırsa bil ki bu hasette şeytanın azgınlığı var. Yolda en büyük en büyük dervişin yoluna biçak vuran dervişin yoluna balyoz vuran bir yolda yürüyen insanın yolunu engelleyen tıkayan şey yol kardeşlerini haset etmen kıskanmam gıpta değil haset etmen.
O nasıl yakın olabilir? O nasıl böyle olabilir? O rüya görür de ben nasıl göremem? onun görmemesi lazım. Onun olmaması lazım. Bu olmaması lazım. Haset insanlığı içinden kemiren en büyük şeytani ateştir. Bu kim ya bu arabaya binecek? Bu kim ya bu eve sahip olacak? Bu kim ya dergahta bu konuma gelecek? Bu kim ya sema edecek? Bu kim ya bize ders yaptıracak? Bu kim ya bize öğüt veriyor böyle? Haset Allah kime verirse hesapsız verir. Allah verdiklerinden sorumlu değil. Cenab-ı Hak birisine ilim verir.
Verir. Sen sorarsın o cevap verir. Sen sorarsın o cevap verir. Sen bütün kitapları yutmuşsundur iki kelimeyi bir araya getiremezsin. Ama öbürküne sor sabaha kadar sana cevap versin. Allah kime ilim verdiyse vermiş. Sen bir şeyi beş sefer okur ezberleyemezsin. O bakar ezberler. Allah vermiş. Birisi de çok çalışmış vermiş Cenab-ı Hak. Bu da yol hak. Bu yol da hak. O çalışmış, gece gündüzüne katmış, çalışmış. Allah da vermiş ona. Ne haset ediyorsun? Sen de çalış, senin de olsun. Çalış, koş, dur. Gece gündüz eğitimini yap onu. Gece gündüz eğitimini yap.
Sana da verir. Öbürkü de diyor ki nasıl olur? Ya eğitim, o kimse onun eğitimiyle uğraşıyor. İki yol var. İkisi de hak. İkisi de hak. Birisi ilmi ledün. Hak mı? Hak. Birisi de aklın yolu. Hak mı? Hak. Birisi kalbin yolu. Hak mı? Hak. Hak mı? Hak. Hak. Cenab-ı Hak rüyasında verir, halinde verir, kalbine verir, verir. Doğru mu? Doğru. Hak mı? Hak. Bunu Sokrat'tan, Platon'dan, bütün bu noktada felsefecilerin kabul ettiği yol, hikmet dedikleri yol.
Hak mı? Hak. Öbürkü de ne? Aklın yolu. Hak mı? Hak. Tıpçı olacaksan üniversiteye gideceksin, tıp konusunda uğraşacaksın, didineceksin, mücadele edeceksin. Hak mı? Hak. Ama ona haset etmeyeceksin. Haset şeytani bir ateş. Toplumları yok eden, insanları yok eden, Allah muhafaza et. Çünkü o haset yüzünden, Ahmet'i ayıplı, kusurlu görüp, utanır. Haset yüzünden, kutlulukla savaşa girişir. Haset öylesine büyür, sen Hazreti Peygamber'de hata görürsün. Haset öylesine büyür, sen kutlu insanlarda hata, kusur görmeye kalkarsın ki, oradan helak olursun. Allah muhafaza eylesin. El Fatiha'ma selat.
Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.