Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 2 Ağustos 2015 · 1:13:38
Selamun aleyküm. Gel, şey olsun şimdi. Bir arkadaş buraya bir soru yazmış ama tam böyle şey yapamadık, ne o? Soruyu okuyamadık, aşina olamadık. Bir insanın işlerinin iyi gitmesi ve işlerinin kötü gitmesi maneviyatını etkiler mi? Etkilememesi gerekir ama sonuçta etkiler.
İnsan neden ölümden ibret almaz? Gaflete düştüğünden. Gaflet, insana ibret alırmaz. İnsan ölüm esnasında dereleri, ırmakları içse doymayacakmış. Bir bardak su karşılığında insan imanını verecekmiş. Susuz kalmamanın ya da imanını vermemenin çaresi nedir? Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Bu noktada Kur'an ve sünnet tarihinde yaşayan bir kimse, Allah'ın izniyle Kur'an ve sünnet tarihinde ölür.
Sakallarım gür çıkmıyor, uzattığımda top sakal gibi oluyor. Bir arkadaş demişti, insan şeyhinin sakalı yanaklarına ektirebilir diye bu mümkün mü? Ehli tasavvuf mümkün olduğunu düşünür. Ben 12 yaşındayım. Ramazan ayında oruçluyken zikir alakasında Peygamber Efendimiz'i bembeyaz bir ortamda, bembeyaz kıyafetler içinde gördüm.
Alakadaki herkesin önünden geçti ama benim önümde durakladı. Zikir bitene kadar Peygamber Efendimiz hepimizin önünde gezdi. İlk defa böyle bir şey başıma geldi. Bu ne demek? Maşallah, mübarek olsun inşallah. İbn-i Sina'da hayal, akıl ve nefis kavramları. İbn-i Sina, köken ve dönüş yeri El-Mebdevel-Meat isimli eserinde semavi feleklerin nefislerinden bilginin elde edilmesini şöyle tasvir edilmektedir.
Gelecek olayların El-Kainat bilgisinin sebebine gelince o insan nefsinin unsurlar aleminde meydana gelen şeyleri bilen semavi cisimlerin nefisleriyle olan ilişkisidir. Büyük çoğunlukla bu insan nefisleri onlarla yani semavi feleklerin nefisleriyle tam olarak aralarındaki bir köken benzerliği, mücannese sebebiyle ilişkiye geçerler. Bu köken benzerliği bunların yani insan nefislerinin ilgilerine yakın olan göklerdeki şeydir. El-Mana. Dolayısıyla insan nefisleri tarafından orada yani göklerde bulunan şeylere dair görünenlerin çoğu insan nefislerinin kendi bedenlerinin halleri veya bu bedenlere yakın olan bir kimsenin hallerine benzemektedir. Ve her ne kadar insan nefislerinin semavi nefislere bu soruyu soran adım adım mı gidelim bunları açıklaya açıklayayım gidelim yoksa sonunda soruya mı gelelim?
Adım adım gidelim. Ben çünkü başladım okumaya gelecek olayların bilgisinin sebebine gelince o insan nefsinin unsurlar aleminde meydana gelen şeyleri bilen semavi cisimlerin nefisleriyle olan ilişkisidir. Bunu bir gece bu gecede bitirmeyi düşünmüyorsun değil mi?
İnsanoğlu var olduğundan beri geleceği hep araştırır bir noktadadır. İnsanoğlu kendi ömrünü yaşayacak olduğu ömrünü merak eder. Yarınını merak eder. Ertesi gününü merak eder. Bir yıl sonrasını, iki yıl sonrasını, üç yıl sonrasını, beş yıl sonrasını merak eder. Bu merakından dolayı geleceğe yönelik kendince bir araştırmaya yönelir. İnsanoğlu bunu merak ederken peygamberler bizlere gelecekle alakalı haberler verirler. Mesela Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki Adem aleyhisselamdan beri gelen bütün peygamberler ümmetlerini deccal ile korkutmuşlardır.
Oysa bütün ümmetler için deccal gelecek bir şeydir. Ve bütün peygamberler gelecekle alakalı haberler verirler. Bu gayb değildir. Peygamberlerden sonra manevi olarak yol gösterici, uyarıcı olan veliler de kendi zamanlarında, kendi çağlarında onlar da gelecekle alakalı haberler verirler. Biz varlığı tamamiyetiyle, varlığı tamamiyetiyle düşünecek olursak, buradaki söz konusu olan varlığı konuşmayacağız şimdi.
Hani bu varlık sohbeti yapmayacağız. Ama söz konusu olan varlığı düşünüyorsak, âmâ ya hadis-i şerifle sabit. Hiçbir şey yok iken Allah âmâdaydı. Ve Allah bir şey yarattı. Buna hem ruhundan hem de nurundan üfledi. Bu bir şey aynı zamanda nedir?
Akıldı. Aklı evveldi. Bu aynı zamanda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin ruhaniyeti ve nuraniyetidir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bir adı da aklı evvel zaten. Ve bundan sonra, akıldan sonra, hemen anında, bunlar böyle an ve an. Akıl, kalem, levh-i mahfuz.
Cenab-ı Hak aklı yarattı. Akıldan sonra, hadisi kutsi sırasına göre söylüyorum. Kalemi, kalemden sonra levh-i mahfuzu. Kaleme dedi ki, yaz levh-i mahfuza. Hadisi kutsi de diyor ki, kalem dedi ki, ne yazayım. Kıyamete kadar olacak olanları yaz. Levh-i mahfuzda ne varmış? Kıyamete kadar olacaklar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri miraca çıktığında, dedi ki, miraçta kalemin cızırtısını duyuyordum. Sahabe sordu, ya Resulallah, kalem kurumadı mı? Hayır.
Hala daha bazı şeyleri silip, bazı şeyleri yazıyordu. Yazılan bir şeyi silip, yeniden yazıyordu. Bunu şimdi ardından, Cenab-ı Hak, birinci kat gök, ikinci kat, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci, aşağı doğru sıralarsak, bunu yukarı doğru sıralarsak, yedinci kat.
Cennet, cehennem, ondan sonra birinci semavat, altında, ondan sonra yaşadığımız samanyolu, ondan sonra içine dünyayı koyun, sonra insanı koyun. Önemli değil. Burada söz konusu olan gelecek olayların, el-kainat bilgisinin sebebine gelince, yani bir velide, bir mürşitte, veyahut da bir alimde, bir bu noktada araştırıcıda, bunu bilmeye çalışan bir kimsede, bütün unsurlar alemi dediği, bütün gök unsurlar, yaradılmış olan her şey, yaradılmış olan her şey, bunlarla alakalı bütün şeyleri, o alemin veya o bireyin, o şahsın nefsinden öğrenir.
Buradaki nefisten kasıt birey. Bu direkt bir nefis. Şu, bir iş görüyor başlı başına, bu bir nefis. Bu ayrı bir nefis. O da başlı başına bir iş görüyor. Burada herkes bir nefis. Herkes ayrı ayrı burada. Tekil olarak bir nefis. Ama nefsinin içerisinde, bir nefsinin içerisinde binlerce nefis var. Nasıl binlerce nefis var? Her hücrenizde sizin, her hücrenizde bir alem var. Her hücrenizde. Ve her hücrenizde sizin, küçücük küçücük küçücük, denyanız var. Tespit edilmiş kodunuz var. Suretiniz var onda sizin. Sizin suretiniz o. Her hücrede sizin suretiniz var. O suretler toplanıp, külli bir suret oluyor.
Bir insan oluyor. Gözlerinizin suretleri var. Küçücük küçücük. Kulağınızın, dilinizin, kalbinizin, bağırsaklarınızın, vücudu bir tamam eden şey, hepsi de ayrı ayrı ayrı nefisler ve suretler. Siz katrilyon suretlerin toplandığı bir suretsiniz. Bakın katrilyon. Bir kimse oturup, sizin kalbinizle alakalı nefsi, yani kalbinizle alakalı suretlerle bağlantıya girip, sizin kalbinizdeki rahatsızlığı öğrenebilir.
Bir kimse midenizin nefsinle irtibata girip, midenizde ne olup bittiğini öğrenebilir. Bir kimse sizin kulağınızla alakalı nefsinizle irtibata girip, o gün sizin ne dinlediğinizi öğrenebilir. Bu ilimden uzak herkes. Bir kimse bu direğin nefsine bakaraktan, girerekten, bu direk kaç yıllık, ne kadar zamanlık, neler görmüş burada, nelere şahit olmuş, bu direkten öğrenebilir. Her nefsin, varlık olan her nefsin kendine ait dili, kendine ait kulağı vardır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin elinde taş dile geldi.
Bir hurma kütüğü dile geldi, ağladı. Uhud bizi sever, biz de Uhud'u severiz dedi. Uhud dile geldi. Davud aleyhisselama üç tane taş dile geldi. Taşın birisi dedi ki, ey Davud beni al, aldı. İkinci taş yürürken, ey Davud beni de al dedi, onu da aldı. Üçüncü taş yine dile geldi. Ey Davud beni de al dedi, onu da aldı. Onunla savaşta o üç taşta kimi yendi? Callut'u yendi. Callut'ta öyle bir zırh vardır ki, Callut'ta ne kılıç işliyordu ne ok. Callut'u kimse öldüremiyordu. Çok babayı yiğit. Neyle öldürdü Davud aleyhisselam onu? Üç taş da öldürdü. O üç tane taş, Callut'un ne zırhını bıraktı, ne kılıcını bıraktı. Neyle attı?
Sapan taşıyla attı. Cenab-ı Hak ayeti kerimede ne dedi? Sen atmadın, ben attım dedi. Üç tane taş attı. Bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de bir avuç toprak atınca, ona da dedi, sen atmadın, ben attım. E ne yaptı? Siccin kuşları geldi, bir orduyu helak etti. Ağızlarındaki toprakla. Biz ona ne diyoruz? Keramet diyoruz biz ona. Mucize diyoruz. İbrahim'i ateş yakmadı. Ateşe hitap etti Cenab-ı Hak. Ateşe hitap etti. Ey ateş! Selametli ol. Serin ol. Üşütücü de olmadı. Olma. O ateşin nefsi vardı. O ateşin nefsi bu emri kabul etti. O zaman varlık dünyasında nereye bakarsanız bakın, her şeyin bir nefsi vardır.
Ve her şeyin nefsinin bir dili, bir de kulağı vardır. Kendisine ait kalbi, kendisine ait gönlü vardır. Bütün varlığın her noktasında, her derecesinde, gözünüzün gördüğü her şeyde bir nefis vardır. O yüzden sufiler terbiye olarak taşa dair tekme atmazlar. Taşın nefsi vardır. Taşın nefsi vardır çünkü. Yeşili koparmazlar. Yeşilin nefsi vardır. Hacca gidenler ihramlı iken yeşili koparamazlar. Çünkü yeşil canlıdır. Nefsi vardır. Siz hiçbir canlı bir şeyi ihramlı iken öldüremezsiniz. Her şeyin nefsi vardır. Siz şeytan taşlıyoruz diye, şeytana taş atarken dahi böyle gülle gibi taş atamazsınız. Küçücük nohut tanesinde olacak.
Nohut tanesinden büyük olmayacak. Çünkü onun da nefsi vardır. Attığınız taşın da nefsi vardır. O zaman unsurlar alemi, bütün varlığa geçmiş olan, cisme bürünmüş, bürünmemiş, varlığa geçmiş diyorum. Ruh bir unsurdur. Varlığa geçmiş olan her şeyin nefsi vardır. Yani bireyi vardır. Buradaki nefisten kasıt, kötülüklere emreden nefis değil. Buradaki nefisten kasıt, her nefes, nefis ölümü tadıcıdır dediği bireyin bütünü olan nefis. Buradaki olan nefis, halkiyete ait, halka ait nefistir. Allah'a ait olan noktada ruh vardır. Ruhlar bizim elimizde, emrimizde değildir. Ne olduğunu bilemeyiz. Halk arasında ruh olarak söylenir. Ruh çağırırlar ya böyle bir saçma bir şey vardır.
Ruhun ne olduğu bilinmez. O yüzden her varlığa geçmiş şeyin neyse bu, bir nokta dahi olsa onun nefsi vardır. Bunların hepsini topladığımızda biz ne olmuş olur? Külli nefis olur. Hepsini topladığımızda bizim bir araya getirdiğimizde külli cisim olur. Külli varlık olmuş olur. Varlığın bütünü olur. Bu varlığın bütünün de kendine ait bir nesi vardır? Nefsi vardır. Bu varlığın bütününe ait nefsi dediğim şey birey olarak görün. Kocaman bir varlık, varlığı bir birey olarak görün. O bireyin de bireyi biz adlandırırken nefis olarak adlandırıyoruz. Ama o varlığı harekete geçiren, yaşatan şey Cenab-ı Hakk'ın kendi ruhundan üflediği ruh. Ruh, ruhul kudüs denilen veya büyük ruh denilen veya değişik dinlerde, değişik inançlarda varlığın ruhu denilen şey, kocaman bu varlığa üflenen Cenab-ı Hakk'ın kendi ruhundan üflediği ruhtur.
Varlığın her zerresinde, varlığın her zerresinde Cenab-ı Hakk'ın ruhu üflediği ruh. O varlığa hayat bahşeder. O varlıktan ruhunu çekmesi demek, varlığın kıyameti demek. Sizin kıyametiniz, sizden ruhunuz çekildiği andır. Umumu kıyamet nedir? Umumu kıyamette de varlıktan ruhun çekilmesidir. Varlıktan ruhun çekilmesi. Dünyanın kendine ait bir dünya ruhu vardır. Dünya da bir nefistir. Ondan Cenab-ı Hakk ruhu çektiği anda, dünya helak olacak. Anında, insanın ölümü gibi. Güneşten Cenab-ı Hakk ruhunu çekecek, güneş sönüverecek, bitecek. Derlenecek, toparlanacak, bir nokta dahi kalmayacak. Bir nokta dahi kalmayacak güneşe ait.
Ondan ruhunu alıverecek çünkü. Cenab-ı Hakk'ın ruhu ne manaya gelir? Üflediği ruh. Bunu bilen yok. Ayet-i Kerime'de diyor ki, ey Habibim sana ruhtan sorarlar. Sen onlara de ki, bu konuyla alakalı size çok az bir bilgi verilmiştir. Ruh, ruka aittir. İnsana ait bir şey değildir. Biz çünkü nefsi terbiye ederiz. Ben bangır bangır bağırıyorum 30 yıldan beri. Ruh terbiyesi diye bir şey yoktur. Doğu felsefesinden bize gelmiştir. Ruhu terbiye edecek. Ruh terbiyesiz mi? Ruh Allah'a ait. Nefis terbiyesi var. Nefsimiz bize kötülükleri emreder. Biz nefsimizi terbiye ederiz. Ruhumuzu değil. Ruh Allah'a ait.
Nefis bize ait. Cenab-ı Hak onu bizim kullanımımıza verdi. Bizim kullanımımıza verdi. Aklımız var. Aklı da bizim kullanımımıza verdi. Ve biz o aklımızla kendi nefsimizi yönetiyoruz. Bizim nefsimize şeytan da ilham ediyor. Biz ona ilham demiyoruz ama vesvese diyoruz. Ama şeytanın. Melek de ilham ediyor. Niye? Nefsimize ne diyor? Şems suresi ayet 6-7 Nefse iyiliği de kötülüğü de öğreten Rabbine yemin olsun. İşte bu nefis şeytandan ne yapıyor? Kötülük ilhamı alıyor. Veya vesvese alıyor. Değilim daha doğrusu. Şimdi gelecek olaylar dediğimiz olaylar A'ma'dan çıkıp gelen olaylar.
A'ma'dan çıktığı anda A'ma'dan çıktığı anda O gayb olmaktan çıktı. Ama gayb. Bizim için gayb. Fakat benim bir tezim bu. Bu üzerinde tartışılır, reddederler. Hiç kimseye bir şey demem. Burayı iyi dinleyin. Bu Arabi'den filan değil. O yüzden kafanız karışmasın. Bu akıl var ya burada bir şey. Buraya bir daire çizdim. A'ma'nın altı. A'ma'nın altı. Burası Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve nuraniyeti. Ve aynı zamanda da Şu perde var ya daire.
A'ma'nın bir altı. Kabe-i Kavseyn dedikleri. İki yay ucu kadar olan yer. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri miraca çıktı, çıktı, çıktı, çıktı. Bakın akıl bitti. Ve Cebrail aleyhisselam şurada dedi ki Ya Resulallah benim gidecek başka bir yerim yok. Buraya kadar. Bundan sonrasını siz kendiniz gideceksiniz. Ben burayı aklın bittiği yer olarak görüyorum. Varlığın varlığa geçiş anı olarak görüyorum. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Ben şeyde, Miraç'ta bir perde gibi görün bu varlığı. Bir perde, incecik bir perde.
Bir zar gibi görün. O zarın içerisinde bir zar düşünün. Bir naylon poşet getirin bana. Lütfen. Hakkınızı helal edin. Olabilir bir poşet lazım bana. Böyle berrak olsaydı daha iyiydi. Hatta böyle şey varsa böyle hani şeffaf bir şey. Yumuşak şeffaf bir şey lazım. Biraz içmeme müsaade edin. Ben şekerliyim biliyorsunuz. Böyle heyecanlı sohbetlerde daha da şekerim artıyor. Ha evet o beyaz daha iyi. Sen gel. Gel bunu böyle.
Böyle gel. Tut böyle. Bu varlık. Miraç. Siz buna tuhaf gelecek gülebilirsiniz buna. Bu varlığın içindeki. Burada ince bir zar var. Burada ama olduğunu düşün. O buradan yukarı doğru böyle itiyor. Bu zarın içinde. Yürüyor. Zarın içinde yürüyor. Bir çocuk düşünün. Ana rahminde. Zarın içinde. Zarın içinde gün geçtikçe gün geçtikçe gün geçtikçe büyüyor mu? Büyüyor. O zar da büyüyor mu? Büyüyor. Zarın içinde büyüyor ama. Öyle değil mi? Bu varlık düşünün. İsterseniz bu varlığı zarın içerisinde amanın içinde olarak düşünün. Bugüne kadar öğrendiklerinizi buradaki sohbetlerin hepsini de açacağınız kenara şimdi.
Komple bu zarın içerisini amanın içinde görün. İnsan insan en yukarıda ne var? İnsan en yukarıda ne var? Beyni var. Normalde beyninin dışına zahiri olarak çıkabiliyor mu? Hayır. Manevi olarak, düşünce olarak çıkıyor mu? Evet. Ben Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin miraçta varlığın bütün hepsini bitirip bu zarın içerisinde kalaraktan tekrar söylüyorum onu. Amanın içerisine doğru yürüyüşünün devam ettiğine inanıyorum. Hala da.
Bir çift daha iler atayım. Ben onun amanın içinde yaşadığına inanıyorum. Teşekkür ederim. Ben arabi gibi varlığı kategorilendirmiyorum. Arabiden sorduklarında arabiden kategorilendiriyorum. Benim için varoluş, varlık, ama, ama ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaneti ve nuraneti. Tabi bu ama'nın bir üstünde de bilinmezlik dediğimiz olgu var. Oraya ne olduğunu bilmiyoruz. Varlık olarak iki.
Bir de bilinmezlik var. Üç hal var. Bir bilinmezlik, bilinmez idim. İki, bilinmeyi istedim. Üç, bir şey yarattım. Bilinmez idim, bilinmekliyi istedim, bir şey yarattım. Bilinmez idim, la taayyün diye vasıflandırılan arabinin la taayyün dediği hal. Ne olduğunu bilmiyoruz. Bilinmez idim. Hadis-i Kudsi'deki karşılığının o, bilinmez idim. Bilinmekliyi istedim. Ama Allah neredeydi? Soru bu. Cevap şu. Ama ne? Allah. Bilinirlik var. Bilinmez idim.
Bilinmekli istedim. Ama bir şey yarattım. Varlık. Bir şey yarattım. Varlık. Şimdi bir şey yaratıldıysa, yaratılan her şeyin olduğu gibi, o bir şeyin de kendi ruhu var. Ve kendi de nefsi var. Ve ister varlığın bütünüyle, ister varlığın içerisindeki tek tek unsurlarla, irtibata geçecek olan kimse, o varlığın nefsiyle irtibata geçebilir.
Ve o varlığın nefsiyle irtibata geçtiğinde, o varlığın ne olacağını, ne olmayacağını onun nefsinden öğrenebilir. Buradaki İbn-i Sina'nın semavi cisimlerin nefisleriyle olan ilişkisidir dediği şey bu. Allah-u Alem, doğrusunu Allah bilir. Ben anladığımı söylüyorum. Büyük çoğunlukla bu insan nefisleri onlarla, yani semavi feleklerin nefisleriyle tam olarak aralarındaki bir köken benzerliği, mücadese sebebiyle ilişkiye geçerler.
Varlığın temeli, köken olarak tek kökenden çıkar. Cenab-ı Hakk'ın ilk yarattığı şey, varlığın kökeni odur. O zaman varlığın kökeni oysa, bütün nefislerde o kökenin etkileri vardır. Ve bütün nefislerde o kökende ne var ise, onlarda da o vardır. O zaman bütün varlığın kökeninde o var ise, varlığa geçmiş olan her şeyle ilişkiye girmek ve o ilişkinin neticesininle, onunla irtibata geçmek mümkündür.
Bu ister semavat kat kat, ister cennetler kat kat, ister cehennem kat kat, ister arş hala kat kat, hepsinin de nefsi vardır. Hepsinin de nefisleriyle irtibata geçmek mümkündür. Burası şimdi kapalı bir alan, buraya konuşmak istemiyorum. Bazılarının nefisleri, varlığın içerisindeki bazı varlıklarla, nefis orantıları, birbirleriyle çok benzeştiklerinden, kuvvetli olduklarından birbirlerini çekerler.
Mesela demir madeni birbirine çeker bir yere toplanırlar. Çünkü ilişkileri kendileriyle bir yerdedir. Altın madeni birbirlerini çekerler bir yerdedir. Müminler birbirlerini çekerler bir yerde toplanırlar. Veliler birbirlerini çekerler bir yerde toplanırlar. Velileri sevenler birbirlerini çekerler bir yerde toparlanırlar. Çünkü onların nefisleri bir nefisten yaratılmışlardır. Hepinizi bir nefisten yaratan Allah'tır. Ayet-i Kerim öyle der. Ama bu nefisler hepsi de bir nefisten yaratılırken, o nefislerin kurulumu diyeyim ben, programlanması diyeyim. Birbirlerine yakın olanlar, birbirlerine yakın dururlar.
Ruhlar aleminde birbirleriyle tanışıp sevişenler dünyada da birbirlerini tanırlar ve severler. Ruhlar aleminde birbirlerini tanıyıp sevmeyenler bu alemde de birbirlerini tanıyıp sevmezler. Hadis-i Şerif. Ani şekilde bazı insanların nefisleri veli sever, bazı insanların nefisleri deli sever, bazı insanların nefisleri kafir sever, bazı insanların nefisleri müşrik sever, bazı insanların nefisleri gevşek sever, bazı insanların nefisleri işte dolandırıcı sever, üçkağıtçı sever, bazı insanların nefisleri doğru sever.
Bu o kimselerin nefislerindeki özelliğe bağlı. O yüzden nefis terbiye edilmek istenir. Bakın nefis terbiyesi o yüzden istenir. Yusuf aleyhisselamın dilinden ne diyor Yusuf? Nefsimi ben temize çıkarmak istemem. Muhakkak ki nefis insana kötülükleri emreder. O zaman biz nefsimiz bu noktada kötülükleri emredici bir nefis olarak şey yapacağız. İşte bu noktada köken benzerliği olanlar birbirlerini çekip çıkarırlar. Birbirlerine yakın olurlar. Birbirleriyle ilişkiye girerler. Hani vardır ya hemşehricilik, aynı toprakçılık, memleketçilik, ırkçılık, kavmiyetçilik. Hadis-i şerifte de denir ki, ayet-i kerimde der ki biz kavim kavim yarattık birbirlerinizi de anlaşasınız diye.
Bu kavimden ırkçılığı zannetmeyin. Bu kavimden ırkçılık zannedenler ırkçı oluyorlar. Arap'tı, Acem'ti, Türktü, Kürt'tü, Lazlı, Çerkez'ti bilmem neydi. Bu işin görünen tarafı. Oradaki kavimden kasıt Allah alem. Aşıklar bir kavimdir. Sevenler bir kavimdir. Muhabbet besleyenler bir kavimdir. Beğenenler bir kavimdir. Müşrikler bir kavimdir. Münafıklar bir kavimdir. Zinacılar bir kavimdir. Kumarcılar bir kavimdir. Fitneciler bir kavimdir. Gıybetçiler bir kavimdir. Hacca gidenler, Beytullah'ı sevenler bir kavimdir. Ömreyi sevenler bir kavimdir. Orucu sevenler bir kavimdir. Namazı sevenler bir kavimdir. Biz bunun bütünü olarak müminler deriz. Ama müminlerin içerisinde namaza aşık olanlar vardır bir kavim.
Orucu aşık olanlar vardır bir kavim. Zikrullaha aşıktır bir kavim. Velileri sevenler vardır bir kavimdir. Velilere düşman olanlar vardır bir kavimdir. Git hepsinden aynı şeyleri dinlersiniz. Gidin aynı şeyleri dinlersiniz. Kelimeler birbirine yakındır. Fıtratları birbirine yakındır. Yüzleri birbirine yakındır. Bizim Oktay öyle der. Bir deve güreşine gidince Oktay der. Ya adamlara bakıyorum dedi. Bir gün adamlar deve suretinde dedi. Çok seviyorlar develeri dedi. Adama baktığınızda adamın hareketleri bile develere benzer. O çünkü onunla haşır neşir oluyor. Cevdet Usta'ya bir böyle bir insanların ahlakıyla alakalı bir şey söylüyorsun. Bu modeller böyle diyor.
Neden? Şeyiyle alakalı. Ne o? Mesleğiyle alakalı. Bazen bir şey oluyor. Şanzıman dağıttı o diyor. Usta hakkını helal et ya. Kaportasından ses geliyor onun diyor. Bu ne? Bu onun haşır neşir olduğu işle alakalı. Hoşuma gidiyor benim de. Enteresan bir dil çünkü. Onun gibi onlar ama bu noktada seven neyi seviyorlarsa onlar ne olmuş oluyor?
Bir kavim oluyor. Ve bunlar birbirlerine ilerine münasebetleri var. Birbirlerine benzeyen yerleri var. Hani vardır ya dedikoducular birbirlerini bulurlar. Gördün mü ne olmuş? Ne olmuş? Filancanın fişmancısı varmış. Eee? Ya bak dedikodu yapmıyoruz ama bu doğru yani bu. Birbirlerini dinler. Birisi orada dedikodu yapmayalım derse o taca çıkar. Şu Müslümanlar dedikodu başladığında dedikodu yapmayalım diye birisi uyarsın. Vallahi de billaha da yemin ediyorum yapayalnız kalır. Yeminle söylüyorum yapayalnız kalır. Ne eşi konuşur adamın, ne çocukları konuşur, ne anne babası konuşur, ne arkadaşları konuşur. Etrafta kimseyle konuşmaz.
Yapayalnız kalır. Ve şu insanlar konuşacak hiçbir şey bulamazlar. Bu kadar sıvı, bu kadar dar, bu kadar kültürsüz, bu kadar eğitimsiziz. Deneyin. Yarından itibaren evlerinizde deneyin. Kadınlar, erkekler, çocuklar sözümü iyi dinleyin. Bu akşamdan itibaren yanınızdaki dedikodu etmeye başladığında dedikodu etmeyelim, haram işlemeyelim deyin. Bu kadar. Kızmayın, bağırmayın. Dinlemek istemiyorum, hakkınızı helal edin. Haram işliyorsunuz deyin. Böyle bir gayet yumuşak. İlk önce sabredecekler. Yine haram işlemeyelim hanım, bey, çocuk neyse. Haram işlemeyelim. Dedikoduya giriyoruz. Beş dakika geçmeyecek, beş dakika uzun zaman. Tam başlayacak. Haram işlemeyelim diyeceksin.
Oha seninle de konuşulmuyor diyecek ya. Hatta seni evden kovabilecek konumdaysa seni evden kovacak. İster erkek kadın, ister kadın erkek, ister anne baba evladı, isterse evlat anne babayı kovuyorsa. Çok basit. Şu bahçede bahçede. Bahçede oturuyorlar ya. Bahçede oturanlar veya burada oturanlar yanındaki dedikoduya başlasın. Aa yapma dedikodu etmeyelim. Bak sohbet dinliyoruz diyelim. Biter iş. Bu bahçede hiç uğultu kalmaz. Hiç ses kalmaz. Kalmadı bak. Bakın kalmadı.
Kalmaz. Evlerde tertemiz olur. Sokaklar tertemiz olur. Televizyonları dinleyin. Haber hangi kanalı giderseniz gidin. Dedikodu, gıybet, iftira ne ararsanız var. Biz ne yapıyoruz? Haber dinliyoruz değil mi? Ne alakası var? Dedikodu, gıybet dinliyoruz. Ama konuşacak bir şey kalmaz. Bu kadar sığ dar dairedeyiz.
Evet. Neden? Herkes birbirine benziyor. Birbirine benzeştiriyor. Seven sevdiğine benziyor. Gıybetçiyi seviyorsunuz. Gıybetçiye benziyorsunuz. Dedikoducuyu seviyorsunuz. Dedikoducuya benziyorsunuz. Aynı ahlaklarınız benziyor. Benzeşiyor. Değişiyor. Seven sevdiğine benzer. Neyi seviyorsan ona benziyorsun. Ve kendinden olanı seviyorsun. Her şey kendinden olanı sever. Her şey kendi sıfatlarına bürüneni sever. Siz kendi sıfatlarınızı dışarıda görürseniz karşınızda aslında kendi sıfatınızı seviyorsunuz. Onu değil.
Aslında kendi ahlakınızı seviyorsunuz. Onu değil. Kendinizi benzeyeni, kendinizin sıfatlarını taşıyanı seviyorsunuz. Onu değil. Çünkü sizin sıfatlarınızı taşıyor o. Ben o yüzden diyorum en çok sevdiğine bak. Kendini gör. O yüzden söylüyorum. En çok hangi arkadaşını seviyorsan ona bak. Kendini gör. En çok neyi sevdiğine bak. Kendini gör. O yüzden Hz. Ebubekir radıyallahu anh hazretleri dedi ki bana arkadaşını söyle. Ben senin dinini söyleyeyim. Buradaki dinden kasıt Hristiyan İslam değil.
Buradaki dinden kasıt senin kendi vicdanında kendi nefsinde oluşturduğun din. O dini kendin oluşturdun sen. O din sana ait. Onun Rabbi sensin. Onun Tanrısı sensin. Yani aslında farkında değilsin. Bilerek bilmeyerekten helvadan bir put yaptın kendine. Kendi putunun etrafında dönüyorsun. Kendi putuna namaz kılıyorsun. Kendi putuna oruç tutuyorsun. Kendi putunun ahlakındasın. Aslında sevdiğin ve taptığın kendi putun. Sorsam herkes diyecek ki ben Allah'ı seviyorum. Hangi Allah'ı sevdin?
Kimin Allah'ını sevdin? Eğer Kur'an ve sünnetin anlattığı Allah'ı sevdin ise o Kur'an ve sünnetin emrettiği Allah bize faizi haram etti. Bize zinayı haram etti. Bize gıybeti haram etti. Bize dedikoduyu haram etti. Bize hırsızlığı haram etti. Bize zulmü haram etti. Bize zalimliği haram etti. Bize insanların, kamunun malına dokunmayı haram etti. Yetimlerin malına dokunmayı haram etti. Haksız kazancı bize haram etti. Faizi, fuhşu, kumarı haram etti. Bizim Kur'an ve sünnetin bize anlattığı Allah'ın yasakladığı, haram ettiği bir fiiliyatın, dünyanın, ailenin, evin, sokağın, devletin, milletin çatısında yaşıyoruz.
Evet. Faiz haram, devlet faizcilik yapıyor. Faiz haram, bankalar faizcilik yapıyor. Faiz haram, elektriği bir gün geciktiriyorsanız faiz ödüyorsunuz. Hakkı Allah'a iman ettiniz. Allah'ınız faizci değil. Kimin Allah'ı bu?
Fuhşu haram etti Allah. Fuhuştan vergi verirsen serbest. Vergi verirsen bir tane de polis dikiyor başına. Vergilendirilmiş kutsal kazançtır. Fuhuş haram. Bir devlet düşünün, kendi tebaasının teninden para kazanıyor. Kendi vatandaşının fuhuşundan para kazanan bir devlet düşünün.
Haram. Peki, o fuhuş yapan çocuğun başındaki anne baba kimin annesi babası? Onun Allah'ı kim? Çocuğunun fuhuş yapmasına göz yuman, çocuğunun fuhuş yapmasına yardımcı olan, çocuğunun fuhuş yapmasının önünü açan anne babanın Allah'ı kim? Kimin Allah'ına inandı? Okuyoruz. Mekkeli müşrikler helvadan put yapar yerlerdi de, işte helvadan put yapıp ona inanırlardı da, karınları acıktığında helvadan putlarını yerlerdi. Ey zamanın müşrikleri, helvadan her gün putlar yapıyorsunuz. Helvadan yaptığınız putlar, kızlarınız, eşleriniz, çocuklarınız, kendi aileleriniz, helvadan putlar yiyorsunuz.
Kendi çocuklarınızı yiyorsunuz. Kendi çocuklarınızı Kur'an ve sünneti öğretmemekle, ahlakı öğretmemekle, çocuklarınızın güzelliğini sokaklarda sergilemekle kendi putlarınızı yiyorsunuz her gün. Kimin Allah'ındasınız? Evet, gerçekte o zaman gerçekten iman ehli bulmak biraz sıkıntılı. O yüzden ayet-i kerimede diyor ki, çok azınız iman etmiştir.
Çok azınız iman etmiştir. Bireylerin, her nefsin kendi Rabbi var. Rabbi demeyeyim de kendi tanrısı var. Kendisi üretti. Kendisi üretti. Rabb var. Kur'an ve sünnetin anlattığı. O anlattığı Rabbin sıfatlarına bakıyoruz, yasakladıklarına bakıyoruz, emrettiklerine bakıyoruz. Onunla karşılaştır kendini. Birbirlerine benziyor. Hazreti Mevlana diyor ki, üzüm üzüme baka baka kararırız. Mesnevi de diyor.
Mümin, müminin aynasıdır. Mümin de diyor, mümine bakaraktan olgunlaşır. O zaman biz etrafımızdaki kimselere bakaraktan, benzeştiğimize bakıyoruz. Benzeştiğimiz kim? Bize ikide birde, hadi bu perşembe zikrullah var, zikrullah gidelim diyen adamdan canımız sıkılıyor. Onunla muhabbetimizi sürdürmek istemiyoruz. Kendi içimizden diyoruz ki, lan ikide birde bizi derse davet ediyor ya. İkide birde bizi zikre davet ediyor. Lan, sanki ondan başka namaz kılan yok ya. İkide birde bizi namaza davet ediyor ya. Ya sana ne, ben kılmayacağım ya. Öf anne, sen de ikide birde namaz kıl diyorsun bana. Ya anne, şu babama bir şey söyle ya. İkide birde bize namaz kıl demesin ya.
Şu kapı karşı komşuya gitmek istemiyorum. İkide birde ben o namazdan, Allah'tan, peygamberden bahsediyor. Sanki ondan başka dindar yok. Duyduğunuz sözler değil mi? Yabancı değil değil mi bunlar hiç? İşte köken benzerliği var ya, kafir kefere hükmünden çıkıyor. Küfür kefere hükmünden çıkıyor. Köken benzerliği, kelimeler gibi. Onlar bir yerde toplanıyorlar. Bu köken benzerliği bulunan, yani insan nefislerinin ilgilerine yakın olan göklerdeki şeydir elmana. Evet, bu insan nefislerinin kuvvetli olduğu noktalarda, göklerdeki unsurlarda da kuvvetli olduğu nefis meratıbine göre. Nefsi emmarenin kuvvetli olduğu şey bu noktada birinci göktir. Nefsi emmari birinci göktedir.
Nefsi emmarenin birinci gökte kendi nefsani bağlantıları vardır. Nefsi emmarenin birinci gökteki bağlantıları oradaki nefsi emmarenin halleriyle tecelli eder. Bazıları öyle görürler, nefs-i emmâre toprağa aittir, dünyaya aittir, göklere ait değildir derler, katılırım ben de ona. Ama orada nefis hakimdir. O nefsi emmarenin halleri hakimdir. Her göğün nefsi vardır. Her göğün dili vardır. Her göğün ruhu vardır. Her göğün o noktada göğün tamamından sorunlu bir de meleği vardır. O gökteki o sorumlu olan melekle irtibata giren bir kimse o gök tabakasında ne olup bittiğini o melekten öğrenir. İkinci kat göğün meleği vardır.
Bunlar seyri sülükle alakalı. Seyri sülükü olmayan sufilerin, dervişlerin, velilerin bu meselelerden haberdar olmaları mümkün değildir. Bunları kitaplarda arayıp bulamazsınız, kitaplarda bu tip bilgiler yoktur. O yüzden sufi bilgisi bir velinin dizinin dibinde öğrenilir. O gök tabakasıyla o gök tabakasının nefsi dedim bir bütündür. O bütünden sorumlu suret vardır. O sorumlu suret bir melektir. O sorumlu suret melekten öğrenilir birinci kat gökte ne olup ne gitmediğini. O meleğin emrinde melekler vardır, ordusu vardır. Onun karşısında da şeytan vardır. O gökle alakalı. O gökte tecelli eder. Orada da şeytan vardır. O şeytanın da karşısında onun da ifritleri, şeytanları vardır, kafirden cinileri vardır.
Her kat gökte bunlar vardır. Hepsinin kuvveti, birinci kattakının kuvveti ikinci kattakine yetmez. İkinci kattakiler daha kuvvetlidir, daha şedittir, daha celallidir, daha cemallidir. Üçüncü katta daha büyüktür bu kuvvetler. Üçüncü katta daha büyük kanlı savaşlar olur. Dördüncü kat, beşinci kat, altıncı kat, her katın sorumlu bir meleği. Her meleğin binlerce sayısız, trilyonlarca etrafında asker melekleri. Her katın bir şeytanı, şeytanın da binlerce, trilyonlarca şeytanın askerleri vardır. Cinni taifeleri vardır. Her katta cinni taifeler yaşar. Cinni taifeler de kendi nefis meratiplerine göre yedi katta da vardır. Her yedi katın cinni taifeleri de birbirleriyle savaşırlar.
Birbirleriyle kanlı bıçaklıdırlar. Savaş bitmez hiç göklerde. Orada savaş hep devam eder. O savaş yere de tecelli eder. Onların da yerde insanların üzerinde etkileri olanlar vardır. Kafir cinnilerin ve şeytanların etki altında tuttukları kafirler vardır. Bu kafirler hep savaşmayı isterler. Hep savaşırlar. Aynı zamanda da oradaki melekut aleminin, meleklerin buradaki müminlerle irtibatta oldukları Müslümanlar vardır. Onların karşısında o Müslümanlar, o müminler savaşırlar. Gece uyku uyunmaz. Uyuyanlar gaflettedir. Uyuyanlar bunlardan uzaktır. Uyuyanlar bu dünyanın cüruflarıdır. Cüruf. Müslümanın cürufu uyur gece. O Müslümanın cürufudur.
O zahirde Müslümandır. Biz onun imanıyla bir şey ilgilenmeyiz. Cüruftur. Gece ibadeti olmayan cüruftur. Gece ders çekmeyen cüruftur. Zikrullah'a oturmayan cüruftur. Cüruf. Bunlar her gün kurulur, doğulur. Her nefsin buradaki nefis meratibine göre, derecesine göre orada bir misal aleminde, bir onun bir de ayrıca misal aleminde yürüyen kendi nefsi vardır.
Misal alemin dediğimiz o alemde bütün her şey cereyan eder. Hz. Aişe annemize ne diyordu? Ya Aişe bana müsaade eder misin biraz? Ben Rabbime hamd eden kul olayım. Gece. Gece. Fosur fosur uyunmaz gece. Fosur fosur uyuyorsan, sufilikte işin yok. Kalabalık etme ortalıkta. Gerçekten. Cemaatler adam topluyor. Tarikatlar var adam topluyor. Gelin bize diyorlar. Gidin orlara. Gerçekten. Böyle deyince arkadaşlar alınıyorlarmış, rahatsız oluyorlarmış. Ya adam gidin diyor, bir de onun peşinden mi gideceğiz diyormuş. Evet.
Açık konuşuyorum ki ben. Saklı gizli konuşmuyorum. Gidin ne güzel 5-10 bin lira veriyorsanız, baş köşeye oturtuyorlarmış sizi. Daha fazla para vereni, daha fazla baş köşeye oturtuyorlarmış. Tabii daha fazla para veren nefis meratiplerini bitiriyormuş. Tabii otellere gidiyorlarmış. Özel otellere 10 gün ne 10 bin dolar bütün nefis meratiplerin, çakralar, avrolar hepsi de açılıp bitiyor. Ne kadar güzel. Harika değil mi? Hem tatil yapıyorsunuz 10 gün. Öyleymiş. Ben gidip gördüğüm bir şey yok. Şeyh Efendi diyormuş, herkes 10 kişiye ders verecek gelecek. 10 kişiye ders verecek demek, ders kağıdının tanesi o zaman için 100 liraydı. 10 kişiye ders verdin, 1 milyon lira. Her gecim perşembe gidiyorsun, kaç kişiye ders verdin?
15 kişiye ders veren daha iyi derviş. Neden? 1,5 milyon aldı, Şeyh Efendi koydu cebine. Hiç çalışmıyorsunuz, hiç. Yok ya, yok. Bir kadının birisi geldi buraya da illaki ders almak istiyormuş. Dedim, hayırdır? Valla dedi, filanca yerde bir şeyhe bağlandık biz dedi. Eee, önce 3 milyon istedi, götürdük. Ardından 5 milyon istedi, götürdük. Ardından 15 milyon istedi, götürdük. Anlatıyor kadın bana. E dedim, itiraz etmediniz mi? Ondan sonra itiraz ettik ama dedi, helak olursunuz dedi. Eee dedim ben, en sonunda evi satmışlar, evi götürmüşler, 115 milyon lira. Eee dedim ben, valla baktık dedi, işin sonu gelmiyor, biz oradan ayrılmaya karar verdik dedi.
Size intisap edeceğiz, burada çay bile bedava dedi. Dedim, sakın bize gelmeyin, bizi bozarsanız, biz size ders veremeyiz dedim. Neden? Valla sizde hastalık var dedim, bize hastalık bulaşır. Yarın öbür gün dedim, 1 lira getirirsiniz bize, biz de dedim böyle, kendi kendimize gaflete düşeriz, alışırız bir dedim, bizden uzak durun siz dedim. Var böyle yerler. Allah bizi affetsin. Köken benzerliğinden çekiyor, birbirini bunlar demek ki. Köken benziyor. Köken benziyor olunca, ya bu neden oraya gidiyor? Köken benziyor. Kökeni yakın. Ya o cemaate gidiyor, kökeni benziyor onun. Beni kimse beğenmiyor mesela. Kim beğenecek beni?
Bunu ciddi ciddi söylüyorum. Neden? Bakıyorum, benim kökenim sıkıntılı herhalde diyorum ben. Köken benziyor. Allah bizi affetsin. Dolayısıyla, insan nefisleri tarafından orada, yani göklerde bulunan şeylere dair, görünenlerin çoğu, insan nefislerinin kendi bedenlerinin halleri veya, bedenlere yakın olan bir kimsenin hallerine benzemektedir. O zaman göklerdeki unsurlar, demek ki yerdekilerin nefislerine uyuyor biraz, hani benziyor. O zaman göklerde dolaşanlar, yerdekilerin resmi gibi. Eee, sen neysen göklerde dolaşan da o. Pısırıksan göklerde pısırık biri dolaşıyor. Cevval değilsen, göklerde cevvaliyetten uzaksın.
Çok nadir böyle şeyler tecelli eder, bu tip şeylerde. Adam halim salimdir görüntüde. Misal aleminde, göklerde dolaşan haline bakıyorsun, adamın elinde kılıç önüne gelene kaydırıyor. Hani diyorsun ya, bu adam çok halim salim, böyle mülayim. Ha nasıl oluyor böyle diyorsun, misal aleminde elinde kılıç, zırhları giymiş, altında at, çatır çatır çatır o tarafa, şakır şakır şakır bu tarafa. Normalde bakıyorsun, adam halim salim. Biraz adamı araştırınca, gece halim salim değil adam. Gece yakıyor ortalığı. Gece oturmuş, nerede bir Müslüman var ona dua ediyor. Nerede bir yara var o tarafa doğru, himmetini o tarafa doğru sevk etmiş.
Muhteşem. Ve her ne kadar insan nefislerinin, semavi nefislerle ilişkisi külli olsa da, bunlar onlardan aldıkları etkinin çoğunu, sadece kendi ilgilerine yakın kısımdan almaktadırlar. Ya normalde bu insanların nefis, insanlar normalde kendilerince, ne kadar bu külli de olsa, yani diyelim ki, bütün insanların nefsi, bir insan nefsi külli, veya bütün işte hayvanatın nefsi, bir külli, bir hayvanat, normalde nefis olarak.
Ama bunların içlerinden, her ne kadar külli de olsa, o etkileşimden kaynaklanan unsurlardan, fazlaca alırlar, etkilenirler. Bu ilişki vehim ve hayal oluşturucu, el hayal tarafından ve onların kullanılmasıyla, gerçekleşmekte, ve cüz'i şeylerle ilgilenmektedir. Burada da hayale dalacağız. Saat kaç? Şuraya devam diyeyim, olmaz mı? Yazmadı mı? İşaret koyduk. Geceniz hayır olsun. Hakkınızı helal edin. Bu soru sahibine bunları da ulaştırın. Şu iki üç soruya da bakayım. Önümüzdeki hafta, sorulara devam edeceğiz.
Arkaya ulaştırın soru sahibi kimse. Eşim sosyal medyayı birçok hesap üzerinden kullanıyor. Maddi manevi kocalık görevlerini yerine getirmiyor. Karısı olarak yapmam gereken nedir? Maddi manevi kocalık vazifesi ikiye ayrılır.
Maddi kocalık vazifesi bir erkek, eşinin, bunun ekonomik tarafı vardır. Nedir? Ekonomik olarak evinin ve eşinin makul ölçüde, hayat standardında karşılaması. Bir erkek, vaat ettiği, evlenirken ne vaat ettiyse, vaat ettiği, eşine vaat ettiği, hayat standardını korumakla mükelleftir. eğer bir erkek, vaat ettiği hayat standardını, vaat ettiği hayat standardını, koruyamıyor ise, kadının boşanma hakkı doğar. Ama, erkek, bunu bile bile veya tembelliğinden yaptıysa, kadına zulmetmiş olur. Haramdır. Bu ekonomik boyutunun haricinde, bir de cinsel boyutu vardır.
Açık açık konuşacağım, hakkınızı helal edin. Bir kadının dört günde bir erkekle cinsel ilişkiye girmesi hakkıdır. Eğer bir kadın dört günde bir cinsel ilişkiye erkekle giremiyorsa, bu yaşı kaç olursa olsun, yaşı kaç olursa olsun, kadının hakkıdır. Adam geldi 50-60 yaşına, bu işlevini yerine getiremiyor. Kadının ondan boşanma hakkı vardır. Bu kadının hakkıdır. Bu işin cinsel vazife noktasıdır. Bir de bu işin, ruhi noktası vardır. Ruhi noktası nedir? Eşlerin, birbirlerinin arasında, muhabbet ve sevgi olmasıdır. Eşler, birbirlerine karşı, muhabbetli ve sevgili olacaklar.
Eşlerin de birbirlerinden bu hakkıdır. O yüzden normalde bir erkek, bu noktada karısının üzerinde maddi manevi, bu veçeden vazifelerini yedirine getirmekle sorumludur. Yerine getirmiyorsa, kadının boşanma hakkı doğar. Kadın şunu diyebilir, sen eve bakmıyorsun, eve yeterli derecede, evin standardını korumuyorsun. Ben çalışmakla mükellef değilim, ben eve bakmakla da mükellef değilim. Ben çalışıp evime bakacaksam, kendi kendime bakarım. Al çocuklar da senin, selamünaleyküm. Kadının hakkıdır bu. Ya da, bugün kadınların yaptığı gibi, adam bakmıyor, ben bakayım diyorlar, evlerine bakıyorlar. Adam bakmıyor ya, kadın bakıyor eve.
Adama göre hiç uygun iş yok. Nereye gitse adam kovuluyor. İş yok. Ben iş yok diyeni Cevdet'e gönderiyor. Kimse gelmiyor o yüzden bana. İş olmayan gelince adresi biliyor. Hatta birisi dedi ki itiraf etti. Yani Cevdet'e göndereceğinizi biliyordum dedi. Gittim köşeye dedi, Cevdet'in oraya baktım Cevdet abinin dedi. İş var orada dedi. O yüzden dedi, oraya göndereceksiniz dedi. Ben yapamam o işi dedi. Benim dedim, bildiğim başka bir yer yok. Dedim, işim yok diyorsan dedim, adresi biliyorsun.
Git benden selam söyle dedim. De ki dedim ben, böyle böyle gönderdi. Ben burada işe başlayacakmışım. De dedim. Başla dedim ben. Ne maaş verecek dedi. Ne maaş istersin sen dedim ben. Kaldı. Maaş da istemiyor. Halbuki o esnanda dese ki, 1500'lere işliyorum verdim 1500'lere. Git başla diyeceğim. Biliyorum üçüncü gün bırakacak. Öyle. Çocuklarınızı yetiştirirken disiplinini yetiştirin. Disiplinini yetiştirin. Çocuklar o disiplinden uzaklaşmasınlar. Evet. Bu işin, bu tarafı var. Kadın boşanabilir mi? El cevap boşanabilir. Bırakabilir mi adamı? Bırakabilir. Adam bırakır.
Bir kadın bıraktı gitti. Neden bıraktı gitti? Adam evine bakmıyor. İkincisi bıraktı gitti. Adam evine bakmıyor. Adamın adı çıkar. Evlenmez diyeceğim ama, evlenir gene. Evleniyor o tipler. Nasıl oluyor? Evleniyorlar. Hayret ediyorum ben. Bakıyorsun adama, ulan diyorsun ya. Bu adam nasıl evleniyor diyorsun? Evleniyor. Evleniyor. Hatta kimisine diyorum, bak bunun busu var, busu var, busu var, busu var. O olsun diyor. Gitmiş kafa. Allah muhafaza eylesin. Ticaret yapmak için biriyle anlaştık. Numune gösterdik. Beğenildi. İşi zamanında bitirip teslim ettik. Bu sefer beğenmediklerini söylediler. Tıplı bir lokantaya gidip yemek yiyip, karnı doyunca yemeği beğenmemizlik yapıp, parayı ödemeden kalkıp gitmek gibi.
Biz işi teslim ettik. Beğenmediklerini söyleyip, paramızı vermediler. Ne yapmalıyız? Teslim edilen ürünler, numunelerle aynı kalitede. Normalde bu tip böyle şey yapılanlar, aralarına antlaşma olacak. Antlaşma olmazsa, sözleşme olmazsa, hiçbir şey yapamazsınız. Peki adam malı geri iade ediyor mu? Soran burada mı? Soran yok mu burada? Yok demek ki. Adam soru sordu, çekti gitti mi? Ha öyle mi? Tamam. E ne söylemiyorsun? Ne utanıyor mu? Bunda bir şey yok. Bu noktada mal ne? Tekstil ürünü gibi bir şey mi?
Bu tip meselelerde mesela antlaşma yapmak, önden kapıra almak var. Bunlar tabii normalde zayıf işletmeler bunu yapamıyorlar. Yapamayınca karşıdaki kimseler bu zayıf işletmeleri kullanıyorlar. Fatura kestiniz mi? Sıkıntılı. Beyazlı Bestami Hazretleri ibadetlerine bakmış ve çok karışık bulmuş. Sonra nefsine bakmış ve her belada bir parmağının olduğunu görmüş ve nefsinin şirksiz iş yapmadığını fark etmiş. Ondan kurtulmak için çeşitli yollara başvurmuş. Fakat hep şirkin içinde bulmuş nefsini. Çabalarda sonra en son şu sözü söylemiş. Ne zamanki doğruluğun tam olduğu nefsimden de ümidim kesildi.
İşte o dem, duam makbul oldu diyor. Buradaki doğruluğun tam olmasının manası nedir? Nefis hep şirkin içinde midir? Nefsin şirk içinde olması kendini Tanrı gibi görmesinden mi? Velilerden de gördüğümüz üzere nefsi ıslah etmek bu kadar zor ise ve yolumuz da buysa Allah bize neden zorluk vermiş? Nefsi ıslah etmek bu noktada öyle zor bir şey değildir. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede sizin zorda kalmanızı istemez Allah'tan. O yüzden nefsi ıslah etmek öyle zor bir şey değil. Haramları terk edersiniz nefsiniz ıslah olmuş olur. Haramları terk edip farzları yerine getiren bir kimse nefsini ıslah etmiştir. Haramları bakın bugünkü bu toplum burada bulunan toplum haramları terk etsin haramları terk etsin farzları yerine getirsin farzları yerine getirsin nefsini ıslah etmiş olur.
Allah bizi onlardan eylesin. El-Fatiha. Allah'a selamat. Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.