Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Dergahı Kültür Merkezi - 6 Nisan 2013

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 7 Nisan 2013 · 1:08:31

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Mevlevilikte çile müessesesi devam ediyor mu? Bilgi verir misiniz? Evet. Yani her tasavvuf ehlinin kendi zamanına, kendi konumuna, durumuna, yerine göre çilesi vardır. Mevleviler de bu noktada, kendi zamanlarında, kendi dairelerinde, noktalarında o çileyi yapmışlar, çekmişler.
Mevlevilik bu noktada, bin bir gün dergahta, mutfakta çalışmayı çile olarak adetmişler. Tabi mutfakta normal hizmetini yaparken her gün mesnevi sohbetlerine, her gün virtlerine devam etmişler. Ve bu bin bir günlük çileyi bitiren, bu noktada icazetini almış. Bir de ayrıyeten on sekiz günlük çileleri var. O on sekiz günlük çileleri de almışlar. Tasavvufta, her tarikatın, her üstadın kendince bir çile anlayışı vardır. Bu çile anlayışı sonradan yol olarak devam etmiş. Mesela Musa Aleyhisselam'ın Tur-i Sina'da kırk gün kalmasını, bazı ehli sufi kendisine bir çile olarak görmüş. Ve kırk gün, erbain denir ona, erbain çıkaranlar olmuş.
Bu noktada Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin Hira Dağı'nda en fazla on dört gün kalmıştı. Bazen yedi gün kalır, bazen on gün kalır. En fazla on dört gün kaldığı rivayet edilir. Hira Dağı'ndan Mekke'ye tekrar gelir. İşte birkaç gün durur, yiyecek içecek alır kendine. Tekrar Hira Dağı'na çekilirdi. O yüzden bir kısım ehli sufi yedişer gün, on gün veya on dört günlük bu tip itikaflar veya çileler çıkarmış. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin Medine döneminde Ramazan'ın son on günü hiç itikafı terk etmemiş. Bir sene hanımlarından bazıları mescidin içerisine çadır kurup onlar da itikafa girince Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri üçüncü gün terk etmiş.
Üçüncü gün terk ettikten sonra o itikafı Muharrem'in ilk onunun son yedi gününü tekrar itikafa girerekten o nafile ibadetini tamamlamış. Son ölçü alan ehli sufi bunların içerisinden bir şeyleri kendisine ölçü ederekten bu tip itikaflar ve çileler çıkarmış. Tabi bu noktada biz o itikaf sünnetini yerine getirmek için Ramazan'da, mescitlerde, camilerde, Ramazan'ın haricinde burada bizim bir içeride bilenler bilir bilmeyenler şimdi öğrensinler bir itikaf odamız var.
O itikaf odasında üçer günlük itikafa girmek isteyen kardeşleri orada itikafa katıyoruz. Asıl çile, Kur'an ve sünnet dairesinde yaşayıp yaşatma mücadelesi vermektir. Bir kimse itikafa girerekten, çilehaneye girerekten, çile çekerekten kendi manevi yolunda yürümeye gayret eder. Ama onun faydası sadece kendisinedir.
Kendisinden başkasına faydası olmaz o kimsenin. Bu o kimseye lazım mıdır? Evet. Bunun yolu nedir? Bunun yolu itikaftır. Muhammedi bir noktada. Biz tasavvufu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetinin üzerinden almaya gayret ediyoruz. Bir kimse Muhammedi olarak geçmiş peygamberlerin ölçülerine uyabilirler mi? El cevap uyabilirler. Musa aleyhisselam Tur-i Sina'da kırk gün kalmış. Bir kimse kendince kırk gün itikaf veya halvet veya adına erbain yapabilir mi? El cevap yapabilir. Biz bunu uygun görenlerden değiliz. Bugünkü noktada. Bin bir gün Mevleviler Mevlev hanede durup hizmet edip mesnevi okumuşlar, vir çekmişler. Bin bir gün böylece çile çıkarmışlar.
Mevlevilik adabının içerisinde o gün için uygun mu? El cevap uygun. Tarih katların kendilerince böyle bir çile anlayışları ve yol anlayışları olmuş. Kendi zamanlarında, kendi dairelerinde doğru. Ama din kendisini yeniler. Dini algılayış, dini anlayış hukuk değildir bu. Dini yaşantı kendisini yeniler. Kim şimdi bin bir gün çile çıkarabilir bir dergâhta? Bir, dergâh var mı? İki, çileyi çıkaracak insan çok bulursun. Çileyi çıkaracak mekan var mı? Yok. Ben o yüzden Türkiye'de tarikat yok derim. Hiç kimse Türkiye'de tarikat var demesin.
Türkiye bu noktada tarikatlarının kapısına kilit vurmuş. Bütün tekke ve zaviyeleri kapatılmıştır. Tekke ve zaviyeler kanunuyla. O yüzden çileyi çıkarabilmek için eski manada bir mekana ihtiyacınız var. Mekansız çileyi çıkarmak mümkün değil. Tekke olsaydı, örnek olarak söylüyorum. Bin bir gün orada çileye bir arkadaşımızı katar mıydık? Hayır. Kırk gün katar mıydık? Hayır. 10 günlük itikaf sünnetinin haricinde hiçbir çileye katmazdık o kardeşleri. İtikaf noktasında. Şimdi çile, Allah yolunda kendini muhafaza edip insanlara hizmet etmek. Yarın Tekirdağ'da kutlu doğum kutlanacak.
Keşan'da kutlu doğum kutlanacak. Bir günde iki program var. Saat ikide Keşan'da, akşam saat sekizde de Tekirdağ'da. Arası bugün baktım seksen beş kilometre filan. Tekirdağ ile Keşan arası. Dün Yunak'taydı kutlu doğum programı. Salon doldu, taştı, dışarılara kadar bir o kadar da insan geri dönmüş. Şimdi çile ne biliyor musunuz? Bu koşuşturmanın ucundan tutmak. Şimdi çile, Allah için hizmet edilen bir yerde oraya destek vermek. Orada hizmet etmek. Canınla canınla, bedeninle bedeninle, paranla paranla, gözyaşınla, gözyaşınla. Oradakilerle beraber olmak, beraber olmakla. Şimdi çile bu.
Şimdi çile bu tekke. Burada hizmet etmek çile. Burada hizmet elbisesini giyip tuvalet temizlemek. Hizmet elbisesini giyip insanlara çay vermek. Hizmet elbisesini giyip burada temizlik yapmak. Edebiyat değil. Çile bu. Ucundan tutma. Tuvaletin önünde nöbet tutma. Birisi tuvaletinde defi acet yaptığında anında yıkama. Bir misafir geldiğinde orayı pırıl pırıl görmesi. Çile bu. Kimse ram olmaz bu çileye. Bu açık ha bu çile yolu. Bizim bu konuyla alakalı sorumlu bir kardeş var.
Erkan gel buraya. Erkan'ı çağırın. Erkan gelir misin? Gel gel içeri gir. Bu kardeşimiz bu sırayla sorumlu. Burada hizmet etmek isteyen, çile çıkaracağım diyen bu kardeşe ismini yazdıracak. Diyecek ki ben Allah rızası için burada bir hizmet verin. Ben bu hizmette çalışmak istiyorum. Biz kitaplarda okuruz. Neyi okuruz? Eşrefoğlu Rumi. Hacı Bayramı Veli Hazretleri'ne gitmiş. Entisap etmek için. Hacı Bayramı Veli Hazretleri dervişleriyle buğday biçiyormuş Ankara'da. Irgat yani.
Bakmış demiş ki ya bu nasıl şeyh? Dervişleriyle demiş çalışıyor. Buğday biçiyor. Şam'a kadar gitmiş. Şam'da o gün için bir şeyhe intisap edecekmiş. Söylenir ki o şeyh Halid-i Bağdat'ıymış. O gece şehre girmek adaba uygun değildir. Şehrin kenarında bir dağın eteğine yaslanmış.
O gece rüyasında bakmış ki Hacı Bayramı Veli Hazretleri bir yerde boynunda bir tasma, tasmanın ucunda bir zincir, ip, ipin ucunda Hacı Bayramı Veli Hazretleri. Oradan geri dönmüş. Dost doğru gelmiş tekkeye demiş efendim kendi kendine demiş ki herhalde beni burada demiş kürsüde vaaz etmem için dergahın imamı ederler demiş kendi içinden. Sufilik böyle bakın demiş intisap etmek istiyorum olur evladım demiş. Tabi vazife bekliyor. Demiş ki Eşref oğlunu demiş itin yanına bağlayın. Dergahın bir iti varmış çok affedersiniz. Onun yanına götürüp koymuşlar.
Tabi ekmeğinin suyunu veriyorlar dergahın itine bakıyormuş o. Koca profesör bugünkü manada hatta dekan. Bütün ilimlerin görüldüğü bir tekkenin en üst noktasındaki imamı, hocası. Bir gün nefsi ona demiş ki ey Eşref oğlu sen demiş bu hallere düşecek insan mıydın? Burada demiş dergahın itinle beraber yaşıyorsun. Nefsi öyle deyince ey nefsim demiş. Sen o kadar bana kötüsün ki şu demiş dergahın iti senden daha kıymetli. Onun kaptan yediği kaptan yiyeceksin, onun yediği içtiği kaptan su içeceksin deyince tam yüklenince onunla beraber aynı kaptan yemek yiyeceğim diye üstadı gelmiş. Demiş ki evladım kalk.
Neyse kalkmış bulunduğu yerden. Demiş gönderin Hacı Bayramı içeri, Eşref oğlu içeri göndermişler. Demiş bundan sonra sen tuvalete terfi ettin. Tuvalet temizlemeye başlamış. Dervişler geliyor gidiyor abdest tazeliyor, defi hacet yapıyor o da tuvaleti temizliyor. Bir gün gene nefsi demiş ki sen demiş bu tuvaleti temizleyecek insan mıydın? O zaman nefsine demiş ki bu dervişlerin sen defi hacetine kurban ol. Onların defi hacetini şu sakalınla demiş süpür, temizle. Ne zaman aşağı eğildiğinde o zaman üstadı çenesinden tutmuş. Demiş dur evladım. Şimdi demiş çilen bitti buradaki. Şimdi dergahın imamısın geç namazımızı kıldır. Bir müddet sonra orada eğitimini tamamlayınca o zaman Şam'a gidiyor.
Şam'a gidip kırk günde orada halvet ediyor. Baygın bir şekilde, şimdi onu devam ettirmeyeyim. Ondan sonra tekrar Hacı Bayram-ı Veli'ye geliyor. Geldiğinde Hacı Bayram Veli Hazretleri kızını ona nikahlıyor ve gönderiyor. Nereye? İznik'e. İznik o zaman için Hristiyanların merkezi. Hristiyanların merkezine geliyor. Dini, mübini, İslam'ı anlatmak için. Şimdi, her dergahın bir çilesi vardır. Vardır. Buranın çilesi de Allah yolunda hizmet etmek, koşturmak. İnsanlara öf dahi dememek. Etrafındaki insanlara hizmet etmek. Bu yolda koşuşturmak. Yoksa bir çilehaneye geçip kapanıp orada Allah'ı zikretmek en kolay iş. Tatil geliyor şimdi bana o.
Tatil, tatil şu anda o. Dışarıda iş daha zor. Dışarıda iş daha çileli. Bir derste anlattıydım, yazdırın isminizi diye. Kaç kişi yazdırdı o dersten sonra? Dört kişi. O gün sohbette en azından altı yüz kişi var mıydı? Vardı değil mi? Altı yüz kişiden dört kişi burada tuvalet temizlemeye aday olmuş. Şimdi desem ki, gireceğiniz beş bin sefer Allah diyeceğiniz, cuşu huruş edeceğiniz. Herkes beş bin sefer Allah der Allah, Allah, Allah, … Bekler. Bir şey görecek ya.
O nefse kolay gelen şey. Burada çay dağıtmak nefse zor. Tuvalet temizlemek daha da zor. Tuvaletin önünde duracaksın, insanlar defacet yapacak, sen arkadan temizleyeceksin. Değil mi? Anan görür, baban görür, arkadaşların görür, etrafın görür. Ne derler sana? Sen amirsindir, memursundur, müdürsündür, iş sahibisindir, patronsundur. Belli bir kariyerin vardır, kimliğin vardır, kişiliğin vardır. Bir ağırlığın vardır. Bir esnaflığın vardır. Herkes bilir seni. Kalkıp da burada tuvalet temizlenir mi ya? Edebiyatını okumak, dinlemek çok hoş.
Mahmud-i Hüdayi Hazretleri, Üftada Hazretleri'ne gider. Üftada Hazretleri'ne gidince, nefsi ona zor götürür onu. Biz bunu hep beraber dinleriz Bursa'da. Üftada Hazretleri der ki, evladım sen kadılığı bırakacaksın. Kadılığı bırakır. Omuzuna ciğer sopalarını alacaksın, ciğer sopalarını alır. Bursa sokaklarında kadı kaftanıyla ciğer satmaya başlar. Bursa sokaklarında kadı kaftanıyla ciğer satan Mahmud-i Hüdayi Hazretleri'ne herkes küçük görür, alay eder. Bizim nefsimiz öyle Mahmud-i Hüdayi gibi ciğer satacak bir nefis mi var bizde ya? Öyle Mahmud-i Hüdayi olunuyor. Biz eşrefolu Rumi gibi gidip tuvalet mi temizleriz?
Ama öyle eşrefolu Rumi olunuyor. Eşrefolu Rumi öyle olunuyor. Gidip dergahta çaycılık mı yaparız biz? Onlar basit insanların işi. Yani basit insanlar onları yapmalı. Ya sen dergan ağasısın, babasısın, eskisisin, patron adamsın, işverensin, memursun, amirsin, esnafsın. Öyle şeylerle uğraşılır mı ya?
Herkesin bir yeri ve kariyeri olmalı. Eee? E tuvalet temizleyecek olanlar da kariyersiz, kimliksiz insanlar olmalı. Veya hizmet edecek, dağıtacak olanlar kariyersiz, kimliksiz, kişiliksiz insanlar olmalı. Onları derganın süpüntüleri yapacak. Ya sen derganın ağasısın, paşasısın. Sen sakın tuvalet temizleme. Sen sakın burada çay filan dağıtayım deme ha. Görürlerse ne derler? Bir de böyle enteresan kıyafetleri var bunların. Böyle karşıdan bakınca aslında çok hoşumuza gidiyor ya. Ne kadar otantik ya. Ama bunlar dergan, paryası. Ümmet-i Muhammed, Sufiyim diyenler. Hizmet edenler, hizmet edilenlerden üstündürler.
Hizmet edenler, hizmet edilenlerden üstündürler. Biz sefer esnasında bir kısmı sahabelerden oruçlarını bozarlar. Oruçlarını bozanların sebebi hizmet etmektir. Onlar sefer esnasında çadır kur, çadır topla, ocak yak, ateş topla, çalı topla, iş yap.
Bir kısmı da oruçlu. Oruçlu olanlar da tabi hizmet alıyorlar. Oruçlu ya adam. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediği söz çok mühim. Hz. Peygamber Efendimiz diyor ki, Oruçlulara hizmet edenler, oruçluların sevaplarını aldı götürdü. İki sevap aldılar. Bir, oruçluların sevabını aldılar. İki, hizmet ettikleri için bir de kendilerince sevap aldılar. Çile, hizmet etmektir. Çile, hizmet etmek. Çile bir dergahın içerisinde, bir tekkenin içerisinde, bir tasavvufta, üstadın etrafında muhakkak hizmet vardır. Bizde dolu.
Gün yok, boş gün yok. Boş gün yok. Dinlenmek için zamanı yok. Dinleneceğim diyen sınıfta kalıyor. Çileden laf açılınca çile var elhamdülillah. Çileye rağm olacak, sufi az. Allah bize iyi etsin inşallah. Reenkarnasyon hakkında ne düşünüyorsunuz? Ne düşüneceğim ki sapık şeyler için? Sapıklıktan başka bir şey değil. Hinduların kendi kendilerini aldatmalarından başka bir şey değil. E bunu normalde kabul edenler var mı? Var. İnananlar var mı? Var. Bununla alakalı benim anlattığım güzel bir hikaye var.
Anlatmayayım şimdi. Arkadaşlar biliyorlar onu. Bazıları ruhun değişik bedenlerde defalarca dünyaya geldiğine inanıyor. Yorumunuzu lütfedermişsiniz demiş. Kardeş yorumlamayın be. Yani bazıları demek ki insanlıktan kurbağa olabiliyorlar. Timsah olabiliyorlar. Fare olabiliyorlar. Tilki olabiliyorlar. Reenkarnasyon noktasında eşek olabilir mesela. Mesela değdirmeden geçmeyeyim yine. Meşhur Oşon'un kitabında okudum. Oşon'un kitabında reenkarnasyonla alakalı bir mesele var. Diyor ki bir yaşlı keşiş işte bir dere kenarında bir dağ kenarında gidiyordu. O esnada bir genç kız orada çamaşır yıkıyordu. Genç kızla cinsel ilişkiye girmek için yazcı keşiş söylemiş. Kız koşa koşa annesine gelmiş.
Annesi demiş ki evladım keşke sen hikmet vardır. Keşişin dediğine he deseydin demiş. Çabuk demiş koşalım da ona söyleyelim demiş. Cinsel ilişkiyi kabul ettiğini. Koşturmuşlar bir bakmışlar ki keşiş ölmek üzere. O esnada bir merkep erkek merkep dişi merkebin üzerinde. Kadın demiş ki ah evladım geç kaldık. Keşişin demiş ruhaniyeti o merkebin üzerine geçti şimdi. Yani keşişin ruhu merkep olarak tekrar dünyaya gelecek. O şunun kitabında okudum. E tabi bir kimse ben sonra eşek olarak dünyaya geleceğim diyorsa hakkı onun ya istediği gibi gelsin. Ne diyeceğim ona? Hani hayvanlardan geldiğini maymundan geldiğini iddia edenler var ya ben hiç onlarla kavga etmiyorum.
Kardeş senin atan maymunmuş ben ne yapayım diyorum. Senin atan hayvansa sen atanı hayvan olarak görüyorsan gelişini hayvan olarak görüyorsan ne diyeceğim ben sana illaki insansın deyip de seni asacak değilim ya. He iyi sen de maymundan gelmişsin maymunsun o zaman. İnsanın inancı neyse o. Biz inanıyoruz ki Allah kendi ruhundan bize üfledi. Ve ah seni takvim üzerine yarattı bizi. Biz ona inanıyoruz. Ben ona inanıyorum. E o maymundan geldiğine inanıyor. İyi kardeş Allah işinin gücünden getirsin. Söyleyecek laf yok. Reenkarnos'a inanıyor. İyi. Senin inancını tartışacak değilim. Sen bir gün tilki olarak dünyaya tekrar geleceğine inanıyorsan söyleyecek sözüm yok.
İslami yaşam ve şeyhine karşı ilk gördüğünde muhabbet besleyen kişinin heyecanını zaman içinde kaybetmesi ve hatalara yanlışlara dönmesi kişinin ilk baştaki duygularının gerçek olmadığını mı gösterir? Yoksa yanlışlar yaptığımız için mi gönlümüzü karartırız, muhabbetsizliğe dalarız? İnsanlar yanlışlık yaptıkça kendi kendilerine muhabbet kapılarını kapatırlar. Bir kimse bir hata yapar, bir daha hata yapar, bir yanlış yapar, bir eksik yapar, bir söz söyler. Kendince kendi muhabbet kapısını kapatır. Yoksa o muhabbet kapısı ona açıktır ama kendisi kapatır kendi hatalarıyla. O yüzden ayet-i kerimede sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır der. Allah bizi affetsin inşallah. Bizler de eşlerimizle birlikte kutlu doğum programına gelmek istiyoruz.
İnşallah bu pazar değil bir dahaki pazar Bursa'da inşallah kutlu doğum programı akşam sekizde. Yarın Keşan'da ve Tekirdağ'da inşallah. Bir dahaki ondan sonraki pazar Gelibolu'da, ondan sonraki pazar İzmir Bayındır'da. Bu cuma diye bir dahaki cuma İzmit'te öyle olması lazım bildiğim kadarıyla. Son cuma mı Gürsü'da öyle olması lazım herhalde. Ayın son cuması Gürsü'de olacak gece. İnşallah.
İcra malları piyasa fiyatlarına nazaran daha ucuz oluyor. Onları satın almanın dinimizce bir sakıncası var mıdır? Yok. Bu noktada insanlar ahlu mal derler. Ahlu mal değildir. Şu anda icrada bir kimsenin hukuken asli ihtiyaçları satılmıyor. Buzdolabıdır, çamaşır makinesidir gibi. Bunlar asli ihtiyaçlar listesinde. Velev ki de satılıyorsa alan kimse için bir sıkıntısı, bir sakıncası yok. Bu sattıranla alakalı. Mesela alacağından dolayı bir kimsenin bir tane evde buzdolabı var da, o bir tane buzdolabını sattırıyorsa, o alacaklı kimse ona zulmetmiş oluyor. Ama öyle değil ise ona zulmetmiş olmuyor.
Adamın iki buzdolabının bir tanesini sattırabilir. Evde hayvan figürü, süs eşyası, biblolar bulundurabilir miyiz? Bu hayvan figürleri, süs eşyası farklı, biblolar farklı. Hz. Aişe validemizin, işte böyle küçük bebek gibi, ne bileyim işte kız oyuncaklarıyla, ondan sonra onları sevdiği, onları muhafaza ettiği söylenir. Ondan sonra onlar evinde tuttuğu söylenir. Bu noktadan bir kimsenin evinde bu tip süs eşyaları, biblok gibi şeyleri tutmasında bir beis olmaz. Hayvan figürlerinde de fazla bir beis yoktur. Renkli başörtü, elbise giyilebilir mi? Yoksa sadece düz renkli mi olmalı? Yoksa sade, düz renkli mi olmalı? Bu noktada o insanların kendi kültürleri, kendi anlayışları, kendi kıyafet seçimleri söz konusu olur.
İslam bu noktada belli olan, örtünme yerleri örtünen bir kadının, geri kalan rengine, osuna busuna bakmaz. bakmaz. Şimdi şöyle bir anlayış var, işte herkesin siyah giyindiği yerde bir kimse bembeyaz giyinirse o sırıtır. Dinen takva noktasında uygun görülmeyen hal budur. Şimdi bunu farklı algılıyor insanlar. Bir yer düşünün, işte herkes beyaz giyiniyor orada. Birisinin orada kıpkırmızı giyinmesi, bütün dikkati kendi üzerine çeker. Kadın olarak. Kadınların üzerinde bu uygun görülmemiş, bu haram değil yalnız. Birisi istediği renk tercihini yapabilir.
Biz ona dışarıdan bu haram işliyor diyemeyiz. Bu yanlış yapıyor diyemeyiz. Bunu diyemeyiz biz. İlla ki bir laf söyleyecek ya insanlar bir başkasına. Bu ondan kaynaklanıyor. Şimdi, kadınların dışarıda giymiş olduğu örtüler rengarenk herkeste. Mantoları rengarenk herkeste ama. Bunun içerisinde bir tanesi çok absürt bir şey giyinmiyor ki. Biz ona bu yanlış yapıyor, eksik yapıyor diyelim. O yüzden bunu illa ki düz renkli olması lazım gibi bir tavır takınmak hoş bir şey değil. Şans nedir? Sapıklıktır. Şans diye bir şey var mıdır? Sapıkça vardır.
Yoksa bizim şans dediğimiz şeyler aslında kaderimiz midir? Yani, şans dediğimiz bir şey yoktur. Şans dediğimiz şey kader de değildir. Kökü sapıklık. Allah bütün öğrencilerin sınavlarında başarı ihsan etsin. İnsan çocuğunu döver mi? Dövmemesi gerekir. Çocuğunu küçükken eğitmesi gerekir. Ama illa ki de bu son hadde vardıysa o zaman söylenecek bir söz yok. Bu sefer çocuğunu çok böyle dövmek demeyelim de küçük fiskeler halinde terbiye etmeye çalışmalıyız. Yani bizim o küçük fiskeler, böyle küçük böyle ürkütmeler diyeyim, öyle diyeyim. Çocuğu terbiye etmemize yetmeli.
Döverseniz çocuk arsız olur. Bir erkek çocuğunu döverseniz, erkek çocuğu büyüdüğünde dövmeye başlar o da. Kız çocuğunu döverseniz, bir babanın, bir erkeğin kendisini gayet rahat dövmesi gerektiğini, dövebileceğini düşünür. Bu noktada dövme fiilinden uzak durun. Evli olan erkekler, eşinizi dövme sebebiniz evliliğini kurtarma sebebi olmalı.
Şu kadın evimden içeri girmesin. O kadının evinden içeri girmeyecekse, o kadının ahlaki zafiyetleri olması lazım. O kadının o evliliği bozucu tavır ve davranışları olması lazım. O zaman erkek demeli ki, bu kadın eve girmeyecek. Eğer o kadın, yani senin eşin, o kadını eve alıyorsa, bu birkaç sefer sen yasaklamana rağmen devam ediyorsa, o zaman hafif bir şekilde, son noktada o da, önce yatağını ayıracak o kimse.
Ondan sonra hafif bir şekilde dövecek. Dövmekte de, Hanefiler bu koltuk altını kaldırmazlar. Koltuğun böyle birleşik olacak. Bu elinle ne kadar vurabiliyorsan böyle vur. Yüzüne vurmak da yasak. Yüze vurmak, hadis-i şerifle yasak. Hiçbir kimsenin yüzüne vuramazsınız. Çocuğunuzun yüzünü tokatlayamazsınız. Yanağına vuramazsınız. Hiç kimsenin yüzüne yumruk vuramazsınız. Hiç kimsenin yüzüne vurmak yasaktır, haramdır. Günah kebârdir. Kimsenin yüzüne vuramazsınız. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, insanın yüzü, Allah'ın yüzü veçesi suretinde görmüş, ve kimsenin yüzüne vurmayınız demiş, yasaklamış.
Eşlerinizin ve çocuklarınızın veya düşmanınızın yüzüne vuramazsınız. Bu yasak. E bir kadın, birisini bu noktada işte gelme dediği kadını eve alıyor. Dikkat edin, bir kadının eve girmesini yasaklayıcı sebep budur. Mesela cahil, ahlakı ve edebi düşük olan bir kısım insanlar böyle işte kendi eşlerini zorlamak, kendi eşlerini bu noktada böyle baskı altında tutmak için işte senin annen bu eve giremez.
Senin kız kardeşim bu eve giremez. Senin teyzen, senin halan bu eve giremez. Bunu bir erkek söylüyorsa, söylenilen yer ahlaken zayıf olması gerekir. Ahlaken zayıfsa erkek bunu söyleyebilir. Eğer ahlaken zayıf olmadığı halde bir erkek bunu söylüyorsa, bir başkasının ahlakına iftira atmış olur.
Bir başkasının namusuna, şerefine iftira atmış olur. O zaman ağır bir günah işlemiş olur. Allah muhafaza eylesin. Bunun erkeğin söyleme hakkı budur. Karşıdaki kadın gelecek olan veya erkek gelecek olan, mesela bir erkek hanımının babasına bu eve giremez dediği anda otomatikman adamın ahlakı çıkar orta yere. Bunlar ağır işlerdir.
Bazen bayanlar bana telefon açıyor. Efendim, kocam benim ablamın eve gelmesini yasakladı. Kocam, işte benim kız kardeşimin eve gelmesini yasakladı. Almayacaksın içeri dedi. Beynimden vurulmuşa dönüyorum ben. Karşıdaki kimseye bunu böyle açıklasam, aile faciası çıkacak. Dervişler, iyi dinleyin bunu. Sırası gelmişken söylüyorum. Evdeki kimsenin? Eşin. Gelecek olan, eve gelecek olan kim? Eşinin annesi. Sen eşinin annesini benim eve gelemez dediğinde duracaksın şimdi. Bir, ya bu kadın dedikodu yapıyor, senin evliliğini yıkmak istiyor. İki, ya da bu kadın ahlaksız, ahlaksızlığını senin evine taşıyor.
Ağır bir şey. Senin kız kardeşin bu eve giremez. Bir, o kadının kız kardeşi sende gözü mü var? O kadının kız kardeşi hangi ahlaksızlığı yapmış? O kadının kız kardeşi evden hangi huzursuzluğu çıkarmış sana ki, sen ona bizim eve gelmesin diyorsun. Bunları dervişlerden duyduğum zaman yerin dibine giriyorum. O yüzden açık açık konuşuyorum. Bunları cahil insanlar yapar. Bunları din, diyanet bilmez insanlar yapar. Evdeki hanıma bunu söylemen çok basit.
Söyle annene gelmesin buraya. O kadın şimdi bunları duyuyorsa, kadınlar ve duyuyorlar, sohbeti izleyecekler. Bunları duyuyorlarsa, o kadın kendi kendine düşünmeli. Benim annemin hangi ahlaksızlığı var ki, benim kocam annemi evde istemiyor. Eğer ahlaksızlığı var ise, o adam ahlaksız bir kadının kızını aldı demek ki.
O zaman evlenirken hata yaptı. Bu araştıramadı, araştırmış olsaydı, kadının ahlaksız olduğunu görecekti. Kadının ahlaksız olduğunu gördüğü zaman, ya bile bile ahlaksız olduğunu bile bile alacaktı. Ya da bilmedi, tiyansın, ahlaksız bir kadının kızını almakta, o zaman şeran almama hakkı var. O zaman boşayacak adamın kızını. Neden? Zinacıları zinacılarla evlendiriniz. Bakın mevzu nasıl ağır yerlere gidiyor. Bu yapılan erkeklik değil. Ama gerçekten böyle bir ahlaksızlık var. Gerçekten kadın geliyor evde, kadını kocasına karşı kışkırtıyor. O zaman adamın hakkı.
O zaman kadın, kız kardeşi de olsa, annesi de olsa eve almayacak onu. Bunlar olmadığı halde, adam söylüyorsa adam zulmediyor. Birisi geldi, ben istemiyorum dedi. Çocuğu çektim kenara. Dedim oğlum, bu kadının böyle ahlaksızlığını mı gördün dedim ben? Hayır dedi. Öyle ahlaksızlığını mı duydun? Hayır dedi şimdi. Peki dedim eve gelip senin hanımını sana karşı dedim, kışkırtıyor mu? Hayır dedi. Neden istemiyorum dedim ben? İstemiyorum dedi. Kaldım. Senin yaptığın erkeklik değil dedim ben şimdi buna. Bu sefer o da kaldı.
Benim yaptığımı tam olarak açıklar mısın dedi. Açıklarsam üzülürsün dedim ben. Yok açıkla dedi. Senin yaptığın insanlık dışı bir şey dedim ben. Böyle kaldı. Dedim bir kız annesine nasıl der ki dedim ben. Anne, kocam seni evde görmek istemiyorum. Gelme. Ben dedim o kadının kocası olmuş olsam dedim. Yani senin kayınpederin olsam. Senin kapından içeri dedim. Ölüp ölesiye bir adım atmam ben dedim. Eşimi de göndermem sana dedim. Kaldı. Ben öyle deyince. Dedim yaptığın çok ayıp. Yaptığın çok yanlış. Sakın ha dedim. Bu noktada durma geri dön.
Şimdi bunlar oldu da adam bu noktada işte eşine şart düştü. Namütenay şart. Eyvallah. O zaman hadi son nokta dövsün. Ama öbür türlü bir adamın kadını dövmeye, bir anne babanın çocuğunu namütenay şekillerde bir şeylerde olursa dövme noktasında geri durması lazım. O yüzden meseleyi uzatmayın. O yüzden meseleyi uzatmayın. Çocuğun dövüşünden başka bir yerlere geçtik. Hakkınızı helal edin. Demek o da lazımmış. Allah bizi muhafaza eylesin. Kaçıncı beytte kalmıştık. Soruları eskeçmek değil, sorular uzun meseleler.
Mesela birisi, rabıta ile tefekkür ve hatme ile zikir anlamlarını ve aralarındaki farkları açıklar mısınız demiş. Hakkınızı helal edin. Yani yaklaşık bir buçuk ay önceki sohbetinizde sigarayla ilgili düşüncelerinizi öğrendikten sonra on yıllıktır ya kelim bitti. Bir buçuk aydır nefsimle mücadele ediyorum. Bu sayede Kur'an-ı Kerim'in niçin 23 yılda indirildiğini daha iyi anlıyorum diye uzun bir şey. Allah bizi affetsin inşallah. Namazdayken secde ayeti geçtiğinde nasıl tilavet secdesi kılınır? Namazdan sonra kılınır. Kur'an'ın hak kelimullah olduğunu, meleklerin varlığının, peygamberimizin risaletinin, kadere imanın ve haşrin varlığına dair akli ve mantıklı deliller getirerekten aklındaki şu müşkülleri giderir misiniz demiş.
Senin aklında bu tip müşküller varsa onların müşkülleri giderecek iş uzun. Sen en iyisi iman et, sev. İmama uyduğumuz zaman diye bir uzun soru var. O yüzden hakkınızı helal edin. Akıl. Hiçbir zaman soru işareti bitmez aklın. Herkes zanneder ki bunları akli deliller öne sürülünce akıl bunu kabul edecek. Akıl bunu kabul ettikten sonra da selametle yol yürüyecek zanneder insanlar.
Akıl asla o noktada durmaz. Bir müşkülünü halledersin öbür müşkülü çıkarır. O müşkülünü halledersin başka müşkül çıkarır. Akla uydun mu habire sana müşkül çıkaracaktır o. En iyisi sen aklı at kenara. Allah'ım seni seviyorum sana koşuyorum de koş. Saatle alakalı problemim var. Ooo ona beş var.
Dile. Hazreti Mevlana geçen en son okuduğumuzda hani demişti ya ben apaçık sevgiliyi görmek istiyorum. Onun üzerine Hazreti Mevlana Hüsamettin Çelebiye diyor ve bütün sufilere diyor. Bu cariye hikayesi Hazreti Mevlana'nın deyimiyle bizim hikayemiz diyor ya.
O yüzden Hazreti Mevlana'nın hikayesi bu. Dile özle fakat ölçülü dile ölçülü özle. Bir saman çöpü bir dağı kaldıramaz. Bu hayatın en ince perdesidir. Nefsini bilen Rabbini bildi.
Haddini bilen kemale erdi. Kim haddini bilirse kemale erer. Kim haddini bilirse utanmaktan kurtulur. Kim haddini bilirse reddedilmekten kurtulur. Kim haddini bilirse ayağını çukura düşmekten kurtarır. Kim bu noktada kilosunu kendi kendine tartarsa, nefsini muhasebeden çekerse, çekerse nefsini muhasebeye nerede ne isteyeceğini iyi bilir.
Nerede neyi dileyeceğini iyi bilir. Hani ben hep söylerim Niyazi Mısır'ın güzel bir nefesi vardır. Sen karınca gibi küçük küçük adımlarla gider melekleri seyran etmek istersin. Tırnağının üzerine bir damla su görür kendini ummanda zannedersin, ummanda olmak istersin der. Dile, özle fakat ölçülü dile ölçülü özle. Bir saman çöpü bir dağı kaldıramaz.
Sen bir şeyi dile olmasını istediğini, bir şeyi özle. Bu ne olursa olsun. Ama ölçülü yap bunu. Hani bir önceki beytte sen sevgiliyi çırılçıplak görmek istiyordun ya. Bu sana ağır gelen bir şey. Bu sana zor gelen bir şey. Bu sana haddi aşan bir şey. Hani sen yakın olmak istersin hep sevgiliye. Ölçülü iste bunu. Sen çok yaklaşırsan yanıverirsin belki de. Çok yaklaşırsan korkuverirsin. Çok yaklaşırken yaklaşırsan bıkıverirsin belki de. Nefsin bunu kaldıramayabilir. Nefsin bunu götüremeyebilir. O sevgilinin özel nazını nefsin kaldırmayabilir, nefsin çekemeyebilir bunu.
Sen bir de kendi kendine bunları dilerken aman kendi hastalıklarını, kendi açmazlarını, kendi zayıflıklarını, kendi kırılganlıklarını unutma. Sen bir şeyi özlersin ama dikkat et. Özlediğinle baş başa kaldığında ne yapacaksın? Özlediğinle yan yana kaldığında ne yapacaksın? Herkes üstadına yakın olmak ister. Ama yakın olmanın adabını, erkanını bilmeden yakın olursan bu senin helakına sebep olur. Yakın olmanın adabını öğrendikçe sen yaklaşmaya çalış. Sen yakın olur da yanında gaflete düşersen yanılır yenilirsin. Herkes Allah'a yakın olmak ister.
Ama yakın olmayı isterken sen o yakın olmanın adabını, erkanını yerine getir. Hz. Allah ne dedi? Kul farzları yerine getirmekle Allah'a en sevimli işi yapar Allah'a karşı. Sen dikkat et kendine. Farzlarını yerine getir. Günah keballerden uzak tutmaya çalış kendini. Nafilelerle Allah'a yaklaş ve Allah'ı sevmeye çalış. E sende farzları yerine getirmek yok. Nafileleri yerine getirmek yok. Haram, helal, dikkat etmek yok. E seviyorum seni Allah'ım. Sana çok yakın olmak istiyorum. Farzını kıl. Namaz kılmıyor. Sana çok yakın olmak istiyorum Allah'ım. Allah'ı zikret, zikir yok. Sana çok yakın olmak istiyorum Allah'ım. Koş Allah yolunda. Yok evinde oturacak o. Yakın olmak çiledir.
Herkesin işi değildir. O yüzden insanlar bir şeyi dilerken haddini bilecek. Bir şeyi isterken haddini bilecek. Bir şeyi özlerken haddini bilecek. Sen özlüyorsun ama özlediğine uygun ne kadar davranıyorsun? Sen diliyorsun ama dilediğine yakın olmak için ne veriyorsun, ne yapıyorsun?
Kuru kuru dilemek değil. Bir saman çöpü bir dağı kaldıramaz. Sen bir saman çöpüsün. Allah sana tecelli ederse nasıl kaldıracaksın? Sen bir saman çöpüsün. Sen o sevgiyi nasıl kaldıracaksın? Sen o saman çöpüsün. Ben kendi nefsim için söylüyorum bunları. Sen o dağı nasıl kaldıracaksın? Dağı kaldıramadı. Parın parın parçalandı. Sen nasıl kaldıracaksın? Allah bizi affetsin. Dünyayı aydınlatan güneş birazcık yaklaşsa her şey yanar gider. Dünyayı aydınlatıyor güneş. Güneş hafiften de ne yapıyor? Isıtıyor. Güneşin dünyanın ona uzaklığı, hafif bir uzaklığı ve yakınlığı mevsimleri meydana getiriyor. Ya dünya iki santim kayıverse güneşe doğru mevsim diye bir şey kalmayacak.
İki santim yaklaşsa mevsim diye bir şey kalmayacak. İki santim metre değil. Metre değil. Metre değil. O zaman yakın olmanın getirdiği sonuçlar var. O sonuçlara katlanmak gerekiyor.
Daha doğrusu o sonuçları sevmek gerekiyor. Hani az önce bir kardeş çile var mı dedi ya. Var. Çileden bol ne var? Fitneyi, kargaşalığı, kan dökücülüğü arama. Bundan fazla Tebriz'de Şemstenle bahsetme. Fitneyi, kargaşalığı, kan dökücülüğü arama. Bir yerde bir fitne çıkacak bir şey söylersen. Söyleme. Bir yerde kargaşalık çıkacak sen bir şey söylersen. Söyleme. Bir yerde sen bir şey söylersen kan dökücülük çıkacak. Söyleme. Asla bunlardan bahsetme. Asla bunlardan sorma. Asla bunları deşeleme, kurcalama. Ve Tebriz'de Şemsten sonra da diyor. Bundan sonra da bahsetme. Bunda büyük hikmetler vardır.
İnsanlar dönerler, hep eski şeyhlerden sorarlar. Böylece dervişin aklını eski şeyhe çevirirler. Dervişin fikrini gönlüne, gönlünü eski şeyhe çevirirler. Bu dervişe zehirdir. Panzehir değil. Derler ki, ne veliydi bir önceki üstadımız. Dervişler bütün himmetlerini ve teveccühlerini eski şeyhe çevirirler. Ne üstadmış. Kırtlar aynı kırttır. Veliler aynı velidir. Her veli kendi döneminin velisidir. Ve her veli kendi döneminin Mevlana'sı, kendi döneminin Geylani'si, kendi döneminin Rufay'si, kendi döneminin Bestami'si, kendi döneminin Cüneydi, kendi döneminin Hallacı'sıdır.
İnsanların kendi dönemlerindeki velilere intisaplarını ve bağlılığı nefislerine zor geldiğinden, geçmiş şeyhlerin hikayeleriyle kendilerini aldatırlar. Çünkü o günkü şeyhin sözünü dinlemek, nefse ağır gelir. Geylani Hazretleri'ni bir severler ki, değme gitsin.
Yanında Hazreti Geylani dediğinde, cezbeye gelip duvarlara vururlar kendilerini. Ne cezbe be! Herkes ona der ki, ne derviş ya! Hele bir önceki şeyhlerini anlattığında, o kimsenin gözünden yaşlar boşalır, ne cezbe geçirir. Ve hatta derler ki, biz şeyh efendinin bıraktığı yerdeyiz. Hala da onun peşinden gidiyoruz.
O kılıcının kınından çıktı, şimdi daha keskin. Sağlıklarında da onların yanında değildir onlar, öldüklerinin zaman da yanında değildirler. Neden? Eğer sağlıklarında yanında olsalardı, ve onu gerçekten sevmiş olsalardı, o velilik nurunun, o velilik tacının kimin başına kondurulduğunu görürlerdi. Kadının birisi geldi.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin babası Abdullah'a kendisini teklif etti. Dedi ki, bu adamı gidin söyleyin, beni nikahına alsın. Hazreti Abdullah o evliliği kabul etmedi. Kadın bir dahaki sene haç mevsiminde tekrar geldi. Abdullah orada yine. Abdullah'a baktı, eyvah dedi. Dediler ki ne oldu? Dedi ki, onun anında peygamberlik nuru vardı. Ama dedi, o nuru bu sene onun anında göremedim. O yüzden eyvah dedim. Evlendi mi dedi? Dediler ki evet, o evlendi. Dedi ki, ondan doğacak olan çocuk, beklenen Ahmet olacaktır.
Sakın ha dedi. O çocuk doğduğunda, o peygamber olacaktır. Dövündü kadın, pişmanlar oldu, ağladı. Çünkü o kadın, Cenab-ı Hakk'ın verdiği ilimle, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, mübarek babasının anında, manevi olarak peygamberlik mührünü görmüştü.
Peygamberlik nurunu görmüştü. İşte velilerin, velilerin alınlarında, Mürcid-i kamillerin alınlarında velilik nuru vardır. O velilik nuru, o velinin değildir. O Allah'ındır. Üstadını, velileri manen tanıyanlar, onun ruhaniyetlerini bilenler, o nurun kime intikal ettiğini bilirler ve giderler ona teslim olurlar, onun önünde diz çökerler.
Bir. İkincisi, Allah'ın lütfi ilahisidir. O kimse, o velinin kapısından, yolundan geçmiştir. Cenab-ı Hak lütfetmiştir. O kimse orada kalır. O da ne olur? O veliye intisap etmiş olur. Bu velilik nuru, veliden veliye geçer. Ve Hazreti Mevlana diyor ki, Şems-i Tebriz'den başka bir şey sorma. Sen kan dökücü olma. Manen dervişlerin, derviş kardeşlerinin veçesini, yüzünü, kalbini, sen bir önceki üstadımıza çekerekten yürek kanatma. Sen bir önceki üstada çekerekten insanları fitne çıkarma. Kargaşalık çıkarma. İkilik çıkarma.
Haddini bil. Sen bir üstada bağlısan, sımsıkı o üstada bağlı olarak hayatını yaşa. Geçmiş hikayeleri anlatma. Kırık aşk hikayelerini söyleme. Onların hepsi de kırık aşk hikayeleri. Şimdi senin önünde cap canlı, taptaze duran, Allah'ın velisi var. Sen ne soracaksan, ne öğreneceksen, ne yaşayacaksan, bütün himmetini, gayretini veçeni bir merkezde topla. Merkezden her ayrılış fitnedir, kargaşadır, kan dökücüdür. Hazreti Mevlana müthiş bir tasavvuf dersi veriyor. Oysa Şemseddin'i Tebrizi'yi sevmediğinden mi?
Dervişlere çatal ayaklı olmamasını istiyor. Tek ayak olun diyor. Çatal yürek olmamasını istiyor. Tek yürek olun diyor. Fitne çıkarmayın. Kargaşa çıkarmayın. Kan dökücülük yapmayın. Şemseddin'i Tebrizi'yi bana sormayın diyor. Çünkü Hazreti Mevlana der, baştan dedi ya, Şemseddin'i Tebrizi ile de alakalı. Gidişine çok ağlar. İkinci gidişine. Ondan sonra der ki, ihtiyaç olmadığını, beyan eden beytleri vardır. Bunun sonu yoktur. Sen baştan başla. Bunun sonu yok. Sen baştan başla. Yani, sen, sen de Şemseddin'i Tebrizi'nin dervişiydin.
Hüsamettin Çelebiye diyor. Sen, baştan başla. Yani, sen üstadına yepyeni tazedikten baştan başla. daha önce şeyh efendi böyleydi deme. Şeyh efendi böyle yapardı deme. Şeyh efendi böyle isterdi deme. Bu senin işin değil derviş olarak. Bu hikayeyi anlatacaksa, Hazreti Mevlana anlatacak. Sen sorma ona. Bu hikayeleri anlatacaksa, ders olarak, senin üstadın zamanın vakti geldiğinde anlatır sana. bir meseleyle, bir hadiseyle, onun üzerine çekerekten meramını anlatır sana. O, meramını anlatmak için üstadının üzerinden konuşur. O meramını daha iyi anlaşılması için geçmiş üstadların üzerinden konuşur. Şataat yapmamak için. Kendi nefsini, kendi benliğini öne koymamak için. O yüzden diyor.
Sen, baştan başta. Sen önceden şöyleydik, böyleydik deme. Sen en başından, sıfırdan başla. Yeniden derviş oluyormuş gibi. Yeniden sufilik hayata başlıyormuşsun gibi. Yürü! Gene hikayeyi söyle de, tamamla. İnşallah. Önümüzdeki hafta, halayın hastalığını anlamak için, o Eren'in padişahtan halayıkla yalnız kalmayı istemesinde devam edeceğiz. El-Fatiha. Ma'a selamat. Amin. Yarınki programla alakalı, saat 2'de, Keşan'da, hangi salon olduğunu bilmiyorum. Onu kardeşler, arkadaşlar öğrenebilirler. Keşan'da bir salonda, orada, inşallah, şey var, kutlu doğum var.
Tekirdağ'da da kapalı spor salonunda kutlu doğum var. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi