Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 2 Eylül 2018 · 1:13:13
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi ayır etsin inşallah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Baba hakkı konusunda o ne derse of demedilmiyor. Peki babam bizi bırakıp gitmiş ve ailesine sürekli zarar veren hasta ruhlu bir insan ise de görüşmek zorunda mıyız? Ne yapılmalı? Evet. Evet. Şimdi böyle bir konulu bir şey olursa soru olarak buna söylenecek bir söz yok ama bu kadar soru buradan okumuyorum biliyorsunuz. Şimdi bu kardeş diyecek ki ayrı bir özellik mi var? Ayrı bir özellikle alakalı değil ama hakkını helal etsin inşallah. Biz yine buna önümüzdeki haftalarda bakalım inşallah.
Konuya devam ediyoruz. Konu malum üçüncü hafta mı? Levlâke'den başlamıştık. İnşallah oradan bu konuya devam ediyoruz. Peygamberler de tıpkı diğer insanlar gibi birer beşerdir. Kehf ayet 18'e 110. Bununla alakalı meallerden bunlar alınıyor. Meallerden bunları alırlarken bu soruyu soran kardeş muhakkak biliyorum ki yanlış anlamayacak bazı meallerde husisi bazı şeyleri tabiri caizse değiştiriyorlar.
O mealleri yazarken. Meali alan kimseler, mealleri yazan kimseler siyasi, ekonomik işte değişik etkilerin altında veyahut da kendince bir inanç felsefesi var. Onun etkisinin altında. Bu konular ciddi biraz böyle çocukları biraz sahip çıkarsak konuyu dinleyenler daha iyi dinlemekte inşallah faydası olur. Mesela işte malum değişik fraksiyonlar var derken bir on dokuzcular var. On dokuzun kat sayılarına göre gidiyorlar. Onlar farklı meal çıkarıyorlar.
Veyahut da işte kat kat faiz size haram kılındı. Eee kat kat olmayınca faiz olmaktan çıkar diyenlerin mealleri var. Hadis inkarcılarının mealleri var. Değişik dini akımların etkisinde kalmış kimselerin çıkarmış olduğu mealler var. Değişik siyasi akımların etkisinde kalmış olanların çıkardığı mealler var. Tefsirler de bu manada.
O yüzden meal seçerken ne zaman yazılmış, nerede yazılmış, hangi fraksiyon sahibi yazmış bunlar da önemli. Kef ayet 110. Ben o yüzden bu kardeşe inanmadığımdan dolayı değil, aldığı meallerle alakalı sıkıntı olabilir diye. Ben buradan kendimce düzgün kabul ettiğim herhangi bir kimsenin değil, bence bir etkide kalınmadan da çok içecek bırakmaz.
Sadece bu boğazım içinde diye bir şey vardır. Evet onu bırak sadece. Oradan bakacağım. Kevsa suresi ayet 110. Ey Muhammed de ki ben de sizin gibi ancak bir beşerim. Bana ilahınızın ancak bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı istiyorsa salih amel işlesin ve ibadette hiçbir şeyi Rabbine ortak koşmasın. Peygamberler de tıpkı diğer insanlar gibi birer beşerdir.
Evet buradaki beşerlikten kastı kendisinin ilah olmadığıyla alakalı. Kendisine ibadet edilmemesi gerektiğiyle alakalı ayet-i kerime. Ben beşerim demesi ben ilah değilim, ben Allah değilim, ben bu noktada Allahlıktan uzağım demesi. Ben de sizin gibi ancak bir beşerim. O yüzden normalde o da sonuçta Adem'in çocuğu. Bunu kendisi de beyan ediyor zaten. Ama o bir peygamber. Onun beşerliği fiziki olarak. İnsan fiziği açısından beşer. İnsan fiziği açısından. Yoksa onun beşerliği bizim beşerliğimiz gibi değil.
Hiçbir kimse için ayet-i kerimede o şaşmadığı, o heva ve hevesinden hiç konuşmadı diye bir söz yok. Bunu Adem için de, Adem'den sonra Muhammed-i Mustafa'ya gelinceye kadar, sallallahu aleyhi ve selleme gelinceye kadar, diğer peygamberler için de böyle bir şey söylenmedi. Bu bir tek Hazreti Muhammed-i Mustafa için söylendi. Bu ne? O dedi ki hiç heva hevesinden konuşmadı. Meryem on beşinci sure. Burada diğer insanlar gibi ana rahminden dünyaya gelir. Evet, yani normalde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de diğer insanlar gibi fiziki olarak ana rahminden geldi. Ama Meryem suresi on beşinci ayet-i kerime bu değil.
Ha buradaki Meryem değil mi? Meryem. Bakın Meryem suresi ayet on üç. Ayrıca biz ona yumuşak kalplilik ve safiyet verdik. O muttakiydi. Bunu Yahya'dan bahsediyor. On ikinci ayet-i kerime Yahya ile alakalı. Ayrıca biz ona yumuşak kalplilik, safiyet verdik. O muttakiydi. On dördüncü ayet-i kerime. Anne ve babasına karşı itaat kardı. Zalim ve isyankar değildi. On beşinci ayet-i kerime. Doğduğu gün, öleceği gün ve dirileceği gün selam Yahya'ya. On altıncı ayet-i kerime. Ey Muhammed sen insanlara Kur'an'daki Meryem kısasını anlat. Bir zaman Meryem ailesinin bulunduğu yerin doğu tarafına çekilmişti. Meryem suresi ayet on beş.
Bu değil. Diğer insanlar gibi ana rahminden, dünyaya gelir. Şeyi yok. Bana bir kalem verin. Şimdi bu soruyu hazırlayan kardeş, böyle bunları teyit. Çünkü bazı daha önceki sohbetlerden, bazı ayet-i kerimeleri, çünkü o bu yazıları hazırlayan, bunları anlatan kitaplardan alıntılar yapıyor.
Kendisinin değil. Zaten en sonunda, yine yazmıştır, alıntıdır diye. Sonuçta o bunların hepsinde, alıntının olduğunu beyan ediyor. Kendince. O da doğru söylüyor zaten. Alıntı. Alıntı olunca da, ben onun alıntı yaptığı kaynaklara güvenmiyorum. Bu Meryem suresi, ayet on dokuzuncu ayet, on beşinci sure doğru değil. Bebeklik çağı geçirirler. Al-i İmran üçe kırk altı. Bakın. Kırk beşinci ayet. Bir zaman melekler şöyle demişlerdi.
Ey Meryem, Allah seni kendi tarafından bir kelime ile, müjdeler ki, onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. Dünya ve ahirette şeref sahibi ve Allah'a yaklaştırılanlardandır. Kırk altıncı ayet-i kerime, söz konusu olan ayet-i kerime. İnsanlara beşikte iken de, yetişkin iken de konuşacaktır. O salih kimselerden olacaktır. Burada da normalde İsa Aleyhisselam'ın, normalde kendince mucizesini Cenab-ı Hak beyan ediyor. Meryem'e bunu ilham etmiş. Demiş ki, o beşikte iken de, yetişkin de, kimseden yetişkin olunca da konuşacak ve aynı zamanda da salih kimselerden olacaktır. Kırk yedinci ayet. Meryem, Rabbim bana hiçbir insan dokunmamışken, benim nasıl çocuğum olur dedi.
Allah da şöyle dedi. Bu böyledir. Allah dilediğini yaratır. O bir şeyin olmasına hükmedince, sadece ona ol der. O da hemen oluverir. Bu ayet-i kerimenin bebeklik çağı geçirirler. Doğru değil. Alıntılarla alakalı sıkıntı var. Keşke kendisi de burada olsaydı. Yusuf suresi, ayet 22. Olgunluk çağına gelirler diyor. Burada ha, yani, İsa'nın, şeyin, beşikte iken de, yetişkin iken de konuşacaktır, o salih kimselerden olacaktır, dediği, evet, yani, bütün peygamberler, beşikte yaşarlar. Bunu o kasıtla söylediyse, eyvallah. Ama ayet-i kerimenin meali, tam karşılığı o değil. Yusuf 12'ye 22.
Yusuf rüştüne erince, evet, bu da olgunluk çağına geçirirler. Demek ki bu olgunluk çağına, yani, peygamberler de diğer insanlar gibidir. Bebeklik yaşarlar, olgunluk yaşarlar. Ondan sonra, ölürler, budur herhalde. Evlenirler, çocuk sahibi olurlar. Rahat, 38. Bütün peygamberler, evet, evlenirler. Onlar da çoluk çocuk sahibi olurlar. Doğru. Bunlar normalde bir beşerin, üzerindeki insanı haller. Şüphesiz ki, biz senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmadan bir ayet getiremez. Her şeyin vadisi, kitapta kayıtlıdır. Buradaki peygamberlerin, hepsinin de ortak özellikleri, anne babadan doğması, bir tek İsa aleyhisselam hariç, ve ana rahminden doğmaları.
Onlar bir melek değil. Onlar bir taraflarıyla beşer. Bir taraflarıyla beşer. Onların beşer olması demek, normal beşer olması demek değil. eğer biz onu kendimiz gibi beşer görürsek, aldanırız, yanılırız. Onlar beşerin içinden seçilmiş insanlar. Adem'le Hazreti Muhammed'in Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin arasında, bütün gelmiş geçmiş peygamberlerin hepsi de seçilmiş insanlardır. Onlar insani vasıflar olarak, beşeri vasıflar olarak, evet, aynı vasıfları taşırız. Ama manevi vasıflar olarak, aynı vasıflarda değiliz. Biz beşeri, var mı çocukken doğar doğmaz konuşan bir kimse, doğar doğmaz eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en Muhammed'in abduhu ve resuluhu diyen bir çocuk var mı? Bu İsa'ya has bir mucize.
Ve İsa'dan sonra bir kimsede bu görülürse, diyeceğiz ki biz, eyvah ya bir peygamber mucizesini gördük. Bakın biz bir çocukta bunu yaşarsak, bir çocukta bunu görürsek, deriz ki bu bir peygamber mucizesi. Eğer biz bir kimseyi, gölün içerisinde, bir insan yürüyerekten, fırtınaya tutulmuş bir geminin, ucundan eliyle tutar, bir kimsenin kulağından tutup da, bir kıyıya çektiği gibi, birisinin bir gemiyi kıyıya çektiğini görürsek, deriz ki ya, bu İsa'nın, İsa Aleyhisselam'ın mucizesiydi.
Onunla anırız. Biz şimdi bunu nasıl bir beşer gibi normal görürüz? Burada peygamberlik müessesini, müessesesini gizli bir şekilde küçültücü bir hareket var. Peygamberlik müessesesi çökerse, din çöker. Burada gizliden gizliye, levlake'yi, çürütme adına, peygamberlik müessesini çürütme var.
peygamberlerin bu noktada, ulvi derecelerini aşağı indirme var. Ben bir peygamberle nasıl eşdeğerde olabilirim? O da bir beşer deyip de, kendimi nasıl onunla eşdeğerde görürüm? O da bir insandı ya, diyemem. Bunu söyleyen kimse, peygamberlik müessesini çökertir. Evet, onlar melek değil. Evet, onlar Allah da değil, ilah da değil. Peygambere tapınılmaz. Hep söylerim, peygamber ilah değildir. Veliler ilah değildir. Mürşitler ilah değildir. Mürşitler, veliler din koyucu değildir. Peygamberler din koyucudur.
Bunu kabullenmek istemiyorlar. Allah haram eder, bu eşlik değildir. Bu şirt de değildir. Kur'an'dan çıkan hükümlerle, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de haram eder. Biz hangi ayet-i kerimenin tam manasıyla ne manaya geldiğini bilemeyiz. Bugün bildiğimiz yarın yanlış olur. Hukuk müstesnadır. Ama müteşabihle alakalı meselelerde bugün bildiğimiz yarın eksiktir. O yüzden o peygamberlik müessesesini ortadan kaldırdığımızda Allah muhafaza eylesin, ipin ucu kaçmış olur. Biz peygamberlerin ve peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bizim gibi yer içer noktasından hareket ederekten bizden bir farkı yok dediğimiz an çökeriz.
Allah neden seni peygamber olarak göndermemişti, onu göndermiş? Neden bir başkası için heva ve hevesinden konuşmaz dememişti? Onun için demiş, bir özelliği yok mu onun? Neden demiş, sen atmadın, ben attım? Sen öldürmedin, ben öldürdüm demiş. Neden bir başkası için dememiş? Bunu Hz. Muhammed Mustafa için söylemiş, sallallahu aleyhi ve sellem için.
Savaş meydanında onun öldürdüğü kimseleri dahi Cenab-ı Hak kendi üzerine almış. Hendek savaşıyla alakalı bu ayet-i kerime. Allah muhafaza eylesin. Dünyevi hayatları ölümle son bulur. Bakara ayet 2'ye 61. Evet, bu normalde onlar da bizim gibidir. Dünyevi hayatları bizim gibi son bulur. Evet, dünyevi hayatları. 61. O zaman siz şöyle demiştiniz. Ey Musa, bir çeşit yemeğe dayanamayacağız. Rabbine dua et de bize yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğandan versin. Musa da, iyi olanı daha basit bir şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? O halde bir şehre inin, şüphesiz orada istediğiniz vardır demişti.
Onlara zillet ve yoksulluk damgası vurulmuştur. Allah'ın gazabına uğramışlardır. Bu onların Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendir. Bu isyan etmelerinden ve haddi aşmalarından ileri gelmektedir. Ya normalde, burada peygamberleri öldürmelerindendir. Evet, peygamberler de ölürler ve öldürülürler. Vücut olarak. Gaybı bilmezler maide 516. Bununla alakalı şerh düşeceğim. Gaybı bilmezlerle alakalı. Gaybden kastımız ne? Bugün sizden benim üzerimde sabırlı olmanızı diliyorum. Allah cümlemize sabır üresin.
Böyle gideceğiz buraya. Ayet-i kerimeler olunca ben hepsine de bakmak istiyorum. Yine bir zaman Allah şöyle demişti. Ey Meryem oğlu İsa, sen insanları, Allah'ı bırakıp da benim ve annemi iki, benim ve annemi iki lah edin mi dedin? İsa dedi ki, seni tenzih ederim. Hakkım olmayan şeyleri söylemek bana yakışmaz. Eğer böyle söylemişsem sen onu bilirsin. Sen benim içimdekileri bilirsin. Ben ise senin izlediklerini bilmem şüphesiz ki sen gaybı çok iyi bilensin. Burada gaybı bilmezler sözü yok. Musa aleyhisselam, İsa aleyhisselam diyor ki gaybı en iyi bilen sensin.
Ben bilmiyorum demiyor. Ben bilmiyorum demek farklı bir şey. En iyi sen bilirsin demek farklı bir şey. Bakın, gaybı ben bilmiyorum demek farklı bir şeydir. En iyi sen biliyorsun demek farklı bir şeydir. En iyi sen bilirsin demek, ben bilmiyorum demek değildir. Çarpı işareti koyuyorum bunlara. O Yunus nerede?
Ezeli ya da ebedi değildirler. Allah'tan başka hiç kimse ve hiçbir şey ezeli ve ebedi değildir. Bu ayrı mesele. Ama sonuçta onlar ezeli ve vücut olarak ebedi değiller. Ama buradaki ebedten durduğumuz nokta ne? Örneğin cennet hayatı sonsuz. Eğer cennet hayatı sonsuz ise ebedi değildir dediğimiz zaman bir müddet sonra bizi cennette yok mu yetecek?
Bu kavramları yerli yerine oturtturmamız lazım. Yani cennet hayatının ebedi olduğunu söyleyen bir Allah var. Cennet hayatı ebedi. Peki cennetlik olanların hayatlarının da ebedi olduğunu söylüyor Cenab-ı Hak. Onlar ebedi olarak cennette kalırlar. İşte ırmaklardan yerler içerler. Cennetin nimetlerinden faydalanırlar. Ebedi kalacakları cennetle müjdele. Ayet meali bunlar. Allah ezeli.
Başlangıcı yok. Allah'ın sonu da yok. Ama cennet hayatının da sonu yok. Ayet-i kerimelere bakıyoruz. Cennet hayatının da sonu yok. 7. ayet. Ey Muhammed biz senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz erkekleri peygamber olarak gönderdik.
Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. 8. ayet-i kerime. Biz peygamberleri yemek yemeyen cesetler kılmadık. Onlar dünyada ebedi de değillerdi. Eyvallah. Dünyada ebedi değillerdi sözü ile. Ezeli ya da ebedi değiller sözü. Aynı mana mı? Bakın. Kitapları okurken o yüzden seçici davranmanızı istiyorum sizden. Uydum kalabalığa o yüzden meal almanızı istemiyorum sizden. O yüzden uydum kalabalığa herhangi bir tefsir almanızı istemiyorum sizden. Seçici davranmakta fayda var. Bunu normalde bu alıntıları yapan kardeşin hatası değil bunlar.
O bir eserden alıntı yapıyor bunları. Ama normalde şimdi ezeli ya da ebedi değillerdir. Enbiya 21'e 8. ayet-i kerimenin bendeki taberi tefsirinde karşılığı bu değil. Taberi tefsirindeki karşılığında biz peygamberleri yemek yemeyen cesetler kılmadık. Onlar dünyada ebedi de değillerdi. Eyvallah. Dünyada ebedi değiller. Ama ahirette ebediler. Cennet hayatı ebedi bir hayat. Cennet hayatı bu noktada sonlu bir hayat değil. O yüzden bütün veliler, bütün alimler, bütün müfessirler, bütün Allah insanları. İnsanlara derler ki siz ebedi bir hayat, ebedi bir hayat var.
Bu dünya hayatı için o ebedi hayatı değişmeyin diye söylerler. Çünkü cennet hayatı ebedi bir hayattır. Cehennem de ebedidir. Cennet ebedi olduğu gibi cehennem de ebedidir. Ama bu mealci takımı, bu hadis inkarcısı takımı cehennemin de ebedi olmadığını söylemeye çalışıyorlar. Hatta bir kısmı daha da ileri gidiyor ya, cehennem bu dünyada diyor.
Yani bu dünyada sen bir kötülük yaptın, sıkıntı yaptın, cehennemi yaşadın. Eee bir daha öbür tarafta cennet, cehennem yok. Böyle sapkınlıklar var. Bunlar bir de sufilik adına, tasavvuf adına söylenen sözler. Bunlar Allah muhafaza eylesin, insanların imanlarını yok edecek olan şeyler. Hazreti Muhammed'den kul, abd olarak Kur'an'da 10 ayette söz edilir. Evet bütün peygamberler Allah'ın iyi birer kullarıdır. Bütün peygamberler Allah'ın özellikli kullarındandır. Bütün peygamberler özel kullardır. Özel kul. Çünkü çalışaraktan peygamber olunmaz. Çünkü sonradan peygamber olunmaz.
Çünkü sonradan değildir onların hiçbir özellikleri. Onlar daha henüz daha ruhlar aleminde seçilmiştir. Daha ileri konuşayım. Henüz onlar daha ruhlar alemine zuhur etmezden önce seçilmiştir. Onlar ruhlar alemine indirildiklerinde dahi peygamber idi. Onlar ruhlar alemine peygamber olarak tecelli ettiler, zuhur ettiler.
Ve çünkü ruhlar aleminde ruhlar yaratıldığında direkt peygamberlerinin etrafında toplandılar. Onların ruhları yaratılıştan peygamber idi. Ben onların peygamberliklerini ilmi ilahiye bağlıyorum. Daha hiçbir şey yok iken, Cenab-ı Hakk'ın kendi zat-ı uluhiyetinden hiçbir şey zuhur etmemiş iken, Cenab-ı Hakk bir bilinmezlikte, bilinmezlikte dururken, bilinmezlikte dururken, Hazreti Muhammed-i Mustafa, Cenab-ı Hakk'ın o bilinmez ilminde peygamber idi.
Hazreti Muhammed-i Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem, altını çiziyorum. Henüz daha hiçbir şey yaratılmamışken, henüz daha hiçbir şey yok iken, Cenab-ı Hakk'ın kendisine has bilinmeyen, zat-ı ilahiyesindeki ilminde peygamber idi. Bunu manadan haberi olmayan, bunu mana kapısından haberi olmayan, manadan hiçbir pay almamış kimselerin bunu anlamaları, bunu idrak etmeleri mümkün değildir.
Hele bu hadis inkarcısı, hadis inkarcısı, aklı bozuk, sütü bozuk, kanı bozuk, imanı bozuk, insanlığı bozuk kimselerin anlamaları hiç mümkün değildir. Onlara çünkü bu kapı kapalıdır. Mana, Hazreti Muhammed-i Mustafa'yı canından, malından, eşinden, çocuğundan, sevgilisinden, parasından, pulundan, makamından, dünyadan, ahiretten, cennetten, cehennemden fazla seven kimseye ancak bu kapı aralanır.
Bu kapı başka hiç kimseye aralanmaz. Önce malından, sonra çocuğundan, eşinden, sevdiklerinden ve dünyadan ve ahiretten geçmeyen kimseye bu kapı aralanmaz. Bu iki rüya görmekte, iki hal görmekte olacak bir şey değildir. Her şeyden geçer o kimse. Geçilmesi gereken varlık aleminde her ne var ise ondan hepsinden geçer. Lef-i muhafız buna dahildir. Arşala buna dahildir. Her şeyden geçersin. Ancak sana o zaman mana kapısı aralanır. Başka türlü sana mana kapısı aralanmaz. O yüzden bunu anlayamazlar. Bunu anlamakta güçlük çekerler. Bunu idrak edemez. Kalpler almaz, akıllar almaz, maneviyatlar almaz, beyinler almaz, yırtılır, patlar, çatlar.
Yolda kalır. Bunu anlayamaz. Ne dedi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri? İmanın kemaliyle alakalı. Dedi ki beni mallarınızdan, eşlerinizden, çocuklarınızdan, makamlarınızdan, canlarınızdan fazla sevmedikçe imanınız kemale ermez. Sen önce benim dediğin elinin altındakilerden fazla seveceksin onu. Bu ne demek biliyor musunuz?
Nefsiniz kalmayacak. Bir meselede Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir şeye hükmettiyse, orada senin hükmün kalmayacak. Orada senin aklın kalmayacak. Orada senin beynin kalmayacak. Bence demeyeceksin orada. Sen orada bence dediğin anda kayar senin her şeyin. Bu mürid-mürşid ilişkisinde de aynıdır. Sana sordun mu mürşidin bence diyorsun? Sormadı. Sen bence diyemezsin orada. Orada ikiliye düşersin. Orada kalırsın. Şeyhinin karşısında bence demezsin. Diyemezsin. Şeyhinin karşısında bence diyen haddi aşmıştır. Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın da sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin de hadisinin karşısında bence der.
Yine haddi aşmıştır o. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o kimseye mana kapısı açılmaz. Bir kimse sufi, derviş. O şeyhinin huzurunda bence dediğinde biter onun manası. Sana soran mı oldu? Fikrini söylüyorsun. Bence böyle olması lazım diyorsun. Hayır. Sana sorarsa Ahmet Efendi, Mehmet Efendi, Mustafa Efendi. Nasıl olması lazım? O zaman sen bence de. Öbür türlü karmış, zararmış. Yürü. Zarar edeceğini düşünen insan gidip de bir üstada bağlanmaz. Evet. Biz adam toplayıcı, insan toplayıcı değiliz. Biz çoklukla övünücülerden değiliz. Biz dervişlerden para toplayıcı, mal makam toplayıcı, onlardan bir şey toplayıcı değiliz.
Biz Allah yolcusuyuz. Biz insanlar kırılacakmış, üzülecekmiş. Biz kimseyi kırmama, üzmemeye gayret ederiz. Ama doğru neyse, Kur'an sünnet neyse usulüne uygun da konuşuruz. Kimseye göre din konuşacak değiliz. Kimseye göre sufilik konuşacak da değiliz. Bence diyen yolda kalır bu manada. O yüzden Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, Eşinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan, atlarınızdan, beygirlerinizden, develerinizden, arabalarınızdan, hanlarınızdan, hamamlarınızdan, çocuklarınızdan ve en son ne?
Canınızdan fazla sevmedikçe, kemale eremezsiniz. İmanınız olgunlaşmaz. Evet. İnsanın imanının kemale ermesi budur. Bakın sevmedikçe. Mühteşem bir şey bu. Şu kadar namaz, şu kadar oruç, şu kadar zekat, şu kadar sadaka, şu kadar haç, şu kadar ibadet, bu kadar ibadet, bunları söylemiyor bize. Dikkat edin.
Buradaki inceliğe dikkat edin. Diyor ki, evlatlarınızdan, eşlerinizden, mallarınızdan, canlarınızdan fazla sevmedikçe, sevginin üzerine kurludur imanın kemale ermesi. Çok namazın üzerine değil, çok orucun üzerine değil, sevginin üzerine kurludur. Seversin ciğerini yara yara. Seversin kalbinden kan damlaya damlaya. Seversin gönlün gül bahçesi ola ola. Seversin gözünün gördüğü yer bahar bahçesi ola ola. Neden dedim kan damlaya ve gül bahçesi diye? Hem kan damlar hem gül bahçesi olur. Hem ciğerin yarılır hem bahar bahçesi olur. Bir tarafında kan revan devam eder, bir tarafın gül bahçesi olur.
Bir tarafında ciğerin yarılır, öbür tarafta bahar kokusu alırsın. Sevmek böyle bir şeydir. Sevmek sadece bahar kokusu almak değildir. Bahar kokusuyla beraber ciğerin yanar senin. Bir tarafın yangınlar içindedir, kan revan içindedir. Öbür tarafın gül bahçesidir. Bahar kokular alırsın. Sevmek böyle bir şeydir. Kah kan kokusuna bürünür burnun, kah gül kokusuna bulanır gönlün. Sevmek böyle bir şeydir. O yüzden ne kan deryasında durursun, ne gül deryasında durursun. Tabiri caizse bir ayağın kan deryasındadır, bir ayağın gül deryasındadır. Sevmek böyle bir şeydir. O yüzden sevmek çok yüce bir noktadır. O yüzden sevmek en güzel bir noktadır.
O yüzden sevmek meselelerin en fevkindedir. Bunları geçmeyince de manadan kapı aralanmaz. Manadan ilim de aralanmaz. De ki ben tıpkı sizin gibi bir beşerim. Ancak benim sizden farkım bana vahiy gelmesidir. Evet. Sule suresi altıncı ayet değil, ne altıncı sure değil.
Neden altıncı demiş ha altı enam. Bakar mısınız husule suresi? Ha buldum buldum, 41. sure. E bu neden böyle demiş? Usulet altı, yani ters 41'e altı olacak. Ey Muhammed de ki ben ancak sizin gibi bir beşerim.
Bana ilahınız yalnız bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. O halde ona yönelin. Ondan bağışlamınızı dileyin. Müşriklerin vay haline. Bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Burada evet, vahiy ile gelmesi. 41'e altı. Evet, ona vahiy geliyor. Kur'an'a göre Hz. Muhammed insanüstü bir varlık değil, üstün bir insandır. Eyvallah. Biz de zaten insanüstü bir varlık demiyoruz. O insan, o melek değil. Ama sonuçta en üstün özelliklere sahip bir varlık. İnsan.
Kur'an'ın ortaya koyduğu bu beşer peygamber tasavvurundan sapma örneklerinden birisi. Hz. Peygamberi aşırı yüceltme eğilimlerinden birisi olarak ortaya çıkan hakikat-ı Muhammediye nazariyesidir. Biz sonuçta onu ne kadar çok aşırı yüceltmeye çalışırsak çalışalım, az. Bunun hakikat-ı Muhammediye nazariyesi ile alakası yok. Bizim yüceltmemize ihtiyaç yok ki zaten. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü. İsmine ismine ismine eklemiş, kendisi eklemiş. Bizim yüceltmemize gerek var mı? Ey iman edenler, Allah ve melekler Habibine salatu selam getiriyor.
Sizler de salatu selam getirin. Kimi yüceltiyor ki onu? Hiçbir insan, hiçbir insan, hiçbir melek, hiçbir varlık Allah'ın yücelttiği gibi yüceltemez. Hz. Muhammed-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem'i. Ve bütün insanları üst üste koysak, hepsini bin kez, yüz bin kez, milyon kez, kara kökünü, kara köpüğünü bilmem nesine alsak, çarpsak, yine Allah'ın yücelttiği gibi yüceltemeyiz.
Bunu neden kabullenmiyor ki insanlar? Bunun hakikati Muhammediye nazarası ile alakası yok söyledi mi? Cenab-ı Hak Kur'an'ında başka bir kimseyi mi söylemiş? Allah ve melekler ona salat ederler, siz de salat edin diye. Biz Allah'ın salat ettiği, Allah'ın salat ettiği bir kimseni yüceltme noktasında nereye kadar gidebiliriz ki? Bunu neden görmek istemiyor insanlar? Meşhurdur ya, kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder. Ya bütün insanlar toplansa, Adem'den kıyamete kadar bütün insanlar toplansa, bir kimseyi yüceltmeye kalksalar, vallahi de, billahi de, tillahi de, bu ayeti kerimedeki Allah'ın yüceltmesine ulaşamazlar.
Kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder. Tekrar söylüyorum, Adem'den itibaren bütün insanlar bir kimseyi yüceltmeye çalışsa, Allah'ın bu ayeti kerimede Allah da onu zikreder, yüceltmesine ulaşamaz. Kim ulaşabilir ki ya? Allah'ın zikrettiğini kim aşağıya çekebilir? Allah'ın zikrettiği bir kimseyi nereye kadar yüceltebilir bir kimse? Ve insanların insanları zikretmeleri haramdır. Bir kimse oturup da bir kimseyi zikredemez. Allah onu kendi üzerine almış.
Kendi emanını almış. Kendi zat-ı uluhiyetini almış. Rahman onu zikreder demiyor. Sıfatlarına bırakmamış. Kendi zat-ı uluhiyetine koymuş. Allah da onu zikreder. İnsanların yüceltmesine ihtiyacı var mı Allah'ı zikredenin? İnsanların sevmesine, insanların alkışlamasına, insanların herhangi bir şeyine ihtiyacı yok. Gerçek manada Allah'ı zikrederse bir kul.
Bu kibirlilik değil, bu Allah'ın yüceliğinin vermiş olduğu bir hal. Beni sen zikredeceksin, zikretmeyeceksin derdim yok. Ben Allah'ı zikrettiğim müddetçe o beni zikrediyor. Senin neyine ihtiyacım olur ki? Hiçbir şeyine. Ben Allah'ı zikrettiğim müddetçe veya zikreden bir kimsenin neye ihtiyacı olur ki?
O yüzden Hz. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki, Ya Rabbi bana zikreden değil, şükreden gönül ihsan eyle dedi. Amin. Hiçbir şeye ihtiyacı kalmaz çünkü. Bu ne büyük yüceliktir. Aslında bu ne büyük saltanattır. Bu ne büyük şatahattır. Bu ne büyük şatafattır. Bir kulun üzerine ne büyük elbisedir bu. Bir kulun üzerine ne kadar muhteşem bir şeydir bu. Bunu idrakten uzak insanlar, dikkat edin. Allah'ın zikrettiğini, Allah'ın zikretmesinden daha yüce bir makam olabilir mi? Allah'ın zikretmesinden daha eftal bir şey olabilir mi bir insan için?
Kimsini daha fazla yüceltebilir, yükseltebilir ki? Bütün insanlar çatlasın neresinden çatlarsa? Allah'ı zikreden bir kimse, Allah'ı zikreden bir kimse, bütün mükavenatın, yaradılmışın en fevkine çıkmıştır o esnada. Neden? Allah onu husisi zikrediyor. Bundan daha yücesi bir şey var mı? Aynı şekilde. Cenab-ı Hak peygamberine salatu selam ediyor. İdraktan uzak. Melekler de salatu selam ediyor. İdraktan uzak. İdraktan uzak.
Ve iman edenlere söylüyor. Dikkat edin. İman edenlere söylüyor. Ey insanlar demiyor. Ey iman edenler. İman edenlere. İman etmeyene değil. İman edene diyor. Allah ve melekler. Peygamberine salatu selam ederler. Sizler de salatu selam edin. Allahümme salliallâ seyyidine Muhammed. Neden Cebrail geldi? Aleyhisselam. Bir Ramazan ayında hutbeye çıkarken bir adım attı. Amin dedi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. İkinci adım attı. Amin dedi. Üçüncü adım attı. Amin dedi. Ashab sordu hutbenin sonunda.
Dedi ki ya Resulallah. Ne oldu ki? Yeni bir usul, yeni bir kaide mi? Din öğreniyorlar çünkü. Din öğreniyorlar. Dedi ki ne oldu? Dedi ki Cebrail kardeşim geldi. Bu Cebrail kardeşim sözü tırnak içinde beni ihya ediyor. Kardeşi, Cebrail kardeşim geldi dedi. Dedi ki sallallahu aleyhi ve selleme. Ey Muhammed Ramazan ayı geçer de bir kimse af olmazsa Allah ona lanet etsin.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de Amin dedi. İkinci adım attı. Dedi ki ey Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme. Kim anne ve babasının yaşlılığına rastlar da cenneti kazanmazsa Allah ona lanet etsin dedi. Amin dedi. Üçüncü adım attı. Dedi ki ey Muhammed senin ismin bir yerde geçer de anılır da orada sana salatu selam getirilmezse Allah onlara lanet etsin dedi.
Amin dedi. Hadis-i şerif. Tabi hadis-i şerifleri inkar edenlere geçerli değil bu. İman edenlere geçerli. Bu iman edenleri bağlıyor. İman etmeyen hadis inkarcısı zındıkları bağlamıyor. İman etmeyen hadis inkarcısı sapık kafirleri bağlamıyor bu. Bu iman edenleri bağlıyor. Onlar Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin adı geçilirse ona salatu selam okurlar meleklerle ve Allah'la Celle Celaluhu'yla aynı işte aynı dairede aynı paralelde bir olurlar. Neden salatu selam okuruz?
Allah salatu selam ediyor. Melekler salatu selam ediyor. Sen de salatu selam ediyorsun ona. Kimin işiyle işlendin? Allah'ın işiyle işlendin. Safi meleklerin işiyle işlendin. Sen de onların safında oldun. Bir sufi virdinde salatu selam vardır. Gerçek manada Muhammed'i bir sufi virdinde salatu selam muhakkak vardır. Muhakkak salatu selamsız bir vird olmaz kolay kolay. Özel şeyler vardır. Onlar haricidir. Ama bir kimsenin muhakkak salatu selamı vardır. Salatu selam etmek farzdır.
Yüz tane salatu selam getirmek sünnettir. On tane salatu selam getirmek sayısal olarak sünnettir. Salavat-ı şerife salatu selam etmek farzdır. Anladınız mı burayı? Farz. Sakın salatu selam getirmeyi sünnet olarak adletmeyin. Ayetle ve emirle sabittir. Yüz tane sayısal olarak sünnettir. Çünkü hadis vardır. Kim bir tane salatu selam getirirse Allah ona on sevap on derece on günahlarını siler. Kim on tane salatu selam getirirse Allah ona yüz derece verir. Yüz sevap yüz günahını affettirir. Yüz de sevap verir. Size bir dereceden haber vereyim mi?
Ver ya Resulallah Uhud'da altın olsa tasattuk etseniz bir dereceye ulaşamazsınız. kim yüz salatu selam getirirse diye hadis-i şerif devam eder. Bu sayıları sünnettir. Namazın arkasından Sübhanallah Elhamdülillah demek namazın arkasından zikretmek farzdır. 33-33 sünnetidir. 33-33 Siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra ayakta yatarken yanlarınızın üzerine yatarken ayakta otururken Allah'ı zikredin. Namazlarınızı kıldıktan hemen sonra namazı kıldıktan hemen sonra Allah'ı zikretmek farzdır.
Namazı kıldıktan hemen sonra Allah'ı zikretmek farzdır. 33-33 33-33 sünnettir. 33-33 sünnettir. Bize tutturmuşlar. Namaz sonra tesbih olsa da olur olmasa otur ilimsiz irfansız seni. Ayet-i Kerime var. Namazlarınızı kıldıktan hemen sonra otururken ayaktayken yanlarınızın üzerine yatarken Allah'ı zikredin. Farz sakın ha bir kimse namazdan sonra zikri terk ederse sünneti terk etmez farzı terk eder.
Farzı terk eder o kimse. Çünkü önemli yerlerde ayet ve hadis anilerinde nasıl zikredileceğine dair. Dikkat edin. Hadisi şerif kim sabah namazını kıldıktan sonra bulunduğu yerden oturmadan kalkmadan Allah'ı zikrederse dikkat edin. Öyle zikri hafife almak olsa da olur o öyle şey bu milleti zikirden uzaklaştırdılar.
Bu milleti zikiri sevmekten uzaklaştırdılar. Böylece bozdular bizi. Böylece ifsad ettiler. Böylece bizi dinimizden uzaklaştırdılar. Daha da uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Daha da uzaklaştırıyorlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine salatu selam getirmek farzdır. Farz. Kim yüceltecek ki Hz. Peygamber'i sallallahu aleyhi ve sellem'i? Biz Allah'ın yüceltmesinin önünde acizliğimizi görürüz sadece. Onun yücelttiğini biz ne kadar metüzena edersek edelim sadece muhabbetimizi göstermiş sevgimizi göstermiş oluruz.
Onu dillendirmiş oluruz. Biz ne yaparsak yapalım nereye yücelteceğiz ki onu? Allah bizi affetsin. O yüzden bu hakikat-i Muhammediye nazariyesi olsan olacak olmasan olacak. Zaten hakikat-i Muhammediye nazariyesi Cenab-ı Hakk'ın kendi yüceltmesinden çıkıyor. Allah bizi muhafaza eylesin. Mesela İbni Hazm ölümü 1064 Hz. Peygamber'i tanrılaştıran ve Muhammediye adıyla bilinen bir fırkanın mensupları Muhammed Allah'ın ta kendisidir iddiasında bulunmuşlardır.
Allah onların bu inkarlarından uzak ve üstündür. El Benneki ve Feyyad bin Ali bu gruptandır. Ebu Muhammed Ali bin Ahmet bin Hazım el Zahiri el Fisa 47-48. Eksinci sayfa Zaman zaman değişik anlayışa sahip kimseler bu hataları yapabilirler. Birileri bir hata yaptı birisini ilahlaştırdı diye bu herkese mal olacak bir şey değil.
Böyle bir şey yanlış olmaz mı? Şimdi işte Vatikan'da bazı papazlar eşcinsel bazı papazlar çocuk istismarcısı Vatikan'ın içi kaynıyor. Sebep bazı papazlar eşcinsel yani kendilerini kadın gibi kullandırıyorlar. Bazı papazlar da erkek çocuklarla cinsel ilişkiye giriyorlar. Yani erkek çocuklara livata yapıyorlar. O çocuklara tecavüz ediyorlar. Eşcinsel papazlar var. Aynı zamanda genç erkek çocuklara cinsel tacizde tecavüzde bulunan papazlar var. Ve bunlar Vatikan'ın içerisinde üst noktalarda.
Bunlara dokunamıyorlar. Çünkü Vatikan'da devlet içerisinde bir devlet. Biz şimdi Vatikan'ın içerisinde eşcinsel papazlar var. Vatikan'ın içerisinde genç erkeklere tecavüz eden papazlar var diye. Bütün papazlar bu işi yapıyor diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Diyemeyiz bakın. E doktorlar var Türkiye'de. Söyleniyor. Bayan hastalarına bayıltıcı, uyuşturucu verip tecavüz ettiğine dair. Hasta bakıcılar var Türkiye'de. Hastanede baygın yatan kadınlara tecavüz ediyor diye. biz şimdi bütün sağlık sektörünü bu kategoriye koyabilir miyiz? Anlatılıyor.
Kulaktan kulağa. Deniliyor ki hakimler var Türkiye'de. Milyon dolarlar alıyorlar. Yüz binler, ikiyüz binler, üçyüz binler havada dolaşıyor. Adalet mekanizması batmış vaziyette diyorlar. Diyorlar. Gazetelerde haberler var. İnternette haberler var. yakalanan hakimler var. Rüşvet alır verirken. Yakalanan savcılar var. Rüşvet alır verirken. Şimdi biz diyebilir miyiz? Bütün adalet mekanizması rüşvetin üzerine kurulu. Söylüyorlar. Diyorlar ki yargıtayda şu kadar para ver dosyanı düzeltsinler. Diyorlar. İnternetten haberler okuyoruz. Şimdi diyebilir miyiz biz adalet mekanizması böyle çalışıyor diye?
Söylüyorlar. Diyorlar ki yüksek bürokratlarda milyon dolarlar dolaşıyor. Trilyonlar dolaşıyor. 100 bin lira, 200 bin lira, 300 bin liralar, 500 bin liralar dolaşıyor. Diyorlar. İşte haberler var. Yakalananlar var. Adalete teslim edilenler var. Diyebilir miyiz şimdi biz bütün yüksek bürokratlar böyle diye? Birisi mesleğini istismar edebilir. Meslek istismarcı olabilir. Polisler var, rüşvet alırken yakalanıyor. Diyebilir miyiz biz bütün polisler rüşvetçi diye? Esnaflar var. Birisi borcunu ödeyemezse kat kat faiz oluyor. Kat diyor Allah kat diyor. Diyebilir miyiz biz bütün esnaflar faizcidir diye? Diyemeyiz. Bu da onun gibi bir şey.
Birisi bir haddi aşmış olabilir, bir söz söylemiş olabilir. Bu bütün insanları bağlar mı? Hayır. Birisi bir mesleğini icra ederken istismar edebilir. Edebilir. Bir sufi topluluğun içerisinden de sufili istismar eden, o topluluğu istismar eden kimseler çıkabilir mi? Evet. O topluluğun hepsini de tukaka mı yapacağız? Böyle yaparsak o zaman Muaviye'nin o sıkıntılı hukukunu uygulamış oluruz. O zaman deriz ki ne dedi Muaviye? Hazreti Osman radiyallahu an hazretlerini şehit eden bu topluluk. Bu topluluk kim? Beş bin kişi. Nereden geldi? Mısır'dan geldi.
Muaviye'de kendi beş bin askerini aldı getirdi tam tesisatlı Medine'nin dışında konuşlandırdı. Dedi ki benden haber gelmedikçe hareket etmeyin. E onlar onun emrini bekledi hareket etmediler. O gelen beş bin tane eşkıya sürüsü o gelen beş bin tane Mısır tarafından geldiler. O çapulcular o gelen beş bin tane bayi sürüsü eşkıya sürüsü akılsız ferasetsiz Hazreti Osman efendimizi oruçlu iken şehit ettiler. Kur'an-ı Kerim okurken şehit ettiler. Muaviye'nin askerleri de Medine'nin dışında onun şehit olmasını seyrettiler.
Hiçbir müdahalede bulunmadılar. Şam'a vali tayin eden de Hazreti Osman efendimizdi. Vali askerlerine emretmeden Hazreti Osman'ı koruyun diye. Dedi ki benden haber beklemeden hiçbir şey yapmayın. Hazreti Osman efendimiz şehit olunca aşere-i mübeşşere bu beş bin silahlı askerin kılıçlarının altında Hazreti Ali efendimizi halife olarak biat ettiler. Bütün plan bozuldu. Hazreti Ali efendimiz beş bin kılıcın ve mızrağın önünde halife oldu.
Cesaret bu. Zaten Hazreti Osman efendimizin evi muhasara altındayken içecek su bile vermezken o eşkıyalar evet o Yezidiler Hazreti Osman efendimiz her gün elinde ekmek elinde su bütün herkesi yararaktan kılıçların altında tek başına tek başına bütün Medine'liler suskun bütün ashab suskun herkes başını sokacak bir yer arıyor o bahadır o cesaret misali o peygamber damadı sallallahu aleyhi ve sellem o Ali Kerrar o eline
ekmeği alıp suyu alıp kılıçların gölgesinde ona ekmek ve su götürüyordu her gün her gün o muhasara altında her gün her gün kılıçların şakırtısının altında gidiyordu tabiri caizse kelle koltuğunda gidiyordu Hz. Osman Efendimizin yanına evet koruması yok yanında avanesi yok yanında askerleri yok o öyle cesaretliydi hak ve hakikat yolunda her gün onun ekmeğinin suyunu götürüyordu geliyordu ve Hz. Osman'ı şehit ettiler göz göre göre şehit ettiler muavye'nin beş bin tane
tam tecizatlı bugünün için bugünün için tam tecizatlı komando birliği gibi düşünün beş bin kişilik onlar orada Medine'nin başka bir yerinde konuştuğu bir vaziyette emir bekliyorlar Hz. Osman Efendimiz şehit oldu şehit olunca daha o şeyler duruyor eşkıyalar bakın muavye'nin askerleri de duruyor birisi şehit etti birisi seyretti müdahale etmeye gücü var mıydı vardı korumaya gücü var mıydı vardı bazen bir şey yapmamak en ağır yapmak kadar suçtur yapanı seyredersin durdurmaya gücün varken durdurmazsan sen de
yapmış gibi olursun yapmadan günahı kebare girmek budur yapmadan suç işlemek budur Hz. Ali Efendimiz Emre'l Müminin hırkasını giydi dedi ki katilleri bulup onların cezasını vereceğiz muavi hemen dedi ki hareket etti dedi ki bunların hepsi de bayi hepsi de isyancı hepsinin de kılıçtan geçirilmesi lazım dedi bakın iç savaş çıkarmak budur demezler mi sana sen neden korumadın Hz. Osman Efendimiz'in evinin etrafını tam teçhizat dukulundu zorunla diye Hz. Ali Efendimiz durdurdu dedi ki katilleri
bulup onları katledeceğiz ve katiller bulundu ve onlar katledildi Hz. Ali Efendimiz'de Muaviye'nin arasındaki fark budur hukuk iştahıdır o yüzden biz Ali taraftarıyız Muaviye taraftarı değil ben kendi nefsim için söyleyeyim ben Ali taraftarıyım ben Muaviye taraftarı değilim o yüzden bir topluluktan bir kimse suç işleyebilir suç ona aittir suç topluluğa ait değildir o topluluğu birisi suç işledi diye kirletemeyiz işte birisi de çıkmış İbni Hazım diye bir kimse böyle söylemiş bu onu bağlar bu Ümmet-i Muhammed'i bağlamaz
inşallah buradan devam edeceğiz buraya bir devam diye yazdım 11. sayfanın ikisinde ikinci yarısından paragrafından sonra inşallah burada sorular var ama hakkınızı helal edin bu soruları da haftaya bunun buraya getirin bunlara bakmaya gayret edelim geceniz hayır olsun Allah yar ve yardımcınız olsun kalem kiminse alsın selamun aleyküm
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.