Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 11 Mayıs 2013 · 59:46
Selamun aleyküm. Allah gecenize hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü, ayınızı, yılınızı hayırlı eylesin inşâAllah. Umluklarınıza nail eylesin, korktuklarınıza nırsı muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'e ve memleketimize yardım etsin inşâAllah. Bugün üç ayların başlangıcı, o mübarek silsilenin, o mübarek silsile tesbih başının birinci günü.
Recep'in biri. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Recep Allah'ın, Şaban, benim, Ramazan da ümmetimin ayı demiş. Haram aylar dörttür. Bir de buna zilhicce eklenir. Hazreti Allah bunu kadim bir gelenek olarak ta öteden beri haram ayları belirlemiş. O yüzden Recep ayıyla alakalı Müslümanlar hazırlık yaparlar Recep ayında.
Ramazan, Necat'a kurtuluşa gidecekse Ramazan'da Recep'ten itibaren temizlenmeye başlarlar. Bunu şöyle de dillendirebiliriz. Recep şeriat, Şaban tarikat, Ramazan marifet, haç da hakikat olabilir. Ama ben bunu genelde dörtlü değil, hakikati ve marifeti tek tutarım.
Şeriat, tarikat, hakikat deriz biz buna. Böyle olunca Recep, Şaban, Ramazan şeriat, tarikat, hakikat olur. Bunu bu noktada ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin de diyebiliriz. Böyle olunca Recep ayı Allah'a ilmi olarak yakınlaşacağımız ay. Şaban ayı ayni olarak yakınlaşacağımız ay. Ramazan ise hakikat noktasında Allah'a yaklaşacağımız ay. Yani görüyormuşçasına ibadet edeceğimiz ay. Kıymetli dostlar, sorularınıza geçmezden önce o yüzden böyle bir üç ayların başlangıcı olan Recep'le alakalı, üç aylarla alakalı kısa bir gizirgah yapalım dedim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri oruç olarak tavsiye ederken, Pazartesi, Perşembe bir ayın başında ortasında sonunda veya bir gün boş, bir gün dolu olarak orucu tarif etmiş.
Recep ayıyla alakalı oruç hadislerinde en fazla Recep ayında oruç 15 gündür. Bu da bir boş, bir doludur. Bir hadis-i şerifte kim Recep ayında 15 gün oruç tutarsa o cennetin istediği kapısından gir denilir ve gökte melekler onunla alakalı af oldun Allah'tan dilediğini iste denir der. Oruç çünkü bir kimsenin günahlarını yok eden, günahlarını hayra çeviren en önemli ibadetlerdir, ibadetlerden birisidir.
O yüzden bu ayda bol bol oruç tutalım tutabilenler, bol bol sadaka verelim, verebilenler. Bol bol Allah'ı zikredelim, bol bol tövbe edelim ve bu üç ayların sonunda kurtuluşa erenlerden olalım, üç ayların sonunda hakkı görenlerden olalım inşallah. O yüzden Recep ayınız bu manada mübarek olsun, üç ayların başlangıcı mübarek olsun. İnşallah önümüzdeki perşembe günü ilk kandilimiz, o yüzden önümüzdeki perşembe günü de kandilde hep beraber burada tekrar sohbet eder, inşallah iftar ederiz. Düşüncenin merkezi neresidir? Düşüncede özgürlük var mıdır? Düşünce ve tefekkür aynı mıdır? Düşüncenin merkezi zahiri olarak akıldır.
Özgürlük var mıdır? Allah'ın zatını düşünmenin haricinde düşüncede özgürlük hürdür. Yani sonuna kadar vardır. Düşünce ve tefekkür aynı mıdır? Evet aynıdır. Bir şekilde. İmanın ticarete dökülmesini istemediğiniz için kitap yazmadığınızı düşünüyorum.
Ama bir gün siz de bu fani dünyadan göçeceksiniz ve verdiğiniz sohbetler belki de yarım kalacak. Ayetlere kattığınız o etkili yorumları bir kitap haline getirip gelecek nesne bırakıp daha çok insanın imanına vesile olmak istemez misiniz? Kendimi bunu samimiyetimle söylüyorum. Kendimi böyle kitap yazacak kadar alim bir kimse olarak görmüyorum. O kadar etkili konuşmacı, etkili bir bilgiye sahip olduğumu da zannetmiyorum. Yani bunu böyle tevazu olarak da algılamayın. O kadar çok tevazulu bir kimse değilim. Ben de sizler gibi basit bir Müslümanım veya sizler gibi sizin gibiyim.
Kendimi bir başkasından farklı görmedim, görmüyorum. Görmem de mümkün değil. Kitap yazmak için herhalde belli bir donanım ihtiyaç. Belli bir dini bilgi, belli bir pozitif bilime ihtiyaç var. Kendimce öyle bir bilgi sahibi olduğumu düşünmüyorum. Allah beni affetsin. Benim hayatım tasarlanmış bir hayat değil. Hayatım boyunca da tasarlanmış bir şey yaşayamadım hiç. Bir şeyi tasarlamaya kalksam da yüzüme gözüme bulaştırdım. O kadar çok akil ve ilim ehli bir kimse değilim. Belki de şu anda burada daha ehil insanların durup, sizin gibi kıymetli insanlara sohbet etmesi gerekirdi.
Kendimi de bu noktada çok ehliyetli görebilen bir kimse değilim. Ben de herkes gibi bu dünyadan göçüp gideceğim. Göçüp giderken geriye kalacak olan işlediklerim olacak. Belki de herkes beni hayırlı bir kimse bilirken ben o kadar çok hayırlı bir insanda değilim. Herkesin bir hüsnü zannı olabilir üzerimde. Bizden öncekiler Allah razı olsun hepsinden de bir sürü kitap bırakmışlar, yazmışlar. Öyle büyük kutupların bulunduğu bir alanda bizim gibi küçük insanların bir şeyler yazması çok hoş bir şey olmaz herhalde.
Bu konuda telefonla gerek mail ile gerek böyle söyleyenler var. Bunu ciddi olarak söylüyorum. Kendimi o kapasitede görmüyorum. Allah beni affetsin inşallah. Biz hani bir söz vardır ya Anadolu'da meşhurdur. Koyunun bulmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi'den. Bizimki de onun gibi bir şey sayılabilir. İnşallah bu makamların, bu mevkilerin, bu kürsülerin gerçek sahibi veya sahipleri gelir. Onlar otururlar buraya. Biz de Cenab-ı Hak müsaade ederse gerçek makam sahipleri oturmuş deriz.
Öbür taraftan bakar mutlu oluruz. Eğer öbür tarafta rahat eder isek. Herhalde biz biraz kışta geldik. İşin kış tarafı bize düşmüş. 28 Şubat'tı hararaydı, görereydi, baskındı, basılmaydı, sorguydu derken biraz bu tıp şeylere zaman kalmadı belki de.
Kendimizi yetiştiremedik. Kendimizi yetiştirmeye zaman kalmadı. Belki de saklandığımız bir yer. Eşlerin geçimi ve Allah yolunda bir yuvalarının olması için özellikle okunması gereken bir dua var mıdır? Dua etmek bir şeye yeter gibi geliyor bana. Muhakkak ki özel dualar vardır.
Özel zikirler vardır. Muhakkak vardır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri işte kim bunu okursa dünyada borcu varsa borcundan kurtulur, rızkı genişler gibi değişik virtler var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle alakalı Hz. Peygamberin dilinden dua ve zikirlerle alakalı hadisçiler bu hadisleri toplamışlar zaten.
Bu tip virtleri, zikirleri de toplamışlar. Bunları yapabilirler insanlar. Bunları yapmak bir veçeden sünnet. Bunu böyle bir derse giden, bir üstada bağlanan, hasbelkedar bir mürşide bağlanmış olan kimse için söylüyorum. Ben ayağımı bir yere koyamadım. Hakkınızı helal edin. Benim aldığım sufi terbiyesinde sufi üstadının verdiği virtten başka bir virt çekmezdi. Onun için lazım olan o virttir. Bu yine sufiler için olsun.
Ayırt edeyim. Sufi özel bir şeyler için virt çekerse biraz sufilik noktasında zayıflamış olur. Sufiler biraz daha böyle farklı yorumlar ve düşünürler. Hani Muhyiddin Arabi Hazretleri'nin Şam ahalisi duaya, yağmur duasından çıkalım demişler.
O da olur demiş. Gidelim. Arabi Hazretleri önde, cemaat arkada yüksek bir tepede dua edilmesi müstehap. Yürürlerken bakmış ki bahçıvanın birisi bir tarafı sürüyor, bir tarafı sulamıyor. Durmuş. Hey bahçıvan demiş. Bahçıvan dönmüş. Buyur efendim demiş. Tarlanın bu bölgesini soluyorsun, bu bölgesini sulamıyorsun demiş. Efendim bu tarafın suya ihtiyacı var, bu tarafın da suya ihtiyacı yok demiş. Dönmüş ahaliye. Ey ahali demiş. Ondan iyi mi biliyorsunuz ki demiş. Su istiyorsunuz. O nereye ne lazımsa verir demiş.
Dönün geri demiş. Muhakkak ki insanlar kendi özel ihtiyaçlarını, kendi özel noktalarını ve konumlarını Allah'tan isterler bir şekilde. Sufiler biraz daha farklı düşünürler. Onlar Allah'a yalvarırlar her noktada. Ama özel husisi bir noktaya değinmezler. Ben kendimce şöyle düşünürüm. Bir kimsenin ya Rabbi demesi, onu tanıması ve kalbi olarak ona muhtaç olduğunu hissetmesi ve ona ne gelecekse ondan geleceğini bilmesi ve ne istenecekse ondan istemesi.
İstenilmekten hoşlanır. O hoş olsun dahi, hoş olması için dahi onun gönlünün istenmesi gerektiğine inanır su filan. E bir kimse haramları terk ederse, Allah onun gönlünü zengin eder. Bir kimse güzel ahlaklı olursa, Cenab-ı Hak onun rızkını bol eder.
Bir kimse Allah'ı çokça zikrederse, ona ne lazımsa Cenab-ı Hak verir. Hadisi Kudsi'de kul beni zikretmekle benden bir şey istemeye zamanı kalmaz ise, o benden bir şey istemeden ben ona istediklerini veririm diyor. O, onu zikredenlerin isteklerini yerine getirir. O zaman Sufi bu manada onu zikirle hemhal eder kendisini.
Eğer Sufi kendisini onunla alışverişe koydu, kendisini onu zikretme yoluna koyduysa, Cenab-ı Hak onun eksik ve noksanlıklarını tamamlar. Allah ona lazım olan her şeyi, onun hizmetine müsahhar kılar. Ne lazımsa ona. O yüzden Sufiler, özel bir şeye, özel dua etmektense, hep dua halinde, hep zikir halinde durmaya çalışırlar.
Bu, o kimsenin hep kendisini, ona muhtaç görmesidir. kendinizi Allah'a muhtaç görün. Asla Allah'a muhtaçsızlık duymayın. Devamlı, her an, ona muhtaç olduğunuzu hissederseniz, bu muhteşem bir hal olur. ve her işinizde, ona yaslanır, ona dayanır, ondan yardım bekler, onu gözetirseniz, o, sizi hiçbir zaman, naçar bırakmaz, hiçbir zaman, sizi, başkalarına muhtaç etmez. O yüzden, borçlundan kurtulmak için, şu zikrullahı bu kadar yap, doğrudur.
Ağrından kurtulmak için, şu esmayı çek, hadis-i şerifle, doğrudur. Şundan kurtulmak için, şunu çek, doğrudur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerini ve, arkasından gelen, sahabeleri ve onun varislerini, yok hükmünde görüp, veya onları bu noktada, söylediklerini görmemek noktasında değiliz.
Ama ve lakin, o kimse, böyle olmaktansa, kendi nefsini görmeyip, hep, başkalarının ihtiyaçlarını görmesi, kendi ihtiyaçlarını görmeyip, başkalarının ihtiyaçlarına dua etmesi, kendi nefsini görmeyip, devamlı zikir üzerine durup, zikir halinde kalması, onun için daha uygun olacaktır.
İnşallah. Bu ses gelip gidiyor ama, öyle olmuyor mu, bana mı öyle geliyor? Gelip gidiyor değil mi? bir sohbetinizde, bir kimsenin, bir mürşidi kamil, bir mürşidi kamile bağlanması, onu otomatikman, emmareden, levvameden çıkarır, bir mürşidi kamile, tam sıkı bir şekilde, bağlandı ise, bağlılığında, şek şüphesi yok, yoluna devam etme, sıdkıyeti, üzerinde var ise, o kimsenin, seyri sülükü, başlar demiştiniz.
Neler demişim? Allah beni affetsin. Bir kimsenin, üstadına bağlılığında, şek şüphe etmesi nedir? Şüphesi olan kimse, bundan nasıl kurtulur? Bir kimsenin, üstadından, şek şüphe etmesinin, nasıl olduğunu bilmem. Bunu ben kendi üzerimde, bir hal olarak yaşamadım.
Ama yaşayan, kimseleri gördüm. Bu noktada, bir kimsenin, iç hali nedir? Hangi haleti, ruhiye ile, şüphe eder? Onu bilemem. Ben bir üstada bağlandım, Nevşeli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'ye, 86 yılında, Allah rahmet eylesin, 2004'te vefat etti.
Kabri şerife koydum, başka bir üstadım olmadı. Ben kendisine de, beyan etmiştim zaten. Çok dua etmiştim. Kendisinden de, dua istemiştim. Ben senden sonra, kalmayayım dedim. Medine-i Münevvere'de, ömre esnasında, benim o aşırı isteğimden dolayı, münacat ettiğini, münacatında, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, bunu kabul etmediğini, daha onun işinin, var olduğunu, ve çok olduğunu, söylemiş ona.
Ben çok üzülmüştüm o zaman, ondan sonraya kalacağım diye. Öyle oldu. Takdir-i İlahi, kader-i İlahi, biz ondan sonraya kaldık. Ben başka bir şeyh, bu noktada intisap etmedim. Başka bir şeyhe gitmedim. Öyle olunca, bana onu söyleyince, efendim, müsaade edin, ben sizden sonra da, bir kimseye bağlanmak istemiyorum dedim. Ertesi gün, yine münacat etti. Oğlum, sana ihtiyaç yokmuş zaten dedi. Sen bizden sonra da, bir şeyhe intisap etmene, gerek yok dedi.
Ve, sözüm ve ahdim, sizi kabre koyuncaya kadar, size ve dergahınıza, hizmet ederim. Bunu hangi cehaletle, söylediğimi bilmiyorum, yeni derviş olduğumda demiştim. Siz vefat ettiğinizde, size ve dergahınıza olan, hizmetim biter efendim dedim. Bunu yeni derviş olduğumda, söylediydim. Sözümü yerine getirdiğime, inanıyorum. O vefat edince, ona ve dergahına, hizmetim, elimden geldiğince, yapabildiğim ce yaptım. Ne kadar yapabildiysem. Bu zaman zarfında, ben üstadımın üzerine, hiç hekim şüphem olmalı.
Onun üstadlığından, onun veliliğinden, hiç şüphelenmedim. Eksik, yanlış, doğru, fazla, bunlarla ilgilenmedim hiç. Herkes, bazıları, bu böyle olmaması lazım, dedi. Hikmet vardır, dedim. Çıktım ben işin içinden. Ama o şüphe eden insanları gördüm. O şüphe eden insanlar, o şüpheleri, onların yolun sonunu göstermedi. onlar şeyh efendi vefat etmezden önce dağıldılar. Şeyh efendinin sağlığında, kendilerince şüphelerini önlerine koydular. ve o şüpheyle yaşadılar ve o şüphelerinden dolayı an geldi dergahı bırakıp gittiler.
An geldi şeyh efendiyi eleştirip gittiler. An geldi şeyh efendinin zakirlerini eleştirip gittiler. an geldi yandan oradan oradan buradan bir olay oldu, onu o olayı bahan edip gittiler. Gitmeyenler de hep bunları dillendirdiler. Onlara bunları dillendirdiğiniz şekiniz, şüpheniz var. Şekle şüpheyle bu yol gidilmez. Bir dergah bulun kendinize dediğimde de kendilerinde o cesareti bulamadılar. Ne gidebildiler, ne kalabildiler. Ama onlar hep böyle arafta kalaraktan hayatlarına devam ettirdiler. Ve hala da onlar araftalar. Ve onların etrafında toplanan insanlar da arafta.
Kendilerine bir yol, bir çizgi, bir kimlik oluşturamadılar. Sufilik, ihlas ve samimiyettir. Sufilik, sıdkıyettir. Sadık olmaktır. İhlas ve samimiyet, insanda istikameti ve sadıkiyeti getirir. İhlas ve samimi noktada duramayan insanlar, istikametlerini kaybederler. Sıdkıyetlerini de kaybederler. Ve onlar zannederler ki herkes, sadece o kimse tasavvifi hayatlarında yalpaladılar. Sadece dergah hayatları yalpalandı zanneder.
Onların bütün hayatları yalpalanır. O tip insanların bütün hayatlarının istikameti bozulur. O tip insanların bütün hayatı bu noktada bozulur. Bu öylesine bir iksirdir ki, Sufi samimiyetinin dokunduğu yer, Elmas, altın cevheri gibi olur. O samimiyetin bozulduğu yer ise, Cüruf olur. Bu ama insanların kendi seçtikleri yoldur. Şöyle düşünür insanlar, Sıdkıyeti, sadıklığı, Kulun gayretine değil de, Direkt Allah'ın, O kulun üzerine giydirmiş olduğu bir elbise gibi görürler.
Bu işin tembellik tarafıdır. Bu işin boş tarafıdır. Kul bir adım atmak zorundadır. Kul, sadıklığa doğru yürümek zorundadır. Şöyle düşünürüm ben, Bir maraton koşucusu, Yirmi bin metre koşacak, Yol üzerinde, Ona lazım olan şeyler yol kenarında.
İki bin metre sonra ona su lazım. İki bin metre sonra su veren birisi var. Dört bin metre sonunda, Ona ılık su lazım. Ilık su var. Beş bin metreye, On bin metreye gelince, Ona yiyecek bir şey lazım. Maraton koşucularına bakarsınız, Bir müddet sonra yolda onlara yiyecek verirler. Hem yer hem koşar o. Hem içer hem koşar. Ben sufiliği buna benzetirim. Allah'a koşun var ya ayeti kerime. Allah'a koşun. Sufiliği bana sorarlarsa, Ben geçmiş tekinlerin tariflerini reddetmek değil, Bir ilave ediyorum.
O ayeti kerimeyi ben Cenab-ı Hak bana lütfettiğimde kaldım ben böyle. Allah'a koşun. Allah'a yürüyün değil. Allah'a koşun. Sufi, Allah koşucusudur. Allah'a koşar. Allah'a koşarken o, Cenab-ı Hak kendisine koşanların, Yollarını asan eder, açar. Kim yollarımızda mücahede ederse, Ona yollarımızı açarız. Ona doğru koşana ne lazım ise, Yolda hazırdır. Sana yolda, Sarp kayalıklara çıkacakken, Sana gayret ayakkabısı lazımdır.
Sana Cenab-ı Hak gayret ayakkabısını giydirir. Sana o Sarp kayalıkları aşarken, Sabır elbisesi lazımdır. Sana sabır elbisesi giydirir. Sen, Yolda koşarken, Kenardan seni hançerleyenler olacaktır. Sana eczadolabını verir. Her hançeri tedavi edecek, Bir eczadolabın vardır senin. Allah-u Alem, Ben onu öyle hayal ederim. Cenab-ı Hak, Her hançerine, Senin belki de, Koşuna göre, Birlerle, onlarla, binlerle, İfade edilecek, Melekler gönderir.
Sana hançeri vururlar, O hançeri tedavi eden, Melekut hazırdır. Sana düşen, O hançere bakmamaktır. Çünkü, Menzilin vardır, Senin yolun vardır. Sen koşmakla mükellefsindir. Ve koşarsın. Ve koştukça, Senin nefesin açılır. Sen koştukça, O senin ihtiyaçlarını, Yolda tamam eder. Sen koştukça, Sana lazım olanlar, Senin önüne gelir. Kula düşen vazife, Koşmayı istemek, Koşmayı sevmek, Ona ulaşmayı istemek, Ona doğru gitmeyi sevmek, Ona huslatı, Ona tekrar geri dönmeyi, Gözünün önünden, Gözünün önünden hiç çekmemek, Hiç kaldırmamak, Ve, Belki de büyük bir hayal ama, O seraptan seraba, Hayalden hayale, Hayretten hayrete, Ona doğru koşmaktır ki, İşte bu seyr-i sülüktür.
Bu, İhlas ve samimiyetle olur. Bu ancak, Sevmekle olur. Hani Cenab-ı Hak, Der ya, Allah onları sever, Onlar da Allah'ı sever. Hani, O ayet-i kerimenin, Tecelli ettiği, Onlar gereklidir. Madem ki, Allah, Onları sevdi, Onlar da Allah'ı sevdi. Allah'ı sevenler de, Allah'a koşanlardır. Kim, Allah'a ulaşmayı isterse, Allah da, Ona kavuşmayı ister. Kim, Allah'a kavuşmayı dilerse, Allah da, Ona kavuşmayı diler.
Bu, Eski, Türk filmleri gibidir. O, Mutlu sondur. Hani, Erkek, Kızı çok sevmiştir. Kız da, Erkeği çok sevmiştir. Ama, Ortaya zalimler girmiştir de, O zalimlerden dolayı, Dünyada bir türlü, Birleşememişlerdir. Biz, Bayındır'da bunu, Bayındır'da açık havada seyrederken, Duygusala bağlardık bunu.
Ve, Bizi böyle, Hayallerle mutlu ederlerdi. Ferdi Tayfur'un sevgilisi ölür, Ya da Ferdi Tayfur'la beraber ölür. Son anda, Eller birleşir. Ama, Onların ruhları, Gelinlik ve damatlık, Giyerekten göğe yükselir. Film ya bu. Hayal ya. Biz de, 15-18 yaş arasında, Bunları izlemişiz ya. İşte, Öyle bir sevgilidir, Bizim hayalimizdeki. O, Sevgiliye kavuşmak için, Koşarız da Allah, Koşarız. Ve, Biliriz ki, Belki de, Bu dünyada, Ona ulaşamayacağız. Biliriz ki, Belki de bu dünyada, O bizim yüzümüze de bakmayacak. Belki de, Her elini tuttumuz, Dediğimiz, Tutuyoruz dediğimiz anda, Elimiz boş kalacak.
Belki de, Her konuşacak diye, Dudağının kenarında beklerken, Belki de konuşmayacak. Belki de, Bu seher vaktidir, O vakit deyip, Beklerken, Belki de uzaktan görünüp, Kuyruklu yıldız misali, Geçip gidecek. Ha, Şimdi, Selamımızı alır, Ha, Şimdi bize merhaba der, Ha, Şimdi, Belki de kulum der, Ha, Şimdi belki de ümmetim der, Düşüncesiyle, Koşmaktır, Seyr-i sülûk.
Buna, Ancak samimiyet gereklidir. Buna ancak, İhlas gereklidir. Buna ancak, İstikamet gereklidir. Buna ancak, Mangal gibi yürek gereklidir. Buna ancak, Doğru sözlülük, Doğruluk gereklidir. Buna ancak, Erkeği kadın ayırmaksızın, Yiğitlik gerektir. Buna ancak, Derin nefes gerektir. O yüzden, Ben kendi nefsim için söyleyeyim. Belki de, O vuslata hiç eremeyeceğiz. Belki de o vuslat şarabını, Kana kana içemeyeceğiz.
Ama, Seven kimse için, Ümit kapısı hiç kapanmaz. Gücümüzün yettiğince, Nefesimizin yettiğince, İhlas ve samimiyetle, Bize düşen, Koşmak, Koşmaktır. Koşmaktır. Bunu sabaha kadar, Koşmak, Koşmak, Koşmak diye, Dillendirebilirim. Dillendirebilirim. İşte, Bir mürşide bağlanmak, Bir mürşide teslim olmak, Bir mürşidin elinden tutmak, Her nefis sahibinin işi değildir. Ama o kimse, O nefsini yere vurdu, O nefsini taşa çaldı, O nefsini, Bir şekilde, Mücadeleden geçer, Geldim sana derse, Ve o üstadın önünde diz çökerse, O, Bu benim kendi kanaatım, Emmare-i levvami o esnada geçmiştir.
Rivayet edilir ki, Mahmud-u Hüdaye Hazretleri, Karar vermiş. Bursa Kadısı, Bursa Valisi, Demiş ki, O Üftada Hazretlerine gideyim, Mürid olayım. Malum, Mübarek Üftada Hazretlerinin, Tekkesi biraz, Sarp Yamaç'tadır. Oraya doğru, Atın üzerine giderken, At, Sırtından atmış, Mahmud-u Hüdaye, Götürmek istememiş, Onu o yola, Taşımak istememiş ona, Şeytan bir şekilde, Atı dürtüklemiş, At, Atmış üstünden, Mahmud-u Hüdaye, Mahmud-u Hüdaye demiş, Atın peşine düşmemiş, Demiş, Yürü nefsim, Demiş, Sen öyle bir yola gidiyorsun ki, At, At-ı demiş, O yolda gitmek istemiyor, Yürümüş, Mübarek Üftada Hazretlerinin, Huzuruna gelmiş, Geldim efendim demiş, Geldim, Her şeyimi bıraktım da geldim, Her şeyimi terk ettim de geldim demiş,
Mübarek Üftada Hazretler demiş ki, Evladım, At-ı demiş, Seni buraya getirmek istemedi, Bu, Öyle bir yoldur ki, Bir mürşidi kamile bağlanmak, Adamın atı dahi o tarafa doğru yürümez, Adamın eşi, Annesi, Babası, Patronu, Adamın, O güne kadar seviyorum dedikleri, Ve sevdikleri, Ve onu sevenler, Bir anda değişiverir, Değişiverir, Ak kara olur, Bir anda değişiverir, Ak kırmızı lel olur, Bir anda değişiverir etrafı, Herkes ona tavsiyeler bulunmaya başlar, Gitme, Gittiğiniz adam şöyle kötü adam, Gitme, Gittiğin adam böyle kırık adam,
Gitme, Gittiğin adamın şöyle hataları var, Gitme, Kafeyi oynatırsın, Gitme, Kafeyi kırarsın, 86-2013, 27 yıl olmuş, 27 yıldan beri, Benim kafamı oynatmayı bekleyenler var, 27 yıldan beri, Bir tarikata girip de, Benim bildiğim, Bizim dergahımızda, 27 yıldan beri, Birisi kafeyi oynatmadı, Ama hep kafayı oynatanları getirdiler, Bir tanesi kafeyi oynatmadı, Ama hep kafayı oynatanları getirdiler, Dediler ki, Okur musunuz?
Bir tanesi gelip de burada, Sağlam kafasını oynatmadı, Allah'ın gücüne gitmesin, Cenab-ı Hak muhafaza eylesin, Nazardan saklasın, Bu bizden değil, Bu Allah'ın lütfi, İkramı, İhsanı, Bu Allah'ın delili, Bu Allah'ın, Ehli sufiye vermiş olduğu bir keramet, Daha bundan büyük keramet olmaz, 27 yıldan beri, Şu dergahta, Adabınla, Usulünle oturup, Kafasını oynatan bir kimse görmedi bu fakir, Ama nerede kafasını oynatmış, Bir kimse varsa getirdiler,
Buna okuyuver, Nerede cinni uğramış, Uğrak olmuş, Nerede karabasan olmuş, Nerede cinni taifesiyle ilişkiye girmiş, Nerede akli dengesini bozmuş, Şizofrenik olmuş, Nerede depresif, Pisişik problemleri olanlar var, Onları toparlayıp getirirler, Hala da, Kafayı oynatırsınız, Dedikleri tekkelerde, Kafayı oynatırsınız, Dedikleri şeyhlerin, Mürşitlerin, Dizinin dibine getirirler, Kafayı oynatmış olanları, Derler ki, Okuyuverir misin bunu, Bir nazar eder misin, Bir baksan, Hadi bizde kafa oynatıyordu ya millet, İşte,
Yola girmek, Bir mürşidi kaminin elinden tutmak, Bir mürşidi kaminin yolundan gitmek, Her nefsin işi değildir, Adam kendince der ki, Evde hadis kitabı mı yok, Okurum ben, Kendince der ki, Evde tefsir mi yok, Okurum, İlahiyat profesörlerinin de düştüğü hata bu, Onlar öyle diyorlar, Bu işin ilmini bilen biziz, Bu işini öğreten biziz, Bizi kimse dinlemiyor diyorlar, Bana söylüyorlar, Şöyle demek istiyorlar, Bunu diyemiyorlar direkt de, Böyle demek istedikleri bu, Anla, Sen cahil bir adamsın, Öyle görüyorlar, İlmin yok,
Ayetlere değişik mana veriyorsun, Hadislere değişik mana veriyorsun, Kendince sen millete fetva veriyorsun, Hata ediyorsun, Hatalı davranıyorsun, Şek şüphe etmek o, Kimisi de öyle yapar, Burada benim söylediğimi gider, Bir ayeti kerimeye bakar, Ya burada farklı mana vermiş, Bugüne kadar böyle mana veren yok, Bu nasıl mana verir böyle der, O mananın değişeceğini tahmin etmez, O mananın değişebileceğini söylemez, O hadis-i şerife başka bir bakış açısı geleceğini düşünmez, Şek şüphe budur, Gider evde ayet hadis karıştırır,
Gider evde sufi kitabı karıştırır, İşte onlar Şek şüphe ederler, Ama o profesörlerin, O öğretim üyelerinin düştükleri çukur şu, Onlar o ilmi satmak için yapıyorlar, Onlar o ilimden karınlarını doyuruyorlar, Bir tıp doktoruyla, Onun arasında bir fark kalmıyor, O cerrahlık yapıyor, Ameliyat ediyor, Alıyor parayı, O da ayet hadis öğretiyor, Alıyor parayı, Birisi iktisat profesörü, Birisi de tefsir profesörü, İktisat profesörü de, Kitap yazıyor, Satıyor, Alıyor parayı, Tefsir profesörü de, Tefsir ediyor, Yazıyor kitabı,
Satıyor, Alıyor parayı, Ondan sonra diyor ki, Bizim etrafımızda, Neden kimse toplanmıyor, Toplanmıyor, Sizin gibi, Cahil cüheylâ insanları dinliyorlar, O manaya söylüyor, Ben de diyorum ki ona, Hocam, Ne çektiysen diyorum, Şu dinini satanlardan, Çektim diyorum, Ben Müslüman olalı, 26 yıl oldu diyorum, 27 yıl oldu, 27 yıldan beri, Çektim, Cahil cüheylalardan değil, O bilmeyene, Canım feda, Ruhum feda, 10 sefer değil, 100 sefer değil, 1000 sefer değil, Son nefesime kadar, Anlatmaya razıyım, Ah, Şu biliyorum diyenler,
Yok mu, Ne çekiyorsam, Onlardan çekiyorum dedim, Onlar çünkü, Bilgilerini, Parayla satıyorlar, Onlar dinlerini, Parayla satıyorlar, Onlar parayla konuşuyorlar, Onlar, Risalelerini, Parayla satıyorlar, Bunlardan çekiyorum hocam dedim, Kaldı, İşte sufi, Samimiyeti elinde olan insandır, Onun samimiyeti elindedir, O, Koşarken, Kendince, Avuçlarında, Belki de bir yudum, Samimiyeti vardır, Avuçlarında, Belki de bir yudum, Hasreti vardır,
Avuçlarında, Belki de bir yudum, Vuslat heyecanı vardır, Avuçlarında, Belki de bir yudum, Derdi vardır, Avuçlarında, Belki de bir yudum, Hicranı vardır, Avuçlarında, Belki de bir yudum, Çektikleri vardır, Onları götürüyordur sevgilinin huzuruna, taptaze gitsin, misler gibi koksun, bahar kokularını alsın diye sufi ona doğru koşuyordur.
Ve koşarken de o açlığını düşünmez, o koşarken tokluğunu düşünmez, o koşarken hastalığını düşünmez, o koşarken varlığını yokluğunu düşünmez, o koşarken vücudunu düşünmez. O malikül mülk olan, o sevgililer sevgilisi aşıklarına müştaktır. O sevgililer sevgilisi, o kudret ve kuvveti elinde tutan, o vekil olan, o malikül mülk olan, o her şeye kudret ve kuvvet yetiren bilir ki onun aşıklarının aklı yoktur.
Aklı olmayan karnının acıktığını hissetmez, aklı olmayan doyduğunu hissetmez, aklı olmayan yarasını beresini hissetmez, aklı olmayan neresine diken batmış hissetmez, aklı olmayan neresinde bıçak var, neresinde ok var hissetmez. Aklı olmayan hangi hain kılıcın kolunu kestiğini görmez, aklı olmayan hangi hain okun neresinden girdiğini bilmez, onun derdi sadece koşmaktır.
O koşarken maşı gucebbar onun ihtiyaçlarını görür. O ona müştaktır çünkü, onun o koşması ona çok sevimli gelir. Onun o koşması ona çok sevimli geldiğinden, kâh onun yarasına merhem olur, ona eczalar sunar, kâh onun oklarını üzerinde tutar. Sen der ki okunla huzuruma çık. O sufi sırtında kaç tane ok var ise huzurullaha doğru koşar. Sırtında kaç tane hançer var ise huzurullaha doğru koşar. Sırtında hangi acı, sırtında hangi hicran, sırtında hangi karanlık pusuda düşürür, vurulmuşlu var ise onunla koşar. Oysa o merhametlilerin en merhametlisidir. O koşarken onun tedavisini yapar.
O koşarken onun ihtiyaçlarını görür. O koşarken ona ne lazımsa hizmetçilerini sıralar. O hazinenin sahibidir. O malükül mülktür. O kendisi beyan etmiştir. Bana bir adım gelene ben on adım gelirim. Bana on adım gelene ben yüz adım gelirim. Bana yüz adım gelene ben koşarım demiştir. Sufi bu müjdeyi almıştır ya. Ona yüz adım giderse o ona koşacak ya. O yüz adım gitmez. O koşmaya başlar. Düşünün. O koşmaya başladığında o ondadır artık. O yüzden o onda olduğundan o hayretten hayrete, hayretten hayrete dalar. Bir an sonra koştuğunun farkına da varmaz. Ve koşuyorum diyemez artık.
Koştum da diyemez. Dışarıdan bakanlar bu koşuyor der. Dışarıdan bakanlar bu yaralanmış der. Dışarıdan bakanlar bu hastalanmış der. Dışarıdan bakanlar bunun şu ihtiyacı var der. İşte seyrüsülük böyle devam eder. Bunu ancak ve ancak, ancak ve ancak, ancak ve ancak, samimi olanlar götürebilirler. Ancak ve ancak, üstadının üzerinde şek ve şüphede bulunmayanlar götürebilirler.
Çünkü, şek ve şüphe onu şeytanın kucağına götürür. Şeytanın kucağında Allah'a koşamaz kimse. Allah bizi onlardan eylesin. Biraz vaktinizi aldım, birkaç tane de soru kaldı. Onlar da bana haklarını helal etsinler. Sizler de haklarınızı helal edin. Geceniz mübarek olsun. Mesnevi'den de bir şey okuyamadık. İnşallah Allah vakit, fırsat yaratırsa önümüzdeki hafta okuruz. El Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.