Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 21 Nisan 2013 · 53:59
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Cuma hutbesini dinlemek farz olduğunu biliyoruz. Bu cuma gittiğim caminin ses sistemi bozuk olduğu için hutbeyi dinleyemedik.
İmam namazı kıldırmaya geçtiğinde ses geldi. Acaba cuma namazımız tam oldu mu? Açıklar mısınız? Hutbeyi, hutbe esnasında oturmak, hutbeyi dinlemek kastıyla durmak, hutbeyi dinlemek hükmünde. O yüzden normalde duyamayabilir bir kimse, duyamadığından dolayı bu noktada cumaya zarar gelmez. Ama ve lakin bu noktada hani o sese tabi olanlar var ya, imama tabi olduğunda imamı göreni görmek gerek.
Hanefiler öyle demişler. O sese tabi olanlara da bir cevap olmuş oluyor bu. Avuç içinin kaşınması, gözün seyirmesi hayır veya şer olarak telaffuz ediliyor. Bunların hepsi de batıl. O yüzden avucun kaşınmasından, gözün seyirmesinden bir şey çıkarmayın. Bizlere kısa da olsa Peygamber Efendimizin hayatından bahsedebilir misiniz? En güzel ahlakla ahlaklıydı. Hiç gıybet etmedi, hiç yalan söylemedi, hiç dedikodu yapmadı, hiç haram yemedi. Fakiri fukareyi gördü, gözetti. Para biriktirmedi, mal biriktirmedi. Adaletle hükmetti, hiç kimseye haksızlık yapmadı. Zulüm etmedi, zulme karşı mücadele etti.
Adaletsizliğe karşı mücadele etti. Haksızlığa karşı mücadele etti. Dinsizliğe karşı mücadele etti. Eşlerine bir tokat dahi vurmadı. Hiç kimseye hakaret etmedi. Hiç kimseye kötü bir lafız konuşmadı. Hiç kimseye, hiç kimsenin evine izinsiz girmedi, izinsiz bakmadı.
Hiç kimsenin malına izinsiz dokunmadı, izinsiz almadı. Bu noktada arkadaşların arasında hilm ile davrandı, yumuşak davrandı, affetti. Özür dileyenin özrünü kabul etti. Bu kadar yeter herhalde. Allah bizi ona uymaya nasip etsin inşallah. Tahta buraya gelince bir şey var dedim içimden. Hatta mırıldandım, tahta gelmiş buraya dedim. Önce habercisi geliyor, sonra tahta geldi mi bilin ki haberci, haber gelmiş. Evet, bu sorulardan sıkılmıyorum. Bazıları sordular bana veya mail çektiler sorulardan sıkılmıyor musunuz diye.
Aslında bu sorulardan hiç sıkılmıyorum. Fakat bu soru soran kardeşi taklit etmeye çalışanlar var. Taklit ettiği şuradan anlaşılıyor. Konuya hakim değiller, araştırmıyorlar. Uzun soru sormak önemli değil. Önemli olan konuyu vurgulamak. Taklit edilmek hoş ama o taklidin arkası var. Yani bu kardeş soruları hazırlarken bir hafta, iki hafta kitap okuyor, araştırıyor, inceliyor. Sonra getiriyor o soruyu. Ve zannetmeyin gündüz de soruların üzerine hiçbir şey konuşmuyoruz. Gündüz çok öyle din konuşan bir kimse değiliz. Evet, hazır mısınız?
İnşallah Cenab-ı Hak cümlemizi hazır etsin inşallah. Arabi'ye göre bütün peygamberler insanı kamil fikrinin timsalidirler. Ama Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bütün peygamberler arasında müstesna bir yer işgal eder. Bu onun bir peygamber olmasından çok önce kevni bir varlık olmasıdır. Adem daha henüz balçıkla su arasındayken bile ben peygamberdim.
Hadis-i şerif. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, Adem su ile balçık arasındayken ben peygamber idi. Başka bir hadis-i şerifte de buna ilave edelim. Daha hiçbir şey yok iken ben peygamber idim. Başka bir hadis-i şerifte Adem insanın evvelidir, ben ise yaratılmışların evveliyim der.
Ontolojik açıdan ezelden beri var olan kevni bir varlık olarak Muhammed ayağını sabiteye tekabül eder. Söz konusu düzeyde mutlak olarak hak illa hakkın zahiri tecellisi olan alem arasındaki var olduğu da olmadığı da söylenemeyen berzah düzeydir. İzutsu. Tekrar okuyorum buraya. Söz konusu düzeyde mutlak olarak hak ile hakkın zahiri tecellisi olan alem arasındaki var olduğu da olmadığı da söylenemeyen berzah düzeydir. Hz. Peygamber yani. Hakikat-ı Muhammed'i ayağını sabitenin kendilerinden ibaret değildir. Bu daha çok ayağını sabiteyi cem eden o ayağını sabitenin varlığının kendisine bağlı olduğu aktif prensiptir.
Hakkın cihetinden bakıldığında hakikat-ı Muhammed'iye bizzat hakkın yaratıcı gücü ya da mükevvanatın yaratılmışların tümü kendini ishar eden gücü olarak hak taladır. Afifi. Buna ontolojik olarak gerçeklerin gerçeği denilmektedir. Gerçeklerin gerçeği eninde sonunda haktan başka bir şey değildir. Ama o başlangıçtaki mutlaklığına bürünmüş olan hak da değildir.
O hakkın kendini ishar etmeye başlamasının ilk suretidir. Bundan dolayı Hz. Muhammed'e kevni ölçekte Platonus'in akli evveli kabul etmektedir. Kevni ölçekte insan-ı kamil olarak Hz. Muhammed hakkın tecellilerin ilkidir. İlmi kelam açısından Allah'ın ilk yarattığıdır. Platonus'un alem görüşünde mutlak tekten neşet eden ilk südur olan Nus'un iki veçesi vardır. Bir, südur ettiği mahal ile ilgili olarak pasif veçesi, kendisinden südur edenle ilgili olarak aktif veçesi. Arabi felsefesinde bu pasiflik kulluğa, ubudiyete yani ibadete ve aktiflik de Rablığa, rububiyete dönüşür. Şu halde ruh-u Muhammed'i kendi zuhurunu ve tecellisinin kaynağı olan, halik ile olan ilişkisinde pasif ve kul olarak görünmesine karşılık, alem ile olan ilişkisi açısından hilkatin temelli olarak fail durumundadır.
Arabinin Fisustak açıklaması şöyle. Ne zaman ki Resul asaleten kul olarak yaratılmıştır, asla efendilik davasıyla başkaldırmamıştır. Allah ondan yaratacağını yaratıncaya kadar pasif olması sebebiyle secde etmeye ve bu durumu vakıf olmaya da devam etmiştir. Allah da ona fail olma rütbesini ve latif bir ara alem olan nefisler aleminde müessir olmayı lütfetti.
Fisus Soru Hz. Muhammed'in ara olma tabiatı, berzahiyesi görülmektedir. O hakka karşı kul ve pasif ama aleme karşı efendi ve aktiftir. Açıklar mısınız? Enfal 17 Ya Muhammed sen atmadın, attığında ve lakin Allah attı. Bu ayette hem pasiflik hem de aktiflik var. Bu nedir?
Baştaki Adem daha henüz balçıkla su arasında iken bile ben peygamberdim sözünden biz oraya küçük bir şerh düştük ya. İlk yaratılan, hiçbir şey yok iken Allah var idi. Biz tahtaya kalkacağız yine. Adım adım gitmemiz lazım. Arzu ederseniz sonunu hemen söylerim ama ve lakin sonu belli zaten. Ama yine de biz adım adım gitmeyi tercih edelim.
Aziz Allah Allah var idi, buna sınır koyuyoruz böyle bir daire çiziyoruz. Bu daire Allah'ın zatına sınır koyduğumuz manası çıkmasın. Ayağını sabite neydi? Bu benim kendi anlayışım. Allah'ın kendi zatı uluhiyetinin içerisinde yaratacak olduklarının tümü. Bu ayağını sabite. Ayağını sabite ne demek biliyor musunuz? Ayağın görünen demek. Ayağını sabite delimizde sabit görünenler. Bunda ayağını sabiteye sizdeki delil gördüğünüz rüyalar.
Rüya görüyor musunuz? Evet. Ve gördüğünüzde rüyada yaşıyor musunuz? Evet. Ama uyandığınızda diyorsunuz ki rüyaymış. Ama birisini dese ki kim gördü? Diyeceksiniz ki ben gördüm. Yaşadınız mı? Evet. Ama zahiren bir tecelliyat var mı? Hayır. Hayır. Ayağını sabitenin kuldaki bir iz düşümü, kuldaki tecelliyatı rüya veya kuldaki tecelliyatı düşünce düşünüyorsunuz.
Düşündüğünüz zaman fiiliyata geçti mi? Hayır. Bu noktada harekete geçti mi? Hayır. Ama bir şeyi düşündünüz. Cenab-ı Hak düşünmeye de önem veriyor. Mesela bir kimse kötülük yapmayı düşünse, yapmasa Allah ona sevap veriyor. Biz ona şöyle inanıyoruz. Ya kötülükten vazgeçtiği için ona sevap verdi. Şeriat tarihinde doğru mu? Evet. Orada Cenab-ı Hak düşünceye kıymet veriyor. Bu da benim kendi algım. O insanlar düşündü mü ki? Düşününce insan mekanizması çalışmaya başlıyor. Ayağını sabite o zaman bu noktada ama rüya olarak algılayın ama düşünce olarak algılayın. İşte ayağını sabitede Cenab-ı Hak bütün her şeyi yarattı. Şu ayağını sabite aynı zamanda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi manevi varlığı.
Bunu Arabi böyle söyleyememiş. Arabi varlık aleminde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hakkın tecelliyatı olarak görmüş. Öyle diyor. Daha ileri. Daha ileri. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hazretleri ayağını sabitenin kendisi. Cenab-ı Hak yaratacak olduğu her şeyi Muhammed-i Mustafa'nın maneviyatının üzerinden yarattı. Ayağını sabite Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden tecelli ediyor. Bunu Arabi o esnada kendince ayağını sabiteden berzah, berzahtan varlık yani zahiri alem.
Bu berzahı ve varlığı bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve maneviyatı olarak görüyor. Berzahı ve o berzahtan tecelliyata varlığın tecelliyatını da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hakkın bu noktadaki varlığa tecelliyatı olarak görüyor. Bu işin karışık tarafı. Bu böyle değil deme noktasında değilim. Biraz sessizlik istiyorum.
Bu hani Hz. Mevlana dinle demiş ya, dinle derken hem dinleyiciye hem kendisine diyor. İslam literatüründe bir şey karşıya değildir. Herkesi kapsar. Hz. Mevlana mesleminin başında dinle derken kendisine de o emri veriyor, o tavsiye ediyor. Çünkü dinlemezsen anlayamazsın, algılayamazsın.
Dinlemezsen kendine hakaret etmiş olursun. Konuşmacıya değil. Şimdi bunda çünkü çizgiyi oturtturamazsanız bu tip sohbetlerde, her şey yerli yerine konmazsa bu tip sohbetlerde bir kimse buradan iman çizgisinden kaymış olarak kalkabilir. Ona sebebiyet vermek istemem. Çünkü ben de kendimi konuşacaklarıma odaklamak istiyorum. Kıymetli dostlar, Hz. Allah varlık alemine tecelli ettirecek olduğu her şeyi kendi zat-ı uluhiyetinde, ayağını sabitesinde yarattı. Bu ayağını sabite, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin maddi manevi varlığı buradaki. Bu berzah alemi de çünkü varlık alemi.
Alemi berzah dediğimiz şey, ruhların yaratıldığı yer. Ruhlar yaratıldıysa, varlığa dönüşmüş demektir. O zaman varlığa dönüşen yerden öncedir Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ayağını sabitede. Ayağını sabitenin bir ismini o zaman biz, ayağını sabitenin bir ismini Muhammed-i sabite diyebiliriz. Biz ayağını sabitenin bir ismini Muhammed-i Mustafa'ya koyabiliriz.
Zaten eğer ki bu ayağını sabiteyi biz, Muhammed-i Mustafa olarak koyarsak, meselenin içerisinden rahat bir şekilde iman zaafiyeti çekmeden yürürüz. Şimdi burada Adem daha henüz balçıkla su arasındayken bile ben peygamberdim. Bu Adem aleyhisselamın yaratılış esnasına, yani dünya yaratılmış, toprak yaratılmış.
Dünya ve toprak yaratıldıktan sonra Adem'in yaratılışına geçilmiş. Bu sonraki devre. Henüz daha dünya yok iken Muhammed-i Mustafa var idi. Henüz daha alemler kurulmamış iken Muhammed-i Mustafa var idi. Henüz daha berzah oluşmamış iken Muhammed-i Mustafa var idi. Hatırlayın, ilk sohbetlerin birisinde demiştim ki, ilk yaratılan, ilk var olan, ilk varlığa dönüştürülen, sıfır sıfır sıfır …
bölü, bir zaman miktarında yaratılan şey Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyetiydi. Bu neydi? Varlığa dönüştüğü haliydi. Varlığa dönüştüğü halde. O şey ne? O şey bir madde değil. O zerrecik bir madde değil. Bu maddenin temelinin, temelinin, temelinin, … temeli. Hazreti Mevlana diyor ki, bu varlığı sen bir hayal üzerine yürür gör. O zaman onun temeline, biz bu manada hayal diyebiliriz. Ama onun temelini, onun temelini Hazreti Allah diyor. Hadis-i Kudsi'de Hazreti Peygamber diyor ki, hiçbir şey yok iken Allah kendi nurundan ve ruhundan bir şey yarattı.
Kendi ruhundan ve kendi nurundan. Ruhundan ve nurundan dediğinde o hiçbir şeye benzemez. İmam-ı Azam ona şey der. İmam-ı Azam'dan sonra gelen ulemanın hepsi de, felsefeciler de bu şey kelimesinde bağlı kalmışlardır. İlk yaratılan şeyi isimlendirmek mümkün değil, vasıflandırmak mümkün. Vası ne? Allah'ın ruhu ve nuru. Ve hiçbir şey yok iken, hiçbir şey yaratılmamış iken, Hazreti Allah, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi nurundan ve ruhundan onu yarattı. O yarattığı ilk şey ne yapmıştı? Zikretmişti.
Zikretti. O yüzden ayeti kerimede dedi ki, Ankavut, Allah'ı zikretmek en büyük iştir. O ilk yarattığı şey, Allah'ı zikretti. Cenab-ı Hak yine hadisi kutsu'da diyor ki, Beni tesbih etti. Beni tenzih etti. Beni takdis etti. Övdü. Bakın, tenzih. Yani, bütün olumsuzluklardan arındırma. Tesbih. Onu ne yapma? Onu zikretme. Takdis, yüceltme. O zaman kul, Allah'ı zikrederse, tesbih ederse, Allah'ı ne yapacak?
Tenzih edecek. Ne yapacak? Takdis edecek, yüceltecek. Allahu ekber demek, Allah'ı takdis etmektir. La ilahe illallah demek, Allah'ı zikretmektir. Subhanallah ve bihamdihi demek, Allah'ı ne yapmaktır? Tenzih etmek ve hamd etmektir. Subhanallah demek, Allah'ı ne yapmaktır? Tenzih etmektir. O yüzden, Sübhanallah, her kim derse, cennette ne oldu? Bir ağaç dikti. Sübhanallah, tenzih. Allahu ekber, takdis etmek. La ilahe illallah, zikretmek. Zikrin en eftali, la ilahe illallah'tır. İlk yaratılan şey ne yaptı?
Allah'ı tesbih, tenzih ve takdis etti. Ve işte, üç boyut. Tesbih, tenzih ve takdis etme. Bunu neden sıraladım? Bu üç hal, varlığın boyutlarıdır. O şey, Allah'ı zikredince, Cenab-ı Hak, o zikrinden dolayı, hızla yaratmaya başladı.
O yaratılanları gördükçe, tenzih etti. Yaratılanları gördükçe, tenzih etti. Ve yaratılanları görünce, tenzih edince, namütenayi, o varlıkları ve yaratıkları görünce, takdis etti. Yani, büyüklüğünün önünde değildi. Secde sonra geldi. Seni kenara atmış değilim. Şimdi, bu, tesbih, tenzih ve takdisi, bugüne kadar, herkesin bildiği nokta şu, bu, kün, denince başlandı. Arabi de bunu böyle biliyor. Veyahut da böyle söylüyor. Arabiciler de böyle söylüyor. Yanıldıkları nokta bu.
künden değil. Ayağını sabit ede başladı. Künde değil. Ve bütün Arabicilerin yanıldığı yer burası. Neden? Yazılıdan bakıyorlar. Halden değil. Halden baksalardı, bakın Hz. Mevlana ne diyor. Halden bakan ne diyor. Halden bakan. Henüz daha Adem, Adem yok iken biz sevgilinin gül bahçesinde güller dererdik. Sevgilinin gül bahçesi neresi?
Ayağını sabite. Bu beyti sana okuduğumu hatırlıyorum. Cevdet nerede? Gözüm görsün. Şeye gidiyorduk beraber. Çanakkale'ye gidiyorduk. Hatırladın mı? Evet. Böyle bir mesele oldu bak. Allah denk getirecek. Henüz diyor. Adem yaratılmamış iken biz sevgilinin bahçesinde gül toplardık. Gül koklardık. Sevgilinin gül bahçesi neresi? Ayağını sabite. Şimdi meseleyi toparlıyoruz. Şimdi meseleyi kestirmeden toparlıyoruz. O zaman henüz zikir ayağını sabitede başladı.
Tenzih ayağını sabitede başladı. Takdis ayağını sabitede başladı. Ayağını sabitede bitti her şey. Ve ayağını sabitede bu manada Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti hakkın hak olarak tecelli ettiği yer. kendi zatının içinde. Zaten Arabi bu meseleyi kendi zatının içinde mi yoksa bütün bu varlığı da içine mi alıyor diye tereddüt eden kimse.
oysa ayağını sabiteyi direkt Cenab-ı Hakk'ın zatının içerisine alsaydı ve deseydi ki zatının içerisinde Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyetinde ve nuraniyetinde bütün her şeyi var etti. Hak Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyetinin üzerinde bir tamam tecelli etti demiş olsaydı mesele bitecekti. Sakın özür dilerim hepinizden de kendimi methetmek ve ona küstahlık etmek değil. Ama bu mesele ümmetin arasında kargacık burgacık olmadan daha anlaşılır bir hale gelecekti. Ve ayağını sabitede Cenab-ı Hak Muhammed-i Mustafa'nın kutlu doğumunu kutladığımız Çanakkale kutlu doğum şeydeki eski kilisedeki kutlu doğum sohbetinin başına bakın.
İnternette yok herhalde değil mi? Nasip. Orada kutlu doğum konuşmanın başında şunu demiştim. Hatırladığım kadarıyla söyleyeyim. Biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zahiren bu dünyaya gelişini kutluyoruz. Ayağınız orada öyle dedim. Ayağını sabitede doğduğumun zamanını bilmiyoruz. Bu dünyaya doğumunun kutlu doğumunu kutluyoruz. Ayağını sabitedekini değil. Ve ayağını sabitede ne zaman doğduğunu bilmiyoruz. Ne zaman ayağını sabitede ayağını sabitenin içerisinde ben onu isimlendirirken rahat anlaşılsın diye isimlendireyim varlığa dönüştüğünü bilmiyoruz.
benim bu fakirin bu noktadaki algısı bu. Öyle olunca hakka karşı kul ve pasif aleme karşı efendi ve aktif hakka karşı kul ve pasif ne yaptı? ayağını sabitede onu zikretti onu tesbih etti onu tenzih etti onu takdis etti kulluk ama Cenab-ı Hak onun bir veçesinden bir yüzünden bütün varlığı yarattı ne?
aktif sufi bir veçesiyle pasif Hazreti Mevlana'dan bizim biz pergelin iki sivri ucu gibiyiz bir sivri ucumuz şeriatı Muhammed'e batmış öbür ucunla alemleri seyran ederiz aktif bir tarafı pasif direğe bağlı kulluk bir tarafı ne?
aktif alemleri seyran eder Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kul peygamber pasif öbür taraftan aktif sen olmasaydın kainatı yaratmazdım aktif az önceki ayeti kerime sen atmadın ben attım aktif başka bir ayeti kerime sen öldürmedin ben öldürdüm aktif bir tarafta aktif çünkü nereden bu işaret bir avuç toz bir avuç toprak düşmanın üzerine atılır düşmanın üzerine her biri şarapnel parçası gulle gibi ortalık alabar olur düşman bir anda dağılır bir avuç toprak bir avuç toprağı atan Muhammed'i Mustafa
aktif onun bir avuç toprağını binlerce şarapnel parçası haline getiren Allah var onun kalbinde o esnada çünkü düşmanın dağılması var onun kalbinde düşmanın dağılmasının Cenab-ı Hak tabiri caizse aktif hale getiriyor karşıyı alabora ediyor Muhammed Mustafa'nın gönlüne ne düşerse nasıl düşerse Cenab-ı Hak onu öyle yaratıyor o zaman başka bir yere geleceğim dipnot olarak Muhammed-i Mustafa o gün için bir tarafı pasif bir tarafı aktifse bugün diyebilir miyiz dostlar Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretler için
şimdi komple pasif diye gelin o hiç aktifliğini kaybetmeyen Muhammed-i Mustafa'ya düzgün ümmet olalım o zaman bir tarafı aktifse aktifliği bitmedi o zaman aktifliğine devam ediyor o zaman biz şimdi meselenin tamamına bakacak olursak bu hadisenin tamamına bakacak olursak berza alemi var mı var ama Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti berza alemi değil ya onun bir üstündeki olan ayağını sabite ayağını sabiteden berzaha yani emir alemine iner ayağını sabiteden ne Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti
onun ruhaniyetinden ve nuraniyetinden yaratıldı bütün her şey o zaman varlığın hangi derecesine giderseniz gidin varlığın hangi noktasına bakarsanız bakın yine sohbetleri toparlayarak şimdi söylüyorum varlığın her zerresinde Muhammed-i Mustafa'nın nuraniyetini ve ruhaniyetini görmeniz mümkün onun ruhaniyeti ve nuraniyeti neydi Hz. Allah'ın ruhaniyeti ve nuraniyetidir o yüzden o zaman Cenab-ı Hak varlık alemini tecelli ettirirken Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyetinin ve nuraniyetinin
üzerinden tecelli ettirdi ve Hz. Muhammed-i Mustafa'nın varlığı ayağını sabitenin komplesini ihata etmiştir böyle de diyebilir miyiz el cevap böyle de deriz o yüzden bu sorunun başlangıcında olan Hz. Muhammed'in ara olma tabiatı berzahiyesi görülmektedir diyor o Hak'ka karşı kul ve pasif ve aleme karşı efendi ve aktiftir eyvallah o zaman ama biz burada bunu berzah alemine değil bir onun üstündeki neye ayağını sabiteye bağlıyoruz bu kardeşinizin de bu noktadaki fikri bu evet evet
parça değil bir şeye benzetme dedim o madde değil ilk yaratılan tamam efendim denilebilir öyle orada ben zamanın
var olduğuna inananlardım ararım başka bu konuyla alakalı tesadüfen değil bilerek zikretti bilerek zikretti başka hadisi kutsu şu
Allah bir şey yarattı yaratılan şey Allah'ı tesbih etti tenzih etti bu Allah'ın hoşuna itti orası yani normalde oraya takılınacak bir şey yok orada Allah bir şey yaratmış hiçbir şey yok iken o yarattığı şey onu tesbih ve tenzih etmiş siz yine karıştırdınız eğer biz o ilk yarattığı şeyi ayağını sabitede olduğunu görürsek ayağını sabitede yaratılan şey ilk yaratılan şey Allah'ı zikretti tesbih etti daha ileri bütün varlığın hayatın
sırrı bu ayağını sabitede bütün sır burada sır burada yok bütün herkes sırrı aşağıda arıyor burada arıyor sır burada berzah alemi ruhların zahire döndüğü yer ama onlar ayağını sabitede var idi örnekledim biz Allah'ın
rüyasını yaşıyor olabiliriz eyvallah öyle denilebilir o da varlık onun bilmediği bir şey yok peki peki neden böyle bir şey ihtiyaç duydu zaten her şeyi biliyor görüyor düşünmemizi bile biliyor kim günahı işlemeyeceğini biliyor neden böyle bir şey ihtiyaç duydu ne iş yapıyorsun ptd'de çalışıyorsun senin ptd'de çalıştığını hiç kimse bilmemiş olsa böyle bir özelliğin olduğunu da hiç kimse bilmemiş olsa bir anlam olur mu birisi harikulade
yemek yapıyor olsa ama hiç kimse onun yemeğini yememiş olsa hiç kimse onun yemeğini görmemiş olsa onun harikulade yemek yaptığını nereden bileceğiz kim bilecek senin yok mu evlenirken söyleyecek misin neden ihtiyaç duyacağınız o zaman birisi olunca soracak değil mi efendim hayır mecazi değil hakikat ayağını sabitede kendisinin
biz gül bahçesinde gül koklarıydık dediği hakikat ne mecaz olsun ki eyvallah öyle de algılanabilir varlık işte bu nerede okuyorsun lisede okuyorsun bu muhteşem bir soru ayağını sabite sonsuz varlık diyor sonsuz mu muhteşemsin hangi lisede okuyorsun Nuri Erbak'te okuyorsun maşallah harika evet işin en enteresan noktası
ayağını sabite sonsuz varlık sonsuz mu burada ikiye düşmüş herkes bir kısmı varlığın sonsuz olduğunu söylemişler bir kısmı da varlığın sonunu olduğunu söylemişler bir tes bunlar küfür değil ha böyle düşünmek fikir cimnastiği olarak algılayın Cenab-ı Hak bütün varlık alemini yok edip kıyametini koparıp bütün her şey ayağını sabitesine çeker mi çeker her şey ayağını sabitedeyi toplar mı toplar varlık olarak gördüğümüz her şey dürülür mü dürülür bu manada varlık olarak yaratılan her şey yok olur mu
olur fikir cimnastiği iki bütün bu varlığı devam ettirebilir mi ettirebilir kıyamet dediğimiz şey dünyanın üzerinde kopar insanlar her cümerç olur bir hesap kitap kurulur ondan sonra isterse yeniden dünya yaratır mı yaratır fikir devam ediyoruz bütün insanların kıyametini kendi nefislerinde koparttırarak dünya devam eder varlık devam eder o insanlar yine kendilerince kıyametleri kopup hesaba kitaba çekilip azabı çekip gidecek olduğu yere gidip varlık devam edebilir mi edebilir varlık nasıl dedin ya sonu var mı yok mu
al sana bir sürü alternatif fikir soru başka değil gayb ayrı secde ayağını sabiteden sonra veya ayağını sabitenin içi önemli değil ama önce zikir sonra secde efendim akıl var diyor ki ben aklı evvelim Hz. Peygamber Efendimiz diyor ayağını sabite akılsız değil aklı evvel Hz. Peygamber Efendimiz aklı evvel el
ak o Allah'ı zikretti Allah'ın da bu hoşuna gitti birileri kıs kıs gülüyor bu yayının altında bildiğini söylemiyor diye bildiğimi söyleyeceğim sonra daha ayağını sabit eden sonra kalem varlığın içinde ruhlar değil varlık alemine geliyor veya
gelecek diyebilir miyim? evet o zaman varlık alemide ayağını sabite sınırsızsa varlık alemide sınırsız olmuyor çünkü oradaki her şey ayağını sabitenin sınırsızlığı ayrı varlığın sınırlılığı ayrı düşünülebilir bu vahdedi ne bizim burada benim anlattığım ne vahdedi vücut ne de vahdedi şuhud yani vahdedi vücuda bağlı kalırsam böyle konuşamam vahdedi şuhuda da bağlı kalırsam böyle konuşamam vahdedi vücuda bağlı kalırsam bunun hepsini de ben vücudun içine almam lazım evet bu hepsi de tek ama vahdedi vücut düşüncesi şudur
bunun hepsini de içine alır vahdedi şuhud düşüncesi şudur bunu böyle ayrı alır bunu da ayrı alır gördü evet evet vardı ayağını sabit eden sonra var var o da gül topluyordu
gül kokluyordu ayağını sabite kendi varlığın içerisinde cenabı kendince kendi varlığının içerisinde vardı zaten yarattığı şey onu zikreden Resulullah salli sellemin maneziyatı olarak nitelendirir yanlış ama düşünebilir miyiz düşünebiliriz düşünebiliriz diyebiliriz Allah'ın bilmediği hiçbir şey yok biliyordu bayağı bir
salgıdan çıkarmış evet kendine sor el fatiha amin
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.