Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - 1 Haziran 2013

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 2 Haziran 2013 · 1:06:43

Buyurun destur. Hakkınızı helal edin böyle. Her hafta herhalde biz bunu, şeyi yaşayacağız burada. Çaresi yok. Allah sağlık, afiyet versin cümleye inşallah. Allah gecenizi hayır etsin. Gününüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Ümmet-i Muhammed'e dirlik, birlik, beraberlik nasip eylesin. Ümmet-i Muhammed'e yardım etsin. Ümmet-i Muhammed'e hıfz-ı muhafaza eylesin. Ümmet-i Muhammed'i bir ve beraber eylesin inşallah. Varlık anında ve darlık anında şükür nasıl olmalıdır? İki zat, ismen zikrederler. Birisi İbrahim Ethem'dir. İbrahim Ethem sorar, ne yapıyorsun diye. Sorduğu zat da evliyadan birisidir. O da der ki, verirse şükrediyorum, vermezse sabrediyorum der.
İbrahim Ethem ona der ki, bunu belhin köpekleri de yapıyor der. Karnı doyunca şükrediyor, karnı doymayınca, darlık gelince sabrediyor. Bunu der, belhin köpekleri de yapıyor. Bu sefer sorarlar İbrahim Ethem'e, efendim sizin haliniz nedir deyince, bulursam dağıtıyorum, bulamadığım zaman hamd ediyorum demiş. Bulduğunu ne yapıyormuş?
Yemiyormuş, dağıtıyormuş. Şimdi varlık anında şükür, o kimsenin varlığı paylaşmasıyla alakalıdır. Varlığı paylaşmak, varlığı ihtiyacı olanların arasında pay etmek, varlığın şükrüdür. Genişlik anında Allah'ı zikredenin, Allah dar anında onun imdadı olur.
Allah ona dar anında yardım eder. Genişlik anında Cenab-ı Hak'a hamd eden, Cenab-ı Hak'ın verdiklerini paylaşan, darlık anında Allah ona ne yapar? Yardım eder. Şimdi, varlıkta şükretmek, hamd etmek, öyle sadece dil ile Cenab-ı Hak'a hamd olsun, Cenab-ı Hak'a şükür olsun demek değildir. Zekat farzdır. Zekat kimlere farzdır?
Zekatın farz olduğu kimse, kendi üzerinde zekat vermeye muktedir olan, nisap miktarı kadar para, bir yıl kendisinin uhdesinde kalan kimseye farzdır. O zekatı vererek de ne yapar? Varlığın hamdini, varlığın şükrünü eda etmiş olur. Ayrıyeten, bu işin takvası nedir? O kimsenin zekatın haricinde tasadduk etmesidir. Zekatın haricinde fakir fukarayı görüp gözetmesidir. O zaman, varlık anında şükür dağıtmaktır. Varlık anında şükür, varlığı ihtiyacı olanların içerisinde, ihtiyaçlı olanları görüp gözetmektir. Yokluk anında, darlık anında şükür nedir? İsyan etmemektir.
Şikayet etmemektir. O haline hamd edip çalışmaktır. O haline ne yapmak lazımdır? Hamd edip çalışmak gerekir. Şimdi bir kimse, bir kimse dara düşünce, çalışmamazlık etmeyecek. O darlıktan kurtulmak için ne yapacak? Sebepler dairesinde mücadele edecek. Bizim yolumuz o. Hani, zatın birisi hacca gidiyormuş, gemi fırtınaya tutulmuş. Herkes başlamış, feryat figan etmeye, Allah'ı zikretmeye, ağlamaya. O da böyle bir tarafa yaslanmış, gülüyormuş o da. Demişler ki, ya efendi saçından, sakalından utan. Herkes feryat figan ağlıyor. İşte gemi fırtınaya tutuldu.
Dalgalar batıracak. Sen gülüyorsun demiş. O da demiş ki, ben genişlik anında onu çok zikrettim demiş. İnşallah darlık anımızda o bize imdat edecek. Bizi kurtaracak Allah'ın izniyle demiş. Bu da onun gibi. Genişlik anında onu zikretmek. Vaktiniz varsa namazınızı kılın. Vaktiniz varsa orucunuzu tutun. Sağlığınız yerindeyse Allah yolunda koşun. Ne zaman olmayınca oturduğunuz yerden, şükredenlerden, hamd edenlerden olursunuz. Sağlığınız yerindeyken, koşmaya fırsatınız varken oturmak, hamd etmek, şükretmek değildir. Allah bizi affetsin inşallah. Tabi bunlar böyle maytap mitingler var ya ortalıkta. Bugün de şeyde ne o, Ulu Camii'nin orada ana caddenin üzerine miting vardı.
Bir yerlerden bir düğmelere bastılar gene. Memleketi kan revan etmek istiyorlar. Memleketi bu noktada karıştırmak istiyorlar. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'i korusun inşallah. Bir tüp nereden olursa olsun, kim yaparsa yapsın. Bu tip şeyler, anarşi İslam'da yoktur. Terörizm İslam'da yoktur. İslam hukuktur.
Teröristler hiç İslami terör örgütü olamaz mesela. Böyle bir şey İslam'ın özüne aykırı bir şeydir. Müslüman dinini, vatanını, namusunu, memleketini, ailesini korur. Buna birisi tasalluk edecek olursa, buna birisi musallat alacak olursa, bununla mücadele eder. Bununla savaşır. Ama Müslüman asla ve asla terör eylemlerine girmez. Terörist olmaz. Terörist olmaz. İki tane ağaç için dünyayı yıkıyorlar. Televizyonda seyrettim, Suriye'de 200 kişi ölmüş. Dün Irak'ta 100 kişi öldü Müslüman. İnsan, Myanmar'da satırla doğuruyorlar.
Doğrulanan kim? İnsan. Afganistan'da, Pakistan'da, Hindistan'da, Bangladeş'te, Çin'de insan katlediliyor. Afrika'da insan katlediliyor. Orta Doğu'da insan katlediliyor. İnsanlar katlediliyor. İnsanların katliamına sessiz kalan odaklar, iki tane ağaç için kıyamet koparıyor. Parti marti söz konusu değil.
Nerede bir yerde insan katlediliyorsa, bütün insanlığın ayağa kalkması lazım. Evet ağaçlar da katlılınmasın. Ama insanlar katlılınırken susan insanlar. Daha az önce haberlerde dinledim geldim, dokuz haberlerinde. Bilinen Suriye'de günlük 300 kişi ölüyor. Irak'ta günlük 150-200 kişi ölüyor.
Lübnan'da, Gazze'de, Filistin'de insanlar misket bombalarıyla öldürülüyor. Her gün memleketimizde şehit cenazeleri, her gün memleketimizde ölen PKK'lılar. Neredeydi bu insanlar? Bugün baktım ben, yanımdaki dedi. Kim beni tanıyor o? Dedi ki bir şehit cenazesinde hiç bu kadar kalabalık toplanmadı dedi. Toplanmaz. Allah bize selametlik versin inşallah. Cehennem kapısını açan huylar nelerdir? Huy denince, sanki bu insanın üzerinde olan, insanın kendi iradesiyle oluşan bir şey değilmiş gibi geliyor bize. Huy.
Ya bırak onun huyu öyle, çok sinirli. Değil, şeytan ona galebe gelmiş. Onun huyu öyle, yedirmez pek. Hayır, cimri o. Allah onu cimri yaratmadı. Allah hiçbir kulun kötülüğünü istemez. Allah bir kulunu da kötü yaratmaz. Bu, iyisevi inancıdır. İyseviler, doğan çocuğun günahkar doğduğuna hükmederler. Doğan çocuğun günahkarlığına hükmettikleri için doğar doğmaz, vaftiz ederler. Yani, temizlerler. Papazlar, vaftiz töreni düzenleyerekten o kimseyi günahlarından arındırırlar. Günahlarından temizlerler. Bizim inancımızda ise doğan kimse, masumdur. Ne zamana kadar?
Akıl bali oluncaya kadar. Akıl bali olduktan sonra masumiyeti biter. O zaman haramlardan sorumlu tutulur. O zaman cehennem kapısını açan şey, haram olan ne var ise. İçki cehennem kapısını açar. Kumar cehennem kapısını açar. Bugün orada miting alanında gördüm. Millet elinde bira şişeleri, içki şişeleri onunla bağırıyor. Yani içki serbest edilsin. İçki zaten serbest. Fuş zaten serbest. Kumar zaten serbest. Daha ne istiyorlar ki? İlla ki çocuklarımızı zehirlemek mi istiyorlar?
İlla ki gençlerimizi zehirlemek mi istiyorlar? 5-10 kişiyle görüştüm orada, konuştum. Hepsi de alkollü. Alkol almışlar. Kokuyor alkol. Dedim alkol alarak mı geldiniz buraya? Hacı baba sen bizi anlamazsın diyor biri. Çocukları içermişler, salmışlar. Çocuk bir yere bir taş atsa, bir bomba atsa, alkollünün tesirinden olacak bitecek. Birisine bir vursa, olay olayı getirecek. Allah muhafaza eylesin. Bunların hepsi de cehenneme kapı, içki, kumar, kötü alışkanlıklar, haramlar, kötü bir ahlak, kibirlilik, yalan söylemek, riyakarlık, ikiyüzlülük, yalancı şahitlik, insanların namusuna iftira atmak, şirke düşmek, anne babaya asi olmak, savaş meydanından dönüp kaçmak, haksız yere adam öldürmek.
Bunların hepsi ne? Cehennem kapısı. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah. Avvama yani cahil insanlara karşı susmaktaki hikmetler nelerdir? Avvam yani cahil bir insan, körü körüne bir şeyi, körü körüne inanmış gidiyor. Dinlemiyor seni. Sen ona doğruyu da söylesen dinlemeyecek. Bir dolaşıyorsun oradan buradan, yok. Seni dinlemeyecek. Ona muhakkak ulaşılacak bir yol vardır. Onun karşısında sabırlı davranıp, onun karşısında sinirlenmeden, heyecanlanmadan, galayana gelmeden, ona tatlı tatlı anlatmak lazım. Ama eğer bizde bu hususiyet yok ise, o zaman susacağız.
Eğer bu hususiyet var, biz ona yumuşak yumuşak, tatlı tatlı, ona anlatabileceğimiz bir noktadaysak, o zaman tatlı tatlı biz ona tebliğ edeceğiz, ona anlatmaya çalışacağız. Şeytani rüya gördüğümüzde ne yapmalıyız? Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, siz kötü bir rüya görürseniz, uyandığınızda sol tarafınıza dönüp, euzubillahimine şeytanurracim, bismillahirrahmanirrahim deyip, üç sefer tükürünüz demiş. Rüyalar üç hali vardır. Bir şeytani, işte önce Rahmanidir, sonra etkisinde kalınan rüyalardır, ondan sonra da şeytani rüyalardır. Şeytani rüya, bu noktada o kimse işte, rüyasında sıkılır, daralır, değişik haller yaşar. Şeytanidir. O insanlar üç aşağı beş yukarı onu anlarlar, böyle bir şey anladıklarında, sol taraflarına euzubesmele çekip, şeytandan sığınıp, üç sefer tükürecekler inşallah.
Benim merak ettiğim bir konu var. Barnabas İncil'i, gerçek İncil'e en yakın İncil olarak söyleniyor. Gerçek İncil'de, Kur'an'daki gibi bilimsel ayetler var mıydı? Barnabas İncil'inde ve bugünün bizim bozulan İncil olarak bildiğimiz İncil'de, bilime ışık tutan kısımları var mı? Bu Barnabas İncil'i ile alakalı böyle çok rivayetler var, çok menkıbeler var. Biraz da böyle halk içerisinde dolaşan şehir efsaneleri olur ya, böyle şehir efsaneleri de var. Ama bu Barnabas İncil'ini, böyle şimdi menkıbeleri çoğalsak, bunu buradan İstanbul'a yol olur. İşte Barnabas İncil'i, bir rivayette Genelkurmay'ın gizli kasasında, bir rivayette Barnabas İncil'i'ni merhum Muhsin Yazıcıoğlu, buna vakıf oldu, bunu ona getirdiler.
Hatta diyorlar ki, helikopterin içerisinde Barnabas İncil'i de vardı, o yüzden helikopteri vurdular, düşürdüler. Bunların hepsi de şehir efsanesi. Öyle diyelim biz. Birisi belki de böyle bir fikir üretmiş, türetmiş olabilir. Bu böyle dilden dile, kulaktan kulağa dolaşan efsaneler. Ama Barnabas İncil'inin, Hz. İsa Aleyhisselam'a indirilen İncil'e, en yakın İncil olduğu söyleniyor.
Bunu biz okumadık. Gerçek manada bunu okuyan da yok. Bunların hepsi de birer efsane. İçerisinde ilimle, bilimle alakalı unsurlar var mıdır, yok mudur, bilmediğimiz bir konu hakkında konuşmak, çok hoş bir şey değil. Barnabas İncil'inde tevhid anlatıldığı, ve Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesselam'in, ileride geleceğinden bahsediliyormuş. Ben bu İncil'i merak ediyorum. Ünlü yayın evleri zincirlerinde satılıyor. Bunlar orijinalinin kopyası mıdır? Güvenebilir miyiz? Evet, Barnabas İncil'inde, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin, tarif edildiği, hatta ismen zikredildiği, hatta ismen onunla, onun gönderileceğine dair, böyle yine rivayetler var, böyle bu tip sözler var.
Ama söz konusu basılmış olan, bu Barnabas İncil'i gerçek midir, değil midir, bunu çözebilecek bilgiye sahip değilim. Kanser hastasıyım, sizden dua istesem, edepsizlik olur mu demiş. Mübarek olsun diyorum ben. Kadının oğlu vefat eder, ölür. Kadın feryat, figan etmekte, ağlamaktadır. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, kadına eğilir, feryadını, figanını, biraz böyle, durdurmak ister. Der ki, niçin öldü? Oğlun, o da der ki, Ya Resulallah, işte boşu boşuna öldü.
Veya bizde böyle, pisi pisine öldü derler ya, boşu boşuna öldü. Ölüm sebebi nedir der, aklımda kaldığı kadarını söyleyeyim. Burada eksiklik yapabilirim. Ya karın ağrısı olacak, ya da ateşli humma. Yani yüksek ateşten. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, kadına sorar, bununla alakalı ne düşünüyorsun diye. Der ki, boşu boşuna öldü. Daraltıyorsunuz der. Ümmetimden ateşli hastalıktan ölen şehittir. Şehittir. Karın ağrısından ölen şehittir. Baş ağrısından ölen şehittir. Bir devasız hastalıktan ölen şehittir diye, hadis-i şerif irad ediyor. Şimdi bir kimsenin, bir hastalıktan dolayı, devalı veya devasız.
Ama devasız olunca, biliyorsunuz, daha böyle makbul oluyor. Daha kıymetli oluyor. Ama tedavisi mümkün veya tedavisi mümkün, veya tedavisi mümkün olmayan bir hastalıktan bir kimse vefat ederse, iman üzerine o şehit hükmündedir. O yüzden hastalıklarınızı bir musibet olarak görmeyin. Hastalıklarınızı Allah'a yaklaştırıcı, hastalıklarınızı Allah'a rahmet edici, hastalıklarınızı Allah'a doğru yol aldırıcı birer güç olarak görün.
İnsanlar hastalıktan ölmezler. Ecel gelir, o kimsenin nefesini alır gider. Hastalıkla mücadele etmek şart mıdır? El cevap şarttır. Ama ve lakin, hastalık geldiğinde, bazı sufiler hamd etmişler. Elhamdülillah demişler, üzerimizde bir hastalık var. Cenab-ı Hak sevgili demişler, bir bize işaret verdi. Sevgili bize bir mühür vurdu. O hastalığa bir hamd vesilesi yapmışlar. O yüzden bu tip devasız hastalıklar, hamd vesilesi olması gerekir. E işte, çekene sor.
Doğru. Doğru. Gerçekten, insanı maddi manevi, çökerten bir rahatsızlık. Hem vücuden, fiziki olarak, hem de madden, parasol olarak çökerten bir hastalık. Şu anda dünya üzerinde tedavisi, en pahalı olan hastalık, kanser hastalığı. Ama ve lakin, en fazla eciri olan hastalık da, kanser hastalığı. Düşünebiliyor musunuz? Ne zaman geleceği belli değil ama, işaretini vermiş, kanser hastalığıyla. İşaret gelmiş. Yolcusun. Derlen, toparlan. Kendine çeki düzen var.
Tövbeni et, helallaş ortalıkla. Kimin gönlünü kırdın, kimin kalbini kırdın, git helallaş. Kime borcun var, kimden alacağın var. Helallaş, bitir işini. Allah'ı zikret. Huzur içerisinde, bu dünyadan göç git. Bu dünyayla olan ilişkini, bir şekilde, kesmeye başla, yavaş yavaş. Muhakkak, git tedavi olmak için, elinden gelen gayreti göster. Ama, kanser hastasının, şu anda tedavisi yok. Tedavisi olsa ne olacak? Allah başka bir hastalık verecek. Dünün hastalığıymış, verenmiş, vebaymış, sirozmuş. E bugünün hastalığı, kanser.
Bir de ne var? AIDS hastalığı var. Bakın, AIDS hastalığının, şeyi düştü geriye. Ne o? Gündemden. Sebep, herkes öğrendiği, AIDS hastalığının, nereden bulaştığını. Nereden bulaşıyor? haram, yoldan cinsel ilişkiye girmekten. AIDS hastalığının sebebi, yüzde seksen, seksen beş, doksan hatta, hatta bazı hocalara göre doksan beş, cinsel hastalık.
Haramla alakalı. Kadın bir günde kaç kişiyle yattığı belli değil. Adamın kimle yatıp kalktığı belli değil. Hastalık, bulaşıyor ortalıkta. Haram, insanlara hep hastalık getirir. Bak, eskisi gibi gündemden düştü, insanlar uzaklaşıyorlar şimdi. Evleniniz. Çocuklarınızı evlendiriniz. Çocuklarınızın harama gitmesini önleyin. Gelmiş adamın kızı, yirmi beş yaşına, otuz yaşına, evlendirmiyor daha kızını. Veya oğlunu. Veyahut da adamın gidiyorlar, kızını istiyorlar, işte osu eksik, busu eksik. Onu beğenmiyor, bunu beğenmiyor. Ortalık evlenmemiş, kadın ve erkek dolu. Kimisi okuyacağım, kariyer yapacağım, kimisi para kazanacağım diye, evliliği ikinci, üçüncü planı atmış.
Sapık ortalık. Koca koca adamlar, koca koca insanlar, sapıklık yapıyorlar. Bu sapıklığa sebep olan şey, bir taraftan harama düşmeme, bir taraftan haramı hiç tanımama, zıt kutuplarda, birisi haram, harama düşmemek için mücadele edeceğim diye uğraşıyor, evlenmiyor da, ailesi evlendirmiyor da, kız diyor ki, ver baba bunu bana, ailesine diyor ki, beni bu adamla evlendirin.
Aile ayağa kalkıyor, ona vermeyiz biz seni diye. ya evlenmek istiyorsa, evlendir çocuğunu. Bitti. Helal yol, herkes açık. Ama aileler çocuklarını, katlediyorlar. Katlediyorlar aileler çocuklarını. Dini kesim, harama düşürmemek için, çocuklarını, hem harama düşürmeyecek, hem de gelmiş 25 yaşına, 30 yaşına bu adam, bu kız çocuğu gelmiş 20 yaşına, harama düşürmeyeceğim derken, bu çocuk ne yapacak?
Bu adam ne yapacak? Bunu düşünmüyor. Şeyh Efendi öyle derdi. Oğlum bu çocuklarını evlendirmeyenleri, karısından ayırıvereceksin derdi, bir müddet. Anlayacak o zaman, karısızlığı veya kocasızlığı derdi. Çocuklar, sapıklığa düşüyorlar. Öbür taraf zaten, haram tanımıyor ya, helal da tanımıyor, o zaten sapık. Geçen gün avukat söylüyordu, ilkokul dörde giden, kız çocuğuna, sarkıntılık yapmış. Kim? Okulun karşısındaki, kitap defter satanı, ne deniliyor? Kırtasiyeci. İlkokul 5'e giden, çocuğa sarkıntılık yapmış. Kim?
Bilmem başka, neredeki kırtasiyeci. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, bu tip meselelerde, kendimize dikkat edeceğiz. Allah muhafaza eylesin. hastalıklarımıza dikkat edeceğiz. Allah muhafaza eylesin. Her türlü, maddi manevi, hastalıktan, korunmaya çalışacağız. Ama o hastalığa, bulaştıysak, maddi manevi, onun da tedavisi için, ne yapacağız? Mücadele edeceğiz. Bu, bizim için farz. Allah muhafaza eylesin. Öyle, benim hakkımda diyorlarmış, işte rahatsız, tedavi ettirmiyor, kendisini diye. Ben kendi vermiş olduğum, fetvanın altına, imza attıysam, o fetvayı da, uygulayanlardanım. Ben ilaç, endüstrisine karşı, mücadele eden bir insanım. Ben ilaç, endüstrisine karşı, mücadele ediyorum.
Olabildiğince, yürüyebildiğince, hap ve ilaç, kullanmamaya gayret ediyorum. Şekerim yüksekti, mesela gittim doktora, doktor dedi ki, muhakkak, ilaca başlaman lazım. Beni ilaca başlatma, müsaade et, ben dedim, bunu dedim, diyetle halledeyim, bana diyet ver dedim ben. O da bana diyet verdi. Çok sıkı bir şekilde, diyet uyguluyorum şu anda. Örneğin, tatlı asla yemeyeceksin dedi, iki ay boyunca, iki çatal, iki kaşık çatlıydım. Örnek. Unlu bir şey yemeyeceksin dedi, iki ay boyunca, iki dilim, üç dilim ekmek yediysem, yemişimdir. Pilav, makarna, pirinç, günlük dört kaşık dedi, yani beş kaşık yediğimi hatırlamıyorum.
Bir burada kandilde yedim, o gün de şeker tavan yaptı zaten. Tedaviye karşı bir kimse değilim yani. Bunun da açıklamaktan fayda görüyorum. Ama ilaç endüstrisine karşı, tıp endüstrisine karşı, bir mücadelem var kendi çapımda. Endüstri haline getirmişler. Önce hastalığı üretiyorlar, onu önce hastalığı üretiyorlar, ardından ilacı da üretiyorlar. İlaç da hastalıkta hazır. Hastalığı yayıyorlar, ilaç depolarda hazır. Hemen sevk ediyorlar. Yok kuş gribi, yok domuz gribi, yok tavuk gribi, yok horoz gribi, yok şu kadar öldürüyor, hüra satıyorlar, ilaçları, aşıları millete.
Endüstri, buna karşıyım. adam başa ağrıyor, hap atıyor, kulağı ağrıyor, hap atıyor. Yok işte kendimi iyi hissetmedim, hap atıyor. Hapkolik oldu millet. Soğuk algınlığı, yutuyor boyuna hapları, atıyor boyuna, ilaç üstüne ilaç. Yok böyle bir şey. Ben 2003'ten beri, hiçbir ilaç kullanmıyordum. 2002'den beri, özür dilerim. En son ömreye 2002'de mi gittik, kim vardı? 2002 miydi, 2001. 2001 miydi? 2001'den itibaren, bir tane aspirin daha içmiyordum. O güne kadar rahatsızlığım yok muydu?
Vardı. Dedim ya atacağım şu ilahapları. Bunlar da beni hast ediyor diye. Kalbime geldi. Attım, sağlığıma kavuştum. Şimdi mecburiyetten kullanıyorum. Yani doktorların demesi, arkadaki kılcal damarlardan, beyni besleyen kılcal damarların, birisi yüzde 18 açık, birisi de yüzde 50 açık. Doktor dedi ki, mahşerde iki elim yakanda dedi, buraya felç olup gelirsen dedi bana. Hadları kullanacaksın dedi. Peki dedim ben de. Ciddi ciddi üzerimde durdu dedi, işte dilin peltekleşirse, işte bir anda görme kaybı yaşarsan, etrafındakilere söyle, seni hemen ambulansla, ya buraya getirecekler, kartını verdi bana, ya da dedi işte en yakın hastaneye götürüp, serum bağlayacaklar, damar açıcı, serum yapacaklar.
İşte bir de rapor yazdı, raporu da yanıma verdi. Bu raporu da yanımda taşıyacaksın dedi. Böyle deyince, baktım gördüm, iş böyle, pabuç bağlı biraz. Yani, onun deyimiyle, millete, daha doğrusu etrafıma, ağırlık olacağım. Dedim tamam, içeceğim haplarımı dedim. Bu, tedavi, tedavi. Bunda bir eksiklik, noksanlık da yok. Orucumu terk ettim diye, terk etmek zorunda kaldım diye, üzüntüm başka bir şey değil. Bayanların, kabristana girmeleri, kabristana, bayanlara özellikle söylüyorum, kabristanın içine girmeyin. Kabristanın duvarına kadar gidin. Duvarından, kimi okuyacaksanız okuyun.
Kabristanlıkların içerisinde dolaşmayın. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yasaklamış. Mekke döneminde, kabristana gidiş de yasaktı. Yani, hiç kabristana uğramayacaklar. Medine döneminde, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kadınların kabristanın duvarına kadar gidip, kabristan ziyaret etmelerine müsaade etti. Din bu, din bu. Ya böyle olur mu? Dediğin an, ya din bu. Dinde sen akıl mantık arayacağım diye uğraşma. Muhakkak bir hikmeti vardır, vardır. Muhakkak bir akli, bir çözümü vardır, vardır.
Yani aklımıza uymazsa, o esnada ne yapacağız? Red mi edeceğiz? Allah bizi affetsin. O yüzden dinin hukukuna ve hükmüne uyalım. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yasaklamış. Biz onun ümmeti isek, onun izinden gidiyorsak, o yasağa biz de uyarız. Onun müsaade ettiğine alır başımıza tac ederiz. Yasak ettiğini de başımıza tac ederiz. Bu da yasakmış. Yapmayalım kardeşim deriz, yapmayız. İnşallah. Kaçıncı beytte kalmışız? Yüz? Yüz elli ikiden devam. Ayağa batan diken böyle zor bulunursa, gönüle batan diken ne olur? Cevap ver bakayım. Her aşağılık kişi gönüldeki dikeni görseydi, gamlar herkese el uzatabilir miydi hiç?
Bir önceki beytte hani bir kimse ayağına diken batarsa, onu diliyle ıslatırsın. Önce dikeni iğneyle çıkarmaya çalışır. Acıyı acıyla sökmeye çalışır. Ama iğneyle onu çıkarmaya çalışırsa, çıkaramazsa diliyle onu ıslatır. Diliyle ıslatıp yumuşatır. Diliyle ıslatıp yumuşattıktan sonra çıkarırdı. Hazreti Mevlana diyor ki, ayağa batan diken böyle zor bulunursa, gönüle batan diken nice olur? Cevap ver bakayım. Ayağa böyle bir diken battı, bizim dünyamızı kararttı. Bizim ta can evimizden vurdu. Bizim ciğerimizi yaktı.
Biz onu çıkarmak için o kadar sıkıntılar çektik. Onun acısından kurtulmak için bu kadar problemler yaşadık. Diyor ki, bir de gönüle batanı düşünün. Eğer gönüle öyle bir diken batarsa, vay senin haline. O dikeni çıkarmak için uğraş Allah uğraş. Bu diken ne? Gönül sızısı, gönül sancısı. Gönlün bir kimseye sevmesi, bir kimseye aşık olması. Ama mecaz ama hakikat, pek ayırmak istemiyorum bunu ama, gönül birisine vurulmuş, gönül birisine tutulmuş, gönle birisi bir iğne zaplamış, ziplemiş, gönle bir iğne takmış bir kimse. Bu ister şeytandan gelsin, ister Rahman'dan gelsin, ister bir kulağı olan sevda olsun, isterse bir ağacı olan sevda olsun.
Sonuçta gönüle bir diken batmış. O gönüle diken batınca, onun acısını, sancısını düşün sen. Gönüle bir diken batınca, o dikeni çıkartmanın zorluğunu düşün sen. Gönüle bir diken batsa eyvallah. Şimdiki insanların gönüllerinde bin bir diken var. Şimdiki insanların gönüllerinde bin bir tane hançer var. Şimdiki insanların içinde bin bir tane biçak yarası, dil yarası, gönül yarası var. Düşünebiliyor musunuz? Sen bir de bundan haber ver. Sen bir de bundan bize söz et. Yani o biz gönüle batan dikeni nasıl çıkaralım? O gönü yaralayan, o gönü hançeriyle dilim dilim edilmiş, onu nasıl tedavi edelim? Diyor ki bir de sen buna cevap ver. Her aşağılık kişi gönüldeki dikeni görseydi, gamlar herkese el uzatabilir miydi hiç?
O aşağılık kişiler, o düzenbazlar, o haylazlar, o gambazlar, o hasetçiler, o dedikoducular, o gıybetçiler, o Allah tanımazlar, peygamber tanımazlar, o yol yordam bilmeyenler, o hukuk tanımazlar, bunlar bunu nasıl bilecekler? Bunu nasıl anlayacaklar? Bunu nasıl tedavi edecekler? Bunu tedavi edecek olan, bunu anlayacak olan aşağılık bir kişi olmaması lazım. O yüce kimlikli olmalı, yüce kişilikli olmalı. O gönülleri tedavi edecek olan kimse, Muhammed-i Mustafa kokmalı. O gönülleri tedavi edecek olan kimse, Yusuf kokmalı, Yunus kokmalı, İbrahim kokmalı, Musa kokmalı. O gönülleri tedavi edecek olan kimse, Hz. İbrahim Ethem kokmalı, Abdülkadir Geylani kokmalı, Ahmed-i Rufay, Hz. Mevlana, Şems-i Tebrizi kokmalı.
O aşağılık kişilerin işi değil, o gönül sancılarını, o gönül yaralarını tedavi etmek. Birisi eşeğin kuyruğunun altına bir diken koy. Eşek onu oradan çıkarmayı bilmez, çifte atar durur. Çifte attıkça diken daha ziyade batar. Bir akıllı gerek ki, dikeni tutup çıkarsın. İşte insanlar vardır etrafınızda, hayvaniyettendir onlar. O hayvaniyette olduğundan, onlar çok affedersiniz, eşek statüsünde, eşeğin kuyruğunun altına bir diken koyarsınız, eşeğin çifte atmadığı yer kalmaz. Avam hasta olur, çifte atmadığı yer kalmaz. Avamın bir tarafına dokunursunuz, dokunduğunuzda pişman olursunuz. O yıkmadık yer bırakmaz. Dünyayı cahiller yakar. Dünyayı cahiller yıkar.
Dünyayı cahiller toz duman altına getirir. Dünyanın altını üstünü getiren cahil insanlardır. Cahil nedir? Allah tanımayanlardır. Peygamber tanımayanlardır, cahil insanlar. Bakın Allah ve Peygamber'i tanımak, iman etmekle yetmez. O kimsenin amel etmesi gerekir. O kimsenin ameliyle imanının, tecelliyatını göstermesi gerekir. Dünyayı yıkarsa cahiller yıkar. Bir de birisi demiş, dünyayı yakarsa aşıklar yakar. Dünyaya aşıklar, imar ederler, mamur ederler. Onlar hiçbir şeyi yıkmazlar. Hiçbir şeyi yakmazlar. Yakan da, yıkan da, cahil insan, avam insan, eşek tabiatlı insanlardır. Düzen bozanlar, eşek tabiatlı insanlardır.
Onların siz insan statüsünde, insan görünümünde olduğuna bakmayın. Cenab-ı Hak buyurdu ki, eğer nefislerini uyarlarsa, hayvandan daha aşağı mahluk olurlar. Allah insanı, ahseni takvim üzerine yarattı. Eyvallah. Ama o insan nefsine uyarsa, hayvandan daha aşağı mahluk olur. Yaratık olur o, yaratık. Senin gibi yer, senin gibi içer, senin gibi uyur, ama yaratıktır. Huy olarak, ahlak olarak, hayvandan aşağıdır. Senin gibi yer, senin gibi içer, senin gibi uyur, ahlak olarak, yücelerde dolaşır kimisi. Meleklerden üstün olur. Cebrail'in gidemediği yere gider, Muhammed-i Mustafa. O zaman her gördüğün insan, aynı insan değildir.
İşte cahil bir kimsenin, bir tarafına diken batarsa, ortalığı tozu dumana bayara. Onun bir tarafına diken batarsa, habire tekmeler ortalığı. O dikenden kurtulur mu? Hayır. O diken ondan çıkar mı? Hayır. Ama o depinir boyuna. Tepindikten sonra, ben çok sinirliyim ya der. Tepindikten sonra, işte ben şöyle, bende hastalık var der. Tepindikten sonra, böyle yapmamalıydım der. Cahil. O dikeni almış koltuğunun altına. Fitne çıkarır o. Fesat çıkarır ortalığa. Tekme atmak, fitne fesat çıkarmak, gıybet etmek, dedikodu etmek. Eşek tekme atar. Eşek tekme atar, adamın kafasını yarar, gidersin bir tarafa. Ama eşek tabiatlı bir kimse, fitne çıkarır, toplumu bozar.
düzgün yolda gidenin yolunu değiştirtirir, fitneciler, gıybetçiler, dedikoducular. Gambazlar, onların kuyruk altlarına bir diken batmıştır. Şeytan, onların kuyruk altına bir diken koyar. Diyeceksiniz ki ya insan, onun kuyruğu var mı? Vallahi de var, billahi de var. Çıplak gözle görülmüyor onun kuyruğu. Kimin de tilki kuyruğu var, kimin de kurt kuyruğu var, kimin de eşek kuyruğu var, kimin de deve kuyruğu var. Var. Var. Hayvan suretinde, domuz suretinde.
Var. Şeytan da gelir, onların kuyruklarına bir diken koyar. Onlar başlar tepinmeye ortalıkta. Ortalıkta tepinir onlar. Büyükmüş, küçükmüş, saymaz onlar. Bu şeyhmiş, bu dervişmiş, bu sufimiş, saymaz onlar. Bu alimmiş, saymaz onlar. Bu bir anneymiş, babaymış, saymaz. Bu kocaymış, bu kadınmış, bu çocukmuş, saymaz onlar. Tepinirler ortalıkta. Ona akil bir kimse gerek ki, şeytanın iliştirdiği dikeni oradan alsın. Böyle iki diken konulmuş, eşeğin yan yana geldiğini düşünebiliyor musunuz?
Ona bir de üçüncüsünün eklendiğini düşünüyor musunuz? Sürüyü dağıtır onlar. Ortalığı darmantaz ederler. Tasavvur edin. Dört tane, beş tane eşek düşünün. Dört, beş tane eşeğin, kuyruğunun altına dikeni koyun, bu bahçeye salın. Kimse kalmaz burada. Bunun, insan görüntüde olanlarını düşünün. Akil bir kimse olacak ki, o dikeni oradan alsın da o sakinleşsin. Bir veli lazım. O dikeni oradan alsın, sakinleşsin hayvancağız. Bir mürşid gerek. Onun dikenini alacak, dikeni almak için o diken onun deline batacak. Ama o akil, o veli, o Allah'la tutar ya, o Allah'la görür ya, kuyruğunun altından dikeni alınca sakinleşecek o.
Sakinleşince sükunete erecek ortalık. Ona akil bir insan lazım. E düşünün, bu diken gönüle batarsa, ne olur avamın gönlüne batarsa, yıkar ortalığı. Allah bizi muhafaza ede. Cümlemizi koruya. Cümlemizi Muhammed-i Mustafa'nın ahlakıyla ahlaklandıra. Cümlemizi Kur'an'ın ahlakıyla ahlaklandıra. Cümlemizi sırat-ı müstakimde ede. Çifte attıkça diken daha ziyade batar. Bir akıllı gerek ki, dikeni tutup çıkarsın. Her kavmin bir akıllısı vardır. Her mahallenin bir akıllısı vardır.
Her topluluğun bir üstadı, bir şeyhi, bir akıllısı vardır. O da ne yapacak? Dikeni çıkaracak. Eşek diken yüzünden can acısıyla çifte atar da yüz yerini daha yaralar. Eşek etrafa zarar vermekte kalmaz. Ya? Kendine de zarar verir. Her tarafını yaralar, bereler. O diken yüzünden, o diken yüzünden, oraya buraya yumruk atıp, oraya buraya laf yetiştirinceye kadar, kendisini de yaralar.
Kendisinin de her tarafından kan revan akar. Bakar kendisine, kendisinden utanır. Bakar kendisine, of yaram der. Etrafına verdiği zararları düşünmez. Bakar kendisine, bunu geçmiş dönemden söylüyorum. Bir arkadaş geldi bana, sen de de arkadaşlara söylüyorsun, kimse bana selam sabah vermiyor dedi.
Güldüm ben de. Dedim kaç yıl benimle beraber durdun? Dedi ki 5-6 yıl. 5-6 yıldan beri dedim, hiç ağzımdan duydun mu, şu adama selam verme diye sana söylediğimi? Duymadım dedi. Hiç cemaatta duydun mu dedim ben? Duymadım dedi. Hiç yakın daireme böyle bir şey söyledin mi dedim ben? Söylemedin dedi.
Dedim nereden çıkardın bunu? Arkadaşlar bana selam vermiyor dedi. Dedim birisi senin, en çok sevdiğine hakaret etse, sen ona selam vermeye devam eder misin dedim. Kaldı. Gönül ister ki dedim, arkadaşlar sana selam versinler. Seninle konuşsunlar. Ama sen dedim zehrini akıtmaya çalışıyorsun. Zehrini akıttığından dolayı insanlar senden zehir almak istemiyor. Neden kızıyorsun ki? Kendine bak dedim. Dedim halin vaktin yerinde olabilir. Zengin olabilirsin kendince. Herkes sana selam vermek zorunda mı dedim. Kaldı.
Sen yine öyle bil dedim. Sen yine öyle bil. Ben 27 yıldır dergahın içindeyim. Daha bir kimseye dememişimdir. Bu adama selam verme. Bu adama, bu adamı tecrit edin diye. Bir velinin hakkı var mıdır? Vardır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, iki tane cihattan geri kalan sahabeye dedi ki bunlardan selamı kesin.
Herkes onlardan selamı kesti. Onlar da gittiler kendilerini direğe bağladılar. Başladılar tövbe etmeye. Cenab-ı Hak o nefislerini temizleyenler var ya, Allah onlardan razıdır deyince, ayeti kerime gelince bağdan çözdüler kendilerini. O direğin adı da tövbe direği olarak kaldı. Mescid-i Nebevi de vardı. Sonradan onları kaldırdılar, yok ettiler, yıktılar. Mescid-i Nebevi de vardı. Mescid-i Nebevi'nin direğine bağlamışlardı kendilerini. Daha bugüne kadar hiç kimseye selam vermeyin demedim. O kardeşe, geçmiş dönemden söylüyorum. O kardeşe dedim ki, ben hayatım boyunca dedim, hiç kimseye şunu demedim. Bu adama selam ver, bu adama selam verme.
Hiç kimse beni ilgilendirmez dedim. Bu noktada. Ama birileri senden selamı kestiyse kendine bak dedim. Neden filancadan kesmiyorlar da senden kesiyorlar dedim. Kendine bak. İşte Allah bizi affetsin. Bir kimse etrafına zarar vermekte kalmaz. Kendine de zarar verir. Nefsine uyan kimse kendini helak etmez sadece. Etrafını da helak eder. Hani edeble alakalı bir mesleminin başında geçen kısa bir risale vardı. Diyordu ki, Edebsiz sadece kendini yakmaz. Dünyaya ateşe verir. Edebe riayet etmeyen kimse sadece kendine değildir zararı.
Etrafına da zarar verir. Şu felsefe İslami değildir. Ya bu adam içiyorsa kendine zararı. Hayır. Bu adam bir şey yapıyorsa zararı kendine. Hayır. İslam senin kendi kendine zarar vermeni de yasaklar. Sen kendi kendine de zarar veremezsin. Kendi kendine zarar vermen zulümdür. Ve Müslümanlar zulme karşı mücadele ederler. Siz bir kötülük gördüğünüzde elinizde mümkün değilse dilinizde o da mümkün değilse kalbe muğz ederekten kötülüğü önlemeye çalışınız. Bir kimsenin kendi kendine zarar vermesi kötülüktür. Biz onu elimizde mümkün değilse dilimizde mümkün değilse kalbe muğz ederek önlemeye çalışırız.
O zaman kuyruğunun altına diken batmış bir eşek ben kendi kendime zarar veriyorum diyemez. Biz müminler olarak, Müslümanlar olarak onun kendi kendine zarar vermesini de önlemekten mükellefiz. Bundan mükellefiz. Ya içiyor zararı kendine değil kardeşim. O içen zararı kendine değil. Bana da zararı var onun. O daha çabuk hastalıyor. Sosyal sigortalardan benden fazla faydalanıyor. Daha fazla hap yutuyor. Daha fazla ilaç yutuyor. Daha fazla hastanede kalıyor. Daha fazla iş gücü kaybediyor. Daha fazla rapor alıyor. Daha rentable çalışmıyor. Ekonomik değil. Zulmediyorlar bize.
Bize zulmediyorlar. İçki içenler, sigara içenler, haramla iştigal edenler, haram içtemeyenlere zulmediyorlar. Kumar oynayanlar, oynamayanlara zulmediyorlar. Müslüman bunlara sessiz kalamaz. Ya ne yapalım içiyorsa adam kendine içiyor. Kendine içmiyor kardeşim. Devleti zayıflatıyor. Ona daha fazla tedavi masrafı gidiyor. O daha fazla hasta olduğundan daha fazla rapor alıyor. Adam akşamdan içmiş, ertesi gün gitmiş, devlet taresinde çalışacak, işine bakamıyor, kafası çalışmıyor, basmıyor, man kafa, ayılmamış ki daha. Ne demek kendine zarar veriyor.
Esnaf kendine zarar vermiyor sadece. İş kaybediyor. Yanındaki elemanın parasını ödemiyor, sigortasını ödemiyor, vergisini ödemiyor. İş kaybı. Adam içki içmek için dükkanını boşluyor. Dükkan iş yapmıyor. Köreliyor cadde. Yanındaki de iş yapmıyor. Sarkıntılık ediyor orada. Kadınlar o caddeye girmiyor. İçki kokuyor ağzı. Kadın o caddeye girmiyor. Orada diyor içki kokan insanlar var diyor. Büfenin önünde içki içiyor millet. Küçük küçük masalar, leblebiler orada. Ayakta içeceğiz diye uğraşıyor. Oradan bir kadın geçemiyor, bir kız geçemiyor. O cadde ölüyor. O sokak ölüyor. O sokak uygunsuz, disiplinsiz. O sokak emniyetsiz bir sokak oluyor.
Adamların bağırları açık yarıya kadar, göbekler şişmiş orta yere. İki tane leblebilen bir şey yiyeceğim, içeceğim diyor. Sokağın ortasında kümelenmişler. Gece saat 9-10 oradan bir bayanın geçtiğini düşünebiliyor musunuz? Oraya küçük taburelere pineklenmişler. Kime zararı? Sarkıntılık ediyorlar. Yoldan geçen bir kadına, kıza. Ben duyuyorum. Bir kızcağız oradan yoldan geçiyor. Bu saatte nerede kaldın be? Döndün bana mı dedin dedim. Yok Hacı abi sana demedim dedi. Kime dedin dedim. Hacı abi sana demedik dedik ya dedi.
Bana mı dikleniyorsun dedi. Yok estağfurullah dedi. Senin kime söylediğini biliyorum dedi. Kaldı. Ben iş alırım başıma ha dedim. Ben dedim işe hazırım yani dedim. Özür dileriz Hacı abi dedi. Sizin bacınız olsa ne olacak dedim. Sizin hanımınız olsa ne olacak. Kaldı. Biz sustukça sarhoşlar ortalığı ele alıyor. Biz sustukça, biz sustukça haramzadeler geliyor başımıza. Kötülüğü elinizle, mümkün değilse dilinizle, mümkün değilse kalben buğz ederekten önlemeye çalışınız.
Allah muhafaza eylesin. O diken çıkaran hekim ustaydı. Yerden yere elini komada, sınamadaydı cariyeyi. O gelen hekim, usta bir hekim. Mürşidi Kamil. O diken çıkarmakta evla. O cariyeyi ne yaptı? Baktı, rabıta etti. Cariyenin üzerinde elini, gözünü manevi olarak gezdirdi. Ve cariyenin gönlünden o dikeni çıkardı. Çünkü o diken şeytani bir dikendi. O dikeni şeytan siplemişti onun gönlüne. O dikeni, o oku şeytan atmıştı. Bizde her ok atanı Eros'tan geldi zannediyoruz biz.
Aşk tanrıçası. Ay Eros'un oku bize denk geldi. Ahmak, şeytanın oku o. Sen şeytanın okunu, Eros'un oku zannediyorsun. Eros'u da bir şey zannediyorsun. Helenistik çağda. Herkes bir Eros oku bekliyor. O ok şeytandan. Nefis çünkü o. Allah bizi affetsin. O cariyecikten hikaye yollu dostlarını, hallerini soruyordu. O hekim soruyor ona. Adın ne? Soyadın ne? Nerede yaşadın? Ne iş yapıyorsun? Hani gidersin ya doktora sorar. Babandaki hastalık neydi? Ben gittim mi soruyorum. Diyorum babamda kanser vardı. Doktor. Baştan yaz. Ölüm sebebi kanser. Annemin ölüm sebebi şeker. Gözleri sıfır görmez oldu. Böbrekler bitti.
Kalp büyümesi oldu. Tansiyon oldu. Ritim bozukluğu oldu. Annemin ölüm sebebi bu diyorum. Bakıyor doktor bana. Babaannem diyorum beyin felci geçirdi. E üçü de var bende elhamdülillah diyorum. Şimdi sor ne soracaksa. E soracak bir şey kalmadı diyor bana. Hekim sorar. Adın ne? Soyadın ne? Ne iş yaptın? Nerede kaldın? Nerede yaşadın? Öyle ya. Yaşadığın yere göre hastalık var çünkü. O da hekime bulunduğu yerlerden, efendilerden, gördüğü, oturduğu şehirlerden hikayeler anlatıyor. Hekim onun hikayelerini dinliyor. Nabzının atışına dikkat ediyordu. Demek ki hekim ne yapacak? Onun anlattığı hayat hikayesini dinleyecek. Hayat hikayesini dinlerken de onun nabzına bakacak.
Ona dikkat edecek. Neyi anlatırken mimikleri ne hale geldi? Neyi anlatırken dudağı titredi? Neyi anlatırken gözünde bir damla yaş oldu? Neyden bahsederken hüzünlendi? Neyden bahsederken derin bir aaa çekti? Neden bahsederken elleri titredi? Yüreği titredi? Gözü titredi? Hekim bunlara ne yapacak? Dikkat edecek. 160. beyitten inşallah. Devam edeceğiz inşallah. Siz bir sohbetinizde sarımsak 40-45 gün bekletildikten sonra için dediniz. Fakat bir kardeş sirkeyle dediğinizi anlamış. Doğrusunu öğrenebilir miyiz? Yok. Sirkeyle değil. Hiç katıksız limon suyuyla. 40-45 diş.
Bu Çin sarımsakları olmaz yalnız. Harbi yerli sarımsak olacak. Bulabilirseniz neydi o meşhur yerli sarımsak? Kastomonu sarımsağı olacak. Taş köprü mü? Tamam işte. Taş köprü sarımsağı olacak. 45 diş. 45 dişi küçük küçük döveceksiniz. İyice dövmeden parçalamayacaksınız yalnız. Ezin böyle biraz. Havanda. Ondan sonra 2 litre 2 litre limon suyu. Sadece limon suyu. Katıksız. İçinde su olmayacak, tuz olmayacak. Başka hiçbir şey olmayacak. Bunu normalde güneş görmeyen bir yerde her gün çalkalayın. Alt üst edin. Hava almasın. 2 litre limon suyunun içerisine konacak. Bu 40-45 tane şey. Ne o?
Sarımsak. Bu kalp kapakçıklarında, damar sertliğinde, damar pıhtılaşması varsa onunla sonra böyle bir sıkıntısı olan insanlar bunu sabah akşam işte birer fincan veya birer çay bardağı, küçük çay bardağı gibi sabah akşam aç karnına içecekler. Bunu da 25-30 gün bekletecekler. 25-30 gün beklettikten sonra bunu ne yapacaklar? İnşallah içecekler. Bu kanı temizleyen, ondan sonra kandaki pıhtılaşmayı önleyen. Bunu Allah izin verirse ben yılda bir sefer yaparım bunu. Şeker hastalarında kan pıhtılaşması çok olur. Kan pıhtılaşması çok olduğundan dolayı ayakları, kolları, bacakları kesilir. Çünkü o pıhtıyı oradan çözmek zor.
Önlem olarak böyle bir şey yapabilirler. Allah şifa versin bütün hastalara ve hastalıklara. El-Fatiha hemen selavat. Amin. Destur ya.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi