Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 2 Mart 2014 · 1:26:59
Cenab-ı Hak gününüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, gününüzü, yılınızı, ömrünüzü, hayalinizi hayırlı eylesin inşâAllah. Adap kesbidir, çalışmakla elde edilir. Ahlak önderdir, ona uyulur. Ahval ise mevhibedir, yani Allah tarafından vergidir. Bir kimsenin adabı öğrenmekle alakalıdır. Tuvalete girme adabı vardır, yemek yeme adabı vardır, sohbet etme adabı vardır, iki kardeşin adabı, iki arkadaşın birbiriyle sohbet edabı, çocuğun anne babasına adabı, anne babanın çocuğuna adabı, müridin mürşidine adabı, mürşidin müridine adabı, bir cemaat topluluk içerisindeki adabı, dinleme adabı. Bunların hepsi de o kimse için çalışmakla elde edilir.
Bu nedir? Ya o kimse bir yerden okur öğrenir, ya da böyle diz çöker öğrenir. Okuyup öğrenme, muamelatlı değildir. Muamelatlı öğrenme, diş çöküp öğrenmedir, sufilerin yoludur. Sufilik okuyaraktan öğrenilmez. Sufiler okuyup da yaşamayanlara kitap yüklü eşekler der.
O kimse okur ama muameleye koyamaz. Okuyup da muameleye koyamazsa kitap yüklü eşek olur. Sufiler adabı yaşayarak öğrenir. Ahlak ise öndedir. Ona uyulur. Yani ahlak bu noktada uyulması gereken bir olgudur. Bunun en öndeki görünür kimsesi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir.
Bir sufi onun ahlakını hadisleri okuyaktan öğrenir, üstadına bakaraktan yaşar. Bir de insanın Allah tarafından verilmiş olan mevhibeleri derler ya. Mesela bir kimse diğerlerinden bir çıt fazla cesaretlidir. Allah ona lütfetmiş ona. Biz lütuf olarak görüyoruz doğru yolda kullanırsa. Eğri yolda kullanırsa batar. Diğerlerinden bir çıt cömerttir o. Allah vergisidir bu. Herkese vermiş ama ona lütfetmiş. Bir çıt fazlasını vermiş. Bu noktada ona söyleyecek söz yok Allah yaptıklarından sorunlu değildir ayet-i kerimesi bizi susturur. Kur'an-ı Kerim'de övülen rıdvan ağacını anlatır mısınız?
Rıdvan ağacının altında kimler vardır? Selamun Aleyküm. Cennete girdiğinizde aklınıza gelirse rıdvan ağacı nedir diye bakın. Sufiler rüyalarında cenneti görürler. Sufiler rüyalarında cenneti gördükten sonra sufiler rüyalarında cennete de girerler. Cenab-ı Hak hepinize görmeyi de girmeyi de nasib etsin. Ola ki girerseniz girdiğinizde aklınıza da gelirse bu rıdvan ağacı neymiş bir de gideyim onun yanında oturayım bir de orada kimler varmış diye bakayım diye aklınıza gelirse ki geleniniz olur inşallah. O zaman daha iyi malumat sahip olursunuz. Ama ben normalde böyle cennete girip de burada ne vardı şurada ne vardı diye sorgulayanı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Müstesna ben şahit olmadım görmedim.
Birisi de kalkar bunu söyler. Kitabi olarak söylüyorsanız rıdvan ağacının altında cennetlikler var. O cennetin en güzel makamı ondan sonra cennetin en güzel makamı olduğunda peygamberler var, veliler var, şehitler var. Harika. Bu kitabi. Kitabi olan bu. Olur mu olur biriniz girer o ayrı mesele. Mikrofon çalışıyorum soru mu soracak? Aç şu mikrofonu. Burayı aç. Biz cennette değil miyiz ki? Cennette olmayan soruyor. Cehennemde değil mi o? Yani biz cennette cehennem... O kendisini öyle görmüyor. Şu an cennet ve cehennemden ayrı bir yer var mı? O kendisini dünyada görüyor.
Eyvallah. Yani ben mesela şu anda insanların cennet ve cehennem içinde yaşadıklarını hissediyorum mesela. O da senin hissin. Peki bu his doğru mu? Yanlış mı? Ben doğru görüyorum. İslam yanlışlardan bizi korur. Bu doğru mu yanlış mı diye sordurmaz. Bu cehennem çepeçevre kuşatmıştır diyorum insanları. Kuşatmış demek ki. Yani düşündüğümüz yanlış değil. Ben öyle bir şey demedim. Tamam. Yani ikinci bir sorum da var. Sor. Saadet nedir? Bu da herkesin algısına göre değişir. Bugün sağlam okudum ha gelirken. Bu da herkesin algısına göre değişir. Birisi der ki asıl saadet seni sevmişmiş sevgilim. Öbürkü der ki asıl saadet seni görmekmiş.
Öbürkü der ki asıl saadet seni düşünmekmiş. Öbürkü der ki asıl saadet bir an bile olsa göz göze gelmekmiş. Öbürkü der ki asıl saadet nefesini nefesimde hissetmekmiş. Öbürkü der ki asıl saadet uzaktan da olsa seni içimde hissetmekmiş. Herkesin saadeti farklı. Sizin saadetiniz nedir? Benimki meçhul saadet var mı ki? Bir sorum daha var. Sor. Bu noktada dünyayı... Bak çok kızıyorlar sen böyle soru soruyorsun. Ben de cevap veriyorum diye. Aslında bana da kızıyorlar dolaylı olarak. Herkesi hissediyorum. Yüzde doksan bu oran şu an. Yüzde doksan değil.
Fazla mı? Yo abarttın. Yok. Kendini o kadar önemli görme. Şimdi bir sorum daha var. Bir iki tane o. Sor. Şimdi sufi yolu diz kırıp öğrenmektir demiştiniz. Okuyanlar... Adabı dedim. Sufiler diz kırıp da öğrenirler. Mesela kelimelerden oluşmuş manalar, kelimelerden oluşmuş öğretiler, dinleme veya okuma. Bu ne kadar üssan üzerinde etkili oludur? Birebir yaşamak değil midir öğrenmek? Yani öğrenmenin bir dili var mıdır? O yüzden sohbetin yeri neresidir mesela? Normalde muhakkak... Okumayla sohbetin bir farkı var mıdır? Sen okumuşsun yolda gelirken. Harika. İşte ben o mesela o tadı alamıyorsun. Aman yok alınmaz zaten. Sufi o tadı alamaz.
Kitaptan alamaz o tadı. Bu böyle yanlış algılanır. Sanki kitabı reddediyormuşuz gibi algılanır değil. Sufi için böyle tabirimi maruz görün. Sohbetullah önemlidir. Sohbetullah Allah'ın adetullahıdır. Adetullah'a uygun olduğu için sohbetullah çok makbuldür.
Ve bir kimsenin sohbetten, birebir sohbetten aldığı binlerce cilt eserden fazladır. Beş dakikalık sohbeti. Sufiler için bu yüzden kıymetlidir. Mesela siz Abdullah babanın yanında geziyordunuz. Birebir onunla idiniz. Orada aldığınız öğreti de sohbetten üstün değil miydi? Muhakkak. O çünkü hal idi. Muhakkak. Sufiler bu hal eğitimini nasıl alacaklar? Beraber olacaklar. Yani bunlara ihtiyaçları var. Tabi beraber olmaya ihtiyaçları var. Var. O yüzden bu sohbetin de yani bir sınırı var. Tabi canım beraber olmaya ihtiyaçları var. Bak beraberler. Burada adam şimdi oturuşundan alır alacağını. Alır değil mi? Evet. Maşallah. İmanımızı bir kap olarak düşünürsek amellerimiz de içindekiler ise kabımız amellerimize göre genişleyip daralabilir mi?
Öyle olsa ne olacak olmasa ne olacak amellerinizi Allah için yapın. Hakikaten inanmak nedir? Hakikaten inanmak inanmaktır. Kararsızlık iman eksikliğinden midir? Bazen bilmemekten de kaynaklanır. Peygamber Efendimiz nasıl giyinirdi? Giyinmesinde uymamız gereken sünnetler nelerdir? Renk konusunda giydiği veya giymediği renk var mı? Dervişler niçin yün giyer? Niçin gömleğin en üst düğmesi bağlanır? Peygamberimizin haydari giymiş midir? Haydari de niçin ilik ve düğme yoktur? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri göbek deliği ile diz kapanın arasını kesin örterdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gerekmediği müddetçe üstünü açmazdı.
Gerekmediği müddetçe bu ön düğmelerini açmazdı. Hatta bir erkeğin ön düğmelerini açması eskiden Lutilerin adeti olarak görülürdü. O günkü Arap toplumunda, bakın o günkü Arap toplumunu söylüyorum. Kadınlara benzemek isteyen erkekler ön düğmelerini açarlar, ondan sonra vücutlarını sergilerlerdi. Siz şimdi buradaki sorulara da bu noktada cevap olsun.
O yüzden normalde mesela bir kimse üstten bir düğme açabilir erkek veyahut da işte bunu da açabilir. Ama böyle aşağı doğru aşmaya başlayınca o eski dönemde Lutilik olarak algılanırdı. Ya erkeğe caiz mücaiz çıkar gömleğine baldırı no. Baldırı çıplak olarak yürü. Sıkıntı yok onda. Ama böyle gömleğinin 3-5 düğmesini açıp da böyle göğsünü de açıyorsan, gösteriyorsan, göğsünün kıllarını da yoldurduysan yol var demek bir taraflara doğru. Önceden böyleydi. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gömleğinin düğmelerini açmazdı. Onun edep yerlerini hiç kimse görmedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri küp kırmızı giyinmezdi.
Küp kırmızı giyinmezdi. Yani küp kırmızı ne demek? Üzerindeki işte dış elbisesi ondan sonra küp kırmızı değildi. İki elbise giydiydi. Bir altına böyle pantolon gibi, ne bileyim işte don gibi bir altına giydiği bir kıyafeti vardı. Bir de üstüne giydiği kıyafeti vardı. Alta ilk kıyafet giyen Adem aleyhisselamdır. O yüzden alta kıyafet giymek Adem aleyhisselamın sünnetidir. Hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde altı kıyafet giymeyi onun sünneti olarak bize aktardı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kıyafetinden onun cinsel uzuvları fark edilmezdi. Erkeğin de cinsel uzuvlarının fark edilmeyecek şekilde giyinmesi gerekir.
Bu noktada hem sorularınıza da cevap vermiş oluyor. Dervişler niçin yün giyer demiş. Bu sufilere isim takarlarken yün elbise giyenler olarak zühtten çıkmış çünkü. Sufilik hareketi önce zühti bir hareket olarak çıkmış. Zühti bir hareket de dünyayı terk etme olarak çıkmış. Onların lüks gösterişli kıyafetleri olmamış zühti ehli olanların. O yüzden onlar yün elbise giymişler. Hem böyle vücudu rahatsız eden, yün rahatsız eder insanı çünkü kaşındırır. Vücudu rahatsız eden o yün elbiseyi giymişler. O yüzden sufiler yün giymişler derler. Aslında bu noktada zühten çıkmadır. İlk züht ehli olanlar gösterişten ve dünyadan uzak durmak için böyle bir yol seçmişler.
Bu sünnet midir? Hayır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir kimsenin hali vaktine göre giyinmesini isterdi. Hali vakti yerinde olan bir kimsenin pejmurda bir şekilde giyinmesini istemezdi. O yüzden bir kimsenin hali vaktine göre kıyafet belirlemesi de sünnettir. Haydarinde niçin ilik ve düğme yoktur? Haydariler bizim şimdi normalde iki türlü haydari vardır. Bir haydari vardır diz kapağından aşağıdır. Asıl haydari odur. O kimsenin aynı zamanda da o kefenliğidir. Sonradan haydariler yavaş yavaş kısaldı. Şimdi geyilen haydariler daha öncesinden öyle söyleyeyim erkeklerin arka basenlerini kapatırdı. Ama ceketin altından ne bileyim işte paltonun altından sarktığından dolayı biraz daha boyu kısaldı.
Şimdi bazen görüyorum kısacık yapmış arkadaşlar. Ben onun uzunluğunda kısalığında değilim. Ama haydari bu noktada uzundur. Diz kapaklarının altındadır hatta. Çünkü ölürse o kimse haydarisi onun kefenliği olur. Seyr-i sülûk nedir? Ne zaman başlar? Nasıl devam eder? Bu soru çok sorulur. Bir kimse bir üstada intisap ettiği anda seyri sülükü başlar onun. Dergaha, tekkeye, camiye girme ve orada bulunma edebi ve adabı nedir? Bunlar uzun sohbetler. Normalde sohbetlere devam eden kardeşler bunların hedef ve adaplarını öğrenirler. Sufizmde görüşme anlamı nedir? Örnek derviş takkesini başına giymeden öpmesi. Sufizm diye bir şey yoktur. Sufizm, komünizm, faşizm, kapitalizm gibi bir şey mi ki?
Sufiliğin doktrini Kur'an ve sünnettir. Sufizm diye bir şey yok. Ama bu bugünkü kültür her şeye bir izim katıyor. Sufizm diye bir şey yok. Kabul etmiyorum. Sufizmin çünkü Sufizm deyince doktriner bir şey geliyor akla. Sufilerin böyle doktriner bir halleri yoktur. Sufiler Kur'an ve sünnete tabi olurlar. Kur'an ve sünnetin hukuku hiç değişmez. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin zamanında dinin hukuku neyse bugün de hukuku aynıdır. Ama algı, anlayış bu noktada değişir. Örnek yani önceki ilk o züht ehli olan yün elbise giydi diye biz de yün elbise giyecek değiliz. Sufilik bu noktada yün elbise giymek değil.
Öncekiler haydarilerle dolaşırlarmış. Sufilik şimdi haydarilerle dolaşmak değil. Her tekkenin bir rengi varmış önceden. Sufilik böyle bir tekkenin rengiyle renklenip dolaşmak değil. Algı. Bundan 800 yıl önce, 700 yıl önce Yunus diyor. Dervişlik olsaydı diyor tac ile hırkada alırdım onu 3'e 5'e. O zaman dervişlik sufilik tac ile hırkada değil. Sufilik tac ile hırkada olmuş olsaydı biz her tac ve hırka giyene diyecektik ki ya bu mürşidi kamil. Şimdi tac ile hırka aldatma sebebi oldu. Birileri birilerini aldatacaksa tac ile hırkayla aldatıyor. Hatta birilerini birilerini aldatacaksa tac ile hırkası olanla aldatıyor.
Önceden aldatmanın da yolu yordamı farklıydı. Şimdi aldatmanın yolu yordamı değişti. Değişti. Şimdi herkes insanların sevdikleriyle insanları aldatıyor. İnsanlar neyi seviyor? Allah'ı. Allah ile aldatıyorlar şimdi. Neyi seviyor? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile aldatıyor insanları. Neyi seviyor? Şimdi adamın şeyhi var. Adamın şeyhiyle aldatıyorlar. Adam facebook sayfası açıyor. Şeyhinin fotoğrafını koyuyor. Kendi fotoğrafı yerine.
Neden? Onu kimse tanımayacak. O tanınmak istiyor çünkü. Onun bin tane takipçisi olması lazım. Neyle takipçisi olacak? Şeyhiyle. Neyle takipçisi olacak? Adına Şems diyecek kendisine. Mevlana diyecek. Adam kendisine hadis-i şerifler diyecek. Kendisine Beytullah diyecek. Adı ne adamın? X. İşte Mustafa Özbağ. Ama orada Beytullah resmi var. Ben Beytullah'ı çok seviyorum. Yanlış konuştuğunda Beytullah resminden yanlış çıktı. Demeyecek mi karşındaki? Her dönemin algısı farklı. Aldatması da farklı.
Bunlar değişiyor. O yüzden normalde şimdi hala da kıyafete bakıyorlar. Sufiler yün elbise giyecek. Hatta normalde beni davet ettiklerinde ilk zamanlar tanımayanlar bakıyorlardı. Şimdi aa işte böyle cübbeli sarıklı ondan sonra şalvarlı birisini bekliyorlar. Bir bakıyorlar işte adam takım elbiseyle gelmiş. Bundan şeyh mi olur diyorlar. Ben de diyorum zaten değilim diyorum ben. Bakıyor diyor sen şeyh değil misin? Değilim kardeşim diyorum. Aa değil misin? Değilim. E herkes seni üstad görüyor. Üstad ayrı şeyh ayrı diyorum. Herkes seni şeyhi görüyor. Onlar görüyorlardır. Bir şey demiyorum diyorum. Onun kafasında bir algı var çünkü.
Şeyh dedi adam araba kullanmaz kendisi. Onun kafasındaki algı o. Bakıyor ben gidiyorum arabayı açıp. Kendiniz mi kullanıyorsunuz arabayı? Evet. Birisi şaşırmış. Kendiniz mi geldiniz dedi. Baktım. Mustafa Özbağ değil mi bu dedim ben. Yok dedi hani kendiniz mi geldiniz? Kim getirecek başka dedim. Algı. Kur'an-ı Kerim'de Hazreti Adem'den çok iyi sıfatlarla bahseder. Oysa insandan ise zalimdir gibi birçok kötü vasıflarından bahseder. Hazreti Adem Kur'an-ı Kerim'de insanlığı mı betimler? Yoksa insanın iman-ı Kemalat'a erdikçe Adem'e mi yaklaşır? Evet insanın Kemalat'ı erdikçe Adem olur. Allah bizi onlardan eylesin. Her adımda iki rekat namaz kılarak 14 yılda Kabe'ye varan İbrahim Ethem Hazretleri Mekke'ye vardığında Kabe'yi yerinde bulamaz.
Kabe'nin ise Mekke'ye gelmekte olan Rabiyotül Adeviye'ye karşılamaya gittiğini bildirir. İbrahim Ethem Hazretleri'ne İbrahim Ethem Hakk'ın Rabiyotül Adeviye Hazretleri'ne niçin cihanı velveleye verdiğini sorar. Rabiyye Hazretleri sen namazla geldin ben ise Rabbime niyazla geldim der. Cenab-ı Hakk'a nasıl niyaz edilir? Böyle bir ibare vardır. Hazreti İbrahim Aleyhisselam Kabetullah'a gidince Kabe'yi yerinde görmediğini söylerler. Bu biraz İbrahim Ethem Hazretleri'ne haksızlık olur. İbrahim Ethem Hazretleri her adımda Allah'ın sıfatlarını müşahede etmemiş olsaydı her adımda iki rekat namaz kılmazdı. Muhakkak Adeviye Hazretleri de kıymetli bir annemizdir.
Biz böyle birbirlerinin arasında üstünlük, alçaklık ifade etmeyelim. Muhakkak niyaz da önemlidir. Niyaz dua eden naz ehli demek. Bunu böyle başka manalarda da bunu kullandıkları için ben biraz buraya şerh düşüyorum. Namaz müminin miracıdır.
Namaz müminin miracı ise her adımda namaz kılan miraçtadır hep. Her adımda namaz kılan her daim miraçta ise o hakkın emrini yerine getirmek için Beytullah'a gider. Onun derdi Beytullah değildir ki. Manevi hallerden uzak olanlar bunları söylerler.
Ve öbür taraftan da başka bir algı oluşur. Yani sen namazı kılıyorsun ama biz dua ediyoruz, niyaz ediyoruz, naz ehliyiz, niyaz ehliyiz, senden öndeyiz. İbadet edenlere kerih görülmeye başlanıyor. İbadet edenler küçümseniyor. Allah'a iman eden Allah'a ibadet eder. İman edenler ancak namazlarını kılarlar.
Namazı olmayanın niyazı olmaz. Namazsız bir niyaz düşünülemez. Çünkü namazı olmayanın dini yıkılır. Dini yıkılanın niyazı mı olur? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifinde dedi ki bir kimse iman üzerine namazı terk edemez.
Bir kimsenin namazı yoksa dini de yoktur dedi. Namaz dinde yıkılan son kaledir. Ya ne demek? Son kale kılmıyorsa o da terk etti. Şimdi bu meseleyi alıp insanların önüne ibadet edenlerin önüne konuluyor. Ben o yüzden biraz böyle fazlaca şerh ediyorum bunu. Namaz kılan, oruç tutan, hacca gidenin önüne konuluyor bu. Yani sen ibadet ediyorsun ama boşuna bir niyaz ettiğin zaman dua et. Niyaz dua. Oysa Cenab-ı Hak duanın nasıl olmasını da bize öğretmiş. Size bir sıkıntı gelirse namazla, zikirle bana dua edin demiş. Size bir sıkıntı uğrarsa namazla bana dua edin, benden isteyin demiş. Bütün peygamberler başlarına gelen sıkıntılardan kurtulabilmek için namaz kapısına başvurmuşlar.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden tecelli eden mucizelerden önce namaz vardır. Ayın ikiye bölünme meselesinde namaz vardır. Namaz kılar Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Namaz kıldıktan sonra Allah'a dua eder. Namaz da Allah'tan istenir çünkü. Bir önemli bir mesele olacaksa namaz kılıp, dua edip ondan sonra o önemli meseleye girmek, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve geçmiş peygamberlerin sünnetullahıdır.
Muhakkak niyaz önemlidir, dua etmek önemlidir, istemek önemlidir, boynunu bükmek önemlidir. Ama o namazla bir bütündür niyaz. Derler ya bizde meşhurdur bu tekelleme. Namazsız niyazsız adam ya. Namazsız niyazsız ne demek? İbadeti yok, duası da yok. Allah'a karşı boyun eğmesi de yok. Niyaz Allah'a boyun eğmektir. O zaman nedir niyaz? Niyazın gerçeği? Bir meselede Allah'ın hükmü var ise, Allah'ın hükmünü kabul etmektir. Bir meselede Allah'ın emri var ise, niyaz odur. Allah'ın emrini yerine getirmektir niyaz. Niyazın hakikati Allah ve Resulüne tabi olup, onların istediği gibi yaşamaktır.
Cenab-ı Hak dedi ki, kulun beni zikretmekten dolayı benden bir şey istemeye zamanı kalmazsa, o istemeden de onun ihtiyaçlarını görürüm. Gerçek niyaz namaz kılmaktır. Gerçek niyaz oruç tutmaktır. Gerçek niyaz Allah'ı zikretmektir. Gerçek niyaz harama düşmemektir. Gerçek niyaz helal dairesinde yaşamaktır. Gerçek niyaz, dilini, gözünü, kulağını, elini, ayağını, uzuvlarını haramdan muhafaza etmektir. Niyazın hakikati odur. Bir kimse Allah'ın farzlarını yerine getirmiyorsa, nafilelerle Allah'a yaklaşmıyorsa, o niyaz ehli değildir. O isyan ehlidir.
Niyaz ehliyle isyan ehlini karıştırmış insanlar, şaşır. Allah'ın emirlerini terk etmiş, kendisini niyaz ehli olarak görüyor. Kendisini naz ehli olarak görüyor. Bu şeytanın aldatmacası. Şeytan kandırıyor. Kim farzları yerine getirirse, niyaz ehlidir. Kim nafilelerle Allah'a yaklaşıyorsa, niyaz ehlidir. Farzları yerine getirmeyen, nafilelerle Allah'a yaklaşmayan isyan ehlidir. Niyaz ehli değil. Yerli yerine koyalım her şeyi. Günlük virdin çekilmesinde hedef ve erkan nasıldır? Bu noktada yeni başlayan kardeşler günlük virdlerini çeksinler.
Bunu terk etmemeye gayret göstersinler. Bazen adaf ve erkan bir kimsenin yol gitmesine engel olur. Nasıl engel olur? Ona dersin ki abdestsiz dersini çekme, adam abdesti yok diye dersini bırakır. Zikullah abdestsiz de olur. Bazen adaf o kimsenin önünde engel olur. İki dizinin üstünde duracağım, iki dizinin üstünde duramıyorum o yüzden dersi çekemiyorum. Adaf o kimseyi yoldan düşürdü. Gerekli olana bunlar söylenir. O kimse kendince o adabı bulur. Yeni ders alan bir kimse aman kardeş sen dersini çek. Otobüste çek, trende çek, dolmuşta çek, yolda giderken çek, evinde yemek yaparken çek, çocuğunu uyuturken çek, çocuğunu emzirirken çek.
Sen ne zaman boşluk buldun dersini çek. Allah'ı zikretmek en büyük iştir. Sen palas pandıras o en büyük işi yapsan, birisi sana der, sakın ha iki dizinin üstüne olmadan dersini çekme, inanma sen ona. Abdestsizken sakın ha dersini çekme, inanma sen ona. Sen ona inanma. Sen bırak o on yıllık o kendisi yapsın. Beş yıllık, üç yıllık onun tadına varmış, yapsın. Bu işin edebiyatını yapar dervişler. Kendisinin bir elinde kumandadır, bir elinde tespihtir. Birisine sorarken aman ağa der, iki dizinin üstünde dur da dersini çek. Kaç kişi iki dizinin üstünde durup da gece kalkıp da zikrullah yapıyor?
Ey Habibim yapmadıklarınızı tavsiye edicilerden olmayınız. Benim gibi bir taraftan kumanda, bir taraftan tesbih. Ondan sonra nerede kaldın? Bir de diyor ki nerede kaldın bilemiyorum bazen. Kumanda alan, televizyona baktığından bilemiyorsun. Bazen uyukladım. Neden uyukladın? Evlenecek olduğun erkekle veya evlenecek olduğun kadınla ilk görüşmeye gittiğinde görüşürken uyukladın mı?
Uyuklamadın. Allah'ı zikrederken uyukladın ama. Allah'ı zikrederken uyuklamayı da keramet görürüz biz. Hikmet varmış canım uyukladım ben. Horul dedi uyuklu. Onu da hikmete bağlarız. Neden hikmet yok ilk görüşmeye gittiğinde kız senin karşısında koltukta horlamaya başlasaydı evlenir miydin onunla? Veya ilk görüşmeye gittiğinde erkek horlasaydı karşında oturup bir güzel çay sehpada duruyor gitmiş arkadaş.
Horluyor. Evlenir miydin o adamla? Kimi zikrediyorsun? Allah'ı. Allah'ı zikrediyorsun. Allah'ı zikrederken horladı. Oh. Yanına bir de tatlı koy. Uyandığında yesin arkadaş. Allah'ı zikredin kardeşler. İlk adab. Bir virt aldın mı? Evet. Hiç terk etme. Devam et sen. Sonra iki diz üstü de gelir. Sonra kıbleye yönelmek de gelir. Ondan sonra abdestle olmak gelir. Öğrenirsin. Abdestle oturmak gelir. Onca abdest almaya öğrenirsin. Sonra abdestsiz ders çekmemeye gayret edersin. Sonra dersin ki ya koltuk çekmeyeyim oturayım. Yarın öbür gün bir itikafa gidersem on gün içeride iki dizimin üstünde oturacağım.
Ya oturup gece Allah zikredilirmiş. Ey oturdun. O yarım saat geçti. O virtini çekerken sen o oturmak sana terbiye olur. Pişirir seni. Sen önce oturursun. Virdin oturduğun yerden çekersin. Ayakların ağrır senin birinci gün. İkinci gün. Üçüncü gün. Ondan sonra ondan tat almaya başlarsın. Oturarak vir çeken bir kimsenin sağ ayağının nasırı olur. Sufilerin iki ayağında da nasır vardır. Biri sol ayağındaki nasır namazdandır. Sağ ayağındaki nasır da zikrillahtandır. Birinin sağ ayağına bakacağın eğer nasır varsa zikireylidir o. Bakın şimdi sağ ayaklarınıza. O iki dizinin üzerine oturunca ayaklarını böyle yapacak mecbur.
Ayaklarını böyle yapacak olunca sağ ayak altta sol ayak üstünde olacak. Bazen yorulacak sağını sol yapacak. Bazen yorulacak sağını sol yapacak. Böylece ne olacak? İki dizide onun iki ayağı da dizi demeyeyim. İki ayağı da tam o ayak kemiği var ya. Namaz kılanlar bilir sol ayaklarında nasır vardır. Aynı yerden sağ ayağında da nasır olacak. E otur bakalım öyle zaman içerisinde. Sen de oturacaksın. O zaman alacaksın tesbihi ya diyeceksin. Günlük beş bin tevhid çekin diyor üstad. Ben oturayım bu gece bir beş bin tevhid çekeyim diye çek. Oturacak. La la hilallah, la la hilallah, la la hilallah, la la hilallah, la la hilallah. İki binde uykusu gelecek onun bir.
Bir binde gelecek uykusu. Hatta daha tesbih alırken bir kalacak bir. Biz istiyoruz ki nefis hemen güldür güldür güldür koşturtacak. Sayıya riayet etmek ve abdest olunması önemli mi? Muhakkak yol içerisinde önemli. Kardeşler uzun sorular sormayın. Şahıslarla alakalı sorular sormayalım. Dün akşam A Haber Televizyon tarihçi Kadir Mısırlıoğlu işte cemaatla alakalı konuştu. Gidin Mısırlıoğlu'na söyleyin. Bunlarla alakalı konuşmayın. Bunları defalarca cevaplandırdık burada. Türkiye'nin meselesi evet. Ama söyledim bu konuda benim görüşüm düşüncem belli. Bunu defalarca pelsenek etmenin bir anlamı yok. Bunu fazla pelsenek etmek Türkiye'de bu noktada ayrıma, ayrışmaya sebep olacak. Herkes hata yapabilir, herkes yanlışlık yapabilir, herkes eksiklik yapabilir.
Sakin olun. Siz Kur'an ve sünneti dimdik yaşamaya çalışın. Zaman her şeyin ilacıdır. Bir şeyin üzerine velveleyle gitmeyin. Bunun bir şeyin defalarca konuşulması bir fayda getirmez. Bir fayda getirmez. Biz bu toplumda yaşıyoruz. Kapı komşumuz cemaattan olabilir, bir tarikattan olabilir, bir oluşumdan olabilir. Bu toplum birbirine düşman olmasına gerek yok. O kadar ayrılıkçı şeyler var ki. Bir daha bir daha ayrılıyor, bir daha bir daha ayrılıyor, bir daha bir daha ayrılıyor. Hep ayrılıyor Müslümanlar.
Hep ayrılıyorlar. Birileri bir şey atıyor ortaya, ayrılıyor Müslümanlar. Bunu ama kim yapıyorsa yapıyor. Yapanı bilsek ne olacak? Türkiye'de Nurcular bir gruptu. Ayırdılar. Okuyucular bir yerde, yazıcılar bir yerde. Zehra grubu bir yerde. Yeni Asyacılar bir yerde. Bir daha ayrıldılar. İçinden bir daha bir kovan çıktı. Fethullah Hoca çıktı. O da ayrıldı onlardan. Ayrılıyor boyuna Müslümanlar. Birileri bir taraflardan bir şeyler yapıyor, ayrılıyorlar. Sonuca bakacağız. Sen de haklı ol, ben de haklı olayım. Neredeyiz şimdi?
Sen bir yamaçtasın, ben bir yamaçtayım. Sen bir vadidesin, ben bir vadideyim. Kim karlı çıktı buradan? Kimin haklı, kimin haksız olduğu önemli değil. Kim karlı çıkıyor bundan? Türkiye'deki bu kavgadan kimin karlı çıktığına bakın. Türkiye'de bu kavgadan İslam ülkeleri mi karlı çıkıyor?
Türkiye'deki bu kavgadan, Türkiye'deki Müslümanlar mı karlı? Türkiye'deki bu kavgadan hangi İslami grup karlı çıkacak ki? O zaman bu kavgadan nemalanan kafirler var. Bir şey Müslümanların hayrına değilse, o zaman kafirlerin hayrınadır. O zaman bu kavgadan kafirler bir hayır görecekler kendilerince.
Müslümanın Müslümana yumruk atmasını kim ister? Şeytan ister. Kim ister? Yahudi ister, kafir ister. Attı yumruk. Biz de ona bir yumruk attık. O bize attı, biz ona attık. O bize attı, biz ona attık. Düşman olduk. Kim düşman olduğumuz? Müslüman. Müslüman düşman olduğumuz. Ya hatalı, iyi kardeşim hatalısı dövüp öldürmemiz mi lazım? Fethullah Hoca söyledi, bu bize Allah'ın şefkat tokadı dedi. Tamam. Şefkat tokadı yemiş, tamam.
Vurana bir tokat da biz mi vuralım şimdi? Var mı İslam'da düşenin kafasının üzerinde çiğnemek? Yok, o kendisi itiraf ediyor. Diyor ki, bu bize Allah'ın şefkat tokadı, tamam. Büyütmeyin meseleyi. Herkesin hatası olur, kusuru olur, eksikliği olur, yanlışlığı olur. Bir anda insanların iyiliklerini yok etmeyelim. Bir anda insanların yaptığı faydalı şeyleri yok etmeyelim.
Bazı şeyler düşmanca oluyor. Müslümanların o tebliğ, Müslümanların o bir doğruyu nasihat etme. Onları böyle uyarmayı geçiyor iş. Geçiyor. Bunu bizim bu noktada duruşumuz belli. Bunu cemaatin kendi taraftarları da yapıyor. Yanlış. Seçimler biter, herkes yolunu bulur. Sen yine Zaman Gazetesi satmak için o sakallı kimsenin kapısına gidersin. Seçimler biter, sen yine o başörtülük dövülen, üzerine işenen, bunu yalan diye gazetelerde, televizyonlarda söyleme. Yaşanan bir şeyi.
Yarın öbür gün gidersin yine o başörtülük kadına, yine Zaman Gazetesi satmak için kapısına gidersin. Yanlış. Yanlış yanlışı getiriyor. Kavga kavgayı getiriyor. Acımasızca vuruyor insanlar birbirlerine. Başbakanı vuracağım derken Müslümanları vuruyorlar.
Yanlış. Canı yanıyor milletin bu sefer cemaate vuracağım derken, Müslüman kardeşine vuruyor. Yanlış. Bu memleket bizim. Biz bu memleketin asli unsurlarıyız. Bu memleketin asli unsurları olarak memleketimizde kardeş kavgasının çıkmasını istemiyoruz.
Memleketimizde kardeşin kardeşi katletmesini istemiyoruz. Memleket insanlarımızın birbirine düşmesini istemiyoruz. Müslümanların birbirlerinin eksikliklerini ve noksanlıklarını araştırıp, insanların önüne konulmasını istemiyoruz. Bu mümince bir tavır değil, bu mümince bir tavır değil, bu İslam'ca bir tavır değil. Mümin müminin eksiği, müminin eksiği ve gediğini araştırıp, Müslümanların gözünün önüne koymaz, servis etmez. Bu kim olursa olsun. Allah müslümanları bunları yasak etmiş. Bu günahı kebahir. O günahı kebahire insanları düşürüyorlar. Sabahtan akşama kadar, sabahtan akşama kadar insanların eksikliklerini, noksanlıklarını televizyonlarda, gazetelerde, orada burada, Müslümanların önüne deşifre etmeleri doğru değil. Herkesin hatası kusuru vardır.
Herkesin yanlışlığı, eksikliği vardır. Kamuoyunun, halkın, bilerek bilmeyerek, bunların peşine takılıp, Müslüman kardeşini rencide etmesi, incitmesi, Müslüman kardeşlerine hakaret etmesi, küfretmesi yanlış. Yanlış. Bırakın. Müslümanlar bugün bakın bütün dünya Müslümanlarının en büyük handikabı ve yanlışlığı şu.
Güçlenmeye başladıklarında birbirlerine tiftiklemeleri. İran-Irak savaşı. Yıllarca devam etti. Bu gavurlar onları birbirleriyle savaştırdılar. Bu gavurlar onları savaştırıp yıllardır iki tane Müslüman ülkenin bütün mal varlığını, bütün gelirlerini üttüler. Müslüman, Müslümanla savaşmaz. Müslüman, Müslümanla savaşıyorsa, Kim önce elini silaha attıysa, şeytan onda tecelli etmiş. Kim olursa olsun bu. Türkiye'ye bir Müslüman ülke saldırırsa şeytan o. O şeytan.
Adam geliyor Suriye'de öldürüyor kendi vatandaşlarını. Katlediyor adam. Babası da aynı şekilde yaptı. Oradan geliyor Müslümanlar boyuna. Gözüne kestirse savaş açacak bize o. Zaten istedikleri o. Dünya üzerinde istenen o şu anda. Türkiye Suriye ile sonu olmayan bir savaşa girsin. Savaştırmak istiyorlar. Onu yapamadılar, içeriden bombayı patlattılar. Aylardan beri cemaat hükümet çatışması. Türkiye'nin gücü ediyor. Ağzımızın tadı bozuluyor. Rusya oradan kırıma girecek. Kimse görmüyor.
Görse dahi onunla uğraşacak zaman yok. Bu şuna benziyor. Osmanlı'nın son döneminde kardeş katlini Osmanlı Avrupa'ya uyacağım diyerekten kaldırır. Kaldırınca padişahlarda taht korkusu başlar. Ve padişahlar sefere çıkamaz hale gelir. Çünkü sefere çıkarsa tahta gelip kardeşini oturtacaklar. Ve kardeşler, padişah olamayanlar, devleti yönetemeyenler ama yurt dışına Fransa'ya kaçaraktan ama Rodos'a ama Midilli'ye ama Cezayir'e ama bilmem İspanya'ya ama bilmem Avustralya Macaristan İmparatorluğu'na kaçaraktan oradan devleti yönetmek için uğraşırlar. Oradan devletin başına tekrar gelmek için uğraşırlar.
Bunlar ülkenin içerisinde bunu yapamazlar. Ülkenin içinde bunu yaparlarsa vatana ihanetten, memlekete ihanetten, anarşiden, terörden ve mevcut devlete başkaldırmaktan katli vacip şey belli çünkü hukuk belli. Ama giderler Fransız İmparatorluğu'na sığınırlar. Ama giderler İngiliz İmparatorluğu'na sığınırlar. Ama giderler Venedik İmparatorluğu'na sığınırlar. Ama giderler Avusturya Macaristan İmparatorluğu'na sığınırlar. Ama son dönem giderler Rusya'ya Çarlı'ya sığınırlar. Oradan sığınarakten içerisini karıştırmaya çalışırlar. Osmanlı'nın son döneminde yaşanmıştır bunlar. Ve Osmanlı böylece çöker. Osmanlı'nın çöküş sebeplerinden birisi. Niçin Avrupa kardeş katlini kaldırttırır bizden?
Osmanlı'da katledilecek bir kimseyi düşündüğünden mi? Kendisi milyonlarca katlediyor. Kendisi Afrika'yı katlediyor. Kendisi Amerika'daki Kızılderilileri katletti. Kendisi Hindistan'ı katletti. Çin'i katletti. Viyatna'yı katletti. Kore'yi katletti. Batı dediğimiz şey. Onun burada saraydan bir kişinin öldürülmesi değil derdi. İkilik çıksın. Üçlik çıksın. Beşlik çıksın. Ülke karışsın. Osmanlı karışsın. Osmanlı'yı dağıtmak derdi. Dağıttılar. Aynı şey yaşanıyor. Siz ülkenin içerisinde cepheleşmeyin. Memleketin içerisinde cepheleşmeyin. Memleketin içerisinde yeni bir cephe oluşturmayın.
Memleketin içerisinde laflaşmayın fazla. Bu gidişat tehlikeli. Sözüm cemaattaki kardeşlere de aynı zamanda. Sözüm AK Parti'ye oy veren kardeşlere de aynı zamanda. Bundan bizim memleketimiz karlı çıkmaz. Bunu ilk başlangıçta söyledim. Hala daha söylüyorum. Hala daha söylüyorum. En baştan söyledim. Bu memlekete zarar gelecek bu meseleden diye. Yapmayın. Memleket güçlenirken, kuvvetlenirken, yol alırken engel olanlar. Memleketin ayağını çelmelemeye çalışanlar. Bu vebalin altından kalkamazlar. Kalkamazlar.
Bu insanlar gördüklerinden geri dönmek istemez artık. İnsanlar başörtüsüyle çalışıyorlar devlet dairelerinde. Buradan geri dönmez bu insanlar. Buradan geri dönmeye sebep olan bir kimse bu insanların önünü kimse alamaz. Zannediyorlar ki, hükümeti düşürünce biz rahat olacağız. O yüzden oyun oynanıyor, tezgah işleniyor.
Yani hükümetle işleri yok. Hükümet giderse millet ortalıkta ne okul bırakır ne dershane. Amaç o zaten. Perdenin gerisini görmüyor kimse. Perdenin gerisinde Ukrayna olmak var. Ukrayna'da batıcılar bir tarafa geçti, Rusya konuşanlar bir tarafa geçti. Bir dövüştüler, bir kavga ettiler. Aha meydanda. Şimdi şeyde diyor ki, Rusya'da diyor ki, Kırım'a ayrıl. Kırım'a ayrıl deyince tam burnumuzun dibine geliyor Rusya. Ne yapacaksın?
Ülkeni düşünen, ülkesini düşünen bir kimse burnunun ucunda bir Rusya mı görmek ister? Burnunun ucunda bir Avrupa mı görmek ister? Örneğin. Savaşacak bir Rusya mı görmek istersiniz? Siz yoksa savaşmak istemeyen, hep böyle savaşmama adına her türlü şeyi yapan Avrupa mı görmek istersiniz? Devleti yönetecek olan siz olun. Ben karşımda savaşacak Rus ordusu mu isterim? Yoksa askeri dahi olmayan Avrupa ordusu mu isterim? Avrupa'da asker bir tek Fransa'da, İngiltere'de var. Geçenlerde uçak kaçırdılar, İsviçre'de mesai yok diye adamlar uçaklarını dahi havalandırmadılar. İsviçre'ye indi, İsviçre'deki askeri pilotlar demişler ki mesai saatinin dışında uçmuyoruz biz.
Mesai'imiz de başlamadı o yüzden uçmuyoruz. Fransız uçakları kaçırılan uçağı indirdi oraya. Siz böyle mi bir düşman görmek istersiniz orada yoksa Rusya gibi bir düşman mı görmek istersiniz? Kaçırıyoruz bazı şeyleri. Ukrayna gözümüzün önünde, Gezi'de de aynı şey olacaktı. Gezi'de bereket bastırdılar da bitti. Yarın öbür gün yine böyle bir şey teşrik ederler seni olacak.
Oyuna gelmeyin. Hiç kimse oyuna gelmesin. Hiç kimse oyuna gelmesin. Allah muhafaza eylesin. Peygamber Efendimizin şöyle buyurdu, rivayet edilmiştir. Bir köle hırsızlık ettiğinde 20 dirheme dahi olsa onu sat. Hadisinde bu şekilde zararda bulunan bir köleyi parayla satmak karşıdaki kişi açısından ne derecede doğrudur? Bunun kendi içerisinde hukuku var. O kimse köleyi satarken malının ayıbını da, çünkü bu hukukun içerisinde köle mal gibi ayıbını da söylüyor. Bak bu köle hırsızdır. Siz kölenizi satar mıydınız 20 dirheme?
Var mı köleniz sizin? Hepinizde yok diyeceksiniz değil mi? Hadi nefislerinizi ruhunuza satın 20 dirheme. Deyin ki ruhunuza, bende yalan söyleyen, yemin eden, gıybet eden, dedikod eden, iftira eden, namazını borçlayan, zikrini borçlayan, ahlakı düzgün olmayan, edebi düzgün olmayan, adabı bilmeyen, kendi kendine kendisini bir şey zanneden, kendi kendine kibir dünyasına batmış bir nefsin var.
Kaça alırsın diye. Bak hemen soru bir öncekini cevaplandırıyor. İnsanlardan öyleleri vardır ki Allah-u Teala'nın rızası için nefsini feda eder. Satın nefsinizi Allah'a. Nefsinizi koyun bakalım Allah'ın önüne. Bu nefsi kaça alırsın ya Rabbi deyin. Bu yalanı var, yemini var, gıybeti var, dedikodusu var, iftirası var, her türlü bühtanı var. Nefsinizi dedim. Ey nefis sen Rabbine mutmain olarak dön. Nefsini mutmain olarak dön. Mutmain olarak döneni istiyor. Mutmain olmazsa bize gerekli.
Eğer yaranın kabuğu sıyrılıp altından su veya benzeri bir şey çıkarsa, eğer kenarlara dağılırsa abdest bozulur. Dağılmazsa bozulmaz. Evet. Hanefiler demişler ki bir şey, bir kan çıktı veya vücuttan bir su çıktı. Dağılmadı, tomburda kaldı. Abdesti bozmaz. Vücuttan necis bir şey çıkmış olmuyor. Yok bu manada değil. Hanefi mezhebinde normalde bir kimsenin vücudundan eğer ki bir şey çıkarsa necis hükmünde dağılmazsa abdesti bozmaz. Sor. Bir bakış açısı edinim. Bu bakış açısı hakkında bir tanımlama yapacağım.
Bir kaldığım bir nokta var. Şimdi örnek olarak bu önümdeki tahtayı da verirsem, bu Allah'ın bir sıfatını yansıtıyor. Mesela bir düzlük sıfatı var. İşte bir yanıcılık var mesela bu tahta yanabilir. Ve üstü tırtıklı, işte tırtıklı olma sıfatı var. Ve koruyuculuk sıfatı var. Tutuculuk sıfatı var. Şu anda mesela bakıyorum engelleyicilik sıfatı var. Destekleyicilik sıfatı var. Ben bunun üzerinde bir insan için gerekli olan birçok sıfat sayabilirim. Aynı zamanda bu sıfatlar başka cisimlerde de var. Fakat yani mesela bir şeker ilacı, şeker yani anlama noktası da söylüyorum. Bir şeker ilacı yaparken işte 10 gram ondan, 20 gram ondan, 30 gram ondan koyarken Cenab-ı Allah bütün madde aleminin üstünde, varlık aleminin üstünde sıfatlarının belirli ölçeklerde tecellisini sağlıyor.
Yani bunda yüzde bir bir sıfat var, yüzde iki bir sıfat var. Ama bütün varlık aleminde bu böyle. Mesela sizde de Cenab-ı Allah belirli sıfatlarını tecelli ediyor. Ama sizdeki örnek olarak veriyorum. Celal sıfatının oranı A kişideki celal sıfatının oranı ile aynı değil. Sizdeki hiçbir sıfat yeryüzüne gelmiş ve gelecek olan hiçbir kimsenin sıfatları ile aynı değil. Allah herkesin ve her maddenin, her varlığının üzerinden sıfatlarını belirli oranlarda ve belirli formüllerde hiç kimse birbirine uymayacak şekilde tecelli ettiriyor. Tecelli ediyor. Yani siz burada sohbet etme sıfatından, anlatma sıfatından sıfatlandığınızda biz de buradan dinleme sıfatıyla sıfatlanıyoruz. Cenab-ı Allah bütün madde aleminin üstünde sıfatlarını tabiri caizse yani şatafatla gösteriyorsa ve bütün alem sıfatlarının içerisinde boğulmuşsa ve hiçbir sıfat, hiçbir madde birbirine benzemiyorsa, bunlarla eşit değilse, sohbet edenle sohbet edilen neden var?
Mesela vurdum, burada vuran bir de vurulan var. Vuranla vurulan neden var? Buradaki ikilik neden gerekli? Neden siz sohbet ediyorsunuz? Veya neden ben parmağımı oynatıyorum? Parmağı oynatanla parmağın oynadığı bir, yani bu alemde tek bir teklik olsa, bir vahdet olsa, birlik olsa, mesela bir elin nesi var, iki elin nesi var, iki elin sesi var. Yani elin ses çıkarabilmesi için bir ikililik lazım. Cenab-ı Allah sizin anlatabilmeniz için, kardeşlerin konuşabilmesi için bir duyan kulak lazım. Bu Allah-u Teala'nın, madem hepsinde bir sıfat tecelli ediyor, hepsi Allah-u Teala'nın sıfatlarını tecelli ederken, bu ikilik, bu varlık alemindeki neden ve niçin, bu madde anemini anlamlandıran diğer mekanizma neden var?
Nereye kadar var? Neden var? Ve biz bunu nasıl tanımlayacağız? Biz bunun içerisinde miyiz? Neresindeyiz? Ve bunun hakikatini nasıl tanımlayabiliriz? Bu neden var yani? Niçin var? Konuştuklarını duydun mu? Yani benim duymam da... Konuştuklarını duydun mu? Duydum. Sen konuştun, sen duydun. Evet. Nerede ikilik var? Dilim konuştu, kulağım duydu. Nerede ikilik var? Dilim konuştu, kulağım duydu. Ağzalara takılma. İşte diyorum bu ağzaların varlığı neden? Ağzalara takılma. Normalde sen konuştun, sen dinledin. Söyleyen de sensin, dinleyen de sensin. Ağzalara takılmazsak o zaman peygamberler niye varlıyor?
Söyleyen de sensin, dinleyen de sensin. Evet, benim. Tamam. Bir birlik var. Bunu ben kabul ediyorum. Ama kulak ve... Söyleyen de sensin, dinleyen de sensin. O zaman Musa aleyhisselam neden var? Ya söyleyen de bir, söylenen de bir varlık alemi bir. Neden peygamberler varlık derecesine göre çeşitli? O da söylüyorsa dil hükmünde o zaman. İşte bu ikililik neden? Nereye kadar? Neden iki görüyorsun dil ile kulağı? İşte iki var. İki değil. Söyleyen de dinleyen ise bir ise iki nereden çıktı? O zaman ben Allah'ım derim, şirk olur. Öyle misin? Yani diyebilirim bu mantığa göre. De. Ben Allah'ım o zaman. Mübarek olsun. Kim inandı? Herkes inandı.
Efendim? Herkes inandı. Ben inandım mesela. İnandım. İnandım. Tamam. Mübarek olsun. Yanındaki inanmadı bak ama. Siz de inandınız. Neye? Benim dediğime? İnanmadım diyemezsiniz. Sebep? Diyemezsiniz ki. Sebep diyorum. Ben çünkü onu dilimden konuşmadım. Ya? Nereden konuştun? İşte onu soruyorum yani. Yok. Nereden konuştun? İşte ben onu bilsem zaten sormayacağım. Madem bak şimdi. Nereden konuştum dediğinde. Yani bunu ben anladın. Beni anladınız. Şimdi anladınız yani. Yaşayarak ben kendimi çözmeye çalışıyorum. Yani bunu soruyorum yani. Allah razı olsun. Yani bunu anlatamıyorum da yani bunu.
Hani bu biraz heyecan veriyor. Biraz böyle benlik koyuyor. Biraz nefis mesela. Ben nefise lazım diyorum. Mutlu oluyorum. Hoş oluyorum. Allah ona değeri verir diyorum. Ama onu çözemediğim bir noktası var. Ben onu soruyorum. Çok içeride bir nokta bu. Hiç değil. İşte yani size dış hiç olmayan o noktayı ben. Hani istiyorum tabiri caizse. Bunu yaşamak istiyorum. Mesela anlatılıyor ya bunu ben yaşamak istiyorum. Onu yaşamak istiyorsan bildiklerinin komple hepsini de atacaksın. Attın bildiklerimi. Attın. O zaman attıysan bütün kainatta onun sıfatları tecelli ediyor. Bütün kainatta onun sıfatları tecelli ediyorsa sıfatlarda tekillik arama. Çoğulluk mu arayayım?
Sıfatlarda çoğulluk da arama. Sıfatların hepsi de ondan tecelli ediyor. Sıfatların hepsi de ondan tecelli ediyorsa o bir her şey. O zaman hallacım ben Allah'ım demesinde bir suç yok. Var diyen mi var? Var diyene git konuş. Peki bunun neden? Burada ben Allah'ım demedi yalnız. Enel hak. Ben hakkım dedi. Sıfatım dedi. Hakkım dedi. O da bir ayrılık değil mi? Hakkım dedi. Sen önce Allah'ım dedin. Oradan geri döneceksin. Geri dönüyorum. Tövbe ediyorum. Evet. Eşhedüven la ilahe illallah. Ve eşhedüven Muhammeden abdühü ve resulü.
Bir kimsenin üzerinde herhangi bir sıfat daha fazla etken olabilir. O sıfatın etkenliğinin sarhoşuyla o kimse ben oyum diyebilir. O sıfatın onun üzerinde etkenliğinden oluşuyor. Musa'nın ya Musa senden daha alim bir kimse var mı? Onun üzerinde alim sıfatı tecelli etti o esnada. Dedi ki yok zannederim. O da el alim oldu. Cenab-ı Hak dedi ki ya Musa var. O zaman yani Musa aleyhisselam da ben alimim Allah'ım demek demiş oldu. Yani Allah'ım demedi ben alimim dedi. Onun farkı ne? Var.
Alim olan Allah'tır. Var. Var. O ince bir perde var orada. Bir sıfatın sıfatıyla sıfatlanmak. Yani bir zatın sıfatıyla sıfatlanmak tamamıyla sıfatlanmak demek değildir. O tamamını iddia etti değil mi? O tamamını iddia etmedi. O dedi ki benden daha alim bir kimse zannetmiyorum. Benden daha iyi Allah demedi. Benden daha alim bir kimsenin olduğunu zannetmiyorum dedi. Cenab-ı Hak dedi ki var. Bak orada el alim ism-i şerîfi onun üzerinde tecelli etti. El alim ism-i şerîfi onun üzerinde tecelli ettiğinden o tecelliyatın sarhoşluğuyla onu söyledi. Hallâc-ı Mansûr da el hak ism-i şerîfi onun üzerinde tecelli edince o da o ismi şerifin sarhoşluğuyla enel hak dedi. Onu zahir olarak hükmedenler hata ettiler.
Bu adam ben Allah'ım diyor o zannettiler. Değil. O diyordu ki ben hakım. Hak ne demektir? Hak bir şeyin üzerinde doğru tecelliyat demektir. Bir şeyde esasına uygun demektir. Bir şeyin efsafına uygun demektir. Bir şeyin kendi iç anlamına uygun demektir. Hakikatten gelir.
Ama insanlar onu ben Allah'ım demek istedi dediler. Aynı bu Musa aleyhisselamın kendisini alim görmesi gibi. Bir zatın üzerinde bir şeyin üzerinde bir sıfat etken olabilir. O etken sıfatla bir kimse kendini el basir diyebilir, gören. Basir aynı zamanda alim, aynı zamanda hak da olabilir. Basir'in içerisinde bütün sıfatlar vardır. Aynı zamanda hakkın içerisinde de vardır. Bütün sıfatların içerisinde bütün sıfatlar vardır. O sıfatlar o esnada o sıfatın şemşiresinin altında toplanır. Öbür sıfatlar yok demek değildir. Ama o esnada o sıfatın şemşiresinin altında toplanır. Bütün Allah'ın bilinen bilinmeyen insanlar açısından ne kadar sıfatı varsa o sıfatın şemşiresinin altında toplanır.
O kimse için ismi azamdır o. Peki. Bak o kimse için ismi azamdır. Ve o kimse kendince şöyle diyebilir. Ben görenim der. Ona da tamam o esnada görensin kardeşim benim. Bir sıkıntı yok bunda. Bunda yalnız ikilik yoktur. Cenab-ı Hakk'ın herhangi bir sıfatının herhangi bir yerde zuhuru herhangi bir sıfatının herhangi bir başka yerde zuhuru ikilik yapmaz bir vücudun içine. Benim onu, yani benim o perdemin kalkması lazım. Vücudu bir görmediğinden oluyor. Yani o algıyı kaldırmam lazım benim. Yani ben... Elma bir günde kızarmıyor. Yani bir...
Armut kaç gün doluyor? İdirli. Altı ay doluyormuş armut. Ama armut değil mi başlangıcından beri? Çiçekten itibaren tomurcuya geçti mi armut değil mi? Tomurcuya geçti mi armut. Ama yenmesi, yenme kıvamına girince kadar zaman alıyor. Bir günde olmayacak. Halet. Olacak mı? Efendim. Olacak mı? Diyor ya evet mi? Eee. Kendine soracaksın. Ben zaten kendime soruyorum. Tamam. Ne diyor kendin? Evet diyor. Harika o zaman. O padişahın öyle bir düzenbaz veziri vardı ki, düzenle suyu bile düğümlerdi.
Padişah öyledir ki, padişahı padişah eden dünya aleminde vezirleridir. Padişah kudretini ve kuvvetini vezirinin üzerinden tecelli ettirir. Öyle bir vezir koyar ki akıllı padişah. Vezirin arkasından kendisini saklar. Padişahlar bütün işlerini vezirle yapar. Ve herkes veziri görür. Padişahı görmez. Aynı muhabbet çıktı babacım yine şimdi. Armut altı günde çocuk dokuz ayda doğuyor. İyi padişahlar, muhkem, hakim olan padişahlar öyle bir vezir atarlar ki, o vezir padişahın yapmak istediği bütün her şeyi tecelli ettirirler.
Şaşı bakanlar padişahı değil, veziri görürler. Bakanlar vezire düşman olurlar. Oysa vezirin bütün yaptıkları ve ettikleri padişahtandır. O şaşılar, körler vezire düşman olurlar. Ama o padişah vezirine kim düşman olursa, arkasından o da onlara düşman olur.
Çünkü vezir her ne yaptıysa, padişahın hükmüyle yapmıştır. Aslında gerçekte yapan kimdir? Padişahtır. Aslında vezir orta yerde, padişahın tecelligahı gibi bir şeydir. Veziri orta yerden kaldırsan, padişah çıkacak orta yere. Ama padişah hiç vezirin orta yerden kaldırılmasını istemez. Çünkü böyle kalp olanlarla sahih olanları ayırt eder. Her padişahın kendine göre iyi bir veziri vardır. Her peygamberin iyi bir halifesi vardır. Musa'nın kardeşi gibi.
Hazreti Peygamber Efendimizin Ali'si gibi. Her cumhurbaşkanının başbakanı gibi. Her başbakanının bir başbakan yardımcısı gibi. Her şeyhin işini gören bir halifesi vardır. Her şeyhin işini gören her beldede birer naipleri vardır. Bu Allah'ın adetullahıdır.
Zahiri manada kötü padişahın da veziri vardır. Şeytanın da veziri vardır. Şeytanın da bu manada yapılanması vardır. Bu devletler sisteminde de aynıdır. Kötü devletlerin önünde vezirleri vardır. Kötülüğü onların üzerinden yaparlar. Onların da naipleri vardır. Naipleri üzerinden yaparlar. Bu vücudun üzerinde de aynıdır. Vücudun da padişahı vardır. O vücudun padişahı da önüne vezir koyar. Sen vezire bakarsan aldanırsın. Onun arkasında vardır vücudun. O vezirinin arkasında bir şey vardır.
O arkasındakine bakmak gerekir. İşte bütün kainata bu gözle bakabilirsiniz. Bu kainatın da bir padişahı vardır. O padişah bu kainatın başına da bir vezir tayin etmiştir. İşlerini o vezir ile yönetir. Devlet askeriyenin başına bir genelkurmay başkanı tayin etmiştir. Askeriye ile alakalı bütün her şey genelkurmay başkanı üzerinden gider. Genelkurmay başkanı da kendine dört tane ordu kurmuştur. Dört tane ordunun başına birer tane de ne yapar? Ordu komutanları koyar. Kara kuvvetleri komutanı, deniz kuvvetleri komutanı, hava kuvvetleri komutanı, jandarma genel komutanı gibi. Onların da üzerinde ordu komutanları vardır. Öbürkünün üzerinde gemi filo komutanları vardır.
Öbürkünün üzerinde jandarma genel komutanları vardır. İşte havacıların hava filo komutanları vardır. O komutan da o işleri ne yapar? Onların da başına birer tane vezir koyar. Padişah bir vezir koyar, vezir kendi altındakilerin padişahıdır. O da altına vezirler koyar, o da o bölgenin veziridir. O onun altına koyar, o onun altına koyar. Herkes bir veçesi vezirdir, bir veçesi padişahtır. O zaman bütün o padişahların bir veçesinde ne vardır? Vezirleri olduğundan vezirlik vardır. Bir veçeler nedir? Padişahtır. Bir veçeler nedir? Padişahtır. Aslında padişahın da bir veçesi vezir, bir veçesi padişahtır. Çünkü padişah bütün vezirliklerin ve padişahlıkların toplandığı yerdir.
O ülkenin padişahıdır. Ama o ülkenin padişahlığına zarar değildir küçük padişahlıklar kurulması. Çünkü o küçük padişahlıklar da o büyük padişahlığın elinin altındadır. Ve hepsi de bu hiyerarşide devam eder. Bu hiyerarşide bir padişahın padişahlığında bir sıkıntı yoktur. Bir eksiklik yoktur. Çünkü işler böyle tecelli eder, böyle tanzim olur. Bir devlet başkanı vardır. Devlet başkanının altında bir sürü vezirler vardır. O bu noktada başkanlık kudretini ve kuvvetini onlara verir. Mührünü de verir. Der ki benim adıma iş yapın. Onlar ihanet ederse padişahını vazifeden alır. Der ki benim mührümü yanlış yerde kullandın.
Bir de ne yapar? Cezalandırır. İşte o padişahın da böyle bir veziri vardı. O vezir tam vezirdi. Düzenbazın tekiydi. Ve düzenbazlıkla suyu bile düğümlerdi. Padişahı dedi ki Hristiyanlar canlarını korurlar, dinlerini padişahtan gizlerler. Onları o kadar öldürtme.
Zaten de öldürülmede bir fayda yok. Dinin kokusu yoktur ki mis değil ki, ödacı değil ki. O padişah öldürüyordu hep. Padişah Yahudiydi. O Yahudi padişah o Hristiyanları hep katlediyordu. Gerçek inananları hep katledenler vardır. Birisi kendi dininin dışındaki dindarları katleder hep. Bu inançla alakalıdır. Bir inanç sahibi diğer inanç sahibini katleder. Bunlar iman ehli değildir. Çünkü o inancın üzerinden onlar para pul kazanırlar, her şey kazanırlar. Şan şöhret kazanırlar. Şan ve şöhretlerini yitirmemek için diğer inanç sahiplerini hep katlederler. Vezir dedi ki bundan geri dur. Ben dedi sana daha iyi bir yol göstereceğim.
Yüzlerce kılıf içinde gizli bir şey dışını bilirsen bilirsin. Ancak içinse bildiğine aykırıdır. Hep dedi içine bilmediğinden dolayı hata edersin. Buradan önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Selamun Aleyküm Al-Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.