Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 10 Mart 2018 · 1:35:44
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi ayır etsin inşallah, götür beni inşallah, Allah gündüzünüzü hayırlı etsin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah, kocamızın bize karşı olmasa da etrafa karşı haramları, edep dışı hâlleri, nasihat etsek de devam ediyorsa, kadın olarak nasıl gönüllü, reddedilmeyen, doyurucu cinsellik olacak, muhabbetimiz nasıl devam edebilecek, erkeklerin ikinci eş almalarında eşlerin rızası şart mıdır, hiçbir gerekçe olmadan ikinci bir evlilik yapmak uygun mudur?
Evet, şimdi desek ki, İslam'a göre uygundur, ortalık, ayağa kalkar. Soru sahibi geldi mi? Hoş geldin. Adım adım mı gideceğiz? Bu şey mi, soru mu, böyle bir hazırlık mı? Bu sefer değişik bir şey oldu, tamam. O zaman imam bildiği gibi mi yapacak? Evet, peki.
Saadettin Konevi'den bir nefes. Sufiler şiir demezler, nefes derler. Sufi, böyle bir beyt, böyle bir dörtlük veya sekizlik, onaltılık önemli değil. Bu tip şeyleri, sufiler nefes derler. Onlar böyle bunlara şiir lafzı söylemezler. Dışarıdan ses gelmezse, daha konsantremiz daha düzgün olacak.
Bir konuşabilsem, onu teşbih edeceğim. Fakat susacak olsam, o zaman da dinim yok. O evvel ve ahirdir. Zahir ve batındır. Gizlenmiş ya, işte tam bu yüzden aşikar. Aşikar ya, işte tam bu yüzden gizlidir. Saadettin Konevi.
Bir konuşabilsem, onu teşbih edeceğim. Teşbih etmek, benzetme sanatıdır. Cenab-ı Hak, ayeti kerimede ben insanları ve cinnileri beni tanısınlar, bilsinler diye yarattım diyor. Onu tabii son şeylerde, bazı meallerde bana ibadet etsinler diye çeviriyorlar.
Oysa bu ayeti kerimeyi tefsir eden Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah, beni bilsinler diye tefsir ediyor bunu. O yüzden bilinmekliyi sevdim, hadisi kutsisini mana itibariyle alül karri bile kabul ediyor. Bir konuşabilsem, onu teşbih edeceğim. Konuşamamak, susmak hayretle alakalıdır. Sufi öyle bir hayret noktasındadır ki, o esnada dili lal olur. O esnada aklı suspus olur. O güzelliği görünce kendinden geçmiştir. O güzelliğin tecelliyatına bakınca hayrete düşmüştür.
Hayrete düşünce, sufi veya aşık o esnada dili lal olur. Konuşamaz. Aslında konuşsa dahi o hayreti anlatabilecek kelimeler malzumesi yetmez. Çünkü o güzelliğin cilvesini, o güzelliğin tecelliyatını kelimelere dökmek mümkün değildir. Ama aşık, sevgilisinin bütün hususiyetlerini anlatmak için içinde kocaman bir derya oluşur.
O kocaman deryayı dışarı ne yazık ki akıtamaz, anlatamaz. Anlatmaya kalksa kelimeler tıkanır onda, boğazında düğümlenir. Bu aslında bir veçeden bakılınca aşığın kabız halidir. Aşık o esnada hiçbir şey yapamaz hale gelir. Bu o haldir. Bir konuşabilsem dediği, o esnada konuşamaz. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendisine vahiy geldiğinde, öyle bir hayrete düştüğünde, Hz. Aişe annemize derdi ya, tekelleme ya Aişe, konuş ya Aişe. Bakın kendisi konuşmuyor. Hz. Aişe annemize derdi, konuş. Veyahut da böyle bir hayretle alakalı olduğunda, başından aşağı yorganı veya örtüyü çektirirdi ya, çektirir, hiçbir şey konuşamazdı.
Ve o hiçbir şey konuşamadığı anla alakalı, hemen ayet-i kerime inmişti ya, ey örtüsüne bürünmüş olan peygamber. O esnada aşık için kelime yoktur. Kelime bitmiştir. Allah'ın sadetini konevi de, diyor ki, bir konuşabilsem, onu teşbih edeceğim. Yani, onu benzeteceğim. Onu anlatacağım. Fakat, susacak olsam, o zaman da dinim yok. O esnada da, o susmaya kalksa, kendi aklıyla, içinde yaşadığı hali, içinde yaşadığı hayreti, yani, Allah'ın bilinmekliğiyle alakalı perdeyi, teşbih etmezse eğer, o zaman ilmi örten, o zaman güzelliği örten, o zaman aşığın aşıklığını örten, o zaman maşığın aşığa tecellini örten, küfür noktasına düşer.
Bu, aşık olmayanların, anlayabileceği bir perde değildir. bu, kıldan ince bir keskinliğin üzerinde durmaktır. Sussan, susacak halin yoktur. Konuşsan, konuşacak halin yoktur. O esnada, o esnada, senin halini anlayacak, senin perdeni kavrayacak, senin perdeni yaşayacak, bir gönüldaş, bir dildaş ararsın.
ama o gönüldaşı, o dildaşı asla bulamazsın. Hani Hazreti Mevlana Celaletin Rum Hazretleri, Mesnevi'de der ya, bir gönüldaş lazım, bir dildaş lazım. Dildaşından ayrı kalan kimse der. Dildaşından ayrı kalmıştır çünkü o. O konuşsa, onun konuşacağı kimseler, onu kaldıracak noktada değildir. O sussa, kalbi patlayacak noktadadır. Sussa, kalbi patlayacaktır. Konuşsa, konuşacak hiç kimse bulamayacaktır. O yüzden Hazreti Ali Radiyallahu An Hazretleri, gidip bir kuyunun başında konuşurdu. O yüzden bazı veli zatlar, gidip bir taşa konuşmuşlar, bir kuyuya konuşmuşlar, bir ağaca konuşmuşlar. Kendilerince konuşacak bir yer bulmuşlar. Ona konuşmuşlar.
O evvel ve ahirdir. Zahir ve batındır. Bunlar, Cenab-ı Hak'ın, tabiri caizse, olmazsa olmaz sıfatlarıdır. Bu, vacibül vücubun sıfatlarıdır. O evveldir. Yani başlangıcı yoktur. O ahirdir. Onun sonu da yoktur. O zahirdir. Yani görünendir. Aynı zamanda da batındır. Yani, görünmeyendir. Bu, Cenab-ı Hak'ın, vacibül vücudiyetinin sıfatlarıdır. Gizlenmiş ya, bakın, gizlenmiş ya, tam gizlenmiş dediğin yerde, işte tam bu yüzden aşikardır. Sen batın dediğin noktada, batın dediğin noktada, o aşikardır.
Yani zahirdir. Sen zahir dediğin noktada, o batındır, gizlidir. O yüzden, bir hal üzerine değildir hiçbir zaman. O bir perde üzerinde değildir hiçbir zaman. O bir karar üzerinde değildir hiçbir zaman. Hiçbir zaman. Ayet-i Kerime'de, o her an bir şan üzerinedir. O her an bir iş üzerinedir. Her an bir şan üzerinedir. Sen o esnada, ona o dersin, o, o değildir. O değil dediğin anda, odur. Aşikar ya, işte tam bu yüzden gizlidir. O tam aşikar dedin, meydanda dediğin anda, o gizlidir, meydanda değildir.
O esnada, senin gözün perdelenir, onun meydanda olmadığını görürsün. Üç tarz sevgi veya amel ile karşılaştım. bir aşırı bir peygamber sevgisi. Allah'ın yarattığı ilk ruh benimdi destekli. İki, vallahi her şey o, billahi her şey o, diyen bir Allah inancı. Üç, Hayyam'ın dediği gibi, ben düşündükçe var dünya, ben yok, o da yok. kutsallaştırılan insan. Bu hafta hiç soru sorasım yok. Ben de Şems'in dediği gibi, kapımıza değil, gönlümüze vuran buyursun dedim. Sufiler, mahlukatın adedince, Allah'a giden yol vardır demişlerdir.
Sufiler, mahlukatın her nefesinde, her nefeste, Allah'a gidilen yol var demişlerdir. Ben onu, daha da kısaltayım. Her an be an, Allah'a gidilen yol vardır. Nefesten de kısa. Çünkü, her hayret, bir andan ibarettir. Her hayret, bir andan ibarettir. Öyle olunca, her mahlukatın, her yaradılanın, ona bir sevgisi vardır.
Her yaradılanın, her yaradılan, sevgi üzerine yaratılmıştır. Ve her yaradılanın, ona bir sevgisi vardır. Her yaradılanın. bu yazıyı yazan kardeş, üç tarz sevgi ve amel ile karşılaştım demiş. Ben çok tarzla karşılaştım. Ama, bunu, hadisi kutsiye bağlayınca, hani, Allah'ım senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini, çölde susuz kalmış bir kimseye, soğuk şerbeti sevimli kıldığın gibi, bana da sevimli kıl.
Amin. Bu, üç, tarz sevgidir. Üç, kademedir. Üç, basamaktır. Öyle söyleyelim. Şimdi, bir kimse, aşırı derecede, peygamber sevgisine ulaşmadıkça, bunu Muhammedice söylüyorum. Allah sevgisine ulaşamaz. Bir kimse, vallahi de her şey o, billahi de her şey, o noktasına gelebilmesi için, o noktaya gelebilmesi için, beni, annenizden, babanızdan, çocuklarınızdan, mallarınızdan, canlarınızdan, daha fazla sevmedikçe, imanınız kemale ermez, hadisi şerifi, o kimsenin üzerinde, tecelli etmesi gerekir.
O kimsenin üzerinde, bu tecelli etmez ise, vallahi de her şey o, billahi de her şey, o noktasına gelemez. Sufilerin bir kısmı, yolda kalır. Herkes, bu menzile ulaşamayabilir. Bir kısmı yolda kalır. Nerede kalır? Şeyhinin sevgisinde kalır. Şeyhinin sevgisinde kalanlar, şeyhinin sevgisinde kalanlar, ileriye yürüyemeyenler, şeyhleri vefat ettiğinde, çengelde asılı et gibi orada dururlar. Bunu bir şeyh, müritlerine tavsiye ediyorsa, bir şeyh, bunu müritlerine tavsiye ediyorsa, o şeyh, fena fillah, beka billah noktasına gelmemiştir.
Bir kimse, bir şeyh efendi, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine muhabbette kaldıysa, müritlerine şunu diyecektir. Siz buraya geldiğinizde, sizin için yeterlidir diyecektir. O da fena billah, fena fillah, beka billah noktasına gelmemiştir. O da eksik ve noksan kalmıştır. Bunların üçü de şeyh midir? Evet. Üçü de şeyhlik yapabilir mi? Evet. Üçü de müride yol gösterebilir mi? Evet. Görmüşsünüzdür şimdi, orada burada şeyhi vefat etmiş, bizim şeyhimizin kılıcı, hala da keskin kınından çıkmış, kılıç gibi, şimdi hala da bizi idare ediyor, biz o yüzden onun dersini çıkıyoruz, biz onda kaldık diyenlere.
Kızmayın. Sebep, onlar Museviler gibidir. onlar Yakub'i gibidir. Onlar Yusuf'i gibidir. Onlar İsmail'i gibidir. Onlar Kenan'i gibidir. Onlar Zekeriya aleyhisselamın ümmeti gibidir. Onlar İsevi gibidir. Sebep, eğer, eğer Museviler, Musa aleyhisselamın peygamberlik nurunu tanımış olsalardı, o peygamberlik nurunun, Musa'dan sonra diğer peygamberlere geçtiğini görürlerdi. Onların kalp gözleri kapalı. Onların feraset nurları yok.
Kalp gözleri kapalı ve feraset nurları olmadığından dolayı, onlar yeni bir peygamberi tanımadılar. O yüzden Cenab-ı Hak da onları küfürle itham etti. Küfür örtmek demek. Onlar kendi kalplerindeki Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu feraset nurunu örttüler. Ve yeni peygamberi tanımakta güçlük çektiler, tanımadılar.
Oysa onlar eğer o peygamberin velilik nurunu görselerdi veya peygamberlik nurunu görselerdi, yeni peygamberin ve yeni velinin kim olduğunu, o peygamberlik nurunu veya velilik nurunu takip ederekten bulabilirlerdi. Ama onlar dinlerinde saplantılarından dolayı, dinlerini yaşarlarken saplantılarından dolayı, ama kendi yaşantılarındaki gevşeklikten, noksanlıktan dolayı gönül dünyalarını açamadılar.
Gönül dünyaları berraklaşmadı. Gönül aynaları parlamadı. Gönül aynası parlamayınca, Hz. Mevlana Celalettin'i Rumi Hazretlerinin dediği gibi, senin aynan neden haber vermez bilir misin? paslıdır da ondan. Çünkü o zat-ı mukerrem, çünkü o zat-ı ehadiyeti elinde tutan, elveli isminin sahibi ve kendisi, bütün gönüllere bu manada tecelli eder.
An be an. Ama gönül aynasını parlatmamış. İman edip salih ameller işlememiş. İman edip iyi ameller işlememiş. İman edip insanları sevmemiş. İman edip Allah dostlarını sevmemiş. İman edip mahlukatı sevmemiş. İman edip Muhammed-i Mustafa'yı sevmemiş. İman edip Allah'ı gözünün gördüğü her şeyden fazla sevmemiş. Öyle olunca o yeni bir peygamberi tanımadı. Öyle olunca o yeni bir veliyi tanımadı. Öyle olunca o velilik nurunu takip edemedi. Öyle olunca geçmiş ümmetler peygamberlik nurunu takip edemedi.
Peygamberlik nurunu takip edemedikleri gibi velilik nurunu da takip edemedi. Ve onlar yolda kaldılar. Onlar yolda kaldılar. Onlar ne yazık ki hedeflerine ulaşamadılar. Onlar ne yazık ki menzillerine ulaşamadılar. Ulaşamama sebepleri kendileriydi. Ulaşamama sebepleri kendi gönül aynalarını parlatmamalarıydı.
Oysa Allah'ın zikri onun gönül aynasını parlatacaktı. İman edip salih amel işleyen, iman edip salihlerle beraber olan, iman edip Allah'ın hududunu, hukukunu koruyan, iman edip gözünün gördüğü her şeyden fazla Allah'ı seven olsaydı onlar yollarına devam edeceklerdi. İşte Hz. Muhammed Mustafa'nın sevgisinde takılıp kalanlar örnek kimdi? Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleriydi. Kılıcını çekti. Kim Muhammed öldü derse bu kılıcım ona hakkını verecektir dedi. Ama fena fillah, beka billah noktasına gelen, kalbi bu noktada pırıl pırıl parlak bir ayna haline gelen ve gönlünde o esnada hiç toz toprak leke olmayan Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri dedi ki Dur ya Ömer, biz hiç ölmeyen, her daim diri olan, ölmeyen, her daim diri olan, evvel ve ahir olan, zahir ve batın olan ve bilinmek değil isteyen
Allah'a iman ettik dedi. Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri diyor ki Hz. Ebu Bekir diyor bunu bana söyleyince Gönlümde bir inşirah oldu. İçimde bir ılıklık oldu. Kalbimde farklı bir tecelliyat oldu. İşte bu bir mürşidi kamilin daha olgunlaşmamış, kemale ermemiş ama bir çıtı kalmış bir sufiye manevi tecelliyatıdır.
O esnada Hz. Ömer radiyallahu anh hazretlerinin kalbi sükunete erdi. Kabullendi bunu. İşte ondan sonra o aşırı peygamber sevgisinden aşırı Allah sevgisine dönüştü. Bu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmemek değildir. Bu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden daha fazla Cenab-ı Hakk'ı sevmektir.
Bir çıt daha fazla. O yüzden hani merhum Necip Fazıl Kısakürek'in çok güzel bir tespiti vardır. Hoşuma gider benim. Der ki insanın şeyhini sevmesinin sınırı yoktur. Ta ki Hz. Muhammed Mustafa'yı geçmedikçe insanın Hz. Muhammed Mustafa'yı da sevmekte sınırı yoktur. Ta ki Hz. Allah'ı geçmedikçe ve bu üç tarz sevgi bir kimse aşırı bir peygamber sevgisi bir kimse de işte her şeyi onun sıfatlarının tecelliyatı görme.
Harika. Burada her şey o dedi hu esmasıdır. Zat'a yönelik değildir. Bunu her şey o diyen bunu Zat'a yönelik diye düşünür. Bu Zat'a yönelik değildir. Hu esma ism-i şerîfi yine onu isimlendiren sıfatlardan birisidir. Üçüncüsü Hayyam'ın dediği gibi Ben düşündükçe var dünya Ben yok O da yok Kutsallaştırılan insan Evet İnsan bir veçesiyle kutsaldır.
İnsanın bir veçesiyle kutsallığını kabul etmemek insana gerekli değeri vermemektir. Çünkü onu tanıyacak onu bilecek onu teşbih edecek onu yapmış olduğu teşbihten tenzih edecek insandır.
Buradaki insanı kutsallaştırmak Rab'lik değildir. Buradaki insanı kutsallaştırmak ona kıymet vermektir. Onun layık olduğu makama oturtmaktır. Layık olduğu makama Sen meleklerden üstünsün Sen cinilerden de üstünsün Sen şeytandan da üstünsün Sen varlık aleminin kralı hükmündesin Varlık aleminin kralı hükmündesin Sen olmayınca Allah'ın Allah'lığı bilinmeyecek Sen olmazsan olmayınca Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının tam kemali bir şeyin üzerinde tecelli etmeyecek.
Onun sıfatlarının tam kemal noktasında bilinmekliği zamanın kutbunun üzerindedir. O olmazsa o aynada kendisini seyredemez. Aynada kendisini seyredeceği bilinmekliğini arttıracağı ve onun her an bilinmeklikle alakalı zatı uluhiyetinden ilminden bilinmezliğinden bilinirliğe çıkan tecelliyatını anlayacak olan o tecelliyatı vasıflandıracak olan o tecelliyata kalbi açık olan
o tecelliyata aklı açık olan her an o tecelliyata mazhar olmak için o deryanın önünde kurulmuş olan kocaman perdenin sızıntısından bir damla almaya çalışacak olan o olmazsa o zaman o deryanın hiçbir anlamı olmayacak. O sıfatsal tecelliyatlarının en zirve noktasını o ademiyet makamının en üst noktasında duran zamanın kutbul azamına akıtacak. O yüzden insan bir veçesiyle kutsaldır. O yüzden insan hiçbir varlığın ulaşamadığı miraç noktasına ulaştığından dolayı kutsaldır.
Yoksa insan Tanrı değildir. Ama insan Allah'ın sıfatsal tecelliyatının zirve noktasıdır. sıfatsal tecelliyatının zirve noktası. O zirve noktası olduğu için insanın bir veçesi kutsaldır. Bunu idrak edemeyenler kendilerini kutsal bir varlık görüp Tanrılaşırlar. Allah muhafaza eylesin. Burası sıkıntılıdır. Çünkü onun gözünden görür. Çünkü onun kulağından duyar. Sözlerimi geri aldım. Onun gözünden görür. Olunca ikilik oldu çünkü. O ikiliği kaldırmaz.
Gören odur. Duyan odur. Söyleyen odur. O yüzden insan önemlidir. O yüzden hayyam güzel söyler. Ama gören odur. O yüzden insan bir veçesiyle evet kutsaldır.
Bir veçesiyle. Öbür veçesiyle evet bir fark yoktur. Hiçbirinizin birbirinizden üstünlüğü yoktur. Ancak takvaca üstün olanlar Allah'ın nezdinde üstündürler. O yüzden bir veçesiyle böyledir. Kapımıza değil gönlümüze vuran buyursun. Bizim kapımız yok. Bunu kapısı olan düşünsün. ben kendimce söyleyeyim. Benim hiç kapım olmadı. Benim hiç yolum da olmadı. Ama benim gönlüm oldu. O yüzden Hz.
Muhammed Mustafa sallallahu ve sellem hazretlerini tenzih ederekten söylüyorum. Bir başkasının açtığı yol bana hep dar geldi. Gidemedim. Bir başkasının açtığı yol hep bana sıkıntılı geldi. Yürüyemedim. Gönül yolu kadar berrak gönül yolu kadar geniş, gönül yolu kadar derin, gönül yolu kadar yüksek bir yol görmedim hiç.
Hz. Muhammed Mustafa da sallallahu ve sellem hazretleri bunu tasdik etti. Müftüler sana fetva verse de sen gönlüne sor dedi ya. O yüzden müftülerin fetvasına bakmadım. Müftüler kızdı. Bizim böyle yolumuz var diyenlerin yoluna bakmadım. Kendilerini yol sahibi görenler kızdı. Ama dedim ki benim yolum senin yolun olsun dedim. O hiç kızmadı. O hiç kızmadı. ona da bir işaret verdi. Hz. Ali radiyallahu an hazretlerine dedi ya dua etti ya ona. Ona dedi ki Ali'nin döndüğü yeri hakkı döndür.
O yüzden kapımız yok. Gönlümüz gönlümüze de vuran vurmalarına gerek yok. Bizim gönlümüz selamun aleyküm diyene açık. Buraya kadarmış selamun aleyküm deyip de gidene yine açık. Biz ne gel dedik ne de gelene git dedik.
Geldiysen dedik bizim gönlümüzü acıtsan da paralasan da yakıp yıksan da biz öftemeyiz. Ama gönlümüzde misafir olanları rahatsız etme. Onların hukuku bize ait. Onlara bir şey deme. Sen oturduğun yeri hançerle. Buna razıyız. Yanındakini hançerleme. Buna razı değiliz. Sen git kendi gönlüne misafir olanları hançerle. Bizim gönül dünyamızda olanları hançerleme. Bu onların hukuku. Buna da işaret Muhammed Mustafa'dan sallallahu aleyhi ve sellem'den hani Yahudi bir kadın hayberli kadın bir et kızarttı.
Kuzu budu. Kuzunun kolunu zehir kattı içine getirdi. Hazreti Muhammed Mustafa'ya ikram etti sallallahu aleyhi ve selleme. O ondan ısırdı yedi yanındakine verdi. O yanındakine verdi. Gönül dünyasında gönlünün misafirlerine ikram etti. o kızarmış kuzu kolundan ve ondan yiyenler yavaş yavaş zehirlenmeye başladılar.
Yavaş yavaş zehirlenmeye başlayınca Hazreti Muhammed Mustafa o kadını tutup getirttirdi. Dedi ki bizi zehirledin. Şimdi dedi seni azat ediyorum. Sonra iki tane Müslüman şehit oldu. Onun gönlünün misafirleriydi onlar. O iki sahabe şehit olunca zehirlenmekten dolayı o zaman kadına kısas uygulattı. Ondan önce affetmişti. Dedi ki eğer ölmezlerse sıkıntı yok. Ölünce de dedi ki bu beni zehirlediğin için değil. Bu dedi kardeşlerimi gönül dünyamın sahiplerini zehirlediğin için sana kısas uyguluyorum dedi.
O yüzden gönül kapımız yok. Tıklamanıza gerek yok. Selamun Aleyküm de gel. Gelirsen girersen yok. Gelmişin onu bunu zehirleyeceğim diye çalışıyorsun. Bizi zehirlemene bir şey demeyiz. Ama bizim gönül dünyamızdaki misafirlerimize kardeşlerimizi zehirlemeye zarar vermeye kalkarsan onların intikamını senden alırız.
Onların kanını yerde bırakmayız. Onların ahını yerde bırakmayız. Bu da bizim vazifemiz. O yüzden gönlümüze vurmanıza gerek yok. Hallaç Kitabul tavasının kimi bölümlerinde peygamberi öven ilahiler yer alır. Bizzat doğruladığı hadisler arasında Allah yarattığı hiçbir şeyi Muhammed ve ailesini sevdiği kadar sevmemiştir sözünü de ekler.
Hallaç peygambere saygıda çok üst düzeylere çıkmıştır. Peygamberlik nuru yalnız onun nurundan çıkmıştır. Vücud yokluktan adı kalemden önceydi. Kainatlardan varlıklardan önce bilinmekte idi o. O hep var olacaktır. Gözler yalnız onun işaretiyle görür. Bütün ilimler onun denizinde bir damla bütün hikmetler onun ırmağından bir avuç ve zamanlar onun zamandan bir saattır. Yaşar nuri çevirisi. Evet bütün veliyullah bütün veliyullah fena filah bekabillah noktasına gelse dahi Hz. Muhammed Mustafa'ya sallallahu ve sellem hazretlerine karşı aşırı bir sevgi görünecektir. Hepsinde de bu biraz farklı algılanabilir.
Her peygamberin kendince bir miracı bir orucu vardır. biz velilerin bu halini miraç olarak adlandırılmaz çünkü peygamberlerle karıştırılır diye uruç denir yükseliş. Her veli bu urucunu başlangıç noktasında önce şeyhinin manevi dairesinde başlar. Bir müddet sonra onu eğer yetişiyorsa pir makamındaki zatlardan birisi ele alır. Burada bir kısım dervişler vartaya düşerler. Vartaya düştüğü nokta şudur o pir efendiyi tanıdı ya pir efendiyi tanıyınca şeyhinin gereğinin kalmadığını düşünür çattak gider.
Anında gider. Bakın anında gider. Bir kısım dervişler mesela zakirlerini şeyhini tanıyınca kadar severler. Şeyhini tanıdıktan sonra da zakirini şeyhinin önüne tutuyorsa o da gider. Vartadır bunlar. O pir efendiyi ile hemhal olan pir efendinin kimisine pir efendi filan gelmez direkten. İşin bir de bu tarafı var. Şeyhiyle hemhal olurken direkt sahabeden bir zat-ı kiramın terbiyesine girer. Sahabeden bir zat-ı kiramın terbiyesine girmek bilhassa büyük zat sahabelerden mesela Hazreti Ebu Bekir en zirve noktasıdır. Hazreti Ali radiyallahu an hazretleri mahrem noktadır.
Dördü de kutuptur ama bunların içerisinde Hazreti Ebu Bekir radiyallahu an hazretleri en üst noktadadır. Ehli beyt noktasında da Hazreti Ali Efendimiz en üst noktadadır. eğer o veli çift kanatlı gidecekse hem Hazreti Ali Efendimiz hem de Hazreti Ebu Bekir radiyallahu an hazretleri onunla ilgilenir. O zaman Pir Efendiler direkt Hazreti Ebu Bekir veya Hazreti Ali Efendimizin ilgilendiği bir sufiyle artık ilgilenmezler.
Mesele çünkü zirve noktadasından başlamıştır. o kimse bir şeyhe intisap etti. O şeyhte yol yürürken sahabeden bir kimse o kimseyi aldı. Mesela Hazreti Ebu Bekir veya Hazreti Ali Efendimizin himayesine aldığı öğretisine aldığı mürşidliğine aldığı bir dervişi peygamberlerden Hazreti İbrahim Aleyhisselam ile İsa Aleyhisselam alır eline. O da böyle Allah affetsin bir böyle bir peygamber edasıyla değildir. Çünkü Hazreti Ebu Bekir Radiyallahu An Hazretleriyle Hazreti Ali Radiyallahu An Hazretlerinin öğretisine giren bir sufi adayı Beni İsrail peygamberlerine denktir artık maneviyatta ve tabiri caizse o böyle hani askeri dille anlaşılacak gibi söyleyeyim kurmaydır artık o zaten o üstadından direkt sahabeden bir zata geçtiğinden dolayı onun kurmaylığı bellidir.
O rüyasında halinde değişik şeylerde o sahabe zatlarla ilgilidir. Bu kimse vartaya düşmez şeyhine dönmez veya şeyhini bu noktada kale almamazlık etmez o her bir hal bir şey yaşadığında şeyhinin süliyeti de oradadır. Delildir çünkü her dairede delildir. Onun üstadı bu gördüğünüz direk gibi delildir artık. Tanımada tanışmada tanıttırmada her rüyada her halde her yakazada o böyle artık şeyhiyle haşır neşir olur her şeyle.
Bu o kimsenin kurmaylığa doğru gittiğine işarettir. Ve oradan o aynı zamanda devamlı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hemhal olmaya başlar. Bir çıt daha ilerisi onun bu noktada yolu kalmaz artık. Direk o Muhammed'idir yolu. İşin doğru noktası ona Kadir'i de desen Rufay de desen Bedevi de desen Dusiki de desen Şazeli de desen ne dersen de ona o yol olarak o bir Pir Efendilerinin Zat-ı Şeriflerini tenzih ederekten söylüyorum bir yola sığmaz o. Sebep çünkü onun bu noktadaki manevi işareti Hz. Muhammed'i Mustafa'dandır sallallahu aleyhi ve sellem'de.
Öyle olunca o yollar ona dar gelir. Ve aşırı derecede peygamber muhabbeti onun maneviyatıyla alakalıdır. Böyle yolu uzun getirdim söyleyecek oldum şey çünkü tabiri caizse son noktası biraz mahreme kaçabilirim. O Sufi Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarını müşahede etmen hayret noktasında durmada Hz. Muhammed'i Mustafa'nın ruhaniyetinin ve nuraniyetinin içinde duraraktan tanır. Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarını müşahede ederken tabiri caizse onun fanusunun içinde oturur.
Onun fanusunun içinde oturduğu için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini bu manada her şeyi olarak görür. Hallac'ın dostu Şibli ezan okunurken Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin adının geçtiği şehadet cümlelerine gelince bana emir vermemiş olsaydın seninle birlikte başka birisini zikretmezdim dediği söylenir.
Tekrar okuyayım mı? Hallac'ın dostu arkadaşı Şibli aynı zamanda yaşamışlar. Cüneydi Bağdat'ı Şibli Hallacı Mansur bunlar aynı zamanda hemen hemen bölgesel olarak çok yakın birbirlerine yakın kimselerdir. Tabi herkes Hallacı tanıdığı kadar Şibli'yi tanımaz. Bunun içerisinde mesela Şibli Cüneydi Bağdat'ı kadar da Şibli tanınmaz. Ama bunlar zamanın normalde kutuplarıdır. Şibli'nin bir dört çetlik eseri vardı. Adı aklıma gelmedi şimdi. Ele geçirirseniz okuyabilirsiniz. Ezan okunurken Muhammed'in adının geçtiği şehadet cümlelerine gelince bana emir vermemiş olsaydın seninle birlikte başka birisini zikretmezdim dediği söylenir.
Yani eşedüven la ilahe illallah ve eşedüven Muhammed'in abdühü ve resulü Allah diyor bana izin verseydi ben sadece Muhammed'in Resulullah derdim. Onu söylüyor. Hz. Muhammed'in Mustafa sevgisinde zirve. Bir veçesiyle bu hal ile hallenmek ile fenafillah bekabillah noktasında hallenmenin arasında şimdi bu böyle size tuhaf gelebilir çok ince bir perde var zaten.
Fark edilmeyecek kadar. Mikail ve Cebrail'i düşünenleri kafir ve müşrik sayardı. Çünkü hadise göre en yakına gelindiğinde saf ruh olan Cebrail'e bile yer yoktur artık. Aşık ile maşuk birdir. Ayrılık diye bir şey yoktur. Cahil insanlar melekleri bir safa bir yere koyar. Hani insanın bir tarafı kutsaldır dediğim nokta buydu. Cebrail aleyhisselamın bundan sonra bana müsaade yoktur dedikten sonra dahi Hz. Muhammed Mustafa yürümüştür sallallahu aleyhi ve sellem. Hala da yürümektedir.
Bunu şöyle görün. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin bu dünyadan göç etmeden önceki miraç noktası buydu. Cebrail aleyhisselam buraya kadar geldi. Dedi ki ben buradan ortasına geçemem. Bunu Cebrail aleyhisselam olarak gördük. Kaldı burada.
Bu Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Burada anlatmaya çalıştım şey başka. Dedi ki Cebrail aleyhisselam ben buraya kadarım. Bundan sonrasına yol yürüyemem. Buraya kadar dedi. Tamam peki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri söz konusu çizgiden karşıya geçti. çizginin ilerisinde. Burada sınır var mı? Yok. Buradan öteye şuraya kadar denilebilecek bir noktada mı?
Değil. Eğer Cebrail aleyhisselamı mihmandar edenler veya mihmandarları Cebrail aleyhisselam olan buraya kadar gelecek. Peki Muhammed Mustafa'yı mihmandar eden sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyetinin ve nuraniyetinin içinde kendisine bir yer bulan yolu bitti mi?
Hala da onun ruhaniyetinin ve nuraniyetinin içinde olanlar bu manada yolları devam ediyor mu? O zaman Hallacın yolu devam ediyor mu şu anda? O zaman Şibli'nin yolu devam ediyor mu? O zaman Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolunu kendine yol edinenler onun ruhaniyetinin ve maneviyatının içine girenler Cebrail aleyhisselamın durduğu noktaya geçmiş olurlar mı?
O bir melek üzerine bir şey katması mümkün mü? Değil. Faziliyetini arttırması mümkün mü? Değil. Kendini daha da olgunlaştırması kemallerdirmesi mümkün mü? Değil. Değil. O zaman Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve maneviyatının ehemmiyeti çıkıyor.
Bunu bir hayrette bunu bir hal noktasında bunu bir makam noktasında gören sufiler o yüzden ona aşırı derecede muhabbet beslerler. O yüzden aşırı derecede ona bağlılık ve sevgi gösterirler. Rumi mesnevisinde bebek Muhammed'in sallallahu aleyhi ve sellemin nasıl kaybolduğunu anlatırken peygamberin gözyaşlarına boğulan süt ninesi Halime şu sözlerle teselli edilir.
sen onu kaybetmezsin hatta bütün dünya onda kaybolur gider. Süt annesidir ya Halime annemiz küçükken öyle bir hani hatta onda süt emecek mi emecek mi böyle bir korkuya tereddüde düşer. Çok ihtiyaçları vardır çünkü aslında sütü de gelmiyordur. Sütü gelmiyordur. ama çok ihtiyaçları vardır. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem emmeye başlayınca şarıl şarıl süt gelmeye başlar. Evet. İslam'ın kalbi Kur'an'ı getiren Resul değil kesin vahiy olarak Kur'an'ın kendisi ise de ooo İslam'ın kalbi Kur'an'ı getiren Resul değil kesin vahiy olarak Kur'an'ın kendisi ise de peygamberin şahsiyeti dini yaşantının vasıtası olmuştur.
Ancak Müslümanlar kelime-i şehadetin ikinci cümlesinde belirtildiği gibi şer'i açıdan İslam inancının sürdürülebilmesi için peygamberin kişiliğinin gerekli olduğunu hissetmişlerdir. Anne Maria Seç Timmel İslam'ın mistik boyutları. bunun yabancılar biliyor da Müslümanlar bilmiyor. Bunu yabancılar çok âlâ biliyor. Bizim Türkiye'deki hadis inkarcısı milyonlar bilmiyor. Tabi cümlenin başlangıcı müthiş. İslam'ın kalbi yani İslam'ın kalbi ne? Kur'an. Kur'an'ı getiren Resul değil kesin vahiy olarak Kur'an'ın kendisi ise de hani Kur'an'ı getiren Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendisi değil.
Ya vahiy ile Kur'an kendi kendisini getirdi. O manada söylüyor. Yani Kur'an'ı kim indirdi? Cebrail aleyhisselam indirdi. Kimin gönlüne indi? Hz. Muhammed Mustafa'nın gönlüne indi. Ama Kur'an'ı direkt indiren Hz. Muhammed Mustafa değil. O indirilen tecelligah o. Tecelli eden değil tecelli edilen. Bakın tecelli edilen ve o Kur'an'ı yaşayan nasıl yaşanılması nasıl anlaşılması gerektiğini bize aktaran kim? Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Muhteşem ancak Müslümanlar kelime-i şehadetin ikinci cümlesinde belirtildiği gibi şer'i açıdan İslam inancının sürdürülebilmesi için peygamberin kişiliğinin gerekli olduğunu hissetmişlerdir.
Evet. La ilahe illallah batınıdır. Muhammed'in Resulullah zahiridir. La ilahe illallah'ın görünürüdür Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. La ilahe illallah'ın zahiridir. Muhammed'in Resulullah Muhammed'in Resulullah olmazsa La ilahe illallah'ın anlamı olmaz. E sen bunu buradan bu alıntıyı alır getirir benim önüme koyarsan ben de derim ki penaltı noktasına topu konmuş kaleci de demiş ki ben bunu kesin gol olarak yerim çekmiş gitmiş bana da şimdi tam gündeme de uygun gole atmak düşüyor.
Yani bunu normalde şimdi Anne Maria Sücü Timmel kimse bu Alman bunu bir Alman görüyor da bunu bir Alman görüyor ama bizim İslam dünyasındaki bilhassa Türkiye'deki hadis inkarcıları görmüyor. Bunu bir Alman araştırmacı görmüş. Araştırmacı mı bu? Profesör bunu bir Alman profesör görmüş. Ama bizim hadis inkarcısı profesörler görmüyorlar bunu. Bizim hadis inkarcıları bunu görmüyor. Neden? Bu Alman profesör uluslararası emperyalist ve deccalist güçlerin elinde değil.
Onların emrinde değil. Eğer uluslararası deccalist ve emperyalist güçlerin elinde olsaydı o da dini ifsad Müslümanları ifsad etmek için hadisleri inkar edecekti. Neden? Müslümanlar ancak böyle ifsad olur. Müslümanların eline ancak silah tutuşturup birbirlerini böyle öldürttürebilirsiniz. Hadisler orada durduğu müddetçe siz Müslümanları birbirine öldürttüremezsiniz. Müslümanları İngiliz soysuzlarının oyununa getiremezsiniz öbür türlü. Çünkü hadis-i şerif der la la illa muhammed Resulullah değil kanı helal değildir. Öldüremezsin.
Çünkü hadis-i şerif der hiçbir insanı öldürme. Öldüremezsin. Ancak senin yurdundan sürmeye senin yurdunu işgal etmeye senin namusuna şerefine vatanına milletine göz dikti onunla böyle hani devirmeye çalıştı parçalamaya çalıştı o zaman öldürürsün onu. O da yine devletin emriyle öldürürsün. Devlet bu konuda satılmışsa satılmışların eline geçtiyse o zaman devletin içerisindeki satılmışları temizler gene yaparsın yapacağını. Yani Osmanlı'nın içerisinde İngilizlerin satın aldığı kimseler yok muydu? Vardı. Devleti zaafa düşürmüyorlar mıydı? Evet. E şimdi o İngiliz uzantıları hala da bizim devletin içerisinde bitti mi?
Hayır. Bizim Türkiye Cumhuriyeti'nin devletinin içerisinde o İngiliz uzantıları hainler var mı? Evet. O İngiliz uzantısı bizim bu ülkemizde tekkelerde cemaatlerde tarikatlerde uzantıları var mı? Var. Bunlar uluslararası emperyalist decjalist güçler. Yani bir kimse sünnete Resulullah'ın hepsine muhalif ise hepsini de silip atıyorsa bilin ki o ajandır. Ya Mossad ya CIA ya da cahilin tekidir o. Cahildir o. Dini yaşamaktan aciz, dini bilgiden acizdir. Allah muhafaza eylesin.
Peygamber Rumi'nin dediği gibi insan için ilahi bir sınamadır. Kaç günden beri bunu hazırlıyorsun? Kaç? On beş günden beri. Bak sufiler her şeyden bir hikmet çıkarırlar ya kendi kendilerine orada böyle bir yağmur yağar bir şimşek çakar oradan birisi bir şey olur bir şey olur sufi kendince böyle düşünür. Ya onda bir hikmet var der. Çok eleştirilir ya bu böyle hani siz bir şeyde hikmet görürsünüz diye. Evet hikmet güne damgasını vuruyor. Bir kaç güne damgasını vuruyor. On beş gün öncesinden hazırlamaya başlamış. Hikmet var. İnsan için ilahi bir sınamadır. Yani imtihandır. Yalnızca Allah'a secde eden iblisin tevhid anlayışına karşıt olarak sonunda panteizme ve tüm dini amentülerin birbirine karışmasına götüren bu sapmayı yok etmek üzere araya peygamber konmuştur.
yani peygamber olmamış olsa ne olacak? Bir sürü sapma ve saplantılara gidecek herkes. Sonuçta iblisin tevhid anlayışına karşıt olarak peygamber gönderilmiş. Peygamberler gönderilmiş. Eğer peygamberler olmamış olsaydı peygamber olmamış olsaydı iblisin tevhid anlayışı geçerli olacaktı. Bu panteizm olur bu başka bir şey olur her şey olur. Bu Cenab-ı Hakk'ın İslam dininin dışındaki her şeydir. Eğer bu sapmayı yok etmek için insanların insanların yeryüzünde sapkınlıktan kurtulup gerçek tevhid inancına sahip olmaları için peygamberler gönderilmiştir.
Yoksa peygamberler gelmemiş olsaydı herkes kendince bir ilah anlayışı ya da kendisini ilahlaştırıp tanrıcılık oynayacaktı. Ebu Cehil Hz. Muhammed Mustafa gelmezden önce Ebu'l-Hikem'di. Ebu'l-Hikem'di. Yani Hikmet'in babasıydı ismi. Asıl Hikmet'in babası olan Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zuhur edince onun adı Ebu Cehil oldu. Eğer Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gelmemiş olsaydı Ebu Cehil'i herkes Ebu'l-Hikmet olarak tanıyacaktı. Hiç kimse şeytanı şeytan olarak bilmeyecekti Adem aleyhisselam gelmemiş olsaydı.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem İslam'ın tanımına bir sınır koyar ve imanın diğer biçimlerinden İslam'ı ayırır. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem İslam'ın tanımına bir sınır koyar. Dinin tanımına dinin yaşanmasına dinin algılanmasına sınır koyan Muhammed-i Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. O yüzden biz Muhammed'in getirdiklerine iman ederiz. O yüzden Cenab-ı Hak der ki Muhammed bir hüküm koyduysa ona tabi olunlar. Yoksa bir kimse kalkardı bütün gününü namazdan geçirirdi. Sınır koydu. Meşhurdur ya üç sahabe hiç yemeyeceğiz hiç uyumayacağım hiç cima etmeyeceğim dedi.
Sınır koydu. Allah'tan en fazla korkanınız benim iftar ederim yerim dedi. Uyurum cima ederim dedi. Sınır koydu. Birisi malının tamamını verecekti fazla dedi. dörtte üçünü vereyim dedi. Fazla dedi. Fazla dedi. Ona dedi ki arkandan ehlinin ve çocuklarının dua etmesini istemez misin? Bu sefer onun malının aklımda kalanı söylüyorum. Hata yaptıysam yanlış söylediysem düzeltin. Dörtte birini aldı. Sınır koydu. Namaza sınır koydu. Oruca sınır koydu. Bakın namaza sınır koydu.
Oruca sınır koydu. Tasadduk etmeye sınır koydu. Hayatın bütün alanında doğru dini yaşamaları için insanlara sınır koydu. Eğer dini anlama ve yaşamada Muhammed Mustafa'nın sınırını bir kimse aşarsa onu sapık olarak nitelendiriyoruz biz. O sapkınlardan oldu. Delalete düşenlerden oldu. O haddi aşanlardan oldu. Ayet-i kerimede siz kendi nefislerinizi kendi ellerinizle ateşe atmayın hükminde. O neyi haram ettiyse biz onu haram bulduk. Böylece kendi kafamızdan bizim haram etme yetkimiz kaldırıldı.
Hiçbir otoritenin hiçbir otoritenin İslam'da haram olmayan bir şeyi haram etme yetkisi yoktur. Hiçbir otoritenin İslam'da helalı haram etme hakkı yoktur. bu cumhurbaşkanı da olsa başbakan da olsa valide olsa şeyh de olsa müftü de olsa bu ne bileyim işte komutanda olsa bu ne olursa olsun allame-i cihan olsa allame-i cihan olsa bütün dünyanın hükümranlığı o kimseye verilmiş olsa o kimsenin Kur'an ve sünnetin helal ettiğini haram etmeye Kur'an ve sünnetin haram ettiğini helal etmeye hakkı yetkisi
etkisi yoktur. Kur'an ve sünnetin hükmünü değiştirmeye hakkı etkisi yetkisi yoktur. Hüküm Allah'ındır. Hz. Muhammed Mustafa da koysa o hükmü o hüküm Allah'ındır. Hz. Muhammed Mustafa'nın da koyduğu hükmü değiştirecek hiçbir güç hiçbir otorite hiçbir zalim yoktur. Çünkü bunları değiştirmeye kalkan zalimdir. Zalimlerle savaşmak da Allah'ın emridir. Bunları değiştirmeye kalkan tauti güçlerdir.
Şeytanidir. Bunlarla savaşmak her Müslüman'a farzdır. Her Müslüman'a. O yüzden Muhammed Mustafa'sız peygambersiz bir din din değildir ancak sapıklıktır. O yüzden Muhammed Mustafa sınır koyar. O yüzden ayet-i kerime der ki Allah'a itaat edin. Resulüne itaat edin. Birçok ayet-i kerimede Cenab-ı Hak buyurur ki Allah'a itaat edin. Resulüne itaat edin. Birçok ayet-i kerimede der ki Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir. Başka bir ayet-i kerimede Allah'ın hükmüyle hükmetmeyen zalimlerin ta kendileridir.
O zaman Allah'ın hükmünü değiştirmeye kalkan ya kafirdir ya zalimdir ya müşriktir ya mürtettir. Bir şeydir o. O mümin değildir. Bakın o mümin değildir. Hazreti Muhammed Mustafa'nın sınırını tanımayan sallallahu aleyhi ve sellemin sınırını tanımayan bir kimse mümin değildir. Ben yıllardan beri bağırırım ya sünnet-i seneyi inkar edenler mümin değillerdir diye. Evet. Çünkü dinin sınırını biz Hazreti Muhammed Mustafa'nın sünnetlerinden biliriz. Onun sünnetlerinden biliriz.
Onun hadislerinden biliriz. O yüzden burada güzel bir şey bu. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem İslam'ın tanımına bir sınır koyar ve imanın diğer biçimlerinden İslam'ı ayırır. Ya bir sürü iman vardır. Az önce dedim ya her nefesa dedince Allah'a giden yol vardır. Eyvallah. ama bunların içerisinden en kestirme en özel olanı İslam'dır. Devam ediyoruz. Muhammed'in özel konumunu onaylamayıp kelime-i şehadetin yalnızca ilk kısmını dikkat alan mutasavvuflar İslam'ın kapsamlı bir panteist yorumuna kapılma ehlimindeydiler.
Evet. Eğer Muhammed'u Resulullah demez ise bir kimse İslam'ı tanımlamada imanı tanımlamada sapkınlığa düşer. Evet. Bunu normalde biz deizm diyelim. Her şey diyelim. Allah muhafaza eylesin. Muhteşem bir çalışma yapmışım. Teşekkür ederim ya. Gerçekten can evimizden vurdun böyle. Tekrar teşekkür ediyorum. hallacın peygamber övgüsüne devam edelim.
Gerçekten böyle hakkınızı helal edin hepiniz. Hakan da helal etsin. Böyle bu içimde böyle içim içime sığmayan şeyler vardı. Böyle Cenab-ı Hak'a hamd olsun. Şu böyle çalışma tabiri caizse böyle benim gönlümü hoş etti. Allah razı olsun inşallah. Sıkılmıyorsunuz değil mi? Sağlı sollu yanaşınız o zaman. Kapının ağzı boşalsın biraz. Harika. Hallacın peygamber övgüsüne devam edelim.
İlk yaratılan varlıktır o. Nuru her şeyden önce gelir ve Allah'ın ruhundandır. Attarın aynı sözleri gibi Ferhudüttin Attarın. Menbayı nefs nur-u mutlak başka bir şey değil. O da nur-u Muhammed'i başka bir şey değil. Cenab-ı Hak ben bilinmez idim. Bilinmekli istedim. Bir şey yarattım dedi. Bir şey ben hep derslerde bunu anlattığım şey. Sufilerin inancı öyledir. Benim inancım öyledir. Zaten hadis de var. hiçbir şey yok iken ben peygamber idim. Hz. Muhammed Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyetidir. Hz.
Muhammed Mustafa'nın ruhaniyetini ve nuraniyetini Cenab-ı Hak kendi ruhundan ve nurundan yaratmıştır. Kendi ruhundan ve nurundan yaratmıştır. Bu akılla algılanabilecek şey değildir. O yüzden ben derim ya İslam bizim dinimiz sadece akıl ve mantık dini değil.
İslam dini akıl ve mantık dini olarak görmek isteyenler veya görenler kendi akıllarını ve mantıklarını ilahlaştırmış kimseler. Kendi aklını tanrılaştıran ilahlaştıranlar kendi akıl kısalıklarından dolayı akıl üstü olan Kur'an ve sünneti anlayamazlar. Kur'an ve sünnet akıl üstü bir olgudur. akla hitap etmez demiyorum. Kısacık akıl ne ki ona hitap eder. Onu boğar zaten. Onu hayrete düşürür. Kur'an ve sünnete kalp gözüyle bakmak gerekir. Gönül gözüyle bakmak gerekir. Bu bir müddetse ona bir müddet mümin kendi gönül gözüyle baktığını zanneder.
Bir müddet sonra bakanın o olduğunu görür. Bakanın o olduğunu görünceye kadar o kendi gönül gözüyle baktığını düşünür. O yüzden Kur'an ve sünneti anlamaya çalışmak için gönül gözü gerekir. Gönül kulağı gerekir dinlediğini anlamak için. Eğer senin gönül gözün gönül kulağın gönül aklın gönül dilin çalışmaya başlamadıysa sen kısacık aklınla kısacık şeyleri dahi anlamakta zorluk çekersin. Ama senin gönül dünyan gönül perden gönül penceren açıldıysa o zaman sen her ayetin manasını idrak etmeye çalışırsın.
Şimdi Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi Rabbil Alemin bunun akli karşılığı Rahman ve Rahim olan Allah'a hamd ederim. Öyle değil mi? Bunun Rahmaniyetini idrak ettin mi ki sen? Cenab-ı Hakk'ın Rahimiyetini idrak ettin mi ki? Nereye kadar idrak ettin? Hamd etmenin idraki nereye kadar sende? Gönül dünyası gönül perdesi gönül penceresi gönül gözü gönül kulağı dediğim şey bu. Ayet-i Kerime'yi okudun.
Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi Rabbil Alemin o bilinmekliği istedi. o tanınmaklıyı istedi. O bilineyim istedi. Bilinmekliğin başlangıcı Bismillahirrahmanirrahim onun evveline şeytandan sığın. Yani kulağını şeytana kapat. Gözünü şeytana kapat. Gönlünü şeytana kapat. Elini ayağının vücudunu bildiğini bilmedin bütün her şeyi şeytana kapat. E üzücek sığınırım şeytanın şerrinden kime? Allah'a kim? Bismillahirrahmanirrahim Rahman ve Rahim olan Allah'a kime sığındın?
Rahman ve Rahim olan Allah'a daha daha henüz Allah'ı tanımadın. Daha henüz Allah'ı bilmiyorsun. Daha henüz Allah'ın sıfatları sana tecelli etmedi. Henüz daha sende hiçbir Allah bilgisi yok. Sana önce dedi ki şeytanla bağını kes. Beni tanıman için şeytanla bağını kesmen lazım. Beni tanıman için şeytandan kulağını çekmen lazım. Beni tanıman için şeytandan gözünü perdelemen lazım. Beni tanıman için gönlünde şeytanı çıkartman lazım. Şeytanın elinden şeytanın gözünden şeytanın dilinden şeytanın kalbinden ve kalbindeki şeytandan Rahman ve Rahim olan Allah'a sığın.
Rahman ve Rahim olan tanıdın mı? Hayır. Ama aklen akıl burada lazım işte. Zahir akıl iman etmen lazım senin. İman ettin. Sığınman lazım sığındın ama Rahman ve Rahim olan Allah'ı anlamaktan tanımaktan uzaksın daha. Hangi akıldan bahsedeceğiz?
Aklını ilahlaştıranlarla haşa Allah alay ediyor. Biz İbrahim'e dedik ki diyor ateşe dedik ki e ateş yakma serin selamet ol. Ateş diyor ki ya siz buna inanıyorsunuz. Evet biz buna inanıyoruz diyor. Bunun akılla çözümü yok. Yok kardeşim bunun akılla çözümü yok. Biz buna iman ediyoruz. Bu kalbi bir şey. Ne aklı. Saf salak mıyız biz? İsa aleyhisselam için diyor ki sen hani kuştan bir diyor kuşa benzetirdin bir şey çizerdin toprağa. çizerdin. Yani böyle bir kuş resmi çizdi. Biz ona can verirdik ya diyor.
Ne aklı ya? Hani ölülere hayatı tekrar iade ederdik ya diyor. Ölüye. Hani İsa aleyhisselam ölen bir kimsenin başına gitti. O da kendi katilini söyledi ya. Kendisini kiminle öldürdüğünü söyledi. bunu İsa aleyhisselam yapınca inandı. Bak bak bak bak bak bunu Hz. Muhammed Mustafa'nın hadislerinde olan hadiselerden söyleyince olmaz böyle bir şey. Aklı kırı bu. Bak kafire gavura bak. Ya İsa aleyhisselam'da var ayetle sabit.
Hz. Muhammed Mustafa onun fevkinde onun üstünde Allah muhafaza eylesin. Böyle söylemekten Cenab-ı Hak gurura kibire koymasın. Hz. Muhammed Mustafa'nın ruhaniyetinin maneviyatının yanında İsa aleyhisselamın esamesi okunmaz.
İsa aleyhisselamla iki arkadaş gibi böyle gelir sakalını sığazlar seni sakalım benim sakalıma benzemişler. Harika. Ha Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine gözünü kaldıramazsın. O da ötelerden böyle ötelerden geliyor diye böyle nidası geldiğinde yatıyorsan 18 metre havaya kalkarsın.
Öyle bir şey yok. O yüzden o varlığın başlangıcı o varlığın hem ruhu hem nuru bakın varlığın başlangıcı varlığın hem ruhu hem nuru onsuz varlığın hayat bulması mümkün değil. Onu tanımadan onu bilmeden Allah'ı bilmek ve tanımak mümkün değil. Hallaç ilahisinde peygamber yaratılışın hem nedenidir hem amacı. Bu düşünceyi daha geçerli kılmak için bir kutsi hadiste şöyle demiştir. Sen olmasaydın gökleri yaratmazdım.
levlâkel evlâk o olmasaydı hiçbir şey yaratmazdı. O olmasaydı hiçbir şeyi yaratmazdı. Ha yaratacakmış önce onu yaratmış. O bütün her şeyin tohumu bütün her şeyin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem olağanüstü konumunu vurgulayan şu sözlerle şereflendirilmiştir. Allah'ın yarattığı ilk şey benim ruhumda. Adem suyla çamur arasındayken ben peygamberdim. Allah'ın ilk yarattığı Hz. Muhammed Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti. Ve daha hiçbir şey yaratılmamış iken Hz. Muhammed Mustafa'nın ruhaniyetinden ve nuraniyetinden sonra Hz. Muhammed Mustafa peygamber idi. Bütün peygamberlerin evveli bütün yaratılmış olarak evveli.
Allah bize bizi ona inşallah yoldaş eylesin. Dördüncü sayfadan devam edeceğiz. Bir de tabii ki Miraç var diye buradan devam edeceğiz. Saat 11'e 10 var. Gelirsen devam edeceğim. Gelmezsen devam etmem. Evet. Bunu arkaya uzatın inşallah. Sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Geceniz hayır olsun. Selamun Aleyküm. El Fatiha. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.