Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Dergahı Sohbeti - 9 Mart 2013

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Mart 2013 · 1:19:46

Hemen şu güzelmiş ya. Tekirdağ Şeybaharuz programında fıtrat olarak bir erkeğin bir kadına aşık olamayacağını söylemiştiniz. Açıklar mısınız? Ya adamların aşıklıkları o kadar olur ya. Bir kadına aşık olamaz adamlar. Korkarlar çünkü ilk önce. Ve fıtratları da müsait değil. Aşıklığı ben biraz belki de farklı noktadan algıladığım noktadan bunu ifade ediyorum.
Algıladığım noktadan. Aşık, maşunun üzerinde yani sevgilisinin üzerinde hiçbir şey onu sevme noktasında geri tutmamalı. Ve hiçbir şey onu sevdiğinin etrafında dönmekten, sevdiğinin emrini yerine getirmekten alıkoymamalı.
Bir erkek düşünün. Bir kadına aşık. O erkek kadının emrine girebilir mi sonuna kadar? Kadının etrafında dönebilir mi sonuna kadar? Daha ileri şey söyleyeceğim de şimdi onu özel sohbetlerde genelde arkadaşlara anlatırım.
Söylerim daha doğrusu. O erkek o kadına o kadar çok aşık olsa, kadın başka bir adama aşık olsa, adam diyebilir mi ben senin sevdiğini de severim diye? Bir umutu geliyor buradan. Normalde bu fıtrata ikiri bir şey. O yüzden kadınlara diyorum ki ben kadınlar aldatırlar adamlar sizi ben sana aşığım diye. Erkek bir kadına kadını beğenir, kadına muhabbet besler, hadi haksızlık etmeyin belki de bazıları sevebilir ama bir erkek bir kadına asla aşık olamaz.
Kadın erkeğe aşık olabilir mi? Er cevap olabilir. Kadın erkeğe aşık olabilir. Ve kadın o erkeğe aşıklığını da yaşayabilir. Ama bir erkek bu noktada fıtri olarak bir kadına aşık olması çok zor. Sakın Hz. Adem Aleyhisselam'ın Havva'ya aşık olduğunu düşünmeyin. Ya işte meyveyi yedi diye ona aşık olduğunu zannetmeyin. Ama Adem Aleyhisselam bu manada Hz. Havva'yı sevdi.
Ama sevmesini sevdiğini dünyada tecelliyat olarak yaşadı. Ayrı düşünce. O yüzden bu mümkün değil. Aşka değinmenizi istesem demiş. Aşka akılla değinmek çok zor oluyor. Bana böyle soru sorduğunuzda kendimi sıkıntıya atıyorum. Yani nasıl kendime sıkıntıya atıyorum. Duyguyla alakalı bu. Duyguyla alakalı olan bir şeyi istekle söylenirse biraz o insanda sıkıntı yaşatıyor.
Bende belki de sıkıntı yaşatıyor. Hani Hz. Mevlana mesnevisinde konu aşka gelince akıl, çamura saplanmış eşek gibi debelenir durur der ya. Aşıklığı, aşkı, akılla anlatmak eşeğin çamura saplanıp debelenmesi gibi bir şey. O yüzden bizim eşek şu anda çamura saplanmış vaziyette. Tağut nedir açıklar mısınız? Allah'ın hükmünün ve sisteminin dışında kalan, buna itiraz eden, bunu kabul etmeyen her şey tağuttur. Bunu genelde sistemler açısından ele alınır. Sistemler açısından ele alınırsa, Allah'ın hükmü ve hukukunu kabul etmeyen bu noktadaki bütün sistemler tağut olmuş olur. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadis-i şerifte Allah Celle Celaluhu hazretlerinin gülümsediğini söylüyor.
Bunu bize açıklar mısınız? Bu soruyu soran kardeşle özel tanışmak isterim. Erkeklerden ise elini kaldırsın. Görmek istiyorum seni. Aferin. Tebrik ederim seni. Bunu hangi hadis kitabından okudun? Kutub-i Siddet'den okudun. Teşekkür ederim. Bu hadis-i şerifi insanlar genelde Kale almazlar. Allah'ın gülümsemesini, insanın gülümsemesine benzetirler. Bu hadis-i şerifi Muhyiddin Araba Hazretleri daha fazla kullanır. Veyahut Sufi ehlinin cehri kısmı veyahut da Yukarı Mezopotamya Sufi anlayışı.
Biraz daha meseleyi böyle kusura bakmayın. ırklaştırmak veyahut da ırkçılığa doğru götürmek değil. Yukarı Mezopotamya dediğimiz Türklerin Sufi anlayışında bu çok önemlidir. Allah'ın gülümsemesi, Allah'ın tutması gibi. Yani burada biraz teşbih sanatı vardır. Kul farzlarla Allah'ın emirlerini yerine getirir. Bu Allah'a en güzel, en sevgili bir şeydir. Nafilelerle yaklaşır hadisi kudsi ve Allah'ı sever. Allah'ı sevdikten sonra Allah da onu sever. Allah onu severse duyan kulağı, gören gözü, söyleyen dili, tutan eli, yürüyen ayağı olur. Hadisi kudsi devam ediyor.
Allah diyor ki Allah onunla tutar, onunla konuşur. Yani o kimse Allah onun dilinden konuşuyor, Allah onun elinden tutuyor, Allah onun ayağından tutuyor. Bu aynı hadis-i şerifler perspektifinde bakılacak bir hadis-i şerif. Allah'ın bir şeye gülümsemesi. Bu teşbih. Allah'ın bir şeye gülümsemesi nedir? Allah'ın o şeyden mutlu olması. Allah'ın o şeyden hoşnut olması. Allah'ın o şeyden razı olması. Allah'ın tebessüm etmesi, gülümsemesi bu. Peki Allah tebessümünü neyle bildirecek? Allah şekilden, Allah sıfattan, pardon özür dilerim. Allah şekilden, görüntüden, Allah bir şeye benzemekten münezzeh.
Peki Allah'ın tebessümünü, Allah'ın bir şeye gülümsemesini kullar olarak biz nereden anlayacağız? Efendim? Allah'ın nimeti, ikramı sadece yeterli değil. Biz bunu Allah'ın gönüllerine misafir olduğu kullarından anlayacağız. Allah çünkü onun gönlüne ilham edecek. Onun gönlüne ilham edince Allah'ın tebessümünü o anlayacak. Biz bu noktada, bu tebessüme veyahut da bu hale ulaşamayanlar için de Cenab-ı Hakk'ın bize lütfettiği ikramlar, nimetler, Cenab-ı Hakk'ın bize bu noktada lütfettiği, etrafımıza sıraladığı her şey bu noktada bizim için ne olmuş olacak? Allah'ın bize tebessümü olmuş olacak. Fakat bu işin avam kısmı, bu işin ilmel yakin noktası, aynel yakin noktası ne?
Bizim bir veli zatın bizden razı olması. Bu işin aynel yakin noktası, hakkel yakin noktası ne? Allah'ın senin gönlüne ilham etmesi. Allah'ın senin gönlüne tecelli etmesi. Allah'ın senin gönlüne tecelli edip konuşması. Allah'ın senin gönlüne tecelli edip sana ilham etmesi. Hakikate ulaştırması seni. İşte bu da o kimsenin Allah'ın tebessümüne ulaşması demek. Bunu tabi bu teşbihle alakalı Arabi'nin hemen hemen eserlerinin hepsinde de bulmanız mümkün. Allah'a inanmayanlarla arkadaşlık yapmak doğru mudur? Doğru değil ise ne yapmalıyız? Burada iki şey çıkar orta yere. Eğer ki biz Allah'a inanmayanla bir arkadaşlık, dostluk edersek, bizim de o tarafa doğru kayma korkumuz var ise, onunla arkadaşlık yapmaktan, dostluk yapmaktan uzak duralım.
Bu işin şer'i tarafıdır. Sufiler uzak durmazlar. Hatta sufiler bir kişiyi daha Allah'ı sevdirelim, bir kişiyi daha Allah'a yakın edelim, bir kişiyi daha Allah'la tanıştıralım, bir kişiyi daha sevgilimizle tanıştıralım, sevgilimize müştak edelim diye onlar arkadaşlıklarını eksiltmezler. Toplumda şöyle bir algı vardır. Sufi kardeşler bu algıdan uzak dursunlar. Toplumdaki algı şu, dini tam anlamıyla yaşamayan veya yaşayamayan insanları dini yaşadıklarını zannedenler ötekileştiriyorlar. Bu büyük bir tehlike. Namaz kılan namaz kılmayanı ötekileştiriyor. Oruç tutan oruç tutmayanı ötekileştiriyor.
Örtülü olan örtüsüz olanı ötekileştiriyor. Sakal bırakan sakalsızı ötekileştiriyor. Hasbelkader bir cemaate giden cemaate gitmeyeni ötekileştiriyor. Bir mezhep diğer mezhepi ötekileştiriyor. Bir meşrep diğer meşrebi ötekileştiriyor. Bir kısım insanlar, bir kısım insanları ötekileştiriyor. Dostlar, bu bütün dünyayı bekleyen en büyük tehlike.
Benim 40 yıllık arkadaşlarım var. 35 yıllık arkadaşlarım var. İçlerinde hala daha içmeye devam edenler var. Bunu böyle kendimi faziletli göstermek için konuştuğumu zannetmeyin. O içmeye devam eden arkadaşların dahi sorumluluğunun benim olduğumu düşünüyorum. Muhakkak ben onunla yeteri derecede ilgilenemedim.
Muhakkak ben ona zaman ayıramadım ki, o hala daha aynı noktada devam ediyor. Bunun ezikliğini yaşıyorum. Hatta bir tanesi var. Daha iyice sarhoş olunca, gece gündüz hiç değil, arar. En az iki saat, iki buçuk saat konuşur benimle. Ben onun dahi bu noktada kendimce diyorum ki, Mustafa Özbağ, sen ona yeterli zaman ayırmış olsaydın, Cenab-ı Hak onu buradan kurtarırdı, sebep olurdun diyorum.
Kendimi suçluyorum. Daha az önce telefon açmış, duymamışım. O şimdi arar birkaç sefer daha. Ben yola çıkınca şimdi, yarın gelip oluyor. Ben ararım. İki saat konuşacak çünkü en az. Ötekileştirmeyin. O yüzden Allah'a inanmayan bir kimseyle sen, ilgilenmeye devam et. Ona tebliğ etmeye devam et. Tatlı tatlı. Onunla arkadaşlığını kesme. Mekke fetholulur. Mekke fetholulunca, Seyvan, Radiyallahu anh Hazretleri, Hazreti Peygamber beni katlettirecek diye kaçar gider.
Birkaç ay görünmez ortalıkta. Ondan sonra bir arkadaşı gider onu bulur. Arkadaşı onu bulduktan sonra der ki, ben seni Hazreti Peygamberden eman alacağım der. Burada sabırlı ol der, döner Hazreti Peygamber Efendimizin yanına. der ki, sev bana müsaade et. O da der ki, ona müsaade ettik gelsin iki ay burada yaşasın. İki ay içerisinde İslam olursa olur, olmazsa kendisi bilir der. Ona arkadaşına gider söyler, o inanmaz bana bir işaret getir der. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne gelir o kimse. Der ki, ya Muhammed bir işaret istiyor senden. Senin ona eman verdiğine dair. Hazreti Peygamber Mekke'yi fethederken kullandığı yeşil sarını alır ona verir. Götür bunu ona der. Ona götürür o kimse.
Seyban radiyallahu an Hazretleri sarık gelince inanır. Gelir der ki, ey Muhammed bana iki ay müsaade mi ettin İslam olup olmamakla? Deyince Hazreti Peygamber der ki ona sana dört ay müsaade. İkiyi dörde çıkarır Hazreti Peygamber. O dört ay boyunca Mekke'de yaşamaya başlar. Hanımını, çoluğunu, çocuğunu, evini filan barkını orada hepsi de oradadır zaten. Orada hayatına devam eder. Bu esnada Huneyn gazası olur. Huneyn gazasından ganimetler gelir. Ganimetler gelince bir rivayette Mekke'nin dışında bir vadide o ganimetlere bakarken hep hesap eder. Tüccar adam kendisi. Hazreti Peygamber döner ona, der ki sana yüz deve hediye ettim. Bakın daha müşriktir o kimse. Hazreti Peygamber döner, yüz deve daha sana der.
Hediye ettim. Ardından döner, yüz deve daha hediye ettim sana der. Bir deve bir Mercedes o zaman. Seyban der ki, ancak bir peygamberin gönlünde böyle dünya sevgisi yoktur. Ancak bir peygamber dünyaya sırtını böyle döner. Ancak bir peygamber bu kadar cömert olabilir. Vallahi sen der peygambersin. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en Muhammeden abduhu ve resulü. Dört ay dolmadan İslam olur. Siz sakın ha. Sufi ahlakıdır bu. Sözümün başında söyledim. Şeriata bir kimsenin de dinsizliğe gitme korkusu var ise, o konuşmama hakkına sahip.
Sufilerin böyle bir korkuları ve endişeleri yoktur. O yüzden bir kimse dinsiz de olsa, dinini yaşamıyor olsa da, onları ötekileştirmeyin. Sohbet edin, arkadaşlık edin, yiyin, için, onların İslam olması için, İslam'la tanışması için, Allah'ı tanımaları için sebep olun. Bir kimsenin imanına vesile olsanız, hadis-i şerif meydanda, insanların, yeryüzünde, yerdekinlerin ve göktekinlerin yaptığı ibadetten daha evla. yerdekinler dediğinizde, kaç milyar var? 7 milyar mı insan var şu anda dünya üzerinde ortalama? Efendim? 7 milyar. 7 milyar insanın yaptığı ibadetten, evla ibadet edecek bir kimsenin, hidayetine sebep olan, sadece birinci kat gökte, bunun 7 katı melek var.
İkinci kat gökte, bu ikisinin 7 katı fazlası var. Düşünün, gökleri sadece, yedişer, yedişer, yedişer, yedişer melekler olarak. Cennetin katını bırakın. Cehennemin katını bırakın. Arş-ı alayı bırakın. Göktekinler dediğinde, gökte ne kadar cinni, ne kadar melek, ne kadar yaratık var ise, hepsinin de yaptığı ibadetten ne?
Evla ibadet etmiş oldu. Bir kimsenin hidayetine vesile olan, Allah'ın izniyle ne oldu? Kurtuluşa erdi. Şimdi diyeceğiz ki, bir kimse, Allah'a inanmıyor. Bazen arkadaşlar söylüyor, aman getirin benimle tanıştırın onu diyorum ben. Getirin tanıştırın. Bir vesile olsam, ben de kendi kendime, kurtuluş ümidi arıyorum kendime. Bir kurtuluş ümidi, bir vesile olmuş olsa, bizim yaptığımız ibadetlerin her birisinin içerisine, muhakkak, ihlassızlık, samimiyetsizlik girmiştir. Gösteriş girmiştir. riya girmiştir. Bir şey girmiştir içine. Allah muhafaza eylesin. Ama birisine sebep olmak, birisinin hidayetine sebep olmak, bu bir kişinin ömür boyu kıldığı namazdan, daha evla bir ibadet olur gibi geliyor bana.
O yüzden bir kişiyi dahi Allah'a sevdirmeye gayret edelim inşallah. Fikirlerimizden, inancımızdan emin olmadığımız zamanlarda, sorgulama yoluna gitmeli miyiz? Ve mantık yolunu ne kadar düşüncelerimize dahil etmeliyiz? Müslüman fikirsiz değil, Müslüman mantıksız da değil, Müslüman akılsız da değil. Muhakkak zaman zaman bir şeyleri sorgulayacağız, bir şeyleri araştıracağız. Muhakkak zaman zaman mantığımız, aklımız, düşüncemiz, fikrimiz, bu mesele de bizim önümüze geçmeye çalışacak veya biz zaman zaman bu noktada boşluklara düşüyormuşuz gibi görüneceğiz. Bunların hepsi de lazım. Bunları kerih görmeyin. Bunlar o kimsenin imani noktasında kemale ermesini, bu noktada o kimsenin daha iyiye doğru gitmesinin işareti.
Sorgulayan kimse, sorgulayan kimse, eğer sorgulaması gayet makul ve mantık dairesindeyse, onu hakikate götürecektir. Ama sorgulayan kimse, hakikati bulma amacıyla değil, karşıyı aşağı düşürme, onu aşağı indirme noktasında duruyorsa, kendisi aşağı inip, kendisi aşağı düşecektir. O yüzden sorgulamanın iki vedçesi var. Bir, utandırmak için o utanır. İki, hakikate ermek içinse, o kimse işin hakikatine erer. Ve bu pozitif endişedir. Bu pozitif sorgulamadır. Bu pozitif şüpheciliktir. Bu pozitif, düşüncenin ve fikrin harekete geçmesidir. Bazı sufi topluluklar bunu çok istemezler.
Bunu çok istemeyişlerinin, kendilerince bir açıklamaları vardır muhakkak. Ama bizim için bu söz konusu değildir. Hatta bizim bu açıklığımız, bu her türlü şüpheye, eleştiriye, fikir yürütmeye açıklığımızın, biz hikmetini görüyoruz. Orhan Hoca, İzmir'deki profesör bizim, genetikçi Orhan Hoca gelip, İzmir programında bana onu sormuştu. Senin buradan ne menfaatin var dedi. Ben böyle yorgun, argın, biraz da böyle şeker yüksek, haleti ruhuyen pek iyi değil, öyle bir soru sordu. Hani böyle bir adamın can damarına basarsın da, uyuyanı uyandırırsın ya. Öyle oldu. Sordukça içine girdi. Bir ara geldi dedi, ben arkadaşlarla röportaj edeceğim, soracağım.
İstediğini sor dedim. Herkese gitti, kafasına esti. Kim varsa onu tuttu. Kameraya aldı bir de. Sordu herkese. En sonunda bitti, sorgusu suali teslim oldu. Onunla da kalmadı. Gitti 9 Eylül, İlahiyat Fakültesi'ne, İlahiyat Fakültesi'ndeki, tefsircilerle, oradaki fıkıhçılarla, oradaki tasavvufçılarla, benim söylediklerimin, siz onu bir görseydiniz İzmir'de.
Daha ben normalde 20 kusur yıllık, sufi hayatım var. O kadar disiplinli bir şekilde, sohbeti not alan bir derviş görmedim. Görmedim ben. Sohbette elinde, blok notu, konuşulanı anında not alıyor. Ders not alır gibi. Bir dahaki sohbete, o ders notlarından, bir daha soru çıkarıyor. Aldığı ders notlarına gidiyormuş. Tasavvuf kürsüsüne, tasavvuf kürsüsünde konuşuyorlarmış. En sonunda oradaki, profesörün birisi demiş ki, hocam demiş ya, bu seni böyle allak bullak etti. Şu adamı ben de görmek istiyorum demiş.
Almış gelmiş, o da içeride bir gün, sohbet esnasında, o da oradaymış. O gün de sohbet bittikten sonra, dışarı çıktığında demiş ki, söyleyecek hiçbir söz bulamıyorum Orhan Hocam, sen devam et buraya demiş. Pozitif şüphe, insanı hakikate götürür. Kendisinden şüphelen insan, insan veya topluluklar, kapalı toplumlardır, kapalı topluluklardır. Herkesin önüne çıkıp konuşamazlar. Bunu da bir çeşit, sanki tasavvuf adabı, erkanıymış gibi konuşurlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin mescidi, Necranlı Hristiyanlara bile açıldı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin mescidi, kendi milli bayramlarında, halk oyunlarını oynamak isteyen, Habeşlilere bile açıldı.
Şimdi hiçbir mescitte bunu yapamazsınız. Sizin hiçbir mescidinizde şu anda, Hristiyan bir topluluk gelse, biz burada ibadet etmek istiyoruz dese, yaka paça dışarı atar şimdi Müslümanlar. Gelse 50 kişilik bir Hristiyan grup, deseler ki, Ulu Cami'de biz ibadet etmek istiyoruz, dua etmek istiyoruz. Ne yaparlar diye merak ediyorum. Müslümanları atıyorlar dışarı. Biz bu sohbeti Ulu Cami'de yapamayız. Atarlar bizi dışarı. Hristiyanları ne yaparlar bilmiyorum. Belki de onlar Hristiyan diye, onlara müsamakar davranabilirler. Bizde öyle bir yanlışlık da var.
Müslümanlara davranmadığımız müsamakarlığı, gayrimüslimlere davranıyoruz. Bu çok güzel bir şey. Gayrimüslimler adına. Keşke biz Müslüman kardeşlerimize de müsamakar davransak. Buraya şimdi gayrimüslim dekolte bir bayan gelmiş olsa, hiç kimse onu ayıpsamaz. Güzel bir şey. Ama buraya Müslüman olduğunu söyleyen bir bayan gelse, dekolte bir şekilde herkes ona burun kıvırır. Tepeden bakar ona. Bizim böyle bir eksikliğimiz de var. Bizim böyle bir yanlışlığımız da var. Küpeleri takmış artık. Bizim böyle bir eksikliğimiz de var. Allah bizi affetsin. O yüzden kesinlikle ve kesinlikle Allah'a inanmayanlarla irtibatınızı kesmeyin.
İnsanları ötekileştirmeyin. Allah bizi affetsin inşallah. Allah dostlarına baktığımızda az yedikleri ve az uyudukları görülür. Nereden biliyor musunuz ki? Çok yerler çok uyurlar.
Çok konuşurlar. Ciddi mi? Öyle bir uyurlar ki horlamasını yedi mahalleden duy. Öyle bir yerler ki bir kuzuyu bitirler, ikinci, üçüncü kuzuya gözlerini dikerler. Öyle bir konuşurlar ki lak lak lak … Hiç bitmez. Bu soruyu soran da dahil kim Allah dostunun yanında yaşadı ki? Ne kadar yaşadınız?
Var mı aranızda on gün beraber yaşayan, on beş gün beraber yaşayan, aynı yerde yiyen, aynı yerde içen, aynı yerde yatan, aynı yerde kalkan, aynı yerde seyahat eden, beraber banyo yapan yana, hamam noktasında, beraber yolculuk yapan, beraber yiyip içen, kim yaşadı ki? kinayesine söyledim çok yerler diye. Kim işini bırakacak, eşini bırakacak, aşını bırakacak, hayatını bırakacak da vakfedecek kendisini. Kim iflas edecek?
Var mı iflas edecek olan? az uyudukları görülür demişti, o yüzden görülmez. Onların ne yediklerini kimse görmez. Ne içtiklerini kimse görmez. Ne kadar uyuduklarını, ne kadar uyumadıklarını kimse bilmez. Çok uyurlar derken aslında kalbimdekini söyleyeyim. Onların çok uyumaları dünyadır. Onların çok uyumaları dünyadır. Söylerken kalbimdeki niyetim oydu. Aksine çok uyurlar dedim, dünyaya karşı uykudadırlar. Aslında çok yerler dedim, çok yemeleri de maneviyatlarıdır. Doymak bilmezler. Çok da konuşurlar dedim, hakkı ve sabrı tavsiye ederler. Bu manada çok konuşurlar, o yüzden çok konuşurlar dedim.
Husisi manada. Kalbimdeki niyet oydu yani içimdeki. Ama hiç kimse bir velinin yanında sabredemez. Bir velinin yanında sabredemeyeceği için onun ne yediğini, ne içtiğini, ne kadar uyuduğunu, ne yaptığını, ne ettiğini ona da vakıf olamaz. Ona sabır gerek. İnsanoğlu yiyecek, içecek, gezecek, uyuyacak.
Cevdet saydınmış, ne kadar yolculuk yapmışızdır. Saymamışsındır. En az işte ayda 3-4 sefer Cevdet'le gider geliriz bazen. Daha doğrusu getirir Cevdet'ten ha. Bazen gidip geldiğimiz de olmuştur. Yani kendimi faziletli göstermek için demiyorum. Cevdet çoğu zaman aç gelip gidiyor benden beraber. Sabredemez ki adam karnım acıktı der. Bende şeyhimin terbiyesi vardır. Bir adam yolda, şeyhimin yanında efendim nerede yemek yiyeceğiz dediğinde bana döner bakardı. Hani bu nereden geldi gibisinden ben hiç kimseyi götürmezdim yanımda o yüzden. Götürdüğüm arkadaşların hiçbirisi de böyle bir şey söylememiştir zaten. Ama muhakkak dışarıdan birisi gelmiştir. Dışarıdan gelen bir kimse de sabredemeyip söylemiştir.
Ne zaman yemek yiyeceğiz diye. Bitti onun işi. Nerede çay içeceğiz? Bitti. Efendim şurada bir uyusaydık, bir dervişte kalsaydık. Bitti onun işi. Evet az yemek, az uyumak, az konuşmak sünnettir. Bir nefis terbiyesidir. Devam edelim. Bu durum nefis terbiyesi için uygun olsa da Allah'ın bize emanet olarak bahşettiği bedene elimizden geldiğince iyi bakmamız gerekmez mi?
Tabii bu normalde dünyevi olarak bakarsanız evet az yememeli, dünyevi olarak insanlar baktığında günde beş sefer yiyeceksin diyorlar. Az az yiyeceksin, beş sefer yiyeceksin. Ona bakarsak en sekiz saat uyuyacaksın diyor en az. Bilmem kaç litre su içeceksin. E günde beş sefer az az yediğinde, günde bilmem kaç litre su tükettiğinde tuvalet senin yolun olacak. E günde beş sefer yedin bilmem kaç litre su içersen zaten uyku verecek. Su insana uyku verir. Suyun insana uyku verdiğini kimse bilmez. Su neden ister?
Vücut yemek yediğinden ister. Çok yersen çok su içersin. Çok su içersen uyursun. Uyursan ölürsün. Bu ölüm ne? Manen ölürsün. Ama dünyevi olarak baktığınızda hemen şu hadis-i şerifi söyleyeceklerdir size. Nefsinizin de sizde hakkı var. Gözünüzün de sizde hakkı var. Eşlerinizin de sizde hakkı var. İlave ederler. Hadis-i şerifte mide yoktur. Midenizin de sizde hakkı var der. İlave ederler daha başka şeyler de. Edilebilir mi? edenler eder. Hadis-i şerifi o kadar değil.
Hadis-i şerifte diyor ki nefsinizin sizde hakkı var. Gözünüzün sizde hakkı var. Evet. Nefsimizin bizde hakkı var. Biz bu manada bu hadis-i şerifi şerh ediyorum. Veliler nefislerinin haklarını düşünerekten Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini uyarlar. İftar ederler muhakkak. Oruç tutsalar dahi sahur yerler muhakkak. İki öyün etti. Nefislerinin hakkını verdiler. Gözlerinin hakkı vardır. Evet. O veliler gözlerinin hakkına riayet ederler. Göz kapakları düşmeye başladığında bu şekilde ibadet edilmez denilip velilerin hali budur. Bizim duyduğumuz budur. Üstadımızdan gördüğümüz budur.
Anlatırlar böyle velilerin hayatına yakın dairede duranlar. Onlar secde adelerine veya ibadet ettikleri yerde hemen sağ taraflarına kıvrılıp 5-10 dakika yatıverirlermiş. 5-10 dakika 20 dakika 1 saat onların o uykuları başkasının 5 saatlik uykusuna bedelmiş. Allah dinlendiriverilmiş hemen gözünü kulağına eline ayağına. Dışarıdan bakan bunu onlar kendi kendilerine zulmediyorlar zanneder. O kendi bakışıdır. Allah bizi affetsin. Peygamber Efendimiz de Allah ve Resulünün sevgilisi olmak isteyen emanete riayet etsin diye buyuruyor. Burada yola çıkarsak emanete iyi bakmamız gerekmez mi? Muhakkak kimi insanlar vücutlarına aşık olur emanetlere iyi bakarlar.
Kimi insan da manaya aşık olurlar. Asıl emanet manadır derler. Manayı korumaya çalışırlar. Eğer ki korumak bu noktada vücuda aitse buyurun vücudu koruyun. Toprak olup gidecek. ama bize gerekli olan bize devamiyet arz eden ebediyen var olacak olan ruhtur. Biz acaba emanet olarak bu ruhu ve maneviyatı mı alacağız? Yoksa eninde sonunda toprak olacak ve eninde sonunda toprak olduktan sonra hiçbir anlamı kalmayacak olan vücudu mu alacağız? kanser hastaları için ne tavsiye edersiniz? Mutlu olsunlar şükretsinler hamd etsinler ne güzel kanser hastası olduk diye hayır dağıtsınlar.
Ciddiyim. Kanser hastaları öyle bir mutluluk hummasına kapılsınlar ki mutluluklarından çırpılsınlar. Hatta birisine böyle bir müjde gelse kanser hastası dese hemen bir kurban kessin fukaralara dağıtsın yedirsin içirsin millete. ciddiyim. Birisine kanser teşhisi konduğu anda hatta hani derler ya zil çalıp davul çaldırsın diye zil çalıp davul çaldırsın.
Size tuhaf gelebilir bu biraz. Enteresan gelebilir. Hastalıklarınıza hamd edin. Hani kadının birisi feryat figan eder. Oğlu ölmüştür. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sorar hani niçin öldü diye hani oğlum boşuna öldü gibisinden söyler. İşte küçük bir rahatsızlığı vardır. İşte böyle bir rahatsızlığından ölmüştür. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne kadar daraltıyorsunuz der. Karın ağrısından ölen şehittir. Başının ağrısından ölen şehittir. O yüksek ateşli humma hastalığı derler. Hummadan ölen şehittir. Vebadan ölen şehittir. daraltmayınız genişletiniz der.
Hastalıklar cihadın olmadığı yerlerde ümmet-i Muhammed'in şehitlik kapısıdır. Baş ağrısından ölmek şehitlik kapısıdır. O günün için devası bulunmayan hastalık vebaydı. Bugün için kanser. Kanserden ölmek şehitlik kapısıdır. Bir hastalıktan dolayı vefat etmek şehitlik kapısıdır. Sufi Allah'a aşık olanların üzerine muhakkak bir hastalık tecelli etmeli. O hastalıkla yaşamalı o kimse. O hastalığı sevmeli. O hastalığa muhabbet beslemeli. Demeli ki ey sevgilim senden geldi bu hediye. Sen benim yakama bir gül tomurcuğu taktın. Ben her an o senin taktığın gül tomurcuğunu koklamaktayım.
Ve onu koklayaraktan mest olmaktayım. Senden geldi bu. Bir madalya gibi göğsüne takmalı. Ve bir savaşta kahramanlık gösteren madalyasını öne doğru çıkarır. Madalya hiç kimsenin sırtına takılmaz. Herkesin göğsüne takılır. Göğsüne veya boynuna takılır. Hiç gördünüz mü? Sırtına madalya takılanı yok. Herkes görsün diye herkesin gözü oraya nazarı oraya alınsın diye göğsüne veya alnına asarlar. Kafasına takarlar. Göğsüne takarlar. Sufi hastalığı göğsüne yazmalı. Madalya gibi takmalı. Sevmeli, okşamalı onu. Ona hamd etmeli. Demeli ki ey sevgili sen sen ne kadar güzel beni madalyayla madalyalandırdın. Bir hastalıkta ikinci madalya, bir hastalıkta üçüncü madalya, bir hastalıkta dördüncü madalya, bir hastalıkta beşinci madalya, bir hastalıkta altıncı madalya, bir hastalıkta yedinci madalya genelkurmay oldun.
Sizin peygamberiniz sallallahu aleyhi ve sellem hastalık sebebi zehirlenmeden mütevellit yüksek ateşti. Hayber'in fethinde bir Yahudi kadın ona zehirli et yedirmişti. O zehirli etten dolayı o zehir Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin vücudunda hep durdu. Dışarı çıkmadı. O zehir o vücutta devam etti. Ve o zehire bağlı yüksek ateşten vefat etti. Hastalıksız mı öleceksiniz? Bir hastalıktan dolayı ölen Hz.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin sünnetine uyaraktan vefat etti o kimse. Sünnete bağlı olanlar ölüm sebepleri de hastalık olur. Onlar hastalıktan dolayı vefat ederler. Sünnete bağlı olan hayatında zehirlenecek bir veli bir mürşidi kamil zehri içecek zehirlenecek ve o zehir onun vücudunda duracak. Veliliğin kerameti veliliğin işareti o kimsenin üzerinde devasız hastalık bulunacak. Onun üzerinde devasız hastalık bulunmazsa o peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin izinden gitmiyor. Kıymetli dostlar sufilerin bakışı farklıdır. Kafanızı allak bullak edebilir. Birisi kanser hastası olsa siz çok üzülürsünüz.
Bizim feyhim öyle dediydi bana. Tuhaf zevklerim var dedi bana. Kanser hastasına sevindeydim ben. Tuhaf zevklerim var dedi. Bizim Hüseyin amcamız vardı ya. Kardeşini nerede gördüm ben ya? Bugün gördüm mu onu? Bilmiyorum. Burada mı kardeşi? Burada mı? Nerede bir elini kaldırsın ya? Dışarıda mı? Tamam. Telefon açtılar bana dediler ki böyle böyle işte hoş geldin. Dediler ki kanser hastasıymış. Aa dedim gidelim mübarekleyelim dedim ben. Bana söyleyen de baktı öyle. Ben gidelim mübarekleyelim deyince. Mübarek olsun dedim ne kadar güzel.
Gittim Allah rahmet eylesin evine ziyarete. Benim Allah sizi inandırsın. yani gönlümde zerrece üzüntü yok. Sevindim kendi adıma onun adına sevindim. Böyle büyük bir huzur büyük bir mutlulukla gittim yanına giderken. Dedim ya herkes sana geçmiş olsun gelmiş diyebilir dedim ben. Ben sana mübareklemeye geldim dedim. Sen orada mıydın? Sana mübareklemeye geldim dedim ben. Mübarek olsun dedim. Ne tebessüm etti. Allah rahmet eylesin. Yatıyormuş ayağa kalktı sarmaştık. dedim tamam içimden. Bunun ölüm sebebi bu. Ona söylediğim şey şu oldu.
Zikrullah'a devam et. Son noktaya kadar cemaat dolan zikrullah'a tergaha devam et. Geldi elhamdülillah. Otur orada koltukta dedim. Orada koltukta otur sen zikrullah'a devam et. Hamd olsun. Vefat etti. Sebep kanser. Konuşmak istemem. Semalara gelir. Zikirlere gelir. derslere gelir. Arkasından millet üzülecek, ağlayacak. Ben seviniyorum. Ben seviniyorum. Onun adına seviniyorum. Zikriyle, fikriyle, düşüncesiyle, ameliyle, her şeyle, pi mi pak, melekler aldı, götürüverdi.
Kendi kendime dedim. Bu dünyada en güzel müjde bu. Niçin sufilik yapıyor ki o kimse? Allah'a tertemiz gitmek için. Niçin sufilik yapıyor ki? Allah'a bembeyaz gitmek için. Bembeyaz. Bir hastalık, bir özür, bir kusur. Sufi için başta acı. Başta acı. Bizim Allah rahmet eylesin. Mehmet Reşber'de kalp rahatsızlığı vardı. Mehmet abi dedim. Elde mi? Ottan, çöpten ben ona ilaçlar filan yapıyordum böyle kendimizce. Mehmet abi dedim ya başlar. Sen bu hastalığa sevin. Seyit Taş kanserden vefat etti.
Yüzüne söyledim. Dedim benden duy, başkasından duyma. Hastalığın kanser, ölüm sebebin de bu dedim. Minibüste gidiyoruz. Çok iyi o ama. Doktorlar demişler ki attın hastalığı hiçbir şeyin yok. Arkadaşımı kandıramadım. Kulağına eğildim. Minibüste gidiyoruz. Dedim hacı senden bugüne kadar hiçbir şey saklayıp gizlemedim dedim.
Sen benim arkadaşımsın, dostumsun. Dediğimi iyi dinle dedim. Minibüste gidiyoruz. Ölüm sebebin bu hastalık dedim. Ama dedim sen benim arkadaşımsan, benim dostumsan dimdik öleceksin dedim. Ah vah etmek yok. Son nefese kadar tebessüm edeceksin dedim. Ve son nefese kadar zikre de devam edeceksin dedim. Elhamdülillah. Bekliyor. Hizmet ediyor hala da. Koşuşturuyor boyuna. Koşuşturmaya devam. Burada koşuşturanlar orada da koşuşturuyorlar. Ayrıca işsizlikten muzdarip olanlar için dua ya da esma zikri var mıdır?
İşsiz olanlar iş çok. Sakın işsizlik var demeyin inanmıyorum. Sakın. 51 yaşındayım daha 5 gün işsiz kalmadım ben. Babam 15 yaşındayken öldü. Tembellik var işsizlik yok. Adam iş beğenmiyor, saat beğenmiyor, para beğenmiyor, dakika beğenmiyor, yol parası istiyor, yemek parası istiyor, özel servis istiyor. Bende özel servis yok, o özel servis istiyor. O kadar çok istekleri var ki. İş yok. Ona göre bir iş yok. Bakıyorum dinliyorsun.
Ona göre bir iş yok. Git oradan 5 tane çorabı al sat, yok. Git 5 tane limon al, sat, yok. Git oradan bir maydanoz sat, yok. İşsiz adam. İş yok. Ona göre iş yok. Kimisi de evli. yazık kızların başını yakıyorlar. Evlenme bari. Milletin başını yakma. Kimisinin hanımı çalışıyor, adam yiyor. Adama göre iş yok. Tembellik var, işsizlik yok. Hele bir erkek işim yok diyorsa yerin dibine girsin. Bu lanet okuma noktasında değil, utancından yerin dibine girsin.
Nereye iş yokmuş? Şu memleket var ya, en tembelini dahi adam eder. adam biraz çalışsa Cenab-ı Hak ona yığdırır, yağdırır. Tembellik var. Herkes oturduğu yerden para kazanacak. Herkes oturduğu yerden zengin olacak. Hemen oradan oraya alacak, satacak, bir seferde bir trilyon kazanacak. Hamayel peşinde herkes. Öyle çalışayım, çabalayayım, mücadele edeyim, gayret edeyim, koşturayım, terleyim, yorulayım. Öyle bir şey yok. ben 51 yaşındayım, hala da çalışıyorum. Çalışmaktan da mutluluk duyuyorum.
Bizim yolumuzun adabıdır. Bir kimse kendi iaşesini kendisi sağlayacak. Yolumuzun adabıdır, bu yetmez. Etrafında muhakkak ki, muhakkak yardımcı olduğu kimseler olacak. Yetmez, yetmez. daha fazla insana bu noktada faydalı olmaya çalışacak. İşsizlere virt veriyorum. Gidin, ilk bulduğunuz işte çalışın. Dertler o değil. Onlara bir Esma vereceksin, Esma'yla onlar iş bulacaklar. Laf onların hepsi de. Esma, çalışmak. İşim yok diyen Cevdet ustaya insan lazım gelsin, ben hemen göndereyim ona çalışmaya. Gönderiyorsun, bir gün kalıyor orada. İki gün kalan var mı Cevdet?
Yok değil mi? Öğleye kadar. İşin yok mu diyorum ben yok diyor. Hadi gönderiyorum git diyorum Cevdet ustaya adam lazım, eleman lazım. Git, çalış orada. Öğleye kadar diyor bak. Git çalış ya, alacağın para değil mi senin? Para, git çalış. Anahtar getir, anahtar götür. Git getir, götür, götür. Al sana iş. Yok. Ona bir tane masa, bir tane güzel bir sekreter. Tabii. Çaycısı ayrı, çorbacısı ayrı, sekreter ayrı, telefonuna bakan ayrı, şoförü ayrı olacak. Öyle çalışacak. Kalp gözünün açılması için neler yapılmalı? Aşacak gözünü. Hemen kalp gözü açılsın isteye ya herkes.
Hemen git şu kabrin başına, otur başla rabıta etmeye. Kalp gözünün açılması için hiç günahı kebari işlemeyecek. Küçük günahları da terk edecek. Farzları yerine getirecek. insanları sevecek ve insanlara hizmet edecek. Tevazu sahibi olacak. Herkese, ihtiyarına, yaşlısına, annesine, babasına, eşine, çocuklarına, akrabalarına, herkese merhamet edecek. Şevkatle, merhametle davranacak. Hepsini de sevecek. Elinden geldiğince herkese faydalı olmaya çalışacak. Açsa doyuracak, çıplaksa giydirecek. kalp gözü açılacak o zaman. Bunu istemiyor kimse.
Ona bir virt vereceksin. Deceksin ki 9999 kefere. Şunu söylersen kalp gözün açılır. Başlayacak o. 9998, 99 sefer yapacak. Bir bakacak ki kalbi açılmış. Oh! Seyrediyor alemleri. Şimdi bizim hacı burada mı? Hacı, kitapçı hacı burada mı? Dışarıda mı? Şimdi onda bir sürü böyle kitaplar vardır. Ulu caminin etrafında satılıyor ya. Şu kadar şunu çekerseniz bu kadar bu olur diye. O lazım. Benim söylediklerim pek hale alınmıyor. Vekf hakkında bilgi verir misiniz? Evet, Fatiha'yı 101 sefer yazın boynunuzu asın. Vekf dedikleri de bu.
Din bu hale geldi. Esma-ül Hüsna'yı yaz, alnına as. Bu hale geldi. Bilmem kaç tane Ayet-ül Kürsi'yi yaz, 7 sefer onu bir de ne diyorlar ona? Muska halinde katla 7 tane çeşmede dolaştır, 7 tane ağacı göster, 7 tane taşa bulaştır. Ondan sonra as boynuna. Bu hale getirdiler. Olmadı, daha da olmadı, 7 tane şehri dolaştır. Birine gerçekten öyle demişler. Yazdırmış, 7 tane ağacı dolaştıracaksın, ayrı ayrı ağaç. elma, armut, bilmem ne. 7 tane ayrı taşla dolaştıracak. 7 tane ayrı çeşmenin kurunanın altından dolaştıracak.
Dedim, Allah söyletecek ya, yakında onu 7 tane şehirde dolaştırırlar sana dedim ben. 2 gün sonra telefon açtı. Sen mi velisin dedi, bu duydu mu yoksa dedi. Ne oldu dedim ben, 7 tane şehri dolaştır dedi dedi. Dua et, 7 tane ülke dolaştırmadı sana dedim. O da dolaştırdı iyi mi? Telefon açtı bir de. Hocam ben dolaştırdım 7 tane şehri dedi. Hah dedim, şimdi madalyayı hak ettin. Hocam inanmıyor musun sen diyor bana. E sen inanıyorsun ya dedim. Yeter bir tane inanan saf. İkincisine gerek yok dedim. Aradan 3 ay geçti, telefon açtı. Hocam olmadı dedi dedi. Git şimdi dedim, 7 sefer onun boynunda dolaştır onu. bu hale getirdiler. Kız geleni beğenmiyor, gideni beğenmiyor, anası beğenmiyor, babası beğenmiyor.
Kız evde kaldı diyor. Başlıyorlar hoca hoca dolaşma. Ben diyorum ki dolaşmayın. Kızınızı ellettireceksiniz. Bunlar ahlaksız insanlar. Ya bir insanın yüzüne söylüyorsun. Arkasından değil. Dolaştırma. Bu kızı bari dolaştırma. Birisi bunu elleyecek diyorum. Yapma. Aradan bir müddet geçiyor. Hocam sen gerçekten söylemişlerdi. Eee? Sen veli bir insansın. Kalbime geliyor hemen. Eyvah diyorum. Kız gitti. Kız yok yanında. Ne oldu dedim. Dedim doğru mu dedim. Ben doğruymuş dedi. Sana demedim mi dolaştırma diye dedi. Cahil insanlar. Oğlu evlenmiyor diye dolaştırıyor. Evlendirmeye kalkıyor mu?
Beğenmiyor. Adam gelmiş kırk yaşına sarı saçlı mavi gözler yiyor da. Yağmur yağıyor. Yanaşın biraz daha. Gel. Gel. Yanaş. Üst tarafları da bir dizayn edin. Hadi üst taraftaki bayanlar bir dizayn olun bakayım bir. Kaçıncı beytte kaldık?
Ben ne söyleyeyim? Eşi dostu bulunmayan o sevgiliden ne anlatayım ki? bir damarım bile ayık deyin. Bu ayrılığı bu ciğer kanını anlatmayı bırak şimdi. Bir başka zamana bırak. Can dedi ki doyur beni açım. Tez ol. Vakit keskin bir kılıç çünkü. Ey arkadaş Sufi vaktin oğludur. Yarın demek yol şartından değildir. Yoksa sen Sufi bir er değil misin? Var olan veresiye yüzünden yok olur gider. Hazreti Mevlana kendisinin yaşadığı halleri anlatmasını isteyen Hüsamettin Çelebiye der ki ben ne söyleyeyim?
Eşi dostu bulunmayan o sevgiliden ne anlatayım ki? Bir damarım bile ayık değil. Aşık sevgilisini anlatmakta öyle bir hale gelir ki sevgilisini anlatamaz. Aşığın aşıklığı öyle bir zirve noktaya gelir ki o zirve noktaya geldiğinde aşık aşıklığını da anlatamaz maşuğunu da anlatamaz. O hal öyle bir haldir ki orada insanın dili susar. Orada insanın bu noktada aklı susar. Anlatabilmek için tasvir edebilmek için aklın harekete geçmesi lazım. Akıl harekete geçerse o kimsede aşıklık hali kalkar. Aşkı anlatan aşıklığı anlatan akıl olması mümkün değildir.
Aşığa bakılır aşığa bakıldığında aşık kendinde olmadığı zaman çıkan sözlerdir onun aşıklığı. Kendinde olduğu zaman ise o sadece aklının ürünlerini söyler. Oysa aşık akıldan kaçar. Aşık akılla hemhal olduğu müddetçe aşıklığını yaşayamaz çünkü. Aşığın en büyük düşmanı akıldır. Tasvir eden ise akıldır. Anlatan ise akıldır. O yüzden Hazreti Mevla'na diyor ki Ey Sufi Ey Can benim şu anda bir damarım dahi ayık değil. bir damarı dahi ayık olmayan bir kimsenin söyleyeceği hiçbir şey yok. Ve der ki Hüsamettin Celebi Can dedi ki doyur beni açım çünkü tez ol vakit keskin bir kılıç.
Hüsamettin Celebi diyor ki ben açım beni doyur. Sufi açtır. Sufi hep doymak ister. Ama hiç doymaz gerçek sufiler. Bu manada aşıklar da doymaz. Aslında bu manada aşıklar da aşıkların aşıkları da ve hepsi de bir şekilde açtır. Ve Hazreti Allah der ki Ey insanlar hepinizde fukarasınız. Allah ganidir. Hepsi de fukarasa herkes zenginliğe doğru koşar. Aşık için zenginlik aşkıdır. Sufiler içinde zenginlik onların mürşitleridir. Sufiler üstadlarına koşarlar. Çünkü hepsi de açlardır. Hepsi de ondan emecek. Hepsi de ondan doyacaklardır. Oysa bu manada bir merkezden bakılınca da mürşid de açtır.
O da hep açlık hisseder. O da doymak için Hazreti Mevla'ya koşar. bütün herkes bir şekilde açtır. İşte Hüsamettin Çelebi diyor ki ben açım. Beni doyur. O ummana daldır beni. Ben içtikçe içmek istiyorum. Ben kandıkça kanmak istiyorum. Ben yürüdükçe koşmak istiyorum. Bana öyle şey söyle ki bu açlığımı benim doyursun. Bana öyle bir şey söyle ki benim bu isteğimi karşılasın. Bende öylesine bir şevk var ki bende öylesine bir şevk var ki ben koştukça koşmak istiyorum özgürce. Yanmak yandıkça yanmak istiyorum der. Müridin halidir bu. Her daim aç her daim şevk üzerinedir. Şevk bir şeyde hiç bitmeyen istektir.
Hiç bitmeyen istek. Şehvet değildir bu şevktir. Şevk doyumsuzluktur. Şehvet ise ulaştığında doyar. bir kimse cinsel ilişkiye girer, cinsel ilişkiye girdi mi doygunluk yaşar. Onun önüne ne koyarsanız koyun. Bitmiştir onun işi. Şevk ise öyle değildir. O daldıkça dalası gelir. İçtikçe içesi gelir. Koştukça koşası gelir. Yürüdükçe yürüyesi gelir. Ağladıkça ağlayası gelir. Sevdikçe daha sevesi gelir. Hakkıyla sevemedim der. Hala da sevgi açlığı vardır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dediği gibi sana hakkıyla kulluk edemedim ya mağbutta. Ayakları şişinceye kadar namaz kılar, namaz kılmamış gibi hisseder kendini.
Her gün oruçlu geçirir. Sanki hiç oruçlu geçirmemiş gibi hisseder kendini. Her günü zikrullahla geçirir. Onun için hiç zikretmemiştir o. O bütün malını dağıtır, hiçbir şey dağıtmamış gibidir. gelene gidene para sayar, o hiçbir şey vermemiş gibidir. Bunun adına şevk denir aşıklıkta. Aşık ne zaman ki şevkini kaybetti, o esnada küfrüne işarettir onun. Şevkini kaybeden aşık kale duvarına küfür bayrağını diker. Şevk bu manada bitmez tükenmez bir hazine gibidir. Aşıklık şevki kaybedince biter. Şevki olmayan küçücük iğneden ölür, batar. Şevk ehli ise iğneyi görmez, dikeni görmez.
Şevk ehli sınır tanımaz. Şevk ehli engel bilmez, engel görmez. Şevk ehli dağ onun için karıncadır. Dağ toz topraktır onun için. Ejderhalar karınca gibidir. gökteki mahlukat onun için fasafiso gelir. Neymiş bunlar der. Şevk ehli meleklerle yarışır. Şevk ehli meleklerle yarışır ve meleklerden üstün gelir. Aşık için bitmek tükenmez bilmeyen hazinedir o. Şevk ona denir. Yorgunluk tanımaz o kimse. Uykusuzluk tanımaz o kimse. Açlık tanımaz o kimse. varlık yokluk tanımaz o kimse. O şevk ehli olmayanlar bilir.
Onlar yorulurlar. Onlar hasta olurlar. Onlar üzülürler. Onlar kırılırlar. Onlar incinirler. onların canları acırır. Onlar geri fites takarlar. Onlar bıkarlar. Onlar eleştirirler. Onlar geriye dönerler. Onlar yoldan çıkarlar. Onlar bir bakmışsınız siz lüks bir yerde yemek yiyorlar. Orada kalırlar. Onlar bir bahçede oyalanmaya başlarlar. Onlar bir halde kalırlar. Bir kalde kalırlar. Onlar bir rüyada kalırlar. Onlar bir sofrada kalırlar. Onlara birisi biraz öte git dese defolur gider o kimse. Onlara bir laf gelmiş olsa bu lafı nasıl söyledin der döner gider. Şevk ehli değildir onlar. Onların aşıklıkları görüntüdedir. Onların aşıklıkları içte değildir. Onların aşıklıkları özde değildir.
Özde aşık olanın burnunu kırsan burnunu atar kenara yürür gözünü çıkarsan o yerine banen göz takar yürür. Kolunu kırsan onun kolunun alçısını acısını hissetmez. Yürür. Şevk ehlidir o. Onun ayağını koparsan ayağının koptuğundan haberi yoktur onun. O elinde kılıç yürür o düşmanın üzerine üzerine. Ne zaman ki savaş biter o tabiinden zat gibi namaz kılmak için attan indiğinde ayağının koptuğunu o zaman anlar.
oysa savaş esnasında ayağı kopmuştur onun. Bir kılıç darbesiyle ayağa gitmiştir onun. Savaş biter düşman dağılır o şükür namazı için attan incende kütük gibi devriliverir aşağı. O ana kadar ayağının koptuğunun farkında değildir. yolda ayağına diken ayağına batan dikeni görüyorsan sen şevk ehli değilsin aşık değilsin. Yolda seni eleştiren duyuyorsan sen aşıklıktan yana payın yok senin. eğer sen yolda bir engel gördüysen ve engelde takılıp kaldıysan sende şevk yok. Aşık her an yeniden dirilendir. Aşık her an yeniden büyüyendir. Aşık her an yeniden var olandır. Aşık yeniden her an dipdiridir. O çünkü bir diriye aşıktır.
Eğer diriye aşıksan sen her an dirisindir. Bir ölüye aşıksan sen ölüsündür. Hayatı verene aşık olan ölümü var mı? Hayatı verene aşıksan sen o sana her an hayat verir. Canı verene sen kendini teslim ettiysen sana her an binlerce can feda eder o. Eğer sen cansıza aşık isen sen de cansızlardan döner gidersin. Sen dönekliye aşıksan döner gidersin. Sen şeytana aşıksan şeytanın peşine gidersin. Sen eğer ki devamlı var olan diriye aşıksan senin için ölüm yok yürü sen yolunu. Sen o kudret sahibine aşıksan o sana kudretinden kudret verecek. Darları yıkacaksın sen. Eğer sen kuvvet sahibine aşıksan o seni kuvvetinle kuvvetlendirecek.
Yürü kimsenin karşında durursa dursun. Aşık neye aşıksa onun sıfatıyla sıfatlanır. Aşık onun haliyle hallenir. Sen geri dönenlere aymazlara aşıksan geri dönüp aymazlardan olursun. İşte o gerçek aşıklar açtır hep. O yüzden Hüsamettin Çelebi Hazreti Mevlana diyor ki ey üstadım pirim ben açım beni doyur ben içmek istiyorum.
Ben sarhoş olmak istiyorum. Oysa dışarıdan bakanlar onu hep sarhoş görürler. Ama sarhoş kendini hiç sarhoş görmez. O yerde yıkılırken dahi içesi gelir onun. O gerçek sarhoştur. Ona deseler ki sarhoş oldun o der ki ben apakaya yıkım ben bir kasa daha rakı içerim der. O sarhoş alasıdır. O gözünü raftakınlara diker. Ama kimisi vardır ki kaldıramaz. Kabı dardır. O kokusunu duysa sarhoş olur. Kimisi vardır kabı dardır. Ayran ise kendisini sarhoş görür. Gerçek aşıklar öyle değildir. Onlar hiçbir zaman doymazlar. Onlar hiçbir zaman yıkılmazlar. Onlar hiçbir zaman yorulmazlar.
Onlar hiçbir zaman hasta olmazlar. Onlar hiçbir zaman geriye dönüşleri yoktur. İşte diyor ki Ey arkadaş Sufi vaktin oğludur. Yarın demek yol şartından değildir. Sen bize öğretmedin mi? Yarın demek yol şartından değil. Sufi vaktin çocuğudur. Sufi vaktin çocuğudur. Vakit neyi gerektiriyorsa Sufi onu yapmakla mükelleftir. Sufi vakte bakar. Öğlen namazı vakti geldi öğlen namazını kılacak. ikindi vakti geldi ikindi namazını kılacak. Sufi vakte tabi olur. Bugün zikir var. Zikre tabi olur. Bugün sohbet var. Sohbete tabi olur. Ve vaktin ibadetlerini yerine getirir. Vaktin halini korur. Bu Sufiliğin başlangıcıdır. Bir müddet sonra Sufi vaktin çocuğu olmaz.
Vakit Sufinin çocuğu olur. bir bakar ki vakit Sufi'nin çocuğu olmuş. Vakit Sufi'nin çocuğu olduğunda Sufi bu sefer vakti dizayn etmeye başlar. Vakti kendisi ayarlamaya başlar. Önceden vakte kendisi uyuyordur. Şimdi vakit ona uyumaya başlar. Bir müddet sonra Sufi vakti uyarlamaktan vazgeçer. artık o kemale ermiştir. Kemale erince de artık ne vaktin çocuğudur ne de vakti bakar. O artık Hazreti Mevlana'nın dediği gibi benim anam da aşk, babam da aşk, benim dinim de aşk, benim imanım da aşk, benim kitabım da aşk der. Artık onun için vakti tasarruf etmek veya vaktin tasarrufuna girmek kalmaz.
biter. Allah cümleyi onlardan eylesin. Yoksa sen Sufi bir er değil misin? Var olan veresiye yüzünden yok olur gider. Ya Mevlana sen Sufisin, sen Sufi bir er değil misin? Niçin sen var olanı vermiyorsun? Biz senden var olanı istiyoruz. Sende var bu, bizi doyur. O manada söylüyor. İnşallah. Ona dedim ki, sevgilinin sırrının kapalı örtülü kalması daha hoş. Sen hikayeye kulak ver. İşi ondan anla. Diyelim, haftaya devam edelim. El-Fatiha. masalawat.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi