Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 11 Mart 2012 · 47:22
Bu mu şimdi kaderlerle konuşuyor? Bir sıkıntı kalmadı ya. Yeni düşünceler açılır. Tamam mı? Açılsın bakalım inşallah. Efendim bir sohbetinde la ilahe illallah diyen herkes kardeşimizdir. Demeyenler kardeş adayımızdır demiştiniz. Bunlara yapıdılar daim ayırt etmedik ki biz. Bizim insanları ayırt etme hakkı ve hukuku olanlardan değiliz. Kendimizi de öyle görmüyoruz. O yüzden kim la ilahe illallah Muhammeden Resûlullah dediyse bizim kardeşimizdir.
Demeyenler kardeş adayımızdır. Bu noktada fikrim değişecek değil. Bunu tekrar söylemekte fayda görüyorum. Kim la ilahe illallah Muhammeden Resûlullah diyorsa bizim kardeşimizdir. Deneyen insanlar da bizim kardeş adayımızdır. Eğer bir kimse la ilahe illallah Muhammeden Resûlullah demediyse bunun sorumluluğu Müslümanlardadır.
Bunun sorumluluğu Mustafa Özbağ'dadır. Farket-i Nefsim için söyleyelim. Biz Kur'an'ı ve Kur'an'ın hakikatlerini, biz Muhammed-i Mustafa'yı ve Muhammed-i Mustafa'nın hakikati olan sünnetlerini düzgün bir şekilde yaşayıp, düzgün bir şekilde tebliğ edemediğimizden onlar İslam olmamışlardır. Eğer Müslümanlar Allah'ın onlara göndermiş olduğu Kur'an'ı ve Allah'ın onlara lütfetmiş olduğu Muhammed-i Mustafa'yı anlayıp yaşayabilmiş olsalardı, ben inanıyorum ki bütün arz İslam olurdu.
Bütün arz İslam olurdu. Kıymetli dostlar, Müslüman bütün arzı İslam etmekle mükelleftir. Mükelleftir. Arzdır bütün Müslümanlardır. Ama biz karşımızdaki kimseyi, onu İslam'ı tebliğ etmek, ona dini anlatmak, ona Muhammed-i Mustafa'nın yolunu anlatmak, ona Kur'an'ı anlatmak noktasını değil, biz onlara düşman olma noktasını seçmişiz.
Biz onlarla düşmanlık yapmaya çalışıyoruz. Düşman olduğunuz kimseye Kur'an ve sünneti tebliğ edebilir misiniz? Düşman olduğunuz bir kimseye bir hakikat anlatabilir misiniz? Düşman olduğunuz bir kimseye hangi doğruyu götürebilirsiniz? Zaten birisini kim besliyorsanız aklınız yoktur. Birisine düşmanlık besliyorsanız sizin aklınız sizden gitmiştir. Neden sinirli olan kimsenin boşaması dahi kabul edilmedi? Aklı yok çünkü. Sarhoş hükmünde. Kim insanı sarhoş eder? Düşmanlık insanı sarhoş eder? Garez insanı sarhoş eder? Bunlar insanı şeytana doğru götüren şeylerdir. İnsanı şeytanlaştırır. Nasıl şeytanlaştırır?
Sen karşıdaki kimseye kurarsın kendini. Kurdukça şeytanlaşırsın. Ona kötülük yapmaya çalışırsın. Ona karşı gardını kuvvetlendirirsin. İlahi ona bir zarar verceksin. Allah'a mahvaz edersin. Bidmin o değildir. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Ebu Leheb ona o kadar zorluk çıkarırdı. O kadar sıkıntı verdi. Ona derdi ki ne zaman İslam olacaksın? O kendisine zorluk çekerdi. Sıkıntı çıkaran. Tebliğinde hep engel olan Ebu Leheb kuyuya düştüğünde herkes uğraşıp çıkaramaz. Der ki yeğenim Muhammed var ya, evet. Ona söyleyeyim der. O beni buradan çıkarır. Düşmanınız, yani size düşmanlık eden bir kimse, eğer yardıma ihtiyacı varsa aklına siz gelmelisiniz. Bakın Muhammed Mustafa'da sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Öylesine üstün ahlak var ki, o müşrikti, o kafirdi, o imansızdı, o dinsizdi, o putparesdi diye bakmıyor.
Koşa koşa gidiyor kuyunun başına. Diyor ki ya amca, Ebu Leheb demiyor ona. Seni buradan çıkarsam Allah'ın varlığını, birliğine, benim de onun Resulü olduğumu iman eder misin? Evet yeğenimdir. Hiç kimse çıkaramamış ya. İki rekat namaz kılar. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adı kıyar. Bismillahirrahmanirrahmanirrahim der, elini uzatır çıkarırız. Amca der, çıkmıyor, iman edin. Yeğenim iman edeceğim, bir şey daha göster bana. Buyur der. Şu ayı der, bir ikiye böl sen. Hani tarihte kamer mucizesi olarak geçer yani, ay mucizesi. Hemen iki rekatta namaz kılar, Allah'a yalur, Cenab-ı Hak tecelli ettirir. Ay ikiye bölünür, döner. Belki amca, işte bak ay Uhud da onun birisi bir tarafa, yarısı bir tarafta.
Şimdi inannum ki sen tam bir sihir bassın der. Ona niçin iman etmedin demezler. O yüzden, La ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyenler kardeşimizdir. Demeyenler kardeş adayımızdır. Gönlümüz ister ki, bütün insanlar Kur'an'ın o hak ve hakikat mucizesiyle karşılasınlar, tanışsınlar ve iman etsinler. Gönlümüz arzu eder ki, Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem adetinin, nuraniyetini bütün insanlar görsünler ve onun peygamberliğine iman etsinler.
Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Bu bir soru yapmış, gizli okulmasını istemiş. Bir kimsenin, bakın abdestle alakalı bu mesele, abdestle alakalı bir şey söyleyeyim size. Bir kimsenin vücudu kurtlansa, kurt var vücudunda. Abdestini alır, namaza durur.
Kurt, herhangi bir uzvundan, herhangi bir yerinden çıksa, düşse, onun abdesti bozulmaz. O çünkü özürlük. Hanefi ve şafi mezhepler arasında 13 tane farklılık olduğu söyleniyor. Kur'an ve sünnet bir uluduna göre bu farklılıklar nelerdir, sebebi nedir? Bu mezheplerin arasındaki farklılıkları zenginlik olarak görüyor. Bunlar dinin yaşanmasını kolaylaştırıcı unsurlardır. Din kolaylıktır. Kolaylaştırmak için farklı mezhepler çıkmış. O yüzden bu farklı mezheplerle, farklı konularda, farklı iştahatlar yapmışlar. Bu bir zenginlik. Allah bizi o zenginlikle müşerref kılmış. O zenginlik bize lütfetmiş. Varası cemaat veya tarikatlara göre ülkemizde darül harp yoktur deniyor. Darül harp olup olmadığınızı ölçümüz, manevi bakışımız mı, İslam hukuku mu olmalıdır demiş.
Darül harbe bakışımız İslam hukuku olmalı. Türkiye'nin darül harp olduğuna en son Osmanlı'nın Şehir İslam'ı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Sabri Efendi, Türkiye'nin darül harp olduğuna dair fetvari verip Türkiye'den hicret etmiştir. Onun üstüne yeniden Türkiye darül İslam'dır diye bir fetva vere yoktur. Bunun üzerine birisi kalkacak diyecek ki, Türkiye darül İslam'la fetva verecek, insanlar o fetvanın üzerinde tartışacaklar yine. Ama bunun tartışması yok. Bugüne kadar da hiç kimse tartışmamış. Son darül harptır diyen o son Osmanlı dilemasının zirve isimlerinden birisi de Mehmet Sabri Efendi. Mehmet Sabri Efendi bu fetvayı vermiş, yayınlamış bir de büyük bir cesaretler.
Yayınladıktan sonra da hicret etmiş, yürümüş gitmiş Şam'da meftun. Kabr-ı şerifi Şam'da. Onun üstüne yetkili ve dirayetli herhangi bir kimse darül İslam'dır dememiş. Türkiye'de fetva kurulu var. Böyle bir fetva verebilirlerse versinler. Veyahut da Mehmet Sabri Efendi gibi ilmiyle amil bir zat çıkar. Böyle bir fetva verirse verebilir. Bunda bir sıkıntı yok. Zaten Türkiye'nin darül İslam olduğunu söylemek hukuken de yasak. Birisi Türkiye darül İslam'dır derse Cumhuriyet Savcısının önünde sonunu alır. Türkiye'nin mevcut hukukunu, düzenini, dini bir düzene ve hukuka çevirmekten savcılık ona mahkemeye sevk etmek, onu dava açmak zorunda kalır.
Hiçbir Allah'ın kulu öyle kolay kolay Türkiye'de, Türkiye darül İslam'dır diyemez. Derse bugünkü yasalara göre bu iş işlemiş olur ve mahkemeyi boylar. Böyle söyleyenler karakolda hiç ifade vermemişler o yüzden. Dünya'ya gelip yaşama amacımız nedir? Altındaki soruyu okuyamadık.
Cin, oraya okuyamadık. Cinle alakalı ama dünyaya gelip yaşama amacımız nedir? Müslümanları yaşama amaçları Allah'ı bilmek ve tanımaktır. Bu müthiş ya. Ben mekar bir bayanım, duydum ki evlenmek isteyene iki dakikalık iş diyormuşsunuz. Ben nerede hata yapıyorum, sizin sözünüz haktır, inanıyorum. Fakat ben istediğimi düşünüyorum. Nasıl istemeliyiz, benim hata nerede olmuyor, aklınıza sığınarak da soruyorum. Evet, evliliğe iki dakika bile uzun. İki dakika diyor, böyle bir düşünme zamanı olsun diye. Gerçekten evlenmek iki dakikadan uzun. Ama insanlar Kur'an ve sünnetin dışında o kadar çok prosedür üretmişler ki, insanlar sünneti Resulullah'tan o kadar çok uzaklaşmışlar ki, insanlar evlenmeyi Everest tepesine tırmanmak haline getirmişler.
Şimdi asıl burada sorular var, ona hazırlıyorum. Kendimi de şu yepirdekleri bitireyim diye düşünüyorum. Kıymetli dostlar, evlence olan insanların üç sefer birbirleriyle görüşme hakları vardır. Üç sefer görüştü, birbirleriyle görüşmeleri bitince ben sünnete Resulullah'tan bahsediyorum yalnız. Sizin ananızın, babanızın, sülalenizin, dedenizin, ninenizin nefsinden değil. Sizin nefsinizden değil, annem ne der, babam ne der, ablam ne der, eniştem ne der, dayım ne der, amcam ne der, şu ne der, bu ne derden değil. Bunların hepsi de nefis. Ben direkt sünnetten bahsediyorum. Bir kadın hiç evlenmemişse, kız çocuğuysa kendisine gelen teklifleri değerlendirir.
Görüşmek isteerse görüşür, üç sefer görüşür, o görüşmenin sonucunda evlenmeye karar verirse, anne baba, o kızın annesi babası, o kızın nikahını o esnada kıymakla mükelleftir dine göre. Adam diyorsa ki, ben bu kıza talibim, bugün nikahlanıp alıp götürüyorum, kız da diyorsa ki, ben bu nikahı kabul ediyorum, baba ben bu adamla evlenmek istiyorum, anne ben bu adamla evlenmek istiyorum, o esnada o kimse, o kızı alır götürür.
Biter, nikah bu kadar, evlenmek bu kadar. Velimin yemeği sünnettir, kızın kınası sünnettir, çeyizi sünnettir. Kızlar şunu diyebilir, biz kınayı yarın akşam yapacağız veya evlendikten sonra yapacağız, biz çeyizi de evlenirken kuracağız, hiçbir şeyimize bizim karışmayalım, bitti. Sıraya giriyor, nasıl, tezesi, nenesi, emmesi, dayısı, eniştesi, anındıdı.
Kızın sıraya giriyor, amcası, amcasının kayınbederi. Biz soralım, danışalım, kime soracağını soracağız. E amcısının kayınpedere bak. Lan ona ne? Çarşıda on beş kişi. Sülalesi karşıda, çarşıda, hepsi de karşı karşıya. Ben kabıcılık yaptım.
Terlik yüzünden düğünün bozulduğunu biliyorum ben. Kişisini koyar ortaya ben. Oğlanın tarafı der ki bizim dediğimiz olacak. Kızın tarafı der ki bizim dediğimiz olacak. İnançı keçi hepsi der. Herkes yaşadı. Herkes yaşamasına rağmen inatla devam ediyor. Yüzüne diyorum, senin yerine ben evlenmem ne diyorum. Nerede muhabbet oldu? Kendinden söyleyin. Ya benim eşimin giyeceği kıyafetten kime ne? Anneme onu dedim ben.
Annem dedi ki bana. Ben istediğim zaman götürürüm. Götüremezsin anne dedim. Neden? Ben kendime aldım onu dedim. Sana almadım. Bu kadını kendime aldım ben dedim. Sana almadım. Hiç kimse kendine eş almıyor. Hiç kimse eşinin mantosunu kendisi beğenmiyor. Hiç kimse eşine aldığı elbiseyi kendisi beğenmiyor. O kafası balık çalışmıyor ya. Embesil o. Gerizekalı bütün damatlar. Neden? Onların yerine başkası beğeniyor. Kendiler gerizekalı. Neden? Onların yerine başkaları beğeniyor. Kızın annesi çok iyi biliyor. Kızın ablası ondan daha iyi biliyor. He kızın bir nenesi var ki. Onun gibi bilen yoktur. Kızın teyzesini sorma ya. Bilmem kaç kişiye verdi o.
Evlenecek olanlar Allah sabır, selamet versin. Benim yapabileceğim bir şey değil. Bakıyorum. Allah diyorum. Ne sabır vermiş insanlığa yardım. Ben bakıyorum çarşıda seyrediyorum bazen ben tek geldiğimde. Ya dükkandan çanak alacaklar. Bildiğiniz tabak alacaklar. Tabağa alacağı tabağa karışıyor. Onu alma. Kız bakıyor şimdi. Getirsin getirmiş oraya. Getir yani alsa bir dert almasa bir dert. Ya ben şöyle düşündüydüm diyor. Hayır olmaz öyle diyor. Bitti. Kız benden göz göze geliyor. Gidiyorum ben kıza. Maral verin. Kız da tebessüm ediyor bana.
Arada söylüyorum. E diyorum ne yapsın? Yemeğe geldiğinde o tabaktan yiyecek de diyorum. Kalıyor şimdi. Tübevlenin tübevlen. Evlenecek olan kızları, oğlanları, oğlanlar, sünnet-i Resulullah'a koşun. Sünnet-i Resulullah'a göre davranın. Evlenecek olanlar birileri size sünnet-i Resulullah'a göre davranıyorsa onları da istismar etmeyin. O yüzden evlilik bir dakika. Bir evlilmiş boşanmış kadın bir adamla evlenirse gidecek diyecek selamün aleyküm aleyküm selam. Beni nikahına alır mısın? Alırım. Bitti mesela. Yok böyle bir şey. Evlence olan bir adam var mı? Var. Gidecek diyecek ki. Enteresan bir şey.
Şimdi geliyor mesela herhangi bir kimse. Kızın babasına gidiyor. Selamün aleyküm aleyküm selam. Annen emrime peygamberin kalkıp ben senin kızını istiyorum. Oğlum kimin kızını istiyorsun? Lan git bir görüş. Dese ki ben senin kızınla evlenmek istiyorum. Görüşmeme müsaade eder misin? Birisine dedim ki oğlum neden böyle dedin? Git adama şöyle söyle. Ne söyleyeyim? De ki. Beyefendi ben sizin kızınıza talih ediyorum. Müsaade ederseniz sizin kızlar. De ki. Müsaade ederseniz. Şimdi. Yok. Kimisi arkadan dolaşacak puan alacak. Önce kızla konuşacak.
Ailesi inan hafersiz. Ailesini rezil etmeyecek ya. Boş söz hepsine. O yüzden evet. Evlenmek iki dakikayı geçiyor. Allah yardımcınız olsun dua isteyenler. Bak bu müthiş ya. İki seveni ayırmanın günahının ne demek olduğunu açıklar mısınız? Sevene ne zaman ayrılık var ya? Şunu söyleyen kimse yalan söylüyor. Duygusunun sevgi zannediyor. Bunu söyleyen kimse kadınsa bayansa neredesin sen? Bana neredeyse sen seviyorsan git sevdiğinin kapısında sabahla bekle orada. Eğer bunu söyleyen erkekse neredesin sen? Git sevdiğinin kapısına yak bekle orada.
Ya Allah aşık görsünüz bunlar. Bu müthiş sigara içene, kumar oynayana yanında bir şey ayak yolunda herhalde açık hanımı olan kimseye selam verilir mi? Verilmez mi? Böyle yapa yapa zaten milletin dinlerinden imandan soğuttuk ya. Allah bizi affetsin. Evet. Bundan sonra yaşama olan inanç dünyanın bütün dinleri tarafından şu ve bu şekilde paylaşılmaktadır. Kur'an birçok yerde ahiretin varlığını Allah'ın varlığı ile birlikte zikreder.
Doğrusu inananlar, Yahudiler, sahabiler ve Hristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanan, yaralı iş yapan kimselere korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir. Maide 69. İslâm düşüncesi bazı doğum geleneklerini, Budizm, Hindizm gibi ruhun yeniden doğarak birçok kez nihayet edip geleceği şeklindeki öğretilerini kabul etmez. Kur'an günahkarların dünyada yeni bir yaşam şansı olmayacaktır. Onlardan birine ölüm gelince Rabbim beni geri çevir. Belki yapamadan bıraktığımı tamamlar. İyi iş işlerim der. Hayır bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar belirtecekleri güne kadar geriye dönmekte onlalık önemli bir engel vardır. Ümünün ayet 99 yüz. İslâm düşünce tarihinde ölümden sonraki yaşamın ayrıntıları ile ilgili farklı fikir ve yorumlar vardır.
Bazı alimlere göre ruh ölür ve ölümün tadını tadar. Her can ölümü tadacaktır. Kur'an'da buyrulmuştur. Bu görüşü savunanlar insanı ölümlü bir bedene geçici olarak bitiştirilmiş ebedi bir ruh olarak görmezler. Aksine onu sonlu ölümlü bir fiziksel yaşam formu olarak görürler. Kayyim ve Cezbiye'ye göre ruh ölmez çünkü onlar ebediyet için yaratılmıştır. Ölüm sadece bedene aittir. İbn-i Sina Necat adlı eserinde ruh bedenin ölmesiyle ölmez derken gazdaliye göre ölüm sadece bir hal değişimidir. Ruh bedensel ölüm ile birlikte ölür ve deriliş günü yeni bir bedenle yeniden mi yaratılır? Soru. Allah insanı birinci kez yaratmıştır. O halde onları ölümden sonra da yeniden yaratması mümkündür.
Hüseyin Atay, İslâm'ın inanç esasları. Yoksa ölüm sadece bedene aittir ve ruhun ölüm anında bedenden ayrıldıktan sonra başka bir alemde, yani alem-i berzahta var olmaya devam edip deriliş günü yeni bedeni ile mümkünleşir. Yani yeniden yaratılış mı, yeniden deriliş mi? Evet. Bu konuda İslâm alimleri çok fazla ayrılaya düşmemişler. İslâm alimlerinin ayrılaya düştüğü nokta şudur. Her nefis ölümü tadacaktır. Ölümü tadacaktırdan anladıkları nefis ölümü tadacaktırdan hasta bakarlığa. Bir kısmı demiştir ki ruhlar da ölecekler. Cenab-ı Hak ruhların da ölümünü alacaklar.
Bir kısmı demiş ki hayır ruhlar bedeni alınmayacak. Hiç ölümü tadmayacaklar. Bu sufi geleneğin içerisinde çok önemli bir şey değildir. Sufi gelenek bunu şöyle yorumlar. İster tatma noktasında ölsün, isterse ölmesin. Ölürse Cenab-ı Hak tek yaratım, aynı şekilde onu bir daha yaratırsın.
Bir sıkıntı yok. Ama buradaki ölümün tatma noktasında onlar şöyle açıklarlar buraya. Diyeler ki bedenden son şekilde ayrılınca acısını hisseder. Ölüm acısını hissedince ayet-i kerimenin tecelliyatını yaşar. Her nefis ölümü tadacaktır. Bir tatmış olun, bir acı biberden diline sürün, bir tatmak gibi. Bir tatlı yiyip, tatlıyı tatmak gibi, tadını bilmek gibi. Bunu öyle ağırlayanlar olmuştur. Şimdi gelelim bu meselenin bizce nasıl algılardığını. Bütün ruhlar bu manada acı biber, tatar gibi ölümü bedeni komple bırakırken tatacaktır. Bedenden ayrılırken öldürülmeyeceklerdir.
Birkaçı konuştum. Normal sohbette bana birisi sormuş olsaydı normal bir kimse ona şöyle anlatacaktı. Dicektim ki bütün ruhlar alemi berdahta bekletilir. Berdahta bekletildikten sonra Cenab-ı Hak bütün ruhları kabzeder. Yani onların canını alır.
Azrail eder ki kendi canını da kabz eder. Kendi canını da kabz eder. Ve Allah sorar. Bugün Kadir-i Mutlak olan kim? Cevap verir. Burası en son noktası adı çıkmış. Allah der. Çünkü ona o esna kimse yoktur. Şimdi inandığımı söyleyeceğim size. Buradaki kabz etmekten kasıt, Allah bütün ruhları kabz ediyor ya. Kabz etmekten kasıt, onları bir elinin altına almak, onların hükmünün altına almak, onları bir yerde bekletmek, onları bir yerde sabit tutmak, onu bir yerde hareketsiz, bir yerde sessiz, senasız bekletmek ve onun bütün işlevlerine son vermek. Kabz etme, bir şeyi kabz etti, aldığı elinin altına koydu, hiçbir hareket yaptırmıyor, kabz etti.
Ona hiçbir davranış hakkı vermiyor. Onun davranışlarını kabz etti. Baskın var. Zunfilik'te kabz hali denir. Yemek yemek istemez, su içmek istemez, uyumak istemez, konuşmak istemez, görmek istemez, yürümek istemez, uyanmak istemez, uyumak istemez, uyudu uyanmak istemez, uyanır uyumak istemez. Yemek yer bir daha yemek yemek istemez, günlerce yemek yemez. Yemek yemek onun zul gelir, şişkinlik gelir ona. Bir tabak yemek yer, karnın balon gibi şişer, bir bardak su içer, balon gibi şişer, mecburiyetten içer, mecburiyetten yemek yer. Hanım darılmasın, çoluğun çocuğun işi bozulmasın, herkes sofrada otursun, akşam olduğu belli olsun. Ben de şuradaki tabak yiyeyim, şişirir miydesin onun?
O kabz hali yaşıyordu. Kabz hali denir. Baskın bir şey var üzerinde. Onun üzerinde basan bir şey var. Buna suhide kabz hali denir. O kimse üstadına gider, onu söyler. Ya da bu da bir haldir, daha istediği zaman değişecekler, sabreder ona. Onun kabz hali ne kadar gideceğim belli olmaz. Ben Allah affetsin bunu şeyhime söyleyenlerden değilim. Halleri değiştirecek olan Allah, sen de bunu yaşa derdinden içimden. O kabz halidir, devam eder o. İnsanın günlük hayatıyla olur mu, yaşadığı maneviyatla olur mu? Kabz halidir o. İşte ruhla, ruhla gerçek inanışım benim. Kıyamet gününde Allah'ın serbest ettiği ruhlar var çünkü.
Peygamberlerin ruhları var. Velilerin ruhları var. Kıyamet gününde Cenab-ı Hak bütün ruhları kabz eder. Bir yerde bekletir, bir yerde toplatır, bir yerde onları komple sıralar, komple sıralar ve Cenab-ı Hak melekut alemin ruhlarını da kabz eder. Onları da kabz eder ve sorar. Bugün manikün mülk olan kim, hepsi de kabz halinde olduğundan cevap verecek noktada değillerdir.
Ve Cenab-ı Hak cevabı kendisi verir. Kadir mutlak olan Allah. Yani ruhlar yok olmazlar. Ruhlar ölümü yaşamazlar. Bu noktada. Ama ölümü bedenden çıkarken, son çıkışta ölümün tadını alırlar. İşte o yüzden sufiler bu meseleye her iki yorum noktasında da bakmışlar. Her iki yorumlayanlar da olmuş. Bu fakirin yorumu da bu. O yüzden ben ruhların öldüğüne inanmam ruhlar ebedidir. Ruhların öldürüleceğine de inanmam ruhlar ebedidir. Ama ruhlar aynı bu bedene benzeyen, bu cesede benzeyen, bu cesede benzeyen, bu bedene benzeyen yeni bir beden ile Cenab-ı Hak mahşerde onları yaratacaktır. Vücut değişkendir.
Cehennelik olanların vücutları farklıdır. Cennetlik olanların vücutları farklıdır. O yüzden mahşerdeki vücutlar da farklıdır. Mahşerde vücutlar bugünkü dünya vücuduna benzerler. Suretleri de birbirlerine, dünyadaki suretine benzerler. Ama mahşerdeki yaratılış farklıdır. Mahşerdeki diriliş farklıdır. Bu noktada ister yaratılış diyelim, ister diriliş diyelim. Ruh yeniden yaratılmayacağına göre, ruh diri olduğuna göre, ruhun üzerinde yaratılış veya diriliş kelimesini kullanmak mümkün değil. Çünkü ruh ebedi. Ama vücut için yeniden bir diriliş vardır. Niçin? Cenab-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden bu soru sorulduğunda çok affedersiniz. İnsanın kuyruk sokumunda bir hücreden bahseder ve o hücrenin yok olmayacağını, o hücrenin hiçbir zaman yok olmayacağını ve Cenab-ı Hak o hücreden tekrar vücudu bina edeceğini söyler.
Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden bazı hadisçiler o hadisin üzerinde değişik yorumlar yapmışlar. Ama ben hadis-i şerifin sahih olduğuna inananlardanım. Ve vücut bu noktada değişkendir. Yani mahşerde yaratılmış olan bir vücut işte yapmış olduğu günaha göre büyük. Mesela püfet işleyenlerin dillerinin 18 metre olduğu söylenir. Cehennemde bir kimsenin çok affedersiniz bir kalçası, kalçası, uludağa kadar. O zaman beden olarak bedenin fizyolojisi değişiyor. Ruh değişmiyor. Buna inananlardan. Evet, o yüzden mesele toparlayacak olursak Cenab-ı Hak ruhların hepsini de kabz eder. Ruhu kabz etmek demek, ruhu kendi emrinin ve ihtiyarının altına alması demektir ki, ruhun o esnada herhangi bir şey söylemeye, bir şey yapmaya yetkisi ve müsaadesi yoktur.
O yüzden Cenab-ı Hak hani ruhları yarattığında ben sizin Rabbiniz değil miyim dediğinde, evet Rabbimizsin diyen ruhların kendi ihtiyarları yoktu birincide. Birincide Cenab-ı Hak herkesin ensesinden bastı secdede. Evet sen bizim Rabbimizsin demesi bütün ruhların cebriyettir. Dün akşamki sohbeti atıp da buyuruyoruz. Burası cebriyettir. Burada insanların kendi cüz-i iradeleri yoktu. Nasıl burada cebriyet vardı, cüz-i iradeleri yok, ruhların hepsi de evet sen bizim Rabbimizsin dedi. O kıyamet anında da Cenab-ı Hak ruhların hepsini kavz eder ve bugün Malik-ül Mülk kim dediğinde hiçbir şey kabız halinde olduğundan dolayı ses çıkaramaz ve hiçbir cevap veremez ve Cenab-ı Hak kendisi cevaplandırır.
Bugün Malik-ül Mülk olan cebbar olan Allah'tır der. Antüsü kutsu budur. Cebbar olan Allah'tır dediğinde cebriyet girer işin içerisine. Allah cebbarlığıyla zorla da olsa kabul etmeyenlere dair Allah'lığını kabul ettirir. Ve ruhlar o cevabın karşısında cebbar olan Allah'tır dediğinde bütün yaratılmış olan ruhlar kabız halindedir. Allah'ı dinlerler. İtiraz edebilecek noktaları yok. Nasıl ilk ruhları yarattığında ben sizin Rabbimiz değil miyim dediğinde bütün ruhlar bela evet sen bizim Rabbimizsin dedi. Bu cebriyetti. Cenab-ı Hak bütün alemin ruhunu kapsettiğinde, kapsettiğinde ve mahşeri kurduğunda yine aynı hitabı söyler. Bugün Malik-ül Mülk olan kim?
Yine cebbariyet tecelli eder. Hiç kimse hiçbir cevap veremez. Allah cevaplandırır. Der ki bugün Malik-ül Mülk'ün sahibi cebbar olan Allah'tır der. Ve orada da cebriyet çalışır. O yüzden ben ruhların veyahut da tanışacağına inanmayanlardanım. Cenab-ı Hak ruhu ebedi olarak yarattı. Onun başlangıcı vardır. Yaratılma başlangıcı sonu yoktur, ebedidir. O yüzden Cenab-ı Hak ebedi olarak yarattığı o ruhlara der ki, benim yolumda koşun ve ebedi bir hayatta benimle beraber olun. Ebedi bir hayatta siz hak ve huzurlu yaşayın.
Cehennemin içinde yaşamayınlar. Ve o yüzden cehennemin ebedi olduğuna, cennetin ebedi olduğuna, ruhların ebedi olduğuna, ama cehennemdeki azabın ebedi olduğuna inananlardanım. Cehennemdeki azabı o yüzden ebedi olmadığına inananlardan olduğum için, Bursa'da ilk zamanlarda çok tekfir edildim. Yani küfürle itham edildim. Hala da aynı noktadayım. Cehennem ebedidir, yarmayın. Cehennemde ebedi kalacak olanlar da cehennemde ebedi kalırlar. Ama cehennemdeki azabı bu noktada ebedi değildir. Allah zalim değildir, zalimleri sevmez. Zordur.
Cebriyet vardı dedim ya, cebriyet vardı. Anlaşıldı. Orada nefis var mı yok mu diye sorulmaz. Helal olsun. Var mı başka bu konuyla alakalı sorusu? Evet cüz'i iradenin sınırı şahıslara konuma duruma hale göre değişir. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin öyle halleri vardı ki, Cenab-ı Hak onun cüz'i iradesini kendi üzerine almış, bir avuç toprak atında top gülde olmuş, bir avuç toprak.
Ve ona da demiş ki, sen atmadın, ben attım. O zaman öyle insanların, öyle cüz'i iradeleri vardır ki, bütün topluluğun cüz'i iradenin fevkindedir, üstündedir. Biz senin göğsünü genişletmedik mi dediği, bu manevi hallerle alakalıdır. Cenab-ı Hak göğsü genişletir ki, ona ilmi daha fazla akıtsın. İlmin daha fazla akıtması demek, iradenin daha kuvvetli ve daha ileri ve tecelliyatının daha geniş olmasıdır.
Allah bilir ki, o cebriyi sorduğu zaman, ben sizin rahmet etmeyeyim, evet sen bizim rahmet etmeyeyim. İkincide de, ikincide de ben sizin rahmet etmeyeyim. Sormadı bir daha. Yok. Hep şunu düşünüyoruz, o sorduğu anda biz şu anı yaşıyoruz. Ve bu bir andayız yani. Bir an yaşamadığımız bir an, yırıza gözümüzü cevaplayacağız. Eyvallah. Böyle tefekkür edebilirsin. Burada ben sizin Rabbiniz değil miyim dediğinde, herkes evet dedi. Bir daha sormadı ki onlara ben sizin Rabbiniz miyim, değil miyim dedi. Ardından secde edin.
Bütün hepsi evet bizim Rabbimizsin deyince bana secde edin dedi. Bütün ruhlar ona secdediler. Birinci secde dedi ruhların ihtiyarı yoktur. Dünya hayatı, birinci secde'den sonraki hayat. Ya Rabi, onun için yükselle geldin. Hadis-i Kudüs'ü o. Hadis-i Kudüs'ü o. Yani imanı kemal noktada oradan yükselle geldin. Daha sonra, Allah onları kendi bandını... Bütün hadis-i şerif, bütün insanlar müdvin olarak yaratılırlar. Cenab-ı Hak bütün insanları müdvin yaratır. Birinci secde'ye gidenler. Ondan sonra mümin yaşarlar. İkinci secde'ye gidenler. Mümin olarak yürürler.
Üçüncü secde'ye gidenler. Mümin doldu, mümin yaşadı, mümin öldü. Üç secde, üç sünnete gitti. İkinci grup insan, mümin doğarlar. Mümin yaşarlar, kâfir olarak yürürler. Birinci secde'ye gitti, ikinci secde gitti, üçüncü secde gitmedi. Mümin doğar. Kâfir yaşar, mümin öldü. Birinci secde'ye gitti, ikinci secde gitmedi, üçüncü secde gitmedi. Mümin doğar, kâfir yaşar, kâfir olur. Birinci secde'ye gitti, ikinciye gitmedi, üçüncüye de gitmedi. Önemli olan Seyyid-i Üçüncü secde. Kim üçüncü secdeye gittiyse o mümin olarak yürürler. Harabi bunu şerh eder. Hadis-i Kutsu'yla, Hadis-i Şerif'te, Halis-i Şerif'te. Kabir azabı şeriata göre sadece hem ruha hem bedenidir.
Tasavvufa göre ruhadır. Seyyid Nesimi'nin derisinin yüzülmesinin sorusu budur. Seyyid Nesimi'yi o gün için mühtü Tufay'a getirmek ister. Tabiri caizse o günü, haviyane dilde elinden bir yazı alır. Ne zaman şeriata aykırı bir ses söylersem cezamı kes der. Dünün mühtüsüne. O da der ki ne yapalım sen kes cezamı der. Delimi yüzün der Seyyid Nesimi. Bir gün sohbetinde Seyyid Nesimi sohbetinde der ki Ruh beden toprak olup gidecek. Kabir azabını çeken ruhtur der. Öyle deyince bir dervişin boş boğazın teki gider müftüye bunu söyler. Üstad böyle dediler. Orada müftü de koşa koşa gelir. Der ki böyle böyle demişsin. Evet dedim der. Yakında hemen birisi ölür.
Ölünce ona kabre koyarlar. Göbek deliğine de hardal tovuku koyarlar. Hani soruya muhatapsa vücut titrecek ya sorumuda hardal tovumları dökülecek. Mezarın üzerine heyet halinde kireçlerle başına da nöbetçi kayarlar. Gece manada Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretini zuhur eder. Evladım yanınıza gelmek istemiyor musun deyince manen ruhtur der. Yumruğu vurur kabre. Kabir sallallahu. Sabahleyin kabristanın başına dahil gitmez. Giderler heyet halinde açarlar kabristanı. Bakarlar ki cenazenin, cesedin, göbek deliğindeki hardal taneleri dokunmuş. Çıkarırlar meydana. Seyyid Nesim'i verir hançeri cebdadına. Cebdad vurur vurur bir türlü kesemez. Kestiği yer bir rivayete göre hamur gibi birleşir.
Ondan sonra Seyyid Nesim'i alır hançeri eline. Ensesine götürür. Kafasından aşağıya getiriverir. Bismillahirrahmanirrahim derisini kendisi yüzer. Nesim'i yer, yüzerim, yüzerim derimi sür meydane meydane diye son beytlerini söyler rivayet edilir. Kim bir iki kilometre kadar, üç kilometre kadar yürümüş. Ondan sonra da vefat etmiştir. O yüzden Sufiler sorgaya muhatap olanın ruh olduğuna inanırlar. El Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.