Kukluklarınıza nâin eylesin. Kukluklarınıza nâin eylesin. Cenâb-ı Hakk'ın inşâAllah. Âlem-i İslam'a dedik beraber versin inşâAllah. Yâsin, şunu cafere versin. Sürgün olarak geldiğimiz bu dünya gurbetinden sefere çıkarken, azık olarak yanımıza neleri almamız gerekir? Seferi sağ salip nasıl tamamlayabiliriz? Evet, bu dünyaya biz kendi isteğimiz de gelmedik, kendi arzumuz da gelmedik.
İşte kaderin cebri tarafı bu. Bunda insanların ihtiyarı yok. Cenâb-ı Hakk insanlara sormadı, sizi dünyaya göndereyim mi, yaratayım mı, yaratmayayım mı diye. O yaptıklarından bu noktada mesul değil. Mesul olmadığından dolayı, o bundan sorumluluğu yok. Şimdi, bu dünyada alacak olduğumuz nefes belli. Ne bir nefes fazla, ne bir nefes eksik.
Öyle enteresan ki, bizim buradan gideceğimiz belli. Nasıl evinize bir misafir geldi, misafirin akşam evine gideceği belli. Veya akşamüstü geldi, gece kendi evine gidecek. Misafir. Kalıcı değil, orada durucu değil. Bütün insanlar da aynı. Dedemiz yok. Dedemizin dedesi yok. Dedemizin babası yok. Onun babası, onun babası, onun babası, onun babası yok.
Misafir olarak bu dünyaya gelmişler ve gitmişler. Ev sahibi hep misafirini iyi karşılıyor. Nimetler harika, lütuflar harika, ikramlar harika. Rahmine daha düştüğün andan itibaren muhafaza ve koruma altındasın. Melekler görevlendiriyor senin için. Ana rahminin içinde dahi melekler görevlendiriyor, seni inşa ediyor orada.
Misafirsin ya, orada seni yediriyor, içiriyor, besliyor, büyütüyor. Bütün her şeyini tam tekmil olarak yerine getiriyor. Ve misafirsin ya, sana bir de beyan ediyor. Rızıktan endişeye düşme. Benim misafirimsin. Seni yedireceğim, içireceğim, besleyeceğim. Ama senden istedim diyor, bu yolcumun devam edecek daha. Senden istediklerim var. Bu senden istediklerimi yerine getirdim.
Burada namütenayi sana rızıklar bahşettim. Namütenayi sana güzellikler bahşettim. Seni yeryüzünde halifem kıldım. Seni aleme halifem kıldım. Seni meleklerden bile üstün yarattım. Seni yaratmış olduğum varlıkların en üstüne ettim. En üstün. Ve seni en güzel şekilde ah seni takvim üzerine yarattım. Bunun karşılığında günde yarım saatini ayır.
Beş vakit namazına kıl. Beni zikret, beni tanı, beni bil. O ebedi hayatta benimle beraber olmak istiyorsan benim sevdiğim fiiliyatın içinde ol. Benim sevdiğim düşüncenin içinde ol. Tefekkürün içinde ol. Benim sevdiğim, benim istediğim gibi ol ki seninle ebediye mutluluk yaşayalım. Seninle ebediye mutlu olalım. Seninle ebediye mutlu bir şekilde birbirimize bakalım.
Sen bana bak, kendini seyret. Ben sana bakayım, kendimi seyredeyim. Sana bak, senden ben kendimi seyredeyim. Sen bana bak, sen kendinden beni seyret. Mutluluğa, mutluluk için, ebedi mutluluk için sana sayılı nefes verdim. O sayılı nefeste sen beni tanı.
Benim haram kıldığım şeyleri yapma. Benim razı olduğum, benim sevdiğim, benim hoşnut olduğum fiiliyatları yerine getir. Şimdi insanlar ebediyeti düşleyemiyor, hayalleyemiyor. Ebediyeti kurgulayamıyor. Sosuzluk kavramını algılayamıyor. Bir yere kadar algılayamayışı normal. Neden? Kendisini sonlu gördüğünden dolayı. Oysa kendisini de sonsuz görse, o sonsuzluk kavramını algılayacak. İnsanlar kendilerini sonlu gördükleri için sonsuzluğu algılamakta, kavramakta güçlük çekiyorlar. Oysa kendisini de sonsuz görse ve sonsuz bir hayata doğru yürüdüğünü bilse ve sonsuz bir hayatta bir şeyle baş başa yaşayacağını bilse, o yaşayacak olduğu şeyle mutlu olmanın, onunla barışık olmanın, onunla tatlı geçirmenin yollarını arar.
Bir kadın düşünün, hala ki apırsan da, köpürsen de, yesen de, yemesen de, mutlu da olsan, mutsuz da olsan, bu kadınla ebediyen yaşayacaksın. Bu erkekle ebediyen yaşayacaksın. Mecbursun. Bunda senin değişik istekle gelmen mümkün değil. Alternatifin yok başka. Alternatifsiz, karı koca siz yaşayacaksınız. Bir müddet sonra ikisi de birbirlerini mutlu etmenin yollarını bulacaklardır. Birbirlerinin razı etmenin yolunu bulacaklardır.
Akıllılarsa, akıllı değillerse zaten hiçbir şey talep etmeye gerek yok onlara. Şimdi insan eğer akıllıysa, kıl sahibiyse, bedi hayatta beraber olacağı Allah'ı, mutlu ve memnun etmeye çalışır ki, orada onunla ebediyen bir hayat yaşayacak. Bu hayatı ya eza ve cefanın içerisinde yaşayacak ebediyen, ya da mutluluk ve refah içerisinde yaşayacak ebediyen.
Ve desek ki şimdi, bütün insanlara, ebedi bir hayat sizi bekliyor. Bu ebedi hayatı siz, mutlu, mesul, barış içerisinde, YouTube ve ikramın içerisinde yüzerek mi geçirmek istersin? Yoksa azaptan azaba, sıkıntıdan sıkıntıya, cezadan cezaya geçecek bir ebedi hayat mı tercih edersin? Bütün akıllılar diyeceklerdir ki, ya ebedi bir hayatı isteriz. O zaman o ebedi bir hayatta mutluluğu isteyen bir kimse, burada bir nefes alınmak kadar dünyada neden onun emrettiği gibi yaşamaz? İşte bu sorunun en enteresan noktası. Bir hayatı, belli bir nefes adedini, Kur'an ve sünnete heba edip, karşılığında ebedi bir mutluluk satın alacak insanlar.
Burada dünya hayatının canından geçecek, karşılığında ebedi bir hayatın mutluluğunu satın alacak. O zaman biz sürgüne gelmişiz. Bu benim tavirimdir kendimce. Bu sürgünümüzden biz mutluluk çıkaralım. Bu sürgünümüzden huzur çıkaralım. Bu sürgünümüzden YouTube çıkaralım. Bu sürgünümüzden hikmet çıkaralım. Bu sürgünümüzden biz bir ebediyen içecek şerbeti çıkaralım. Bu sürgünümüzden biz ebediyen güzeller güzelini görecek bir göz çıkaralım. İnşallah. Ebedi hayatın azığı ne yazık ki buradan tanzim edilecek.
O yüzden burada Allah'ı sevmeye çalışalım. Allah'ı sevenleri sevmeye çalışalım. Allah'ı sevdirmeye çalışanları sevmeye çalışalım. İnşallah. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şeriflerinde soruyu yazarken dahi güzel soru yazın. Sorunuzda bir edebilik olsun. Kargacık burgacık yazmayın. Kelimeleri kısaltmayın. Facebook'ta, internette chatleşirken o batının çarpık kültürünü kendinize adapte etmeyin. Harfleri yutmayın. Harfleri yutmayın. Anlatacak olduğunuz herhangi bir konuyu, meramınızı şeylerle tarif etmeyin.
Şey var ya, şeye döndün ya, şeyden gittin ya. Bunların, bu kimselerin kelime hazneleri az. Bu kimselerin birisi sana bir şeyi tarif ederken, bir maddeyi, bir herhangi bir yolu, herhangi bir arabayı, herhangi bir problemi anlatacak. Şey, şey, şey, … diyorsa, o kimse kısırlılığa doğru gidiyor. Aklı, bilgisi, düşüncesi, tefekkürü, anlayışı kısırlılığa doğru gidiyor.
Kendinizi bu noktada kısırlaştırmayın. Bol kitap okuyun. Harfleri yutmayın. Harfleri kısaltmayın. Kelimelerin içerisinden bazı harfleri alaraktan yazmayın. Her şeyi yerli yerinde yapmaya çalışın. Kendinize bir hayat düsturu yapın bununla alakalı. Hayat düsturunuz olsun. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadis-i şeriflerinde buyurdu ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadiste şöyle buyurdu, nakledilmiş. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri biz bir hadis-i şerifte şöyle demiş. Soru soranın kimliği kişilidir, aklıdır.
Soru soranın fikridir. Soru soranın etkilendiği alandır. Soru soranın bilgi seviyesidir. Soru soranın bu noktadaki akıl seviyesidir. Sufi, sufi, bütün her şeyini en mükemmel şekilde yapmaya çalışan kimsedir. Elbisesi mükemmeldir, uyum içerisindedir. Saç tıraşı uyum içerisindedir. Temizliği uyum içerisindedir. Hayata bakışı uyum içerisindedir. O insanların içerisinde örnek bir kimsedir. Konuşmalarıyla, sözleriyle, davranışlarıyla, baktığı yerle, yani bakışıyla, duyuşuyla, sezişiyle, algılamasıyla, anlayışıyla, dinlemesiyle, yolda yürümesiyle, ağaca bakmasıyla, kuşa bakmasıyla, balığa bakmasıyla, denize bakmasıyla, dağlara bakmasıyla fark edilir sufi.
Fark edilir. O yürürken vakarlı yürür. Yürürken sallafatı yürümez. Yürürken böyle avanak yürürken hikmet çıkarır. Dinlerken avanak avanak dinlemez. Dinler, dinlediği yerden hikmet çıkarır. Elbisesini giyer, elbisesinden hikmet çıkarır. Elbisesinin dahi bir manası vardır. Onun elbisesinin renginin dahi manası vardır. O gün elbisesi siyaha dönükse, o gün onun için halet-ü ruhiyesi farklıdır. O yüzden siyah tercih etmiştir. O gün elbisesi beyaz ise, halet-ü ruhiyesi farklıdır. O yüzden beyaz tercih etmiştir. O gün kahverengi giydiyse, halet-ü ruhiyeti farklıdır.
O yüzden kahverengi giymiştir. O elbisesinin veya gömleğinin rengini seçerken dahi, kalbi davranır, kalbi davranır. Yürüyüşünün mimiklerinde dahi, yürüyüş mimiklerinde attığı adımlarda işaret verir. İşaret, onun yürüyüşünden o işareti alacak sufi. Bir sufi, bir sufiye baktığında yürüyüşünden anlayacak.
Sufi, yollarda elinde tost yiyerek gitmez, elinde içecekle gitmez, elinde yalayaraktan bir şey gitmez, yolda, yolda, ayakta yürüyerekten bir şey yiyip gitmez, simidi çatır çatır ağzında yiyerek gitmez yolda. Böyle bir ahlakı yoktur sufinin. Yolda burnunu daya daya vitrin seyretmez sufi. Erkekse kadınlara yiyecekmiş gibi bakmaz. Sufi, edeplidir. Kadınsa erkekleri düşürecekmiş gibi bakmaz. Edeplidir. Baktığı bir şeyse, güzelse, bir hayvansa maşallah da. Bir ağaçsa, meyvesini sarkıttıysa maşallah da. Allah'ın ikramını, ihsanını, Allah'ın lütfunu tefekkür eder. İnce sanattır. Onlar insanların içerisinde bir edeptir, örnek.
İnsandır, örnek. İnsandır. Sufi, insanın kamile doğru yol giden kimsedir. O yüzden soru sorarken, hadis-i şerif değil, had nokta şerif yazmaz. Hadis-i şerif yazar. Allah bizi onlardan eylesin. Peygamber F nokta, S nokta, A nokta, V nokta demez. Peygamber Efendimiz de. Sorulan, o kimsenin kültürü. Kültürünüzü Avrupa'ya benzetmeyin. Kültürünü buraya taşımayın. Ak kültürünü buraya taşımayın. İnternet kültürünü buraya taşımayın.
Burası dört yüz elli yıllık bir tekke. Dört yüz elli yıllık bu tekke. Direklerde sema eden semazenlerin yüzü su hürmetine, burayı derinleştirelim daha da. Bizden sonrakinlere derin bir tekke kültürü kalsın. Derin bir tekke kültürü. Bazı arkadaşlarımdan duyuyorum böyle gelip anlatıyorlar. Şimdi chat kültürü deyince bir parantez açayım. Facebook'ta birbirlerine böyle işte emretmeler. Birbirlerine karşı sert davranmalar. Birbirlerini kıyasiye eleştirmeler. Birbirlerine karşı böyle yüzlerine veya işte isimlerine neyse onlara karşı böyle edep dairesini aşmalar. Yersiz tartışmalar. Bunlar sufi ahlakı değil.
Bunlar derviş ahlakı değil. Değil. Sufiliğin içerisine Facebook veya chat kültürünü yerleştirmeyenin. Yok hayır. İnsanlar oralar, konuşabilirler, birbirlerine sataşırlar, kavga ederler. Deccal kültürü bu. Kültürünü içimize sokmayalım. Yok böyle bir şey. Hayırda yarışın. Birbirlerinize güzellikleri anlatmakta yarışın. Yaklaşın biraz daha. Misafirler yukarı al. Kendini genç hissedenler.
Ben üşümem diyenler. Aşağı insinler. Sonunda yanaşın bakalım bir. Hadi bakalım. Yol açın misafirlere. Önce yukarıda kınar inecekti. Sonra çıktı yukarı alacaktı misafirler.
İnşallah da bakalım. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadis-i şerifinde ümmetimin amelleri iyisi ve kötüsü bana arz olur buyuruyor. Peygamber varisi olan velilere de dervişlerin durumu ve ameli arz olunur mu Allah razı olsun. Kasavuf öğretisinde büyüklerimiz böyle şeylerin var olduğunu söylerlerdi bize.
Bir veli bu manada gerçekten bir kimse veli noktasındaysa bu noktada onunla yaklaşanlar var ise yaklaşanların bu vaziyetleri, halleri zaman zaman o velilere el aleminde gösterilirmiş. Üstadımız Allah rahmet eylesin Abdullah Efendi Hazretleri söylerdi.
Bu zaman zaman üstadlara gösterilir. Kimisine rüyasında gösterilir, kimisine zikirde, zikir halindeken, halinde gösterilir, kimisine gözü açıkken gösterilir. Bu tip şeyler o kimselere tecelliyet olarak gösterilirmiş. Eşinden boşanan kimse eşine ve çocuğuna kesilen nafakayı vermesi dinen hak mıdır? Aynı zamanda çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak zorunda mıdır? Babaya düşen gelenler nelerdir? Bir baba çocuğuna bakmak zorundadır. Çocuk babaya aittir. Çocuk kadına ait değildir. Dini hukukta. Ve çocuğun iaşesinden, eğitiminden, her şeyinden baba sorumludur. Bakımından baba sorumludur.
Onun yerleşeceği, bakacağı, örtüneceği her şeyinden baba sorumludur. Boşansa da boşanmasa da bir erkek çocuğuna bakmakla mükelleftir. Ayrıldı. Ayrılmış olduğu eşine dinen neyse mehri, mehrini verir. Eğer ayrılığın sebebi erkek ise. Boşanma sebebi, boşamanın sebebi. Eğer normalde kadın ise, sonuçta mehrini daha önce verdiyse, mehrini zaten geri alamaz. Bir de yanlış bilinen şey bu. Yani boşanma sebebi, boşanma sebebi. Yani sebep olarak kadına ait ise olumsuzdur. İşte mehrin geri alınacağını zannediyorlar. Hayır, öyle bir şey yok. Yani bu noktada bir kimse eşiyle evlendi.
Evlendiği gece eşi, yani kadın mehrini almadan kendisini ona teslim etmeyebilir. Mehir o kadının hakkı. Erkek bir daha onu geri alamaz. Çocuk oldu. O çocuğa erkek, o çocuk kız çocuğuysa evleninceye kadar, erkek çocuğuysa baliv oluncaya kadar bakmakla mükellehtir baba. Akraba bağlanının koptuğu günümüzde akrabayı, hastayı, arkadaşı, anne babayı ve kardeşleri ziyaret etmenin dinle mükafatı ve yeri önemli.
Bu hiçbir mükafatı olmasa dahi, hiçbir mükafatı olmamış olsa dahi, insanlık adına bunların oluşması lazım. Biz biraz böyle sufiler olarak mükafatı maksızın bir şey yapmaya çalışalım. Bir erkek annesine babasına bakması farz. Bir erkek çocuk annesi babası sağ olduğu müddetçe annesine babasına bakmakla mükellef. Bir erkek evlat babası sağ olduğu müddetçe babasının makul ve malum isteklerini yerine getirmek zorunda. Bu noktada itaat etmesi farz. Bir erkek çocuk annesi sağ olduğu müddetçe annesine bakmakla mükellef. İyi geçinmek, babak sallılar ve sellem hazretlerinin en büyük özelliği, en büyük ahlakı.
Bir kimse akraba bağlarını bozuyorsa, akraba bağlarını inkıtaya uğratıyorsa kötü ahlaklı. Hani Hazreti Ebu Bekir Efendimiz Mekke'den hicret etmek için hazırlanır, yola çıkar. Yolda onu müşriklerden birisi görür. Der ki nereye gidiyorsun? Der ki hicret ediyorum, Mekke'den çıkıyorum. O müşrik der ki, ya Ebu Bekir, sen akrabalarına hayır hasenat eden bir kimsesin. Sen açları doyuran, yetimlere bakan bir kimsesin. Nasıl olur da kavmin seni diyor, buradan uzaklaştırır, sana kötü davranır. Senin tefilin benim, dönmüyor Mekke'ye. Senin emanlığın bana ait.
Hazreti Ebu Bekir Efendimiz tekrar geri dönüyor Mekke'ye. Senin emanlığın bana ait diyor. Sıraladığın şey ne? Ahlakı, rahbalarıyla iyi geçilmesi. Olcuyu duyurması. Fakire, yetime, kimsesizle el uzatması. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetini hicret edince, Müşrikler derler ki, akıllı müşrikler, Derler ki sizin içinizden akrabalarına iyi geçinen, Yetimlere babalık yapan, Öksüzlere babalık yapan, İnsanları yedirip içiren, Yolculara merhametli ve rahmetli davranan, Büyük ahlaklı bir kimseyi, Yurdundan çıkardınız.
Allah'ın size arzabı yakındır derler. Bunlardan hiç mükafat beklemeyin. Hiç mükafat beklemeyin. Bugünkü gayri İslami olan, Hayat tarzı karşı, Duruşunuzu sergileyin. Annelerinizle, babalarınızla iyi geçinin. Kayınvalidelerinizle, kayınpederlerinizle iyi geçinin. Onlar size yanlışlık ve eksiklik yapsalar dahi, Siz onların yanlışlıklarına ve eksikliklerine, Yanlışlıkla ve eksiklikle cevap vermeyin. Onlar evlatlarını ayırsınlar, Size az mal versinler, kayırsınlar, Kardeşinize çok mal versinler. Siz bundan sevinin, bunu alkışlayın. Kardeşinizi fazla sevsinler. Kantar'ın topusunu kaçırsınlar, Siz alkışlayın onları.
İkinci sınıf damat olarak görünün ailede. Kusurluluk etmeyin. Siz gelin olarak ikinci sınıf gelin birinin, Ailenin içerisinde. Siz asla, asla yanlış davranmayın. Siz iyiliğin temsilcisi olun. Siz güzelliğin temsilcisi olun. Siz lütfun, ikramın temsilcisi olun. Siz peygamber sanırlar ve sellem hazretlerinin ahlakının temsilcisi olun. Bırakın kim sevap için ne yapıyorsa yapsın. Siz sevap almak için, mükafat almak için yapmayın bunu. Beklemeden yaşayın hayatınızı.
Şimdi dışarısı soğuk. Ben dedim ki kendisini genç hissetenler dışarı çıksınlar. Sevap mı umdular? Dediler ki dışarıdan misafirler var demek ki dışarı çıkalım. Sufilik bu. Sevap bulmadılar. Sözü yerine getirdiler. Şimdi üzülmesin yukarıda oturanlar. Ben sufi olsaydım bir dakika durmazdım yukarıda. Kimse yerinden kımıldamasın şimdi. Nefisten geçmek bu.
Kimler iniyor aşağı diye hep böyle seyrettim. Kimler indi diye. Neden? Ben de dedim ki bunlar fedakarlık edenler. Fedacılar iniyor aşağı feda ediyor. Nefsinden geçiyor. Sufilik bu. Sufilik nefsinden geçmek. Üşümeyi tercih etmek. Sufilik açlığı tercih etmek. Sufilik yorgunluğu tercih etmek. Sufilik ayakta durmayı tercih etmek. Oturmayı değil. Sufilik kardeşini tercih etmek. Sufilik akrabanı tercih etmek. Sufilik hiç tanımadığın bir kimseyi tercih etmek. Niçin?
Niçin? Ben insanların içerisinde güzel ahlakın temsilcisi olacağım diye. Küçücük bir şey. Değil mi? Misafirlere yer verin. Kendini genç hissedenler. Üşünmeyeceğim diyenler çıksın dışarı. Hava soğuk kim üşümez ki? Değil mi? Yok. Sufi üşümekten korkmaz. Yol yürün. Üşücem dersen yol yürüyemezsin. Uykum geldi dersen yol yürüyemezsin. Acıktım dersen yol yürüyemezsin. Şurada zorluk var dersen yol yürüyemezsin. Azamet odur. Sufiliği yanlış algılayanlar kendilerini helal daireden uzaklaştırıyorlar. Helalı haram ediyorlar. Sufilik o değildir. Sufilik helal dairede bir zorluk var ise zorluğu yalayıp yutmaktır.
Bir sıkıntı varsa sıkıntıyı yalayıp yutmaktır. Bir problem varsa problemi yalayıp yutmaktır. Yapılacak olan bir iş varsa feda olup bunu yapmaktır. Yol varsa feda olup gitmektir. Yok mu diye bakmaz. Benim ceketim, paltom var mı yok mu diye bakmaz. Benim yanımda ekmeğim, yemeğim, suyum var mı yok mu diye bakmaz. Ona yürü denmiş. Yön bile sormaz ne tarafa yürüyeyim diye. Yürü denmiş başlar yürümeye o. Dikkat edin. O yürümeye başlar. Kadına ne tarafa yürüyeyim efendim yürüme sen otur. Otur sen yürüme. Sufi anlayışı budur.
Sufi anlayışı budur. Bir insanlar bunu akıl artıremezler. Hani benim meşhur Mehmet hikayesi var ya. Demiş ya ambardan. Kuğday çıkar oğlum. Çıkarmış gelmiş. Arkadaşlarım demiş ki oğlum ekmek yapacak. Ne götürmüyor ki değirmene. Yok sufi anlayışı budur. Ambardan çıkar dedi çıkarır. Yürür dedi yürür. Oturur. Ne zaman kalkacağım diye sordu mu? Kalk hadi yürü git bak içine sen. Rahmet eylesin. Şeyh Efendi ile yoldayız. Bir arkadaşımız var yanımızda. Sordu Şeyh Efendi. Efendim nerede yemek yiyeceğiz dedi. Mustafa'nın en yakın yerde dur oğlum yemek yiyelim dedi.
Baktım bir benzinlik. Cat girdi ben içeriye. Hadi oğlum yiye yemeyeyim dedi. Mustafa ne sen yiyecek misin dedi. Karnım tok efendim dedi. E benimki tok. Hadi ye oğlum sen yiyeyim. Ona şimdi. Bu şimdi kaldı. Şimdi siz yiyecek misiniz dedi. Bir şey diyemiyor. Ben hemen arabanın benzinini, mazotunu, neyse alınacaksa. Çünkü Şeyh Efendi'nin huyunu biliyorum. Sorar. Oğlum arabanın karnını doyurdun mu? Doyurdum efendim. Farlarını yıkattın mı? Yıkattım efendim. Silgecine su koydurdun mu? Koydurdum efendim. Mutat söz bunlar. Değişmiyor replikler. Ben hemen çat çat çat çat hepsini.
Suyu var demeyeceksin. Sileceksin. Suyu vardı demeyeceksin. Suyu vardı efendim. Ha iyi tamam. İyi varsa canım. Yok öyle yok. Ne diyeceğini bilemedi. Çocuk indi. Yiyecek mi? Yemeyecek mi? İçecek mi? İçmeyecek mi? Ben de dedim ona. Oğlum acıktım deme. Nerede yemek yiyeceğiz deme. Nerede çay içeceğiz deme. Şunu deme. Bunu deme. Gülüyor bana. Bitti. Yemeği yedi. Nasıl yediyse geldi. Şimdi Şeyh Efendi elinde tespit. Çat çat çat çat. Çat çat çat. Söz yok. Oturdu. Desem ki en yakın yerde in. İncek adam.
O geldi bizle beraber Konya'ya geldiğine gelmişine bin pişman oldu. Sufi sormaz. Edeptir bu. Edep. Selamun Aleyküm. Aleyküm Selam. Otur. Şey sorarsan o döner. Nasılsın derse iyiyim efendim. Allah razı olsun. Siz de iyisiniz inşallah. Allah razı olsun. Bitti. Birisi geldi soru hazırlamış Şeyh Efendi'ye. Yolda yakalamış onu. Soracak. Birinci soruyu sordu. Korluyor Şeyh Efendi. Kaldı bu. Hiç haberim yok benim de soru hazırladığından. Döndüm. Başka işin yok muydu senin dedim ben. Son gidiş oldu.
Biraz Sufi adabından bahsetmiş olduk. Hakkınızı helal edin. Ben buradaki sözleri çevirmeden soruları okuyacağım. Veya bu şeyi sohbeti öyle devam ettireceğim inşallah. İnsan birlikteliği. Tanrıyı tanımıyorsan hiç olması onu işaretlerinden öğren. Ben işte o işaretim. Hallâc-ı Mansûr. Onun sözü olduğu söyleniyor. Neyse sonra başta inşallah tekrar bu soruya geleceğiz. Tanrı ile yaşamak mı istiyorsun? Öyleyse Tanrı gibi saf ve mükemmel ol. Yeryüzündeki hal ve tavrın Tanrı'nın istemine uygun olsun. O zaman sen Tanrı ile konuşabileceksin.
Tris Mekiste. Te-ho-te-le-te. Mısırlılara buyruğu. Hindi dininin kutsal kitabı Vedaram. Olması için Atma Maya'ya dönüyor. Sanırım söylemi. Nirvana Samsara oldu. Nirvanalaşsın diye Samsara. Onun içindeyim. Ve sen bendesin. Ve böylece hepimiz mükemmel biçimde bir tek olabiliriz. Hz. İsa, İbannes İncil'i. Varlığı Adem'dedir.
Bir diş şeytan bu sırrı gandadır. O sebepten ta ezel matemdedir. Her ne yerde gökte var, Adem'de var. Her ne ki yılda, ayda var, Adem'de var. Ne ki elde, yüzde var, kademde var. Bu sözü fark etmeyen Adem'de var. Nesim'i. İce kim? Ben beni bildim, yakın bildim, hakkı buldum. Hakkı bulunca da korkum şimdi korkudan kurtuldum. Her kişi Tanrı'dır. Her biçimde gözüken O'dur. İsmail Maşuki, oğlan seyit. Değme bir hor hakire, hor diye kılma nazar, kalbimin bir köşesinde.
Arşi Rahman gizlidir. İsmail Maşuki. Biz insana şah damarından daha yakınız. Kaf on altı. Yelizm midir? Sorunun, sohbetin sonu. Biz bu sohbete önümüzde kaftaya da devam edebiliriz de. Tanrıyı tanımıyorsan, hiç olmazsa onu işaretlerinden öğren.
Ben işte o işaretim. Bu, Hacı Mansur için yazı yazan Enel Hakçılardan birisi yazmış bunu. Bunu çevirenler, Allah'ı Tanrı olarak direktten söylüyorlar. Bunun da altını çizelim. Allah'ı tanımıyorsan, hiç olmazsa onu işaretlerinden öğren. Ben işte o işaretim. Kainatta Allah'ın yarattığı her şey, Allah'ın bir işaretidir.
Yaratılmış olduğu her şeye, kendi nakşını, kendi mührünü vurmuştur. İçerisinde ahser-i takvim olarak yaratılan en mükemmel varlık insandır. Bu insanların içerisinde en mükemmel varlık, Hazreti Muhammed Mustafa'dır. Sallallahu aleyhi ve sellem. Ve ondan sonra peygamberlerdir. Ve ondan sonra velilerdir. O zaman bir kimse Allah'ı tanımak ve bilmek istiyorsa, kendine dahi baksa, etrafına baksa, acı kuşa, toprağa, ayağı, yıldıza, güneşe, havaya baksa, eline geçirdiği her bir nesneye bakmış olsa, hatta eline baksa, eline, kendi elinin üzerinde odaklansa, elinin üzerindeki tüylerine, kıllarına baksa, kılların üzerine odaklansa, onun içindeki hücrelerine girmiş olsa, o kılların, o tüylerin mükemmel yaratılışını görse, o mükemmel yaratılışın mükemmel hesaplarını görse,
ve o kılın, büyüme hızının, büyüme zamanının, büyüme emrinin mesafeli ve hesaplı olduğunu görse, ve vücudundaki bu kılın, saçı gibi her devamlı büyümüş olsa, günlerce berberlerin önünden kalkamayacağını, devamlı elleri müthiş bir şekilde kabaracağını, saç gibi olacağını, oysa elinin üstündeki kılıyla, başındaki saçının özelliklerinin aynı olduğunu, ama başındaki saçına büyümenin verildiğini, ama kolundaki saça, kolundaki kıla, belli bir zamana kadar büyümenin verildiğini görür, ve Allah'a secde eder.
Ve der ki, Ya Rabbi, Sen her şeyi en güzel şekilde yaratmışsın. En güzel şekilde yaratmışsın. Ve Allah'ı tanımada, Allah'ı bilmede, Allah'ı tanımada ve Allah'ı bilmede, mükevanatta her şey, onu anlatır. Her şey. Akıl, bunu tefekkür edin.
Halp gerekli. Kılamıyorsa o kimse, onun önüne peygamber de koysan, ki koydu Cenab-ı Allah, Ebu Cehil, Ebu Cehil'ini yine yaptı. Daha kestirmesini söylüyor. Eğer söz ona ait diyorsan, diyor ki, Allah'ı tanımak istiyorsan, Allah'ı bilmek istiyorsan, Allah'ı öğrenmek istiyorsan, bu konuda kendi kendine yetemeyebilirsin.
Bu yolu kendi kendine bulamayabilirsin. Bu yolda sapıtabilirsin. Bu yolda yürürken, kendini ayarlayamayabilirsin. Bana bak, bendeki işaretlere bak, bendeki yol işaretlerine bak. Benim halim ne halden? Benim yolumla yollan ki, Allah'ı bulmada, Allah'ı görmede, Allah'ı tanımada, şaşırmayasın. Ben delilim. Ben delilim. Yunus'un dediği gibi, delilsiz bu yol gidilmez. Hz. Mervana'nın, Celal-i Rum Hazretleri'nin dediği gibi, deliye uğramaz isen, sonun helaktır. Hz. Mervana'nın dediği gibi, o veliler, Kur'an'ın dediği gibi, o veliler, yeryüzünün direkleri gibidir.
Allah dinlerini, onun, onlarla korur. Eğer o işaretleri takip etmezsen, helaka uğrarsın, kör gidersin. Bu dünyada kör yaşayanlar, öbür tarafta kör olurlar. Ebediyen göremezler. Allah'ı görmek isteyen, Allah'ı Mansur'u görsün. Allah'ı Mansur'un yolundan gitsin. De ki, eğer Allah'ı seviyorsanız, tabi olun bana.
İnsanlar, gelin Peygamber Muhammed-i Mustafa'ya itaat edin, ona tabi olun. Gelin, peygamberlerin arkasından giden, velilerin yollarını takip edin. Boş yollarda dolaşmayın. Boş yerlerde dolaşmayın. Şeytanın vesvesesine kalmayın. Yol belli. Sözü. Yaşamak mı istiyorsun? Öyleyse Tanrı gibi saf ve mükemmel ol. Allah'la oturmak mı istiyorsun? Allah'la sohbet mi etmek istiyorsun? Allah'la sohbet edenlerle beraber oturup sohbet edeceksin, yolu o.
Ya da, diyeceksin ki ben Allah'la sohbet ediyorum. Sen Allah'la sohbet ettiğini söylüyorsan, biz senin sofranı oturmaya razıyız. Dedansan, senin sofranı oturduğumuzda, Allah'la sofraya oturduğuna dair, senden bir işaret alamazsak, seni baş yalancı olarak lans ederiz. Deriz ki sen yalancısın, yalancılarla şeytan beraberdir. Sen sapkınsın, sapkınlarla şeytan beraberdir. Ya Allah'ın kokusuna, onun kokusuna dürünmüşlerle, oturursak onun kokusunu alırız. Bunun yolu nedir? Nefisle mücadeledir.
Ne diyor? Saf ve temiz ol. Saf ve temiz olmanın yolu, nefisle mücadeledir. Kötülüklerden uzak durma, kötülerden uzak durma, şeytanın yolundan uzak durma, şeytanlaşmışların yolundan uzak durmakla mümkündür. Sen içindeki çıfıtlıkla, içindeki kötülüklerle, içindeki yanlışlıklarla, eksikliklerle, içindeki noksanlıklarla, Allah sofrasına oturacağını düşünüyorsan, bu boş hayal.
O yüzden, İslam, bize önce uyanık olmayı, uyanmayı, ondan sonra tövbe edip, temizlenmeyi, ondan sonra haramlardan uzak durmayı emreder. Bugün, Musa'ya da gitseniz, uyanık olmayı, uzak durmayı ve tövbe etmeyi emredecek. İsa'ya da gitseniz, o size uyanık olmayı, haramlardan uzak durmayı ve tövbe etmeyi emredecektir. Kime giderseniz gidin, hangi ideolojiye giderseniz gidin, hangi inanışa giderseniz gidin, hiçbir inanış, kötülüğe kapı aralamayacaktır. Yeryüzündeki hal ve tavrın, Tanrı'nın isteğine uygun olsun. Yeryüzündeki hal ve tavrın, Tanrı'nın isteğine uygun olsun. Neysin?
Müslümansın. Müslümansan, senin kitabın Kur'an. Müslümansan, senin insan olarak uyuyacağın kimse, Hz. Muhammed Mustafa. Allah'ın emirlerini Kur'an'dan öğren. Kimlerin nasıl yaşanacağını, Hz. Muhammed Mustafa'dan öğren. Ya da zamanın Hallâc-ı Mansûr'unu bul, o Mansur'un dizinin dibinde öğren. Ama istediği gibi davran. Hıymetli dostlar, Müslümanlıkta yalan söylemek, gıybet etmek, dedikot etmek, başkalarının malına, canına, ırzına, namusuna, içki içmek, kumar oynamak, insanları aldatmak, kandırmak, bozgunculuk yapmak, satkınlık yapmak, kadınların erkeklere dönüşmesi, erkeklerin kadınlara dönüşmesi, haram, zina etmek haram, eski inan mitolojisinde haram, hepsi de bunların şeytani yol olarak bildirilmiş.
Hepsinin de tanı inanışında, bunların hepsi de yasak, şamanlıkta da haram. Gerçek şamanlar içmez, gerçek şamanlar içki içmezler, gerçek şaman noktasına gelen kimselerin, içkiyle işleri yoktur. Şaman, uyanıklığın üzerine kuruludur. Şaman uyumaz. İnanç budur. Küçük, şamanlığı iyi bilir.
Ateşin başında dururlar. En iyi şaman, en az uyuyan şamandır. Beklerler. Gayetten haber bekler. Uyursa, onu kaçıracağına inanır. Oturduğu yerden uyurlar. Bakın bütün din adamlarına bakın. Budaya bakın, Buda yerden uyurlar. Budüsler, Hindular oturdukları yerde uyurlar. Hristiyan kesişler oturdukları yerde uyurlar. Hahanlar oturdukları yerde uyurlar. Hz. Muhammed Mustafa oturduğu yerde uyur. Bir tanesi Mekke'de, Mekke'de, Mekke'nin bahçesinde, Mekke'nin karşısında, tavaf edilen yerde, gölgelikte otururken gerçekleşir.
Hz. Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin üç miracı vardır. Uyuma, uyursan ölürsün. Bu manada. Kudüs'e de diyor ki, ey Davud, uyanık ol. Müslümanlara, git davran, şefkatli davran. Uyanık ol. İnsanlara yardım et. Uyanık ol. İnsanları kucakla. Uyanık olma. Bütün inanışlara baktık. İnanışlara baktığımızda, insanlardan istedikleri farklı bir şey değil ki. Döndük, insanlara baktık. İnsanlar bu inanışların neresinde?
Nesin? Musevisin. Çok ala. Çok iyi bir Musevi ol. Burada içeride Museviler öyle söyleyince, Musevi baktı. O kadar iyi Musevi ol ki dedim. O kadar Musa aleyhisselamı iyi sev ki. Rüyanda gör dedi Musa'yı. Gördün mü dedim rüyanda? Hayır dedi. Sen dedim Musa'yı sevmiyorsun. Rüyanda Hristiyan. Siz dedim çok iyi iyi sevi olun. Bakıyorlar. Hani kendilerince bir Müslümandan beklemedikleri bir şey. Çok iyi Müslüman olun. Çok iyi iyi sevi olun. Harika. Ve İsa aleyhisselamı rüyanızda görün. Neden? Ya rüyasında onu görürse, ona doğru yolu gösterecek. Çok basit. O zaman, belki de bu işini Musa, Mısırlılar buyruğuysa, yaklaşık iki bin yıllıktır bu buyruk.
İki bin yıllıksa, iki bin yıl önce diyor, Mısırlı. Günlük hayatınız, Tanrıların buyruklarına uygun olsun. Katılıyorum. Ne diyor? Onun istemine uygun olsun. O zaman sen Tanrı ile konuşabilirsin. Evet. Sen onun istediği temizlikte ve saflıkta olmazsan, o seninle konuşmaz. Ne diyor? Bir yerine getirir. Nafilerlerle bana yaklaşır. Beni sever. Ben de onu severim. Ben onu sevince gören gözü, duyan kudalığı olur. Belli yol. Hindu dininin kutsal kitabı, Veda'dan. Maya, atma olması için atma en yüksek zirve, en yüksek zirve.
Şimdi bakınca durum geçiyor. Bu sayfayı bitireyim.
Bir dahaki sayfayı önümüzdeki haftaya aktaracağım. Hakkınızı helal edin. Saat dokuz bütçeye geliyor. Bitireceğim, merak etmeyin. Buda'nın söylemi. Nirvana, Samsara oldu. Nirvana en yüksek halde duran Nirvana, yani Tanrı, Budist şeyde, aynı anlaşında, Samsara oldu. Bir altı. İnsan oldu yani. Nirvana nasılsın diye Samsara oldu. Yani, Tanrılaşsın diye Samsara oldu. Resul-Sul-Hikem Adem Fas. Resul-Hikem Adem'in içinden bizi selamete çıkaracak olan düşünce, Muhyiddin Arabi'nin aslında, Muhyiddin Arabi Hazretleri der ki, kendisini tanıcak, bilecek olan, bunu söyleyecek.
Hazret-i Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri der ki, Adem yok iken ben var idi. Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin, aleminin arasında çıktı. Bu, Niyatan'ın çok aşağısında.
Şimdi, ben var idi. O zaman, gamberlik, olursak, sıralayacak olursak, gamberlik, tesbih etti, tensih etti.
Gitti. Gittikten sonra, Allah, anlayışında, değiştirdi. İslam anlayışında, Tanrı'nı yer değiştirmesi yok kuluyla. İslam anlayışında, insanın, Adem'in, konuşması var.
Yer değil, geçince seni yükseltti. Yere olan mıza da şaşıyorduk.
Şurumuzun gökyüzünden, yoğrulduğu halde, bizim, şu toprakla ne alakamız var? Işıklarız biz diyorduk. Karanlıklara düşüp, kalkmamız neden? Işık nasıl olur da karanlıklarla beraber yaşar? Çünkü bedeninin, ağrı ışığı, argacı, yeryüzünden, bedeninin, topraktan dokunmuş. Toprak bedenini, yerden dokudular. tertemiz ışığını da burada buldular. Canımızın, şimdi ruhundan elde ettiği, parıltı, önceden önce, topraktan parlıyordu. Yeryüzündeydik de, yerden haberimiz yoktu. Orada gömülü olan defineyi, bilmiyorduk bile. O duraktan yola düşmemiz emredilince, bu yer değiştirmek, acı geldi bize. Allah'a deliller getiriyorduk.
Bizim yerimize, kim gelecek ki diyor.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.